• Cennet İle İlgili Hadisler
    1) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    ‘Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyurdu:

    –Ben salih kullarım için ahiret azığı olarak hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın aklına gelmedik bir takım nimetler hazırladım. Allah’ın sizleri bu sözlerle muttali kıldığı şeyleri bir yana bırak. Bir de bunlardan başka onun sizleri muttali kılmadığı bir şey vardır ki, o en büyüktür’ buyurdu.”

    Müslim 2824/3, Buhari 3053

    2) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    ‘Allah cenneti yarattığı vakit Cebrail’e şöyle dedi:

    −‘Git cennete bak.’

    Cebrail gidip cennete baktı.

    Sonra geldi ve:

    −Ey Rabbim! İzzetine yemin olsun ki, cenneti kim işitirse muhakkak ona girer dedi.

    Sonra Allah onu zorluklarla donatıp:

    −‘Ey Cibril! Git cennete bak’ buyurdu. Cibril gitti ve cennete baktı.

    Sonra geldi ve:

    −Ey Rabbim! İzzetine yemin olsun ki, ona kimsenin girememesinden korktum’ dedi...”

    Ebu Davud 4744, Tirmizi 2685

    3) Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    ‘Cennet nefse hoş gelmeyen şeylerle kuşatılmış. Cehennem de nefsin arzularıyla kuşatılmıştır’ buyurdu.”

    Buhari 6412, Müslim 2822/1, Tirmizi 2684

    4) Sehl bin Sa’d Es-Saidi (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    ‘Cennette bir kamçı kadar yer, dünyadan ve dünyada bulunan her şeyden daha hayırlıdır...’ buyurdu.”

    Buhari 6356, İbni Mace 4330

    5) Sehl bin Sa’d (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    ‘Cennette sekiz kapı vardır. Bunların içinde bir kapı Reyyan diye isimlendirilir. Buradan cennete yalnız oruçlu olanlar girer’ buyurdu.”

    Buhari 3058

    6) Muaz bin Cebel (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    ‘Muhakkak cennet yüz derecedir. Onlardan her bir derece gök ile yer arasındaki mesafe kadardır. Şüphesiz o derecelerin en yücesi, Firdevs’tir. En faziletlisi de Firdevs’tir. Arş, muhakkak Firdevs’in üstündedir. Cennetin ırmakları da Firdevs’ten çıkıp akar. Bu itibarla siz Allah’tan dilemek istediğiniz zaman Firdevs’i isteyin’ buyurdu.”

    İbni Mace 4331, Tirmizi 2651

    7) Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    ‘...Şayet cennet ehli kadınlardan bir kadın dünyaya çıkmış olsaydı, muhakkak yer ile gök arasını aydınlatır ve ikisi arasını güzel bir koku doldururdu. Ve elbette o kadının başörtüsü dünyadan ve dünyadaki her şeyden daha hayırlıdır’ buyurdu.”

    Buhari 6467

    8) Sa’d bin Ebi Vakkas (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    ‘Cennette olan nimetlerden, bir tırnağın taşıyacağı kadar bir şey görünmüş olsa gökler ve yeryüzünün dört tarafı arasındaki her şey muhakkak süslenirdi. Ve cennet ehlinden bir kadının bilezikleri görünse, güneş yıldızların ışığını silip yok ettiği gibi o da muhakkak güneşin ışığını silip yok ederdi’ buyurdu.”

    Tirmizi 2661

    9) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e:

    −Ya Rasulallah! Cennetin yapısı nedir diye sordum?

    Rasulü Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    ‘Bir kerpici gümüşten, bir kerpici altından, harcı keskin kokulu misk, çakılları inci ve yakut, toprağı za’ferandır...’ buyurdu.”

    Tirmizi 2646

    10) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    ‘Cennette, gövdesi altından olmayan hiçbir ağaç yoktur’ buyurdu.”

    Tirmizi 2645

    11) Ebu Said El-Hudri (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    ‘Şüphesiz cennette öyle bir ağaç vardır ki, onun altında bir süvari, yürüyüşü çok sür’atli, talimli, iyi cins bir at ile yüz sene yürürse yine onu bitiremez’ buyurdu.”

    Müslim 2828/8, Buhari 6459, Tirmizi 2643, İbni Mace 4335

    12) Ebu Musa el-Eş’ari (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    ‘İki cennet vardır ki, bunların kapları ve içinde bulunan şeyler hep gümüştendir. Diğer iki cennet daha vardır ki, bunların kapları ve içinde bulunan şeyler de altındandır. Adn cennetindeki cennetliklerle Rablerine bakmaları arasında Allah’ın vechi (Yüzü) üzerindeki büyüklük ridasından başka bir şey bulunmayacaktır’ buyurdu.”

    Buhari 4828, Tirmizi 2648

    13) Harise bin Vehb El-Huzai (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    ‘Dikkat edin! Ben size cennetlik olanları haber veriyorum:

    Zayıf olup zayıf görülen kişi...’ buyurdu.”

    Buhari 4902, Müslim 2853/46, Tirmizi 2732, İbni Mace 4116

    14) Usame (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    ‘Ben cennetin kapısı önünde durdum, oraya girenlerin çoğu fakirler idi. Zenginler alıkonulmuşlardı...’ buyurdu.”

    Buhari 6456, Tirmizi 2729

    15) Abdullah bin Ömer (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    ‘Cennet ehli cennete vardığı, cehennem ehli de cehenneme vardığında ölüm, alacalı bir koç suretinde getirilir. Cennetle cehennem arasında yatırılıp kesilir.

    Sonra bir münadi:

    −Ey cennet ahalisi! Artık ölüm yoktur. Ey cehennem ahalisi! Artık ölüm yoktur diye nida eder. Bu hâdise sebebiyle cennet ehlinin ferahı bir kat daha artar, cehennem ehlinin hüzün ve kederi ise bir kat daha artar’ buyurdu.”

    Müslim 2850/43, Buhari 6457, İbni Mace 4327, Tirmizi 2682

    16) Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    ‘…Cennet ehlinden olup da dünyada en çetin ve meşakkatli hayat süren kişi getirilir ve cennete bir daldırılışla daldırılır.

