• ☆ Merkez üssü Elazığ'ın Sivrice ilçesi olan ve çevre illeri de etkileyen 6.5 büyüklüğünde bir deprem yaşandı ve onlarca kayıp verildi.

    ☆ Efsane basketbolcu Kobe Bryant, California'da yaşanan helikopter kazasında hayatını kaybetti. Öte yandan Bryant'ın 13 yaşındaki kızı Gianna Bryant da kaza da yaşamını yitirdi.

    ☆ Çin'in Wuhan kentinde tanımlanamayan virüs dünya çapında paniğe yol açtı. Bulaştığı kişilerde akciğer rahatsızlıklarına yol açan ve şimdiden dört farklı ülkeye de yayılmış durumda olan virüs sebebiyle çok sayıda insan hayatını kaybetti. Dünya Sağlık Örgütü ise dünya çapında daha çok vakanın görüleceğini kaydetti.

    ☆ 6 milyondan fazla hektar alanın yandığı, milyonlarca hayvanın yaşamını yitirdiği Avustralya'daki yangınların ardından bölge sel felaketi, kum fırtınası ve ceviz büyüklüğünde doluyla karşılaştı.

    ☆ 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nde taksiden inen bir kişi, intihar etti.

    ☆Afganistan'da Ariana Afgan Havayolları'na ait bir uçağın Gazne bölgesinde düştüğü bildirildi, Kabil'e gittiği belirtilen uçakta kabin ekibi dahil 83 kişinin bulunduğu belirtiliyor.

    ☆ Irak’ın başkenti Bağdat’ta ABD Büyükelçiliği yakınlarına 2 füze atıldığı açıklandı.

    ☆ Brezilya'nın güneydoğusunda bulunan Minas Gerais eyaletinde cuma günü başlayan şiddetli yağışlar sonrası meydana gelen sel ve toprak kaymalarında ölü sayısı 53'e yükseldi.

    ☆ Barış Pınarı Harekatı bölgesinde düzenlenen bir bombalı araç saldırısında 3 Türk askeri hayatını kaybetti.

    ☆ İran'da Ukrayna Havayollarına ait Boeing 737 tipi yolcu uçağı kalkışından kısa süre sonra düştü. 167 yolcu ve 9 mürettebatın bulunduğu uçaktan sağ kurtulan olmadığı açıklandı.

    ☆ Pakistan'daki yoğun kar yağışı sonucu meydana gelen çığ nedeniyle 108 kişi hayatını kaybetti, 176 kişi de yaralandı.

    ☆ Filipinler'de başkent Manila yakınlarındaki Taal Yanardağı'nda patlama meydana geldi, afet bölgesinden tahliye edilen vatandaşların sayısı 82 binin üzerine çıkarken 2 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.

    ☆ Endonezya'da etkili olan şiddetli yağışlar Cakarta, Depok, Bekasi, Tangerang ve Bogor kentlerinde sellere neden oldu; son 7 yılın en büyük sel felaketinde 9 kişi yaşamını yitirdi.

    ☆ İzmir'in Çeşme ilçesi açıklarında göçmenleri taşıyan teknenin batması sonucu 8'i çocuk 11 kişi hayatını kaybetti. 8 göçmen ise sahil güvenlik ekiplerince sağ olarak kurtarıldı.

    ☆ Van' da çığ düştü. 33 tane şehit olmak üzere toplam 38 kişi hayatını kaybetti.
  • Haftaya başlayacağım kitap için yardımcı olmanızı istiyorum:)) yoruma hangi kitabı okumamı isterseniz yazın. Cuma gününe kadar süre bırakıcam. En çok yazılan kitabı okuyacağım 🙃🙃

    1- Mavi Kuş
    2- Otomatik Portakal
    3- İnsan Ruhunun Haritası
    4- Aşk Köpekliktir
    5- Beyhude Ömrüm
    6- Hesap Günü
    7- Milena'ya Mektuplar
    8- Çeri - 1
  • *NÜZUL SIRASINA GÖRE KUR’AN’DAKİ EMİRLER VE YASAKLAR (207 Madde)

