• 1- Şanslı
    2- Azimli
    3- Deli
    4- Cimri
    5- Neşeli
    6- Sinirli
    7- Teknolojik
    8- Psikopat
    9- Sakin
    10- Yorgun
    11- Utangaç
    12- Titiz
    13- Sempatik
    14- Zeki
    15- Uysal
    16- Bıkkın
    17- Yalnız
    18- Gıcık
    19- Saf
    20- Kurnaz
    21- Olağanüstü
    22- Hırslı
    23- Cömert
    24- Kitap kurdu
    25- Aşık
    26- İyilikçi
    27- Öfkeli
    28- Havalı
    29- Yakışıklı
    30- Güzel
    31- Küçük


    Ocak: Patates
    Şubat: Şoför
    Mart: Penguen
    Nisan: Uzaylı
    Mayıs: Yıldız
    Haziran: Bakteri
    Temmuz: Ejderha
    Ağustos: Çorba
    Eylül: Balık
    Ekim: Soğan
    Kasım: Civciv
    Aralık: Limon
  • Kitap Listesi:

    *Gılgamış Destanı

    *HOMEROS
    İlyada Destanı (Homeros)
    Odysseia Destanı (Homeros)

    *Binbir Gece Masalları

    *DANTE
    Yeni Dünya (Dante Alighieri)
    İlahi Komedya (Dante Alighieri)

    *TOLSTOY
    Savaş ve Barış (Lev NikolayeviçTolstoy)
    Anna Karenina (Lev NikolayeviçTolstoy)
    İnsan Ne ile Yaşar (Lev NikolayeviçTolstoy)
    Hacı Murat (Lev NikolayeviçTolstoy)
    Diriliş (Lev NikolayeviçTolstoy)
    Sivastopol Serisi(Lev NikolayeviçTolstoy)
    Kazaklar (Lev NikolayeviçTolstoy)
    İvan İlyiç'in Ölümü (Lev NikolayeviçTolstoy)
    Kreutzer Sonat (Lev NikolayeviçTolstoy)

    *DOSTOVEYSKİ
    Suç ve ceza (Fyodor Dostoyevski)
    Karamazov Kardeşler (Fyodor Dostoyevski)
    Kumarbaz (Fyodor Dostoyevski
    Budala (Fyodor Dostoyevski)
    İnsancıklar (Fyodor Dostoyevski)
    Yeraltından Notlar (Fyodor Dostoyevski)
    Ezilenler (Fyodor Dostoyevski)
    Delikanlı (Fyodor Dostoyevski)
    Beyaz Geceler (Fyodor Dostoyevski)
    Ecinler (Fyodor Dostoyevski)
    Öteki (Fyodor Dostoyevski)
    Ölü Evinden Anılar (Fyodor Dostoyevski)

    *ROBERT MUSİL
    Niteliksiz Adam -Robert Musil
    Genç Törless - Robert Musil

    *JACK LONDON
    Martin Eden (Jack London)
    Vahşetin Çağrısı (Jack London)
    Beyaz Diş (Jack London)
    Demir Ökçe (Jack London): Distopya-ütopya
    Deniz Kurdu (Jack London)

    *STENDHAL
    Kırmızı ve Siyah (Stendhal)
    Parma Manastırı Stendhal

    *DAN BROWN
    Da Vinci Şifresi-Dan Brown
    Dijital Kale ( Dan Brown)
    Melekler ve Şeytanlar -Dan Brown
    Cehennem - Dan Brown
    Başlangıç ( Dan Brown)

    *BORGES
    Kum Kitabı -Jorge Luis Borges
    Brodie Raporu- Jorge Luis Borges
    Şifre - Jorge Luis Borges
    Ficciones- Jorge Luis Borges
    Alef- Jorge Luis Borges
    Yaratan- Jorge Luis Borges
    Atlas- Jorge Luis Borges
    Tartışmalar- Jorge Luis Borges
    Yedi Gece- Jorge Luis Borges
    Sonsuz Gül -Jorge Luis Borges
    Evaristo -Carriego Jorge Luis Borges
    Alçaklığın Evrensel Tarihi- Jorge Luis Borges
    Düşsel Varlıklar Kitabı - Jorge Luis Borges
    Sonsuzluğun Tarihi -Jorge Luis Borges
    Öteki Soruşturmalar - Jorge Luis Borges

    *CHARLES DİCKENS
    İki Şehrin Hikayesi (Charles Dickens)
    Oliver Twist (Charles Dickens)
    Kasvetli Ev (Charles Dickens)
    David Copperfield (Charles Dickens)
    Büyük Umutlar (Charles Dickens)
    Müşterek Dostumuz (Charles Dickens)

    *GORKİ
    Ana (Maksim Gorki)
    Artamonov Ailesi - Maksim Gorki

    *BALZAC
    Vadideki Zambak ( Balzac)
    Goriot Baba (Honoré de Balzac)
    İki Yeni Gelinin Anıları (Balzac)
    Eugénie Grandet (Balzac)

    *MİLAN KUNDERA
    Varolamanın Dayanılmaz Hafifliği-Milan Kundera
    Gülüşün ve Unutuşun Kitabı- Milan Kundela
    *ROBERT LOUİS STEVENSON
    Define Adası- Robert Louis Stevenson
    Dr jekyll ve bay Hyde - Robert Louis Stevenson

    *NİKOS KAZANCAKİS
    Zorba- Nikos Kazancakis
    Günaha son çağrı - Nikos Kazancakis

    *VASCONCELOS
    1-Şeker Portakalı (José Mauro de Vasconcelos)
    2-Güneşi Uyandıralım
    3-Delifişek

    *GUİN
    Mülksüzler (Ursula K. Le Guin)
    Yerdeniz Üçlemesi (Ursula K. Le Guin)

    *JOSEPH CONRAD
    Nostromo-Joseph Conrad
    Karanlığın Yüreği-joseph Conrad

    *ALEXANDRE DUMAS (baba DUMAS)
    Monte Kristo Kontu (Alexandre Dumas)
    Üç Silahşörler (Alexandre Dumas)
    *ALEXANDRE DUMAS (Oğul DUMAS)
    Kamelyalı Kadın

    *VİCTOR HUGO
    Notre Dame'ın Kamburu (Viktor Hugo)
    Sefiller (Victor Hugo )
    İdam Mahkumunun Son Günü (Victor Hugo)

    *GOGOL
    Ölü Canlar (Nikolay Vasilyeviç Gogol)
    Palto (Gogol)
    Bir Delinin Hatıra Defteri (Nikolay Vasilyeviç Gogol)

    *THOMAS HARDY
    Kaybolan Masumiyet (Thomas Hardy) (Tess ismiyle de çevirisi bulunuyor)
    Çılgın Kalabalıktan Uzak (Thomas Hardy)
    Adsız Sansız Bir Jude (Thomas Hardy)

    *ROBERT LUİS STEVENSON
    Kara Ok (Robert Louis Stevenson )
    Define Adası (Robert Louis Stevenson )

    *HENRY FİELDİNG
    Tom Jones (Henry Fielding): İlk basımı 1749. Dünyada yazılmış ilk romanlardan biri
    Joseph Andrews (Henry Fielding )

    *GEORGE ORWELL
    Hayvan Çiftliği (George Orwell )
    Bin Dokuz Yüz Seksen Dört -1984-George Orwel-(gerçek adı Eric Arthur Blair)

    *ALDOUS HUXLEY
    Cesur Yeni Dünya -Aldous Huxley
    Krom Sarısı - Aldous Huxley

    *EMİLE ZOLA
    Germinal (Emile Zola)
    Nana (Emile Zola)
    Meyhane (Emile Zola)
    Hayvanlaşan İnsan (Emile Zola)

    *HENRY JAMES
    Washington Meydanı (Henry James )
    Daisy Miller (Henry James )
    Bir Kadının Portresi (Henry James)
    Yürek Burgusu (Henry James)

    *WİLKİE COLLİNS
    Beyazlı Kadın (Wilkie Collins)
    Aytaşı (Wilkie Collins)

    *PUŞKİN
    Maça Kızı (Aleksandr Puşkin)
    Yüzbaşının Kızı (Puşkin)

    *FLAUBERT
    Madam Bovary -Gustave Flaubert
    Bilirbilmezler ,Bouvard ile Peuchet (-Gustave Flaubert
    Aşk Eğitimi -Gustave Flaubert
    Duygusal Eğitim Bir Delikanlının Hikayesi - Gustave Flaubert

    *KAFKA
    Dönüşüm (Franz Kafka)
    Dava (Franz Kafka)
    Şato (Franz Kafka)

    *ZWEİG
    Satranç (Stefan Zweig )
    Sabırsız Yürek (Stefan Zweig )
    Amok Koşucusu (Stefan Zweig )
    Olağanüstü Bir Gece (Stefan Zweig )
    Bir Kadının Hayatından 24 Saat (Stefan Zweig )
    Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (Stefan Zweig )
    Geçmişe Yolculuk (Stefan Zweig )



    *VİRGİNİA WOOLF
    Deniz Feneri (Virginia Woolf)
    Dalgalar (Virginia Woolf)
    Mrs. Dalloway (Virginia Woolf)
    Kendine Ait Bir Oda (Virginia Woolf)

    *CHARLOTTE BRONTE
    Profesör (Charlotte Bronte)
    Villette Geçmişin Gölgesinde (Charlotte Bronte)
    Shirley (Charlotte Bronte)
    Jane Eyre (Charlotte Bonte)

    *JANE AUSTEN
    Aşk ve Gurur (Jane Austen)
    Mansfield Parkı (Jane Austen)
    Emma (Jane Austen)
    İkna ( Jane Austen)
    Akıl ve Tutku (Jane Austen)

    *SHAKESPEARE
    Hamlet (William Shakespeare )
    Macbeth (William Shakespeare)
    Romeo ve Juliet (William Shakespeare)
    Othello (William Shakespeare)
    Bir Yaz Gecesi Rüyası (William Shakespeare)
    On İkinci Gece (William Shakespeare)
    Kral Lear (William Shakespeare)
    Venedik Taciri (William Shakespeare)
    Kış Masalı (William Shakespeare)

    *WELLS
    Zaman Makinesi (H.G.Wells)
    Görünmez Adam (H.G.Wells)
    Dr. Moreau'nun Adası (H.G.Wells)
    Dünyaların Savaşı(H.G.Wells):

    *MARCEL PROUST
    *Kayıp Zamanın İzinde (Marcel Proust)
    1) Swann'ların Tarafı
    2) Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde
    3) Guermantes Tarafı
    4) Sodom ve Gomorra
    5) Mahpus
    6) Albertine Kayıp
    7) Yakalanan Zaman

    *ÇEHOV
    Martı (Anton Çehov)
    Vişne Bahçesi (Anton Çehov): Tiyatro Oyunu
    *JULES VERNE
    80 Günde Devri Alem (Jules Verne)
    Dünya Merkezine Yolculuk (Jules Verne)
    Denizin Altında 20bin Fersah (Jules Verne)
    Aya Yolculuk (Jules Verne)

    *GOETHE
    Faust (Johann Wolfgang von Goethe)
    Genç Werther'in Acıları (Johann Wolfgang von Goethe)
    Wilhelm Meister'in Çıraklık Yılları (Johann Wolfgang von Goethe)
    Gönül Yakınlıkları (Johann Wolfgang von Goethe)

    *NABOKOV
    Lolita - Vladimir Vladimiroviç Nabokov
    Ada ya da Arzu - Vladimir Vladimiroviç Nabokov
    Solgun Ateş - Vladimir Nabokov

    *GEORGE ELİOT
    Silas Marner (George Eliot):gerçek adı:Mary Anne Evans
    Middlemarch (George Eliot)

    *PEREC
    Kayboluş - Georges Perec
    ŞEYLER (Altmışlı Yılların Bir Hikayesi)-Georges Pere
    w ya da bir çocukluk hatırası -George Perec
    Yaşam Kullanma Kılavuzu - Georges Perec

    *PAUL AUSTER
    New York Üçlemesi – Paul Auster
    Ay Sarayı - Paul Auster
    Şans Müziği - Paul Auster

    *J.R.R TOLKİEN
    Yüzüklerin Efendisi- John Ronald Reuel Tolkien
    Hobbit- John Ronald Reuel Tolkien

    *TRUMAN CAPOTE
    Tiffany’de Kahvaltı-Truman Capote
    Soğukkanlılıkla- Truman Capote

    *JAMES JOYCE
    Dublinliler (James Joyce)
    Ulysses (James Joyce)
    Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi - James Joyce

    *DOYLE
    Baskerville’lerin Köpeği-Arthur Ignatius Conan Doyle
    Sherlock Holmes-Arthur Conan Doyle

    *TURGENYEV
    İlk Aşk (İvan Turgenyev):
    Babalar ve Oğullar (İvan Turgenyev)

    *MARK TWAİN
    Tom Sawyer'ın Maceraları (Mark Twain):Çocuk edebiyatı
    Huckleberry Finn ‘in Maceraları – Mark Twain

    *ITALO CALVİNO
    Görünmez Kentler-İtalo Calvino
    Bir kış gecesi eğer bir yolcu -İtalo Calvino
    Kesişen Yazgılar Şatosu - Italo Calvino

    *D. H. LAWRENCE
    Gökkuşağı - David Herbert Lawrence
    Lady Chatterley’in Sevgilisi- David Herbert Lawrence
    oğullar ve sevgililer - David Herbert Lawrence
    Aşık kadınlar- David Herbert Lawrence

    *ITALO SVEVO
    Senilita Yaşlılık - Italo Svevo
    Zeno'nun Bilinci - Italo Svevo

    *PATRİCK SÜSKİND
    Güvercin - Patrick Süskind
    Koku -Patrick Süskind

    *MARGUERİTE DURAS
    Lol V. Stein'ın Kendinden Geçişi - Marguerite Duras
    Konsolos Yardımcısı - Marguerite Duras

    *YUKİO MİŞİMA
    Bahar Karları Bereket Denizi 1 - Yukio Mişima
    Kaçak Atlar / Bereket Denizi 2 - Yukio Mişima
    Şafak Tapınağı Bereket Denizi 3 - Yukio Mişima
    Meleğin Çürüyüşü Bereket Denizi 4 - Yukio Mişima

    *MARCEL ALLAİN-PİERRE SOUVESTRE
    Fantoma 1 : Suç Dehası - Marcel Allain ,Pierre Souvestre
    Fantoma 2: Boş Tabut - Marcel Allain ,Pierre Souvestre

    *EDUARDO GALEANO
    Yaratılış /Ateş Anıları 1 - Eduardo Galeano
    Yüzler ve Maskeler Ateş Anıları: 2 - Eduardo Galeano
    Rüzgarın Yüzyılı Ateş Anıları: 3 - Eduardo Galeano

