• En Çok İzlenen 25 Türk Filmi


    IMDB puanı en az olan film 1.sırada şaka gibi😀😀


    Türk sinema seyircisi bazı filmlere rekorlar kırdırdı, bazı filmler ise tam bir hayalkırıklığı oldu. 1989'dan bu yana en çok hangi filmlerin seyirci topladığı hiç tahmin etmiş miydin?
    Kaynak: boxofficeturkiye ve Beyazperde

    25. New York'ta Beş Minare - 3 milyon 474 bin 495 seyirci


    Kırmızı bültenle aranan ve ismi geniş kitleler nezdinde bir fenomen gibi algılanan köktendinci bir teşkilatın lideri, cemaat önderi "Deccal" kod adlı suçlunun Amerika'da kıskıvrak yakalandığı bilgisi gelir. Teşkilatın en başarılı iki polisi Amerika'ya suçluyu teslim almaya giderler. Bundan sonrası kolay gibi görünür ama hiçbir şey göründüğü gibi değildir. İstanbul, New York, Bitlis üçgeninde geçen hikaye, yakın dönemin Türkiye'sini sorgularken, 11 Eylül sonrası Amerika ve dünyanın İslam ile olan paranoyasının altını çizecektir.

    IMDb Puanı: 5.8 

    24. Organize İşler Sazan Sarmalı - 3 milyon 537 bin 429 seyirci


    İstanbul şehrinde organize işler tam gaz devam etmektedir. Asım Noyan, yıllardır söylediği yalanlar ve çevirdiği oyunlarla insanları dolandırmaktadır. Kimsenin yakalamayı başaramadığı Asım Noyan ve çetesi, bu kez de “sazan sarmalı” olarak adlandırdıkları bir üç kağıda bulaşır. Dolandırıcılar kralının biricik kızı Nazlı dolandırılınca, Asım Noyan ve ekibi hemen harekete geçer. Nazlı, her ne kadar babasını organize işlerden vazgeçirmeye çalışsa da, kendisini birden sazan sarmalının içerisinde bulur. 

    IMDb Puanı: 6.0 

    23. Dağ 2 - 3 milyon 600 bin seyirci


    Teröristlerin elinden kurtulmayı başaran iki arkadaş Oğuz ve Bekir,  6 yıl sonra özel bir görev için Özel Kuvvetler 8. Muharebe Arama Kurtarma Timi'ne katılır. Timin özel görevi ise Kuzey Irak'ta bir terör örgütü tarafından kaçırılan gazeteci Ceyda Balaban'ı kurtarmaktır. Ancak bu sefer düşman geçmişteki gibi bir tane değildir. MAK'ın karşısında bu acımasız coğrafyada birbiriyle çatışan birden fazla kuvvet vardır ve işler bu sefer hiç olmadığı kadar zordur.

    IMDb Puanı: 8.9

    22. Eltilerin Savaşı - 3 milyon 628 bin 814 seyirci


    Gizem ve Sultan elti olan iki genç kadındır. İkili arasında yaşanan ufak atışmalar bir süre sonra yerini tatlı bir rekabete bırakır. Birbirlerinin yaptıklarından geri kalmayan eltiler, kendilerini eğlenceli bir savaşın içinde bulur. Kardeş olan Selim ve Fatih de bir süre sonra eşleri arasında yaşanan bu rekabet rüzgarına kapılır. Sosyal medyaya düşkünlükleri ile bilinen Gizem ve Sultan’ın evlilik hayatlarına odaklanılan filmde, iki eltinin yarış içindeyken Selim ve Fatih’i nasıl etkiledikleri de gözler önüne seriliyor.

    IMDb Puanı: 6.1

    21. A.R.O.G - 3 milyon 707 bin 86 seyirci


    G.O.R.A gezegeninde tutsak olan Arif’e büyük kin besleyen Komutan Logar, onu zaman makinesiyle bir milyon yıl öncesine gönderir. Taş Devri insanları, dinozorlar ve prehistorik kuşların yer aldığı komedide Arif’in komik serüvenleri tüm hızıyla devam etmekte.

    IMDb Puanı: 7.3

    20. Mucize - 3 milyon 737 bin 605 seyirci


    1960'ların yoksulluk içerisindeki Türkiye’sine ayna tutan film, aynı zamanda darbe sürecinin etkisini de beyazperdeye taşıyor. Ege'nin cennet gibi bir köşesinden Anadolu'nun uzak bir köyüne sürgün yiyen bir öğretmenin (Talat Bulut) hikayesini anlatan film, yokluk içerisinde okulu, okumayı eğitimi dört gözle bekleyen çocukları da konu ediniyor. 

    IMDb Puanı: 6.8 

    19. Babam ve Oğlum - 3 milyon 839 bin 883 seyirci


    12 Eylül darbesinin yıktığı hayatlardan birinde yetişmektedir küçük Deniz. Annesini henüz doğmadan önce kaybetmiş, bir gazetede yazar olarak çalışan babası tarafından mütevazi bir evde yetiştirilmiştir. Babası dışında tanıdığı tek bir akrabası bile yoktur. Ta ki babası Sadık, bir gün Deniz'i şaşırtacak bir haberle gelene kadar... Deniz artık babasıyla birlikte, hiç görmediği dedesinin yanında, küçük bir kasabada yaşayacaktır.
    Köye vardıklarında Sadık yıllar önce küstüğü babasını ilk kez görüyordur. Aralarındaki bu küskünlük kolay kolay geçecek cinsten bir durum değildir. Sadık'ın dönüş sebebini anlamlandıramayan aile, bir yandan çok mutluyken diğer yandan tedirgindir de. Zamanla Deniz, bu hiç görmediği ailesine alışırken ve her şey düzelmeye başlamışken yaşanan bir dram herkesi derinden etkileyecektir.

    IMDb Puanı: 8.3

    18. CM101MMXI Fundamentals - 3 milyon 842 bin 535 seyirci


    Yakın zamanda daha ziyade yazdığı ve yönettiği filmlerle öne çıkan Cem Yılmaz'ın 2010 yılında gerçekleştirdiği stand-up şov gösterilerinin sinema versiyonu olan film, ünlü oyuncunun bu sefer komedyenlik yönünü olduğu gibi beyazperdeye taşıyan bir yapım. İnsanların gündelik hayatında karşılaştığı fakat üzerinde durmadan geçip gittiği hayata dair detayları kendisine has mizah anlayışı ile değerlendiren Cem Yılmaz, ne kadar sıra dışı bir gözlem gücü olduğunu da bu vesileyle yeniden hatırlatıyor.

    IMDb Puanı: 9.2

    17. Eyyvah Eyvah 2 - 3 milyon 947 bin 988 seyirci


    Babası Ali Rıza Şeker'i İstanbul'da bulan Hüseyin'in artık tek bir amacı vardır: O da sevdiği kıza, Müjgan'a kavuşmaktır. Firuzan'ı, terzi Ramiz'i ve babasını da yayına alıp memleketi Geyikli'ye dönen Hüseyin Müjgan'ın kalbini kazanmak için elinden geleni yapacaktır.
    Hüseyin’in memlekette torunlarının yolunu gözleyen dedesi ve ninesinin de dahil olacağı yeni macerada bizleri bol bol kahkaha, birçok eğleceli sürpriz ve tabii ki yine klarnet resitali bekliyor olacak...

    IMDb Puanı: 6.7

    16. Recep İvedik 6 - 3 milyon 986 bin 620 seyirci


    Recep İvedik 6, Konya'ya giderken kendisini Kenya'da bulan Recep İvedik'in maceralarını konu ediyor. Recep İvedik'in hayatı kendisine gelen bir davet ile bambaşka bir hal alır. Davet ile Recep İvedik, kuru fasulye festivaline çağırılmaktadır. Daveti memnuniyetle karşılayan Recep, arkadaşı Nurullah'ı da yanına alarak Konya'ya doğru yola koyulur. Daha yolculuğa başlar başlamaz türlü talihsizlikler yaşayan ikili, yolculuğun sonunda kendilerini Konya yerine Kenya'da bulur. Seyahat acentasının hatası sonucu Kenya'ya gelen Recep ve Nurullah, Türkiye'ye geri dönmenin yolunu arar. Bilmedikleri bir coğrafyada bulunan Recep ile Nurullah, kendilerini birden iki düşman yerli kabilenin arasında bulur. Kendisine has yöntemlerle içinde bulunduğu vahşi dünyada ayakta kalmaya çalışan Recep'in başına, bu süreçte birbirinden ilginç olaylar gelir.

    IMDb Puanı: 2.7

    15. G.O.R.A. - 4 milyon 1711 seyirci


    Kurnaz ve genç bir adam olan Arif, bir kasabada halı satarak yaşamını sürdürmektedir. Genelde yaşadığı bölgedeki insanlar, kendisini hafif üç kağıtçı bir tip olarak bilirler. Bir gün Arif’in dükkanına gelen yabancı müşteriler, ona hayal bile edemeyeceği bir deneyim yaşatır. Gelenler aslen uzaylılardır ve bu uzaylılar tarafından kaçırılan Arif, bambaşka bir gezegene götürülür. Arif, karakterine uygun bir biçimde bu gezegenden kaçıp kurtulabilmenin türlü yollarını aramaya başlar. Ancak yaşayacağı maceralar, onun bu gezegende aşk ile burun buruna gelmesine de neden olacaktır.