    1) Kur’an okuyun! (Alak, 1)
    2) Kulluk görevlerinizi yerine getirmenizi engelleyenlere itaat etmeyin! (Alak, 19)
    3) Secde edin! (Alak, 19)
    4) İnkârcılara itaat etmeyin! (Kalem, 8-15)
    5) Sabırlı olun! (Kalem, 48)
    6) Geceleri değerlendirin! (Müzzemmil, 2-4)
    7) Allah'ın adını anın ve tüm benliğinizle O'na yönelin! (Müzzemmil, 8)
    8) Yalnız Allah'a dayanıp güvenin! (Müzzemmil, 9)
    9) Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun! (Müzzemmil, 20)
    10) Namaz kılın! (Müzzemmil, 20)
    11) Zekâtı verin! (Müzzemmil, 20)
    12) Allah'tan af dileyin! (Müzzemmil, 20)
    13) İnsanları uyarın! (Müddessir, 2)
    14) Her türlü pislikten uzak durun! (Müddessir, 4-5)
    15) Allah ile kul arasına girmeyin! (Müddessir, 11)
    16) Allah'ın adını yüceltin! (A'la, 1)
    17) Kur'an'la öğüt verin! (A'la, 9)
    18) Yetimi horlamayın! Yetimin hakkına dokunmayın! (Duha, 9)
    19) Bir şey isteyeni hor görmeyin! (Duha, 10)
    20) Dilenciyi azarlamayın! (Duha, 10)
    21) Allah'ın nimetlerini dile getirin! (Duha, 11)
    22) Sürekli faaliyette olun, çalışkan olun! (Inşirah, 7)
    23) Allah'ı anmaktan yüz çevirenden yüz çevirin! (Necm, 29)
    24) Dünya hayatından başka bir şey istemeyenden yüz çevirin! (Necm, 29)
    25) Kendinizi temize çıkarmayın! (Necm, 32)
    26) Rabbinizden size indirilene uyun! (A'raf, 3)
    27) Allah'tan başka dostlar edinip peşlerinden gitmeyin! (A'raf, 3) 5
    28) Dini yalnız Allah'a özgüleyerek dua edin! (A'raf, 29)
    29) İbadethanelerde temiz ve güzel giyinin! (A'raf, 31)
    30) Nimetlerden faydalanın ama israf etmeyin! (A'raf, 31)
    31) Dualarınızı yalvara yakara, gizlice ve yapın! (A'raf, 55)
    32) Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın! (A'raf, 56)
    33) Allah'a güzel isimleriyle dua edin! (A'raf, 180)
    34) Affetmeyi esas alın! (A'raf, 199)
    35) İyiyi ve güzeli emredin! (A'raf, 199)
    36) Cahillerden yüz çevirin! (A'raf, 199)
    37) Şeytandan Allah'a sığının! (A'raf, 200)
    38) Kur'an okunduğu zaman susun ve dinleyin! (A'raf, 204)
    39) Allah'ı benliğinizin içinden anın! (A'raf, 205)
    40) Allah'ı sesinizi yükseltmeden anın! (A'raf, 205)
    41) Allah'tan başkasına dua etmeyin! (Cin, 18)
    42) Allah'ın üzerinizdeki nimetlerini anın! (Fatir, 3)
    43) Şeytanı düşman bilin! (Fatir, 6)
    44) Namaza sabırla devam edin! (Taha, 132)
    45) Ailenize namazı emredin! (Taha, 132)
    46) Günahkârların nasıl bir sona uğradıklarına bakın! (Neml, 69)
    47) Yeryüzünü gezip dolaşın! (Neml, 69)
    48) Allah'tan başka hiçbir varlığa kulluk etmeyin! (Isra, 23)
    49) Anne ve babaya çok iyi davranın! (Isra, 23-24)
    50) Akrabaya yardımcı olun! (Isra, 26)
    51) Düşküne yardımcı olun! (Isra, 26)
    52) Yolda kalmışa yardımcı olun! (Isra, 26)
    53) Harcamalarda orta yoldan ayrılmayın! (İsra, 29)
    54) Geçim kaygısıyla çocuklarınızı öldürmeyin! (Isra, 31)
    55) Zinaya yaklaşmayın! (Isra, 32)
    56) Cana kıymayın! (Isra, 33) 6
    57) Ahde vefalı olun! (Isra, 34)
    58) Ölçü ve tartıda dürüst olun! (Isra, 35)
    59) Hakkında bilginiz olmayan şeyin ardına düşmeyin! (Isra, 36)
    60) Kibirlenip böbürlenmeyin! (Isra, 37)
    61) Namaz sırasında sesinizi ne yükseltin ne de kısın! (Isra, 110)
    62) Göklerde ve yerde neler var araştırın! (Yunus, 101)
    63) Zalimlere eğilim göstermeyin! (Hud, 113)
    64) Hak dostlarını horlamayın! (En'am, 52)
    65) Dünya hayatının aldattığı kişilerden uzak durun! (En'am, 70)
    66) Dinlerini oyun ve eğlence haline getirenlerden uzak durun! (En'am, 70)
    67) Diğer dinlere ve inananlarına sövmeyin! (En'am, 108)
    68) Üzerine Allah'ın adı anılan şeylerden yiyin! (En'am, 118)
    69) Günahın görüneninden de görünmeyeninden de kaçının! (En'am, 120)
    70) Adil olun! (En'am, 152)
    71) Dini Allah'a has kılın ona kulluk edin! (Zümer, 2)
    72) Allah'tan ümit kesmeyin! (Zümer, 53)
    73) Kötülüğü en güzel tavırla savın! (Fussilet, 34-35)
    74) İhtilaflarla karşılaştığınızda hükmü Allah'a bırakın! (Şura, 10)
    75) Dinde ayrı düşüp fırkalara ayrılmayın! (Şura, 13-14)
    76) Dosdoğru olun! (Şura, 15-16)
    77) Resulullah’a ve ailesine sevgi, saygı gösterin! (Şura, 23)
    78) Allah'a kaçıp sığının! (Zariyat, 50)
    79) Gelecek hakkında kesin hüküm vermeyin! (Kehf, 23-24)
    80) Müminlerin yanlarında bulun! (Kehf, 28)
    81) Bilmediklerinizi bilenlere sorun! (Nahl, 43)
    82) Allah'ın emsallerini aramaya kalkmayın! (Nahl, 74)
    83) Yeminlerinizi bozmayın! (Nahl, 91-94)
    84) Nimetlere şükredin! (Nahl, 114)
    85) Uydurma haramlar icat etmeyin! (Nahl, 116) 7
    86) Hz. İbrahim'in dinine uyun! (Nahl, 123)
    87) Allah'ın yoluna çağrıyı hikmetle, güzel öğütle , güzel tartışmayla yapın!(Nahl, 125)
    88) Haksızlığa karşılık verirken ölçülü davranın! (Nahl, 126)
    89) Kendi ellerindeki parça parça bilgileri tek doğru sananlardan uzak durun!(Müminun, 52-54)
    90) Yalan sözden uzak durun! (Hac, 30)
    91) Allah uğrunda, O'na yaraşır biçimde cihâd edin! (Hac, 78)
    92) Sabır ve namaz ile yardım dileyin! (Bakara, 45)
    93) Sürüye dönüşmeyin! (Bakara, 104)
    94) Hayırlarda yarışın! (Bakara, 148)
    95) Kâbe'yi kıble edinin! (Bakara, 150)
    96) Helal yiyeceklerden yiyin! (Bakara, 168)
    97) Temiz yiyeceklerden yiyin! (Bakara, 168)
    98) Kısası uygulayın! (Bakara, 178-179)
    99) Ramazan ayını oruçlu geçirin! (Bakara, 183-185)
    100) Mescitlerde ibadete çekilmiş olduğunuz zamanlarda kadınlarla birleşmeyin! (Bakara, 187)
    101) Birbirinizin mal varlığını haksız yoldan yemeyin! (Bakara, 188)
    102) Rüşvete bulaşmayın! (Bakara, 188)
    103) Sizinle çarpışanlara karşı meşru savunma hakkınızı kullanın! (Bakara, 190-194)
    104) Sahip olduğunuz nimetleri Allah yolunda paylaşın! (Bakara, 195)
    105) Yaptığınızı güzel yapın! (Bakara, 195)
    106) Kendinizi tehlikeye atmayın! (Bakara, 195)
    107) Barışı hep birlikte gerçekleştirin! (Bakara, 208)
    108) Şeytanın adımlarını izlemeyin! (Bakara, 208)
    109) Müşrik kadın ve erkeklerle evlenmeyin! (Bakara, 221)
    110) Hayızlı(Adetli) kadınlarla cinsel temas kurmayın! (Bakara, 222)
    111) Kadınlara cinsellik için yaklaştığınızda Allah'ın size emrettiği yerden gidin! (Bakara, 222)
