• 336 syf.
    ·9/10 puan
    "Şimdi hatırasız bir aşktı bu.Bütün yaşadıklarımı yok etmek için attım bütün defterlerimi ateşe.Kalbim kalmasaydı geriye,yaşanmamış bir aşk olacaktı bu.Kalbimi yakamadım.

    Yalan düştü hikayenin orta yerine.Yalan ağırdı.Ve ben yalanı kaldıramayacak kadar hafiftim.Taşınabilecekten fazlasını vermezdi Rab,biliyordum ya,taşıdıysam da kaldıramadım.Yalandan başka ne düşseydi hikayeme Allah biliyor kaldıracaktım."

    17. ve 18. yüzyıl Osmanlısı'nda padişahların,şehzadelerin,yeniçerilerin yaşamlarına,yaşanmışlıklarına konuk ediyor,büyülü İstanbul sokaklarında dolaştırıyor,derin bir deniz kokusu etrafı doldururken kimi zaman uzun yolculuklara çıkıyor,kimi zaman kaybı,saf korkuyu yaşıyor,saray koridorlarında yankılanan ayak seslerini duyuyor,tükenmeye mahkum bir aşkı okuyorsunuz satırlarda.Bir noktayla başlayan hikaye bin nokta oluyor,her noktayla zihniniz yeni bir simaya yer açıyor,yeni bir hikayeye ortak oluyor,kimi zaman birkaç mısrayla,kimi zaman sayfa sayfa bezenmiş hikayelerin bir izleyicisi oluyorsunuz.Karakterlerle ağlıyor,onlarla gülüyor,özlemi yüreğinizin en derinlerinde hissediyorsunuz.Yani yaşıyorsunuz.

    Nedense kütüphaneye her gidişimde gözlerim o siması tanıdık kitapları arardı.Her daim Nazan Bekiroğlu'nun bir kitabını elime alır,konusunu okuduktan sonra üzerine düşünmeden ödünç alırdım.Onunla ilk yolculuğumuz Cam Irmağı Taş Gemi'de olduğu gibi.Bu sefer de öyle oldu.La:Sonsuzluk Hecesi,Nun Masalları ve Nar Ağacı'ndan sonra öykülerine,o tanıdığım satırlara duyduğum özlem öyle artmıştı ki ilk okuyacağım kitabın İsimle Ateş Arasında olacağını biliyordum.Nazan Bekiroğlu'ydu bu kitap.Baştan sona,karakterlerin cümlelerinden,betimlenen günlere tam olarak onun edebi kişiliğini görebileceğiniz bir kitaptı.Bilenler bilir yazarın eserleri her okunduğunda farklı bir hissiyat bırakıyor,karakterler,cümleler farklı bir yer ediniyor.Bu sefer de öyle oldu sanırım çünkü kitap ne kadar derinse ben o kadar yüzeysel okudum.Sanki keşfedecek çok daha fazla anlam,karakterlerin zihinlerinden geçen düşüncelerde bulacağım çokça yakınlık vardı.Ama telaştaydım ve yaşamın akışında kitaba gereken nezaketi veremediğimi hissettim.İlerde mutlaka sayfa sayfa işlemek,cümlelerin,hikayelerin üzerinde daha derin düşünmek istiyorum.

    Kitapla ilgili en sevdiğim olaysa Cam Irmağı Taş Gemi'yi okuyanlar beni anlayacaktır;Nihade'nin Beşinci Defteri'ndeki NihadeYe,Mansur'a kaybolmuş bir dostmuşçasına rastlamamızdı.Sanki yarım hikayeleri bir parça olsun tamamlanmış gibiydi.Soru işaretleriyle dolu puslu bir tamamlanmışlıktı bu ama kitapların,karakterlerin ve öykülerin arasındaki bu bağ çok hoşuma gitti.

    Bu yüzden Nazan Bekiroğlu okumaya başlayacaklar için iki kitabı mutlaka yakın zamanlarda okumanızı öneriyorum diyor ve sizleri güzel bir alıntıyla başbaşa bırakıyorum.

