Eski ahit anlayışına göre insan her iki yeteneğe de -iyilik ve kötülük- sahiptir ve insani ile kötü ,lütuf ile lanet , hayat ile ölüm arasında seçim yapmalıdır.tanrı bile onun seçimine karışmaz
Adem ve Havva nın tanrıya itaatsizliğine, günah denilmez hiçbir yerde bu itaatsizliğin insanı yozlaştırdığına dair bir ipucu yoktur. Tam aksine itaatsizlik insanın kendi farkındalığının koşuludur, zira onun seçme kapasitesi vardır. Bu nedenle son çözümlemede bu itaatsizlik edimi insanın özgürlüğe doğru attığı ilk adımdır, hatta onların itaatsizliği Tanrı nın planı içinde görülür, çünkü kehanetçi düşünceye göre insan cennetten kovulduğu için kendi tarihini yapmaya. Insani güçlerini geliştirmeye. Ve henüz birey olmadığı önceki uyum yerine tam olarak gelişmiş bir birey olarak doğayla yeni bir uyum sağlamaya muktedir olmuştur.
Çoğu insanın yarı uykulu çocuklar gibi kolay etkilendiği görülür, tehdit edici ya da onları yoldan çıkaracak kadar tatlı bir sesle konuşan herhangi birine iradelerini teslim etmeye hazırdırlar.
Aslında bakılırsa 60 yıl değişmeyen bir teori artık ustasının özgün teorisiyle aynı değildir fosilleşmiş bir tekrardır ve tekrarladıkça bozulmaya uğrar.
Tepkisel şiddetten anladığımız şiddetin, hayatın özgürlüğün, onurun, mülkün kişinin kendisine ya da başkasına ait savunulması sırasında kullanılmasıdır.bu şiddet korkudan kaynaklanır ve en sık görülen şiddet olmasının sebebi de budur. Korkunun gerçek ya da hayali bilinçli ya da bilinçdışı olması fark etmez, bu tip şiddet ölümün değil, hayatın hizmetindedir. amacı yok etmek değil, korumaktır.