    112) Yeminlerinizi bahane ederek iyilikten kaçmayın! (Bakara, 224)
    113) Namazlara özellikle orta namaza devam edin! (Bakara, 238)
    114) Dinde zorlamaya yapmayın! (Bakara, 256) 8
    115) Yaptığınız iyilikleri başa kakmayın! (Bakara, 264-266)
    116) Beğenip almayacağınız şeyleri başkalarına vermeye kalkmayın! (Bakara, 267-268)
    117) Faizden uzak durun! (Bakara, 275-280)
    118) Borçlanma işlemlerini yazıya geçirin! (Bakara, 282-283)
    119) Borçlanma işlemlerinde şahit bulundurun! (Bakara, 282-283)
    120) Alışverişlerinizde şahit bulundurun! (Bakara, 282-283)
    121) Şahitlikten kaçınmayın! (Bakara, 283)
    122) Allah'ın elçisine itaat edin! (Enfal, 1)
    123) Savaştan kaçmayın! (Enfal, 15-16)
    124) Allah'a ve Resulüne hıyanet etmeyin! (Enfal, 27)
    125) Cihatta, gösteriş yaparak yurtlarından çıkan ve Allah yolundan alıkoyanlar gibi olmayın(Enfal, 47)
    126) Düşmanı savaştan caydırıcı önlemler alın! (Enfal, 60)
    127) Barış eğilimlerine olumlu karşılık verin! (Enfal, 60-61)
    128) İnananları bırakıp kâfirleri dost edinmeyin! (Ali Imran, 28)
    129) Hacca gidin! (Ali İmran, 96-97)
    130) Hayra çağıran, iyiliği emreden, kötülüğü engelleyen ekipler oluşturun! (Ali İmran, 104)
    131) Üzülüp gevşemeyin! (Ali Imran, 139)
    132) Yönetimde istişareyi esas alın! (Ali İmran, 159)
    133) Allah'tan korkun! (Ali Imran, 175)
    134) Savaşa hazırlıklı ve uyanık bulunun! (Ali İmran, 200)
    135) Kendinizi sürekli hesaba çekin! (Haşr, 18)
    136) Cuma namazı kılın! (Cuma, 9-10)
    137) Evlatlıklarınızı öz babalarına nispet ederek çağırın! (Ahzab, 5)
    138) Peygamberinizin şanını yüceltin! (Ahzab, 56)
    139) Mümin kadınlar başörtülerinizi takın! (Ahzab, 59)
    140) Mallarınızı aklı ermezlere (reşit olmayanlara) vermeyin; onları besleyin, giydirin, onlara güzel söz söyleyin.(Nisa , 5)
    141) Yetimleri kollayıp gözetin! (Nisa, 6)
    142) Kadınlarınızdan eşcinsellik yapanlara karşı dört şahit getirin! (Nisa, 15) 9
    143) Homoseksüellik yapan erkeklere eziyetle karşı çıkın! (Nisa, 16)
    144) Size haram kılınan kadınlarla evlenmeyin! (Nisa, 22-24)
    145) İntihar etmeyin! (Nisa, 29-30)
    146) Birbirinizin nimet ve imkânlarına göz dikmeyin! (Nisa, 32)
    147) Başkaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve nihayet onları evden uzaklaştırın! (Nisa, 34)
    148) Araları açılan eşlerin barışmaları için iki hakem tayin edin! (Nisa, 35)
    149) Su bulamadığınız yerde teyemmüm ile ibadet edin! (Nisa, 43)
    150) Sarhoşken namaza yaklaşmayın! (Nisa, 43)
    151) Cünüpken namaza yaklaşmayın! (Nisa, 43)
    152) Emanetleri ehil olanlara verin! (Nisa, 58)
    153) Müslüman idarecilere itaat edin! (Nisa, 59)
    154) Zulme uğrayan insanlar için savaşın! (Nisa, 75)
    155) Şeytan dostları ile savaşın! (Nisa, 76)
    156) Selama kesinlikle karşılık verin! (Nisa, 86)
    157) Size selam verenlere "Sen mümin değilsin!" demeyin! (Nisa, 94)
    158) Hainlerin savunucusu olmayın! (Nisa, 105-107)
    159) Allah'a iman edin! (Nisa, 136)
    160) Peygamberlere iman edin! (Nisa, 136)
    161) İndirilen kitaplara iman edin! (Nisa, 136)
    162) Meleklere iman edin! (Nisa, 136)
    163) Ahiret gününe iman edin! (Nisa, 136)
    164) Allah'ın ayetleriyle inkâr ve alay edildiğinde orada oturmayın! (Nisa, 140)
    165) Zina eden kadın ve erkeği dövün! (Nur, 2)
    166) Zina edenler ancak zina edenlerle ya da müşriklerle nikâhlansın! (Nur, 3)
    167) İffetli kadınlara iftira edenleri dövün! (Nur, 4)
    168) İffetli kadınlara iftira atanların şahitliğini bir daha asla kabul etmeyin! (Nur, 4)
    169) Başkalarının evlerine izinsiz ve selamsız girmeyin! (Nur, 27-29)
    170) Bakışlarınızı denetim altında tutun! (Nur, 30-31)
    171) Irzınızı koruyun! (Nur, 30-31) 10
    172) Mümin kadınlar başörtülerinizi takın! (Nur, 31)
    173) Mümin kadınlar ziynetlerini yakınlarından başkasına göstermesinler! (Nur, 31)
    174) Hepiniz Allah'a tövbe edin! (Nur, 31)
    175) Evlenme durumuna gelenleri evlendirin! (Nur, 32)
    176) Hz. Peygambere hitabınız birbirinize hitabınız gibi olmasın! (Nur, 63)
    177) Mallarınızın Allah'ı anmanıza engel olmasına izin vermeyin! (Münafikun, 9)
    178) Çocuklarınızın Allah'ı anmanıza engel olmasına izin vermeyin! (Münafikun, 9)
    179) Mescitlerde, meclislerde yeni gelenlere yer açın! (Mücadile, 11)
    180) Allah'ın emirlerini tanımayanların getirdiği haberleri iyice araştırın! (Hucurat, 6)
    181) Müminler arası çekişmelere müdahale ederek barışı sağlayın! (Hucurat, 9-10)
    182) Müminler arası çekişmelerde şiddeti başlatan tarafla savaşın! (Hucurat, 9-10)
    183) Birbirinizle alay etmeyin! (Hucurat, 11)
    184) Birbirinize kötü lakaplar takmayın! (Hucurat, 11)
    185) Birbirinizde ayıp aramayın! (Hucurat, 11)
    186) Zandan, önyargılardan kaçının! (Hucurat, 12)
    187) Sizi alakadar etmeyen şeyleri araştırmayın! (Hucurat, 12)
    188) Birbirinizin gıybetini yapmayın! (Hucurat, 12)
    189) Kendinize ve ailenize sahip çıkın! (Tahrim, 6)
    190) Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olabileceklere karşı tedbirli olun! (Teğabun,14-15)
    191) Yapmayacağınız, yapamayacağınız şeyleri söylemeyin! (Saff, 2-3)
    192) Allah'ın yardımcıları olun! (Saff, 14)
    193) İyilik ve takva üzere yardımlaşın! (Maide, 2)
    194) Düşmanlık üzere yardımlaşmayın! (Maide, 2)
    195) Haram etleri ve kanı yemeyin! (Maide, 3)
    196) Av hayvanları üzerine Allah'ın adını anın! (Maide, 4)
    197) Namazdan önce abdest alın! (Maide, 6)
    198) Cünüp olduğunuz zaman boy abdesti alın! (Maide, 6)
    199) Allah'a giden yol arayın! (Maide, 35)
    200) Hırsızın elini kesin! (Maide, 38-39) 11
    201) Zorda kaldığınızda Yahudi ve Hristiyanlara sığınmayın! (Maide, 51)
    202) Allah'ın helal bıraktığı şeyleri haram ilan etmeyin! (Maide, 87-88)
    203) İçkiden, uyuşturucudan, kumardan, putlardan, şans oyunlarından uzak durun!(Maide,90-91)
    204) Kâfirlerle olan nikâhlarınızı bitirin! (Mümtehine, 10)
    205) Allah'ın gazap ettiği bir toplulukla dostluk etmeyin! (Mümtehine, 13)
    206) Savaş sırasında bir müşrik size sığınırsa buna izin verin! (Tevbe, 6)
    207) Allah rızası için inşa edilmeyen mescitlerde bulunmayın! (Tevbe, 107-109