    *CENGİZ AYTMATOV
    Beyaz Gemi- Cengiz Aytmatov
    Gün Olur Asra Bedel- Cengiz Aytmatov

    ********

    *Dede Korkut Kitabı

    *MEVLANA
    Mesnevi -Mevlana

    *YUNUS EMRE
    Divan -Yunus Emre

    *EVLİYA ÇELEBİ
    Seyahatname - Evliya Çelebi

    *OĞUZ ATAY
    Tutunamayanlar (Oğuz Atay)
    Tehlikeli Oyunlar (Oğuz Atay)

    *YUSUF ATILGAN
    Aylak Adam (Yusuf Atılgan)
    Anayurt Oteli (Yusuf Atılgan

    *AHMET HAMDİ TANPINAR
    Saatleri Kurma Enstütüsü(Ahmet Hamdi Tanpınar)
    Mahur Beste - Ahmet Hamdi Tanpınar
    Huzur - Ahmet Hamdi Tanpınar

    *HALİD ZİYA UŞAKLIGİL
    Aşk-ı Memnu (Halid Ziya Uşaklıgil
    Mai ve Siyah (Halid Ziya Uşaklıgil)

    *SABAHADDİN ALİ
    Kuyucaklı Yusuf (Sabahattin Ali)
    Kürk Mantolu Madonna -Sabahattin Ali
    İçimizdeki Şeytan - Sabahattin Ali

    *PEYAMİ SAFA
    Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (Peyami Safa)
    Fatih Harbiye – Peyami Safa

    *HALİDE EDİP ADIVAR
    Sinekli Bakkal (Halide edip Adıvar)
    Ateşten Gömlek – Halide Edip Adıvar




    *REŞAT NURİ GÜNTEKİN
    Çalıkuşu (Reşat Nuri Güntekin)
    Yaprak Dökümü (Reşat Nuri Güntekin)
    Dudaktan Kalbe (Reşat Nuri Güntekin)
    Acımak - Reşat Nuri Güntekin

    *ORHAN KEMAL
    Bereketli Topraklar Üzerinde (Orhan Kemal)
    Gurbet Kuşları - Orhan Kemal
    Hanımın Çiftliği – Orhan Kemal

    *YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU
    Yaban - Yakup Kadri Karaosmanoğlu
    Kiralık Konak - Yakup Kadri Karaosmanoğlu

    *YAŞAR KEMAL
    İnce Memed -Yaşar Kemal
    Yer Demir Gök Bakır - Yaşar Kemal
    Orta Direk – Yaşar Kemal

    *KEMAL TAHİR
    Devlet Ana - Kemal Tahir
    Esir Şehrin İnsanları - Kemal Tahir

    *SAİT FAİK ABASIYANIK
    Medarı Maişet Motoru - Sait Faik Abasıyanık
    Alemdağ'da Var Bir Yılan - Sait Faik Abasıyanık

    *LATİFE TEKİN
    Sevgili Arsız Ölüm- Latife Tekin
    Berci Kristin Çöp Masaları-Latife Tekin

    *ATİLLA İLHAN
    Kurtlar Sofrası – Attilâ İlhan
    Ben sana Mecburum -Atilla İlhan

    *AZİZ NESİN
    Zübük-Aziz Nesin
    Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz- Aziz Nesin


    BİYOGRAFİ

    *Marco Polo -Laurence Bergreen
    *Tolkien- Humphrey Carpenter
    *Mozart- Maynard Solomon
    *Descartes- Desmond M.
    *Büyük Konstantin -Paul Stephenson
    *Irak Kralı I. Faysal -Ali A. Allawi
    *Siyah Rus -Vladimir Alexandrov
    *Kubilay Han- Morris Rossabi
    *Bismarck -Jonathan Steinberg
    *Nietzsche -Julian Young
    *Robespierre- Peter Mcphee
    *Jane Austen- Claire Tomalin
    *Benjamin Franklin - Walter Isaacson
    *Paul Dirac - Graham Farmelo
    *Schopenhauer-David E. Cartwright
    *Caesar -Adrian Goldsworthy
    *Beethoven-Lewis Lockwood
    *Kierkegaard-Alastair Hannay
    *Konstantinos Paleologos-Donald M. Nicol Mithradates-Adrienne Mayor
    *Sarah Bernhardt -Arthur Gold
    *Thomas Hobbes- Aloysius Patrick Martinich
    *Afrikalı Leo- Natalie Zemon Davis
    *Leibniz -Maria Rosa Antognazza
    *Hegel -Terry Pinkard
    *Budha- Hajime Nakamura
    *Jack London -James L. Haley
    *Zihnin Kâşifi _ Aile Arşivinden Özgün Fotoğraf ve Belgelerle Sigmund Freud Biyografisi -Ruth Sheppard
    *Rimbaud- Graham Robb
    *Gabriel García Márquez -Gerald Martin
    *Olof Palme -Henrik Berggren
    *Hammurabi -Marc Van De Mieroop
    *Korkunç İvan- Isabel de Madariaga
    *John Locke- Roger Woolhouse
    *Charles Darwin -Adrian Desmond
    *Immanuel Kant -Manfred Kuehn
    *Jean_Jacques Rousseau -Leo Damrosch
    *Churchill- Martin Gilbert
    *John Stuart Mill -Nicholas Capaldi
    *Simon Bolivar -John Lynch

    ******





    Nobel Ödülü alan tüm yazarlar ve yazarların yayımlanan kitaplarının listesi:

    1901
    Sully Prudhomme (16 Mart 1839, Paris, Fransa – 6 Eylül 1907)
    1902
    Theodor Mommsen (30 Kasım 1817, Garding, Almanya – 1 Kasım 1903)
    1903
    Bjørnstjerne Bjørnson (8 Aralık 1832, Kvikne, Norveç – 26 Nisan 1910)
    1904
    Frédéric Mistral (8 Eylül 1830, Provence, Fransa – 25 Mart 1914)
    José Echegaray y Eizaguirre (19 Nisan 1832, Madrid, İspanya – 14 Eylül 1916)
    1905
    Henryk Sienkiewicz (5 Mayıs 1846, Polonya – 15 Kasım 1916) – Türkçeye çevrilen kitabı: “Ateş ve Kılıç”
    1906
    Giosuè Carducci (27 Temmuz 1835, Pietrasanta, İtalya – 16 Şubat 1907)
    1907
    Rudyard Kipling (30 Aralık 1865, Mumbai, Hindistan – 18 Ocak 1936) – “Dilek Evi”
    1908
    Rudolf Christoph Eucken (5 Ocak 1846, Almanya – 15 Eylül 1926) – Alman felsefeci. “Hayatın Anlamı’’
    1909
    Selma Lagerlöf (20 Kasım 1858, Mårbacka, İsveç – 16 Mart 1940) – İsveçli kadın yazar. Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Küçük Nils Holgersson’un Yaban Kazlarıyla Maceraları”, “Nils Holgersson’un Serüvenleri”, “Uçan Kazlar”, “Klasikleri Okuyorum – Nils ve Uçan Kaz”
    1910
    Paul Heyse (15 Mart 1830, Berlin, Almanya – 2 Nisan 1914) – Türkçeye çevrilen kitabı: “Andrea Delfin”
    1911
    Count Maurice Maeterlinck (29 Ağustos 1862, Gent, Belçika – 6 Mayıs 1949,) – Türkçeye çevrilen kitabı: “Mavi Kuş”
    1912
    Gerhart Hauptmann (15 Kasım 1862, Polonya – 6 Haziran 1946) – “Atlantis”
    1913
    Rabindranath Tagore (7 Mayıs 1861, Kalküta, Hindistan – 7 Ağustos 1941) – “Gora”,
    1914
    Bu sene kimseye ödül verilmemiştir.
    1915
    Romain Rolland (29 Ocak 1866, Fransa – 30 Aralık 1944) – “Yaşama Sevgisi”
    1916
    Verner von Heidenstam (6 Temmuz 1859, Olshammar, İsveç – 20 Mayıs 1940)
    Henrik Pontoppidan (24 Temmuz 1857, Danimarka – 21 Ağustos 1943)
    1917
    Karl Adolph Gjellerup (2 Haziran 1857, Danimarka – 13 Ekim 1919)
    1918
    Bu sene kimseye ödül verilmemiştir.
    1919
    Carl Spitteler (24 Nisan 1845, İsviçre – 29 Aralık 1924)
    1920
    Knut Hamsun ( 4 Ağustos 1859, Lom, Norveç – 19 Şubat 1952) –: “Açlık”
    1921
    Anatole France (16 Nisan 1844, Paris, Fransa – 12 Ekim 1924) – Kırmızı Zambak”
    1922
    Jacinto Benavente (12 Ağustos 1866, Madrid, İspanya – 14 Temmuz 1954)
    1923
    William Butler Yeats (13 Haziran 1865, İrlanda – 28 Ocak 1939) – “Dibbuk”
    1924
    Wladyslaw Reymont (7 Mayıs 1867, Polonya – 5 Aralık 1925)
    1925
    George Bernard Shaw (26 Temmuz 1856, Dublin, İrlanda – 2 Kasım 1950) “Ölümsüzlüğün Sırrı”
    1926
    Grazia Deledda (28 Eylül 1871, İtalya – 15 Ağustos 1936)
    – İtalyan kadınyazar. “Sardinya Efsaneleri”
    1927
    Henri Bergson (18 Ekim 1859, Paris, Fransa 4 Ocak 1941) – “Madde ve Bellek”
    1928
    Sigrid Undset (20 Mayıs 1882, Danimarka – 10 Haziran 1949) – Norveçli kadın yazar. Türkçeye çevrilen kitabı: “Her Kadın Gibi”
    1929
    Thomas Mann (6 Haziran 1875, Lübeck – 12 Ağustos 1955) – Alman yazar. Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Venedik’te Ölüm”, “Buddenbrooklar / Bir Ailenin Çöküşü”, “Büyülü Dağ”, “Yusuf ve Kardeşleri”
    1930
    Sinclair Lewis (7 Şubat 1885, Minnesota, ABD – 10 Ocak 1951) – Türkçeye çevrilen kitabı: “Vahşi Aşk”
    1931
    Erik Axel Karlfeldt (20 Temmuz 1864, Karlbo, İsveç – 8 Nisan 1931,)
    1932
    John Galsworthy (14 Ağustos 1867, Kingston, Birleşik Krallık – 31 Ocak 1933)
    1933
    Ivan Alekseyevich Bunin (22 Ekim 1870, Voronej, Rusya – 8 Kasım 1953) – Türkçeye çevrilen kitabı: “Mitya’nın Aşkı”
    1934
    Luigi Pirandello (28 Haziran 1867, Agrigento, İtalya – 10 Aralık 1936) – “Gölge Adam
    1935
    Bu sene kimseye ödül verilmemiştir.
    1936
    Eugene O’Neill (16 Ekim 1888, Longacre Square – 27 Kasım 1953) – ABD’li oyun yazarı. Türkçeye çevrilen kitabı: “Allahın Ayısı”
    1937
    Roger Martin du Gard (23 Mart 1881, Fransa – 22 Ağustos 1958) – “Thibault’lar
    1938
    Pearl Sydenstricker Buck (26 Haziran 1892, Batı Virginia, ABD – 6 Mart 1973) – Nobel edebiyat ödülünü alan ilk Amerikalı kadın. “Sürgün

    1939
    Frans Eemil Sillanpää (16 Eylül 1888, Finlandiya – 3 Haziran 1964) – Türkçeye çevrilen kitabı: “Taşra Kızı”
    1940 –1941-1942- 1943
    Bu yıllar arasında kimseye ödül verilmemiştir.
    1944
    Johannes Vilhelm Jensen (20 Ocak 1873, Danimarka – 25 Kasım 1950,) – Türkçeye çevrilen kitabı: “Kralın Düşüşü”
    1945
    Gabriela Mistral (7 Nisan 1889, Vicuña, Şili – 10 Ocak 1957) – Asıl adı Lucila de María del Perpetuo Socorro Godoy Alcayaga. Kadın şair, eğitimci, diplomat. Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Gabriela Mistral Şiirlerinden Seçmeler”
    1946
    Hermann Hesse (2 Temmuz 1877, Calw, Almanya – 9 Ağustos 1962) – “Boncuk Oyunu”
    1947
    André Gide (22 Kasım 1869, Paris, Fransa – 19 Şubat 1951) – “Pastoral Senfoni”, “Ayrı Yol
    1948
    Thomas Stearns Eliot (26 Eylül 1888, St. Louis, Missouri, ABD – 4 Ocak 1965) – ”, “İhtiyar Farenin Kediler Kılavuzu”
    1949
    William Faulkner (25 Eylül 1897, New Albany, Mississippi, ABD – 6 Temmuz 1962) – “Ses ve Öke”
    1950
    Bertrand Russell (18 Mayıs 1872, Birleşik Krallık – 2 Şubat 1970) – “Eğitim Üzerine”, “İnsanlığın Yarını
    1951
    Pär Lagerkvist (23 Mayıs 1891, İsveç – 11 Temmuz 1974) – “Yeryüzü Sürgünü”
    1952
    François Mauriac (11 Ekim 1885, Bordeaux, Fransa -1 Eylül 1970) –”, “Yılan Düğümü”
    1953
    Winston Churchill (30 Kasım 1874, Birleşik Krallık – 24 Ocak 1965) – Politikacı.
    1954
    Ernest Hemingway (21 Temmuz 1899, Illinois, ABD – 2 Temmuz 1961) – Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Çanlar Kimin İçin Çalıyor”, “Yaşlı Adam ve Deniz”
    1955
    Halldór Laxness (23 Nisan 1902, Reykjavík, İzlanda – 8 Şubat 1998) – “Özgür İnsanlar”
    1956
    Juan Ramón Jiménez (24 Aralık 1881, Moguer, İspanya – 29 Mayıs 1958) –”, “Ruhsal Sone”
    1957
    Albert Camus (7 Kasım 1913, Fransız Cezayiri – 4 Ocak 1960) – “Yabancı”, “Veba”, “Düşüş, “Yaz”
    1958
    Boris Pasternak (10 Şubat 1890, Moskova, Rusya – 30 Mayıs 1960) – Boris Pasternak, Sovyetler Birliği Hükümeti’nin baskısı üzerine bu ödülü reddetmek zorunda kalmıştır. “İnsanlar ve Haller