    Müteakiben ona da:

    −Ey Âdemoğlu! Sen hiçbir çetinlik ve sıkıntı gördün mü, sana herhangi bir sıkıntı ve zorluk uğradı mı? diye sorulur.

    O da:

    −Hayır, vallahi ya Rab! Bana asla sıkıntı uğramadı ve ben asla şiddet görmedim der’ buyurdu.”

    Müslim 2807/55, İbni Mace 4321

    17) Ebu Said el-Hudri ve Ebu Hureyre (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    “Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    ‘Bir münadi cennet ehline:

    −Daima sıhhatli kalmanız ve ebediyyen hasta olmamanız hakkınızdır. Daima yaşamanız ve ebediyyen ölmemeniz hakkınızdır. Daima genç kalmanız ve ebediyyen ihtiyarlamamanız hakkınızdır. Daima nimetler içinde hoş bir halde olmanız ve ebediyyen sıkıntı ve çetinliğe maruz kalmamanız hakkınızdır diye nida edecektir’ buyurdu.”

    Müslim 2837/22

    18) Muaz bin Cebel (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    ‘Cennet ehli cennete kılsız, tüysüz, yaratılıştan sürmeli, otuz veya otuz üç yaşında olarak gireceklerdir’ buyurdu.”

    Tirmizi 2669

    19) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    ‘Herkim cennete girerse nimet içinde hoş halde olur. Kendisine hiçbir sıkıntı ve çetinlik isabet etmez. Elbiseleri eskimez, gençliği de bitmez’ buyurdu.”

    Müslim 2836/21, Tirmizi 2646

    20) Suheyb (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    “Amelini güzel yapanlar için güzel mükâfat ve dahası vardır.” Yunus 26. ayeti hakkında şöyle buyurdu:

    ‘Cennet ehli cennete girdikleri vakit bir münadi:

    −Sizin için Allah katında bir vaad vardır diye nida eder.

    Onlar da:

    −Allah bizim yüzlerimizi ak etmedi mi? Bizi ateşten kurtarmadı mı? Bizi cennete girdirmedi mi? derler.

    Melekler:

    −Evet, diye cevap verirler.

    Müteakiben Allah ile cennet ehli arasında perde kaldırılır. Allah’a yemin ederim ki, Allah, cennet ehline kendisine bakmasından daha sevgili hiç bir şey vermemiştir’ buyurdu.”

    Tirmizi 2676

    21) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    ‘Cennete ilk girecek zümrenin yüzleri ayın ondördüncü gecesindeki sureti gibi parlaktır. Onların ardı sıra girecek olanlar ise, semadaki en keskin ışıklı büyük yıldızın parlaklığı üzeredirler. Sonra cennetlikler bunların ardından birçok menziller ve derecelerdir. Onlar cennette bevl etmezler, pislik ve dışkı çıkarmazlar, sümkürmezler, tükürmezler.

    Onların cennetteki tarakları altındır, terleri misktir, buhurdanlıklarının udu Hind ududur. Onların her biri için iki zevce vardır ve zevceleri, Huru’l-İyn’dir. Bunlardan her birinin kemiğinin iliği letafetinden dolayı etinin üstünden görünür. Onların ahlakı bir tek adamın ahlakı üzeredir, vücutları da ataları Âdem’in uzunluğu üzeredir ki, o altmış ziradır yaklaşık otuz metredir. Cennetlikler arasında ihtilaf ve düşmanlık yoktur. Onlar sabah ve akşam Allah’ı tesbih ederler’ buyurdu.”

    Müslim 2834/14, 15, 16, Buhari 3053, 3054

    22) Abdullah bin Kays (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    ‘Muhakkak cennette mü’min için içi boşaltılmış bir tek inciden bir çadır vardır. Onun boyu altmış mildir yaklaşık yüz kilometredir. Onun her köşesinde mü’mine mahsus birçok kadınlar vardır ki, diğerleri onları görmezler. Mü’min kişi onları dolaşıp ziyaret eder’ buyurdu.”

    Buhari 4830, Müslim 2838/23, 24, 25

    23) Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    ‘Şüphesiz cennette bir çarşı vardır ki, cennet ahalisi her Cuma günü oraya gelirler. Müteakiben şemal rüzgârı eser de onların yüzlerine ve elbiselerine en güzel koku nevilerini serper. Bundan da cennet ehlinin güzellikleri artar da artar. Güzellikleri artmış olarak kendi aileleri yanına dönerler.

    Âileleri onlara:

    −Vallahi sizlerin bizden sonra güzelliğiniz daha da artmıştır derler.

    Onlar da âilelerine:

    −Vallahi sizler de öylesiniz. Andolsun bizden sonra sizin de güzelliğiniz ziyadelenmiştir derler’ buyurdu.”

    Müslim 2833/13

    24) Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Ben ateş ehlinin cehennemden son çıkacak ve cennet ehlinin cennete son girecek olanını biliyorum. Bu bir kimsedir ki, cehennemden emekleye emekleye çıkar.

    Yüce Allah ona:

    −Git, cennete gir! buyurur.

    O kimse cennete varır, ona öyle bir hayal gelir ki, cennet dopdoludur.

    Dönüp:

    −Ya Rab! Ben cenneti dopdolu buldum der.

    Allah-u Teâlâ yine ona:

    −Git, cennete gir! buyurur.

    O kimse cennete varır. Cennet ona yine dopdolu gibi hayal ettirilir.

    Dönüp:

    −Ya Rab! Ben cenneti dopdolu buldum der.

    Allah-u Teâlâ yine ona:

    −Git, cennete gir! Dünya kadar ve dünyanın on misli kadar yer senindir, buyurur.

    O kul:

    −Sen yegâne Melik olduğun halde benimle alay mı ediyorsun yahut bana gülüyor musun? der.”

    Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Vallahi Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in gerideki dişleri belirinceye kadar güldüğünü gördüm.

    Sahabiler arasında:

    −Cennet ehlinin en aşağı menzil sahibi işte o kimsedir denilirdi.”