    *alıntı
  • 🍁"Bilerek namazı terkeden kimseden Allah ve Resulunün zimmeti kalkar."
    (Ahmed b. Hanbel, IV, 238, VI, 461).

    🍁"Kim ikindi namazını terkederse, ameli boşa gitmiş olur."
    (Buhârî, Mevâkît,13, 34; Nesâî, Salât,15).

    🍁"Kim, önemsemeyerek üç cuma namazını terkederse, Allah Teâlâ onun kalbine mühür vurur."
    (Nesâî, Cumâ, 2; Tirmizî, Cuma 7; İbn Mâce, İkâme, 93).
  • - İslam düşünce tarihinde leh ve aleyhinde en fazla konuşulan isimlerin başında Takiyyuddin İbn Teymiyye (v. 728/1328) gelmektedir. 661/1263 yılında Harran’da doğan İbn Teymiyye, Hanbeli mezhebinin güçlü âlimlerini içerisinde barındıran bir aileye mensuptur. Dedesi Mecdüddin İbn Teymiyye pek çok alanda eser veren bir âlimdir. Babası Abdulhalim’de, Harran yöresinde etkin olan bir Hanbeli fakihidir.
    Moğolların Bağdat’ı işgal etmeleri ve Bağdat merkezli saldırılarını Harran’a kadar genişletmeleri üzerine İbn Teymiyye ailesi 667/1269 yılında Dımaşk’a göç eder. Babası başta olmak üzere birçok hocadan ders okuyan İbn Teymiyye, 683’te Sükkeriyye Darulhadisine hoca olarak atanır. Bir yıl sonra da Emeviyye Camii’nde tefsir dersleri vermeye başlar.
    Kısa zamanda şöhreti Dımaşk başta olmak üzere mücavir şehirlere de yayılan İbn Teymiyye VIII/XIV. yüzyılın başlarından itibaren kendisini ilmi ve fikri tartışmaların içerisinde bulur. Ehl-i Sünnet’in itikadi mezheplerine özellikle de Eş’ariliğe sert tenkitler yöneltir. Sıfatlar ve müteşabihat meselesinde selef-i salihinin usulünü benimsediğini iddia ederek ayet ve hadisleri zahiri anlamlarında anlar. Verdiği fetvalarla da birçok konuda mezhepler arası icmaya muhalefet eder.
    Mevcut İslami disiplinlerin hemen tamamına itirazları olan İbn Teymiyye en sert eleştirilerini tasavvufa yöneltir. İbn Arabi’yi ve onun görüşlerini benimseyen mutasavvıfları açıkça tekfir eder.
    Çeşitli devlet adamları ve kadıların katıldığı meclislerde çok defa muhakeme edilen İbn Teymiyye Kahire’de dört kâdi’l-kudât’ın katıldığı bir mahkemede Allah Teala’yı insan suretinde algılama cürmünden dolayı Kahire kalesine hapsedilir. Ehl-i Sünnet akidesine muhalif görüşlerinden ve icmaya aykırı fetvalarından dolayı farklı zamanlarda defaatle yargılanıp hapisle cezalandırılır.
    İbn Battuta, İbn Hacer el-Heytemi, Takiyyuddin es-Sübki, Tacüddin es-Sübki, Kemaleddin İbnü’z-Zemlekâni, Şihabuddin İbn Cehbel ve Ebu Hayyan gibi muasırı olan âlimler tarafından görüşleri tenkit edilen İbn Teymiyye, hakkında yazılan reddiyelerin de etkisiyle –zamanla- ilk yıllardaki itibarını kaybeder. Osmanlı’nın son dönemlerinde Hicaz’da ortaya çıkan Muhammed b. Abdulvahhab’ın başlattığı hareket, İbn Teymiyye’nin fikirlerinin yeniden canlanmasına zemin hazırlar. İbn Abdulvahhab’a nisbetle Vehhabilik olarak tanınan ve zamanla siyasi bir boyut kazanan hareket Suudi Arabistan Krallığı’nın kurulmasında da etkili olur.
    Kendisini Selefiyye olarak tanımlayan “Vehhabilik” hareketi zamanla Suudi Arabistan başta olmak üzere İslam coğrafyasının önemli bir bölümünde nüfuz elde eder.
    Selefilere/Vahhabilere göre içtihatlarıyla İslami ilimlerin gelişmesine katkıda bulunan bir müçtehit olan İbn Teymiyye, İmam Subki başta olmak üzere Ehl-i Sünnet hassasiyetine sahip bir çok âlime göre ise asırlar sonra teşbih ve tecsim akidesini canlandıran bir Haşevi’dir.
    İslam düşünce tarihinde derin izler bırakan, günümüz İslami anlayışları üzerinde de belirgin etkinliği olan İbn Teymiyye’nin itikadi görüşleri sürekli tartışılır olmuştur. İslami anlayış ve yaşayışlarını onun belirlediği esas ve verdiği fetvalar üzerine bina edenler, Ona dayanarak Maturidi ve Eş’âri mezhebine müntesip Müslümanları “ehl-i zeyğ” olarak nitelemekten çekinmemişlerdir. Bu durum, İbn Teymiyye’nin itikadi görüşlerini ve tevhit anlayışını tahlil etmeyi gerekli kılmıştır.
    İSLÂM'DA TEVHİD TASAVVURU
    Bölünmeyi kabul etmeyen varlıklara “tek” denir. Allah Teâla da zât, sıfat ve fiillerinde “tek”tir. İslam dini, O’nun bir olduğunu kabul etme esası üzerine ibtina etmiştir. Mümini, kâfir ya da müşrikten ayran temel özellik O’nun birliğini kabul etmesi yani muvahhit olmasıdır. Müminler yalnız Allah Teâlâ’ya ibadet ederek ubudiyette, eşi ve benzeri olmadığını ikrar ederek de zatında O’nun tek olduğuna iman ederler. Rabb’ı, Rabb, insanı da insan olarak algılarlar.
    Cenab-ı Hakkı’ın eşi ve benzerinin olmaması, yaratılmışlar gibi belli bir mekânda bulunmaması, yönlerle ifade edilmemesi gibi hassasiyetler zâtındaki vahdaniyetin esasını teşkil eder.
    EHL-İ KIBLENİN KIRILMA NOKTASI: SIFATLAR...
    İslam’ın temelini oluşturan ibadetleri kabul etme noktasında birbirlerine yakın duran “Ehl-i Kıble”, Allah Teâla’nın zatı ile alakalı meselelerde aynı yakın duruşu gösterememiştir.
    İslam’ın erken asırlarında başlayan müteşabihat ve Allah Teâla’nın sıfatları ile alakalı tartışmalar kısa zamanda mezhepleşerek kurumsal bir statü kazanmış ve günümüze kadar devam etmiştir.
    Zaman zaman “tekfir” ifadelerinin de duyulduğu tartışma sürecinde genellikle taraflar birbirlerini dalalet ve bidat ehli olmakla itham etmişlerdir.
    İBN TEYMİYYE'NİN MEZHEBİ...
    Ehl-i Sünnet akidesini benimseyen kelam âlimlerinin üstün gayretleri sonucu canlılığını yitiren kelami münakaşalar, İbn Teymiyye’nin Allah Teala’nın zatıyla alakalı serdettiği görüşlerin etkisiyle yeniden alevlenmiştir.
    Kendisi gibi inanmayan/düşünmeyen fırka mensuplarını “Ehl-i Zeyğ” olarak isimlendiren İbn Teymiyye, Allah Teâlâ’nın zatı ile alakalı meselelerde batini, sufi (İbn Arabi çevresi), Mu’tezili, Eş’âri kelamcıları ve filozoflasrı sert ifadelerle tenkit etmiştir.
    İbn Teymiyye’ye göre, tevhit akidesini Kur’an ve Sünnet’te var olduğu şekilde anlayanlar yalnız selef âlimleridir. Bu yüzden imani meselelerde de onların görüşleri benimsenmelidir. “Selefin, Cenâb-ı Hakk’a, Onun kendisini tavsif ettiği şekilde iman ettiğini” söyleyen İbn Teymiyye, isim ve sıfatlar noktasında şu ayetlerin selefi akidenin temelini oluşturduğunu ifade eder: “Allah kendisinden başka ilah olmayandır. Diridir, kayyumdur.”[ref]Kur’an, Bakara(2): 255.[/ref], “De ki: ‘O, Allah’tır, bir tektir. Allah Samet’tir (her şey O’na muhtaçtır, O hiçbir şeye muhtaç değildir.). Ondan çocuk olmamıştır. Kendisi de doğmamıştır. Hiçbir şey O’na denk ve benzer değildir.”[ref]Kur’an, İhlas(112): 1-4. [/ref]” • [ref]Ebu’l-Abbas Takiyyuddin b. Abdilhalim İbn Teymiyye, er-Risaletü’t-Tedmüriyye, Kahire, 1954, s. 7. [/ref]
    Ayet ve hadislerin Allah Teâlâ’nın zât ve sıfatları ile alakalı ayrıntılı bilgiler verdiklerini, ayrıca temsili/teşbihi de reddettiklerini söyleyen İbn Teymiyye, savunduğu akidenin Peygamberlerden tevarüs ettiğini belirtir.[ref]İbn Teymiyye, et-Tedmüriyye, s. 7. [/ref]
    Cenâb-ı Hakk’ın sıfatlarını reddeden Mu’tezile ile Ona cismiyet isnat eden Mücessime arasında orta yolu benimsediğini iddia eden İbn Teymiyye, mezhebini “münezzihe/tenzih eden” olarak isimlendirir. Seleften tevarüs ettiğini iddia ettiği “Münezzihe” meşrebinin çerçevesini çizerken de şunları söyler: “Selefin itikatta mezhebi, sıfatları reddetme ile Allah Teâla’yı insanlara benzetme arasındaki orta yoldur. Onlar, Cenab-ı Hakk’ın zatını yaratılmışlara benzetmedikleri gibi, sıfatlarını da onların sıfatlarına benzetmemişlerdir.”[ref]İbn Teymiyye, el-Akidetu’l-Hameviyyetü’l-Kübra, Kahire, 1952, s. 249. [/ref]
