• Peki, bu nasıl bir akıl ki yeni gün gecenin tam ortasında başlıyor? Bu nasıl bir takvim ki zifiri karanlıkta gün dönüyor? Güneş saat 6’da doğarken gecenin saat 12’sine sıfır demekle ne yapmış oluyorsunuz?
  • Eğer gideceğin yerin bir sınırı varsa... Eğer yapacaklarının bir sınırı varsa... Eğer bir gün mutlaka bir sonla önün kesiliyorsa... Sen ömrün boyunca daima bir fanusun içimdesin demektir. Bu durumda rahatlıkla ‘insan bir fanusun içinde hep bir fazlası için yaşar’ diyebiliriz.
  • Kısa süre sonra, MÇP'li vekiller Refah Partisi'nden istifa ederek partilerine dönerler. 29 Aralık 1991'de ise MÇP Kurultayı toplanır. Kurultaya doğru yapılan il ve ilçe kongrelerinde ciddi gerilimler yaşanmış, kavgalar olmuş, çoğu kongrede iki liste yarışmış, Türk-İslam ülkücüleri genel merkeze meydan okumuştur. 14 Temmuz 1991'deki Ankara İl Kongresi'ni Yazıcıoğlu'nun listesi kazanmış ve Ankara'nın dışındaki 22 ilin kongrelerinden de Türkeş'e karşı zaferle çıkılmıştır. Tüm bu süreç kaçınılmaz olarak kurultaya yansır ve ciddi bir hesaplaşma yaşanır. Kurultayda Türkeş yanlıları "Başbuğ'a uzanan eller kırılsın", "Türkeş nerede biz oradayız" sloganlarını atarken; Yazıcıoğlu taraftarları ise "Bozkurt Muhsin" sloganını atmıştır. Gerilimli geçen kurultayda genel merkezin listesi delinmiş ve Yazıcıoğlu ve arkadaşları da parti yönetimine girmiştir. Ancak kurultay sonrası Türkeş partinin kontrolünü bütünüyle ele geçirmek ve Yazıcıoğlu ekibini tasfiye etmek için art arda hamleler yapmaya başlar. Partinin yayın organlarında Türk-İslam ülkücülerine yer verilmez, Bizim Ocak dergisinin yayın kurulundan Yazıcıoğlu'na yakın olanlar uzaklaştırılır, Yazıcıoğlu yanlılarının kazandığı bütün il ve ilçe yönetimleri görevden alınır. Devamında, Yazıcıoğlu'na yakın Bizim Dergah dergisinin Ülkü Ocakları'na dağıtımı "ihanet ve ikilik" yarattığı gerekçesiyle bir genelge çıkarılarak yasaklanır. Ayrıca bu derginin düzenlediği ve Yazıcıoğlu'nun konuk olduğu "Gözyaşı Geceleri" adlı etkinlikler serisi de yasaklanır. Tüm bu gerilim kaçınılmaz olarak parti tabanına ve ülkücü gençliğe de sirayet edecek, çatışmalar yaşanacaktır. Önce Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde Türkeş yanlısı bir grup Yazıcıoğlu yanlısı bir öğrenciyi döver, Yazıcıoğlu yanlıları ise Türkeş yanlılarının kaldığı yurdu basar. 2 Temmuz 1992'de ise Türkeş yanlıları Bizim Dergah dergisini basarak dergi çalışanlarını yaralar. Yazıcoğlu önce dergiye sonra hastaneye gider ve hastane önünde toplananlar Türkeş aleyhine sloganlar atar. Ertesi gün Yazıcıoğlu Bizim Dergah'ın bürosunda bir basın toplantısı düzenler ve "ülkücünün ülkücüyü vurmasını teşvik edenlerle" bir arada olmayacağını söyler. 4 Temmuz 1992'de Yazıcıoğlu, 7 Temmuz'da ise Kahramanmaraş milletvekilleri Ökkeş Şendiller, Saffet Topaktaş, Esat Bütün, Tokat Milletvekili Ahmet Özdemir, Aksaray Milletvekili İsmet Gür ile MÇP genel sekreter yardımcılarından Yaşar Yıldırım ve Mehmet Ekici, Merkez Karar ve Yönetim Kurulu üyelerinden Mahir Damatlar ve Hasan Çağlayan da MÇP'den istifa ederler. Yazıcıoğlu MÇP'den ayrılışlarının nedenini açıklarken, partinin Türkeş etrafındaki bir grup elit tarafından yönetildiğini ve bunların parti örgütünden de parti tabanından uzak, "siyasi yapıda militarist ve uygulamada oportünist" bir anlayışa sahip olduklarını söylemiştir. Buna mukabil partide ikinci bir çizgi daha vardır: Partideki ikinci çizgi ise fikirde milli, Müslüman, demokrat, Türk kimliğini esas alan, parti teşkilatlanmasında sivil ve katılımcı, uygulamada ise ilkeli hareket etmekten yana olan anlayıştır. Milliyetçi hareketin kitlesi bu çizginin prensipleri etrafında bütünleşmiştir. Ancak ne yazık ki, bu kesim, partinin tepe örgütlenmesinde hep geri plana itilmiş, böylelikle tavan taban bağlantısının koptuğu dramatik bir yapı ortaya çıkmıştır. MÇP'nin üst kesiminde yer alan seçkinler artık dışarıya ve içeriye farklı davranmak zorunda değildirler. Olduğu gibi görünemeyen bu azınlık, bugün göründüğü gibi olmak durumundadır. Bundan böyle hem MÇP'nin, Türkiye'nin muktedir güçleriyle oportünist bir işbirliğine hevesli seçkinleri, hem de millici halk tabanı artık birbirinin kamburu olmayacaktır, (Bayraktar, 2016: 95) 15 Temmuz 1992'de Ankara'da düzenlenen basın toplantısında partiden kitlesel kopuşların yaşandığı duyurulmuştur. Bu toplantıda Bingöl MÇP il ve ilçe başkanları ve toplamda 48 yöneticinin MÇP'den istifa ettiği açıklanmıştır. Bir sene önce tartışmalı bir kongre süreci yaşamış olan Ankara'da neredeyse MÇP yöneticisi kalmamış; il yönetiminden 8 isim, ilçelerden de toplam 1843 üye partiden ayrılmıştır. Ayrıca Avrupa Türk-İslam Birliği Federasyonu da safını Yazıcıoğlu olarak belirlemiştir.