    1959
    Salvatore Quasimodo (20 Ağustos 1901, İtalya – 14 Haziran 1968) Türkçeye çevrilen önemli kitapları: “Güngünüstüne”
    1960
    Saint-John Perse (31 Mayıs 1887, Guadeloupe – 20 Eylül 1975) – Fransız şair ve diplomat. Türkçeye çevrilen eserleri: “Sözcükler Denizi”
    1961
    Ivo Andric (9 Ekim 1892, Travnik, Bosna-Hersek – 13 Mart 1975) – Türkçeye çevrilen kitapları: “Drina Köprüsü”
    1962
    John Steinbeck (27 Şubat 1902, Kaliforniya, ABD – 20 Aralık 1968) -“Fareler ve İnsanlar”, “Gazap Üzümleri
    1963
    Giorgos Seferis - (13 Mart 1900 – 20 Eylül 1971) – Urla doğumlu Yunan şair. Daha çok Yorgos Seferis olarak bilinir. “Üç Kırmızı Güvercin”
    1964
    Jean-Paul Sartre (Reddetti) (21 Haziran 1905, Paris, Fransa – 15 Nisan 1980) – Kendisine verilen diğer tüm resmi ödülleri reddettiği gibi Nobel Edebiyat Ödülünü de reddetmiştir. Türkçeye çevrilen önemli kitapları: “Bulantı”
    1965
    Mihail Şolohov (24 Mayıs 1905, Vyoshenskaya, Rusya – 21 Şubat 1984) – “Durgun Don
    1966
    Shmuel Yosef Agnon (17 Temmuz 1888, Buchach, Ukrayna – 17 Şubat 1970) –
    “Tılsım”
    Nelly Sachs (10 Aralık 1891, Schöneberg, Almanya – 12 Mayıs 1970) – Alman asıllı İsveçli kadın yazar ve şair. “Akkor Bilmeceler
    1967
    Miguel Ángel Asturias (19 Ekim 1899, Guatemala – 9 Haziran 1974) – “Kasırga”
    1968
    Yasunari Kawabata (11 Haziran 1899, Osaka, Japonya – 16 Nisan 1972) –Karlar Ülkesi
    1969
    Samuel Beckett (13 Nisan 1906, Foxrock, İrlanda – 22 Aralık 1989) – Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Üçleme”, Üçleme 2″,Üçleme 3”
    1970
    Aleksandr Soljenitsin (11 Aralık 1918, Kislovodsk, Rusya – 3 Ağustos 2008) –”, “İvan Denisoviç’in Bir Günü’’
    1971
    Pablo Neruda (12 Temmuz 1904, Parral, Şili – 23 Eylül 1973) – “Sevdiğime Seslenir Gibi”
    1972
    Heinrich Böll – (21 Aralık 1917, Köln, Almanya – 16 Temmuz 1985) – “Fotoğrafta Kadın da Vardı”, “İlk Yılların Ekmeği”, “Katharina Blum’un Çiğnenen Onuru”, “Dokuz Buçukta Bilardo”, “
    1973
    Patrick White – (28 Mayıs 1912, Londra, Birleşik Krallık – 30 Eylül 1990) – “Çöl”
    1974
    Eyvind Johnson (29 Temmuz 1900, İsveç – 25 Ağustos 1976) – “Yaşamak Dediğin”
    Harry Martinson (6 Mayıs 1904, İsveç – 11 Şubat 1978)
    1975
    Eugenio Montale (12 Ekim 1896, Cenova, İtalya – 12 Eylül 1981) – Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Xenia”
    1976
    Saul Bellow (10 Haziran 1915, Lachine, Kanada – 5 Nisan 2005) – Türkçeye çevrilen önemli kitapları: ‘’ Boşlukta Sallanan Adam’’
    1977
    Vicente Aleixandre (26 Nisan 1898, Sevilla, İspanya – 14 Aralık 1984) – Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Kılıçtan Keskin Dudaklar”
    1978
    Isaac Bashevis Singer (21 Kasım 1902, Leoncin, Polonya – 24 Temmuz 1991) – Polonya kökenli Amerikalı yazar. “Toplu Öyküler”
    1979
    Odysseas Elytis (2 Kasım 1911, Kandiye, Yunanistan – 18 Mart 1996) – Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Övgüler Olsun Sana”
    1980
    Czeslaw Milosz (30 Haziran 1911, Litvanya – 14 Ağustos 2004) – Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Tutsak edilmiş Akıl”
    1981
    Elias Canetti (25 Temmuz 1905, Rusçuk, Bulgaristan – 14 Ağustos 1994) – Eserlerini Almanca yazmıştır. Türkçeye çevrilen önemli kitapları: “Körleşme
    1982
    Gabriel García Márquez (6 Mart 1927, Kolombiya – 17 Nisan 2014) – Türkçeye çevrilen önemli kitapları: “Yüzyıllık Yalnızlık”, “Kolera Günlerinde Aşk”
    1983
    William Golding (19 Eylül 1911, Newquay, Birleşik Krallık – 19 Haziran 1993) – “Sineklerin Tanrısı”
    1984
    Jaroslav Seifert (23 Eylül 1901, Žižkov, Çek Cumhuriyeti – 10 Ocak 1986)
    1985
    Claude Simon (10 Ekim 1913 – 6 Temmuz 2005) – Fransız yazar. Türkçeye çevrilen önemli kitapları: “Tramvay”
    1986
    Wole Soyinka – 13 Temmuz 1934, Abeokuta, Nijerya doğumlu.
    1987
    Joseph Brodsky (24 Mayıs 1940, St. Petersburg, Rusya – 28 Ocak 1996) – Rus asıllı Amerikalı şair.
    1988
    Necip Mahfuz (11 Aralık 1911, Kahire, Mısır – 30 Ağustos 2006) “Ezilenler
    1989
    Camilo José Cela (11 Mayıs 1916, İspanya – 17 Ocak 2002)– Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Arı Kovanı
    1990
    Octavio Paz (31 Mart 1914, Meksika – 19 Nisan 1998) – “Öteki Ses
    1991
    Nadine Gordimer (20 Kasım 1923 – 13 Temmuz 2014) – Güney Afrikalı kadın yazar. “Başka Dünyalar

    1992
    Derek Walcott - (23 Ocak 1930, Saint Lucia – 17 Mart 2017) – Saint Lucialı şair, yazar ve ressam.
    1993
    Toni Morrison – 18 Şubat 1931, Ohio doğumlu ABD’li kadın yazar. “En Mavi Göz”
    1994
    Kenzaburo Oe – 31 Ocak 1935, Japonya doğumlu yazar. “Kişisel Bir Sorun”
    1995
    Seamus Heaney – (13 Nisan 1939, Castledawson – 30 Ağustos 2013), İrlandalı yazar. Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Kuzey”
    1996
    Wislawa Szymborska (2 Temmuz 1923, Kórnik – 1 Şubat 2012) Polonyalı kadın yazar. Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Başlıksız Olabilir”.
    1997
    Dario Fo -(24 Mart 1926, Sangiano, İtalya – 13 Ekim 2016), İtalyan yazar. “Sıradan Bir Gün ve Diğer Oniki Komedi”
    1998
    José Saramago (16 Kasım 1922 – 18 Haziran 2010) – Portekizli yazar. “Görmek”, “Körlük
    1999
    Günter Grass – 16 Ekim 1927, Gdansk, Polonya doğumlu Alman yazar. Teneke Trampet
    2000
    Gao Xingjian – 4 Ocak 1940, Ganzhou, Çin doğumlu yazar, çevirmen, eleştirmen ve ressam. Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Ruh Dağı”
    2001
    Vidiadhar Surajprasad Naipaul – 17 Ağustos 1932, Trinidad doğumlu Britanyalı yazar. “Büyülü Tohumlar”
    2002
    Imre Kertész – 9 Kasım 1929, Budapeşte, Macaristan doğumlu. “Kadersizlik
    2003
    John Maxwell Coetzee – 9 Şubat 1940, Güney Afrika doğumlu yazar ve akademisyen. “Utanç
    2004
    Elfriede Jelinek – 20 Ekim 1946, Avusturya doğumlu, kadın feminist oyun yazarı ve romancı. “Piyanist
    2005
    Harold Pinter – 10 Ekim 1930, Londra doğumlu İngiliz oyun yazarı, senarist, şair, tiyatro yönetmeni ve aktör. “Ay Işığı”
    2006
    Orhan Pamuk – 7 Haziran 1952, İstanbul doğumlu. Nobel Edebiyat ödülünü alan ilk Türk yazar. Kitapları: “Kara Kitap” “Cevdet Bey ve Oğulları”, “Yeni Hayat”, “Beyaz Kale”
    2007
    Doris Lessing – 22 Ekim 1919, Kirmanşah, İran doğumlu Britanyalı kadın yazar (İngiltere/Britanya). “Son Aydınlık Yaz”
    2008
    Jean-Marie Gustave Le Clézio – 13 Nisan 1940, Nice, Fransa doğumlu. “Çöl”
    2009
    Herta Müller – 17 Ağustos 1953, Romanya doğumlu Alman kadın yazar.“Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım’’
    2010
    Mario Vargas Llosa – 28 Mart 1936, Peru doğumlu. “Yeşil Ev”
    2011
    Tomas Gösta Tranströmer – 15 Nisan 1931, Stockholm, İsveç doğumlu şair, psikolog ve çevirmendir. “Hüzün Gondolu”
    2012
    MoYan (Guan Moye) – 17 Şubat 1955, Gaomi, Çin doğumlu. Gerçek adı Guan Moye’dir, ancak Çince “sakın konuşma!” anlamına gelen Mo Yan mahlasını kullanır. Sürekli sansürlenen ve eserleri korsan yollarla çoğaltılan Çinli yazarlar arasında en meşhurudur. Türkçeye çevrilen önemli kitapları: “Kızıl Darı Tarlaları”
    2013
    Alice Munro – 10 Temmuz 1931, Kanada doğumlu kadın yazar. “Sevgili Hayat”
    2014
    Patrick Modiano – 30 Temmuz 1945, Boulogne-Billancourt, Fransa doğumlu. Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “En Uzağından Unutuşun”
    2015
    Svetlana Aleksiyeviç – 31 Mayıs 1948, İvano-Frankivsk, Ukrayna doğumlu kadın yazar. Kızıl İnsanın Sonu”
    2016
    Bob Dylan – 24 Mayıs 1941, ABD doğumlu. Asıl adı: Robert Allen Zimmerman.
    2017
    Kazuo Ishiguro – 8 Kasım 1954, Japonya doğumlu İngiliz romancı. Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Beni Asla Bırakma”
  • BU KADINLARIN ÇIĞLIKLARINI DUYUN! (Sema Maraşlı)

    On sekiz yaş altında evlenmenin cezasını çeken genç kadınlar onlar. Severek isteyerek düğünle dernekle evlendikleri kocaları hapiste, gerçek tecavüzcülerle aynı koğuştu yatıyor. Onlar da dışarıda babasız büyütmek zorunda kaldıkları çocukları ile hayat mücadelesi veriyorlar. Kocaları hapiste gençliklerini çürütürken, onların ömrü de kocalarını kurtarmak için TBMM yollarında geçiyor.
    Resmi olarak bilinen sayıları dört bin civarında olan bu mazlum kadınların gayretleri ile 2016 da meclis 18 yaş altı evlenenlerin eşlerine af yasası çıkarmak için adım atmıştı fakat feministlerin (din düşmanı ve kendini dindar diye tanımlayan feministlerin) ortak isyanı ile TBMM geri adım attı. Ertesi gün kocasının hapisten çıkamayacağını anlayan bir kadın intihar etti. Diğerleri de kan ağlayarak sustular. Onbin civarında çocuğun baba özlemleri de yüreklerinde yara oldu.
    Niye? Feminist kadınların gönlü olsun diye. İktidar meraklısı muhteris kadınlar, güç gösterisi yapsınlar diye kurban edildi bu kadınlar ve aileleri. Biz onları görmesek de onlar varlar. Kendi aralarında grup kurmuşlar birbirlerine destek olmaya çalışıyorlar. Benden yardım istediler “Bize kimse sahip çıkmıyor.” dediler. Ben de “Hikayenizi yazın gönderin.” dedim yazıp gönderdiler. Onlar artık benim kız kardeşlerim ve eşleri hapisten çıkana kadar mücadelede yanlarında olacağım inşallah.
    İşte kendi dillerinden yaşadıkları…


