• Mevlana'nın söylediği ve günümüze kadar insanlığa ışık tutan sözlerinden bazıları:

    · Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi
    ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.
    · Şu dünyada yüzlerce ahmak, etek dolusu altın verir de, şeytandan dert satın alır.
    . Vazifesini tam yerine getirmemiş olanın vicdan yarasına ne mazaretin devası ne ilacın şifası deva getirmiş..
    . Aşk altın değildir, saklanmaz. Aşıkın bütün sırları meydandadır..
    . Yeşillerden, çiçeklerden meydana gelen bahçe geçici, fakat akıllardan meydana gelen gül bahçesi hep yeşil ve güzeldir..
    · Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.
    . Aşk, davaya benzer, cefa çekmek de şahide: Şahidin yoksa davayı kazanamazsın ki..
    · Sen diri oldukça ölü yıkayıcı seni yıkar mı hiç?
    · İsa'nın eşeğinden şeker esirgenmez ama eşek yaratılışı bakımından otu beğenir.
    · Dert, insanı yokluğa götüren rahvan attır.
    · Ehil olmayanlara sabretmek ehil olanları parlatır.
    · Leş, bize göre rezildir ama, domuza, köpeğe şekerdir,helvadır.
    · Kuzgun, bağda kuzgunca bağırır. Ama bülbül, kuzgun bağırıyor diye güzelim sesini keser mi hiç?
    · Pisler, pisliklerini yapar ama sular da temizlemeye çalışır.
    · Dikenden gül bitiren, kışı da bahar haline döndürür. Selviyi hür bir halde yücelten, kederi de sevinç haline sokabilir.
    · Nasıl olur da deniz, köpeğin ağzından pislenir, nasıl olur da güneş üflemekle söner?
    · Akıl padişahı kafesi kırdı mı, kuşların her biri bir yöne uçar
    · Tövbe bineği, şaşılacak bir binektir. Bir solukta aşağılık dünyadan göğe sıçrayıverir.
    · O beden testisi ab-ı hayatla dopdolu, bu beden testisi ise ölüm zehiri ile. İçindekine bakarsan padişahsın, kabına bakarsan yolu yitirdin.
    · Genişlik, sabırdan doğar.
    · Korkunç bir kurban bayramı olan kıyamet günü, inananlara bayram günüdür, öküzlere ölüm günü.
    · Kim daha güzelse kıskançlığı daha fazla olur. Kıskançlık ateşten meydana gelir.
    · Dünya tuzaktır. Yemi de istek. İstek tuzaklarından kaçının.
    · Irmak suyunu tümden içmenin imkanı yok ama susuzluğu giderecek kadar içmemenin de imkanı yok.
    · Gürzü kendine vur. Benliğini, varlığımı kır gitsin. Çünkü bu ten gözü, kulağa tıkanmış pamuğa benzer.
    · Ey altın sırmalarla süslü elbiseler giymeye, kemer takmaya alışmış kişi. Sonunda sana da dikişsiz elbiseyi giydirecekler.
    · Eşeğe, katır boncuğuyla inci birdir. Zaten o eşek, inciyle denizin varlığından da şüphe eder.
    · Birisi güzel bir söz söylüyorsa bu, dinleyenin dinlemesinden, anlamasından ileri gelir.
    · Oruç tutmak güçtür, çetindir ama Allah'ın kulu kendisinden uzaklaştırmasından, bir derde uğratmasından daha iyidir.
    · Ayın, geceye sabretmesi, onu apaydın eder. Gülün, dikene sabretmesi, güle güzel bir koku verir. Arslanın, sabredip pislik içinde beklemesi, onu deve yavrusu ile doyurur.
    · Zahidin kıblesi, lütuf, kerem sahibi Allah'tır. Tamahkarın kıblesi ise altın torbası.
    . Allah ile olduktan sonra ölüm de, ömür de hoştur..
    · Sarhoş, cinayeti yapar da sonra "özrüm vardı, kendimde değildim"der. Kendinde olmayış,kendiliğinden gelmedi sana,onu sen çağırdın.
    · İnsan gözdür, görüştür, gerisi ettir. İnsanın gözü neyi görüyorsa, değeri o kadardır.
    · Birinin başına toprak saçsan başı yarılmaz. Suyu başına döksen, başı kırılmaz. Toprakla, suyla baş yarmak istiyorsan, toprağı suya karıştırıp kerpiç yapman gerek.
    · Yoldaki bir tepecik seni bunaltmış,oysa önünde yüzlerce dağ var
    · Kabuğu kırılan sedef üzüntü vermesin sana, içinde inci vardır.
    · Adalet nedir? Her şeyi yerine koymak. Zulüm nedir? Bir şeyi yerine koymamak,başka yere koymak.
    · Hiçbir kafire hor gözle bakmayın. Müslüman olarak ölmesi umulur çünkü.
    · Şu deredeki su,kaç kere değişti,yıldızların akisleri hep yerinde.
    · Yol kesenler olmadıkça ,lanetlenmiş şeytan bulunmadıkça,sabırlılar ,gerçek erler,yoksulları doyuranlar nasıl belirir,anlaşılır?
    · Oyun ,görünüşte akla uymaz ama çocuk oyunla akıllanır.
    · Anlayış,edep şehirlilerdedir. Ziyafet,garip konaklamak da köylülerde.
    · Resimler ister haberleri olsun,ister olmasın,hepsi de ressamın elindedir,o elden çıkar.
    · Alışsan güvercin sallanan kamıştan kaçar mı hiç?O kamıştan göklere uçan yere alışmamış olan güvercin ürker,kaçar.
    · Mal, sadakalar vermekle hiç eksilmez. Hayırlarda bulunmak,malı yitmekten korur.
    · Çalınmış kumaş,devamlı kalmaz insanda. Hırsızı da darağacına götürür.
    · Ağlayışın,feryat edişin bir sesi,sureti vardır. Zararınsa sureti yoktur. Zararda insan elini dişler ama zararın eli yoktur.
    · Her korkuda binlerce eminlik vardır,göz karasında onca aydınlık mevcut.
    · Verdiğini geri alan kişi, ***** gibi kusmuğunu yemiş olur.
    · Şarap kadehtedir ama kadehten meydana gelmemiştir ki. Ağzını,şarabı verene aç.
    · Ekme günü gizlemek toprağa tohumu saçmak günüdür. Devşirme günüyse tohumun bittiği gündür,karşılığını bulma günüdür.
    · Bilgi, sınırı olmayan bir denizdir. Bilgi dileyense denizlere dalan bir dalgıçtır.
    · Bulutlar ağlamasa yeşillikler nasıl güler?
    · Bülbüllerin güzel sesleri beğenilir de bu yüzden kafes çeker onları. Ama kuzgunla baykuşu kim kor kafese?
    · Meyve ekşi bile olsa, olmadıkça ona ham derler
    · Çayırlıktan, çimenlikten esip gelen yel, külhandan gelen yelden ayırt edilir.
    · Dünya malı, bedene tapanlara helaldir.
    · Gerçek kokusuyla, ahmağı kandıran yalan sözün kokusu, miskle sarımsak kokusu gibi, söz söyleyenin soluğundan anlaşılır.
    · Her dil, gönlün perdesidir. Perde kımıldadı mı, sırlara ulaşılır.
    · Ahlaksızların bağırışıyla, yürekli yiğitlerin naraları, tilkiyle arslanın sesi gibi meydandadır.
    · Kötü nefis, yırtıcı kuştur.
    · Hırsın yemdir, cehennemse tuzak.
    · Doğan, avdan av getirir, fakat kendi kanadıyla uçar da avlanır. Padişah da bu yüzden onu keklikle, çil kuşuyla besler.
    · Dil, tencerenin kapağına benzer. Kıpırdadı da kokusu duyuldu mu ne pişiyor anlarsın.
    · Yemekle dolu karın, şeytanın pazarıdır.
    · Sözle anlatılan şey, yalan bile olsa, kokusu, gerçek olduğunu da haber verir, yalan olduğunu da.
    · Canım bedenimde oldukça, kulum, köleyim, seçilmiş Muhammet'in yolunun toprağıyım. Birisi sözlerimden bundan başka söz naklederse, o kişiden de bezmişim ben, o sözden de.
    · Sevgiden, tortulu bulanık sular arı-duru bir hale gelir. Sevgiden, dertler şifa bulur. Sevgiden, ölüler dirilir. Sevgiden, padişahlar kul olur. Bu sevgi de bilgi neticesidir.
    · Mumundur karanlık veren sana. Anlatırdım bunu ama, gönlünün beli kırılıverir. Gönül şişesini kırarsan artık, yaşamak fayda vermez.
    · Rüşvet alan para pul padişahı değiliz. Paramparça olmuş gönül hırkalarını diker, yamarız biz.
    · Aşıkların gönüllerinin yanışıyla gözyaşları olmasaydı, dünyada su da olmazdı, ateş de.
