• “İnsan bazen en imkansız, en çılgın düşünceye, sanki bir şeyler olacakmışçasına öyle bir inanır ki, gerçek olması için olmadık fikirler geçer aklından.”
  • İnsan bazen en imkansız, en çılgın düşünceye, sanki bir şeyler olacakmışçasına öyle bir inanır ki, gerçek olması için olmadık fikirler geçer aklından. Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
  • İnsan bazen en imkansız, en çılgın düşünceye, sanki bir şeyler olacakmışçasına öyle bir inanır ki, gerçek olması için olmadık fikirler geçer aklından.

    Dostoyevski
  • Babil'de bir zigguratın tepesinde yahut, Mısır'da yıldız tablolarının karşısındaydın.Bir yol seçmeye çalışıyordun kendine, uzun.Çünkü evrenin aslı seçimler ve yollardan ibaret.Çünkü evrenin o zorlu sorusunun cevabı, doğru yöne yürümekte saklı.Kimi zaman dağılmadan kaybolacağın özgür bir sokağa varırdı yol.Kimi zamansa kaybolmadan doğrundan ve gerçeğinden, yalnızca acılarını dağıtan bir gün batımına çıkardı. Hangi yolu yürüyeceğini seçmek, mühim işti. Çok eski çağlardan beri sen, o yolun başında rastlayıp durdun kendine. Başını çevirip göğe, bir işaret aradın.

    Belki Maya'nın dingin rüzgarıyla karışırken saçların, aynı rüzgar Hindistan'da mistik bir kokuyu doldurdu ciğerine. Tam aynı saniyede Çin'de sakince çayını yudumladın belki. Hangi yol? Zihninde daima bu soru sallanırdı. Antik Yunan'dan bir kalıntıya kulağını dayasan duyabilirdin Platon'un sözlerini. Yahut Doğu Akdenizli bir Arap, sana gördüğü yıldızların öyküsünden bahsedebilirdi o an.Hangi rüzgara değeceğini, hangi öyküyü dinleyeceğini seçmekten ibaretti yaşam.Ondan ki başını çevirip göğe, sürekli bir anlam aradın.

    Çok uzun yıllardan beridir sen, bir ışık kırılması sayardın kendini.Çok büyük bir oyuncunun yeryüzündeki küçük gölgesi... Başını çevirip göğe, bir harita aradın. Bir sebep edindin kendine, bir anlam, bir erdem ya da.Zırhını kalın, aklını selim tutmak için.Kendini yolda, gözünü gökte tutmak için.

    Sen, o zırhın altında sürekli göğe bakıp yürüdün nice zamandır.Ait olduğu okyanusa derin gelen bir balık gibi, kendi varlığının şüphesini gökte aradın.Yıldızları saydın durmadan.Yolunu yıldızlardan seçtin.Oyun sahasıydı dünya.Seninle aynı yöne bakanlarla rastlaştın. Kalabalıklaştın.Hepinizin zırhı birbirinden kalın, hepinizin kurşun yarası kendine. Her biriniz bir başka yetenekle bezeli.On iki kişi yürüyüp durdunuz ha bire.Birbirinden fevkalade farklı, birbiriyle korkunç on iki kişi.Dünden bugüne taşıyıp durdunuz o mükemmel bilgiyi.Sanki gökte asılı bir gezegenden, dünyanın en uzun masalını anlattınız durdunuz.Hangisiydin peki ?

    Sen,Mars'ın hızı ve hareketiydin.Göğsündeki ateşle tüm korkularını yere seren koç.Yeni fikirler aradın her kayanın altında.Yaşamın kabuğunun altındaki o heyecanı aradın durdun.Cesaretin, hevesin ve daima hayatta kalan inadınla elindeki kalkan yalnızca benliğindi.Çarptığın dağ kanadını incitmez, inciteceği yemin olsa dahi seni yolundan döndüremezdi.Denizlere varana kadar yürümek doğanda vardı çünkü.Halikarnas Balıkçısı adına bir rüzgar çeker gibi yelkenine; hep ama hep ağzında aynı şarkıyla; "Aganta Burina Burinata!"