    IMDb Puanı: 8.0

    14. Ailecek Şaşkınız - 4 milyon 34 bin 858 seyirci


    Babasının şirketinin başına geçerek CEO’luk görevini üstlenen Ferhat, şımarık bir adamdır. Hala çocuksu yapısıyla dikkat çeken Ferhat'ın sağ kolu ise onun çocukluk arkadaşı, şirketin finans müdürü Gökhan'dır. İkili çalışanlarına pek de nazik davranmamaktadır. Günün birinde şirket çalışanlarına yemek servisi için gittikleri bir restoranda, restoran sahibiyle dostluk kurarlar. Restoran sahibinin kızı Elif'e gönlünü kaptıran Ferhat, deliler gibi aşık olur. Ancak Elif, narin ve saf bir genç kız değildir. Özel eğitimler ve üstün hizmetlerle dolu kariyeri, sert karakteri ve kıvrak zekası, Ferhat'ı bir hayli zorlayacaktır...

    IMDb Puanı: 6.3

    13. Kurtlar Vadisi: Irak - 4 milyon 256 bin 567 seyirci


    Kuzey Irak'ta görevini icra etmekte olan Üsteğmen Süleyman Aslan, Çuval hadisesini yaşamış olan askerlerden biridir. Olanları askerlik onuruna yakıştıramayan üsteğmen ardında Polat Alemdar'a yazılmış bir mektup bırakarak intihar eder. Kendisi de devlet adına çalışan bir istihbaratçı olan Polat, onuru uğruna intihar eden bu askerin son arzusu karşısında kayıtsız kalamaz ve adamlarıyla beraber Kuzey Irak'ın yolunu tutar.
    IMDb Puanı: 5.8

    12. Recep İvedik - 4 milyon 301 bin 693 seyirci


    Filmde adamın biri yolda cüzdanını düşürür, başka bir adam tam cüzdanı kapıp kaçacakken Recep İvedik onunla mücadeleye girer. Sonunda, sahibine teslim etmek üzere, evsiz adamın elinden cüzdanı almayı başaran Recep İvedik, kafasını çevirdiği anda cüzdan sahibinin çoktan gittiğini fark eder. Akşam evinde televizyon seyreden Recep İvedik, cüzdanın Antalyalı çok önemli bir iş adamına ait olduğunu öğrenince arabasına atlar ve güneye doğru yola koyulur. Yol boyunca birbirinden komik sürprizlerle karşılaşan Recep İvedik, en sonunda Antalya'ya varmayı başarır ve cüzdanı turizmci Muhsin Bey'e teslim eder. Tam otelden ayrılacakken çocukluk aşkı Sibel'in bir tur otobüsünden indiğini farkeder. Artık Recep İvedik'in tek bir amacı vardır; kendisini tanımayan, hatta hatırlamayan Sibel'e kendini beğendirmek.
    IMDb Puanı: 4.6

    11. Recep İvedik 2 - 4 milyon 333 bin 144 seyirci


    Bu sefer biricik ve tuhaf babaannesi ve bitmeyen arzuları da Recep İvedik ile beraber yedi düvelin başına bela olma yolunda. Babaannenin arzuları neler? Torunu Recep’in adam olmasını istiyor. Evet, bu çok zor ama dahası da var; bir işi olsun, maaşı olsun, sevgilisi olsun, mutlu olsun, sevsin ve sevilsin istiyor. 

    IMDb Puanı: 4.2

    10. Arif v 216 - 4 milyon 968 bin 462 seyirci


    Robot olan 216, insan olmanın hayalini kurmaktadır. Uzaydan dünyaya çok sevdiği arkadaşı Arif’in yanına gelir ve insan gibi yaşamaya başlar. Sıradan insanlar gibi bir yaşam sürmeye çalışsa da farklılığı kimsenin dikkatinden kaçmaz. Yeni yaşantısına alışmaya çalıştığı sırada aşk da kapısını çalmıştır. Robot olduğunu herkesten saklamaya çalışan 216 bunu başaramaz. 216’dan ilham alan bir iş adamı, onu herkese tanıtıp kopyalarını yapmak ister. Sunduğu cazip tekliflerle 216’yı kandırmayı başaran iş adamı, onun sayesinde geleceği değiştirecektir. Arif bu korkunç planı öğrenir ve hem dünyayı hem de 216’yı kurtarmak için bir mücadeleye girişir.

    IMDb Puanı: 7.2

    9. Aile Arasında - 5 milyon 289 bin 51 seyirci


    21 yıllık ilişkileri aynı gün noktalanan nevrotik Fikret ile müzikhol vokalisti Solmaz komik bir tesadüfle tanışır. Solmaz’ın kızı Zeynep, Adanalı sevgilisiyle evlenmeye karar verince her şeyden korkan Fikret, kendini bir anda hayatının rolünü oynarken bulur. Aile arasında olması planlanan nikah, damadın ailesinin ısrarıyla büyüdükçe büyür. Bu ekip düğün hazırlıkları boyunca silahlı, geleneksel, kebapçı zinciri sahibi Adanalı aileyle anlaşabilecek ve bu düğün bir terslik çıkmadan yapılabilecek midir?

    IMDb Puanı: 7.8

    8. 7. Koğuştaki Mucize - 5 milyon 316 bin 933 seyirci


    7. Koğuştaki Mucize, 7 yaşındaki kızı ile aynı zeka yaşına sahip bir babanın adalet arayışını konu ediyor. 1983 yılında bir Ege kasabasında küçük bir kız ölür. Ölen küçük kız sıkıyönetim komutanının kızıdır ve onun ölümünün sorumlusu olarak babaannesi ile yaşayan ve 7 yaşında bir kızı olan Memo görülür. Memo, her ne kadar suçsuz olduğunu anlatsa da kimse ona inanmaz. İdam cezasına çarptırılan Memo'nun yakınları adaletin sağlanması için uğraşırken, Memo ve kızı Ova'nın tek istediği birbirlerine kavuşabilmektir. Memo, bir mucize gerçekleşip idam cezasından kurtulabilecek midir? 

    IMDb Puanı: 8.3

    7. Ayla - 5 milyon 589 bin 872 seyirci


    1950 yılında savaşta yer alan Süleyman Astsubay savaş meydanında küçük bir kız bulur. 5 yaşındaki bu Koreli kız yetimdir ve nereye gideceğini bilmemektedir. Astsubay kızı yanına alır ve Ayla ismini verir. Birliğin neşesi haline gelen Ayla ile astsubay kısa sürede baba-kız gibi olurlar. Ancak 15 ay sonunda birliğin Türkiye'ye geri dönme kararı çıkar. Ayla'yı bırakıp dönmek istemeyen Süleyman Astsubay, her yolu denese de Kore kanunlarını aşamaz. Küçük kızı geride bırakmak zorunda kalan Süleyman ve yetimlere uygulanan sisteme dahil olarak yetimhaneye verilecek olan Ayla, son vedalarında tekrar bir araya gelmeye söz verirler. Yıllar ikiliyi yeniden buluşturacak mıdır?

    IMDb Puanı: 8.5

    6. Düğün Dernek 2: Sünnet - 6 milyon 73 bin 364 seyirci


    İlk filmde oğlunun düğününü yapan İsmail bu kez torununun sünnet düğünü için kolları sıvarken ekip tekrar bir araya gelir ve işler iyice karışır! Eski takım bir araya geliyor, başını olmadık belalara sokuyor, sünnet düğünü şehir çapında bir hadise halini alıyor. İşler karışacak, acele düğüne aşk bile karışacak ve o sünnet illa ki yapılacak!

    IMDb Puanı: 6.4

    5. Müslüm - 6 milyon 480 bin 552 seyirci


    Müslüm, arabesk müziğinin efsane ismi Müslüm Gürses'in hayat hikayesini beyaz perdeye taşıyor. Unutulmaz ses sanatçısının iniş ve çıkışlarla dolu yaşamının anlatıldığı filmde, Müslüm Gürses’in milyonları etkileyen müziğine, çocukluğundan ölümüne kadar geçen zamanda yaşamına etki eden kişilere, çok sevdiğini her fırsatta dile getirdiği eşi Muhterem Nur’a odaklanılıyor. 

    IMDb Puanı: 7.8

    4. Fetih 1453 - 6 milyon 572 bin 618 seyirci


    Babası II. Murat'ın ölümü üzerine ikinci kez tahta çıkan II. Mehmet'in şimdi kafasında gerçekleştirmesi gereken ilk öncelik, Bizans İmparatorluğu'nun son toprağı olan Konstantinapolis'i Osmanlı Devleti'ne katmaktır. Bu uğurda ne yapılması gerekiyorsa genç padişah hiçbirinden feragat etmeyecektir...
    Osmanlı Devleti'ne çağ atlatarak imparatorluğa taşıyan Fatih Sultan Mehmet'in 1451 yılında henüz İstanbul'u alma planları yaptığı dönemden başlayan film, şimdiye kadar çekilmiş en büyük tarihi-kahramanlık projesi olma iddiasında. 

    IMDb Puanı: 6.7

    3. Düğün Dernek - 6 milyon 980 bin 70 seyirci


    Sivas'ın Esenyurt köyünde yaşayan İsmail'in oğlu Tarık, bir gün yurt dışından çıkagelir. Önce her zamanki gibi bir memleket hasreti gibi görünse de bu ziyaretin altındaki esas neden çabuk ortaya çıkar: Tarık görevli olarak çalıştığı Letonya'da Monica adlı bir kızla beraberdir ve aynı ülkede çalışmak için tek yol evlenmeleridir! Kendisinin olurunu almaya gelen oğlunu düğünsüz evlendirmemeye kararlı olan İsmail, alelacele bir düğün telaşına girer. Ama çok hazırlıksız yakalanmıştır. Yine de "Ben oğluna düğün yapamadı dedirtmem!" diyerek Tüpçü Fikret'i, Çetin'i ve köyün öğretmeni Saffet’i seferber ederek elde avuçta para yokken 10 gün içerisinde sazlı-sözlü bir düğün hazırlığı içerisine girer! Fikret, Sivas'taki 'bağlantılarını' kullanarak önce bir otel düğünü için söz verse de, işler karışır ve köy meydanında mütevazi bir düğün hazırlığı başlar. Tam her şey çözüldü derken, esas curcuna düğün gecesi kopacaktır. Devenin sırtında kaybolan gelinden, Rusya'dan gelini geri götürmeye gelen mafyaya kadar Tüpçü Fikret ve Çetin'i bin tane bela beklemektedir! 