    · İki parmağının ucunu gözüne koy. Bir şey görebiliyor musun dünyadan? Sen göremiyorsun diye bu alem yok değildir. Görememek ayıbı, göstermemek kusuru, uğursuz nefsin parmağına ait işte.
    · İnsan, gözden ibarettir aslında, geri kalan cesettir. Göz ise ancak dostu görene denir.
    · A kardeş, keskin kılıcın üzerine atılmadasın, tövbe ve kulluk kalkanını almadan gitme.
    · Bir gömlek derdine düşeceksin ama belki o gömlek kefen olacaktır sana.
    · Dün geçti gitti. Dün gibi, dünün sözü de geçti. Bugün yepyeni bir söz söylemek gerek.
    · Saman çöpü gibi her yelden titrersin. Dağ bile olsan, bir saman çöpüne değmezsin.
    · O dağa bir kuş kondu, sonra da uçup gitti. Bak da gör, o dağda ne bir fazlalık var ne bir eksilme.
    · Altın ne oluyor, can ne oluyor, inci, mercan da nedir bir sevgiye harcanmadıktan, bir sevgiliye feda edilmedikten sonra
    · Gördün ya beni gamdan başka kimse hatırlamıyor, gama binlerce defa aferin.
    · Nefsin, üzüm ve hurma gibi tatlı şeylerin sarhoşu oldukça, ruhunun üzüm salkımını görebilir misin ki?
    · Ağzını kapa ve altın dolu avucunu aç. Ceset cimriliğini bırak da cömertliği seç.
    · İnanmışsan, tatlı bir hale gelmişsen, ölüm de inanmıştır, tatlılaşmıştır. Kafirsen, acılaşmışsan, ölüm de kafirleşir, acılaşır sana.
    · Doğruluk, Musa'nın asası gibidir. Eğrilik ise sihirbazların sihrine benzer. Doğruluk ortaya çıkınca, bütün eğrilikleri yutar.
    · Bir kötülük yaptıktan sonra pişmanlık hissetmek Allah'ın inayet ve muhabbetine mazhar olmanın delilidir.
    · Sıkıntı ve huzursuzluk mutlaka bir günahın cezası, huzur ise bir ibadetin karşılığıdır.
    · Üzerinde pek çok meyveler bulunan bir dalı, meyvalar aşağı doğru çeker. Meyvasız bir dalın ucu ise, servi ağacı gibi havada olur.
    · Topluluk bizim yanımıza geliyor. Susacak olsak, incinirler. Bir şey söyleyecek olsak, onlara göre söylemek lazım geldiğinden o zaman da biz inciniriz
    · Ümit, güvenlik yolunun başıdır.
    · Kuş seslerini öğrenen kimse, kuş olmadığı gibi aynı zamanda kuşların düşmanı ve avcısıdır.
    · Dert, insana yol gösterir.
    · İman, namazdan daha iyidir. Çünkü namaz beş vakitte, iman ise her zaman farzdır.
    · İki canlı kuşu birbirine bağlasan, dört kanatlı oldukları halde uçamazlar, çünkü ikilik mevcuttur.
    · Sokak köpeğine ister altın, ister yünden tasma tak, yine sokak köpeği olmaktan kurtulamaz.
    · Cübbe ve sarık ile alimlik olmaz. Alimlik, insanın zatında bulunan bir hünerdir.
    · Değil mi ki gönül mutfağında yemekler tabak tabak, peki ne diye aşağılık kişilerin mutfağına kase tutacakmışım?
    · Hangi tohum yere ekildi de bitmedi, ne diye insan tohumunda böyle bir şüpheye düşüyorsun?
    · Testi taştan korkar ama o taş çeşme oldu mu, testiler her an ona gelmeye can atar.
    · Sus artık yeter! Sır perdelerini pek o kadar yırtma. Çünkü bize, kırıkları sarıp onarmak,
    sırları örtmek yaraşır.
    · Altın aramıyorum, altın olmaya yeteneği olan bakır nerede?
    · Varlık peteğini ören arıdır. Arıyı vücuda getiren mum ve petek değildir. Arı biziz. Şekil sadece bizim imal ettiğimiz mumdur
    · Dünya köpüktür. Tanrı sıfatlarıysa denize benzer. Fakat şu cihan köpüğü, denizin arılığına, duruluğuna perdedir.
    · Sözün içini elde etmek için harf kabuğunu yar. Saçlar da sevgilinin yüzünü, gözünü örter.
    · Burnuna sarımsak tıkamışsın, gül kokusu arıyorsun.
    · Biz, tulumla, küple, testilerle tatmin olmayız. Bizi çekip ırmağınıza götürün.
    · Dünyaya demir atmış Karun'u, yer çekti, yuttu. Ulular ulusu İsa'yı gökyüzü çekti, yüceltti.
    · Ekmek, beden hapishanesinin mimarıdır.
    · Gübre olup bostanın gönlüne giren pislik, yok olur gider de pislikten kurtulur, kavunun, karpuzun lezzetini arttırır.
    · Avlanmak istedik mi uçup gittiğimiz yer Kafdağı'dır. Akbaba gibi leş avlamayız biz.
    · Bir köpeğin önüne bir çuval şeker koysan bile, onun gönlü yine leş peşindedir. Şekerden ne anlar o?
    · Allah ile birleşmek demek, senin varlığının O'nunla birleşmesi demek değildir. Senin yok olmandır.
    · Küfürle iman, yumurtanın akıyla sarısına benzer. Onları ayıran bir berzah var, birbirine karışmazlar.
    · Köpekler gibi kızmayı bırak, arslanların gazabına bak. Arslanların gazabını görünce de var, bir yaşına girmiş koyun gibi yavaş ol.
    · Din evinde haset faresi bir delik açar ama kedinin bir miyavlaması ile ürker kaçar.
    · Kadınlar, aklı olanlara, gönül sahiplerine pek üstün olurlar. Cahillere gelince, onlar, kadına üstündür. Çünkü tabiatlarında hayvanlık vardır. Sevgi ve acımak, insanlık vasıflarıdır. Hiddet ve şehvet ise hayvanlık vasıfları.
    · Mümin bir kopuza benzer. Madem ki inanan kişi feryat edip ağlamada kopuzdur, kopuz kendisine mızrap vuran olmadıkça feryat etmez.
    · Madem ki, akıl babandır beden de anan, oğulsan babanın yüzüne bak.
    · Yeryüzü ile dağda aşk olsaydı, gönüllerinde bir ot bile bitmezdi.
    · Kuş, kafeste kaldıkça başkasının buyruğu altındadır. Kafes kırıldı da kuş uçtu mu, nerede ona geçecek buyruklar?
    · Bal çanağının ağzı kapalı. Sen ise, üstünü, yanını yalayıp duruyorsun. Çanağı yere çal,
    · İnsana bütün korku içinden gelir fakat insanın aklı daima dışarıdadır.
    · Dil, anlamlara bir oluktur adeta, fakat nereden sığacak oluğa deniz?
    · O kadar çok koşmayın, o kadar yorulmayın, şu yerin altında çırak ne olmuşsa usta da o olmuştur.
    · Bir lağımın pis kokusunu koklamak, ruhu kokuşmuş zenginlerle sohbetten yüz misli iyidir.
    · Sen, yeni bir çocuk doğurmadıkça, kan tatlı süt haline gelmez.
    · Hırsızlara, kötülere, alçaklara acımak, zayıfları kırıp geçirmektir.
    · Aşk, davaya benzer. Cefa çekmek de şahide. Şahidin yoksa davayı kazanamazsın ki.
    · Tohum yerde gizlenir de, o gizlenmesi bağın, bahçenin yeşermesine sebep olur.
    · Yazı yazılırken eli görmeyen kişi, yazı kalemin oynamasıyla yazılıyor sanır.
    · Gül solup, gül bahçesi harap olduktan sonra gülün kokusunu nereden duyabiliriz? Gülsuyundan!
    · Firavun, yüzbinlerce çocuk öldürttü, aradığıysa evinin içindeydi.
    · Geminin içindeki su, gemiyi batırır. Geminin altındaki suysa, gemiye arka olur.
    · Aynanın berraklığını yüzüne karşı söylersen, ayna hemen buğulanır, seni göstermez olur.
    · Eşek, suyun kadrini bilseydi, ayak yerine baş koyardı ırmağa.
    · Aklın deveciye benzer, sense devesin. Aklın seni ram eder, ister istemez dilediği yere çeker götürür.
    · Eğer parça buçukta bütünle beraberdir, ondan ayrılmaz diyorsan, diken ye, diken de gülle beraberdir.
    · Gümüşün dışı aktır, berraktır ama onun yüzünden el de kararır, elbise de.
    · Ateşin kıvılcımlarıyla al al bir yüzü vardır. Ama yaptığı kötü işe bak, karanlığı seyret.
    · Yoksul, cömertliğin aynasıdır.
