• Erdal ..

    Mamak Askeri Cezaevi'nde idam hükümlüsü bir gencin, Erdal Eren'in son fotoğraflarını çekmiştim yıllar önce.
    Yarım saat kadar yanında kalıp, koşullar elverdiğince konuşup, yaklaşık 2 'makara' fotoğraflayıp ayrılmıştım oradan.
    Deklanşöre son defa basıp, parmaklıklar arasından 'sessiz sitemsiz' bakışını dondurduğum o günün gece yarısında gidip aldılar onu hücresinden. Teamül gereği sivile, Ulucanlar Cezaevi'ne nakledip, sabaha karşı da hükmünü infaz ettiler, astılar Erdal Eren'i.

    TEK SÖZCÜK YAZAMADIM
    16 saat önce karşımda duran, konuşan, sıkıntısını paylaşan, işlediği söylenen suçla ilgili bilgiler vermeye çalışan kanlı canlı o 'çocuk' mahkumu, devlet eliyle ipin ucunda sallanan bir ölüye döndürdüler yani.
    12 Eylül ortamında Mamak Cezaevi'nde inceleme haber yapabilme 'mucize' iznini alan, Ankara büromuzdan Emin Çölaşan'dı. O gün için tek görevim foto muhabirliğiydi. Gazetede, ne Erdal'ın ölümü ne de diğer gözlemlerimle ilgili tek satır yazabilme şansım yoktu, sadece fotoğraflarım basılmıştı gazeteye.

    SON SATIRLAR
    İdamının üzerinden 2 gün geçmişti. 15 Aralık olmuştu yani. Yıl sonu geldiğinde 8-10 boş sayfası kalmış ECE ajandamın birkaç yaprağına duygularımı yazmıştım çalakalem.
    Az öteye bazı bölümleri yazıyorum. 27 yıl sonraki bu yıldönümünde ilk kez sizinle paylaşmak istiyorum o satırları.

    A benim canım kürkünü giy

    İçimde bir kurtçuk mu, tarifsiz, adsız bir yaratık mı ya da gizli sahibim mi olduğu belirsiz bir şey var.
    En olmadık zamanlarda, en olmadık şekilde çıkıveriyor karşıma.
    Erdal adlı o genç çocuğu gördüğümde de böyle oldu.
    Cezaevi Komutanı Raci Tetik Albay bizi onun hücresine götürürken bir teğmen fısıldadı kulağıma. "1 hafta10 gün içinde asılması kesinleşti bunun."

    YAKASI KÜRKLÜ PALTO

    Hücre, dışarıdan gelen seyyar bir kabloya bağlı ampulle aydınlatılıyordu. İntihar etmesin diye almışlar bu önlemi. Üstleri geldiğinde mahkumların arkalarını dönüp yukarıya bakma kuralı varmış. O da yukarı bakıyordu. Albay, "Bize bakabilirsin Erdal" deyince döndü ve göz göze geldik.
    Üzerindeki koyu gri renkli paltonun yakasında taklit bir kürk parçası vardı...

    İNAT GİBİ!
    İşte tam o sırada ortaya çıktı içimdeki tanımsız yaratık. Durumun böylesi hazin, yakıcı oluşuna inat yapar gibi, başımın içinde dönüp duran ne varsa hepsini çalıp, dudaklarıma sessiz bir tekerleme oturttu.
    Küçücükken sokak oyunlarında ezberlediğimiz bir tekerlemeydi bu:
    Kürkünü giy, kürkünü giy. A benim canım kürkünü giy.

    'YAŞIM 17...'

    Emin Çölaşan çok duygulandı, kilitlendi adeta. Tek kelime edemiyor, yutkunuyordu. Kendimi tutamadım ve ben sordum birkaç soruyu.
    Bir süredir kendisine gazete getirilmediğini, avukatıyla görüştürülmediğini, 18 yaşının altında olmasına rağmen idam edilmek istendiğini, yaşının 18'den küçük olduğunu tespit edecek olan kemik testi yapılması talebinin kabul edilmediğini... Vurduğu söylenen jandarma erine çok uzaktan ateş açtığını ama otopside yakın atışla öldüğünün kanıtlandığını. Kendisini ibret olsun diye asacaklarını ve ölümden korkmadığını söyledi.

    'ÖNCE İNSANIZ'
    Bir süre sonra ayrıldık o hücreden. Saati geldiği için yemekhaneye doğru yürüdük.
    Çölaşan sitemliydi:
    - Adam idam edilecek sen soru soruyorsun be Savaş.
    - Abi çok zorlandım ben de sorarken. Baktım sen iyice kilitlendin...
    (YN: Daha sonra ünlü kitabına vereceği ismi ilk o zaman cümle içinde kullandı Emin Abi.)
    O da bana tatlı sert çıkıştı:
    - Oğlum unutma. Biz önce insanız, sonra gazeteciyiz.