    Sen, Venüs'ün zarafeti ve bereketiydin.Yeryüzünü taşıyan boğa.Toprağından yeşeren üretkenliği görmemek imkansızdı.Sahip olduğun kadarıyla dolu, bütün ve huzurluydun.Dokunduğun ve tattığın her şeye dönüştün durmadan.Her koku sana yeni bir yol buldurdu içinde.Kokun, hayatındaki herkese yol buldurdu...Kalkanında hep inandıklarınla, gözü kara ve inatçıydın.Yürüdüğün yoldan dönmek için çok geç ve inandığın şeyden vazgeçmen imkansızdı.O sert zırhının altında sürekli canlı bir volkandın. Mungan'ın sözleri gizliydi göğsünde sanki." Bir yanım çılgın nar ağacı, bir yanım buz sarayı."

    Sen, Merkür'ün konuşkanlığı ve canlılığı.Akan tüm sulara hükmeder,tüm kuşların lisanına uyar,tüm patikaların çıkacağı yeri önceden bilir gibiydin.Her gün üstüne bir başka rengi giyer çıkardın meydanlara.Sen çift ruhlu ikizler.Durmadan yürürdün, hep acelen var ve yorulmaya vaktin yok.Lorca sanki yol arkadaşın." Deniz gülümsüyor uzaktan.Dişleri köpükten, dudakları gök."

    Sen, Ay'ın naif duygusu, sonsuz hayal gücü.Mümkün olsa saklardın anahtarını, sana ait tüm kapıların.Saklardın bir yengeç gibi yürüdüğün kumların derinine...Sana dair hikayeler birer ekmek kırıntısı.İzi sürülsün isterdin ait olduğun eve doğru.Hissetmenin gardını asla indirmez,yuvanın anlamını durup yeniden biçerdin.Kabuğun parlak sert, için karanlık su.Sanki o an hep Tanpınar alırdı eline mikrofonu. " Ne içindeyim zamanın, ne de büsbütün dışında; yekpare, geniş bir anın parçalanmaz akışında."

    Sen, Güneş'in sahnesindeki en cesur oyuncu.Sen, yüreğinde uslanmaz bir aslan.Hedef şaşırtan bir desenin ortasına çizerdin ruhunu.Daima güzel günleri seçer, hastalığı ve ölümü durmaksızın es geçerdin hikayende.Üzerinde en iyi olmanın taşlarıyla süslü bir zırh.Ağlasan, rivayet olur saklanırdın köşeye. Griliğini sevmez kahkahayla boyardın duvarını. Uyar, bilir gibiydi hikayeni sanki. " Ben tam kendime göre.Ben tam dünyaya göre.Ama sizin adınız ne? Benim dengemi bozmayınız."

    Sen, Merkür'ün mükemmeliyetçi detayı. İnce ince dokurdun hayatını.Ütülü gömleğinin yakasında narin bir başak.Bir saksı camın önüne nasıl yakışmışsa, bir insan da öyle yakışmalıydı yanındaki yerine.Yapman gerekeni ilana yer yok, tebriğe gerek yoktu inandıysan eğer.Daima temiz camlarından usulca oturup eserini izlerdin.Arardın bir şeyi hep durmadan.Kararsız sayardı hayat seni oysa cebine sadece zamanı koyardın.Tarancı bilirdi aradığını sanki." Affan dedeye para saydım, sattı bana çocukluğumu."

    Sen, Venüs'ün dengesi.Elinde gümüşten bir terazi.Bir kefesinde sen bir kefesinde dünya.Hayatına değen her insanda bir ayna görür dururdun.Kendine dair bir şey arar,onu da illa ki bulurdun.Evrenin yükü tek taşınmak için ağırdı sana göre.Kalabalığı yeğlerdin.Sen, kadife eldiveninin altındaki demir yumruk.Bilirdin hayatın,ölümün ve aşkın en keskin yüzünü.Ondan ki eğilmezdin asla hiçbir yaraya.Wilde, kulak verirdi içindeki sese. "Herkes öldürür sevdiğini ama herkes öldürdü diye ölmez..."

    Sen, Mars'ın gizemi, Plüton'un süt çocuğu. Özel anlarının kapısında bir akrep.Sadece evine buyur ettiklerin bilirdi sabahını ve de geceni.Kendini sakladığın rafların ateşine her el dokunmaz...Sen ki, derinliğine yüzerdin suyun, derinliğine yürürdün yolu.Tam hissetmediğin her an biraz daha saklanırdın kalabalıktan.Aşk, can suyuydu tüm çiçeklerinin. Berk, tanırdı bunu uzaktan."Karanlık, büyür büyür benim aşkım.Gecenizde sizin.Kırmızı. Korkunç."