    · Peygamberler insanları Allah'a ulaştırmak için gelmişlerdir. İnsanların hepsi bir bedense, kulla Allah birleşmişse kimi kime ulaştıracaklar?
    · Bir mumdan yakılan mumu gören, gerçekten de asıl mumu görmüştür. Düşünenlerin
    düşündürdükleri...
    · Sabır, genişliğin anahtarıdır.
    · Gündüz gibi ışıyıp durmayı istiyorsan, geceye benzeyen varlığını yaka dur.
    · Ana karnındaki çocuğa doğmak, dünyadan göçmektir
    · Somuna benzer bir şey düzsen, emdin mi, şeker gelir ondan, ekmek tadı değil.
    · Terazide arpa altınla yoldaş olur ama bu, arpanın da altın gibi değerli olmasından değildir.
    · Koruktaki su ekşidir ama koruk üzüm olunca tatlılaşır, güzelleşir. Derken küpte yine acır, haram olur fakat sirke olunca ne güzel katıktır.
    · Ay, yıldızlardan utanır ama yine de cömertliği yüzünden yıldızların arasında bulunur.
    · İnanan, inananın aynasıdır.
    · Sen şekillerde kalırsan puta tapıyorsun demektir. Her şeyin şeklini bırak, manasına bak
    · Rengi kara bile olsa, bir kişi seninle aynı maksadı güdüyorsa, ona ak de, senin rengindedir.
    · Hacca gideceksen, bir hac yoldaşı ara. İster Hint'li olsun, ister Türk, ister Arap. Şekline, rengine bakma, maksadı ne, ona bak.
    · Yokluk, varlığın aynasıdır.
    · Arslanın boynunda zincir bile olsa, bütün zincir yapanlara beydir arslan.
    · Zıddı meydana çıkaran, onun zıddı olan şeydir. Bal, sirkeyle belirir.
    · Kasırga pek çok ağaçlar yıkar fakat yeşermiş bir ota ihsanlarda bulunur.
    · Dostların ziyaretine eli boş gelmek, değirmene buğdaysız gitmektir.
    · Herkes güneşi görebilseydi, güneşin ışıklarına delalet eden yıldızlara ne ihtiyaç vardı?
    · Hiç köpeğin havlaması, ayın kulağına değer mi?
    · Huzurunda bulunmayanlara bile böyle elbiseler, böyle yiyecekler verirse, kim bilir konuğun önüne ne nimetler koyar.
    · Hıristiyanların bilgisizliğine bak ki, asılmış Tanrı'dan medet umuyorlar.
    · Resim, ressama, beni kusurlu yaptın diye söz mü söyleyebilir?
    · İnsanoğlu, dilinin altında gizlidir. Dil, can kapısının perdesidir. Yel, perdeyi kaldırdı mı ne var, belirir bize.
    · Sen de sağ eline bir sopa aldın ama senin elin nerede, Musa'nın eli nerede
    · Akıllı birisinden gelen cefa, bilgisizlerin vefasından iyidir.
    · Kara odun ateşe eş oldu mu, karalığı gider, tümden ışık kesilir.
    · Bağış, kine merhemdir.
    · Tahta içinde yaşayan kurt, o tahtanın fidan olduğu vakit ki halini bilir mi hiç?
    · Madem ki hırsızsın, bari o güzelim inciyi çal, madem ki gebe kalıyorsun, bari yüce bir çocuğa gebe kal.
    · Korukla üzüm birbirine zıttır ama, koruk olgunlaştı mı güzel bir dost olur.
    · Tanrı yüzünü çirkin yaratmışsa, kendine gel de, hem çirkin yüzlü hem çirkin huylu olma bari.
    · Aynada bir şekil görürsün hani, senin şeklindir o, aynanın değil.
    · Satrançta piyon yola çıkar da, sonunda yüce vezir olur.
    · Kibir kokusu, hırs kokusu, tamah kokusu, söz söylerken soğan gibi kokar.
    · Sonsuzun iki yanı da yoktur, ortası nasıl olabilir?
    · Dosttan, yakınlardan gelen bir cefa, düşmanın üçyüzbin cefasına bedeldir.
    . Bal yiyen arısından gocunmaz..
    · Güneşin ışığı pisliğe vursa bile pislenmez, ışıktır o.
    · Başın ırmağın suyuna daldı mı, suyun rengini nasıl görebilirsin?
    · Davud'un elinde mum oluyor, senin elindeyse mum, demire dönüyor.
    · Sabır, insanı maksadına en tez ulaştıran kılavuzdur.
    · Yılan yumurtası da serçe yumurtasına benzer ama aralarında ne kadar fark var.
    · Bilginin, iki kanadı vardır, şüphenin tek.
    · İkiyüz batman bala, bir okka sirke döksen, balın içinde erir, gider. Balı tattın mı sirkenin tadını bulamazsın fakat tartarsan bir okka fazla gelir. Demek ki sirke, hem yok olmuştur, hem vardır.
    · Bir kuyudan her gün toprak çeker, her gün orayı kazar, eşersen, sonunda arı duru suya ulaşırsın.
    · Denizden bile yerine su koymadan devamlı su alsan, bu işin denizleri çöle çevirir.
    · Sen, yerdeki yeşillik gibisin, ayağın bağlı. Bir yel esti mi, tam inanca ulaşmadan başını sallarsın.
    · Oltandaki et lokması, balık avlamak içindir. Öyle lokma ne bağıştır ne cömertlik.
    · Sözün eğri olsa da, anlamı doğru bulunsa, sözdeki o eğrilik, Tanrı'ya makbuldür.
    · İçen akıllıysa, aklının parlaklığı daha da artar, fakat kötü huyluysa daha beter olur. Ama halkın çoğu kötü olduğundan, beğenilmez huylara sahip bulunduğundan, içki herkese haram edilmiştir.
    · Eşeğin ardını öpmekte bir tat, tuz yoktur. Faydasız yere, sakalını, bıyığını kokutur.
    · Pirlik, saçın sakalın ağarması ile elde edilmez. İblisten daha ihtiyar kim var?
    · Tavus kuşu gibi sadece kanadını görme, ayağını da gör.
    · Pirenin ısırışından meydana gelen yanış, seni yılan soktu mu yok olur gider.
    · Öküz, ansızın Bağdat'a gelir, şehri bir baştan öte gezip, dolaşır. Bütün o zevki, hoşluğu, tadı, tuzu görmez de göre göre karpuz kabuğunu görür.
    · Hani bir hayvan vardır, porsuktur adı. Dayak yedikçe semirir, büyür, köteği yedikçe daha iyileşir, sopa vuruldukça semirir, insan da gerçekte porsuktur, çünkü o da dert, mihnet sopasıyla büyür, semizleşir.
    · Uçan kuş, yeryüzünde kalsa tasalanır, derde düşse ağlayıp inlemeye koyulur. Fakat ev kuşu, kümes hayvanı, yeryüzünde sevinçle yürür, yem toplar, neşeyle koşar durur.
    · Ölülerle savaşıp gazilik elde edilmez.
    · Hoş, güzel ömür, yakınlık aleminde can beslemektir. Kuzgunun ömrü ise fışkı yemeye yarar.
    · Kin, sapıklığın da aslıdır, kafirliğin de.
    · Kuru duayı bırak, ağaç isteyen tohum eker.
    · İnciyi sedefin içinde ara, hüneri de sanat ehlinden iste.
    · İnsan bir ağaca benzer, kökü, ahdinde durmaktır.
    · Susmakla canın özü, yüzlerce gelişmeye ulaşır. Ama söz, dile geldi mi, öz harcanır.
    · Hiç ay, yeryüzünde ev sahibi olur mu?
    · Hırs, çirkinlikleri bile güzel gösterir.
    · Padişahın adamlarından biri, zindanın burcunu yıksa, zindancının gönlü bu yüzden kırılır mı hiç?
    · Hiçbir şeyden haberi olmayan cansızlardan, gelişip boy atan bitkiye, bitkiden yaşayış, derde uğrayış varlığına, sonra güzelim akıl, fikir, ayırt ediş varlığına geldin.
    · Yol afetleri içinde şehvetten beteri yoktur.
    · Demirciliği bilmiyorsan, demirci ocağından geçerken sakalın da yanar, saçın da.
    · Taş, taşlıktan çıkıp yok olmadıkça, mücevher olup yüzüğe takılır mı hiç?
    · Padişah, töhmet altına alınanı Karun'a çevirir. Artık suçsuzu ne hale kor, onu sen düşün.
    · Eğri ayağın gölgesi de eğridir.
    · Tam inanç aynası kesilen kişi, kendini görse bile, Tanrı'yı görmüş olur.
    · Bilgiye ulaştı mı ayak, kanat olur.
    · Göz olgunlaştı mı, temeli, özü görür. Ama kişi şaşı oldu mu parça buçuğu görür ancak.
    · Sınama, deneme yolunda bilgi, tam inançtan aşağıdır, zindansa yukarı.
    · Can, doğan kuşuna benzer, beden ona bir tuzak
  • https://gazetekarinca.com/...nevsa-narin-destani/