    IMDb Puanı: 7.1

    2. Recep İvedik 4 - 7 milyon 369 bin 98 seyirci


    Recep İvedik, mahallesindeki çocuklardan kurulu futbol takımının antrenörüdür. Ancak düzenli olarak idman yaptıkları araziyi sermaye sahibi biri satın alacaktır. Recep'in ise buna izin vermeye niyeti yoktur. Recep'e göre araziyi kurtarmanın tek yolu para bulup kendisinin satın almasıdır. Bulabildiği tek çözüm ise Survivor'a katılıp büyük ödülü kazanmaktır. Recep, burada Karayip korsanlarıyla karşılacak ve macera kaldığı yerden devam edecek.

    IMDb Puanı: 3.7

    1. Recep İvedik 5 - 7 milyon 437 bin 50 seyirci


    Çeşitli spor dallarında profesyonel olarak ter döken genç sporcuları müsabakalara taşımayı görev edinen İvedik, kaş yaparken yine göz çıkartıyor ve Türkiye'yi atletizm, boks, güreş vb. sporlarda temsil etmek İvedik ve ekibine düşüyor!

    IMDb Puanı: 3.3
  • 48 syf.
    ·10/10 puan
    Emile Zola’nın Yüzbaşı Dreyfus’un Mahkumiyetine İlişkin ‘’Suçluyorum’’ Başlıklı Açık Mektubunda Ceza Muhakemesinin Temel İlkeleri

    1) ‘’… ancak daha ilk kuşku Dreyfus’un üzerine düşer düşmez, Binbaşı Du Paty de Clam sahneye çıkar. Bu andan sonra, Dreyfus’u bulgulamış olan odur, olay onun kişisel olayı olur. Haini şaşırtmak, eksiksiz itiraflara yöneltmek savındadır.’’ (s. 21-22)
    Zola’nın buradaki Binbaşı Clam tarafından Dreyfus üzerinde baskı kurulması mealindeki -açıklamaları ‘’İfade Alma ve Sorguda Yasak Usuller’’ başlığı altında ele alınmalıdır.
    Engizisyon Mahkemesi’nde yargılanan sanık; Amerika Birleşik Devletleri’nde ‘waterboarding’ tekniğiyle sorgusu yapılan bir şüpheli ya da Guantanamo Bay’de suçsuz bir mahkum; burada bahsi geçen kişiler yalnızca farklı zaman dilimlerinin insanlardır. Ceza Muhakemesi tarihsel süreç içerisinde değişim ve dönüşüm geçirmiş olsa da, şüphelinin ifadesinin alınmasında ya da sanık sorgusunda, devlet görevlilerinin, temel hak ve özgürlüklere müdahale oluşturacak nitelikte sorgulama yaptıkları tespit edilebilecektir.
    Başta işkence, kötü muamele, aldatma, yorma vb. birçok yöntemi içeren yasak usullerin Dreyfus’a karşı uygulandığı açıktır. O ‘suçsuzum’ derken kimse onu dinlememiş, Binbaşı Clam, eşi Madam Dreyfus’u korkutmuştur. Zola soruşturma hakkında şu tespiti yapar; ‘’Soruşturma işte bu biçimde, tıpkı bir IV. yüzyıl güncesinde olduğu gibi, gizem içinde, yabanıl çıkış noktaları karıştırılarak yapılmıştır.’’ Gerçekten de Ortaçağ baskı ve tehditlerle itirafların elde edildiği karanlık bir dönemdir.

    2) ‘’… En sıkı kapalı oturum istenir. Bir hain, Alman İmparatorunu Notre-Dame’a kadar götürmek üzere sınırı düşmana açmış olsaydı, bu denli sıkı sessizlik ve gizlilik önlemleri alınmazdı.’’ (s. 23)
    Zola burada ‘’Halka Açıklık (Aleniyet) İlkesi’’ ne atıfta bulunmaktadır. Bu örnekten de anlaşılacağı üzere yargılamaların aleni olması birçok amaca hizmet etmektedir ve tarihi bir tecrübeye dayanmaktadır.
    Ceza muhakemesinin kapalı kapılar ardında yapılması insan hakları açısından korkunç sonuçlara yol açar. Nitekim Ortaçağ Avrupa’sında bunun birçok örneği mevcuttur. Halka açıklık ilkesi kamuoyunun yapılan yargılamaları kontrol edebilmesine, yargılamanın kapalı kapılar ardında yapılmamasına ve adil bir yargılama yapılmasına hizmet eder. Aleni yargılanma hakkı, adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak ele alınmaktadır. Yapılan aleni yargılama sonucu yargılama organlarının tarafsızlığı ve bağımsızlığı kamunun vicdanı ile yüzleşme fırsatı bulur.

    3) ‘’Ah! Bu suçlama belgesinin hiçliği! Bir insanın bu suçlamaya dayanılarak cezalandırılabilmesi bir haksızlık mucizesidir. Dürüst insanları bunu okumaya çağırıyorum, bakalım orada, Şeytan Adası’nda çekile ölçüsüz cezayı düşününce, yürekleri öfkeyle hoplamadan ve başkaldırılarını haykırmadan okuyabilecekler mi?’’ (s. 23-24)
    ‘’Kısacası, kala kala bordro (mektup) kalıyordu, onun üzerinde de uzmanlar anlaşmaya varamamışlardı. Anlatıldığına göre, kurul odasında, yargıçlar aklama kararı vereceklerdi. Ve, o anda, sanığın cezalandırılmasını haklı çıkarma yolundaki umutsuz inat, bugün gizli, altından kalkılmaz bir belgenin, her şeyi haklı çıkaran, görünmez ve anlaşılmaz Tanrı gibi önünde eğilmemiz gereken bir belgenin varlığından söz edilmesi çok iyi anlaşılıyor. Ben bu belgenin varlığını yadsıyorum, tüm gücümle yadsıyorum.’’ (s. 24)
    ‘’Dreyfus’u tanıklıklarıyla ezmeye gelmiş olan yirmi üç subaydan da söz ediliyordu. Şimdilik onların sorgulanmaları konusunda hiçbir şey bilmiyoruz ama tümünün onu suçlamamış olduğu kesin; ayrıca, hepsinin savaş bürolarından olması dikkat çekici.’’ (s. 24)
    Zola burada ‘’Delillerin Tartışılması ve Delillerin Serbestçe Değerlendirilmesi’’ hususunda yargılamada yapılan yanlışlara yer vermiştir. Açıkça belirtmek gerekir ki, mahkeme delili (mektubu) yeterince incelememiş ve tarafların tartışmasına sunmamıştır.
    En açık ifadesiyle ceza muhakemesinin amacı, adil yargılanma hakkına sadık kalarak maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve bu suretle cezai uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıdır. Bu amacı gerçekleştirmeye yönelik faaliyet de ispattır. Bu nedenle ispat konusu ile ceza muhakemesinin amacı arasında sıkı bir bağlantı vardır. Nitekim ispat, maddi olayın oluş biçiminin, bir diğer deyişle maddi sorunun çözülerek gerçeğe ulaşılmasıdır.
    Ceza davasına konu suçun (maddi olayın) işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği konusunda hakimin, vicdani kanaate ulaşması için toplanan ve ortaya konulup tartışılan delilleri değerlendirmesi gerekmektedir. Delillerin değerlendirilmesi, yargılamaya konu olayla ilgili bütün deliller toplanıp duruşmada ortaya konulduktan ve tartışıldıktan sonra hâkimin, hükümde göstermek zorunda olduğu tüm konular hakkında mevcut delillerden yola çıkarak bir oluş ve sonuç çıkarmaya yönelik yaptığı zihinsel bir faaliyettir. Bu ifadeden de anlaşıldığı üzere delil değerlendirmesi sadece hakim tarafından yapılacak ve onun zihninde gerçekleşecektir. Ancak hakimin bunu gerekçede ortaya koyması ve anlaşılır kılması gerekir. Hâkimden başka duruşmaya katılan diğer süjelerin yaptığı değerlendirme ise delillerin tartışılması niteliğindedir.
    Sonuç olarak duruşmada ortaya konulmayan, kamuoyunun ve tarafların bilmediği, üzerinde tartışılamayan bir delile dayanılarak hüküm verilemez.

    4) ‘’Askerlerin kanında bulunan üstün disiplin düşüncesi, doğruluk yetkesini saptırmaya yetmez mi? Disiplin demek boyun eğme demektir. Büyük önder, Savaş Bakanlığı, ulusal temsilcilerin alkışları arasında, yargılanmış konunun kesin yetkesini herkesin önünde ortaya koyduğu zaman, bir Savaş Kurulu’nun bunu kesin bir biçimde yalanlanmasını mı bekliyorsunuz? Aşama düzenine göre, buna olanak yoktur. General Billot demeciyle yargıçları etkiledi, onlar da ateşe gitmeleri gerektiği gibi, karşı düşünceler geliştirmeden yargıladılar. Kürsülerine kafalarında getirdikleri önceden oluşmuş kanıları şuydu kesinlikle: ‘Bir Savaş Kurulu Dreyfus’un ihanet suçuyla hüküm giymesine karar verdi, öyleyse suçludur; biz de Savaş Kurulu olarak onu suçsuz ilan edemeyiz; öyleyse Esterhazy’nin suçluluğunu kabul etmenin Dreyfus’un suçsuzluğunu ilan etmek olacağını biliyoruz.’ Hiçbir şey onları buradan çıkaramazdı.’’ (s. 30)
    Zola burada ‘’Bağımsız ve Tarafsız Hakim İlkesi’’ ne atıf yapmaktadır. Hak aranılan mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı adil yargılanmanın temel şartıdır. Davaya bakacak olan hakimin, davanın taraflarına karşı eşit, tarafsız ve önyargısız durması, hiçbir telkin ve baskı altında kalmadan, hukuk kuralları çerçevesinde vicdani kanaatine göre karar vermesi gerekir.