    Buhari 6469, İbni Mace 4339
  • Cennet ve Cehennem ile alakalı hadisler çoktur; bunlardan bir kısmı şöyledir.

    Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

    "Cenâb-ı Hak buyuruyor ki: "Salih kullarım için ben, Cennet'te hiç bir gözün görmediği hiç bir kulağın işitmediği ve hiç bir insan gönlünün hatırlamadığı bir takım nimetler hazırladım." (et-Tâc, el-Câmiu li'l-Usül, fî ahâdisi'r-Rasul, V, 402).

    Başka bir hadislerinde de, Rasûlullah (s.a.s.) Cennet'in gümüş ve âltın kerpiçten yapıldığını, harcının misk, taşlarının inci ve yakut olduğunu, oraya girenlerin bolluk ve refâh içinde, üzüntüsüz ve kedersiz yaşayacağını ebedî kalacaklarını, ölmeyeceklerini, elbiselerinin eskimeyeceğini ve gençliklerinin yok olmayacağını ifade eder. (et-Tâc, aynı yer).

    Rasûlullah (asv) bir hadislerinde şöyle buyurur:

    "Siz gerçekten tıpkı şu ayı gördüğünüz gibi, Rabbinizi gözle (açıkça) göreceksiniz. Onu görmekte haksızlığa uğramıyacak, izdihâma düşmeyeceksiniz." (Buhârî, Mevâkıt 16, 26).

    Suheyb (r.a.)'ın rivayetine göre Peygamber (s.a.s.):

    "İyi iş ve güzel amel işleyenlere daha güzel karşılık ve bir de ziyâde (Allah'ı görmek) vardır."(Yunus, 10/26)

    ayetini okuduktan sonra şöyle buyurdu:

    "Cennetlikler Cennet'e girdiği zaman Allah (c. c.) şöyle buyuracak: "Size daha da vermemi istediğiniz bir şey var mı?" Cennetlikler de şöyle derler: "Yüzlerimizi ak çıkarmadın mı, bizi Cennet'e koymadın mı, bizi Cehennem'den kurtarmadın mı? (o yeter)." Rasûlullah sözlerine devam buyurarak: "Cenâb-ı Hak perdeyi kaldırır, Cennetliklere artık Rablerine bakmaktan daha sevimli gelecek hiç bir şey verilmiş olmaz." (Müslim'in rivayeti, et-Tâc, V, 423).

    Ebu Hureyre: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    "Allah Teala Hazretleri ferman etti ki: "Ben Azimu'ş-Şan, salih kullarım için gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve insanın hayal ve hatırından hiç geçmeyen nimetler hazırladım."

    Ebu Hureyre ilaveten dedi ki:

    "Dilerseniz şu ayet-i kerimeyi okuyun, (Mealen): "Yaptıklarına karşılık Allah katında onlar için göz aydınlığı olacak ne mükafaatların saklandığını kimse bilemez." (Buhari, Bed'ül-Halk 8, Tefsir Secde 1, Tevhid 35; Müslim, Cennet 2, Tirmizi, Tefsir.)

    Resulullah (sav) buyurdular ki:

    "Gümüşten iki cennet vardır. Kapları ve içinde bulunan diğer şeyleri de gümüştendir. Altından iki cennet vardır, kapları ve içlerinde bulunan diğer eşyaları da hep altındandır. Adn cennetinde, cennetliklerle Rablerini görmeleri arasında Allah'ın veçhindeki ridau'l-kibriyadan (büyüklük perdesinden) başka bir şey yoktur."(Buhari, Tefsir, Rahman 1, 2, Bedu'l-Halk 8, Tevhid 24; Müslim, İman 180; Tirmizi, Cennet 3.)

    Resulullah (sav) buyurdular ki:

    "Cennette bir ağaç vardır ki, binekli bir kimse yüz yıl gölgesinde yürüse onu katedemez. İstersiniz şu ayeti okuyun: "Daimi gölgededirler, çağlayıp duran su başlarındadırlar." (Vakıa 30-31)." (Tirmizi, Tefsir, Vakıa, Cennet 1)

    Ebu Hureyre: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    "Cennette hiçbir ağaç yoktur ki gövdesi, altından olmasın." (Tirmizi, Cennet 1)

    Ebu Hureyre: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    "Cennette, yay kadar bir yer, güneşin üzerine doğduğu veya battığı şeyden (dünyadan) daha hayırlıdır."

    Tirmizi, Hz. Enes'ten şu ziyadede bulunmuştur:

    "Sizden birinizin yayı kadar veya kamçısı kadar cennetteki bir yer, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. Cennet ehlinden bir kadın, arz ehline görünecek olsa, dünya ve içindekileri aydınlatır, arzla sema arasını güzel koku ile doldururdu, onun başörtüsü dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır." (Buhari, Bed'ül-Halk 8, Tefsir, Vakı'a 1; Müslim, Cennet 6; Tirmizi, Cennet 1)

    Sa'd İbnu Ebi Vakkas: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    "Cennette olan şeyden bir tırnağın azalttığı miktar, semavat ve dünya arasında dört ciheti de tezyin etmiş olarak görünürdü. Eğer cennet ehlinden bir adam dünya ehline zuhur etse ve bilezikleri görünse o(nun şavkı) güneşin ziyasını bastırırdı, tıpkı güneşin, yıldızların ziyasını bastırması gibi." (Tirmizi, Cennet 7)

    Büreyde (ra) Bir adam Resulullah (sav)'a: "Cennette at var mı?" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam da:

    "Allah Teala Hazretleri seni cennete koyduğu takdirde, kızıl yakuttan bir at üzerinde orada dolaşmak isteyecek olsan, o seni istediğin her yere uçuracaktır."

    buyurdular. Bunun üzerine diğer biri de: "Cennette deve var mı?" diye sordu. Ama buna Aleyhissalatu vesselam öncekine söylediği gibi söylemedi. Şöyle buyurdular:

    "Eğer Allah seni cennete koyarsa, orada canının her çektiği, gözünün her hoşlandığı şey bulunacaktır." (Tirmizi, Cennet 11)