    "Görülmekti aşkın manası biraz da. Oysa görülmek yanı ihlâl edilmiş bir aşktı benimki. Aşkı,görmek ve görülmek olarak yorumladığım nihâdesiz eksik kaldığım onca yılın ardından,şimdi sadece onu görmekle gerçekleşen hummalı bir aşk oluyordum.Bir bakıma kendi bilincinde olmayan çocuksu bir aşktı bu. Onu görmekle yetiniyordum,beni görmese de var oluyordum.Bu yüzden dört defteri sadece onunla doldurdum."
  • DİLSİZ USTALAR, SUSKUN ÖĞRENCİLER
    Gaz lambasının, dünyayı küçücük odalara sığdırdığı, uykuları korkulu bir hayale çevirdiği zamanlardı. Akşamlara kadar toprak yollardan, buğday tarlalarından, yalınayak çocukların meraklarından kalkan tozlar, sabahlara kadar ince bir yorgan gibi örterdi yatakları. Puhu kuşları taşların başına, delice kuşları bahçedeki akasya ağacına konardı. Yıldızlar, yıldızlar... Hangimiz bilebilirdik bir Ömür ışıyıp duracaklarım. Yazı iki kere sarıya boyayan harman yerleri, birer güneş ocağıydı. Yorgun atlar, sineklere yenik düşmüş öküzler, traktörlerden hatırlıydı henüz. Dünyanın bütün ırmaklarından büyük olan Saray Çayı, bedenimizin ilk karıncalı aynasıydı. Köyün içinden geçen Ankara-Sivas yolu, gündüzleri ayrı uzaklara giderdi, geceleri ayrı... Uzak kasabaları köy köy gezdiren çerçiler mi getirmişti ilk plastik kapları? Ya o transistorlu radyo, geceleri yalnız uzun dalgayı çeken. Kahire o zamanlar girdi evimize, İstanbul o günlerde, Ankara, Erivan o yalnızlıkta. "Sierra söylerken bülbüller susar" diye kendini öven radyomuz kuşkusuz radyoların birincisiydi ve babama bir inek parasına mal olmuştu!

    Akşamlar, biçilmiş ekin kokularıyla gelirdi; sesleri banka kredisinin faiziyle yükselen babalarla, etekleri yemek derdine düğümlenmiş annelerle gelirdi... Güz, altın salkımlarında yaz güneşleri, üzüm kağmlarmdan bir büyülü zamandı. Okul zamamna birkaç masal, birkaç kısas-ı enbiya hikâyesi, birkaç bahçe yolma kalmıştı. Ey elma bahçelerindeki kırmızı zaman, iyi ki dallarınızdan düşmüşüm, yoksa nasıl öğrenirdim kadınların güzelliğini...

    Dedem ölmemişti. Babam benden gençti henüz. "Dağlar dilsiz ustalardır ve suskun öğrenciler yetiştirirler" diyen Goethe'yi okumadan, bu iki insandan öğrendim kuyularm dilini. Annem, ahırdaki ineklere, bahçedeki domateslere biberlere ve çocukların açlıklarına iliklenip çözülen bir sedef düğmeydi. Evlerden birer tanrı suretinde çıkıp, daha yalmz birer tanrı olarak dönen erkekler, kahvelere camilerden daha sadıktılar ve çocuklarından çok merak ederlerdi "ajans haberlerini." Hiçbir şey yapmadan, günde on kez hükümet yıkıp hükümet kurmayı; yüksek sesli devlet sevgisinin, ters yüz edilmiş bir yalan olduğunu; kendinden başka kimseye inanmamanın mağrur yalnızlığım; sevmek arzusuyla aldanma korkusunun nasıl bir cehennem yarattığım; duvar diplerinde tanrı diye yağmura nasıl dua edildiğini onlarda gördüm. Yıllarca küfrettikleri devrimcilere, Deniz-Yusuf-Hüseyin'in idamlarından sonra, derin bir mahcubiyet ve saygıyla nasıl ağladıklarını da gördüm onların.