    Ben Beyza Evli ve bir çocuk annesiyim. Ben 21 eşim de 25 yaşında. Eşim benimle evlendiği için beni yarı yolda bırakmadığı için 9 yıl ceza aldı. Sevmenin mağduriyetini yaşıyorum. Sevdim diye yasaların verdiği cezanın mağduriyeti.
    Her genç kız gibi dershanede beğendiğin bir çocuk olur ya hani öyle işte.. Ben 15 eşim de 18 yaşındaydı. Sevdik birbirimizi. Aklımda onunla evlenebilme hayalleri vardı.. Görüşmelerimizi ailem öğrendi, izin vermediler, tamam, diyip sustuk ama bırakamadık birbirimizi, devam ettik… Ailem onu bırakmam için psikolojik ve fiziksel şiddetle uyguladı. Okuyordum, görüşmeyelim diye okuldan aldılar, beni ve hedeflerimi kösteklediler.
    Ne yaptıysam olmadı sevmek ağırmış, ben vazgeçemedim kaçtım. Sevdiğim adama “Götür beni dayanamıyorum dedim” kaçtık, mutluyduk. Fazla sürmedi ailem şikayetçi oldu, eşimi beni zorla kaçırıp bana zorla sahip olmakla suçladılar. Yaşım 15 diye mahkeme ciddiye almadı beni, kendini savunup hür iradesiyle hareket edecek psikolojik olgunluğa erişmemişim, öyle dediler.
    Halbuki neler yaşamıştım bir ben bilirdim. Eşimi içeri aldılar 13 ay yattı daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere çıktı, biz beraberdik, yine ailem beni ondan saklıyordu, bekledik sabrettik evliliğimize gün saydık…
    Reşit olduğum gün kaçtım, ertesi gün nikahımızı kıydık.. Eşim anlı şanlı düğünümüzü yaptı, annemin babamın ailemin eksikliğini hissettirmedi. Her an her durumda benim yanımda oldu. 1. Yıldönümümüzde hamile olduğum haberini aldık bir çocuğumuz olacaktı bu haberi almamızdan 1.5 ay sonra erken evlilik yasa tasarısı gündeme geldi çok sevindik mutlu olduk kurtuluyoruz, diye rahat bir uyku uyuduk ama sonra yasa geri çekildi…
    Bir erkeğin ağlamasına şahit olabilirdiniz. Erkekler ne kadar zor ağlar bilirsiniz, biz birbirimize sarılıp hüngür hüngür ağladık. “Ama bu olacak merak etme” dedim eşime ama olmadı. 6.5 aylık hamileydim bir sabah ansızın aldılar eşimi, sabahın köründe. İçinizdeki sıkıntıyla uyuyamazsınız zaten.
    Ne olduğunu anlamadan götürdüler, eşimi gelecek diye bekledim. O gece ertesi gece öbür gece ta ki görüş salonunda elinde telefon gözleri yaşlı beni beklediğini görene kadar.
    Bir kadın güçlü görünmek için ağlayamıyorsa, içinde ne yangınlar kopuyordur, siz düşünün. Yüzüme bu gülümseme yerleştirdim “bu da geçecek canımın içi” dedim.
    Doğum yapana kadar kabullenmedim, gelecek diye bekledim, ama gelmedi. Doğum sancılarım başladığında, hayır şimdi yapamam, diye ağladım.
    Bebeğimi kucağıma verdiklerinde eşimin beni dışarıda beklemediğini, kızımızı kucaklayamayacağını bilerek sarıldım kızıma.. Yavrunuz dünyaya gelmiş ama eşinizin haberi bile yok düşünsenize…
    Babasını görsün diye 10 günlük çocuğu cezaevine götürdüm… Daha evladını nasıl tutacağını bile bilmeyen bir baba… Yavrusunun kokusunu ilk defa içine çeken bir baba… Ben anlatamıyorum bile neler yaşadığımı siz düşünün.
    Eşim tek dayanağımdı, o gidince ailem gitti yanımdan, kimsesiz kaldım. Üzüntümü bile paylaşamadım kimseyle mutluluğumu da… Maddi yönden çekilen zorluklar cabası. İki şekilde de yıprandım. Hem anne hem baba oldum hem evimi geçindirmeye hem eşime bakmaya çalıştım. 9 sene 2 ay az değil ki. Sevdiğiniz için ceza alıyorsunuz düşünsenize…
    Bu kadar kötülüğün içinde mükafatlandırılmamız gerekirken mapushane köşelerinde çürüyorsunuz… Cezamız daha çok var 2020 sonunda kavuşacağız o zamana kadar çok şey değişmiş ve çok şey için geç kalınmış olacak. Kızımız 3.5 yaşında olacak.
    Benden geriye sadece bir enkaz kalmış olacak. Neresinden tutup düzeltebilirsiniz, gençliğimizi mutluluğumuzu hiç düşünmeden harcadıktan sonra bizden geriye ne kalır ki!
    Sizden ne farkım vardı benim? Kanunların belirlediği yaştan küçük evlenmek mi suçum? Belki de sizin kalbinizde olandan daha fazla sevgim vardı. Bu yasaya karşı gelirken bir an olsun bile içiniz sızlamadı mi?
    Benim dedem de erken yaşta evlendi o da tecavüzcü mü o zaman, diye empati yaptınız mı?
    Büyüklerden kalma her şeye geri kafalılık diyorsunuz, peki ya o hor gördüğünüz ilişkilerdeki aşkın bir gramını dahi yaşadınız mi?
    Öyle tepkiler verdiniz ki biz bunları haketmedik! Siz bu yasaya engel olarak gözyaşlarıma sebep oldunuz, beni karnımda çocukla bir başıma kalmaya zorladınız. Yazık çok yazık!


    Ben Mahinur Evliyim. Ben 22, eşim de 25 yaşında. Tek istediğim o güzel mutlu aşk dolu yuvaya sahip olabilmekti… 2009 yılında önce arkadaşım sonra sırdaşım sonra da sevdiğim olan adam eşim oldu.
    Dershane zamanlarında tanışmıştık. Gözlerimin içine gülümsediği zaman sevmiştim onu. Bir sene devam ettik, gerek arkadaş oldu, gerek anne baba… Ailemle tanıştırdım, ailem onay vermedi, olmaz dediler. Çok uğraştık ama ailemin baskısından yorulmuştuk artık.
    Ben 14 eşim 17 yaşındaydı. Kaçalım dedim, o konuştu benimle, emin misin, dedi. Nasıl emin olmayabilirdim ki hayallerimdeki kalbimdeki adamdı…
    Kaçtık işte sonra… Ailem şikayetçi oldu. Yaşım 14 ya dinlemediler bile beni… Eşimi aldılar 2 ay cezaevine koydular sonra serbest bıraktılar. Çıktığı gün ailesiyle çiçeğini aldı geldi, Allah’ın emriyle  istedi beni babamdan…
    Yine istemediler biz de tekrar kaçtık. Gelinliğimi de giydim düğünümüzü de yaptık, eşimle mutlu bir hayata adım attım.
    7 sene geçti evimiz düzenimiz her şeyimiz oturmuştu, bir de dükkan açacaktık… Ama olmadı eşimi benimle evlendi diye tecavüzcü diyip içeri aldılar.
    Sonrası mı ne oldu?
    Bir başıma ortada kaldım sahip çıkanım olmadan, bir başıma mücadele ettim. 10 defa TBMM’ye gittim. Her seferinde kalbime bir parmak umut iliştirip gönderdiler geri… Perişan halde, dükkan açacağımız parayı eşimi kurtarmak için gittiğim Ankara yollarında harcadım…
    15 aydır sadece ayda bir defa 40 dakikalık görüşlerde eşime sarılıp huzur bulabiliyorum… Çocuk da istemedik bu cezanın geleceğini bildiğimiz için çocuğumuza bu acıyı çektirmek istemedik.. Dayanacak kimsem kalmadı.
    Hem maddi hem manevi olarak dayanacak bir şeyim kalmadı.
    Her görüşe gittiğimde canımdan can kopuyor…Bir parçamı orada bırakıp geliyorum. Benden geriye hiç bir şey kalmayana dek sürecek mi bu hasret?
    Kendimden geçiyorum kaç kez bayıldım, kaç kez ağlamaktan kendimden geçtim bilmiyorum. Bu son olacak mı sanmıyorum. Çok şey istemiyorum aslında bana, baba şefkati veren, aile sıcaklığını hissettiren eşimi istiyorum… Herkes böyle kolay kavuşurken bizim bu kadar zor olmamalı.
    O yasa gündeme geldiğinde binbir umut vardı içimde, renk renk hayallerim vardı. Kadınlar tepki verip yasanın geri çekilmesine sebep olduğunuzda ben eşimi, ailemi, hayatımı, kendimi kaybettim. Yaşamaktan korktuğum şeylerin içinde buldum kendimi. Düşündün mu hiç, ya senin oğlun olsaydı evlenen ve evlendiği için hapiste yatan, ya da kızın olsaydı kaçan ve sevdiğine kaçtı diye kocasız bir başına yaşamak zorunda olan?
    Bu kadar vicdansız mıydınız? Kadın kadın diyordunuz hem cinsinize desteğiniz bu kadar miydi? Bu muydu sırf sizden erken evlendik diye mi tecavüzcü damgasını hakettik biz! Dilerim Allah’tan benim yaşadıklarımı yaşamadan ölmezsiniz…


    Ben Özge Evliyim 2 çocuk annesiyim. Ben 27 eşim de 36 yaşında. İki seven kalbin birbirini bulması ne kadar karşılaşılabilir bir şey ki bu hayatta. Seven sevdiğine kavuşsun mutlu mesut yaşasınlar isteriz… Ama biz sevdik mi de hayır olmaz der önümüze koyarlar anayasayı. Sevmenin kriterlerine uymuyorsunuz derler…
    Küçük bir kalpte sevebilir, evlat anneyi babayı nasıl seviyorsa, evleneceği adamı da öyle sevebilir… Ben sevdim…2005 senesiydi. 14 yaşındaydım.
    Olur ya komşu çocukları bizimkisi de öyleydi. Sevdik çok sevdik. Her şey toz pembe görülüyordu o zamanlar.
    Sevmenin, evlenmenin bu kadar büyük bir suç olduğunu bilmiyorduk. Kaçtık sonra ailelerin rızasıyla telli duvaklı evlendik. Siyah beyaza nasıl yakışıyorsa bizde öyle yakışıyorduk.
    12 senedir mutlu giden bir evliliğimiz vardı. Bu süre zarfında 2 tane aşkımızın meyvesi 2 tane kızımız oldu. Biri 11 diğeri 4 yaşında.
    Yaşları küçük belki ama yaşadıkları acı yaşlarından büyük… Babaları varken babasız büyümek zorunda kalan çocuklarımın tek suçları anne ve babalarının severek evlenmesi oldu…
    Yaşıtları babalarının ellerinden tutup parka giderken, babaları babacığım diye ellerini bırakmazken, benim çocuklarım görüş odalarında telefonlara sarılıp baba diye ağlamak zorunda mı?
    Yasa çıkacak diye içimizde kuşlar uçuştu, çiçekler açtı. Üzerimizdeki kara bulutlar gidecek derken hevesimizi kursağımızda bırakanların mahşerde evlatlarımın iki eli yakalarında olacak!


    Ben Tutku  Evliyim ve bir çocuk annesiyim. Ben 22 eşim de 26 yaşında. Senelerden 2009. Tabi o zamanlar deli dolu çağlarımız. Ben 14 o 18 yaşında.
    Bir gün okul çıkışı yolda giderken eşimi gördüm. Her genç kızın başına gelen olay gibi onu görünce içim kıpır kıpır oldu. Temiz bir çocuktu eli yüzü düzgün…Ve bana öyle içten gülümsedi ki o an dünya durdu. O günden sonra sık sık karşılaşmaya başladık.
    2010 senesinde eşimle her zamanki bir gün gibi buluştuk. Tabi zaman akıp geçmiş saat baya geç olmuştu fark edememiştik annem aramaya başladı bağırıyor çağırıyordu, eve gidemezdim gidersem baya bir sorun yaşayacaktım. Korkudan telefonumu kapattım ve eşime artık eve gitmek istemediğimi, korktuğumu, onunla kalmak istediğimi söyledim.
    Eşim buna karşı çıktı ama ben zorladım. Bir daha görüştürmezler diye korktum, ayırırlar diye korktum ve o gün esimle kaçmaya karar verdik. Aslında bu durumda en büyük suçlu bendim. Ben zorlamıştım eşimi.
    Eşimin annesi babası ayrıydı, annesi onu bırakıp gitmişti eşim tek başına yaşayan biriydi ailemin şikayet etme sebeplerinden en büyüğü de eşimin ailesinin olmamasıydı. Sonra eşimin bir kaç yakını ailemle konuştu, bana sahip çıkacaklarını düğün dernek yapacaklarını söylediler. Ailem kabul etti ve şikayeti geri aldılar.
    Ama çok geçti… Kamu karşı çıktı. Ve biz senelerce mutlu giden evliliğimizde bu cezanın bir gün geleceğini bilerek yaşadık hayallerimizin peşinden gidemedik çünkü biliyorduk ki bu ceza bir gün gelecek ve biz bir sure ayrı kalacağız.
    Eşimin annesi eşim 14 yaşındayken onu bırakıp gitmişti, evlendikten 3 sene sonra çıkıp geldi ve ben senelerce bu ceza yüzünden kayınvalideyle oturmak zorunda kalmıştım. Eşim annesini affetmişti ama ben affedemiyordum çünkü eşimin annesizken neler yaşadığını ben biliyordum.
    Gel zaman git zaman dava 6 yıl sonra bir kızımız olduktan sonra geldi. Kızım 1 yaşındaydı babası gittiğinde… Ne zormuş babasız çocuk büyütmek kadın başına. Ve en önemlisi de kızım babasını işte biliyor ve ben her gün onun babam ne zaman gelecek sorusuyla yanıp bitiyorum.
    Ve şimdi bana gelelim… Eşim gittiği gün öyle çaresiz öyle yalnız kaldım ki ne arkamda sahip çıkacak ailem ne de esimin ailesi var. Şuan eşimin dedesinden kalan beraber yaşadığımız evde kızımla tek başıma yaşıyorum kayınvalide oğlumun başını yaktın diye çekti gitti. Ve ben bir başıma çocuğumla geçim derdine düştüm devletin verdiği 3 kuruş parayla aylarca geçinmeye çalışıyorum. Esimi sorarsanız oda içerde çalışıp kendini geçindiriyor. Param parça olduk… Açıkçası sevmenin sevilmenin kurbanı olduk….
    Benim kızım her gün babasının gelmesi için dua eder. Bu yasa gündeme geldiginde kızıma duaların kabul oldu, baban çıkacak yanımıza gelecek demiştim. Sonra karşı çıkıldığını yasanın geri çekildiğini öğrenince kahroldum ve ilk aklıma gelen bunu 4 yasındaki kızma nasıl anlatacağım oldu.. Günlerce sakladım günlerce söyleyemedim daha sonra açıklamak zorunda kaldım ve kızım babasının resminin olduğu çerçeveyi ağlayarak çöpe attı “babam beni kandırıyor” dedi.
    Simdi size soruyorum benim 4 yaşındaki evladımın ve bir sürü yavrunun gözlerinin yaşının hesabını kim verecek? Çocuklarımızın babasız geçirdiği en güzel zamanlarını bize kim verecek? En güzel yıllarımızı çalanlara sesleniyorum. Bizden ne istediniz?


    Ben Damla Evliyim. Ben 18 eşim 28 yaşında. Eşimle yaz tatilinde çalışmak için girdiğim bir iş yerinde tanıştık. Birbirimizi sevdik. Sene 2013…
    İş yeri  18 yaş altında eleman çalıştırmıyordu ve 3 aylık bir süre çalışacağım için sigorta yapmıyordu.
    Bu yüzden eşim ve iş yeri dahil herkes beni 18 yaşında biliyordu. Çok sevdik birbirimizi. O benim her şeyim oldu nasıl vazgeçerdim ki nasıl vazgeçerdim hayatım olan adamdan…
    Bana aşkla sevgiyle masumiyetle bakan o gözlerine nasıl hayır derdim?  Olmadı yapamadım vazgeçemedim 15 yaşında ölene dek seninleyim dedim.
    Ailem öğrendi, telefonumu aldılar, yapmayın ne olur dedim, bir birbirimizi çok sevdik o kötü biri değil dedim, ama kimse beni dinlemedi, kimseye anlatamadım kendimi. Ailem eşimi şikayet etti.
    Sonra eşimin ailesi geldi tanıştılar vs tabi ailem yine ikna olmamıştı bu süre içinde. Eşim sırf beni aileme karşı mahcup duruma düşürmemek için bak seni sevseydi kaçmazdı dedirtmemek için yakalama kararı bile çıkmadan gidip teslim oldu benim eşim.
    Sonra teslim olduğu gün tutuklandı, ailem o gün şikayetini geri aldı ama nafile. Artık çoktan olan olmuştu, eşim içerdeydi bense her gün darmadağın her günüm zehirdi.
    Mahkeme günü geldi çattı eşime 16 sene ceza verdiler o da bende neye uğradığımıza şaşırdık. Dünyamız karardı oysa ne hayallerimiz vardı bizim şimdi yıkılan. Eşim içeri gireli 3 sene bitti 4 e girdik 2016da cezaevinde resmi nikahımızı kıydık.
    Oysa ne kadar isterdim eşimin beni beyazlar içinde görmesini. Her genç kızın hayalindeki gibi fazla olanı istemedim hiç, sadece o olsun istedim yanımda. Mutlu olalım istedim, masum saf bir sevginin bedelinin bu kadar ağır olması dayanılmaz halde.
    Ben her gün eriyorum, içim kan ağlıyor, dayanamıyorum bu acıya. Eşim benim en büyük destekçim, bu durumda bile hala o destek moral verir. Bizim tek suçumuz zamansız sevmek, bunun bedeli bu kadar ağır olmamalıydı…
    Yasa geri çekildiği zaman dünya başımıza yıkıldı. Bütün hayallerimiz suya düştü.
    Tek umudumuz o yasaydı. Bizim bunca acı çekmemize sebep olan, karşı çıkan kadınlara soruyorum “Sizde kadınsınız sizde bi annesiniz nasıl vicdanınız el verdi.  neden bizim haklarımızı da savunmuyorsunuz, madem kadın hakları diyorsunuz da?”
    Yasaya karşı çıkarak ne kadar büyük vebal aldığınızı bilin. Yasaya karşı çıkarak 9000 çocuk babasız büyüsün, anneleri tek başına hayat mücadelesi versin, eşleri içerde çürüsün dediniz siz ! Mutlu musunuz?