    5) ‘’Yarbay Picquart konusunda, şu yüz kızartıcı işin yapıldığını da gördük: Bir Fransız mahkemesi bir muhbirin bir tanığa herkesin önünde saldırmasına, onu işlenen tüm hatalardan suçlamasına izin verdikten sonra, bu tanık yüzleşmek ve kendini savunmak üzere salona alındığı zaman, kapalı oturuma geçti. Açıkça söylüyorum ki, bu da fazladan bir suçtur ve bu suç evrensel bilinci ayaklandıracaktır. Gerçekten de, askeri mahkemelerin çok tuhaf bir adalet anlayışı var.’’ (s. 32)
    Zola burada ‘’Çelişmeli Muhakeme İlkesi’’ ne atıfta bulunmuştur. Çelişmeli muhakeme ‘hüküm faaliyetlerine katılacak olan süjelerin düşüncelerini karşılıklı olarak bildirmeleri olanağının sağlanması’ olarak nitelenebilir. Esas olan ceza muhakemesinde taraflar arasında bir dengenin sağlanmış olmasıdır. Yüzbaşı Dreyfus’a suçlanmasına esas olan belge gösterilmeyerek çelişmeli muhakeme ilkesi ağır bir şekilde ihlal edilmiş, içeriğinin bilmediği bir şeye karşı savunma yapmak zorunda bırakılmıştır.

    6) ‘’Dreyfus olayı tamamen odur, onu ancak edimleri ve sorumlulukları dürüst bir soruşturmayla açıklıkla belirlendiği zaman tanıyacağız.’’ (s. 20)
    ‘’… Beni ağır ceza mahkemesine çıkarmayı göze alsınlar ve soruşturma gün ışığında, apaçık yapılsın. Bekliyorum.’’ (s. 35)
    Zola’nın açık mektubunun ana teması Yüzbaşı Alfred Dreyfus hakkında adil bir yargılamanın yapılmadığıdır. ‘’Adil Yargılanma (Dürüst İşlem) İlkesi’’ ceza muhakemesinin yürüyüşünde her aşmada dikkate alınması gereken temel ilkedir.
    Adil yargılanma (dürüst işlem) ilkesi ile ceza muhakemesi işlemlerinin; kandırma, yanıltma veya zorlama gibi irade serbestisini engelleyen veya savunmayı kısıtlayan yollara sapılmaksızın, hukuk devleti ilkesine uygun olarak, önceden kanunlarla gösterilmiş esaslar çerçevesinde yapılması kastedilmektedir.
    Adil yargılanma ilkesinden anlaşılması gereken tabii, bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılamanın yapılması, görülmekte olan davaların makul sürelerde bitirilmesi, yapılan yargılamaların aleni ve duruşmalı olarak yapılması ve hakkaniyete uygun hareket edilmesidir. Adil yargılanma hakkı kapsamında, yargılamanın adil olup olmadığı, yargılamanın ‘bütünü’ dikkate alınarak değerlendirilir.
    Adil yargılanma ilkesi ile bağlantılı olan bir hak da savunma hakkıdır. Muhakeme işlemleri sırasında yargılama, iddia ve savunma makamlarının eşit haklara sahip olması gerekmektedir (silahların eşitliği ilkesi). Bu kapsamda sanığa olayla ilgili olarak yapılan isnad hakkında bilgi verilmeli ve sahip olduğu haklar hatırlatılmalıdır. Gerçekten de Yüzbaşı Dreyfus hakkındaki isnadı bilmeden tutuklanmıştır. Muhakeme boyunca birçok hakkında mahrum bırakılmıştır.

    7) Açık mektuptan çıkarılabilecek diğer ilkeler;
    - ‘’Şüpheden Sanık Yararlanır (in dubio pro reo) İlkesi’’ : Yargılama makamı eğer ki kişinin o suçu işlediğine kanaat getiremiyorsa ve bu yönde de şüpheye mahal bırakmayacak deliller mevcut değilse kişinin o fiili işlemediğinin kabulü gerekmektedir. Yüzbaşı Dreyfus’un elinden çıktığı iddia edilen bordro(mektup) üzerinde birçok belirsizlik ve şüphe var iken mahkumiyet kararı çıkmıştır. Delilin değerlendirilmesi oldukça zayıf kalmıştır. Birçok şüpheli olmasına karşın Dreyfus bambaşka saiklerle suçlu bulunmuştur.
    - ‘’Maddi Gerçeğin Araştırılması İlkesi’’ : Hakime taraf beyanlarıyla veya dosyadaki diğer delillerle yetinmeyip kendiliğinden araştırma yapma yükümlülüğü yükler. Yargıç, maddi gerçeğe ulaşmak için her türlü delili mahkemeye getirtip tartıştırmalı ve değerlendirmelidir.
    Bu davada maddi gerçeğin gereği gibi araştırılmadığı açıktır. Zola açık mektubunun sonunda, suçlamalar bölümünde üç yazı uzmanını aldatıcı ve hileli raporlar düzenlemiş olmakla suçlamaktadır.
    - ‘’Masumiyet Karinesi’’ : Bir suçtan dolayı yargılanan bir kimsenin işlediği iddia edilen suç hakkında suçluluğu mahkeme kararı ile kesinleşmediği sürece hükümlü sıfatı ile değerlendirilemez. Masumiyet karinesi, sanığa mahkemelerin tarafsızlığı garantisini veren, yargılama süresince bir ön yargı oluşmayacak nitelikte suçlu gibi muamele görmesini önleyen bir haktır.
    ‘’Bir aile duruşmasıdır bu, kendi aralarındadırlar, şunu akıldan çıkarmamak gerekir: genelkurmay davayı istemiş, onu yargılamıştı, şimdi bir kez daha yargıladı.’’ dediği bölümde Zola, davada masumiyet karinesinin en baştan itibaren gözardı edildiğini vurgulamıştır.

    Son Not:

    Bu çalışma akademik bir gayeden öte yapılan bir okumanın daha verimli hale getirilmesi amacıyla yapılmıştır. Faydalı olması dileğiyle…
    Yasin DİNÇER
  • 816 syf.
    ·5 günde·Beğendi·10/10 puan
    22/11/63, Amerika'da 1961-63 yılları arasında 35.Başkan olarak görev yapan John F. Kennedy'nin, Lee Oswald (https://en.wikipedia.org/wiki/Lee_Harvey_Oswald) tarafından uğradığı suikasti konu ediyor. Gerçek suikast videosunu buradan izleyebilirsiniz -RAHATSIZ EDİCİ OLABİLİR- https://youtu.be/eqzJQE8LYrQ Aslında konusu tam olarak, suikast önlenseydi neler olurdu?

    Gazete küpürlerinden oluşan kitap kapak çalışması çok başarılı ve anlamlıydı.
    (Gerçek) Kitabın ön kapak manşeti geçmişte olmuş olan: "JFK Hayatını Kaybetti, LBJ Görevi Devraldı"
    (Hayâlî) Arka kapak manşeti ise geçmişte böyle olsaydı acaba nasıl olurdu: "JFK Suikastten Sağ Kurtuldu, Eşinin de Sağlık Durumu İyi!"

    815 gibi ciddi bir sayfa yoğunluğu olan ve zaman gerektiren önemli bir araştırma ile ortaya konan bu eserde bazı isimler, adresler ve bir takım olaylar da gerçektir.

    Bu kitap genel olarak bir ‘olasılıklar’ kitabıdır ve inanılmaz bir ZAMANDA YOLCULUK hikayesidir.
    "JFK suikasti önlenebilseydi gelecek nasıl olurdu?" sorusuna cevap aranmış. İçerisinde gizem, tarih, politika, aksiyon ve aşk konularını barındırıyor.

    (Spoiler yok)
    Kısaca konusu şöyledir: Lokantacı Al Templeton, bir gün kilerinde bir zaman yarığı (tavşan deliği) keşfeder ve bu tavşan deliği geçmişte sadece 1958 yılına açılmaktadır. Geçmiş zamanda ne kadar süre yaşarsan yaşa, geri döndüğünde (2011 yılına) geçen süre hep 2 dakikadır. Kendini JFK suikastine engel olmaya adayan Al, görevi tamamlayamadan kansere yakalanır. (Tekrar tekrar edindiği tecrübeler ve başarısızlıkla yeniden başlayan kısırdöngüler onu yıpratmıştır)
    Ve bu sırrı arkadaşı ve bir İngilizce öğretmeni olan Jake Epping'e anlatır ve görevi tamamlamasını ister. Jake'in kabul etmesiyle hikaye başlar.

    1958’e giden Jake suikaste kadar olan 5 yılı geçmişte geçirme ve burada kendine bir gelecek kurma paradoksunu yaşayacaktır. George Amberson adını kullanmaya başlar. Bu süreçte ise ‘hayatımın kadını’ dediği Sadie’sini bulur. Georgu’un Sadie’yi nasıl güzel sevdiğine en güzel örnek bence şu alıntıdır:
    #65333554

    Ve kitaptaki en iyi alıntılardan birine örnek ise:
    #49706051

    Sonuca gelirsek, geçmiş değişmek istemez. Daha önce yaşanmış olan bir 1958 zaten vardır ve sonrasında atılan en küçük/büyük adımlar, kelebek etkisi ile günümüzde ciddi sorunlara sebep olmaktadır. Kurgusu inanılmaz sağlamdı.