    Cenâb-ı Hakk’ın isim ve sıfatlarını inkâr edenlerle, onları yaratılmışların sıfatlarına benzeten mücessime ve müşebbihe meşrebi müntesiplerini “Allah’ın ayetlerini tahrif etmekle” itham eden İbn Teymiyye, eserlerinde Cenab-ı Hakk’a mekân isnat ederek inkâr ettiği tecsim akidesini savunmuştur.
    İBN TEYMİYYE'NİN UÇ GÖRÜŞLERİ...
    Eserlerinde açık bir şekilde müşebbihenin etkisi hissedilen İbn Teymiyye’ye göre Allah’ın kitabı, Resulü’nün sünneti, sahabe, tabiun ve müçtehit imamların eserleri direkt ya da dolaylı olarak Cenab-ı Hakk’ın her şeyin üstünde olduğunu anlatmaktadır. Şu ayetler O’nun (celle celaluhu) mekânsal olarak arş ve semanın üzerinde olduğunu göstermektedirler:
    “Güzel sözler ancak O’na yükselir.”[ref]Kur’an, Fatır(35): 10. [/ref],
    “Ey İsa! Şüphesiz seni kabz edecek ve kendime yükselteceğim.”[ref]Kur’an, Al-i İmaran(3): 55. [/ref],
    “Göktekinin sizi yere geçirivermeyeceğinden emin mi oldunuz?”[ref]Kur’an, Mülk(67): 16. [/ref],
    “Fakat Allah Onu (İsa’yı) kendisine yükseltmiştir.”[ref]Kur’an, Nisa(4): 158. [/ref],
    “Rahman, Arş’a istiva etmiştir.”[ref]Kur’an, Taha(20): 5. [/ref]
    İbn Teymiyye, “Rabbimiz, gecenin üçte biri kaldığında (keyfiyeti bize meçhul bir halde) her gece dünya semasına inerek buyurur ki ‘Bana kim dua eder ki, duasına icabet edeyim. Kim bir şey ister ki, ona dilediğini vereyim. Kim de affını talep eder ki, onu mağfiret edeyim.’”[ref]Buhari, Teheccüd 14, 1145, Müslim, 1769, Ebu Davud, 4733; Tirmizi, 446. [/ref] mealindeki hadisin de açık bir şekilde Cenab-ı Hakk’ın semada bulunduğunu ifade ettiğini söyler.[ref]İbn Teymiyye, Mecmu’u’l-Fetava, Beyrut, ty., V, 416. [/ref]
    Selefi Salihinden hiç kimsenin Allah Teala’nın semada olduğuna itiraz etmediğini, ne Kur’an-ı Kerim, ne Sünnet, ne Sahabe, ne Tabîun ve ne de sonraki dönemlerde yaşayan Müçtehit İmamların bu gerçeğe aykırı direkt ya da dolaylı tek bir ifadelerinin olmadığını söyleyen İbn Teymiyye, onların Allah Teala’nın (mekânsal olarak) semada, arşta ve her yerde olduğunu kabul ettiklerini iddia eder.[ref]İbn Teymiyye, el-Akidetu’l-Hameviyyetü’l-Kübra, 419. [/ref]
    Selefin Allah Teâla’yı Kur’an ve Sünnet’in ifade ettiği şekilde vasıflandırdığını, bu noktada bir değişiklik ya da inkâr içerisinde olmadıklarını, sıfatların keyfiyetini açıklama ya da onları insanların sıfatlarına benzetme yoluna da sapmadıklarını söyleyen İbn Teymiyye (te’vil yoluyla) sıfatların bir kısmını inkâr edenlerin Allah Teala’yı hakkıyla bilemediklerini dolayısıyla da şu ayetin muhatabı olduklarını iddia eder[ref]İbn Teymiyye, et-Tefsiru’l-Kebir, Beyrut, ty., I, 270. [/ref]: “Allah’ın kadrini gereği gibi bilemediler.”[ref]Kur’an, Zümer(39): 67. [/ref]
    Allah Teâla’nın yüzü, eli ve gözü olduğunu iddia eden İbn Teymiyye[ref]İbn Teymiyye, el-Fetava’l-Kübra, Beyrut, 2002, VI, 656. [/ref] bu anlayışı, O’nun insana benzetilmesi (teşbih) şeklinde telakki eden Ehl-i Sünnet Kelamcılarını Cenab-ı Hakk’ın ezeli sıfatlarını reddeden “muattıla” ile aynı görüşü benimsemekle itham eder.[ref]Saib Abdulhamid, İbn Teymiyye Hayatuhu ve Akaiduhu, Beyrut, ty., s. 120. [/ref]
    Allah Teâla’yı yaratılmışlara benzetmekten tenzih edebilmek için müteşabih ayetleri te’vil eden Kelamcıları Yahudilerden daha tehlikeli gören İbn Teymiyye[ref]İbn Teymiyye, el-Fetava’l-Kübra, VI, 647. [/ref] savunduğu fikirlerin Sahabe, Tabiun, hadis hafızları ve Ahmed b. Hanbel’e ait olduğunu söyler.[ref]İbn Teymiyye, el-Fetava’l-Kübra, VI, 655. [/ref]
    Müşebbihe ve Mücessimeyi “ehl-i zeyğ” olmakla itham eden İbn Teymiyye, Allah Teala’nın semada arş üzerinde oturduğunu söyleyerek Ehl-i Sünnet Kelamcılarından ayrılır ve tenkit ettiği Mücessime ile aynı akideyi paylaşır.
    İbn Teymiyye’nin Allah Teâla’ya isnat ettiği el ve yüz gibi uzuvların keyfiyetlerinin insanlar tarafından bilinmediklerini söylemesi, kendisini teşbihten kurtarmaz. Zira müşebbihe ekolüne müntesip olanlar da Cenab-ı Hakk’a isnat ettikleri uzuvların keyfiyetlerini bilmediklerini söylemektedirler.
    Müteşabih ayetleri zahiri anlamlarında tefsir eden İbn Teymiyye’nin benimsediği tefsir usulünün seleften tevarüs ettiğini söylemesi de iddiadan öte bir anlam ifade etmemektedir. Zira Malik b. Enes, Mukatil b. Süleyman, Davud b. Ali el-Isfehani ve Ahmed b. Hanbel’in de aralarında yer aldığı selef âlimleri Allah Teâla’nın yaratılmışlardan hiçbir şeye benzemediğini söylemektedirler. Aşağıdaki açıklama İbn Teymiyye’nin görüşlerine ittiba ettiğini söylediği selef âlimlerinin teşbih noktasında ne derece tavizsiz olduklarını göstermektedir: “Bir kişi ‘Ey İblis! Ellerimle (kudretimle) yarattığıma saygı ile eğilmekten seni ne alıkoyuyordu?”[ref]Kur’an, Sad, (38): 75. [/ref] ayetini okurken elini hareket ettirse ve bu hareketiyle Allah Teâla’nın elinin olduğunu ima etse, o adamın elini kesmek gerekir.”[ref]Muhammed b. Abdilkerim eş-Şehristani, el-Milel ve’n-Nihal, Beyrut, 1992, I, 92.[/ref]
    Selef, Allah Teala’nın kudretine işaret eden “el” kelimesinin okunduğu sırada karinin parmaklarını oynatmasını dahi doğru kabul etmezken, Cenab-ı Hak’a el, ayak gibi uzuvlar isnat eden İbn Teymiyye’nin Onlarla aynı esasları kabul ettiğini söylemesi güvenilirliğini yaralamaktadır.
    MÜFESSİRLER ve İBN TEYMİYYE...
    Müteşabihat ve sıfatlarla alakalı görüşünün selefe ait olduğunda ısrar eden İbn Teymiyye, okuduğu yüzden fazla tefsirin hiçbirisinde sahabenin sıfatlarla ilgili ayet ve hadisleri zahiri anlamlarının dışında bir mana ile te’vil ettiklerini görmediğini söyler.[ref]Abdulhamid, a.g.e., s. 121. [/ref]
    İbn Teymiyye’nin bu beyanı selefe ait tefsirler içerisinde en güvenilir olduğunu söylediği Taberi’nin nakilleri ile çelişmektedir. [ref]İbn Teymiyye’ye Kur’an ve Sünnet’e uygun tefsirlerin hangileri olduğu sorulduğunda “sağlam rivayet zinciriyle selefin sözlerini nakleden, içerisinde bidat olmayan Mukatil b. Bekir ve Kelbi gibi itham edilen şahısların rivayetlerine de yer vermeyen, en sahih tefsir İbn Cerir et-Taberi’nin ‘Camiu’l-Beyan fi Te’vili’l-Kur’an’ adlı esiridir.” Demektedir. Bkz. İbn Teymiyye, Mukaddime fi Usuli’t-Tefsir, Beyrut, 1997, s. 110. [/ref] Nitekim Taberi, –İbn Teymiyye’nin sıfatlarla alakalı ayetlerin en önemlisi olarak gördüğü- “ayetü’l-kürsi”deki “O’nun -celle celalühü- kürsüsü (ilmi) bütün yerleri ve gökleri kaplayıp kuşatmıştır.”[ref]Kur’an, Bakara(2): 255. [/ref] kısmını tefsir ederken İbn Abbas’a -radiyallahu anhuma- isnat ettiği bir rivayette kürsü kelimesinin “ilim” olarak te’vil edildiğini nakletmektedir.[25] Hâlbuki İbn Teymiyye “kürsü” kelimesini –haşa- Allah Teâla’nın üzerinde oturduğu bir mekân olarak anlamaktadır.
    “Tercümanü’l-Kur’an” diye şöhret bulan İbn Abbas’ın müteşabihattan olan “kürsü” kelimesini, “ilim” olarak te’vil etmesi, İbn Teymiyye’nin ilk dönem müfessirleri ile alakalı genellemesinin gerçeğe aykırı olduğunu göstermektedir.
    FİRAVUN ÖRNEĞİ...