    Ben Şükriye Evli ve 4 çocuk annesiyim. Ben 25 eşim 31 yaşında. 2007 yılında tanıştım eşimle.
    Eşimi tanıdıkça onu çok sevmeye başladım ve beni mutlu ettiğini ve de onun beni çok sevdiğini hissettim. 1 sene görüştük, ben 15 eşim 20 yaşındaydı. Ailem vermedi ben de eşime kendi isteğimle kaçtım, ailem karakola gidip şikayetçi oldular fakat benim eşime olan sevgimi anlayınca sonra geri çektiler şikayeti.
    Eksiksiz bir şekilde eşimin ailesi üzerine düşen her şeyi yaptılar; kına gecesi, düğünümü ve artık o bembeyaz gelinliği giymiştim ve artık sevdiğim adamın yanından hiç ayrılmayacaktım çok mutluydum.
    Yaşım tutunca hemen 17 yaşımda resmi nikahımızı kıydık. Bir yuva kurduk, 4 tane evladımız oldu.Kendi çabamızda geçinip gidiyorduk ama huzurumuz vardı, en önemlisi mutluyduk….
    Tabi o haksız ceza gelene kadar eşim “Tecavüzcülerle” bir tutuluyor, istismar sucundan ceza evine girdi peki neden??
    Bana sahip çıkıp yari yolda bırakmadığı için mi! Bu suç mu biz birbirimizi çok sevdik. Sevmek sevilmek suç mudur?
    Eşim 3 sene 3 aydır cezaevinde ve daha 5 sene cezası var.Bizim yuvamızı başımıza yıktılar, 4 evladımı babasız bıraktılar. Çocuklarım baba hasreti çekerken eşim gerçek tecavüzcülerle aynı havayı soluyor.
    Benim eşim aile babası 4 çocuğumun babası ve nikahlı eşim bunları hak etmedi. Ayda sadece 1 defa cezaevine gidebiliyorum. Canım o kadar çok acıyor ki eşimi o kadar çok özlüyorum ki…
    Benim çocuklarım babasızlığı hak etmedi, benim evlatlarımın suçu ne?
    Yetim gibi büyüyorlar. Ben simdi bu çocuklarıma nasıl bakayım?
    Annelik olan görevimi mi yapayım yoksa babalık görevi olan çalışıp eve ekmek mi getireyim? Kimse bilmez bizim çaresizliğimizi, yaşamayan anlayamaz…
    Eşime çok aşığım ve ondan asla vazgeçmeyeceğim, o benim bu dünyadaki tek yegâne sevdamdır. Tek isteğim birilerinin artık bizim sesimizi duyması. Suçsuz  eşimin tecavüzcülerden ayrılmasını, evine ait olduğu yere, çocuklarının yanına yuvasına gelmesini istiyorum…


    Ben Nagehan  Evli ve 2 çocuk annesiyim. Ben 25 eşim 28 yaşında. Hayat hikayesi derler ya hani bizimki öyle bir şey işte. Bir bayram sabahı güneş gibi doğdu karanlık günlerime. Gözlerinde öyle bir gülümseme vardı ki bir gülüşü ile bütün dertleri acıları unutturan tek adamdı. Biz 8 ay görüştük rüya gibi, dünya sadece bizim etrafımızda dönercesine.
    Onunla olduğum zamanlar nefes aldığım yaşamaktan tat aldığım anlarımdı. Her gün  saatlerce birlikte el ele gezerdik sessizce. Bir gün geldi artık sevgimiz her şeyin önüne geçti ellerini uzattı bana bir ömür, “ Ellerimden tutar misin bayram şekerim” dedi tarih  01.07.2008 gösteriyordu, saat tam gece 12 de biz birbirimizin ellerini  bir daha ölüm ayırana dek bırakmayacağımıza söz verdik.
    Ben 15 eşim 18 yaşındaydı. Belki sizlere göre çocuktuk ama biz hiç çocuk olmadık biz hayatı omuzlarımıza 8 yaşında yükledik. Bizim yüreğimiz dedelerimiz ninelerimiz gibi destansı sevgi ile sarılmıştı.
    Telli duvaklı gelin olmuştum sevdiğim adama, bulutların üstünde gezen kuş misali uçuyordum. sonra öğrendik hamileyim bir oğlum olacak. küçük elleri ile aylar sonra ellerimizi sımsıkı tutan bir can sevgimizin meyvesi dünya geldi.
    Mutlu giden bir yuva vardı 7 ay sonra eşim asker oldu oğlum kucağımda 7 aylıktı ve o sıra ayrılığın verdiği üzüntüyle hastanelik olduk oğlumun kimliği olmadı için biz mahkeme kararı ile kimlik çıkardık nerden bilecektik ki yıllarca oğlum babasız kalacağız, şimdi oğlum 9 yaşında birde 5 yaşında baba aşığı bir kızım var.
    Eşim 2 yıldır ceza evinde rüya gibi giden yuvamız bir anda demir Parmaklıklar la tel örgülerle çevrildi. Bizim sevgimizin bedeli 10 yılmış .
    Ölümüne sevmenin sahip çıkmanın bedeli bu işte tecavüzcü damgası altında 10 yıl 10 ay .
    Ömrümüzün yarısı peki bu ceza sadece eşime mi Hayır bana en çok ta çocuklarımıza bizim sevdamızın bedelini onlar çekiyor.
    Bayram geliyor bu bayramda öncekiler gibi çocuklarımla 45 dakika eşimle hasret gidereceğiz.  Ne kadar acı ki 1 haftalık özlemini 45 dakika ya sığdır diyorlar sığar mı?
    Hadi bizi geçtim baba ne demekti. Meyvesi olamayan çınar ağacı. Bir çocuk babasız büyür mü? büyüyor işte. Bizim çocuklarımız anasız da babasız da büyüyor sırf yuva kurdu diye baba sevgisi özlemi hasreti ile küçücük kalpleri acı çekiyor.
    Bizi koruyormuş ya hani bu cezalar hani nerde benim canımın yarısı ceza evinde. Ben temizlik yaparak çocuklarıma, eşime bakıyorum, kimsesiz ne acılar çekerek, yine de  gam yemiyorum çalışmaktan. Canımı yakan ise sevgimizin adını tecavüzcü koymaları; bu sevgi var ya, su misali temiz ve berrak, kimsenin gücü yetmez kirletmeye..
    Eşim cezaevindeydi bu yasa gündeme geldiğinde mutlu mutlu konuşmuştuk “Az kaldı yanımda olacaksın” demiştim, ona hazırlıklar yaptım, sevdiği yemekleri yaptım.
    Çocuklarım evde babam gelecek diye sevinçten havaya uçuyordu.. Oğlum dedi ki
    “Anne babamla parka gidelim, arkadaşlarım babamın yanımda olduğunu görsün” dedi. Bu nasıl bişey düşünün. İşte siz beni geçin, çocuklarımın hayallerini başına yıktınız, bi çocuğun dünyasını kararttınız. Başına gelmeyen bilmezmiş. Herkes kadın olmuş, erkek olmuş, ama insan olamamış. Düşene destek çıkan değil, çelme atan bı toplum olmuşuz, benim ailemin, çocuklarımın vebali boynunuzda, onu bilip ona göre yaşayın.


    Ben Hasibe Evli ve bir çocuk annesiyim. Ben 25 eşim 29 yaşında. Ben ortaokuldaydım o lisede. Aynı mahallede her gün gördüğüm ama artık onu görünce yerine sığmayan kalbimdeki farklılığı hissettim. O liseye gidiyordu nerdeyse her gün beraber gidip geliyorduk okula.
    Görüşmeye başladık. Ailem fark etti. Biz söz yüzüğü takalım dedik ama ailem istemedi yaşın küçük dediler. Bir süre gizli saklı görüştük olmadı.Ailem duydu ama ben ondan ayrı kalamadım.Ben orta okulu o liseyi bitirdi.
    Ben 14 Eşim 18 yaşındaydık. Benimde onunda  ailesi istemedi bizde kaçtık. Çok değil 5 saat sonra geri geldik Kasım ayında nişan yüzüklerimiz takıldı.28 Aralık 2008 günü tüm ailemiz yanımızda düğünümüzü yaptık.
    Kısa bir süre sonra aile hekimine gitmiştik elimdeki kına parmağımdaki yüzük yüzünden doktor evlendiğimizi anladı ve şikayet etti bizi.
    Mayıs ayında ilk mahkemeye çıktık, eşim bir gece nezarette kaldı. Bende karnımda bebeğim karakol önünde… Sabah mahkeme ertelendi.19 Haziran 2009 da canımızı oğlumuzu kucağımıza aldık. Oğlum 23 günlüktü 2.mahkeme günü geldi.
    Kucağımızda oğlumuzu elimize kimliğini alıp gittik.Ama sonuç kaçınılmaz 8 yıl 4 ay dünya başımıza yıkıldı.Karar temyize gitti eşim serbest…
    Kocam askere gidip geldi.30 aralık 2010 resmi nikahımızı kiydik.Ecza deposunda ise başladı.Evimizi yuvamızı kurduk.Ben bir hastalığa yakalandım ayağımda kapanmayan bir yara 3 ayda bir ameliyat olup sonrasında 1 ay ayağa kalkamıyordum.
    Eşim hem elim hem ayağım her şeyimdi.2015- 25 Haziran polisler kapımız kıracak gibi çalıyorlar…
    Oğlumuz büyüdü 1.sınıfı bitirmişti.Biz ağlarken oğlumun gözleri önünde babasını kelepçeleyip götürdüler.Niye? Tecavüzcü diye annesiyle erken evlendi diye…
    Aradan 33 ay geçti.Hala ayağımda yara yalnız gittiğim hastaneler, ameliyatlar. Hem oğlumu okutup hem sağlık  savaşı verip dişimden tırnağımdan biriktirip TBMM yollarına döktük.
    Sonuç:  Büyüttüğüm oğlum her baba oğul gördüğünde her veli toplantısında ağlayan oğlum… Babasına ayda bir 35 dakika sarılarak baba kokusuna ,eşim evlat kokusuna ,ben hayat arkadaşıma doymaya çalıştık…Bu cezayı ben mi?Oğlum mu? Eşim mi? En çok Hangimiz çektik… Neyin cezasıydı bu sevmenin mi? Yuva kurmanın mı? Mutlu olmanın mı?…
    O yasanın çıkacağı günün sabahı oğlumla kahvaltı yaparken heyecanla haber izliyorduk 8 yaşındaydı oğlum anlıyordu her şeyi YASA KOMİSYONA GERİ ÇEKİLDİ cümleyi duyduğu anda lokması ağzında gözünde damlamaya hazır yaşlar…
    Bu acıya kıl payı kadar bile sebep olanlar “Can yakanların canının yanacağı günü beklesin”
    Hakkımı, oğlumun hakkını, öbür dünyaya bırakmasın, bu dünyada gözüm görsün, onların da aynı yerden canı yansın, evladının üzüntüsünü izleyip ellerinden bir şey gelmesin. Bu en büyük ceza görecekler. Hakkım helal değil OĞLUMUN HAKKI HELAL DEĞİL iki elimiz de bu dünyada öbür dünyada onların yakasında…


    Ben Özlem Evli ve 3 çocuk annesiyim. Ben 27 eşim 36 yaşında. Ben babamı  1,5 yaşında iken kaybettim. Annem bize hem anne hem baba oldu. Eşimle tanışınca onu çok sevdim ve annemle tanıştırdım o da çok sevdi, sevdiğim kişiyi. Sonrasında kahvaltılarımızı birlikte yapar olduk, yemeklerimizi birlikte yer olduk, ailemizin bir ferdi olmuştu, artık sonrasında artık adını koyalım, ailen gelsin söz  takalım dediler.
    Babam olmadığı  için  dayılarıma annem söyledi, büyük olarak dayımlar da olumlu baktı araştıralım bir soralım soruşturalım dediler. Kimseden  değil, direk eşimin ailesine  gidip  sormuşlardı kardeşini, ama o kişi ağabey olmayı bırak insan olmayı  bile hak etmeyen  bir kişilikmiş, kendi öz kardeşi için bir sürü  olumsuz  olumsuz bir şeyler atıp tutmuştu .
    Sonrasında dayım durumu bize anlatıp olmayacağını söyledi ve beni okuldan alıp kendi evine götürdü  kendi evinde bana hapis hayatı yaşattı… Kapıyı hep kilitliyordu, dışarı  çıkmama izin dahi vermiyordu. Odada kilitli kaldım, sadece lavabo ihtiyacı olduğunda çıkabiliyordum odadan…
    Sonra bir gün yan komşunun telefon dan gizlice annemi aradım, bunu duyan dayım beni çok kötü dövdü ve ben o dayağı yediğim dakika saniye dedim ki ben  size adım attıkça siz beni anlamıyorsunuz, ben kaçacağım  hepinizden kurtulacağım …
    Sabah annem geldi, yüzümün gözümün dağıldığını görünce beni hemen kendi evimize getirdi, ama bitmişlerdi benim için çünkü beni anlamamışlardı.
    Eşime mektup yazdım çalıştığı lokantaya götürdüm esim beni gördüğünde çok mutlu olmuştu, çok sevinmişti o bana o akşam öyle bir sarılmıştı ki o akşam anlamıştım beni asla bırakmayacağını…
    Sonrasında eşim ile konuşarak anlaşarak kaçtık ve benim en mutlu günlerim eşimin  yanında başladı. 14 yaşındaydım o zaman eşim 23. Ben çok şey öğrendim ondan. 16 yaşında  Yaprak büyük  kızım oldu, 20 yaşında  Yağmur ikinci kızım oldu 22 yaşında iken de Övgüm oldu, şu anda  üç tane güzeller güzeli meleklerim var benim;  11, 7 ve 5 yaşlarında…
    Ben eşimle 13 yıldır birlikteyim onu  çok seviyorum, o bizim yanımızdayken her şey çok farklıydı, şimdi ise yarımız … Hiç bir şekilde  tamam olamıyoruz…Küçük kızım her akşam “anne babam bu akşamda mi bizim ile uyumayacak?” diye soruyor … Cevap veremiyorum kapı çaldığında “babişko diye koşuyorlar” ama baba yok karşılarında …Hep bir hayal kırıklığı.
    Bir şey isterken çekimserler “anne alabilir misin, verebilir misin?”diyorlar. Babaları yanımızdayken bir dediklerini iki etmezdi.
    Şimdi ise borç harç yaparak geçimimi sağlamak zorunda kalıyorum, eşim yanımda iken poşet taşımama kıyamazdı, şimdi gidip ev temizliği hali merdiven siliyorum ki kızlarıma babaları gelene kadar iyi bakabilir miyim, ihtiyaçlarını alabilir miyim diye…
    Bize bunları yaşatanlara kanunun geri çekilmesine sebep olanlar
    Yasa çıkacak diye içimizde kuşlar uçuştu, çiçekler açtı. Üzerimizdeki kara bulutlar gidecek derken hevesimizi kursağımızda bırakanların mahşerde evlatlarımın iki eli yakalarında olacak!


