• “Özür dilerim binbaşım,” dedi. “Bilmem hatırlar mısınız, dört buçuk yıl önce kaleye ilk vardığımda, Binbaşı Matti bana ancak gönüllülerin burada kaldıklarını söylemişti. Gitmek isteyenin, bunu yapmakta tamamen serbest olduğunu belirtmişti. Size bütün bunları anlatmıştım, hatırlıyor musunuz? Matti’ye göre, idari bir gerekçe oluşturması açısından bir doktor raporu edinmem yeterliydi, yalnızca bu durumun albayın pek hoşuna gitmeyeceğini söylemişti.”
    “Evet hayal meyal hatırlıyorum,” dedi Ortiz belli belirsiz bir sıkıntıyla. “Ama, özür dilerim sevgili Drogo, şimdi ben...” “Yalnızca bir dakikanızı alacağım komutanım... Hatırlarsınız, albayın hoşuna gitmeyecek bir şey yapmamak için burada dört ay kalmaya rıza göstermiştim. Ama, eğer isteseydim gidebilirdim, öyle değil mi?”
    “Anlıyorum, sevgili Drogo,” dedi Ortiz, “ama bu durumda olan tek siz değilsiniz”.
    “Öyleyse,” diye sözünü kesti Giovanni, “öyleyse bütün bunlar hikâyeydi değil mi? Yani, istediğim takdirde gidebileceğim doğru değildi. Bu, sadece benim rahat durmam için bir yutturmacaydı”.
  • - Önemli değil... Hiç önemli değil... Kemiğe değmemiş. Basabiliyorum! Garibi şu ki... Bunca yıl... Önemi yok... -Birden kendini topladı-: Özür dilerim beyler! Başınız sağ olsun! Rahmi’yi kaybettik! Tanıyorsunuz! Yiğitliğini bile övmek, hatırasına hakaret olur! Affedersiniz! Ben Kurmay Binbaşı Nuri! 4’üncü Ordudan... Harbiye Nezareti’nde Alman heyetiyle çalıştım uzun zaman... Biraz Çanakkale’de, biraz Galiçya’da bulundum!
    Cemil arkadaşlarını tanıştırıp sordu:
    - Rahmi Bey’le Filistin’de mi beraberdiniz binbaşım?
    - Evet, Filistin’de... Allah rahmet etsin! Ölmeyebilirdi. Kendini öldürmek istiyor gibi davrandı. Ölümü aradı enikonu... Üstüne gitti. Akşam bastırırken, söyledim. Düşmanla aramız, üç yüz metre var yoktu. Herifler, sürünerek yaklaşıyorlardı. Alayın en önündeydi. Gerilemek istemedi. Söylediklerimi duyduğuna emin değilim. Duyduysa da, anlamamıştır. Başka şeyle düşünüyor gibiydi. Dikkatle bir yere bakıyordu. İki kere “Deli bunlar” dediğini zannederim. “Hemen koş... Ata bin... Bursa’ya yetiş... Durumu bildir” dedi. “Rica ederim...” demeye kalmadı, aramızdan bir kurşun geçti. Benim sağ kulağımla, rahmetlinin sol kulağının iki parmak açığından... “Emrediyorum” dedi. Filintasıyla ateş edip, herifi düşürdü. Sonra iki kere, “Git” anlamına elini salladı. Gülüyordu. Birden çok neşelendiğine eminim. Evet, birden neşelendi nedense...
    Kemal Tahir
    Sayfa 484 - Bilgi Yayınevi, Üçüncü Bölüm, Dönemeç, II