'Hiç' daima oradaydı.
Yine, çok göz önüne çıkmamış pek duyulmamış bir kitapla karşınızdayım. Yazarın okuduğum ilk kitabıydı, tereddütlerim vardı ama kapaktaki renklerin tonu garip bir şekilde beni çekiyordu. Sayfaları çevirdiğimde ise hikayenin oldukça akıcı olduğunu fark ettim.
Kurguda Jay ve Yukiko arasında mekik dokuyoruz. Yukiko geçmişe gittiğimiz kesitlerin gözlemcisi ve Amerika'da yaşayan bir Japon kendisi. İki kültüre de tam adapte olamamış ve bunun karmaşasını çokça yaşıyor. Tam da bu yüzden içine kapanık birisi ve hiç arkadaşı yok. Günün birinde okula yeni gelen Odile isimli bir kızla bu lanetini kırıyor ama Odile çok havalı, girişken, güzel... ve Yukiko, her ne kadar hayatındaki dönüm noktalarını Odile sayesinde yakalasa da karakterlerindeki bu zıtlık arkadaşlıklarının sonunu getiriyor.
Yuki'nin resim konusunda yetenekleri var ama kendine güveni hiç yok. Arkadaşlık konusunda sıfır. Ailesi başka bir ülkede ve Yuki 16 yaşındayken aralarında yirmiye yakın yaş farkı olan Lou'ya gönlünü kaptırıyor. Üstelik Lou, sert seven bir erkek profili. Hayat Yuki'ye hep negatif tarafıyla geldiği için (ki buna alışıyor Yuki) bir gün onu gerçekten seven ve ona hep nazik davranan kocasına tahammül edemeyerek küçük oğlunu da ardında bırakarak kaçıveriyor. Hikaye zaten anne oğul buluşmasıyla başlıyor ve geçmişe dönerek Yuki'nin büyümesine şahit oluyoruz.
Jay ise kitabın günümüz kısmını bize aktarıyor. Onun evlilik hakkındaki gözlemlerini, terk edilmiş bir çocuk olarak baba olma korkusunu ve annesiyle yüzleşmesini okuyoruz. Her iki kısım da oldukça keyifliydi ama yazarın anne oğul buluşmasını kısa tutması bende biraz tatminsizlik oluşturdu.
Dikkatimi çeken kısımlar:
-Karakterler çok canlıydı, onlara gerçek hisler ve kusurlar yüklemişti yazar. Hepsi griydi; onlara hem kızdım
Bitkilerin yaprakları tozluydu. Tozun canlı bir şeyin üzerine yerleşmesi garipti. Yuki tozla kaplanmış olduğunu gözünde canlandırdı bir an. Omuzlarını hafifçe silkerek ürperdi.