    "Ben, bir başkasıdır" diyen Rimbaud'yu bilmiyordum henüz. İnsanın ben'inin, dünyamn bütün insanlarından, doğanın bütün varlıklarından oluşan bir mucize olduğu, o günlerden kalma bir gizli bilgi olmalı: ishak Amca, Seton Amca, Ohannes Amca, Dudu Teyze, Minas, Daniel, Urıpen, Mikail, boyalı yumurtalar... bizi terk etmemişlerdi henüz. Ben bugünkü yaşımda, onlar o günkü yaşlarında, iyi yürekli bir tanrının zamanında buluşsak bir gün, şimdi üstünden asfalt yol geçen maşatlıkta, nasıl bir keder, nasıl bir sevinç olurdu acep...

    Ve sonra yağmurlar... Bulutlar ipe dizilmiş boncuklar gibi inerdi yere ve ayaklarımızdan sırtımıza doğru yağan çamura dönerdi bir solukta. Sonra karın uzun, beyaz tarihi... Çöl ve deniz, kitapların uzak masallarıydı ama kar alınyazımızdı. Evler, bahçeler, dağlar ve yataklar, hele de aym halkalandığı gecelerde, bir ıssızlık çam gibi sesler verir, sesler alırdı. Kar olmasaydı, bozkırın yalnızlığı eksik kalırdı. Toprağın iki uzun rengi vardı; sarı ve beyaz... Kadınlar, erkekler, çocuklar; bu iki rengin sarkacında, bir baş dönmesi halinde yaşarlar ve ölürlerdi.

    Seslerin harflere döndüğü yer olduğunu çok sonraları anlayacağım bir yeni dünyaydı okul. Siyah önlük, kurşun kalem, bir küçük tahta çanta, karatahta ve tebeşir. Amerikan yardımı süt tozunun, belleğimi bugün bile ayağa kaldıran bulantı günleri. Öğretmenimiz nasıl da her şeyi biliyordu! Öğrendiği her yeni cümleyle, küçücük hayatım hem biraz daha sevip, hem de o hayattan biraz daha uzaklaşacağım, o yaşlarda hangi çocuk bilebilir ki... Haritalar, bugün bile bir giz gibi alır aklımı. Uzun kış gecelerinin masalları, şehirler yollar ırmaklar dağlar ovalar olarak, sınıfın duvarında asılı duruyordu. İlk yolculuklarımı, bu mavi sarı kahverengi yeşil işaretler arasında yaptım ben, kirpiklerimle gidip kirpilerimle gelerek.

    Ve bir gün, çocukların ve kitapların tanrısı, henüz üçüncü sınıftayken, bir sandık dolusu kitabı önüme boşaltıverdi. Denizler Altında 20.000 Fersah, Tom Sawyer'in Maceraları, 80 Günde Devr-i Âlem, Hz. Ali ve Hayber Kalesi, Kerem ile Aslı, Polly anna, Pinokyo... Şehrazat'ı ve Şehriyar'ı, Binbir Gece Masalları'nı bilmeden sevdim. Jules Verne bendim. Mark Twain ben. Hz. Ali, Aslı'nın Kerem'i... Robinson Crusoe değil ben kuruyordum ıssız adayı. Köy, küçüldükçe küçülüyordu! Ben, '68 kuşağına doğru büyüdüğümü bilmeden büyüyordum.

    Yozgat bir kar kentidir/ Sürmeli bir türküdür/ Serttir soğuktur küçüktür.} İki dağın dudağına kısılmış/ İncecik bir sudur! İçinde zamandan başka her şeyin aktığı.../ Güneşi bir nazlı konuktur yazlar içinde/ Ömrü çiçeklerin rengi kadardır.! Ağaçları çatılardan yüksek/ Avluları evlerinden geniş/ Bir rüzgâr kentidir Yozgat/ Çam kokuları, bıçkın delikanlılarıyla! Yıllardır kesilmeden esen! Yoksullukla düşlerin iç içe büyüdüğü! Dar sokaklar eğri evler boyunca...

    Kadım bir eski zaman resmidirj İşin ve konuşmanın tutkun aynasında/ Erkeği odalar dolusu ağırlık.../ Duruldukça rengini bulan sular gibi/ Çocukların büyüdükçe büyüklere benzediği! Bir taşra kentidir Yozgat/ Zor inanıp güç değişen.../ Durur zamanın alnında donuk! Bir basma entarinin eteğinde! Soluk, eski desenler gibi...