    Kürt edebiyatının mihenk taşlarından biridir. Genel olarak toplumun sosyokültürel bir fotoğrafını işlese de en önemli özelliklerinden biri Kürtlerin iktidar-maddiyat ve aşk ikilemini çarpıcı bir şekilde gözler önüne sermesi. Aynı özellik Memê Alan ve Zembilfıroş destanlarında da karşımıza çıkıyor. Diğer destanlarda da aynı öğeleri gözlemlemek mümkün.

    Üç destanda da kahraman dönemin siyasi iktidarının varisi ve iktidarın vaat ettiği istikbal ile aşk ikilemiyle karşı karşıyadır. Kahramanların ilk sınavıdır. Belki de hikayeyi tali olmaktan çıkaran, nesilden nesile aktarılan bir destan haline gelmesini sağlayan özelliktir. Kahraman aşk ile iktidar arasında tercih yapmakta zorlanmaz, sahip olunan istikbali, aşk uğruna terk etmekte tereddüt etmez. Kürt destanlarında ortak bir özellik olarak karşımıza çıkan bu ikilemin istisnası Derweş ve Edule ile Kela Dımdım destanlarıdır. Bu iki destanda kahramanın öncelediği olgular ülke ve toprak olmaktadır. Kürt destanları edebi, kültürel içeriği kadar toplumsal tarihi yönünde de önemli veriler sağlamaktadır.