    Ben Şirin Evli ve 3 çocuk annesiyim. Ben 24 eşim 30 yaşında. 2008 yılında eşimle kaçarak evlendik.. Çünkü ailem vermedi. Ben babasız, dedemin gölgesinde annem ve babaannemin duasında büyüdüm.. Ama beni sevdiğime vermediler, belki verselerdi nişanlı durup bu hale düşmezdim.
    Tek bildiğim eşimi canımdan çok sevdiğim, çünkü sahiplenme duygusunu, sevme kıskanma duygusunu ben onda tattım.. Eşim ilkim ve sonum oldu kaçtım.
    18 yaşına kadar imam nikahı ile durduk bu süreçte düğünüm oldu, oğlum Berk Can dünyaya geldi anne oldum.. 18 yaşından bir gün alınca nikahımızı kıydık kimseye zararımız yoktu kendi halimizde geçinip gidiyorduk. Bu süre içinde ikinci çocuğumuz Ecrin Naz da oldu..
    İşimizde gücümüz de mutlu yuvamızda yaşıyorduk, üstünden de tam 6 sene geçmişti…, ama bir gece kapı çaldı.. keşke o kapı hiç çalmasaydı.. bir kapı çalmasının ölüm gibi geleceğini bilemezdim.. polisler içeri girip esimi aldılar ama benim canim dan can gitti..
    Çırpınıyorum kimse takmadı bile beni.. Hamileydim 3aylik.. 3. Evladıma..  Elçin Su’ ya..  Esimin çaresiz bakışı.. Benim göz yaşlarım…
    O günden sonra çocuklarımın her gün babam gelir diye kapıda bekleyişi.. Karnımdaki yavrumu bir başıma dünyaya getirme düşüncesi.. dayanamıyordum…
    Kendim babasız büyüdüm babasızlığın ne olduğunu biliyorum. Evde amcaları çocuklarına gelirken benimkiler odaya girip ağlıyor.
    “Babam ne zaman gelecek anne” derken her gün bitkin halimle masal uydurmaktan bıktım.. tükendim.. kan kusup kızılcık şerbeti diye bir kelime var tam da bunu yaşadım..
    Üçüncü çocuğumun doğumu oldu ama evde babasının fotoğrafını seviyor.. Ayda bir defa 40 dakika açık görüşte babasının yüzüne bakmıyor bile.. Çünkü benim evladım baba sevgisi ne bilmiyor.. sadece fotoğrafta biliyor babasını..
    Oğlum 5 yaşındaydı babasını aldıklarında.. Şimdi ilk okul 3. Sınıfa gidiyor ama sürekli okulda arkadaşlarına karşı babasını müdafaa etmekle kendini sorumlu tutuyor.  İnsanlar babasına suçlu gözüyle bakmasın diye “Babam hırsız değil, kötü suçu yok, annem bana hamile kaldığı için ceza evinde, yani benim yüzümden” diyor. Her ay rehberlik eğitimi alıyor.
    Bu cezayı ben çekiyorum, eşim çekiyor. Hadi biz suç isledik suçumuz çok ağır çünkü sevdik, yuva kurduk, aile olduk, bunun bedelini de evlatlarımıza da ödetiyorlar..
    Bir de çıkıyorlar, aile bütünlüğünden adaletten bahsediyorlar, simdi soruyorum benim bu çocuklarımın boynunu bükük bırakıp, babasız büyümelerinin hesabını kimler verecek…
    Bizim tek istediğimiz yuvamız bozulmasın aile bütünlüğümüzün korunsun. çocuklarımız babalarına kavuşsun.. Benim çektiklerimi çocuklarım çekmesin duyun artık bizi..
    Biz küçük gelin değiliz, birbirlerini çok seven eşler ve anne babalarız. Bize kıydınız evlatlarımıza acıyın… Sevmenin bedeli bu kadar ağır olmamalı.
    Tam bu dert bitecek derken 2016 bize yasa çıkacakken hem cinsimiz olan kadınlar bize karsı çıkarken, bizi diri diri mezara koyduklarını bilmiyorlar mıydi?
    Kadın haklarını savundular ama bizim gibi mağdur 3800 aileyi de mezara koydular.. Yasayı saptırdılar ve yasa geri çekildi.. Bunun uğruna bir tane bizim gibi mağdur arkadaşımız intihar etti. Canından oldu. evlatları babasızdı üstüne birde annesiz kaldı..
    Bizim hakkimizi niye savunmadılar? Bizi niye pislik sapık tecavüzcülerden ayırmadılar. bizim ve çocuklarımızın suçu ne? Bize bunu yasattılar.
    Dilerim Rabbimden benim ve benim gibi olan arkadaşlarımın çektiğimiz çilenin daha beterini çeksin Allah’tan bulsunlar. Bizim canlarımızın yandığı kadar canları acır ve yanar, belki eyvah derler ama kimsenin yanına kar kalmasın..
    Ah ediyorum vebâl ediyorum.. Ne diyim düşmanıma bile yaşatmasın yaşadığımı derken simdi Allah bize bunu yapanlara iki mislini yaşatsın ki anlasın bu uğraşların boşa olmadığını anlasınlar. Bizi tükettiler çünkü…


    Ben Neriman Evli ve bir çocuk annesiyim. Ben 21 eşim 25 yaşında. Sevmenin ağırlığını daha o yaşta hissettim omuzlarımda… Sevmekle beraber hayatın yükünü de sırtlanmış oldum. Nerden bilebilirdim ki kurduğum toz pembe hayaller, yerini siyah bulutlarla kaplı hüzün gözyaşlarına bırakacak.
    14 yaşındaydım ilk aşkım, kalp ağrımı sevdiğimde. O da 18. Öyle güzel sevdi ki… Hep iyi ki dedirtti. Ailem öğrenci diye onay vermediler. Biz yine de görüşmeye devam ettik. Olmadı engeller, baskılar… Benimle var mısın dedi ? Nasıl olmazdım ki … Tuttum elinden o günden beri de hiç bırakmadım.
    Her şey güzel olacak derken polisler geldi aldı. Ailemin hiç bir şeyden haberi yok okuldan kaçtığımı sanıyorlar. Şikayetçi oldular, dava aşaması boyunca 15 ay yattı.  Ailem 2. mahkemede şikayeti geri aldı. Her hakim karşısına çıktığımda seviyorum dedim. Ben de istedim dedim, o beni zorlamadı dedim, dinlemediler. Üstüne bir de tecavüzcü dediler 8 sene 4 ay ceza verdiler.
    Sevmenin mağduru olup ceza aldık. Her şey yoluna giriyor dedik… ÂLLAH’IN emri ile gelip istediler. Telimle duvağımla babamın evinden gelin çıktım.
    Minik  bir yuvam, kurulu bir düzenim oldu. 9 aylık evliydik içimde büyüyen minik eller, minik ayaklar, minicik bir kalbin olduğunu öğrendik .. Artık 3 kişi olma hayalini kuruyorduk.  7. ayıma girdiğimde gidip alışverişini yaptık bir oğlumuz olacaktı. İsmi Eymen olsun dedik.
    1 hafta sonrası yasa tasarısı gündeme gelip çekildi. “Gideceğim ben ama üzülme ben yoksam Eymen var” dedi. Keşke gitmeseydi.
    Hastane’ye gittiğimde elimden tutacak bana güç verecek bir el yoktu. Oğlumu yalnız aldım kucağıma. 7 günlük bebekti babasının kucağına verdiğimde. Hapishanede kokladı ilk yavrusunu. Gözyaşlarını kokusuna bıraktı.  Tutup alamadım elinden.Şimdi oğlum 1 buçuk yaşında. Her geçen gün büyüdü, o büyüdükçe ben öldüm… Yaşarken ölmek nedir bilir misiniz? Ben biliyorum defalarca öldüm.
    Oturabildi, emekledi, yürüdü… Sonra da baba dedi. Baba. Peki nerde bu baba ? Neymiş günahı evladından ayrı? Sadece 40 dakikalık görüşte görüyor.
    Çok sevmiş annesini, sahip çıkmış, korumuş kollamış…
    Peki annesi ne yapıyor? Babasını aratmamak için dişini tırnağına takmış. Gözyaşlarını silmiş gülmüş.
    İçimdeki çığlık büyüyor… Duyun, görün artık.
    Siz görmedikçe, duymadıkça,  ben çığlıklarımda boğuluyorum .. Gün be gün tükeniyorum .. Tek başıma yetemiyorum. Az değil yaşadıklarım, kısacık ömre ne acılar ne ayrılıklar sığdırdık… Ama yeter artık bitsin bu hasret, bu acı. Duyun artık çığlıklarımı!
    Bize bunları yaşatanlarda, yasasının geri çekilmesine sebep olanlarda hiç mi Allah korkusu yok acaba?
    Biliyor musunuz ki ben neler çekiyorum!
    Ben bir anneyim, babasız bir çocuk büyütüyorum ve buna sebep olan sizler gününüzü gün ediyorsunuz dimi ! Sizin için tüm sorunlar bitti. Nasıl olsa yasa geri çekildi ! Bu çocukların babasız büyümesinde etkisi olan herkese Rabbim daha beterini yaşatsın ! ELBET BİRGÜN HERKES YAŞATTIĞINI YAŞAR !


    Evlilik yasasından mağdur bütün kadınları ortak sözü:
    Biz kadınlar tecavüze uğramadık, zorla evlendirilmedik!
    Kendi hür irademizle, kalbimizle tertemiz sevip evlendik!
    Kızlar tecavüze uğramasın! Hiçbir genç kız zorla evlendirilmesin! Ama bizi onlarla da aynı kefeye koymayın. Yeter artık sesimizi duyun!



    Not: Dört bin kadın sadece kocaları hapse girdiği için başvuranlar.  Daha niceleri var on sekiz yaş altında evlenen. Kocası yakalanmasın diye korkusundan hastalandığında hastaneye gidemeyen, evinde doğuran, çocuğunu nüfusa yazdırmayan… Evlenmenin korkusu içinde yaşayan aileler…
    Sema Maraşlı  http://www.cocukaile.net
    Tek suçları erken evlenmek olduğu için birbirlerinden ayrı düşmek zorunda kalan bir ailenin tutuklanma gününden küçük bir kesit.  Suçsuz yere cezaevinde gerçek tecavüzcülerle aynı koğuşta kalmak zorunda olan, sevdiklerine hasret, gözyaşlarını tutmakta zorlanan gencecik bir baba, babasına doyamayan bir çocuk, eşini seven bir kadın ve evladına hasret yaşlı, hasta bir baba. Felç hastası baba, görüş günlerinde hastane kapılarında yatıyor. Güzel ahlaklı, evinin direğe evladı suçsuz yere hapiste. Evladına yaklaşmak istiyor fakat torununa kıyamayıp kendi hakkından feragat ediyor. Bu babanın ahı bile yakar bu ailelerin cezaevinde olmasına sebep olanları. Dualarımız ve gayretlerimiz bu ailelerin birbirlerine kavuşması için. Erken evlendiği için hapis cezası alan ve birbirlerinden ayrı düşen bu ailelere yapılan büyük bir zulümdür. Zulme rıza da zulümdür.
  • 2018'DE OKUDUĞUM KİTAPLAR VE PUANLAMALARIM

    OCAK -13 kitap-
    1.Unutulan Kraliçe- Vanora Bennet (3/5)
    2.4N 1K "on ikiden sonra"- Büşra Yılmaz(3/5)
    3.Kan ve Yıldız Işığı Günleri- Laini Taylor (5/5)
    4.Olağanüstü Bir Gece- Stefan Zweig (5/5)
    5.Piyon- Aimee Carter (3/5)
    6.Vezir- Aimee Carter (5/5)
    7.Uzak Yıldızlar- Marissa Meyer (5/5)
    8. Mucize- R. J. Palacio (5/5)
    9.Hiçliğin Kıyısında- J. A. Redmerski (2/5)
    10. Seçme Şiirler- Nazım Hikmet (5/5)
    11.Vadideki Zambak- Balzac (4/5)
    12.Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu- Stefan Zweig (5/5)
    13.Başka Dilde Aşk- Mia Sheridan (4/5)

    ŞUBAT -6 kitap-
    1.AEDEN- Azra Kohen (5/5)
    2.Yaprak Dökümü- Reşat Nuri Güntekin (4/5)
    3.Fareler ve İnsanlar- John Steinbeck (5/5)
    4. Kan Sözü- Richelle Mead (4/5)
    5.Aklından Bir Sayı Tut- John Verdon (3/5)
    6.Hayvan Çiftliği- George Orwell (5/5)

    MART -7 kitap-
    1.Melekler ve Şeytanlar- Dan Brown (4/5)
    2.Genç Werther'in Acıları- Goethe (4/5)
    3.Dönüşüm- Franz kafka (5/5)
    4.Çizgili Pijamalı Çocuk- John Boyne (5/5)
    5.Piraye-Canan Tan (3/5)
    6.Ruh Bağı- Richelle Mead (4/5)
    7.Not: Seni Hâlâ Seviyorum- Henny Han (4/5)