    Günler içinde bir gün/ Dokundu parmakları hayatın! Ufkumun bunalan perdesine...! Fırınları sinemaları minareleriyle/ Hareket ülkesi bir kent simgesi olarak! Yozgat, girdi ömrüme... (Yolculuk kitabından)

    Ermeni ve Rum ustalardan kalan birkaç taş yapı, ahşap konak dışında, coğrafyasını, iklimini, kültürünü paraya çeviren kimliksiz bir "büyüme", onun da belleğini, geçmişsiz geleceksiz bir zamana hapsetti. Herhangi bir taşra kentinden onu ayıran, nazar boncuğu gibi orada duran Çamlık, Saat Kulesi, Çapanoğlu Camii ve birkaç eski yapı hâlâ. Bahçe içinde evler yok artık. Ahşap konaklar yok. Ülkü Kırtasiye var ama bizim kuşağı yetiştiren kitaplar yok. Abbas Sayar yok. Gülten Akın, on yaşında alıp gittiği Yozgat'la bir uzak zaman. Ethem Baran'ın öykülerindeki Yozgat, kaç kişinin burun direğini sızlatır acep? Tol Çarşı, tarih bile değil yeni kuşaklar için. İçkili lokantalar bir suç gibi kentin kenarlarına itildi. Geleneksel meyhaneler, çalgıcı kahvehaneleri yok. Abdalları düğünlerden 'orkestralarla 1980'lerde sürdüler. Simitçi Haşan çoktan öldü. 1974' de bir avuç "devrimci genç"in kurduğu Halkevi yok. "Her şey daha çok zaman olsun diye hızlandı. Zaman ise gittikçe azalmakta" diyen Canetti'nin acısı, Yozgat'ın da yazgısı. Kentler de insanlar gibi mizah duygusuyla birlikte kederim de yitiriyor sanırım. Geriye, belleksiz sokaklarda bir yeni zaman politikacısı ile plastik şarkılar kalıyor. Yozgat, bundan ne kadar uzak durabilirdi ki...
    Şükrü Erbaş - 2011
  • Dünya Romanı Kitaplığı
    1. Don Quijote - Miguel de Cervantes
    2. Robinson Crusoe - Daniel Defoe
    3. Tom Jones 1.Cilt - Henry Fielding
    4. Tristram Shandy - Laurence Sterne
    5. Genç Werther'in Acıları - Goethe
    6. Aşk ve Gurur - Jane Austen
    7. Kırmızı ve Siyah - Stendhal
    8. Goriot Baba - Honore de Balzac
    9. Yevgeni Onegin - Aleksandr Puşkin
    10. Sefiller - Victor Hugo
    11. Monte Cristo Kontu – Ciltli - Alexandre Dumas
    12. Ölü Canlar - Nikolay Vasilyeviç Gogol
    13. İki Şehrin Hikayesi, Büyük Umutlar - Charles Dickens
    14. Jane Eyre - Charlotte Brontë
    15. Uğultulu Tepeler - Emily Brontë
    16. Babalar ve Oğullar - Ivan Sergeyeviç Turgenyev
    17. Moby Dick - Beyaz Balina - Herman Melville
    18. Suç ve Ceza, Yeraltından Notlar – Dostoyevski
    19. Madame Bovary - Gustave Flaubert
    20. Savaş ve Barış - Anna Karenina - Lev Nikolayeviç Tolstoy
    21. Huckleberry Finn'in Maceraları - Mark Twain
    22. Çılgın Kalabalıktan Uzak - Thomas Hardy
    23. Hayvanlaşan İnsan, Meyhane - Emile Zola
    24. Bir Kadının Portresi - Henry James
    25. Tanrılar Susamışlardı - Anatole France
    26. Dorian Gray'in Portresi - Oscar Wilde
    27. Karanlığın Yüreği - Joseph Conrad
    28. Açlık - Knut Hamsun
    29. Zeno'nun Bilinci - Italo Svevo
    30. Sis - Miguel de Unamuno
    31. Ana - Maksim Gorki
    32. Kalpazanlar - André Gide
    33. Kayıp Zamanın İzinde - Marcel Proust
    34. Malte Laurids Brigge'nin Notları - Rilke
    35. Büyülü Dağ (2 Cilt Takım) - Thomas Mann