    Aynı ikilemle başlayan Cembeli ve Binevş Destanı da Kürt halkının kültürel, edebi, siyasi ve toplumsal yaşamını yansıtan önemli bir kaynaktır. Birçok farklı sözlü versiyonu olan destan dengbejlik sayesinde günümüze ulaşmıştır. Urfa önlerinden Hakkari’nin yüksek yaylalarına uzanan iki aşığın serüvenini konu edinir. Rivayete göre Viranşehirli Farız beyin güzeller güzeli bir kızı vardır. Yedi erkek çocuğundan sonra doğan kızı Binevş’i gözünden sakınarak büyütür. Ailenin kıymetlisi, bir dediği iki edilmeyenidir. Güzelliği dillere destan Binevş’in taliplisi çokmuş. Bunlardan biri de Farız beyin amcasının oğlu Derweş’dir.

    Derweş, Firavun kadar zalim, Karun kadar zengindir. Musul’dan Halep’e, Urfa’dan Diyarbekir’e tüm Mezopotamya coğrafyasında sözü emir telaki edilir. Dediğim dedik Derweş beg, Binevş’in kendi helali olduğu ve onu talip olanın kellesini alacağını söyler.

    Günlerden bir gün Binevş’i istemek için Farız begin evine haber gönderir. Adet olduğu üzere gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra Binevş’ı istemeye gider. Ancak Binevş’in rızası olmadığından Farız beg ve yedi oğlu evliliğe karşı çıkar. Haberi alan Derweş yeminler eder. Binevş’ı kimseye yar etmeyeceğini, rızasıyla vermezlerse kaçıracağını söyleyip durur. Derweş’in tehditlerinden kaygılanan Farız beg çaresiz kalır. Ya bu zalime karşı savaşacak ya da terki diyar edecektir. Zalim Derweş begle baş edemeyeceğini bilen Farız beg çadırını toplar ve ailesiyle birlikte Hakkâri’ye göç eder. Dönemin siyasi otoritesi olan Hakkari Miri’nin himayesinde güvende olacağını düşünür. Hakkâri’nin yüksek yaylalarında hayvancılık yaparak yaşamını sürdürür.