    Allah Tela’nın “yüce/el-Aliyy”[ref]Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Camiu’l-Beyan fi Te’vili’l-Kur’an, Beyrut, 2005, III, 11. [/ref] olmasını mekânsal olarak semada bulunmak şeklinde anlayan İbn Teymiyye, Kur’an-ı Kerim’de zikredilen Firavun’a ait şu sözü iddiasına delil olarak kullanır: “Firavun dedi ki: ‘Ey Haman! Bana yüksek bir kule yap, belki yollara, göklerin yollarına erişirim de Musa’nın ilahını görürüm(!) Çünkü ben, Onun yalancı olduğuna inanıyorum.’ Böylece Firavun’a yaptığı iş kötü gösterildi ve doğru yoldan saptırıldı.”[ref]Kur’an, Bakara(2): 255. [/ref]
    İbn Teymiyye’nin ayetten Firavun’un Allah Teala’nın –haşa- göklerde olduğunu Musa –aleyhisselam-dan öğrendiği sonucunu çıkarması gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Çünkü ne ayet ne de hadislerde buna işaret eden bir kanıt vardır. Muhal farz, Musa -aleyhisselam- böyle bir şey söylemiş olsa dahi Onu yalancı olarak gören[ref]Kur’an, Mü’min(40): 36-37. [/ref] Firavun’un, Hz. Musa’nın sözüne itimat etmesi düşünülemez. Ayrıca Firavun Musa –aleyhisselam-ın sözüne göre amel etseydi öncelikli olarak Allah Teâla’ya iman etmiş olurdu.
    NÜZUL HADİSİ...
    Allah Teala’nın semada karar kıldığını savunan İbn Teymiyye’nin delil olarak kullandığı “nüzul hadisi” hakkında Buhari Şarihi Ayni şunları söylemektedir: “Bu hadis ile alakalı dört farklı kanaat oluşmuştur. Bir grup, bu hadise dayanarak Allah Teala’ya yön isnat etmiş, Mu’tezile bu bapta rivayet edilen hadisleri inkar etmiş, başka bir grup tahrif sayılabilecek ölçüde te’villerde bulunmuş, meşhur dört mezhep imamının da aralarında yer aldığı cumhur ise hadisi kabul etmekle beraber şerh ederken Cenab-ı Hakk’ı kullara benzemekten tenzih etmiştir.
    Ehl-i Sünnet kelamcıları Allah Teâla’yı, “yüksek bir yerden daha alçak bir yere intikal etmek”[ref]Kur’an, Mü’min(40): 37. [/ref] anlamına gelen “nüzul” kelimesinin zahiri anlamıyla ilişkilendirmekten sakınmışlardır. Zira hareket, durmak ve intikal gibi fiiller bir yerden ayrılıp başka bir yerde bulunmak anlamına gelir.[ref]Muhammed b. Ömer ez-Zemahşeri, Esasü’l-Belağa, Beyrut, 1998, s. 822. [/ref] İnsanlarda görülen ve bir yerde olunduğu bir anda başka bir yerde olamamayı gerektiren bu durumların Cenab-ı Hakk’a isnat edilmesi Kur’an ve Sünnet’e aykırıdır. Zira ayetler Onun insanlara benzemesini açıkça nefyetmiştir:
    “Onun benzeri hiçbir şey yoktur.”[ref]Bedruddin Ahmed el-Ayni, Umdetü’l-Kari, Beyrut, Beyrut, 2001, VII, 291. [/ref],
    “Allah Samed’dir.(Her şey Ona muhtaçtır, O hiçbir şeye muhtaç değildir.)”[ref]Kur’an, Şura(42): 11. [/ref]
    Buna göre “nüzul” kelimesine zahir anlamı verildiğinde hadis, Kur’an-ı Kerim’le çelişecektir. Sahih bir hadis için böyle bir durum söz konusu olmayacağına göre “nüzul” kelimesi mecaz anlam çerçevesinde anlaşılmalıdır.
    Şarih Ayni, “nüzul” kelimesinin zahir ve mecaz olarak 5 farklı anlamının olduğunu, Kur’an-ı Kerim ve Arap dilinde hepsinin de kullanıldığını ancak hadis bağlamında düşünüldüğünde en uygun anlamın “Allah Teala’nın rahmetini kullarına yöneltmesi”[ref]Kur’an, İhlas(112): 2. [/ref] şeklinde olacağını söylemektedir.[ref]Ayni, a.g.e., VII, 291. [/ref]
    Ayrıca hadisin zahir anlamda anlaşılması coğrafi gerçeklerle de çelişmektedir. Çünkü bir bölgede zaman, gecenin son üçte birine ulaştığında başka bir yerde gündüz vaktidir. Bütün yeryüzü için düşünüldüğünde “gecenin son üçte birleri” 24 saati kaplamaktadır. Bu durumda, “istiva” ve “semada bulunma” kelimelerini zahir anlamlarında kabul eden İbn Teymiyye’nin, Allah Teâla’ya hangi zamanı tahsis ettiği problemi ortaya çıkmaktadır. Ayet ve hadislerde bir tahsis söz konusu olmadığına göre, bunu yapacak kişi İbn Teymiyye olacaktır. Sınırlı kudrete sahip olan insanın, Allah Teâla’yı belli bir zamanla sınırlaması, sınırsız gücün üzerinde tasarruf iddia etmesi anlamına gelecektir. Bu ise, tevhit akidesi açısından bakıldığında tehlikeli bir durumdur.
    MECAZ ve HAKİKAT TELAKKİSİ...
    İbn Teymiyye, müteşabihatı mecazi anlamlarıyla tefsir eden Ehl-i Sünnet kelamcılarını sert bir üslupla tenkit etmesine rağmen, Kur’an-ı Kerim ve hadislerde adı geçen cennet nimetlerinin tamamını “mecazi” kabul eder.
    “Sadece ben yaparsam olur.” anlayışının hâkim olduğu bu yaklaşımı daha yakın bir planda anlayabilmek için İbn Teymiyye’nin “mecaz” ile alakalı ifadelerine göz gezdirmek gerekir: “İbn Abbas radiyallahu anhuma ‘Cennette olan nimetlerin dünyada sadece adlarının olduğunu’ söylemektedir. Allah Teâla cennette şarap, süt, su, ipek, altın, gümüş ve diğer nimetlerin olacağını haber vermektedir. Bunların, dünyadaki karşılıkları ile bir takım benzerlikleri olmakla beraber büyük farklılıkları da vardır.” Nitekim cennette kendilerine nimet verilenler “Bu tıpkı daha önce dünyada iken bize verilen rızık gibidir” dediklerinde “Bu rızık onlara dünyadakine benzer olarak verilmiştir.” [ref]Nüzul kelimesinin anlamları: “Gökten tertemiz bir su indirdik.” (Kur’an, Furkan(25): 48) ayetinde intikal, “Onu Cebrail indirmiştir.” (Kur’an, Şuara(26): 193) ayetinde bildirmek, “Allah’ın indirdiğinin benzerini ben de indireceğim.” (Kur’an, En’am(6): 93) ayetinde söz söylemek, “falanca üstün ahlakla dünyasına yöneldi.” ifadesinde bir şeye yönelmek/yöneltmek, “falanca oğulları başımıza geçinceye kadar hayır ve adalet üzere idik.” cümlesinde idare etmek anlamında kullanılmaktadır. Dilciler tarafında bilinen bu anlamlar içerisinde Cenab-ı Hakk’ın zat ve sıfatlarına en uygun olanı “rahmetini kullarına yöneltmesidir.” Bkz. Ayni, a.g.e., VII, 291. [/ref]
    denilecektir. Cennet nimetleri dünyadakilere benzeseler de onların aynıları değillerdir. Tıpkı belli açılardan bazı unsurlar birbirlerini çağrıştırdıkları gibi bazı nimetlerin isimleri de birbirlerine benzemektedirler.”[ref]Kur’an, Bakara(2): 25. [/ref]
    Sonraki dönem alimleri tarafından kaleme alınan tefsirlere bakıldığında Cenab-ı Hakk’ın zat ve sıfatlarından bahseden ayetlerin mecazi anlamları çerçevesinde anlaşıldıkları görülmektedir. Buna göre “istiva” kelimesine kurulmak, galebe çalmak, güç sahibi olmak, “vech”e zat, “el”e güç, kuvvet, “gelmeye” Allah Teâla’nın emrinin gelmesi, “semada/üstte olmaya” derece ve mekân itibariyle yüksekte bulunmak gibi anlamlar verilmiştir.
    Mecaz, Kur’an-ı Kerim’in anlaşılmasında o derece önemsenmiştir ki ulema, “Eğer mecaz, Kur’an-ı Kerimden gitmiş olsaydı, Onun güzellik ve i’cazının yarısı da kaybolurdu.” demiştir. [ref]İbn Teymiyye, el-İklil fi’l-Müteşabih ve’t-Te’vil, Kahire, 1367, s. 12. [/ref]
    Sıfatlar ve müteşabihatın, zahiri anlamları çerçevesinde anlaşılmalarında ısrar eden İbn Teymiyye, aksi bir anlama usulüne (mecazi) dair ne sahabe ne de Tabiundan nakledilen bir rivayet olmadığını, akılla bu işi yapmaya kalkışmanın ise onu, nasslar üzerinde bir otorite olarak kabul etmek anlamına geleceğini söyler.[ref]Halit Abdurrahman el-Ak, Usulu’t-tefsir ve Kavaiduhu, Beyrut, 2003, s. 287. [/ref]