    KORKMUYORDU NETEKİM
    Tokat gibi indi yüzüme bu laf. Ama hemen affettim kendimi. Erdal'ın son sözlerini, onu en son gören siviller olarak bizden başka kim nakledecekti ki? Birileri daha sonradan "Korktu, titriyordu, af diliyordu" dese, kim aksini söyleyebilecekti ki.

    O fotoğraf Sezen şarkısı oldu

    Erdal Eren'i son anlarında çektiğim o fotoğrafları, milyonlarca kişi gibi Sezen Aksu da görmüş ve çok etkilenmiş.
    Anlatırken, "Öylesine masum, öylesine ölümden uzak, öylesine genç ki... Hikayesini de okudum. Ama beni esas vuran o 'son bakış' fotoğrafıydı Savaş.

    'AĞIT GİBİ...'
    Aysel Gürel'e gösterdim o fotoğrafı. Birlikte bir şeyler yazdık. Onno'ya verdik besteledi (Tunç). Şarkıdan çok ağıta benzedi. Yürekten kopup gelen, saf, duru, sahici..." dedi. Ve işte o ağıtın sözleri.
    "Bir an duruşu gibi
    Ömrün gidişi gibi
    Veda ederken
    Aşk ateşi gibi söner iç çekişler
    Amman amman yandım aman
    Acı yüzler"
  • 208 syf.
    ·9/10
    Bu kitabı çok değer verdiğim Burcu abla'nın 1 yaşına 2 gün sonra girecek ilk çocuğuna ilk kitap hediyesini etmek için aldığım. Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda kitabını okuduktan sonra büyüklerin verdiği kirliliği temizlemek için açıp okuduğum ve iyiki de öyle yapmışım dediğim eğlenceli bir kitap keşke 8-9 yaşında okusaymışım diye içimden geçirdiğim çocukken kesin okunması büyüklerinde kafa dağıtmak için okuyabileceği güzel bir kitap
  • Horozla İnci

    Horoz çelebi bir gün,
    Bir inci çıkarmış çöplükten.
    Hemen kuyumcuya gitmiş:
    - İyi bir şeye benziyor, demiş;
    Gel al şunu da,
    Bir mısır tanesi ver bana.

    Cahilin birine babası,
    Bir kitap bırakmış ölürken,
    Eski bir el yazması.
    Hemen gitmiş kitapçıya:
    - Bak, demiş,Kapağı meşinden.
    Gel al şunu da,
    Bir liracık olsun ver bana.
  • FAKİRLİĞİN VE UNUTMANIN SEBEPLERİ
    Fakirliğin sebepleri:
    1. Günah işlemek
    2. Yalan söylemek
    3. Sabah vakti uyumak
    4. Bir gün bir gecede sekiz saatten çok uyumak
    5. Soyunup çıplak yatmak
    6. Çıplak iken abdest bozmak
    7. Bir yanı üzerine yaslanıp ekmek yemek
    8. Ekmek kırıntılarını yere dökmek
    9. Cenabet iken ağzını yıkamadan yemek
    10. Soğan ve sarımsak kabuklarını yakmak
    11. Geceleyin evi süpürmek
    12. Çöpleri evin içinde biriktirmek
    13. Yaşından büyüklerin önünde yürümek
    14. Anne ve babasını isimleri ile çağırmak
    15. Eline geçen çer çöple dişlerini kurcalamak
    16. Toprak ve çamur ile ellerini ovalamak
    17. Eşik üzerinde oturmak
    18. Kapının bir kanadına dayanmak
    19. Helada abdest almak
    20. Elbisesini üzerinde dikmek
    21. Yüzünü yıkayınca yeniyle ya da eteği ile silmek
    22. Evde örümcek yuvasını saklamak
    23. Namazı kılmada gevşek davranmak
    24. Sabah namazını kıldıktan sonra camiden erken çıkmak
    25. Her sabah çarşıya erken gitmek
    26. Çarşıdan eve geç dönmek
    27. Dilencilerden ekmek kırıntılarını satın almak
    28. Kendi evladına beddua etmek
    29. Biti ateşe atmak
    30. Gece kapların ağzını açık bırakmak
    31. Mumu ve kandili nefesle söndürmek
    32. Boğumlu kalemle yazmak
    33. Dişi kırık tarakla taranmak
    34. Anne, baba ve üstadına duayı unutmak
    35. Sarığını otururken sarmak
    36. Ayak donunu ayakta giymek
    37. Dilenciye kızıp boş çevirmek
    38. Kısıp ihtiyacından az harcamak
    39. İsraf edip haddinden çok harcamak
    40. Geçim işlerinde gevşek davranmak
    41. Kapısız evde yalnız yatmaktır.

    Unutmanın sebepleri:
    1. Çok günah işlemek
    2. Çok düşünmek ve üzülmek
    3. İş ve meşguliyeti çok ve dağınık olmak
    4. Taze çeşniş yemek
    5. Ekşi elma yemek
    6. Ense çukurundan kan aldırmak
    7. Deve katarı arasından geçip gitmek
    8. Mezar taşındaki yazıları okumak
    9. Asılan adamın yüzüne bakmak
    10. Canlı biti yere atmak.