    Stephen King’in yazdığı bence en duygusal, en muhteşem kitap sonlarından biriydi...
    George ve Sadie’nin ilk dansı. Ve son dansı.
    ‘Dans etmek hayattır.’
    https://youtu.be/BWNEn6ljBX8

    Kitaptan uyarlanan 8 bölümlük mini bir dizi yapılmış. Mimikleriyle efsaneleşen ve aşkla bakmayı çok iyi becerebilen adamlardan James Franco başrolde. Zaten bu role de başkası yakışmazdı. Fragmanı bile efsaneydi ve ben şimdi, şu anda diziye başlıyorum.(https://youtu.be/iBIWv7ExUS4)
    Ama siz lütfen önce kitabı okuyun.
    Şiddetle tavsiyedir.

    İnceleme güncelleme tarihi: 22 Mart 2020
    Diziyi bugün bitirdim. 1 günümü bile almadı. James Franco çok başarılıydı. Sadie karakteri kitaptaki ve kafamdaki kadar mükemmel değildi bana göre. Olaylar genel olarak doğru sayılır ama kitapla arasında ciddi farklılıklar vardı. Diziyi sığ buldum. Genel bir değerlendirme yapacak olursak; dizi iyi, kitap efsane! Kitabı mutlaka okuyun.
  • 332 syf.
    ·7 günde·8/10 puan
    Bugüne kadar bildiğimiz her şey, keşfedilen ne varsa evrenin sadece %4'ünü oluşturuyor. Bilim insanları bilinemeyen %23 oranındaki gizemli şeye karanlık, %73 oranındaki daha da gizemli şeye karanlık enerji diyorlar. Klasik olarak tabir edilen "Biz okyanusta bir su damlası, sahildeki bir kum tanesiyiz" kavramları kitap boyunca hissediliyor. Bu uğurda bilim insanlarının karanlığı, yani bilinemeyeni ve büyük oranda da bilinemeyecek olanı keşfetme maceralarını anlatıyor.

    2010 yılı başlarında WMAP' nin evrenimizi tanımlayan sayılara ilişkin çalışmaları sonuçları:
    - Evren 13,75 milyar yaşında,
    - Evren düz ve
    * %72,8 oranında karanlık enerjiden,
    * %22,7 oranında karanlık maddeden,
    * %4,56 oranında baryonik maddeden (bizi oluşturan madde) oluşuyordu.
    Bu veriler cehaletimizin derinliğini ortaya koyuyor.

    Merak, bilinmeyene olan ilgi, gizemli olanı keşfetme arzusu sürekli yeni araştırmaları da beraberinde getiriyor. Evrenin o büyük okyanusunda hala neler var, nasıl oluşuyor söyleyemiyoruz. Bilim insanları her gün daha da ötesini görebilmenin nasıl mümkün olacağını araştırıyor.

    Gökbilimciler bir anda parlayıp soluklaşan bir yıldız tanımladıklarında buna yeni yıldız anlamına gelen nova adını vermişler. Patlayan yıldızlara ait bir sınıflandırma yapmışlar, süpernova ismi böylece ortaya çıkmış.

    90'lı yıllarda iki süpernova ekibi çalışmalarının çoğunu, Hawaii'de Kea Dağı'nda 4000-5500 metre yükseklikte sersemlemiş halde teleskopların kontrol odasında yaparken, 90'lı yılların sonlarında ise aynı teleskopları kullanan gökbilimciler artık deniz seviyesindeki bir kontrol odasında çalışmışlar. 2007 yılına gelindiğinde ise Hawaii'de Kea Dağı'ndaki 223 santimetrelik teleskobuyla evdeki bilgisayarla gözlem yapabilmeye başlamışlar. Teknoloji ilerledikçe daha iyi şartlarda çalışıp ve daha derinlemesine bilgilere ulaşılırken bugün hala evrenin büyük kısmı aydınlatılamıyor. Tam anlamıyla bilinemeyecek olan bir "karanlık" mevcut.

    Süpernovaları keşfetmek öncesinde ne kadar zorsa zaman içinde yerlerini tespit edilebilmeleri kolaylaştı. Sonraları ise en yüksek kırmızıya kayma oranlarına sahip en fazla sayıda süpernovayı nasıl elde edebileceklerini sormaya başladılar. Kırmızıya kayma oranıyla, bizden uzaklaşan süpernovaların ışığının dalga boylarındaki artışlar da ölçülebiliyor. Süpernovaların uzaklıklarının kırmızıya kaymaları ile karşılaştırılması sonucunda, evrenin tarihi boyunca genişleme hızının nasıl değiştiği ortaya çıkarılabilir.

    Yazarın dili sade, teknik olan konuları anlaşılır bir şekilde aktarmış. Kolaylıkla teknik kavramları anlıyorsunuz, bilim insanlarının maceralarını bazen hayatlarındaki özel bir kesitten de bahsederek harmanlayarak anlatmış.

    Geçen yüzyıldaki bilgimiz bir ada evrenden yüzlerce milyar gökadaya, uzayda sonsuza kadar kendini tekrar eden hareketlerden yapısal evrime doğru gelişti. Şimdi elde bir karanlık var, karanlık madde ve karanlık enerji en büyük çözümlenmesi gereken bir gizem. Ve bugüne baktığımızda geçtiğimiz nisan ayında gerçekleşen bir gelişme olduğu için kitapta yer almayan, Dünya'nın farklı kıtalarında bulunan 8 farklı teleskobun görüntülerinin birleştirilmesi sonucu M87 galaksisinin merkezindeki süper kütleli karadeliğin fotoğrafı. Kim bilir belki de bu yüzdelik dilimden biraz daha aydınlanma yaşamanın adımı olabilir.

    Evrenin karanlık yüzünü ortaya çıkarmak için keşifler birbirini izledi. Kopernik'in güneş merkezli sistem kuramından Galileo'nun Jüpiter ve Venüs gözlemlerine, Newton'un evrensel kütleçekim formülünden ay, gezegen ve yıldızların keşfedildiği döneme ve bu da Einstein'ın genel görelilik kuramına esin oldu. Bu da Büyük Patlama, Tip Ia süpernova gözlemlerine yol açtı ve sonunda karanlık enerjiye çıktı kapılar. Belki de parçaları birleştirmemiz için bir Einstein daha olması gerekiyor diye bahsediyor yazar.

    Newton'un bir sözüyle bitirmek istiyorum:
    "Dünyaya nasıl göründüğümü bilmiyorum, ama ben kendimi deniz kıyısında oynayan, büyük hakikat okyanusu keşfedilmemiş önümde uzanırken şurada daha düzgün bir çakıl, burada daha güzel bir kabuk bulduğu için eğlenen bir çocuğa benzetiyorum yalnızca. (Hakikat okyanusu : Evrenin anlamadığımız %96'lık kısmı)
  • 232 syf.
    ·1 günde·Beğendi·8/10 puan
    Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Kitabı gerçekten ilginç buldum. Çokta sevdim. Zaten sevdiğim için kitabı birkaç saat içinde bitirdim. İncelememe başlamadan önce okuyacaklar için bir uyarıda bulunmak istiyorum. İncelemeyi okurken dininizi, dilinizi, ırkınızı bir tarafa bırakıp okuyun. Sadece ilginç bir parça, bir hikâye okuduğunuzu varsayın. Üzerine düşünüp, düşünmemeniz size kalmış.