    Müteşabihatı mecazi manada anlamayı aklın nasslar üzerinde hakimiyet kurması olarak algılayan İbn Teymiyye, cennet nimetlerini kıymetlendirme babında İbn Abbas’tan yaptığı rivayeti ise aklıyla Ahiret Hayatı’nın belli bir konusuna tahsis etmekten geri durmaz. Halbuki Allah Teala’nın sıfatları, cennet nimetleri gibi “semiyyat” bahsine dâhildirler, dolayısıyla her ikisi de aynı usul çerçevesinde anlaşılmalıdırlar. Ayrıca sahabe, sıfatlar hususunda sessiz kalmış, müteşabihata mecazi mana verilmeyeceğine dair de bir kanaat belirtmemiştir. Onlar müteşabih ayetlerin anlamlarını Allah Teâla’ya havale etmişlerdir. İbn Teymiyye gibi müteşabihatı zahir anlamlarında alıp Cenab-ı Hakk’a cihet isnat etme yoluna sapmamışlardır.
    TEFVÎZ ve TE'VİL SİSTEMİ...
    Selef, “Şari’nin kelamından neyi kastettiğinin kullara gizli olması” anlamına gelen “müteşabihat”ı anlarken iman ve tasdikle yetinmeyi yeterli görmüş, keyfiyeti beyan etmekten uzak durmuştur.[ref]Muhammed Ebu Zehre, İbn-u Teymiyye, Kahire, 2000, s. 218. [/ref] Nitekim İmam Malik kendisine “Rahman, Arş’a istiva etmiştir.”[ref]İmam Malik’in sözü için bkz. Ebubekir Ahmed b. Huseyn el-Beyhaki, Kitabu’l-Esma-i ve’s-Sıfat, (ta’lik. ve tahk. Muhammed Zahid Kevseri), Kahire, t.y., s. 298. [/ref] ayetindeki “isteva” kelimesinin tefsirini soran kişiye, “İstiva malumdur. Keyfiyeti ise bilinmemektedir. Bu konuda soru sormak bidattır. Zannederim ki sen kötü niyetli bir adamsın.” dedikten sonra çevresindekilere “Onu yanımdan çıkarın”[ref]Kur’an, Taha(20): 5. [/ref] diye emretmiştir. İmam Malik, mücessime meşrebinden olduğunu düşündüğü kişiye “istiva” kelimesinin Arap dilinde hangi anlamlara geldiğinin bilindiğini, fakat Allah Teâla’nın ayetten neyi kastettiğinin meçhul olduğunu, bu noktada sorular sormanın ise sapık akidelere bilgi toplama anlamına geleceğini ihsas etmiştir.
    İmam Malik örneğinde de görüldüğü gibi selef, müteşabih ayetlerin manalarını Allah Teâla’ya havale etmek anlamına gelen “tefvîz” usulünü kullanmıştır.[ref]Muhammed Abdulazim ez-Zürkani, Menahilu’l-İrfan, Beyrut, 2001, II, 231. [/ref] Bunu yaparken ayetlere, insanın uzuv ve hareketlerinin karşılığı olan zahir anlamları vermekten şiddetle kaçınmışlardır. Onlar, yaşadıkları dönemin fikri ve itikadi yapısı gereği müteşabih ayetlerle alakalı derin tefsirlere de girmemişlerdir.
    Farklı ideoloji ve meşreplerin ortaya attığı şüpheler karşısında Müslümanların müstakim kalabilmeleri için sonraki dönem âlimleri sıfatlar ve müteşabihat ile alakalı rivayetleri Arap dili ve edebiyatının müsaade ettiği anlam ve kurallar çerçevesinde “te’vil” ederek murad-ı ilahiyi ortaya çıkarmaya çalışmışlardır. Onların yaşanan fikri tartışmalar ve İslam’a yöneltilen eleştiriler karşısında böyle bir yolu benimsemeleri zorunluluk arz etmiştir.
    İmamu’l-Haremeyn, meslekleri her ne kadar farklı görünse de selef ve halef âlimlerinin “tefvîz” ve “te’vil” sistemlerinin, Allah Teâla’yı tenzih etmeleri ve yaratılmışlara benzetmemeleri itibariyle aynı olduklarını söylemektedir.[ref]Bu yüzden onlara “mufevvida” denir. [/ref]
    “Tefvîz” ve “te’vil” mesleklerinin her ikisini de reddeden, buna mukabil müteşabihatı zahiri anlamları çerçevesinde anlayan İbn Teymiyye, sözde selefe hakikatte ise mücessimeye yakın durmaktadır. Onun, cennet nimetlerini “mecazi”, müteşabihatı ise “zahiri” manalarıyla tefsir etmesi kendi anlayış usulü açısından bakıldığında çelişkilerle doludur. İddiasını desteklemek için kullandığı Kur’ani deliller ise selef tarafından “tefvîz” halef tarafından “te’vil” sistemiyle anlaşılmıştır.
    TEŞBİHİN ŞAHİTLERİ...
    İbn Teymiyye’nin, tecsim akidesini zaman zaman konuşmalarına taşıdığı, minber ve kürsülerde savunduğu bilinmektedir. Çağının tanıklarından İbn Battuta, Ebu Hayyan ve İbn Cehbel’in şahadetleri bu noktada önem arz etmektedir.
    İbn Battuta’nın seyahat ettiği ülkelerdeki gözlem ve hatıralarını anlattığı “Tuhfetu’n-nuzzar fî ğaraibi’l-emsar” adlı eseri, İbn Teymiyye ve Onun tecsim akidesi ile alakalı ilginç bilgiler vermektedir:
    Dımaşk şehrinde çeşitli konularda konuşan fakat aklından zoru olduğu anlaşılan Hanbeli fakihlerinin ileri gelenlerinden Takıyyuddin İbn Teymiyye adında biri vardı. Halka vaaz verir, insanlarda Ona karşı ileri derecede saygı gösterirlerdi.
    İbn Teymiyye, yaptığı bir konuşmadan dolayı fakihlerin tepkisini çekmişti. el-Meliku’n-Nasır’ın huzuruna çıkarılıp, kadılar tarafından sorgulandı ve hapse atıldı. Yıllarca hapiste kaldı. Bu müddet içerisinde 40 ciltten oluşan ve adını “el-Bahru’l-muhit” koyduğu bir tefsir kaleme aldı. Annesinin ricası üzerine sultan Onu serbest bıraktı.
    İbn Teymiyye, Dımaşk de bulunduğum sırada –önceden- tutuklanmasına sebep olan ifadeleri tekrar etti: Cuma günü cemaat olarak hazır bulunduğum camide, insanlara vaaz ve nasihatte bulunurken minberin merdiveninden bir basamak aşağıya inerek “muhakkak ki Allah Teala benim buradan indiğim gibi dünya semasına inmektedir.” şeklinde bir cümle sarfetti. Maliki fakihi İbn Zehra söylediklerine karşı çıktı. Cemaatte ayağa kalkıp sarığı başından düşünceye kadar ona dayak attı. Neticede bir daha tutuklandı ve hapsedildiği kalede ölünceye kadar tutuklu kaldı.[ref]Kevseri, el-Esma ve’s-Sıfat, (d. not: 1), s. 377. [/ref]
    İbn Teymiyye’yi ta’dil eden biyografi yazarlarının reddettiği bu ifadeyi, farklı vurgularla müfessir Ebu Hayyan “el-Bahru’l-Muhît” ve “en-Nehru’l-mâd” adlı tefsirlerinde nakletmektedir. Ebu Hayyan birçok yerde Onun tecsimi çağrıştıran ifadelerini tenkit etmektedir. Ne var ki elimizdeki matbu nüshalarda bu tenkitlerin birçoğundan tek bir harf bulmak mümkün değildir. Çünkü baskı sürecinde her iki eserden de İbn Teymiyye’nin tecsimle alakalı görüşleri çıkartılmıştır. İbn Teymiyye’nin açıkça Allah Teâlâ’ya cisim isnat ettiğini söyleyen Zahid Kevseri [ref]Muhammed b. Abdillah b. Muhammed İbn Battuta, Tuhfetu’n-Nuzzar fî Ğaraibi’l-Emsar (Rıhlet-u İbn Battuta), Beyrut, 2004, s. 88. [/ref] bu noktada şunları söylemektedir: “Ebu Hayyan, ‘O’nun kürsüsü bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır.’[ref]Kevseri, el-Esma ve’s-Sıfat, (d. not: 2), s. 286. [/ref] ayetini tefsir ederken muasırı olan İbn Teymiyye’nin “Kitabu’l-Arş” adlı -kendi el yazısıyla kaleme aldığı- eserinde şu ifadeleri okuduğunu nakletmektedir: ‘Allah Teâla kürsüde oturmaktadır. Yanı başında boşalttığı yerde ise Onunla birlikte Hz. Peygamber oturmaktadır.” Elyazması nüshalarda var olan bu ifadeler kitabın musahhihi tarafından matbu nüshalara alınmamıştır. Musahhih, Kevseri’ye, din düşmanlarının hadiseden nemalanmamaları için böyle bir tercihte bulunduğunu söylemiştir. [ref]Kur’an, Bakara(2): 255. [/ref]
    Ebu Hayyan “el-Bahru’l-Muhît”in muhtasarı olan “en-Nehru’l-mâd” adlı tefsirinde de İbn Teymiyye’nin tecsimle alakalı görüşlerini tenkit etmektedir. Kitabı tahkik eden Bûran ed-Dannavî ve Hidyan ed-Dannâvî İbn Teymiyye’ye isnat edilen tecsimle alakalı bölümü tefsirden çıkartmışlardır. [ref]Muhammed Zahid el-Kevseri, es-Seyfu’s-Sakîl fî’r-Rreddi alâ İbn-i Zefîl, (el-Akidet-u ve ilm’l-kelam min a’mali’l-imam Muhammed Zahid el-Kevseri içerisinde), (d. not: 1), Beyrut, 2004. [/ref]
    İmam es-Sübki (v. 756) “es-Seyfu’s-sakîl fî’r-reddi alâ İbn-i zefîl” adlı eserinde, Ebû Hayyan’ın belli bir dönem kendisinden övgüyle bahsettiği İbn Teymiyye’yi “Kitabu’l-Arş” adlı eserini okuduktan sonra ölünceye kadar lanetlediğini yazmaktadır. [ref]Bkz. Abdulhamid, a.g.e., (d. not: 1), s. 125. [/ref]