    36. Martin Eden - Jack London
    37. Boncuk Oyunu - Hermann Hesse
    38. Berlin Aleksander Meydanı - Alfred Döblin
    39. Hindistan'a Bir Geçit, Meleklerin Uğramadığı Yer - E. M. Forster
    40. Ses ve Öfke - William Faulkner
    41. Niteliksiz Adam 1 - Robert Musil
    42. Ulysses - James Joyce
    43. Dalgalar, Deniz Feneri - Virginia Woolf
    44. El Greko'ya Mektuplar, Zorba - Nikos Kazancakis
    45. Dava - Franz Kafka
    46. Arkadaş - Panait Istrati
    47. Doktor Jivago - Boris Pasternak
    48. Usta ile Margarita - Mihail Bulgakov
    49. Drina Köprüsü - İvo Andriç
    50. Cesur Yeni Dünya, Ses Sese Karşı- Aldous Huxley
    51. Gecenin Sonuna Yolculuk - Louis Ferdinand Celine
    52. Gün Doğarken Bülbül Susar - Elsa Triolet
    53. A.B.D. 42. Enlem, A.B.D. 1919, U.S.A. / Büyük Para - John Dos Passos
    54. Muhteşem Gatsby - F. Scott Fitzgerald
    55. Nadja - Andre Breton
    56. Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok - Erich Maria Remarque
    57. Kibar Semtler - Louis Aragon
    58. Yaşlı Adam ve Deniz - Ernest Hemingway
    59. Solgun Ateş, Saydam Şeyler - Vladimir Nabokov
    60. Gece Uçuşu - Antoine de Saint-Exupéry
    61. İnsanlık Durumu - André Malraux
    62. Gazap Üzümleri, Cennetin Doğusu - John Steinbeck
    63. Kör Baykuş - Sadık Hidayet
    64. Hayvan Çiftliği - George Orwell
    65. Hadrianus'un Anıları - Marguerite Yourcenar
    66. Power and the Glory – Graham Greene
    67. Körleşme - Elias Canetti
    68. (bkz: Paradoksların insanıyım ben...) - Mihail Şolohov
    69. Bulantı - Jean-Paul Sartre
    70. Üçleme - Samuel Beckett
    71. Tatar Çölü - Dino Buzzati
    72. Ay ve Şenlik Ateşleri - Cesare Pavese
    73. Yanardağın Altında - Malcolm Lowry
    74. Derviş ve Ölüm - Meşa Selimoviç
    75. Sineklerin Tanrısı - William Golding
    76. Saray Gezisi, Şevk Sarayı, Şeker Sokağı - Necib Mahfuz
    77. Tarçın Kokulu Kız, Gecenin Çobanları - Jorge Amado
    78. Justine, Balthazar, Mountolive, Clea - Lawrence Durrell
    79. Yabancı - Albert Camus
    80. Seksek - Julio Cortazar
    81. Herzog - Saul Bellow
    82. Ve O Hiçbir Şey Demedi - Heinrich Böll
    83. Pedro Paramo - Juan Rulfo
    84. Çavdar Tarlasında Çocuklar - J. D. Salinger
    85. Mezbaha No. 5 - Kurt Vonnegut
    86. Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu - Italo Calvino
    87. Tiffany'de Kahvaltı - Truman Capote
    88. Malina - Ingeborg Bachmann
    89. Değişme - Michel Butor
    90. Fransız Teğmenin Kadını - John Fowles
    91. Yüzyıllık Yalnızlık - Gabriel Garcia Marquez
    92. Teneke Trampet - Günter Grass
    93. Gün Olur Asra Bedel - Cengiz Aytmatov
    94. Artemio Cruz'un Ölümü - Carlos Fuentes
    95. Odun Kesmek - Thomas Bernhard
    96. Gülün Adı - Umberto Eco
    97. Kent ve Köpekler - Mario Vargas Llos
    98. Yaşam Kullanma Kılavuzu - Georges Perec
    99. Afrikalı Leo, Semerkant - Amin Maalouf
    100. Kızıl Darı Tarlaları - Mo Yan
  • DÜNYA KİTAPLIĞI
    1.Don Quijote - Miguel de Cervantes