    Binevş’in yolu bir bahar günü Hakkari’nin yüksek yaylalarında Cembeli ile kesişir. Cembeli Hakkari Miri’nin oğlu, tahtının varisidir. Mirin iktidarını sürdürmek üzere yetiştirilmiş ve genç yaşta beyliğin ileri gelenlerinden birinin kızı olan Zelal ile evlidir. Bey babasının kendisi için düşündüğü hayatından bir şikâyeti yoktur. Hayatı zevk u sefa içinde geçmiştir. Sık sık ava çıkar. Günlerden bir gün yine mahiyetiyle ava çıkar. Bu sefer güzergahı Hakkari’nin derin vadileri, yol vermez dağları değil, yüksek ve serin yaylalarıdır. Saatlerce avının peşinde koşan Cembeli yorulur ve su içmek için pınarın yolunu tutar.

    Pınara varır varmaz, su almaya gelen Binevş’le karşılaşır. Güzelliği karşısında dona kalır. Dili lal olur. Ne yapacağını bilemez halde Bınevş’in güzelliğini seyre durur. Binevş de bu civanmertten gözlerini ayırmaz olur. Saatlerce tek kelime etmeden birbirini izleyen iki sevdalı orada kara sevdaya tutulur. Cembeli’den haber alamayan mahiyetinin gelmesiyle birlikte Binevş ürkek bir ceylan misali kaçar. Nasıl olduysa mendili Cembeli’nin eline Cembeli’nin kavalı Binevş’in eline geçer. Binevş evine, Cembeli ise mahiyetiyle birlikte saraya döner.

    O günden sonra Cembeli bir daha eskisi gibi olmaz. Ne yaparsa yapsın Binevş Narin’i unutamaz. Mendiline baktıkça gördüğü an gibi adeta donar. Dili dolanmaz. Eğlencelere gitmez, ava çıkmaz olur. Zevk u sefadan elini eteğini çeker. Evlidir. Kara sevdaya tutulduğunu anlatması bir dert anlatmaması bir derttir. Günden güne eriyen Cembeli dayanmaz derdini dostu, yareni, yardımcısı Hemo’ya anlatır. Haberin duyulması üzerine eşi Zelal delirir. Yollara, çöllere düşer.

    Cembeli’nin durumu kısa sürede Hakkari diyarına yayılır. Kimisi, “Evli adamın başkasına aşık olması olur şey midir? Beyliğin varisinin şanına yakışır mı?” der kimisi, “Aşktır bu. Kara sevdadır. Dağ olsa önünde durulmaz” der. Konuşmaların nihayeti gelmez. Mir, Hemo’yu çağırır, bu kızın bulunmasını emreder. Dört bir yana süvari yollanır. Hemo ise Hakkari’nin yaylalarına, göçer ve gelip geçenleri araştırır. Yolu Farız begin çadırına düşer ve kızı Binevşa Narin’in de o günden sonra aynı ahvali yaşadığını öğrenir. Tez elden Mir’e haberi ulaştırır. Gönlü oğlunun çektiği aşk acısına dayanmayan Mir, Binevşa Narin’i oğluna istemesi için Farız begin evine misafir olur. Binevş’ın rızasını alan Farız beg kızını Cembeli’ye verir. Kabzası işlemeli gümüş hançerini de hediye olarak Cembeli’ye gönderir.

    Hakkari Miri’nin oğlu evlenecek de haberi dört bir diyara yayılmayacak, bu görülmüş şey değildir. Binevş’e yeminli Derweş beye kadar ulaşır haber. “Binevş ya benimdir ya kara toprağındır” yemini eden Derweş adamlarını toplayarak Hakkari’ye yola çıkar. Farız begi ve yedi oğlunu öldürerek Binevşa Narin’i kaçırır. Haberi alan Cembeli adeta yıkılır. Hakkari Miri hem himayesine sığınan Farız beg ve oğullarının öldürülmesini hem de gelini Binevş’in kaçırılmasını savaş sebebi sayar. Ancak Cembeli buna mani olur. Birçok canın toprağa düşeceği savaşı istemez. Kendi meselesini kendisi çözmek ister.

    Hazırlığını yapar ve Viranşehir’e doğru yola çıkar. Artık bir beyliğin varisi değildir. Sevdaya düşmüş ve sevdasını arayan bir derviştir. Yolda karşılaştığı remildara (falcı, kahin) derdini anlatır. Remildar, Derweş’in gaddarlığını anlattıktan sonra Binevş’i görmesinin imkansızlığını söyler. Binevş, köşke kapatılmış ve dışarı çıkması imkansızdır. Ulaşmanın tek yolu da Derweş beyin rençberi olmaktan geçer. Cembeli, sevdiğine kavuşmak için her şeyden vazgeçmiştir. Onu görmek için her şeyi yapmaya hazırdır. Remıldarın öğüdüne kulak verir ve Derweş’in sürülerine çoban olur. Ancak günler geçer, haftalar geçer, aylar ayları kovalar Cembeli bir türlü Binevş’i görme fırsatını bulmaz. Böylece yıllar geçer. Geceli gündüzlü çalışan Cembeli umutsuz bir şekilde, Binevş’i görmenin umuduyla çobanlığa devam eder. Ailesini yitiren Binevş’in yüzü bir daha gülmemiş. Dünya yüzü görmeyeceğine yemin etmiştir. Adını Cembeliye Biçuk (Küçük Cembeli) koyduğu oğlu dışında kimseyle konuşmazmış.

