• 208 syf.
    ·Puan vermedi
    Paulstadt mezarlığında yatanlardan biri de benim ve bu yüzden Robert Seethaler’a kırgınım. Belki anlatmaya değecek bir hikaye yaşamadım ölmeden önce, o kadar matah da bir hayat değildi benimki belki de ama en azından benden de bir iki satırla bahsedebilir, beni de ölümden sonraki duygularımı anlatmam için çağırabilirdi. Halbuki ben Robert’ın konuştuğum dilde yayımlanan bütün kitaplarını okudum, hem de büyük bir keyifle. Eğer sohbet etme şansımız olsaydı da bence çok iyi bir dostluk kurabilirdik onunla ama olmadı. Benim mezarıma dönüp bakmadan geçti ve ben hiçliğin ortasında bir hiç olarak hiçbir şey hissetmediğimi düşünerek ve hiçbir şey yapmayarak öylece kalakaldım Nietzsche’nin bıyıkları gibi.

    Ben yine de size ölmeden önceki hikayemi anlatacağım. Bu hayat hikayesinin kurgusunu kimin yaptığını ise asla bilemeyeceksiniz. Ben mi, yoksa Tanrı mı?

    İzmir’de bir üniversite öğrencisi olarak yaşamaya başladığımda içimdeki kötülük tohumunun filizlenmeye başladığını hissetmiştim. İzmir’de ölüp Paulstadt mezarlığına gömülme nedenimi merak edeceksiniz elbette ama edebiyat her sorunuza cevap vermek zorunda değildir, anlatılmayan şeylerin altında da bir hikaye gizlidir ve siz ölü bir adamı kızdırmak istemezsiniz, hele de bu adamın içinde dönüm dönüm kötülük tarları varsa.

    Kötülüğün filizlenmeye başlaması öyle aniden olmadı zira ben bir çiçek değilim ve olmaya da niyetim yok, zaten eğer bir gün mezarımı ziyaret ederseniz üstünde sadece kurumuş toprak göreceksiniz.

    Kötülüğün büyümeye başladığını ilk anladığım gün amaçsızca sokaklarda dolaşıp edebi edebi etrafa bakıp yazacak bir şeyler arıyordum çünkü ben yeteneksiz bir yazarım ve hayal gücüm o kadar zayıf ki etrafı izleyip öykü toplamaktan başka bir yöntem bilmiyorum. O anda beyaz bir araba 50 metre ötemde durdu ve arabadan kıvırcık saçlı su gibi bir kız indi. Arabadaki adamla birbirlerine bağırdılar bir süre sonra arabadaki adam kızı saçlarından yakalayıp zorla arabaya sokmaya çalıştı. Kimse müdahale etmedi elbette. Neden sonra bir adam arabaya doğru yürüdü ve kızı kurtarmaya çalıştı ancak arabadaki adam “ namus meselesi” deyince ateşe değmiş gibi geri çekildi. Arabadaki adam artık arabada olan kıvırcık saçlı kızla birlikte uzaklaştı gitti. Ben bir şey yapmadım, üzüldüm elbette ama hiçbir şey yapmadım, birisi bir şey yapsın diye bekledim ama hareket bile etmedim. Sonra da bu olayı unutmaya ve yazacak bir şeyler bulmaya çalışmaya devam ettim.

    O gün eve gittiğimde tuhaf bir şekilde artık boyumun eskisi kadar uzun olmadığını fark ettim, en az beş santim kısaltmıştım. Tuhaftı ama gerçekti de aynı zamanda.

    Ertesi gün yine öykü dilenciliğine çıktığımda benden daha düşkün bir durumda olan bir dilenci ile karşılaştım. Aslında karşılaşmadık. Ben onun her zaman oturduğu yerden geçerken göz göze geldik. Sadaka verme konusunda çok tecrübeli olmadığım için elimi cebime atıp ne kadar param var diye baktım. Ben elimi cebime atınca dilenci adamın gözlerinde bir ışık gördüm ama elim cebimde bozukluğa denk gelmeyince sanki amaç para çıkartmak değilmiş gibi elimi cebimde tutup yürümeye devam ettim. İlerideki büfeden sigara alınca büfecinin verdiği bozuklukları cebime koyarken dilencinin umudu geldi aklıma ama kendi kendime muhtemel onun benden zengin olduğunu hatırlatıp yoluma devam ettim, öyle olmadığını bilsem de.

    Akşam eve geldiğimde yine boyumun kısaldığını gördüm, hem de 7-8 santim kadar. Zaten çok uzun boylu değildim, bir de iki günde 10 santimden fazla kısalmak içime bir korku saldı ama aldırmadım. Ben, beni oyalayan seslerle o kadar mutluyum ki aldırmam.

    Sonraki günlerde okul bahçesinden önüme düşen topa vurur gibi yapıp yola kaçmasına müsade ettim, çocukların nefret dolu bakışları eşliğinde. Para üstünü yanlış veren marketçi kadar dalgınmış gibi davrandım, sigara izmaritini çöp kutusu bulamamış gibi yaparak mazgala doğru attım ama yeteneksiz olduğum için izmarit sokağa düştü ki bu mazgal daha sonra yine karşıma çıkacaktı. Çayı soğuk getiren garsona terslenip çayı geri yolladım, otobüse selam vererek binen amcayı görmezden gelip sahte uykuma devam ettim, telefonum çalınca bağıra bağıra konuştum, kedi köpekle dalaştım, ağaçların dallarını kırıp yapraklarını kopardım ve sonunda üç santimlik bir oluşuma dönüştüm ve az önce adı geçen mazgala düşüp kayboldum bu dünyadan. Derler ki o gün bugündür bir köpek gelip o mazgalın başında beklermiş her gün. Ya ibret almak için ya da oh olsun demek için.

    Velhasıl ben bu yüzden öldüm, incelikler yüzünden. Dünya halklarının ölme nedeniyle aynı neden aslında ama benim için anlamlı çünkü herkes kendin ölümünü önemser. Keşke Robert da önemseyip iki satır yazsaydı benim için. Yazmadı. Şimdi burda onun gelmesini bekliyorum. Bir incelik göstermesi gerekirdi bence.
  • “Sadece biraz eğlenmeye gelmiştim yeryüzüne, meğerse devasa bir mahkemeye gelmişim fani dostum! Gammazcılar, kirli yalancı tanıklar, yalan yere yeminler, sahte yargılamalar, dolandırıcılar ve iki yüzlü suçlular... Herkes birbirinin hakimi. Tam bir çöp kutusu!”
  • Sadece biraz eğlenmeye gelmiştim yeryüzüne, meğerse devasa bir mahkemeye gelmişim fani dostum!
    Gammazcılar, Kirli yalancı tanıklar, yalan yere yeminler, sahte yargılamalar, dolandırıcılar ve iki yüzlü suçlular. Herkes birbirinin hakimi. Tam bir çöp kutusu...
  • Sadece biraz eğlenmeye gelmiştim yeryüzüne, meğerse devasa bir mahkemeye gelmişim fani dostum!
    Gammazcılar, Kirli yalancı tanıklar, yalan yere yeminler, sahte yargılamalar, dolandırıcılar ve iki yüzlü suçlular. Herkes birbirinin hakimi. Tam bir çöp kutusu..
  • Sadece biraz eğlenmeye gelmiştim yeryüzüne, meğerse devasa bir mahkemeye gelmişim fani dostum !Gammazcılar, kirli yalancılar tanıklar, yalan yere yeminler , sahte yargılamalar , dolandırıcılar ve iki yüzlü suçlular. Herkes birbirinin hakimi. Tam bir çöp kutusu. . .