    2. Robinson Crusoe - Daniel Defoe
    3. Tom Jones 1.Cilt - Henry Fielding
    4. Tristram Shandy - Laurence Sterne
    5. Genç Werther'in Acıları - Goethe
    6. Aşk ve Gurur - Jane Austen
    7. Kırmızı ve Siyah - Stendhal
    8. Goriot Baba - Honore de Balzac
    9. Yevgeni Onegin - Aleksandr Puşkin
    10. Sefiller - Victor Hugo
    11. Monte Cristo Kontu - Alexandre Dumas
    12. Ölü Canlar - Nikolay Vasilyeviç Gogol
    13. İki Şehrin Hikayesi, Büyük Umutlar - Charles Dickens
    14. Jane Eyre - Charlotte Brontë
    15. Uğultulu Tepeler - Emily Brontë
    16. Babalar ve Oğullar - Ivan Sergeyeviç Turgenyev
    17. Moby Dick - Beyaz Balina - Herman Melville
    18. Suç ve Ceza, Yeraltından Notlar – Dostoyevski
    19. Madame Bovary - Gustave Flaubert
    20. Savaş ve Barış - Anna Karenina - Lev Nikolayeviç Tolstoy
    21. Huckleberry Finn'in Maceraları - Mark Twain
    22. Çılgın Kalabalıktan Uzak - Thomas Hardy
    23. Hayvanlaşan İnsan, Meyhane - Emile Zola
    24. Bir Kadının Portresi - Henry James
    25. Tanrılar Susamışlardı - Anatole France
    26. Dorian Gray'in Portresi - Oscar Wilde
    27. Karanlığın Yüreği - Joseph Conrad
    28. Açlık - Knut Hamsun
    29. Zeno'nun Bilinci - Italo Svevo
    30. Sis - Miguel de Unamuno
    31. Ana - Maksim Gorki
    32. Kalpazanlar - André Gide
    33. Kayıp Zamanın İzinde - Marcel Proust
    34. Malte Laurids Brigge'nin Notları - Rilke
    35. Büyülü Dağ (2 Cilt Takım) - Thomas Mann
    36. Martin Eden - Jack London
    37. Boncuk Oyunu - Hermann Hesse
    38. Berlin - Aleksander Meydanı - Alfred Döblin
    39. Hindistan'a Bir Geçit, Meleklerin Uğramadığı Yer - E. M. Forster
    40. Ses ve Öfke - William Faulkner
    41. Niteliksiz Adam 1 - Robert Musil
    42. Ulysses - James Joyce
    43. Dalgalar, Deniz Feneri - Virginia Woolf
    44. El Greco'ya Mektuplar, Zorba - Nikos Kazancakis
    45. Dava - Franz Kafka
    46. Arkadaş - Panait Istrati
    47. Doktor Jivago - Boris Pasternak
    48. Usta ile Margarita - Mihail Bulgakov
    49. Drina Köprüsü - İvo Andriç
    50. Cesur Yeni Dünya, Ses Sese Karşı- Aldous Huxley
    51. Gecenin Sonuna Yolculuk - Louis Ferdinand Celine
    52. Gün Doğarken Bülbül Susar - Elsa Triolet
    53. ABD / 42. Enlem (1.kitap), ABD - 1919 (2.kitap), U.S.A. / Büyük Para (3.kitap) - John Dos Passos
    54. Muhteşem Gatsby - F. Scott Fitzgerald
    55. Nadja - Andre Breton
    56. Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok - Erich Maria Remarque
    57. Kibar Semtler - Louis Aragon
    58. Yaşlı Adam ve Deniz (İhtiyar Balıkçı) - Ernest Hemingway
    59. Solgun Ateş, Saydam Şeyler - Vladimir Nabokov
    60. Gece Uçuşu - Antoine de Saint-Exupéry
    61. İnsanlık Durumu - André Malraux
    62. Gazap Üzümleri, Cennetin Doğusu - John Steinbeck
    63. Kör Baykuş - Sadık Hidayet
    64. Hayvan Çiftliği - George Orwell
    65. Hadrianus'un Anıları - Marguerite Yourcenar
    66. Power and the Glory – Graham Greene
    67. Körleşme - Elias Canetti