    Yazarın kitapta anlatmak istediği tam olarak şudur: Eski uygarlıkların, toplumların yaptığı bir takım tapınakların, inandıkları dinlerin, efsane olarak günümüze gelen destanların bir hayal gücü eserinden çok dayandırdığı benzer faktörler var. Nedir bunlar? Uzaylılar. Garip değil mi? Yazarın düşüncesine göre örneğin Mısır Piramitlerinin mükemmele yakın olan dizaynının, tonlarca ağırlıkta olan taş blokların yerleştirilmesinin, ölümden sonra yaşam fikrine inanıp eşyalarıyla ve hizmetkarlarıyla gömülen firavunların çıkış noktası, inanç fikri tamamen uzaydan gelmiş olan canlıların onlara öğretmiş olmasıdır. Peki yazar bu düşüncesini destekleyecek kanıtlar sunmuş mudur? Kitapta araştırılması gereken 82 tane kanıt tespit ettim. Kanıtların bir kısmını anlatmaya çalışacağım. Gerisini size araştırmanız için bırakacağım.
    1) Piri Reis ve onun çizdiği harita:
    Piri Reis’in bu haritası 1929 yılında Topkapı Sarayı’nda tesadüfen bulundu. Harita tam değildi. 1 parçası bulunmuştu. Piri Reis’in 1513 yılında çizdiği Afrika, Amerika ve Güney Kutbu’nu gösteren haritanın o dönemde çizilmiş olması yazara imkânsız gelmektedir. Bunun sebeplerinden bir tanesi Güney Kutbu’nun 1912 yılında Robert Falcon Scott tarafından ya da Scott’un başka bir rakibi olan Norveçli kâşif Roald Amundsen tarafından 14 Aralık 1911 yılında keşfedilmiş olmasından önce çizilebilir? Piri Reis’in haritası kıtanın buz altında kalmış sahil kesimlerini de gösteriyordur. Ancak kıta üzerindeki buzullar haritanın çizilmesinden tam 6 bin yıl önce erimiştir. Bilim adamlarının bu konu için 2 tane açıklaması var. Piri Reis ya bu haritayı gemi ile gezerek çizmiş ya da o dönem var olan haritalardan yararlanmıştır. Gezerek çizmiş mantıklı görünse o dönemde gemi ile tüm dünyayı gezmek var olan gemi teknolojisi ile imkansızdır. Piri Reis’in öteki haritalardan yararlanmış olması da zordur. Çünkü o haritaların çoğu yanlış çizilmiştir. Piri Reis’in o dönem çizdiği harita günümüz teknolojisi ile uydudan bakılıp gözlenmiş ve bire bir aynısı olduğu görülmüştür. Hatasız olarak bu haritanın çizilmiş olması ancak uzay çalışmalarıyla sağlanabilir. Hala Piri Reis’in bu haritayı nasıl çizdiği çözülememiştir.
    Yararlandığım kaynakları:
    https://www.sabah.com.tr/...eisin-harita-sirri/6
    https://www.dunyabulteni.net/...en-adam-h238850.html
    http://www.acikbilim.com/...rktika-macerasi.html
    https://www.youtube.com/watch?v=tUry2aMFUWw
    Piri Reis haritası:
    https://evrimagaci.org/...eis-ve-haritasi-1928
    2)Peru’nun Nazca şehrinde bulunan garip çizgiler
    Nazca’nın Ica Çölü‘nde 800 düz çizgi, 300 geometrik şekil, 70 hayvan ve bitki motifi var. Bazı düz çizgilerin uzunluğu neredeyse 50 km’ye yaklaşıyor. Hayvan ve bitki motiflerinin büyüklüğüyse 15 ve 365 metre arasında değişiyor. Peki bu çizgiler, motifler ne işe yarıyor? Yazara göre bu çizgiler hava alanı pistidir. O dönemde yaşayan insanların uzaydan gelen canlı varlıkların uzay araçlarının dünyaya inmesini sağlaması için yapılmıştır. Yazar haklı mıdır? Bilemeyiz. Bazı Amerikalı bilim adamları yöre halkının çölde su ve tarım için yaptığı ayinlerle ilgili olduğunu düşünüyor.

    Nazca’da bulunan bazı çizgilerin ve şekillerin resimleri:
    https://i.hizliresim.com/M15Qva.jpg
    https://i.hizliresim.com/QPE57V.jpg
    https://i.hizliresim.com/Xb7GX6.jpg
    https://i.hizliresim.com/bvA1GV.jpg
    Yararlandığım kaynaklar:
    http://www.bilimgenc.tubitak.gov.tr/...emli-nazca-cizgileri
    https://www.bizevdeyokuz.com/nazca-cizgileri-peru
    3) H.S Bellamy ve P.Allan ‘The Great Idol of Tiahuanaco’ (Thiahuanaco’nun Büyük Putu)
    Yazarın bu büyük put hakkındaki kitaptaki bazı ifadeleri aynen şöyledir:
    “Bir baska akıl almaz kalıntı da, Eski Tapınakta bulunan yedi buçuk metre boyundaki Büyük Put’tur. Tek parça kırmızı kum taşından yapılan put, yaklaşık olarak yirmi ton ağırlığındadır. Ancak asıl büyük şaşkınlık, putun üzerindeki yüzü aşkın sembolün kazılmasındaki ustalık ve düzgünlükle, saklandığı tapınağın ilkelliği arasındaki çelişkiden doğmaktadır. Aslında tapınağa ‘eski’ denmesinin nedeni, yapımında kullanılan ilkel tekniktir. H.S. Bellamy ve P. Allan, ‘The Great Idol of Tiahuanaco’ (Thiahuanaco’nun Büyük Putu) adlı kitaplarında putun üzerindeki sembollerin anlamlarını deliller göstererek açıklamışlardır. Varılan sonuçlar, temeli küre biçimli bir dünya olan çok büyük bir astronomi bilgisinin puta aktarıldığını göstermektedir. Sembollerin belirttiği olaylar, Hoerbiger’in 1927′de, yani putun bulunmasından beş yıl önce, yayınlandığı ‘Gezegenler Teorisi’nde sözü edilen olayların aynısıdır. Gezegenler Teorisi’nde, bir gezegenin dünyamızın çekim alanına girdiği ve aradaki uzaklık azaldıkça, dünyanın dönüş hızının da azaldığı ileri sürülür. Teoriye göre, gezegen sonunda parçalanmış ve ay oluşmuştur. Putun üzerindeki semboller, bir gezegenin 288 günlük bir yılda dünya çevresinde 425 tur yaptığını belirtir. Bu olağanüstü olay, Hoerbiger’in görüşünü doğrular görünmektedir. Beilamy ve Allan putta, uzayın 27.000 yıl önceki durumunun anlatıldığını belirtmekte ve «Puttaki yazılar ileriki kuşaklara olanları anlatacak bir kayıt izlenimini veriyor.» demektedirler. Yüksek değeri olan bu antik esere ‘eski bir tanrı heykeli’ deyip geçemeyiz…… “
    Thiahuanaco’nun Büyük Putu resmi:
    https://i.hizliresim.com/lQ2Xpr.jpg
    Yararlandığım kaynaklar:
    http://aasmaestefan.blogspot.com/...nler-teorisi-ve.html
    http://ilmarsivi.blogspot.com/...indeki-kalntlar.html
    https://www.aysetolga.com/...in-kapisi-tiahuanaco
    4) Thiahuanaco’nun Güneş Kapısı:
    Yazarın ifadeleri: “Güney Amerika’nın arkeolojik harikalarından biri de yine Tiahuanaco’daki Güneş Kapısıdır. Tek parça taştan yaratılan bu dev eser, yaklaşık olarak üç metre yükseklikte ve beş metre genişliktedir. Ağırlığı 10 ton kadar tahmin edilmektedir. Kapının üzerinde üç sıra olarak dizilmiş 48 kare biçimi şekil vardır. Şekillerde, uçan tanrıyı temsil eden bir varlık gösterilmektedir.”
    Güneş Kapısının resmi:
    https://i.hizliresim.com/bvA1am.jpg
    Yararlandığım bazı kaynaklar:
    https://www.aysetolga.com/...in-kapisi-tiahuanaco
    http://kosmosmacerasi.com/...6/tanrilarin-kapisi/



    5) Thiahuanaco’ya bir gemiden gelen Dünyanın büyük anası olmak isteyen Oryana adlı kadın:
    Yazarın ifadeleri: “Esrarengiz Tiahuanaco şehrinden söz eden efsaneler, buraya yıldızlardan altın bir geminin geldiğini söylerler. Gemiden, dünyanın Büyük Anası olmak isteyen Oryana adlı bir kadın inmiştir. Oryana’nın yalnız dört perdeli parmağı vardır. Büyük Ana Oryana, 70 çocuk doğurduktan sonra yıldızlara dönmüştür. Gerçekten de Tiahuanaco dolaylarında dört parmaklı varlıkları gösteren çok çok eski resimler bulunmuştur. Kesin yanı bilinmeyen bu resimlerin ne olduğunu ya da efsanenin nereden doğduğunu bildirecek hiçbir kayıt yoktur.”
    Bu kadının yer aldığı İngilizce veya Türkçe kaynak bulamadım. Ancak İspanyolca olan birkaç kaynak bulabildim. O ifadeleri Türkçeye çevirip anlatmaya çalışacağım.
    O ifadeler:
    “İnsandan başka, yaratılan her şeyin en büyük düşmanı zamandır. Daha da kötüsü düşman, eğer uygunsa, bu şeylerin yaratıcıları, gerçeklerini ve bulgularını bir araç veya destek yoluyla kaydetmeyi başaramadıklarında, diğer zamanların bilge adamlarının, elbette insanlığa bir miras olarak bırakmak isteyecekleriydi. Bu kötülük tarih boyunca pek çok eski uygarlığın bilgisini tartıştı, örneğin İndus'un gizemli kültürüyle, Nazca'yla veya Tassili'yle olduğu gibi. Tiahuanaco da bu talihsiz listede sadece bir örnek. Oryana garip fiziksel bir görünüşü olan "yıldızlardan geliyor" diye düşünülen bir kadındı. Çünkü uzun bir kafaya, büyük sivri kulaklara, ellerinin sonunda dört parmağına sahipti. Oryana başka bir efsanedir ve hikayesi, herhangi bir dini inancın sahip olması gereken tüm malzemeleri yerine getirir: Kötülüğünün bir sonucu olarak korkunç bir "ilahi ceza" tarafından bozulan ve yok edilen sona eren yaratıcı bir tohum. Buna benzer örnekler, şu anki İncil geleneklerinden Sümer Ziusudra'ya ve Kolomb öncesi kültürler söz konusu olduğunda, Quiche Maya Popol Vuh'unda binlerce insanı buluruz.”
    Bulabildiğim Oryana’ya ait olduğu söylenen siyah beyaz örnek bir resim:
    https://i.hizliresim.com/OrnbG5.jpg
    Yararlandığım kaynak:
    http://arquehistoria.com/...a-detiahuanaco-15993

    İncelemeyi de çok uzatmak istemiyorum. Yazara katılıyor muyum? Uygarlıkların yaptığı tapınakların, bıraktığı eserlerin anlamlarını, neden yapıldıklarını anlamadığımızda genelde onların dinlere uygun olarak inşa ettiklerini düşünüyoruz. Kitapta bir çok yerde uçan gemilerin yer aldığı eski destanlardan, Tevrat ayetlerinden bahsedilmektedir. O ayetlerin geçtiği numaraları da sizinle paylaşacağım. Ben yazarın düşüncelerini cidden ilginç buldum. Sizinle paylaşacağım 82 kanıtın bulunduğu listeyi tek tek araştıracağım. Yazarın diğer kitaplarını da okumaya çalışacağım. Ben zaten uzaylıların olduğuna inanan biriyim. Koca evrenin sadece bizim için yaratılmış olamaz diye düşünüyorum. Sizinle Cansu Canan Özgen’in Öteki Gündem programında yaptığı Uzaylıların kaçırdığı insanların yer aldığı bir video paylaşacağım. Okumayanlar için kesinlikle bu kitabı okumasını tavsiye ediyorum. Yanlış, eksik bildiğim bir şey varsa lütfen benimle paylaşın.