    NİSAN -11 kitap-
    1. Son Fedakarlık- Richelle Mead (4/5)
    2. Biz, ölümlüler- Patrick Ness (2/5)
    3.Alice Hakkındaki Gerçek- Jennifer Mathiew (4/5)
    4.Şafak Vakti- Stephenie Meyer (2/5)
    5.Yaban- Yakup Kadri Karaosmanoğlu (5/5)
    6. Olasılıksız- Adam Fawer (4/5)
    7.Babaya Mektup- Franz Kafka (3/5)
    8.Şah- Aimee Carter (3/5)
    9. Mecburiyet- Stefan Zweig (4/5)
    10. Death Note (cilt #1) (4/5)
    11. Bir Sır Saklı İçimde- Julie Berry (5/5)

    MAYIS -8 kitap-
    1.Kırmızı Saçlı Kadın- Orhan Pamuk (2/5)
    2. Amok Koşucusu- Stefan Zweig (4/5)
    3.Yalancılar- E. Lockhart (4/5)
    4.Seni Ben Uydurdum- Francesca Zappia (5/5)
    5.Clarissa- Stefan Zweig (5/5)
    6.Arayışlar- Lou Andreas Salome (5/5)
    7.Lider- R. Gaye Önel (1/5)
    8.Uyanış- Scott Sigler (3/5)

    HAZİRAN -14 kitap-
    1.Yağmurla Gelen Mutluluk- Amber L. Johnson (2/5)
    2.Kumarbaz- Dostoyevski (5/5)
    3.Birimiz Yalan Söylüyor- Karen M. McManus (4/5)
    4.Beyaz Geceler- Dostoyevski (5/5)
    5.Kırmızı Pazartesi- Gabriel Garcia Marquez (2/5)
    6.Feniçka- Lou Andreas Salome (5/5)
    7.Kötülük Tohumları- J. A. Redmerski (5/5)
    8.Grapon Kağıtları- Didem Madak (4/5)
    9.Asla Asla- Collen Hoover ve Tarryn Fisher (4/5)
    10.Genç Elitler- Marie Lu (3/5)
    11.Kemik Torbası- Stephen King (2/5)
    12.Tepki- Stephen King (4/5)
    13.Tehlikeli Yalanlar- Becca Fitzpatrick (4/5)
    14.Veronika Ölmek Istiyor- Paulo Coelho (5/5)

    TEMMUZ -13 kitap-
    1.Düzenleyiciler- Stephen King (1/5)
    2.Anna Karenina- Tolstoy (5/5)
    3.Kara Kurt- J. A. Redmerski (5/5)
    4.Victor- J. A. Redmerski (3/5)
    5.99 Gün- Katie Cotugno (3/5)
    6.Gölün Dibindeki Ev- Josh Malerman (3/5)
    7.Serseri- Rachel Vincent (2/5)
    8. EREBOS- U. Poznanski (5/5)
    9.Geçmişin Kırıkları- Brittainy C. Cherry (2/5)
    10.Eksik Parça- Michelle Hodkin (5/5)
    11.Albaya Mektup Yok- Gabriel Garcia Marquez (4/5)
    12.Rengâhenk- Can Yücel (3/5)
    13.Yaşamın Ucuna Yolculuk- Tezer Özlü (4/5)

    AĞUSTOS -12 kitap-
    1.Bin Öpücük- Tillie Cole (2/5)
    2.Ejderhanın Gözleri- Stephen King (3/5)
    3.Mürebbiye- Stefan Zweig (4/5)
    4.Gül Cemiyeti- Marie Lu (3/5)
    5.Uğultulu Tepeler- Emily Bronte (5/5)
    6. Kusursuz Elmas- Camilla Monk (1/5)
    7.Uyanış- Lisa Mcmann (4/5)
    8.İki Kız Kardeş- Edith Wharton (5/5)
    9.Umutsuz- Colleen Hoover (3/5)
    10.Mezarla Randevu- Jeaniene Frost (2/5)
    11.Bir Kadının Hayatından 24 Saat- Stefan Zweig (4/5)
    12. Yeraltından Notlar- Dostoyevski (5/5)

    EYLÜL -14 kitap-
    1.Hayatın Kıyısında- Jennifer Niven (4/5)
    2.Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku- İlhami Algör (?)
    3.Bıçak Sırtı- Michelle Hodkin (5/5)
    4.Aşk ve Dondurma- Jenna Evans Welch (2/5)
    5.Yabancı- Albert Camus (4/5)
    6.Siyah Damar- Tarryn Fisher (4/5)
    7.Yüzyılın Fırtınası- Stephen King (4/5)
    8.Kırık Kanatlar- Halil Cibran (4/5)
    9.Ateşböceği Yolu- Kristin Hannah (2/5)
    10.22/11/63- Stephen King (5/5)
    11.Her Şey İçin Teşekkürler- Tommy Wallach (3/5)
    12.Ürperti- Maggie Stiefvater (3/5)
    13.Mavi Saçlı Kız- Burçak Çerezcioğlu (5/5)
    14. Anne Frank'in Hatıra Defteri (5/5)

    EKİM -9 kitap-
    1.Tanrı ve Canavarların Düşleri- Laini Taylor (5/5)
    2.Ölü Ozanlar Derneği- N. H. Kleinbaum (5/5)
    3.Adımı Söyle- James Dawson (4/5)
    4.İlk Aşk- John Green (2/5)
    5.Death Note (cilt #2) (4/5)
    6. Death Note (cilt #3) (5/5)
    7.Genç Bir Doktorun anıları- Mihail Bulgakov (4/5)
    8. Değirmen- Sabahattin Ali (5/5)
    9. Death Note (cilt #4) (4/5)

    KASIM -4 kitap-
    1.Bronz Atlı- Paullina Simons (5/5)
    2.Death Note (cilt #5) (4/5)
    3. Akıl Çıkmazı- Michelle Hodkin (5/5)
    4. Düşüş- Lauren Kate (2/5)

    ARALIK -6 kitap-
    1.Kuyrukluyıldız Altında Bir Izdivaç- Hüseyyin Rahmi Gürpınar (5/5)
    2.Warcross- Marie Lu (5/5)
    3.Her Gün- David Levithan (3/5)
    4.Hayaletli Yolda 13 Saat- Thomas Brezina (3/5)
    5.Tatyana ve Alexander- Paullina Simons (4/5)
    6.Son Ada- Zülfü Livaneli (5/5)

    Toplam= 117
  • Savaşın Ruh Sağlığı Üzerine Etkileri :

    Savaşın beraberinde getirdikleri arasında sivil popülasyonun ruh sağlığına olan etkisi en önemlilerinden biridir. Genel popülasyon üzerinde yapılan araştırmalar ruhsal hastalıkların görülme sıklığı ve vaka sayısındaki dikkate değer artışı ortaya koymaktadır. Kadınlar erkeklere göre bu durumdan daha fazla etkilenmektedir. Diğer korunmaya muhtaç gruplar, çocuk, yaşlı ve engellilerdir. Vaka sıklığı oranları travmanın derecesi ve fiziki ve ruhsal desteğin varlığıyla bağlantılıdır. Gelişmiş ülkelerde kültürel ve din aracılığıyla başa çıkma yöntemleri yaygındır.
    2005 yılı, savaş ve ruh sağlığı arasındaki ilişkiyi anlamada önemlidir. Bu yıl, Vietnam savaşının bitişi ve Lübnan savaşının başlamasının 30. Yıldönümüne denk geliyor. Medya, Irak’ta sürmekte olan “savaş” durumunun dehşet verici hikayelerini göstermiş, attığı son başlıklardan birkaçı savaşın ruh sağlığı üzerindeki etkisini gözler önüne sermiştir: “Sürekli bir korku hali yaşıyoruz “(Irak); “Savaş, Iraklıların ruh sağlığına zarar veriyor”; “Savaş travması fiziksel izler bırakıyor”; “Savaş cehennemdir… Onu yaşayan insanlar üzerinde asla iyileşmeyen bir etkisi var”; “Sadece savaşı bilen bir jenerasyon yetişmiş durumda”.

    Savaşların psikiyatrik tarihte birkaç farklı şekilde önemli rolü var. 20. Yüzyılın ilk yarısı boyunca psikolojik müdahalenin etkisini destekleyen şey, dünya savaşlarının savaş bunalımı formundaki psikolojik etkisiydi. İkinci Dünya Savaşı devam ederken orduya alınmak için uygun olmayan kayda geçmiş nüfus oranı, ABD’de Ulusal Ruh Sağlığı Enstitüsü’nün kurulmasına sebep oldu. Subay ve askerlerdeki ruhsal semptomların ortaya çıkışındaki farklar, strese karşı ruhsal reaksiyonu anlamada yeni yollar açtı.
    Geçtiğimiz yıl çok sayıda kitap ve döküman savaşın ruh sağlığı üzerindeki etkisini konu edindi. Bunlardan bazıları: WPA kitabı “Felaketler ve ruh sağlığı” (1), Dünya Bankası raporu “Ruh sağlığı ve zihinsel çatışma – Kavramsal çerçeve ve yaklaşımlar” (2), Birleşmiş Milletler (BM) kitabı “Savaş ve barışta travma müdahalesi” (3), Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu (UNICEF) dökümanı “Dünya çocuklarının durumu – Tehdit altındaki çocukluk” (4), “Çatışma sonrası toparlanma döneminde travma ve ruh sağlığının rolü” (5) ve WPA kitabı “Güney Sahra Çölü için klinik psikiyatrinin gereklilikleri” (6) ndeki “Afrika’da savaş ve ruh sağlığı” üzerine bir bölüm.

    İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yeni bir dünya savaşı yaşanmamış olsa da, dünya son 60 yıldır savaş ve çatışma halinde. Buna örnek olarak, Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’ne göre, Doğu Akdeniz bölgesindeki 22 ülkede popülasyonun %80’i ya bir çatışmanın ortasında ya da yüzyılın son çeyreğinde benzer bir durumu tecrübe etmiş durumdadır (7).
    Savaşın ulusların sağlık ve esenliği üzerinde yıkıcı bir etkisi bulunuyor. Araştırmalar, ihtilaf durumlarının diğer herhangi bir ciddi hastalıktan daha fazla oranda ölüm ve özre sebep olduğunu göstermiş durumda. Savaş topluluk ve aileleri tahrip eder ve sıklıkla ulusların sosyal ve ekonomik gelişim yapılarını bozar. Savaşın etkileri, çocuk ve yetişkinlerde uzun soluklu fiziksel ve psikolojik tahribi ve bunun yanı sıra materyal ve insan sermayesinde düşüşü kapsamaktadır. Savaş neticesinde ölüm basitçe “buzdağının görünen yüzüdür”. Ölümün ötesindeki diğer sonuçlar tam anlamıyla belgelendirilmemektedir. Bunlara, bir kaçını sıralamak gerekirse, endemik yoksulluk, yetersiz beslenme, özürlülük, ekonomik/ sosyal düşüş ve psikolojik hastalıklar dahildir. Sadece çatışmaları ve bunlardan ortaya çıkan sayısız ruh sağlığı problemlerini daha ileri düzeyde anlama yoluyla, böylesi problemlerle başetmek için kolay anlaşılır ve etkili stratejiler geliştirilebilir.

    Savaşın psikolojik travmalarıyla baş etme konusu üzerine Düya Sağlık Örgütü’nün kattığı önem, Mayıs 2005’te “çocukları silahlı çatışmadan korumak için aksiyonları güçlendirme” konusunda üye ülkeleri teşvik eden Dünya Sağlık Meclisi’nin önergesiyle vurgulandı. Aynı şekilde Ocak 2005’te DSÖ yönetim kurulunun önergesi, savaş, çatışma ve doğal afetlerin psikolojik tahribatını onarmak için programların hayata geçirilmesine destek” konusunun altını çizdi. (8)
    DSÖ’nün tahminine göre, dünya üzerinde silahlı çatışma durumlarında “travmatik olaylar yaşayan insanların %10’u ciddi ruh sağlığı problemlerine sahip olmakta ve diğer %10’u etkili fonksiyonlar göstermek için yetilerine set koyacak davranışlar geliştirmektedir. En yaygın durumlar depresyon, kaygı ve insomnia ya da sırt ve mide ağrısı gibi psikosomatik problemlerdir.” (9)

    Bu makale savaşın genel popülasyon, mülteciler, askerler ve özel korunmasız grupların ruh sağlığı üzerindeki etkisi hakkındaki basılı literatürden kanıtları kısaca inceler.
  • Merhaba sevgili 1K! :) 1K Kırıkkale Okuma grubu olarak 2019 yılına girmeden evvel 2018de birlikte neler okumuş, neler yapmışız hep birlikte şöyle bir bakalım istedim. Öncelikle her şey bir buluşma etkinliğinin yorum kısmında bir Kırıkkaleli İlgen Aktürk ve Kırıkkale Üniversitesinde öğrenci olan İlknur Uçkun ile e biz neden yapmıyoruz ki! İle başladı. Buradan İlknur'a kocaman sevgiler 💐 Ve siz değerli 1k üyeleri yorumlarınız ve mesajlarınızla bizlere en başından beri destek olduğunuz, paylaştığınız için sizlere sonsuz teşekkür ediyorum. Iyi ki varsınız. Sosyal medya doğru kullanıldığında müthiş bir şeymiş. Günlük hayatımızda bir araya gelemeyecek her yaştan, meslekten insan sosyal medya sayesinde bir araya gelip birlikte kitaplar okuyor, istişare ediyorduk. Hem de bunu küçük bir şehirde yapıyor olmak ayrıca gurur kaynagı olmuştu bizler için. Şebnem Ferah diyor ya: "İyi dostlar biriktirdim, hepsi ailem oldu." Aynen öyle oldu bizler icin de :)
    Umarım 81 ilimizde bu güzel buluşmalardan eksik kalmaz ve her ilde yapılır. Şimdi izninizle buluşmalarımızdan devam edeceğim...