  • İbni Ömer (Allah Onlardan razı olsun)'dan bildirildiğine göre bir gün Ka'be hakkı için diye yemin eden bir adam işitmişti. Bunun üzerine o adama şöyle dedi: "Allah'tan başkası adına yemin etme, çünkü ben Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'i şöyle buyururken işittim: "Allah'tan başkası adına yemin eden kimse küfre veya şirke düşmüş olur." (Tirmizi, Nüzur, 8)
  • "Sönsün her şey. Bitsin şu gün. Uyumak istiyorum. İçim­deki onca gürültüye sabrım kalmadı. Sussun her şey. Tahammü­lüm yok kendime. Katlanamadığım ama kurtulamadığım şu an silinsin artık. Yoruldum."
  • "Gözlerin kimsenin bakmadığı bir çocuk gibi...Issız ve öyle kırılmış ki, hiç susmayabilir. Gün gelir kötü bir şiir bile dokunur insana, çünkü bazı sözcükler anılardan daha kederlidir."
  • KENDİNE BÜYÜ YAPILDIĞINI DÜŞÜNEN BİR DANIŞANIN PSİKOLOGLA OLAN DİYALOĞU
    Deniz, 33 yaşında üniversite mezunu, zengin bir ailenin kızıydı. Babasının maddi durumu iyi olduğu için şimdiye kadar hiç çalışmak zorunda kalmamıştı. Kendisinden 10 yaş büyük olan Arif ise lise ikinci sınıfta okuldan atılmıştı. Tanıştıklarında işsiz olan Arif, denizin babasının iş yerlerinden birinde müdür olarak çalışmaya başlamıştı. Sosyo-kültürel açıdan iki farklı dünyanın insanı olan bu çiftin evliliğine başta herkes karşı çıkmış, ancak Deniz’ in itirazları karşısında boyun eğmişlerdi. Arif iş yerine nadiren uğruyor, eve geç geliyor ve her ay kasada ciddi anlamda açık çıkmasına neden oluyordu. Kadınlarla olan aşırı samimi yazışmalarını başta görmezden gelen Deniz, en son kocasını başka bir kadınla yakalaması üzerine boşanma kararı vermiş ve ayrılmışlardı.
    Bir taraftan acı çekmesine rağmen Arif’ i zaman zaman özlediği oluyordu. Bu durumu ise kendilerine büyü yapıldığı şeklinde açıklıyordu. Bir gün seansta psikoloğuna bir çocukluk anısını anlattı.
    -7-8 yaşlarındaydım. Bizim mahallede Cem diye biri vardı. Ben bu çocuktan hoşlanıyordum. O benden 5 yaş falan büyük olduğu için beni çocuk olarak görüyor, pek umursamıyordu. Ben sürekli ilgisini çekmeye çalışırken o daha çok kendi yaşıtı olan kızlarla ilgileniyordu. Bizim evimiz yüksek bir tepenin en başındaydı. Aşağı doğru inen bir yol ve yolun sonunda da kurumuş bir dere vardı. Babam arabasını evin önüne park ederdi. Kapıları da çoğu zaman kilitlemezdi. Bir gün Cem’ in ilgisini çekebilmek için, “Gel babamın arabasında oynayalım dedim. O şoför mahalline ben de yanına oturmuştum. Oyun sırasında Cem arabanın el frenini indirince araba yokuştan aşağıya doğru hızla inmeye başladı. Tam dereye uçacakken ilk önce ben atladım, ardından da Cem atladı.
    Bu anının oldukça enterasan olduğunu söyleyen psikoloğuna “Nedir enteresan olan?” diye sordu. Psikoloğu yanıtladı:
    Çocukken yaşadığın bu olay: Aynısını bu gün yine yaşamışsın, farkında mısın? Yine çocukluğunda olduğu gibi senden büyük birinden hoşlanıyorsun. Seni sevsin diye uğraşıp duruyorsun. Çocukken Cem’ i arabaya bindirdiğin gibi Arif’ i de evlilik arabasına bindirmişsin. Her iki araba da babanın. Mesela Arif babanın iş yerinde çalışmış. Aynı çocukluğunda arabanın bayır aşağı gitmesi gibi evliliğin de hep bayır aşağı gitmiş. Ne zaman ki dereye uçacağını anlamışsın, arabayı ilk terk eden sen olmuşsun. Ardından da Arif atlamış arabadan. Fakat nedense hep arabayı bayırdan uçuran adamlardan hoşlanmışsın. Olaya böyle baktığın zaman Arif’ ten ayrılmanın büyü olduğuna da inanabilirsin, bütün bunların tesadüf olmadığına da. Buna psikolojide örüntü tekrarı denir. (“Ruhun İnşası” kitabından alıntıdır)