    Bahsettiğim video:
    https://www.youtube.com/watch?v=AXkWkM1PJMc

    82 maddelik listem:

    1. Piri Reis ve Dünya haritası +
    2.Peru- Nazca kültürü ve çizgileri
    3.H.S Bellamy ve P.Allan ‘The Great Idol of Tiahuanaco’ (Thiahuanaco’nun Büyük Putu)
    4.Thiahuanaco’nun Güneş Kapısı
    5.Thiahuanaco’ya bir gemiden gelen Dünyanın büyük anası olmak isteyen Oryana adlı kadın
    6.Cuzco şehrindeki görekemli savunma surları
    7.İnka kale ilerisindeki Sacsayhuaman
    8.Sodom ve Gobi çölü tarihi
    9.Gılgamış Destanı
    10.Sümerler ve kralların tahtta kalma süreleri ( 10 sümer kralı 456 bin yıl)
    11.Akad tabletleri
    12.Helwan’da dokunmuş kumaş
    13.Galvanik ilkelere göre çalışan kuru elektrik pilleri Bağdat Müzesinde
    14.Kohistan’ın dağlık asya bölümündeki bir mağarada takım yıldızların 10 bin yıl önceki resimleri
    15.Sodom ve Gomora’da patlamış olan atom bombası
    16.Kohistan, Fransa, Kuzey Amerika, Sahra, Güney Rodezya, Peru, Şili’de bulunan mğara resimleri (Gökten gelen tanrılar)
    17.Henri Lhote’un isim babalığıyla Büyük Merih tanrısı adını alan ve dalgıç elbisesine benzeyen elbiseler giyen bir yaratığın resmi bulunmuştu.
    18.Tassilli mağarasındaki ve Kaliforniya’nın Tulara Bölgesi Büyük Merih tanrısı benzer resimler (Madde 17 Kal)
    19.İran’da Siyalk bölgesinde bulunan bir çömleğin üstünde kocaman dik boynuzları olan bilinmeyen türden bir hayvan resmi vardır
    20.Güney Afrika’daki Brandbergli beyaz kadın resmi
    21.İsveç ve Norveç mağara resimlerinde görülen tanrıların hepsinin tek tip, tufak kafaları vardır.
    22.Kafası boynuzlu, güzel elbiseli insan resimleri Val Camonica’da da (Brescia İtalya) mağara duvarlarını süslemektedir.
    23.Tevrat (Yaratılış bölümü İ), 26 (Yaradılış bölümü İ,1-2), (Yaradılış bölümü vi,4), (Yaratılış bölümü xix,1-28),
    24.Tiahuanaco efsanelerinde, eskimo destanlarındaki devler
    25.Tevrat (Hezekeiel I-iv)
    26.(Exodus (Çıkış) xxv.10), (Exodus,xxv,40)
    27. (2.Samuel vi,2) Davukd, sandığı Uzza ile birlikte bir öküz arabasına bindirir. Ancak yolda tökezlenir ve sandık düşecek gibi olur ve Uzza atılarak sandığı tutar ve yıldırım çarpmış gibi birdenbire ölür. Sandık kuşkusuz elektrik yüklüydü. (Tanrı Musa’ya kendisiyle, sandığın üzerindeki kefaret örtüsü aracılığıyla konuşabileceğini söyler mevzusu )
    28. (Exodus xxxiii,20-23)
    29. Davud’un altı parmaklı ve altı tırnaklı bir delve savaştığı, (2 Samuel xxi, 18-22)’de uzun uzun anlatılır.
    30. Lut Gölü yakınında bulunan Kumran yazıları, Tevrattaki yaradılış bölümüne benzer
    31. Musa Apokalips’inde (33.bölüm) Havva’nın göğe baktığı ve dört parlak kartalın çektiği şıktan bir savaş arabası gördüğü anlatılır.
    32. Lamek Yazıtları
    33. Ezeon Geber’deki sikkeler
    34. Eskimo Mitoloji (pirinç kanatlı kabileler )
    35. Kızılderili efsaneleri ( ateş ve meyve getiren ateş kuşu)
    36. Maya Efsanesi Popul Vuh:tanrıların her şeyi, evreni, pusuladki dört yönü ve dünyanın küre biçiminde olduğunuu bildiklerini anlatıyor.
    37. Pleaiadas takım yılızından gelen tanrılar
    38. Mahabharata’nın yazarı, bir ülkeyi on iki yıllık kuraklıkla cezalandıracak silahın bilgisini nasıl biliyordu
    39. Ramayana’da Vimanalar’ın yani uçan makinelerin, cıva ve püsküren rüzga yardımıyla çok yükseklere uçtuğu yazar. Bhima, Vimanasıyla güneş kadar parlak bir ışının üzerinde uçuyor ve fırtınaların gök gürültüsü sesi çıkıyor
    40. Samsaptakabadha
    41. Tibet kitapları Tantyua ve Kantyua da, gökteki inciler adı verilen, tarih öncesi uçan makinelerden söz eder. Samarangana, Sutradhara’da, kuyruklarından ateş ve cıva püskürten hava gemilerine ayrılmış bir çok sayfa vardır
    42. Eski Sanskrit kitaplarını basit birer mit olarak reddetmek de imkansızdır
    43. Tutmosis yazı parçası
    44. (Hezekiel xii,2.)
    45. Ninurta, yani Sirus, evrenin yargıcıydı ve ölümle cezalandırırdı. Sümer tabletlerine bak.
    46. Meksika’daki Maya Tapınağındaki ele geçen mezar kapağı
    47. Perudaki 20 bin tonluk tek parça olan ters kayaya bak
    48. Meksika’da Chicken Itza’da El Kastillo
    49. Bolivya’da Santa Kruz yakınlarındaki beton yollar
    50. Rodezya’daki ortaya çıkan duvar resimleri
    51. Kuzey italya’daki uzaylı fikgürler
    52. Rusların yaptığı araştırmada orataya çıkan astronot duvar resimleri
    53. Mısır Tanrısı Ra ve gemisi
    54. Memfis’te Tanrı Ptah bak.
    55. Edfu’daki kapı ve tapınakların üzerinde kanatlı güneş ve sonsuzluk işareti taşıyan şahin resimleri hala vardır.
    56. Mısır’daki çok kanatlı tanrı resimleri
    57. Im-Hotep Sonsuzluk evi
    58. Şam’ın biraz kuzeyinde Baalbek Terası uzanır
    59. Charles Piazzzi smith 1884’te yayınladığı 600 sayfalık our inheritance in the great pyramid ( büyük piramit’teki mirasımız ) adlı kitabında, piramitle dünyamız arasında tüyler ürperten bağlantıları açıklamış
    60. Heredot’a 11.340 yıllık geçmişleri olduğunu söyleyen mısırlı rahipler. 341 heykelin 341 kuşağı temsil ettiğini söyleyen rahipler
    61. Jericho’daki 8 bin yıllık büstler
    62. Lussac’taki ( Poitou, Fransa) tarih öncesi taşlar da özellikle dikkat çeken kalıntılar arasındadır. Üstlerinde, şapkaları, ceketleri ve kısa pantolonlarıyla gösterilmiş modern insan resimleri çizilidir.
    63. Lascaux Mağaralarındaki taş çağı resimleri
    64. Şili kıyılarının 3050 kilometre açığındaki küçük kara parçasıın her yanına yüzlerce dev heykel saçılmış. Çelik kadar dayanıklı volkanik kayalar, terayağı keser gibi kesilmiş; 10 bin tonluk kaylar dağlardan koparılmış. Yükseklikleri 10 ila 20 metre arasında değişen 50 tonluk heykeller, hareket ettirilmeyi bekleyen robotlar gibi durmaktadır.
    65. Mitolojnini yaratıcı tanrısı, eski ve ilkel bir ilah olan Viracocha’dır.
    66. Kukulkan ( Tüylü Yılan ) maya dini
    67. 1935 yılında Palanque’de büyük bir ihtimalle Tanrı Kukumatz’I ( yucatan’da kukulkan ) gsöteren bir taş kabartma bulundu
    68. Tikal’deki 193.150 metre küp kapasiteli 13 su deposu
    69. Mayaların Chichken’deki gözlem evi
    70. Chicken Itza kutsal kuyusu
    71. Tanrı quetzlcoatl
    72. Antrikitera makinesi
    73. Marcahuasi çöl platosundaki kayalarda, 10 bin yıl önce güney amerika’da kesinlikle yaşamamaış olan aslan ve deve gibi hayvanların kaba çizgileri verilmiş resimleri bulunmuştu.
    74. Lübnan’daki Hacer el kıble
    75. Ur’daki bulunan altın plakalar
    76. Rusya’da arkeologlar, 2 yandan kalın kolonlarla desteklenen dik açılı bir çerçeve üzerine yan yana dizilmiş on toplan oluşan bir hava gemisi kabartmasına rastladılar.
    77. Birtish Museum’daki Babil tableti üzernde ay tutulmaları yazar
    78. Kumming’de göğe doğru tırmanan silindir biçimi, roket benzeri makinelerin oyma resimleri bulundu.
    79. Laputa astronomları
    80. Kentuckyli basit bir çiftçinin oğlu olan Edgar Cayce, beyinler arası iletişim
    81. Exobiyoloji nedir
    82. Huntsville roket yapılma alanı
  • 168 syf.
    --- Yaşamdan haz duyacağınız bir ânın geleceğine inancınız yoksa, nasıl devam edebilirsiniz yaşamaya? ---

    Yıllardır içinde bulunduğum bu soru işaretinin yarattığı, dipsiz olmayan bir kuyunun içinden yazıyorum bu satırları. Evet dipsiz değil, üzerine düşündükçe dipsizliğine farklı boyutlar ilave eden, zamana bağlı bir denklemin sonucunda derinleşen, derinleştikçe uzaklaşan ışık kümesinin kartelanın arka sayfalarında yer edinen renklere büründüğü ve sonunda, özündeki o karanlığa kavuştuğu, karanlığın artık ölümün özü haline geldiği; dipsiz olmayan kuyu..