    İlk buluşmamız 4 kişi olarak 11 Şubat 2018de gerçekleşti. Hem tanışma etkinliğiydi bu hem de Küçük Prens ve Kafka'dan Dönüşüm'ü konuşmuştuk. Görselimiz:
    *https://hizliresim.com/lqrpQJ

    2. Buluşmamızda 18 Mart 2018de, Kafka'dan okuduğumuz Dava ile.. Görselimiz:
    *https://hizliresim.com/oX8pq9

    3. Buluşmamız 28 Nisan 2018de Bukowski Factotum+ Zweig Clarissa.. Görselimiz:
    *https://i.hizliresim.com/p6ZGDo.jpg

    4. Buluşmamız 12 Mayıs 2018 Sadık Hidayet Kör Baykuş+ Pınar Kür Asılacak Kadın biz bu buluşmamıza kasvetli buluşma diyoruz :)) İste görselimiz:
    *https://i.hizliresim.com/YgndRj.jpg

    5. Buluşmamız 28 Haziran 2018 Aziz Nesin Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz. Görselimiz:
    *https://hizliresim.com/5yMlnR

    6. Buluşmamız 29 Temmuz 2018 Aldous Huxley Cesur Yeni Dünya. Bu buluşmada fotoğraf çekilmeyi unutmuşuz :))

    7. Buluşmamız 18 Ağustos 2018 Chuck Palahniuk Dövüş Kulübü. Görselimiz:
    *https://i.hizliresim.com/5yXp7L.jpg

    8. Buluşmamız 22 Eylül 2018 Zülfü Livaneli- Huzursuzluk. Görselimiz :))
    *https://i.hizliresim.com/X6zzd7.jpg

    9. Buluşmamız 27 Ekim 2018 Wilhelm Reich- Dinle Küçük Adam. Görselimiz:
    *https://resmim.net/f/Lx3xTM.jpg

    10. Buluşmamız 6 Kasım 2018de hep birlikte Müslüm filmini izledik. Görselimiz:
    *https://hizliresim.com/MVg2bM

    11. Buluşmamız 10 Kasım 2018de Anton Çehovdan okuduğumuz Altıncı Koğuş. Görselimiz:
    *https://i.hizliresim.com/k93o97.jpg

    12. Buluşmamız 18 Kasım 2018de Paulo Coelho'dan Veronika Ölmek Istiyor ile. Fotoğraf çekilmeyi unutmuşuz :))

    13. Buluşmamız 1 Aralık 2018de Paulo Coelho Simyacı+ Alper Canıgüz Oğullar ve Rencide Ruhlar ile. Görselimiz:
    *https://hizliresim.com/ZXAGb0

    14. Buluşmamız 15 Aralık 2018de Amin Maalouftan Çivisi Çıkmış Dünya ile. Görselimiz:
    *https://i.hizliresim.com/ZXVJrG.jpg

    15. Buluşmamız 23 Aralık 2018de Zweigdan okuduğumuz Ay Işığı Sokağı ile. Görselimiz:
    *https://i.hizliresim.com/v68Yrr.jpg

    Bir sonraki buluşmamız 19 Ocak 2019da Jack London'dan okuyacağımız Demir Ökçe ile olacaktır. Gelmek isteyen herkesi bekler, hepinize iyi seneler dileriz. Keyifli okumalar!!

    Dipnot: Buluşmalara en başından beri istikrarla katılan Acemi Okur ve
    Yenigün Enes ' e buradan 💐🌺🌼⚘. Katılan, katılamayan diğer arkadaşlarımıza da tekrar teşekkürler. Iyi ki varsınız!
  • Hamdım, piştim, yandım

    Bu üç cümleden ibarettir Hayat. İnsan hamdır, nefis ile mücadelesi ile başlar pişmesi, taki Allah'dan gayri herşeye Lâ diyerek başlar sanırım yanması.
    Bizim haddimiz değildir ki, Derya' yı incelemek naçizane elimizden gelenleri paylaşmak istedim...

    ~ DİLHUN ~ ,* EFLATUN* , lazcuk , inci , https://1000kitap.com/minalper_koc , Mir'ât-ı Cünûn , Metin Pir ( Von Kleist ) , özlem , sueda reyyan , Eylül Türk , Büşra A. ve nice dostlarıma abilerime ablalarıma etkinliğe, paylaşımlarıyla, iletileriyle okudukları kitaplarla, katkıda bulunan herkese yardımların dan dolayı çok ama çok teşekkür ederim. Sayelerinde, hayalim olan Şebi Ârus etkinliğini Allah'ın izniyle yaptık ve o kadar keyif aldım ki, gerçekten hepsine ne desem az..

    Alıntılarla size Hazreti Pir'in Mesnevî Şerif'i nasıl yazmaya başladığını, içeriğini ve günümüze kadar olan etkilerini aktarmaya çalışacağım haddim olmayarak. İçeriğini, sırlarını Anlatmaya bizim kelamımız yetmez Vesselam...


    Mesnevî Nasıl Yazıldı?       

    Mevlâna"nın ölümünden 45 yıl sonra onun ve ailesinin menkıbelerini yazmaya başlayan Ahmed Eflâkî(ö.1360), Mesnevî"nin yazılmaya başlanmasını Dergâhın Mesnevîhânı Sirâceddin"in dilinden şöyle anlatır:

    “Hüsâmeddin Çelebi, bir gece Mevlâna"ya gelerek onunla baş başa kaldığı sırada baş koyup dedi ki “Gazel divanı çoğaldı, bunların sırlarının nurları deniz ve karaların, Doğu ve Batı"nın her tarafını kapladı. Allah"a hamdolsun bütün söz söyleyenler, bu sözlerin yüceliği karşısında şaşakaldılar. Eğer Senâî"nin İlâhînâme (Hadîka) tarzında ve Mantıku"t-tayr"ın vezninde bir kitap yazılsa bu, bütün insanlar arasında bir hatıra olarak kalır; âşıkların ve dertlilerin can yoldaşı olur. Bu son derece büyük bir merhamet ve inayet olacaktır. Bu kulunuz da ister ki değerli dostların yüzlerini sizin kutlu yüzünüze çevirip başka bir şey ile meşgul olmasınlar. Artık bundan sonrası Hüdâvendigâr (Mevlâna) ın lûtuf ve inayetine kalmıştır.

    Bunun üzerine Mevlâna, hemen mübarek sarığının içinden küllî ve cüz"î bütün sırları açıklayan bir cüz çıkartıp, Çelebi Hüsâmeddin"in eline verdi. Bunda Mesnevî"nin başında bulunan on sekiz beyit yazılı idi
    ~Alıntı~

    Tüm Mesnevi İlk 18 beyittin içindedir aslında, o sırrı anlayan Mesnevi yi anlar der büyükler...


    Ne Zaman ve Kaç Yılda Yazıldı?                     

    Mevlâna nın diğer eserleri gibi Farsça söylenip yazılan VI ciltlik Mesnevî"nin I.Cildine 1259 yılında başlanıp 1263 yılında tamamlandı. II. cilde başlanmak üzere iken Hüsâmeddin Çelebi"nin eşi vefat etti ve Mesnevî"nin yazılması iki yıl kadar beklemede kaldı. Çünkü; Mesnevî, Mevlâna tarafından sabah, akşam, semâ-sohbet, otururken, ayakta demeden söyleniyor ve Hüsâmeddin Çelebi tarafından da yazılıyordu.

    Hüsâmeddin Çelebi, eşinin ölümünden iki yıl sonra tekrar Mevlâna"nın huzuruna gelerek vazifesine devam etmek istediğini belirtti. Böylece 14 Mayıs 1264 günü tekrar başlanan Mesnevî"nin kalan V cildi , hiç ara vermeden 1268 tarihinde  tamamlandı.

    ~Alıntı~

    Konuları, Kaynakları ve Amacı

    Mesnevî"nin konuları hakkında birkaç cümleyle fikir beyan etmek oldukça zordur. Çünkü Mesnevî"de hemen hemen akla gelebilecek her konuda bilgi verilmiş; Âyet, Hadis ve hikayeler yoluyla da bu bilgiler daha iyi aktarılmaya çalışılmıştır

    “Kur"ân"ın tefsiri” ve “Allah âşıklarının kitabı” olarak da nitelendirilen Mesnevî, Mevlâna"ya göre hakîkate ulaşma ve yakîn sırlarını açma hususunda din temellerinin, temellerinin temelidir.
    Bu kitap, masal diyene masaldır; fakat bu kitapta halini gören, bu kitap vasıtasıyla kendini tanıyan, anlayan da er kişidir.

    Mesnevî, Nil ırmağının suyudur; Kıptiye kan görünür, ama Musa kavmine sudur.

    Bu sözün (Mesnevî"nin) düşmanı, gözüme cehennemde tepe taklak olmuş bir halde görünüyor .

    Mevlâna Mesnevî"sini aydın gönüllü, görüş sahibi ve ciğeri yanmış âşıklar için süslenmiş bir bahçe ve lezzetli bir rızk olarak nitelendirilir...

    Mesnevî"nin nurlarla dolu sırlarını ve inceliklerini anlamak, Âyetlerin, Hadislerin ve hikayelerin tertibinden aralarındaki ilgiyi kavrayabilmek için büyük bir itikat, daimî bir aşk, tam bir doğruluk, selîm bir kalp, kıvrak bir zekâ ve anlama gücü ve bazı ilimleri bilmek gerekir ki insan onun  (Mesnevî) sırrının sırrına ulaşabilsin. Eğer doğru bir âşıksa bu özellikler olmadan da Mesnevî"yi anlama hususunda aşkı ona kılavuz olabilir ve bir menzile erişebilir.

    Mevlâna"ya göre; sûfîlerin söyledikleri, yazdıkları ve sözünü ettikleri konu ne rüya, ne de fal; Allah tarafından gönüllerine doğan vahiy (gönül vahyi, ilhamı)dir. Hal böyle olunca da Allah istemedikçe dil söze gelmez; geldiğinde de "O"nun ilham ettiklerinden başka bir şey söylemez. Bazen de kalbe doğan bu ilhamların söylenmesi yasaklanır; ya da halkın anlayabileceği, akılların alabileceği ölçü ve seviyede söylenir...


    Fakat “Söyle, bu söz ayıp olmaz. Senin sözün, gayb âlemindeki kaza ve kaderin zuhurundan başka bir şey değildir” demekte.

    Ya beni bırak, hiç söylemeyeyim; ya da izin ver, tamamıyla açıklayayım.

    Yine de ne bunu, nede onu istiyorsan ferman senin...”

    Ey doğacak çocuğun oynaması gibi bu mânâları içimde oynatıp duran Allah"ım! Madem ki bunun (Mesnevî) tamamlanmasını diliyorsun;

    Kolaylaştır, yol göster, başarı ver; ya da bu isteği, bu arzuyu gider, bizi suçlama.

    Sen olmadıkça, senin inayetin lûtfetmedikçe gece-gündüz nazım ve kafiyenin ne değeri olabilir; (Sen olmadıkça) meydana getirilen şiire kim bakar ki?

    Yukarıdaki beyitlerden de anlaşılacağı gibi Mesnevî"nin sadece kendi fikirlerinden oluşmadığını vurgulayan Mevlâna VI. cildin sonlarına doğru «Bu bahisler ancak buraya kadar söylenip, açıklanabilir; bundan sonrakilerin gizlenmesi gerekir.» (b.4620) der ve aşağıdaki beyitle eserini tamamlar:

    Gönlümden kopup gelen o söz, o taraftan gelmededir. Çünkü gönülden gönle pencere  vardır....


    Tercüme ve Şerhleri       

    Şu ana kadarki tespitlere göre Mesnevî"nin Türkçe ilk tam tercüme ve şerhleri Şem"î"nin (ö.1600"den sonra) ve Sûdî"nin (ö.1596) eserleridir.

    İlk yapılan bu tercüme ve şerhlerden sonra “Fâtihü"l-Ebyât” adlı eseriyle Hz.Şârih unvanı alan İsmail Rüsûhî Dede (Ankaravî) (ö.1631) bu konuda haklı bir şöhrete kavuşmuş; eseri günümüzde dahi Mesnevî"yi anlama hususunda en önemli kaynak olarak kabul edilmiştir. Bu değerli eser önce Mısır"da (1836) ikinci defa da İstanbul"da (1872) basılmıştır.

    16 yy"dan günümüze kadar hâlâ devam eden Türkçe tercüme ve şerhlerin en önemlileri ise aşağıda sunulmuştur :

    1-Sarı Abdullah (ö.1660), Cevâhir-i Bevâhir-i Mesnevî, I-V c. (Mesnevî"nin sadece I. cildini kapsar), İstanbul, Matbaa-yi Âmire, 1287-1288/1870-1871

    2-Bursalı İsmail Hakkı (ö.1725), Rûhu"l- Mesnevî, I-II c. (Mesnevî"nin bir bölümü), İstanbul, Matbaa-yi Âmire, 1287/1870

    3-Âbidin Paşa (ö.1908), Tercüme ve Şerh-i Mesnevi-yi Şerîf, I-VI c. (Mesnevî"nin sadece I. cildini kapsar), İstanbul, 1324/1906

    4-Ahmed Avni Konuk (ö.1938), Mesnevî Şerhi, 1937 yılında tamamlanan bu tam şerh henüz basılmamış, Mevlâna Müzesi"nde bulunmaktadır.

    5-Tâhirü"l-Mevlevî (Tahir Olgun, ö.1951), Mesnevî"nin Tercümesi ve Şerhi, Mesnevî"nin ilk IV cildini ve V. cildin bir kısmını kapsayan bu eser, F. Sezai Türkmen"in teşebbüsüyle 1963-1975 yılları arasında XIV cilt halinde neşredilmiş; daha sonra bu neşir, Şamil Yayınları tarafından tekrar yayınlanmıştır (2000). Bu eksik tercüme ve şerhin kalanı Tâhirü"l-Mevlevî"nin öğrencisi Şefik Can (d.1910) tarafından yapılarak yayınlanmıştır.

    6-Abdülbâki Gölpınarlı (ö.1982), Mesnevî ve Şerhi, I-VI c., Mesnevî"nin tamamının tercüme ve şerhini kapsayan bu eser de birkaç kez değişik yayınevleri tarafından basılmış, son olarak da Kültür Bakanlığı tarafından üç defa yayınlanmıştır. (I-VI c., Ankara, 2000, 3.Baskı)
    ~Alıntı~

    Etkileri

    Şüphesiz Mesnevî"nin ilk tesiri Mevlâna"nın oğlu Sultan Veled"e (ö.1312) olmuş ve onun ilk mesnevîsi olan İbtidânâme (Velednâme) (1291, 8760 beyit) meydana gelmiştir. Sultan Veled bu konuda, babasına her hususta çok benzediğini mesnevî usulünde de onun yolunu takip etmek istediği için bu eserini meydana getirdiğini söyler ve “Gücüm yettiğince o Hazrete benzemeye çalıştım, ama buna imkan yoktu” der.

    Mesnevî"yi ilham kaynağı alarak Türkçe mesnevîler oluşturan bazı önemli şairler ve eserlerinin te"lif tarihi de şu şekildedir:

    1-     Gülşehrî (ö.XVI yy.), Mantıku"t-tayr (Gülşen-nâme, 1317)

    2-     Âşık Paşa (ö.1333), Garîb-nâme, 1330

    3-     Şeyh Gâlib (ö.1799) Hüsn ü Aşk, 1782

    Bu eserler defalarca basılmış, günümüz diline aktarılmış ve haklarında gerek tez ve gerekse kitap olarak birçok araştırmalar yapılıp, yayınlanmıştır.
    ~Alıntı~

    Bu kadar bilgi yeterli sanırım bilgilendirmek amaçlıdır inceleme kesinlikle benim haddim değildir...