    Şafii ulemasından Şihabuddin İbn Cehbel de İbn Teymiyye’nin tecsimle alakalı görüşlerini reddeden bir risale kaleme almıştır. [ref]Takıyyuddin es-Sübki, a.g.e., s. 477-478. [/ref] İbn Cehbel eserinin sonunda “İbn Teymiyye’nin sapıklık ve inadının derecelerini açıklamak için tahrif ve fesadından kaynaklanan açıklamalarını bekliyoruz.”[ref]Bkz. Tacüddin Abdulvahhab b. Ali es-Subki, Tabakatu’ş-Şafiiyyeti’l-Kübra, t.y., IX, 35-91. [/ref] [ref]Tacüddin es-Sübki, a.g.e., IX, 91. [/ref] demesine rağmen İbn Teymiyye Onun bu meydan okumasına cevap ver(e)memiştir.
    TEŞBİHİN ANLAMI...
    Bir varlık için “oturdu-kalktı, indi-çıktı, geldi-gitti” gibi fiilleri kullanmak onu bir cisim olarak kabul etmek anlamına gelmektedir. Çünkü bu fiiller bir halden başka bir hale intikali gerektirmektedirler. Bu durum, varlıkların zât ve fiillerinin hâdis oldukları anlamında da gelir. Zira intikalden önce yoktu, sonra oldu. “Hâdis” olan varlıklar için söz konusu olan bu durumu “yaratılmışlara benzemeyen” Cenab-ı Hakk için geçerli kabul etmek açıkça Onu yarattıklarına benzetmek (teşbih) anlamına gelmektedir. “Vacibu’l-vucud” olan Cenab-ı Hakk, hâdis olan varlıklar için geçerli olan bu sıfatlardan münezzehtir. Çünkü varlık itibariyle farklılık arz eden şeylerin sıfatları da farklılık arz etmektedir. Nitekim “âlim” ve “cahil” sıfatları insanlar için geçerli iken farklı bir varlık olan “taş” için geçerli değildir. Taş için “âlim” ya da “cahil” denmez. Çünkü taşın kabiliyeti bu sıfatları kabul etmez. Aynı şekilde eve “işiten” ya da “sağır”, yeryüzüne “konuşan” ya da “dilsiz”, semaya da “evli” ya da “dul” denmez.
    İbn Teymiyye’nin iddia ettiği gibi, Allah Teâlâ “arş” ya da “sema” da gerçekten duruyorsa bu durumda, “bu ikisini yaratmadan önce nerede ikamet ediyordu?!” problemi ortaya çıkmaktadır. Bu problem ise beraberinde hâdis varlıkların özelliği olan “intikal” sorununu getirecektir.
    Ayrıca Cenab-ı Hakk’ın sema ile münasebetinden bahseden ayetler, Onun mekânsal olarak her şeyin üzerinde olduğu anlamında anlaşılırsa bu durumda verilen manalar, “Hâlbuki O Allah göklerde ve yerdedir.” [ref]Kur’an, En’am(60): 3. [/ref]ayeti ile çelişecektir. Çünkü yer, göklerin altındadır. Bu durumda mekânsal üstünlük ortadan kalkacaktır. O’nun her iki yerde de bulunması kabul edilirse, “üst”e “üst” “alt”a da “alt” denmesinin bir anlamı kalmayacaktır. Çünkü üst, alta, altta üste nisbetle bu isimleri almıştır.
    NETİCE...
    İslam düşünce tarihinde hakkında en çok söz söylenen isimlerden birisi olan Harranlı İbn Teymiyye, Eş’âriler başta olmak üzere Ehl-i Sünnet hassasiyetine sahip kelamcılara sert eleştireler de bulunmuş, ulemanın hazır bulunduğu muhakemelerde sorgulanıp teşbih akidesinden ve icmaya aykırı fetvalarından dolayı defaatle cezalandırılmıştır.
    Müteşabihatı tefsir ederken ayetlere zahiri anlamlarını veren, semada yerleşme, bir yere oturma, hareket etme gibi insanlara ait fiilleri Allah Teâlâ’ya isnat eden İbn Teymiyye, Sünnet ve Cemaat Akidesini benimseyen âlimler tarafından tenkit edilmiş, görüşleri hakkında çok sayıda reddiye kaleme alınmıştır.
    Geçmişte Takıyyudin es-Subki, İbn Cehbel, İbn Hacer el-Heytemi, İmam Şa’rani, yakın dönemde Zahid Kevseri, Yusuf en-Nebhani, günümüzde ise Muhammed Ebu Zehre ve Said Ramazan el-Buti gibi muhakkik âlimler tarafından tenkit edilen İbn Teymiyye, uzun bir aradan sonra Muhammed b. Abdulvahhab’ın faliyetleri ile tekrar ön plana çıkmış, günümüzde ise Selefiyye adı altında İslam coğrafyasında etkin bir konuma gelmiştir.
    Muhakkak ki her şeyin en doğrusunu bilen Allah Teâlâ’dır.
    (İhsan Şenocak, http://www.ihsansenocak.com)
  • Sarı rengini seviyorum, 7 sayısını da aşırı estetik buluyorum. Nergisleri severim. Şu son günlerde harbi kafayı yiyorum. Aynı dili konuştuğum insanlarla anlaşmak konusunda sıkıntı çekiyorum. Kahve içmeyi hiç sevmem. İnsanlardan çok çabuk sıkılırım, akrabalarımın telefonlarını bile açmam. İnsanlarla temas etmem. Her güne yeni bir obsesyon geliştiririm. Eski filmleri bulup bulup izlerim, fransız filmlerini seviyorum. Belki de sadece aksanlarını... Uzun kahve-turuncu ve kıvırcık saçlı insanları seviyorum. Kedimi özledim, tüyleri çok yumuşaktır. Bateri ve akordeon çalmak istiyorum. 1912 yılından kalma bir akordeon var evde ama hala tutmayı öğrenemedim. Kardeşimden 3 yaş daha büyüğüm ama küçük gözüküyorum- makyaj yapmam gerek. Eyeliner çekmeye korkuyorum. Asal sayılar çok tatlı geliyorlar bana ama 2 hariç. 2 yi sevmiyorum. Her şeyi öğrenmek istiyorum. Her şeyin mükemmel olmasını istiyorum. Aşırı zayıf olmaya çalışmak gibi bir saçmalığım var ama yemek yiyorum :D insanların yarısından fazlasına göz devirip anlamadıkları şekillerde oyun oynuyorum. Burayı hayvan gibi kullanıyorum çünkü anonim takılıyorum niye kullanmıyım ki *_* aşırı sinirli bir insanım ama kimseye zarar vermiyorum. Zamanın ne kadar değerli bir şey olduğunu öğreniyorum. Salı günleri küçük çocuklar veya resim terapisi alan yaşlılar gibi amaçsızca resim yapıyorum. Cuma günleri drama klubünde kendimi rezil etmekle uğraşıyorum. Lise hayatımdan kalma bir Nilgün Marmara sıkıntısına sahibim :D Daha önce hiç bileklerimi kesmedim. Üniversite sınavında 2bine girip mezuna falan kalmış bir manyağım. Ama şuan pişman değilim. Hala ne mesleğin yapacağıma karar veremedim. Çok hızlı yürürüm. Eskiden şiir yazardım. Şuan hiçbir şey yazmıyorum- bu yazı hariç. Aşk diye bir şey var inanıyorum ama çok zor olduğunu ve mantık konusunda sıkıntıları olduğunu düşünüyorum. Klasik Rock seviyorum. Beatles severim. Absürdist bir şarlatanın tekiyim. Ha bi de aşırı uyuzum. İki yüzlü değilim ama vicdansız olabiliyorum. Çok masum duruyorum çünkü çocuksu davranıyorum, maalesef pek masum değilim. Hırslarım ile hareket ediyorum genellikle. 1 gün sonra doktor randevum var. Doktorum beni ciddiye almıyor :D ben olsam ben de almam. Anlaşamıyoruz onunla pek. Prozac'ın ne halta yaradığını çözmeye çalışıyorum. Denizi çok severim. Elimi deniz kabukları kesti. Hep bisikletten düşüyorum. Dejavu olup duruyorum bi de. Salep çok severim ve kazandibi ve ve bi de tavuk göğsü... profiterol da çok hoş bence özellikle içindeki o toplar çok şirin. Bilgisayar kodları çok poncik geliyor :P Tanıdığım herkesi kendimden soğutmayı başarıyorum. Kınadığını her şeyi itina ile yapıyorum. Arada bi intihar edicem ulan diyip sonra otur oturduğun yerde diyorum kendime. Aslında ölmek istemiyorum. Sadece kaçmaya çalışıyorum. Yuva özlemi çekip duruyorum :') hiçbir yere ait olamama beni biraz hırpalıyor. Yaptığım şeyleri sorgulayıp duruyorum. Çoğunun yanlış olduğuna canı gönülden inanıyorum ama yine de bildiğimi okuyorum, neden çünkü çok kibirliyim. Potansiyel şerefsizim. Aslında kitapların çok işe yaradığını düşünmüyorum. Hatta şu kültür vs zırvalıklarına da inanmıyorum. Bilmiyorum ya işte bu kadar olmamalıyım ama cidden bu kadar küçük ve işe yaramazım. I have a constant yorgunluk be anam. Yaşamak yorucu geliyor ama aynı zamanda yaşamak istiyorum. Genellikle duygularımı hissetmiyorum ama hissettiğim zaman kendimi yitiriyorum. Karanlıkta kalmak daha güvenli geliyor bu yüzden. Yine de ışığı açmalarına izin veriyorum.
    ...
    Buraya arada bi gelip saçmalıklarını ekleyeceğim