    Resulullah (sav) buyurdular ki:

    "Cennette siyah gözlülerin (hurilerin) toplanma yerleri vardır. Orada, benzerini mahlukatın hiç işitmediği güzel bir sesle şarkı okurlar ve şöyle söylerler: "Bizler ebedileriz, hiç ölmeyiz! Bizler nimetlere mazharız, fakr bilmeyiz! Rabbimizdan razıyız, mükedder olmayız! Kendisinin olduğumuz beylerimize ne mutlu!"(Tirmizi, Cennet 24)

    Resulullah (sav) buyurdular ki:

    "Cennet ehlinin bir çarşısı vardır. Her cuma oraya gelirler. Derken kuzey rüzgarı eser, elbiselerini ve yüzlerini okşar. Bunun tesiriyle hüsün ve cemalleri artar. Böylece ailelerine, daha da güzelleşmiş olarak dönerler. Hanımları: "Vallahi, bizden ayrıldıktan sonra sizin cemal ve güzelliğiniz artmış!" derler. Erkekler de: "Sizler de, Allah'a kasem olsun, bizden sonra çok daha güzelleşmişsiniz!" derler." (Müslim, Cennet 13)

    Resulullah (sav) buyurdular ki:

    "Cennette bir çarşı vardır. Ancak orada ne alış, ne de satış vardır. Sadece erkek ve kadın suretleri vardır. Erkek bunlardan bir suret arzu ederse o surete girer."(Tirmizi, Cennet 15)

    Şimdi de cehennem ile ilgili hadislerden bazı örnekler verelim:

    Resulullah (sav): "Yaktığınız ateş var ya, bu cehennem ateşinin yetmiş cüzünden bir cüzdür!" buyurmuştu. (Yanındakiler): "Zaten bu ateş, vallahi (asileri cezalandırmaya ahirette) yeterliydi" dediler. Aleyhissalatu vesselam: "Cehennem ateşi öbürüne altmış dokuz kat üstün kılındı. Her bir kat'ın harareti, bunun mislindedir." (Buhari, Bed'ü'l-Halk 10; Müslim, Cennet 29; Muvatta, Cehennem 1; Tirmizi, Cehennem 7)

    Resulullah (sav) buyurdular ki:

    "Cehennem ateşi bin yıl yakıldı. Öyle ki kıpkırmızı oldu. Sonra bin yıl daha yakıldı, öyle ki beyazlaştı. Sonra bin yıl daha yakıldı. Şimdi o siyah ve karanlıktır." (Metin Tirmizi'ye aittir.) (Tirmizi, Cehennem 8; Muvatta, Cehennem 2)

    Ebu Saidi'l-Hudri: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    "Cehennemi kuşatan surun dört (ayrı) duvarı vardır. Her duvarın kalınlığı kırk yıllık yürüme mesafesi kadardır." (Tirmizi, Cehenmem 4)

    Hasan Basri: Utbe İbnu Gazvan (ra), Basra'da minberde (hutbe esnasında) dedi ki: "Resulullah (sav) bize şöyle buyurmuşlardı:

    "Cehennemin kıyısından büyük bir taş bırakıldı. Bu taş yetmiş yıl aşağı doğru düştü de henüz dibe ulaşmadı."

    (Utbe İbnu Gazvan, devamla) der ki: "Hz. Ömer (ra):

    "Ateşi çok zikredip hatırlayın. Zira onun harareti pek şiddetlidir; derinliği çok fazladır, çengelleri demirdendir." buyurdu." (Tirmizi, Cehennem 2)

    Ebu Said el-Hudri: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    "Veyl, cehennemde bir vadidir. Kafir orada, kırk yıl batar da dibine ulaşamaz." (Tirmizi, Tefsir, Enbiya)

    Resulullah (sav) buyurdular ki:

    "Eğer zakkumdan, dünyaya tek damla damlatılacak olsa, bu dünya ehlinin yiyeceklerini ifsad ederdi. Öyleyse, yiyecek ve içeceği zakkumdan cehennemliğin hali ne olur (anlayın)!" (Tirmizi, Cehennem 4)

    Ebu Hureyre: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    "Cehennem, Rabbine şikayet ederek: "Ey Rabbim! Bir parçam diğer bir parçamı yemektedir." dedi. Bunun üzerine, Allah Teala Hazretleri ona, iki nefes almaya izin verdi; Bir nefes kışta, bir nefes de yazda. (Yazdaki nefesi) sizin rastladığınız en şiddetli sıcaktır. (Kıştaki nefesi de) sizin rastladığınız en şiddetli (soğuk olan) zemherirdir." (Buhari, Bed'u'l-halk 10; Müslim, Mescaid 185; Tirmizi, Cehennem 9)

    Resulullah (sav) buyurdular ki:

    "Kıyamet günü, ateşten bir parça, boyun şeklinde uzanır. Bunun, gören iki gözü, işiten iki kulağı, konuşan iki dili vardır. Der ki: "Ben üç takım (insanı cezalandırmak) için vazifelendirildim: Allah'la birlikte bir başka ilaha dua eden kimse, bile bile zulmeden cebbar, tasvirciler."(Tirmizi, Cehennem 1)

    İbnu Mes'ud: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    "Kıyamet günü cehennem, yetmiş bin yuları olduğu halde getirilir. Her yularında, onu çeken yetmiş bin melek vardır." (Müslim, Cennet 29 ; Tirmizi, Cehennem 1)

    İbnu Abbas (ra) bana: "Cehennemin genişliği ne kadardır, biliyor musun?" diye sordu. Ben: "Hayır!" deyince: "Doğru, Allah'a yemin olsun, bilemezsin!" dedi ve ilave etti: "Bana Hz. Aişe (ra) dedi ki: Resulullah (sav)'a: "Kıyamet günü arz toptan O'nun bir kabzasıdır (tam tasarrufundadır). Gökler de O'nun sağ eliyle dürülmüşlerdir." (Zümer,39/67) ayetinden sormuş ve: "Bu sırada insanlar nerede olurlar (ey Allah'ın Resulü)" demiştim. Aleyhissalatu vesselam: "Cehennem köprüsünde!" cevabını verdi." (Tirmizi, Tefsir, Zümer)