    Günlerden bir gün Cembeli koyunları güderken pınarın başına oturur ve kaval çalar. Ovalara yayılan kavalının sesi insanları mest eder, ölüleri diriltecek kadar güzelmiş. Sesi duyan Binevş ilk defa evden çıkmış ve sesin geldiği yöne gitmiş. Cembeli çaldıkça Binevş dinlemiş. Cembeli yorulunca pınarın başında uyuya kalmış. Bu kadar güzel kaval çalan adamı merak eden Binevş çobanın yanına gelmiş. Ayak sesleriyle uyanan Cembeli yanı başında Binevşa Narin’i görmüş. O sevinçle boynuna sarılan, saçı sakalı uzamış, kir pas içinde, güneşten kararmış, zayıflamış Cembeli’yi tanımayan Binevş, yerden kaldırdığı hançeri göğsüne saplamış. Hançerin kabzasını gören Binevş bunun babasının hediyesi olduğunu ve öldürdüğü adamın sevdalısı Cembeli olduğunu anlar. Bu acıya dayanamayan Binevş hançeri kendi kalbine de saplar. Böylece Viranşehir’den Hakkari yaylalarına uzanan Cembeli ve Binevş’in hikayesi bir trajediyle sonuçlanmış olur.

    Cembeliyê Mîrê Hekkarî ve Binevşa Narîn destanın dengbejlerin söyleminden bir kesit:



    De lorî lorî lorî lorî lorî lorî lorî Cembeliyê min lorî
    Lê Derweş Begê diçû alîkî Farız Bege, Farız Begê radibû pê
    Derwêş Begê digot dilê min dibê sed carî dilê min dibê
    Ez ê bidim te sed devê cot pez e sed kibêlê serê tevlê sed miyê
    dotinê sed ê firotinê
    Her çar lawê te bizewicînim ji êlê tu yê bidî min Binevşa Narînê
    stêrka berbanga sibê
    Rewşa xezala rewşa berîvana min tenê ax lorî lorî lorî lorî lorî
    Cembeliyê min lorî lorî

    Lori lori lori lori Cembelim lori
    Derweş bey Faris beyin huzuruna çıktı Derweş bey kalktı ayağa
    Derweş bey der gönülden söylerim yüz defa gönülden söylerim
    Sana yüz çift deve, yüz küheylan atını, sağmak için yüz, satmak için yüz koyun vereceğim
    Dört oğlunu kendi aşiretimden evlendireceğim,
    Sen de Bınevşa Narin’i tan vakti yıldızını bana vereceksin
    Ceylanların ceylanı, güzeller güzeli yalnızca benimdir
    Ah lori lori lori lori lori lori Cembelim lori

    Lê Derwêş Begê diçû alîkê Eynê Êynê radibû pê
    Derwêş Begê digo lê lê Êynê dilê min dibê sed carî dilê min dibê
    Hatiye mala me mêvanek ji mêvanê ebrê ne mêvanê xêrê
    Mêvanê şerê dibê tê sed devê cot pezê sed kibelê serê tevlê sed
    mîhê dotinê sed ê firotinê
    Her çar lawê te bizewicînim ji êlê tu yê bidî min Binevşa Narînê
    stêrka berbanga sibê
    Rewşa xezala rewşa berîvana min tenê ax lorî lorî lorî lorî lorî
    Cembeliyê min lorî lorî

    Derweş bey çıkar Eyne’nın huzuruna, Eyne ayağa kalktı
    Eyne der gönülden söylerim yüz defa gönülden söylerim
    Evimize aşiretten bir misafir gelmiş, hayır misafiri değil şer misafiridir
    Şer misafiri der ki size yüz çift deve, yüz küheylan atını
    Sağmak için yüz, satmak için yüz koyun vereceğim
    Dört oğlunuzu kendi aşiretimden evlendireceğim,
    Siz de Bınevşa Narin’i tan vakti yıldızını bana vereceksiniz
    Ceylanların ceylanı, güzeller güzeli yalnızca benim olacaktır
    Ah lori lori lori lori lori lori Cembelim lori

    Lê Êynê diçû alîkî Binevşê radibû pê dikete peşnê min anî başbazirganî
    Salê digo lê lê dayê ez kanî me kaniya Diyarbekirê çil û çar kanî derbûne li dorê
    Ez biçûk im hîna natime zewacê ez ê bême zawacê nastînîm zêdebî
    Cembelî lawê Hekerya li dunê
    Bila serê sibê hetanê êvarê cotê tajiya berdeberêzeyê cotê kewa berde
    Ji qefesê li ser sîng û berê min rebena Xwedê bike seyd û nêçîrê
    Ax lorî lorî lorî lorî lorî Cembeliyê min lorî lorî

    Eyne gider Bınevş’ın yanına, Bınevş kalktı ayağa
    Bınevş der ey anneciğim bir bazırgan düşmüş peşime
    Ey anneciğim ben bir pınarım Diyarbekir’in pınarı
    Kırk dört pınar çağıldar ötemden berimden
    Ben küçüğüm daha gelmedim evlilik yaşına
    Evlenecek yaşa gelsem de Hakkari Miri Cembeli’nin dışında varmam bu dünyada
    Sabahtan akşama katar tazı çiftini koştursun ava
    Keklik çiftini salsın kafesten göğsümün, yüreğimin üstüne eğlensin ve avlansın
    Lori lori lori lori Cembelim lori lori

    Lorî lorî lorî Cembeliyê min lorî
    Rojek ji rojên adarê Cembelî digerî ji bo nêçîrê
    Ji qesta avê ajot ser kaniyê bala xwe dide keçek wê li ser avê
    Fena stêrka berbanga sibê, fena rewşa xeza û bêrîvana bi tenê
    Hiş û aqil nema li serî, qudûm nema li çokê
    Lorî lorî Cembeliyê min lorî lorî

    Lori lori lori Cembelim lori lori
    Mart ayından bir gün Cembeli gezinir av için
    Susuzluktan sürer atını pınarın başına
    Gördü ki su başında bir güzel kız durur
    Tan vakti yıldızı gibi, ürkek bir ceylan, güzeller güzeli yalnız
    Aklı başından gitti, dizlerinin bağı çözüldü
    Lori lori lori lori Cembelim lori lori