    Ne kadar bayağı değil mi? –Hıı, hı. Kuyudan yazıyorum! İşte tam da bu yüzden, yazmak gibi bir yetim olmadığı için okuyorum daha çok. Ve kendilerine has, karanlık dünyalar yaratan yazarlara, düşünürlere duyduğum hayranlığım da bundan. Nitekim Cioran, okuduklarım arasında gördüğüm en karanlık düşünür değildi ne yazık ki, fakat henüz kıyılarında bile olamadığımı düşündüğüm bu sorgulayışların bana en derinlerinden sesleneni idi.

    Henüz 22 yaşında bıraktığı felsefe okumalarının ardından, felsefeye duyduğu tiksintiyi kağıda dökerek başlıyor yazmaya Cioran. Daha sonra yazacağı tüm kitapların özünü barındıran kitaptır bu, en derin ve en felsefi olanı; Ümitsizliğin Doruklarında. Felsefeye duyduğu tiksintiyi de açıkça ele alır burada. Felsefi metinlerin içi boştur ona göre, yarattıkları o büyülü dil gerçek hayata uyarlanamaz. Çağlar boyunca filozofların yarattıkları düşünceler bir yerden sonra sönüp gider. Her ne kadar zamanın akışını değiştirseler de gündelik hayatın içinde yerleri pek fazla yoktur. Ve sözcükleri, aldatmak için kullanırlar. “Her sözcük fazladan bir sözcüktür. Ama yine de yazmak gerekir; yazalım... Birbirimizi aldatalım.” cümlesinde geçen aldatmadan kasıt zannımca budur. ‘Her sözcük fazladan bir sözcüktür.’ Kısmında ise sanıyorum ana dilinde yazmayı bırakıp Fransızca yazmaya başladığı sıralarda yaşadığı zorluğu kastediyor. Öyle ki Fransızca yazdığı ilk kitabı olan Çürümenin Kitabı’nı dört kez baştan sona yazmak durumunda kalmış. Bir yazarın başına gelebilecek belki de en büyük felaket. Bu biraz yazmaktan tiksindirmişti tabii.

    Felsefeden tiksinen bir insanın felsefe yapması, “Her sözcük fazladan bir sözcüktür.” diyen, yazmaktan tiksinebilen birinin oturup bunca kitap yazması ve hatta yazdıklarının arasında birbirleriyle uyuşmazlık sezilen pasajlar bulunması onu çelişik itkilere sürüklüyor olabilir. Bu konuya bir açıklık getirmekte fayda var, çünkü böyle bir izlenimle okunan herhangi bir kitabı bile tam olarak anlaşılamayabilir. Her halükarda çözülmez meseleler söz konusu olduğu için, mizacı gereği sürekli haletiruhiye değiştirdiği için bir sistem inşa edemediğini belirtir. Çünkü bir sistemin çelişkiye tahammülü yoktur. Ve bunun için parçalar halinde yazar, kendi söylediğinin aksini söyleyebilmek için. Çelişkinin, kendi tabiatının, aslında herkesin tabiatının bir parçası olduğunu vurguluyor. Benim içinse bu çelişkiler güzel şeyler olarak betimleniyor, betimlendiğiyle kalmıyor, okunduğunda bu güzelliği hissettiriyor. İnsan anatomisi bir tür paradokstan ibaret, buna inanıyorum. Bu yüzden riyasız bir yaşantı tahayyül eden insanların kendi zihinlerinde ‘gerçek’ bir dünya yaratabildiklerini pek zannetmiyorum. İkiyüzlülüğü kabullenmiş insanlardan oluşsun istiyorum bütün ilişkiler. Süslenmemiş ikiyüzlülükler istiyorum. Düşünceleri zedelenecek diye korkan insanların can yeleksiz cümleler kurmalarını istiyorum. Gerçeğe en yakın sahtelik bu zira. Ve Cioran bu gerçeğe en yakın sahtelik noktasından seslenir bizlere.

    ''Amaçtan, ve bütün amaçlardan koparılmışım; arzularımın ve burukluklarımın sadece formüllerini muhafaza ediyorum. Sonuca bağlama eğilimine direndiğim için ruhu yendim; tıpkı hayatı da onun içinde çözüm aramaktan dehşete kapılarak yendiğim gibi... '' satırlarını okurken gerçekten de Michel Cioran'la bir yerlerinden tutuştuğunu gördüm nefretimin, nefretlerimin. Elbette onunki gibi moralist bir dünya tahayyülü ile hiç uyuşmayan insanlıktan dolayı oluşan nefret değildi benimki. İnsanlık tam da Cioran'ın nefret ettiği gibi olmalıydı, buna bir kontra argüman yaratmıyordum artık içimde. Bu gerçekti. Benim bütün amaçlardan koparılmasını istediğim dünya tasviri, insanın düşünmeye başladığından beri sorduğu en önemli, kadim sorunun cevabının öznelerinin beni hiç umursamamasından kaynaklanıyordu. Bu evreni, Michel Cioran'ı, onun düşüncelerine yol açacak milyarlarca yıllık süregelişin içinde yeşeren bütün canlılığı, ben'i ve onları düşünmemi sağlayacak olan ortamın yaratıcısının - yaratıcılarının bana bir el uzatmamasından..

    Varlığın esbab-ı mucibesi ne? İşte kadim soru. Kimine göre tanrı, kimine göre zihin, kimine göre yok, rastlantısallık sadece. Bana göreyse bütün bunları içine alan bir realite. Simülasyon. İlk zamanlarda muallakta olmama rağmen üzerine düşündükçe artık yadsınamazlığı kabul görmüştü bende. Bir belgeselde evrenin simülasyon olduğuna dair bir kanıt sunuluyordu: Madde ya da biz, birer imgelem, görüntü ürünleriysek bir şey'e baktıkça, ve onun daha derinine baktıkça piksellere ayrılacağıydı. İlk bakışta böyle görülmeyebilir. Yakınlaştıkça netleştiği yanlış zannına varılabilir. Ama ya bilim dünyasının çoğunun araştırdığı, devasa mikroskoplarla baktığı o madde? Zerre? İşte bu bir piksel. Ve bizler o piksellerin bütünleşik hallerinden başka bir şey değiliz. O zerre veya zerrelerin amacının ne olduğunu asla bilememek, neticenin ne olacağını asla bilememek, bunlar beni çıldırmanın eşiğine getiren merak unsurları. Bir soru, ne kadar yukardan bakıyorsa aşağıdaki her türlü şey önemsizliğe hemencecik konuşlanır. Benim bütün umursamazlıklarımda yatan büyük sebep buydu. Bu umursamazlık, Cioran'ın çürümemek adına sarf ettiği tüm sözlerin bir potada eritilmişi idi.

    Hayatı bu bahsetmiş olduğum maddenin bir kusuru olarak ele alır. Yaşamın bir anlamı yoktur O’na göre; çözülmesi gereken bir bilmece değil, tanık olunması gereken bir gizemden ibarettir onun için. Maruz kalınması gereken bir tür zaman dilimi.. Lakin bu zaman dilimi insanın bütün bir ömrünü kapsamaz, yalnızca içinde bulunulan âna ait bir gizem. Geleceği bütün açılardan hesap dışı, geçmişi ise başka bir dünya olarak niteleyen Cioran, zamanın dışında, tarihî olarak değil de metafizik açıdan 'durmuş' bir insan gibi, bir siluet, bir gölge gibi yaşamak gerektiğini savunur ve hedefsiz, amaçsız yaşamaktan söz eder.

    Ona göre hayatın yegane maksadı budur. Amaçsız yaşamaktır. Fakat bu amaçsızlık depresif bir yaşamın, umutsuz bir bakış açısının sonucu değil, nihai bir sonuçtur. Çünkü hayatı ancak bu şekilde en iyi biçimde kavrayabileceğimizden söz eder. Yaşamın yok edilmesi amaçlarla gerçekleştirilir, hayatı zehirlemekten başka hiçbir işe yaramaz. Bir amaç edinir ve ulaşmaya çalışırız, ancak kendimizi tamamen kaybetmekten başka bir işe yaramaz bu. Kendimizi unutmaktan başka bir şey gerçekleşmez aslında. Bu, hayatı silik, durağan yaşamak anlamına da gelebilir. Ancak kişi amaç edindikçe hayatın içindeki sürüklenmeden nasibini alamaz aslında. Amaç edindikçe kontrol etmeye çalışır bazı şeyleri ve mutlak olarak hayata yenilir. Amaçlar gerçekleşse bile, hayat insanı yok eder. Yok olmamak ve hissetmek için, hayatı kavramak ve hayatın içindeki akışın gerçek bir parçası olmak için, çürümemek için; okyanusun içinde bulunmak gerekir, kıyıya ulaşmaya çalışmak değil.

    Özet: https://www.youtube.com/watch?v=95-cLGYJsg8