    Resulullah (sav) buyurdular ki:

    "Cennetin etrafı mekarihle (nefsin hoşlanmadığı şeylerle) sarılmıştır. Cehennemin etrafı da şehevi (nefsin arzuladığı, cazip) şeylerle sarılmıştır." (Sahiheyn'de, Ebu Hureyre'den bu rivayet aynen gelmiştir.)
  • Unutulan müekked sünnetlerden bazıları şunlardır:
    1- İki kişi de olsa, farz namazı cemaatle kılmak.
    2- Namazları sarık veya takkeyle kılmak,
    3- Abdestte, eli ve ayakları üç defa yıkamak,
    4- Abdest alırken başı kaplama mesh yapmak [Maliki ve Hanbeli’de farzdır],
    5- Misvak kullanmak,
    6- Kuşluk, Evvabin, Teheccüd, Tehıyyet-ül-mescid, Sübha namazı kılmak,
    7- İstişare ve istihare yapmak,
    8- Aksırınca Elhamdülillah demek.
    9- Ödünç verirken iki şahit bulundurmak veya senet yazmak. Buna vacib diyen âlimler de olmuştur,
    10- Sünnete uygun selam vermek,
    11- Cuma günü gusletmek,
    12- Duada elleri sünnete uygun açmak,
    13- Faydalı işe başlarken Besmele çekmek,
    14- Yatağa abdestli girmek,
    15- Ölüm veya kötü bir haber duyunca, (İnna lillah ve innâ ileyhi râci’ûn) demek.

    Zevaid sünnetlerden bazıları şunlardır:
    1- Sakalı bir tutam yapmak,
    2- Bıyıkları kaşlar kadar uzatmak,
    3- Yemeğe tuzla başlayıp, tuzla bitirmek,
    4- Sofrada sirke bulundurmak,
    5- Kaylule yapmak [öğleden önce az uyumak],
    6- Teke riayet etmek [1, 3, 5, 7 gibi],
    7- Müslümanın evine sağ ayakla girip, sol ayakla çıkmak. [Camiye de böyle girip çıkılır. Mubah olan yerlere sağ ayakla girilip sağ ayakla çıkılır. Tuvalete, sol ile girilip sağ ile çıkılır.],
    8- Kesilen tırnak, saç ve çıkan dişleri gömmek,
    9- Cuma günleri yeni ve temiz elbise giymek,
    10- Yemeklerden önce ve sonra elleri yıkamak. [Yemekten önce yıkanan elleri kurulamamak sünnettir. Yemekten sonra yıkanınca kurulamakta mahzur yoktur.]

    Halkın çoğunun ihmal ettiği farzlardan bazıları şöyledir:
    1- Farzları ve haramları öğrenmek. [Bilmeyen hep günah işler.]
    2- Doğru itikada sahip olmak [Ehl-i sünnet itikadını öğrenmek].
    3- Allah dostlarını dost, düşmanlarını düşman bilmek.
    4- Namaz kılmak ve uşur vermek.
    5- Tesettüre riayet etmek.
    6- Selam verenin selamını almak.
    7- Aksırıp (Elhamdülillah) diyene (Yerhamükellah) demek.
    8- Helal kazanıp helalden yiyip içmek.
    9- Rızka Allah'ın kefil olduğuna inanmak.
    10- Tevekkül ve kanaat etmek.
    11- Allahü teâlâya nimetleri için şükretmek, yani onları dine uygun şekilde kullanmak.
    12- Cenab-ı Haktan gelen kazaya belaya sabretmek, yani isyan etmemek.
    13- Günahlara tevbe etmek.
    14- Ana babaya iyilik etmek.
    15- Emri maruf yapmak [Farz-ı kifayedir].
    16- Günahlardan kaçıp, ibadetle meşgul olmak.
    17- Âleme ibret nazarıyla bakmak.
    18- Dilini müstehcen sözlerden korumak.
    19- Hiç kimseyi, alaya almamak.
    20- Harama bakmamak.
    21- Kulağı çalgılardan korumak.

    Bir sünneti ihya edene yüz şehit sevabı verildiğine göre, bir farzı ihya edene ne kadar çok sevab verileceği düşünülmeli, bilhassa farzlar hiç ihmal edilmemelidir.
  • Her ibâdetin olduğu gibi namazın da sünnetleri vardır. Bunlar vâcibleri tamamlar, sevabın artmasına vesile olurlar.Sünnetlere riayet, Resûlüllah`a muhabbet ve sevginin nişânesidir. Bununla beraber sünnetleri terketmek, namazın bozulmasını ve iâdesini icabettirmez. Ancak tenbellik ve lâkaydlıkla sünnetleri terk etmeyi âdet hâline getirmek, Resûlüllah`ın şefâatinden mahrum kalmayı netice verebilir. Namazın Sünnetleri Nelerdir? Namazın belli başlı sünnetleri şunlardır:



    1 - Beş vakit namaz ile Cuma namazı için ezan ve kamet getirilmesi. Cemaatle kılınacak kaza namazları için de, ezan ve kamet okunması sünnettir. Kendi evlerinde tek başına namaz kılan erkekler için, ezan ve kamet müstehabdır. Kadınların ise, ezan ve kamet getirmeleri gerekmez.

    2 - İftitah tekbîrini alırken elleri yukarıya kaldırmak. Erkekler, ellerini, başparmakları kulak yumuşaklarına değecek kadar, kadınlarsa ellerini parmak uçları omuzlarına kavuşacak şekilde göğüslerinin hizasına kadar kaldırıp o vaziyette Allâhü Ekber derler. Bu esnada parmakların normal şekilde açık bulunması ve avuç içlerinin de Kâ`be`ye dönük bulunması gerekir. * Ellerin kaldırılması hususunda, bâzı âlimler, tevhide işarettir demiştir. Bâzıları, dünya işlerini arkaya atıp bütün varlığıyla kıbleye ve namaza yönelmek içindir demiştir. İbn-i Ömer (ra)`den rivayet edilir ki: "Namaza başlarken el kaldırmak, namazın zinetidir (süsüdür). Her kaldırışta 10 sevap vardır. Her parmağa bir sevab düşer."