    Sen, Jüpiter'in iyimser serüvencisi.Zamanla ruhun arasında gerilmekte olan yay.Daima büyümek, büyümek isterdin. Vakit az. Kalabalıklaşmak, kalabalıklaşmak isterdin.Sanki kolların az daha uzun olsa tüm dünyaya sarılacak.İçinde sürekli dönen bir çark. Yorulmak bilmez ruhun.Ne çok renk ne çok tat var tanınacak! Zamanın cebi az, senin içinde daima bir su akar.Nesin, bilir gibi hikayeni bilir gibi yazar..." Benim doğduğum gün; günler uzamaya başlar..."

    Sen, Satürn'ün disiplini ve keskin hırsı.Zihnindeki dağın tepesinde kendinden emin bir oğlak.Kurallar konulsun, zarlar atılsın, herkes kendi köşesine dağılsın! Ama sen işte o vakitler; en yüksek yerin vurgunu gibi sürekli çalışırdın.Bilirdin neyin eksik ve neyin fazla.Dürüstçe direnirdin yürüdüğün yola.Fikret, belki görürdü inancını. " Göz yumma güneşten, ne kadar nuru kararsa; sönmez ebedi, her gecenin gündüzü var"

    Sen,Satürn'ün diğer yüzü; inatçı. Ve Uranüs'ün gittiği yoldan emin sürgünü.Her çiçeğe değer, her sudan içer ve her fikri toplar yürürdün;elinde zamanınca ağır bir kova.Yürüdükçe yanına katardın dostlarını ve kalabalıklarla beslenirdi ruhun.Ellerin cebinde, ağzında hınzır bir ıslık; kurallar da kimin der yürürdün.Marmara, bilirdi isyanını: "Ey, iki adımlık yerküre; senin bütün arka bahçelerini gördüm ben!"

    Sen, Neptün'ün hayalcisi ve Jüpiter'in mistik ilhamı.Göğsünde fanusundan kaçmaya çoktan niyetli bir balık.Uçsuz bucaksız şehirlerde nerede bir kelebek kımıldasa duyardın. Kalbin, ne zaman kımıldasa dinlerdin öyküsünü.Vardığın denizler hep med-cezir ve daima kendine çekerdin, keskinleştirmek için kılıcını...Altıok duymuştu belki şarkını: "Cebimde yazılmamış bir mektupla; bana karşı ben vardım, çaldığım kapıların ardında."

    Nice yol yürüdün kendini bulmaya, nice kalabalıklaştın doğruca sadeleşebilmek için...Çok eski çağlardan bu yana, daima göğe çevirdin yüzünü.İpucunu aradın yıldızlarda.On iki kez yazdın öykünü, bambaşka renklere boyadın.Sen hangisiydin peki? Bir şekilde işte aynı göğün altında, on iki renk ha bire karışıp durdun.İşte şimdi parıldıyor hikayenin yıldızı.Anla ki hepsi sen, hepsi senden.
    Sen, eski çağlardan bu yana, on iki renk bir arada, on ikisi birden.

    Nur NEşe Şahin - Masa Dergi
  • 224 syf.
    ·Puan vermedi
    Kitap kapağına bakarak eğlenceli bir çocuk kitabı olduğunu düşünerek öğrencilerime almıştım bu kitabı.Ama içeriği ,üslubu çocuklara özgü değil ne yazık ki..Bir çocuk bunu okurken sıkılır ve bazı terimleri, cümleleri anlamaz.Ben severek okudum evet ;tarihte ismi geçen önemli isimlerin biyografileri yer alıyor.Ancak isim olarak uygun olmayan bir kitap:Çılgın Kaşifler.İçerisinde siyasetçiler var, ünlü zenginler var ,bunları kaşif olarak adlandıramayız.Lenin,Stalin gibi kişilerin savunduğu fikirler ve sebep oldukları acımazsız uygulamalar var.Bir çocuk bunları neden okusun?
    Kitap Martin Luther’in hayatı ile başlamış.(Mustafa Kemal Atatürk ile başlasa daha iyi bir tercih olabilirmiş.)
    Aslında derleme bir kitap yazılmaya çalışılmış ancak fazla özensiz ve dikkatsizce davranılmış.Kitabın kapak resmi,ismi ve yazım yanlışları bu düşüncemi destekler nitelikte….
  • İnsan bazen en imkansız, en çılgın düşünceye, sanki bir şeyler olacakmışçasına öyle bir inanır ki, gerçek olması için olmadık fikirler geçer aklından.

    Dostoyevski