    68. Ve Durgun Akardı Don (4 Kitap Takım) - Mihail Şolohov
    69. Bulantı - Jean-Paul Sartre
    70. Üçleme - Samuel Beckett
    71. Tatar Çölü - Dino Buzzati
    72. Ay ve Şenlik Ateşleri - Cesare Pavese
    73. Yanardağın Altında - Malcolm Lowry
    74. Derviş ve Ölüm - Meşa Selimoviç
    75. Sineklerin Tanrısı - William Golding
    76. Saray Gezisi, Şevk Sarayı, Şeker Sokağı - Necib Mahfuz
    77. Tarçın Kokulu Kız, Gecenin Çobanları - Jorge Amado
    78. Justine, Balthazar, Mountolive, Clea - Lawrence Durrell
    79. Yabancı - Albert Camus
    80. Seksek - Julio Cortazar
    81. Herzog - Saul Bellow
    82. Ve O Hiçbir Şey Demedi - Heinrich Böll
    83. Pedro Paramo - Juan Rulfo
    84. Çavdar Tarlasında Çocuklar - J. D. Salinger
    85. Mezbaha No. 5 - Kurt Vonnegut
    86. Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu - Italo Calvino
    87. Tiffany'de Kahvaltı - Truman Capote
    88. Malina - Ingeborg Bachmann
    89. Değişme - Michel Butor
    90. Fransız Teğmenin Kadını - John Fowles
    91. Yüzyıllık Yalnızlık - Gabriel Garcia Marquez
    92. Teneke Trampet - Günter Grass
    93. Gün Olur Asra Bedel - Cengiz Aytmatov
    94. Artemio Cruz'un Ölümü - Carlos Fuentes
    95. Odun Kesmek - Thomas Bernhard
    96. Gülün Adı - Umberto Eco
    97. Kent ve Köpekler - Mario Vargas Llos
    98. Yaşam Kullanma Kılavuzu - Georges Perec
    99. Afrikalı Leo, Semerkant - Amin Maalouf
    100. Kızıl Darı Tarlaları - Mo Yan
  • Spiral bir bağın kalın ipliklerinden boşanmış güçlü ve tatlı bir kendinden geçişi yaratan ilahi süzülüş, karanlık kılıklı ve soğuk bakışlı bütün cinayetlerin sorumlusu olan hain yezidi büyük bir ses kalkanıyla karşılıyordu savaşın son bulacağı yerde. Giz... Giz... Giz.
    Her şeyi kuşatan giz. Döküyordu artık solgun ve kırık zaman resimlerinin durduğu soyulmuş dünyaya, kalpler bahçesinde ölümsüz çiçekler yaratan düş şekerlerini. Gizemli bir sarılişla kuşatilıyordu havanın soğuk bakışlı donuk gözleri. Sarayın küçük çiçek bahçesinin kuytu yerinde hoş ve büyülü bir melodi duyulmaya başladı. Yayıldı, yayıldı. Her yayılışında yer ve gök karanlığa karşı bembeyaz bir ışık saçmaya ve onu uzayın mağaralarına doğru sürüklemeye başlamıştı. Çirkin ve kötü yüzün kara rengi direnemiyordu bu ışıyan büyü karşısında. Melodinin sarmalayan gücü, küçük müzik kutusunun yaldızlı kapısından sızan şarkıyla ve ellerinde hepsi birbirinden farklı enstrümanları çalan Portakal kokulu keşişin büyülü sesiyle karışarak karanlığı boğup yuttu. Geriye yalnızca küçücük bir nokta kalmışti gökyüzünün kör bedenine yol alan. Mavinin gizsel havasında ayrışan gün ışığı, çiçekler ülkesinin bu küçük bahçesini yeniden uyandırmıştı. Donup kalan ve savunmasız bir yok oluşa kurban edilen herkes kıpırdamaya başlamış, âşıklar aşk oyunlarina kaldıkları yerden katılmışlardı. Saray halkı mutluydu ve dans ediyorlardı yine, hiçbir şey olmamış gibi. Çiçekler eski görünümlerindeydiler ve kokular bırakıyorlardı yeriere. Ne olduğundan' küçük ne de olduğundan büyük, yalnızca olmaları gereken büyüklükteydiler.