    3 - İftitah tekbirini alır almaz el bağlamak. Erkekler göbek altına, kadınlarsa göğüs üstüne el bağlarlar. Erkekler sağ elin baş parmağı ile serçe parmağını halka şeklinde bulundurarak, bununla sol bileklerini üstten tutup diğer üç parmaklarını sol kol üzerine uzatırlar. Kadınlar ise, halka yapmaz, sağ ellerini tam sol elleri üzerine korlar.

    4 - Eller bağlandıktan sonra birinci rek`atta Sübhâneke`yi okumak, sonra da Fâtiha`ya başlamadan evvel Eûzü-Besmele çekmek. Diğer rek`atların başında da Besmele çekmek sünnettir.

    5 - Sübhâneke ve Eûzü-Besmele`yi sessizce okumak. Zamm-ı sûreden evvel Besmele çekilmez. Yalnız İmam-ı Muhammed, hafî kırâetle kılınan namazlarda Fâtiha`dan sonra okunacak sûre başında Besmele çekilmesini caiz görür. * Sabah ve öğle namazlarında uzun mufassal, ikindi ve yatsı namazında orta mufassal, akşam namazında kısa mufassal okumak da sünnettir. Mufassal, Kur`ân-ı Kerîm`in son 7 de 1 kısmıdır. Üçe ayrılır. Uzun mufassal, Hücürât sûresinden Bürûc sûresine kadar olan kısımdır. Orta mufassal, Bürûc sûresinden Beyyine sûresine kadar olan kısımdır. Kısa mufassal da, Beyyine sûresinden aşağı olan kısımdır. Bu okuyuş, ikâmet ve vaktin genişliği durumunda söz konusudur. Yolculukta, vakit darlığında veya herhangi bir zaruret durumunda ne okunursa olur. Nitekim Resûl-i Zîşân Efendimiz, bir sabah namazını Muavvizeteyn (Felâk ve Nas sûreleri) ile kıldırmışlar, ashabın "namazı kısalttınız" suâline cevaben: "Bir çocuğun ağlamasını işittim. Annesinin telâşlanmasından korktum" buyurmuşlardır. Yolculuk sırasında sabah namazını Kâfirûn ve İhlâs sûreleri ile kıldırdıkları da rivayet edilmektedir. * Sabah namazının birinci rek`atını, ikinci rek`atından 2 misli uzatmak da sünnettir.

    6 - Fâtiha`nın sonunda okuyan ve işiten içinden Âmin demek. "Âmin"in mânası "duâlarımızı kabûl buyur" demektir.

    7 - Rükû`a eğilirken Allâhü Ekber demek.

    8 - Rükû`da, üç kere سُبْحَانَ رَبِّى الْعَظيمْ Sübhâne rabbîye`l-azîm demek. Beş veya yedi kere de denebilir. Tesbihi tamamen terk veya eksik söylemek tenzihen mekruhtur.

    9 - Rükû`dan kalkarken سَمِعَ اللّهُ لِمَنْ حَمِدَهُ Semiallahü limen hamideh demek. 10 - Bunun ardından رَبَّنَا لَكَ الْحَمْدُ

    Rabbena leke`l-hamd demek.

    11 - Kıyamda iken bir özür bulunmadıkça ayakların arasını 4 parmak kadar açık tutmak. Şişmanlık, fıtık gibi bir özür hâli varsa, ayakların arası daha fazla açılabilir.

    12 - Rükû`da parmaklar açık olarak dizleri eller ile tutmak. Kadınlar dizlerini elle tutmazlar, sadece ellerini dizler üzerine koyarlar.

    13 - Rükû`da dizleri dik tutup bükmemek.

    14 - Rükû`da arkayı dümdüz tutmak. Başla sırtı aynı hizada bulundurmak. Kadınlar rükû`da dizleri bükük ve arkaları biraz yukarıya meyilli dururlar.

    15 - Secdeye varırken, yere önce dizleri, sonra elleri, sonra yüzü koymak.

    16 - Secdeden kalkarken evvelâ yüzü, sonra elleri, sonra dizleri yerden kaldırmak.

    17 - Secdelere varırken secdelerden kalkarken Allâhü Ekber demek. Rükû`a giderken ve rükû`dan kalkarken, secdeye varırken ve secdeden doğrulurken alınan tekbirlere intikal tekbirleri denir. Bu tekbirlerin yerinde olmasına çok dikkat edilmelidir. Meselâ, rükû`a giderken Allahü Ekber diyerek eğilmeye başlanacak ve rükû`a varışta tekbir de bitmiş olacaktır. Rükûa vardıktan sonra tekbir alınması doğru değildir. Diğer intikal tekbirleri için de durum aynıdır.

    18 - Secdelerde yüzünü iki elin arasına almak ve eller yüzden geri ve uzakta bulunmak. El ayası yere ve parmaklar da birbirine bitişik olmalıdır.

    19 - Secdelerde üç kere سُبْحَانَ رَبِّىَ اْلاَعْلى Sübhâne rabbiye`l-a`lâ demek.

    20 - Secdede iken karnını uyluklarından, dirsekleri böğründen ve kollarını yerden uzak tutmak. Yani kolunu yere ve böğrüne yapıştırmamak. Kadınlar ise, secdede kol ve dirseklerini yere koydukları gibi böğürlerine de yanaştırırlar. Karınlarını da uyluklarına yapıştırırlar. * Kollarını böğründen ayırmak, cemaatın izdihamında, başkalarına eziyyetten sakınmak için terk olunur.

    21 - İlk ve son oturuşlarda ve secde aralarındaki oturmalarda, elleri kıbleye karşı bir halde, uyluklar üzerine koyarak oturmak.

    22 - Otururken sol ayağını yere yayıp üstüne oturmak, sağ ayağını ise, parmakları Kâ`be`ye dönük şekilde içe kıvırarak dikmek. Kadınlar ise, ayaklarını sağa doğru yatırarak otururlar.

