Yıllardır yaşadığım yeri bambaşka gözlerle görmeye başlamıştım. Sanki bu koca kenti ilk defa görüyor ve sadece onun gözleriyle bakıyordum. Anladım ki aşk gözlerini kaybetmekti zaten. Sesini kaybetmekti, tümden kaybolmaktı. Başkasının gözünden bakıp, ağzıyla konuşmaktı. Aşk yakalandığım en kişiliksiz hastalıktı
işte burası Prag ve insanlar yaşamaya devam ediyor. Beni hiç görmemiş, benden haber almamış insanlar bunlar ve hayatlarında en ufak bir eksiklik yok. Tıpkı İstanbul'dakiler gibi. Beni görmüş ve benden haber almış diğer insanlar gibi. Ne yokluğum ne de varlığım dünya üzerinde bir şey değiştirmeye, ufacık bir yaprağı yerinden kımıldatmaya muktedir.
Yokluğun birilerinin varlığına tesir etmesi gerekir. Etmiyorsa, kimse için önemli olmamışsın, kimsenin hayatında boşluğu hissedilecek bir yer dolduramamışsın demektir bu.