• Marx’in A.T.Ü.T. (Asya Tipi Üretim Tarzı) olarak nitelenen üretim tarzı kuramı, onu izleyen Marxist düşünürlerin Doğu toplumlarına bir “genelleştirilmiş kölelik" olgusu çevresinde yaklaşmasına
    yol açmıştı.
  • Bence “Asya tipi üretim tarzı” kavramı, feodal üretim ilişkilerinin oluşumunu tahlil ve sergilemek açısından kesinlikle gereksizdir.4

    Osmanlı türü Doğu feodalizmi tıpkı Avrupa feodalizmi gibi şu özellikleri tadıyordu: Köylük bölgelerin şehir üzerindeki, tarımın zanaat üzerindeki, bir azınlığın toprak tekelinin bağımsız üretimde bulunan küçük köylü çoğunluğu üzerindeki hâkimiyeti, büyük toprak mülkiyetinin hâkimiyeti altında küçük üretim, içte sürekli sınıf mücadelesi ve hâkim sınıfın bir hizmet aristokrasisi (sipahi) vasıtasıyla dışarıya genişleyerek yayılması. Osmanlı türü Doğu feodalizmi, evrensel tarihî gelişme çizgisine organik olarak bağlıdır, tarihî mantığı vardır ve insanlığın gidişinde tarihî bir yere sahiptir.
  • ASYA TİPİ ÜRETİM TARZI “Üretimin genel koşullarının” (sulama vb.) muhafaza edilmesi karşılığında Asyatik despotizme haraç veren köyler bütünüyle kendine yeterliydiler. Her bir köyde zanaat ve tarım birleşmişti. Dağınık köyler sömürüye karşı etkili bir şekilde örgütlenemiyorlardı, bu yüzden tüm sistem değişime karşı çok dayanıklıydı.

    Bu gibi toplumların “tarih dışı” olduğunu söylerken Marx ve Engels’in anlatmak istediği şey budur. Örneğin Hindistan birbiri ardına fetihçiler tarafından istilâ edildi, ancak bu politik değişimlerin hepsi yüzeyde kaldı.

    Toplumsal sistemlerinin kökenini toprakta özel mülkiyetin teşkil ettiği bir toplumdan gelen Büyük İskender’in Yunanlı varisleri Ptolemaioslar, Mısır’ı istilâ ettikleri zaman buldukları sistemi olduğu gibi muhafaza ettiler. Ne de olsa bu sistemin sağladığı gelirlerden pek memnundular.

    Ancak binlerce yıl sonra İngiliz kapitalizmi Hindistan’ı istilâ edip, yerli tarımın ve zanaatların birliğini yok etmek için toprağa özel mülkiyeti sokmaya çalıştığı ve kapitalizmin önkoşullarını geliştirdiği zaman, Asyatik üretim tarzı nihayet yıkıldı. Sonuç, sulama sisteminin zayıflaması ve 19. yüzyıl boyunca yaşanan bir dizi korkunç kıtlıktı.

    Asyatik üretim tarzı, ilkel eşitlikçi toplumun toprağın kolektif olarak işlenmesi gibi bazı özelliklerini muhafaza etmesine rağmen, sınıflı toplumun ilk gelişimine tanık oldu. Üretimi daha önce hiç olmadığı kadar yüksek bir düzeye çıkardı ve daha sonra durağanlaştı.

    Böylece yerkürenin çok geniş alanlarında Batı Avrupa’da görülenden tamamen farklı bir toplum biçimi ortaya çıktı. Kölelik biliniyordu, ancak baskın üretim tarzı değildi. Batı feodalizminin tersine, artı-ürün toprak beylerinden ziyade merkezi devlet tarafından gasp ediliyordu."MİCK BROOKS
  • Kapitalist gelişim zamanla tek bir dünya pazarı yaratmış olsa da, bu
    üretim tarzı başlangıçta yalnızca belirli koşullara sahip bir bölgede,
    feodalizmin geliştiği Batı’da ortaya çıkmıştı. İnsanlık tarihinin tek tip bir
    ilerleme çizgisine sahip olmadığı biliniyor. Batı’da feodal üretim tarzı
    egemenken, Doğu’da Asya tipi üretim tarzı hüküm sürüyordu. Toprakta
    özel mülkiyetin yer almadığı bu üretim tarzı geniş ve güçlü despotik imparatorluklar
    yaratmıştı. Bu imparatorluklar Batı’daki gelişimden farklı
    olarak, kendi iç dinamikleriyle kapitalist bir dönüşüm yaşayabilme özelliğinden
    yoksundular. Kapitalist ilişkiler, feodal üretim tarzının egemen
    olduğu Batı’da gelişmeye başladı ve buradan hareketle dünyaya yayıldı.
    Kapitalizmin dünyaya yayılışı, zaman ve hız bakımından eşitsizlik
    temelinde ilerleyen bir süreç içinde gerçekleşti.
    Tarımsal nüfusun önemli bir bölümünün mülksüzleştirilmesi ve tarım
    dışına sürülmesi, yalnızca emekçileri, onların geçim araçlarını ve emek
    malzemesini sınai sermaye için özgür kılmakla kalmadı, bir iç pazar da
    yarattı. Kapitalist gelişme kapitalizm öncesi üretim ilişkilerini ve bu temelden
    kaynaklanan siyasal ve hukuksal biçimleri ortadan kaldırarak ilerlemesini
    sürdürürken, eski dönemlerin yerel ve içe kapalı iktisadi yaşamına
    son verdi. Bir ulusal pazar ağı örerek ulusal birliklerin ve ulusdevletlerin
    oluşumunu mümkün kıldı.
    Kapitalist gelişimin küçük yerel pazarları biraraya getirdiğine, onları
    büyük bir ulusal pazar, sonra da bir dünya pazarı halinde birleştirdiğine
    dikkat çekmişti Lenin. Böylece kapitalizm, ilkel kölelik ve kişisel bağımlılık
    biçimlerini yıkarak, topluluk köylülüğü arasında tohum halinde görülebilen
    çelişkileri derinliğine ve genişliğine geliştirerek, sorunların çözüm
    yolunu da hazırlıyordu.