    23 - Tehıyyât`ı sessizce içinden okumak.

    24 - Son oturuşta Tehıyyât`dan sonra Salâvat ve diğer namaz duâlarını okumak.

    25 - Gayr-i müekkede sünnetlerin (ikindi ile yatsının ilk sünnetleri) ilk oturuşunda Tehıyyât`dan sonra Salâvatları okumak. Terâvihin de her oturuşunda Tehıyyât ile beraber Salâvatlar okunur.

    26 - Selâm verirken yüzünü önce sağa, sonra da sola çevirerek selâm vermek. Yalnız kılan selâm verirken Kirâmen Kâtibîn meleklerini düşünür, cemaatle kılan ise melekleri, cemaati ve imamı düşünür, böylece onlara selâm vermiş olur. 27 - Cemaatle namaz kılarken bir veya daha fazla rek`ata yetişememiş kimsenin yetişemediği rek`atları tamamlamak için, imamın sola da selâm vermesini beklemesi.

    28 - Önü açık bir yerde namaz kılındığında sütre edinilmesi de sünnettir.

    29 - İlk ve son oturuşlarda Tehıyyât okunurken lâ ilâhe denince sağ elin şehâdet parmağını kaldırıp, illâllah derken de indirilmesi sünnettir. Bunu yaparken de baş parmak ile orta parmak halka edilmeli; diğer iki parmak da içe bükülmelidir. Bir çok kimseler bu sünneti yapamazlar. Bu yüzden terki daha uygun bulunmuştur.

    30 - Son oturuşta salâvatlardan sonra ve selâmdan önce dua edilmesi de sünnettir. Bu dua, Kur`an`daki duâ âyetlerinden biriyle yapılmalı veya bunlara benzer bir dua olmalıdır. Kullardan istenebilecek şeyler hakkında namazda dua edilmesi (meselâ, "Ya rabbi! Bana şu kadar para ver" denilmesi) câiz görülmemektedir. Namazların sonunda mu`tâd olan رَبَّنَا اتِنَا فِى الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِى اْلاخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ Rabbenâ âtinâ fi`d-dünyâ haseneten ve fi`l-âhireti haseneten ve kınâ azâbe`n-nâr. رَبَّنَا اغْفِرْلى وَلِوَالِدَىَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ

    Rabbenağfirlî ve li-vâlideyye ve li`l-mü`minîne yevme yekûmü`l-hısâb ayetlerinin okunmasıdır.

    31 - Namazın sonunda sağa ve sola Esselâmü aleyküm ve rahmetullah diye selâm vermek. İmam selâmında, tüm cemaati ve hafaza meleklerini niyet etmelidir. Muktedî, selâmında, cemaatle beraber imamı da niyete almalıdır. Kendi başına namaz kılan ise, selâmında melekleri niyet etmelidir. * Sübhâneke: سُبْحَانَكَ اَللّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ وَتَبَارَكَ اسْمُكَ وَتَعَالَى جَدُّكَ )وَجَلَّ ثَنَاؤُكَ( وَلا اِلهَ غَيْرُكَ Sübhânekellâhümme ve bihamdik ve tebârekesmük ve teâlâ ceddük (ve celle senâük) ve lâ ilâhe ğayrük. Allahım, seni noksan sıfatlardan tenzih ederim. Sana hamd ederim. Senin ismin mübârek, saltanat ve azametin yücedir. Senden başka ilâh yoktur. * Salâvatlar: اَللّهُمَّ صَلِ عَلى مُحَمَّدٍ وَعَلى الِ مُحَمَّد كَمَا صَلَّيْتَ عَلى اِبْرَاهيمَ وَعَلى الِ اِبْرَاهِيمَ اِنَّكَ حَميدٌ مَجيدٌ Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrahiyme ve alâ âli İbrâhiym. İnneke hamidün mecid. اَللّهُمَّ بَارِكْ عَلى مُهَمَّدٍ وَعَلى الِ مُحَمَّد كَمَا بَارَكْتَ عَلى اِبْرَاهيمَ وَعَلى الِ اِبْرَاهِيمَ اِنَّكَ حَميدٌ مَجيدٌ Allahümme bârik alâ Muhammedi ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ brâhime ve alâ âli İbrâhîm inneke hamîdün mecîd. * * *
  • "Hocam stres, kaygı, panik-atak gibi durumlardan nasıl kurtulurum?"

    Bu tip sorulara sıklıkla muhatap oluyorum. Ben bir psikolog değilim. Ama bu konulara din penceresinden bakmaya çalışıyorum. Yaptığım okumalardan kendi nefsim için çıkardığım 12 altın kuraldan söz edeceğim. Belki sizin de işinize yarar.

    1. Bugüne odaklan.

    Geçmişin hüzünleri veya gelecekteki muhtemel zorluk ve sıkıntıları düşünerek dayanma gücünü boşa sarf etme. Çoğu insan gelecek zamanın kaygılarını taşıyarak vaktini geçirir de o zamanlara ulaşamaz. Gelecek için yol haritası çizmek, plan yapmak başka, gelecekte karşılaşabileceğin muhtemel zorluk ve sıkıntıların stresini bugünden çekmek başkadır.

    2. Boş kalma, kendini güzel, hayırlı işlerle meşgul et.

    Tabiat boşluktan nefret eder. Sen nefsini hak ile meşgul etmezsen nefsin seni bâtıl ile meşgul eder. Çoğu insan boş kuruntulara, temennilere, hayal ve nostaljilere sırf kendilerini iyi şeylerle meşgul etmedikleri için kapılır.

    3. Kazaya ve kadere razı ol.

    Allah Resûlü’ne (s.a.v.) kulak ver:

    Bil ki başına gelecek olanın gelmemesi olmazdı. Başına gelmeyecek olanın da gelmesi olmazdı. (İbn Mâce, “Sünnet”, 10). Bütün insanlık, sana bir fayda vermek için bir araya gelse ancak Allah’ın yazdığı kadar fayda verebilirler. Bütün insanlık, sana bir zarar vermek için bir araya gelse ancak Allah’ın yazdığı kadar zarar verebilirler.(Tirmizî, “Sıfatü’l-kıyame”,59)

    4. Hayat sandığın kadar uzun değil, fırsatı ganimet bil!

    Hayat dediğin şey göz açıp kapayıncaya kadar gidiyor. Ne dem bâki ne gam baki! Sevinçler de hüzünler de bugün var yarın yok. Öyleyse sen gelip geçici sevinçlerin değil ebedî sevincin peşinde koş. Günü birlik hüzün ve korkularla vakit kaybetme, asıl dert etmen gereken korkulara odaklan!

    5. Olumsuz duygu, düşünce ve vesveseleri def et!

    Senin en büyük ve sinsi düşmanın şeytan seni zaafa uğratmak, yaşama sevincini kaçırmak için sürekli olumsuz duygu ve düşünceler pompalar, vesveseler verir. Ona kulak verirsen sürekli bir kaygı, panik, telaş, huzursuzluk duyarsın. Düşmanını tanı, onun sesine kulak verme, ondan her dâim Allah’a sığın.

    6. Şer zannettiğin hayır, hayır zannettiğin şer olabilir, acele karar verme!

    Gaybı bilmediğimiz için şu ana odaklanarak acele karar veriyorsun. En ufak bir olumsuzluğu “şer”, hoşuna giden her şeyi “hayır” diye etiketliyorsun. Rabbine kulak ver: “Bir şey sizin hoşunuza gitmediği halde hakkınızda hayırlı olabilir. Bir şey sizin hoşunuza gittiği halde hakkınızda şer olabilir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara, 216)

    7. Sahip olamadıklarının mahrumiyetini çekme, sahip oldukların için şükret.

    Dünyevî hususlarda senden daha iyi durumda olanlara bakma. Böyle yaparsan sürekli kendinde olmayanların listesini çıkarır bunların yoksunluğunu duyar, mutsuz olursun. Sende olanların listesini çıkar. Senin şu an içinde bulunduğun durumda olmayan milyarlarca insan var. Neye sahipsen ona şükret. Allah şükretilen nimeti arttırır, nankörlük edene ise ceza verir. (İbrahim, 7)

    8. İnsanlardan beklenti içinde olma, halini Allah’a arz et.

    İnsanlardan beklentini ne kadar azaltırsan o kadar mutlu olursun. Beklentin çoğaldıkça hayal kırıklıkların artar. Bütün kalpler Allah’ın elindedir. Sen insanlardan minnet, teşekkür, ilgi, alaka bekledikçe kendini onlara beğendirmek, ilgi görmek için gayret edersin. Herkesi memnun etmek asla mümkün değildir. Yaptığın bir iyilik için insanlardan minnet ve teşekkür bekleme, onu Allah rızası için yap. Halini Allah’a arz et, O insanlar gibi vurdumduymaz, vefasız değildir. O, eş-Şekûr’dur, yaptığın amelleri, iyilikleri görür, mükâfatını kat kat verir.

    9. İnsanların senin hakkında ne diyeceğine değil, Allah’ın ne diyeceğine bak.

    İnsanların dilinden peygamberler dâhil hiç kimse kurtulamamıştır. Her iyiliği eleştiren, düştüğün her kötü durumdan mutlu olan birileri vardır. Onların senin hakkındaki fikir, kanaat ve düşüncelerine odaklanırsan duyacağın sözler sürekli mutsuzluk kaynağı olur. Allah’ın senin hakkındaki kanaatine odaklan. Birçok insan, hayatını başka insanların söz, beklenti ve değerlendirmelerine göre yaşar. Birini memnun etse, diğeri ile arası bozulur.

    10. Kötülüğü en güzel şekilde önle.

    Atalarımızın dediği gibi “kötülüğe kötülük her kişinin kârıdır. Kötülüğe iyilik er kişinin kârıdır.” Bak ki Rabbin ne buyuruyor: “İyilikle kötülük bir olmaz, Sen (kötülüğü) en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur.” (Fussilet, 34)

    Kötülük yapana kötülük yaptığında onun seviyesine düşmüş olursun. Ona iyilikle davrandığında kendi seviyeni korumuş, belki de onu da kendi yanına çekmiş olursun.

    11. Hüznünü insanlara değil Allah’a arz et.

    İnsan hayatındaki olumsuzluklardan insanlara şikâyet ettikçe, dert yandıkça bunları daha da arttırmış, haddinden fazla önem vermiş olur. Bir de şikâyet ve yakınma düşmanı sevindirir, dostu üzer. Kaldı ki çoğu zaman şikâyet ettiğimiz, yakındığımız konularda insanların yapabileceği herhangi bir şey yoktur. Oysa hüznünü, kırıklığını, hayatındaki olumsuzlukları Rabbine arz etse hem rahatlar, hem de işlerini, her durumu değiştirme gücüne sahip olan, sonsuz güç ve kudret sahibi olana arz etmiş olur. Hani, Hz. Yakup, oğlu Yusuf’u kaybetmekten duyduğu hüzünle ilgili ne diyordu: “Ben, gam ve kederimi yalnızca Allah’a arz ediyorum.” (Yusuf, 86)

    12. Suratını asma, tebessüm et.

    Kimi zaman ruhunuzdaki duygu ve düşünceler bedeninize yansır, bazen de beden hareketleriniz ruhunuzu şekillendirir. Yüzünüzü astığınızda, dudağınızı büzdüğünüzde, kaşlarınızı çattığınızda bu durum bir zaman sonra ruhunuzu karartır. Allah Resûlü (s.a.v.) hayatında yaşadığı tüm zorluklara rağmen asla katı kalpli, asık suratlı değildi, daima güleryüzlüydü. Rabbimiz onunla ilgili şöyle buyurdu: “O vakit Allah'tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi.” ‘(Âl-i İmran, 159)

    Rabbimiz her türlü stres, gam, keder, kaygıdan bizleri uzak eylesin.

    (Soner Duman/22.Rebîülevvel.1441/17.Ocak.2020/Cuma)