    Cembelî dizivire li nava êlê dike pirsa Binevşê
    Dibênê nebe qîza Fariz Begê ji hêla Qerejdaxê barkirî hatî hêla Hekariyê
    Cembelî dişîne xwazgîniyê Binevşê, Fariz Beg qaîl dibe pê
    Fariz Beg dişîne xencera piştê lorî lorî lorî Cembeliyê min lorî lorî

    Cembeli döner aşiretin içine sorar eder Bınevş’i
    Söylerler o Faris beyin kızı, Karacadağ’dan göçmüşler Hakkari diyarına
    Cembeli görücü gönderir Bınevş’e, Faris beg ikna olur kadere
    Belindeki hançeri gönderir hediye
    Lori lori lori lori Cembelim lori

    Lo lo xencera Cembeliyê mezin lo ji cewherî tarî lorî lorî
    Wela dibê rexek dure ye yek mirarî lorî lorî
    Hey lê şefeqî newreqê dabû beş û bala Binevş Xatûnê newreqê dabû lo kodê darî
    Hey lê keçê xidamê hey korahiya konî bi çavê te ketê
    Min nedizanî tu hinde xayînî ax lo tu neyarî lorî lorî Cembeliyê min lorî

    Lo lo Büyük Cembeli’nin hançeri koyu cevherdendir
    Derler ki bir yanı elmas öte yanı mercandır lori lori
    Sabahın ışığı yansımıştı yüzüne, Bınevş’ın ışığı yansımıştı hançerin kabzasına
    Hey hizmetçi kız, gözün kör olsun
    Bu kadar hain ah düşman olduğunu bilmezdim
    Lori lori lori lori Cembelim lori

    Derwêş Begê dibihîze nişana Binevşê, komek nijdevanan hildide tê
    Dikuje Fariz Begê tevî kura û dayîka Eynê
    Binevşê diavêje terkiya hespê direvîne hêla Hekariyê
    Lorî lorî Cembeliyê min lorî lorî

    Derweş beg duyar Bınevş’in nişanını, alır yanına bir grup eşkıyayı
    Öldürür Faris begi, yedi oğlunu ve anneleri Eyne’yi
    Bınevş’i atar atının terkine atı koşturur Hakkari diyarından
    Lori lori lori Cembelim lori lori

    Ay de lorî lorî lorî Cembeliyê min lorî
    Dergûşa Cembeliyê min ji darê mazî
    Min hejandî bi zend û bendê xwe yî tazî
    Tirsa min ji wê tirsê siba li dû min û Cembeliyê
    kurê mîrê Hekariya dibe hawar û gazî
    Ay de lorî lorî Cembeliyê min lorî

    Lori lori Cembelim lori
    Cembelimin beşiği sedir ağacındadır
    Sallarım nazik ve ince ellerimle
    Korkarım yarın öbür gün ardımdan
    Hakkari Miri’nin oğlu Cembeli gam ve kedere düşer

    Lo lo Cembeliyê Kurê Mîrê lo Hekaryanî lorî lorî
    Tu xwedanê miyan lo mahînanî lorî lorî
    Kuro Cembeliyo tu xwedanê aşan lo dirêşanî
    Eva heft salê temam e tu hatî zozanên jorî ser xatira Binevşa Narîn
    Heylo bûye gavan lo dikî tu şivanî
    Lo lo Binevşê gotî xidamê te kir te nekir lo xidamê te kir lorî lorî
    Hey lo xidamê te xwelî li ser min û xwe kir
    Eva serê heft salan e Cembeliyê Mîrê Hikarî hatiye zozanên jorî lorî lorî

    Ey Hakkari Miri’nin oğlu Cembeli lori lori
    Koyun sürüleri lori kısrak sürülerinin sahibi lori lori
    Ey Cembeli sen değirmenler sahibi
    Yedi yıldır Bınevş uğruna gelmişsin yukarı yaylalara
    Çoban olmuşsun, hayvan güdersin
    Bınevş derki hizmetçi kız sen yaptın sen ettin
    Kendini de beni de yaktın
    Yedi yıldır Cembeliye Mire Hekkari gelmiş yukarı yaylalara neden haber etmedin
    Lori lori lori Cembelim lori

    Lorî lorî Cembelîyê mino lorî
    Tu bi xêr û xweşî hatî welatê Hekarya zozanên jorî
    Ez dê serê Ehmedê pismam, Cembelîyê biçûk
    Ligel êl û eşîra giran ji te re bikim gorî.

    Lori lori Cembelim lori
    Hoş geldin sefa getirdin Hakkari diyarına yukarı yaylalara
    Amca oğlu Ahmed’i, Küçük Cembeli’yi
    Büyük aşiret ile birlikte sana kurban ederim
    Lori lori Cembelim lori lori
  • ÇARKIN FELEĞİ FELEĞİN ÇARKI

    hayat garipti çok garip
    kimi kayığını tereyağından
    kimi zeytinyağından
    kaydırıyor
    kağıt gemiler yol alıyordu
    erimeden, batmadan
    dünya derya
    nafakası miço paçalarından
    akardı
    benim sandallarım tenekeci
    boş sesi geliyor uzaktan
    ne batıyor ne çıkıyor
    bildiğin fukara salat yağı
    nafakasına toprak
    toprağına başak düşerdi
    cam önüne dizilirdi
    rengine küserde
    küskünlüğüm açardı
    mor mor
    ben o morlar arasından
    feleğin çarkını
    çarkında pervanesini
    izlerdim
    zamanı kuruturda
    yastık altına saklardım
    sanki ,sanki zaman
    güneşi doğururken
    bana da umut doğuracak
    umudun ekmeğini kıracak
    ekmeğin tuzuna kanacak
    bala kaymağa banacak
    ille de umudun teknesine binecek
    boş tenekelerce salat yağında
    mor sümbüllü bir cam önünde
    çarkın feleğine
    feleğin çarkına
    methiyeler dize dize
    erirdi sandallarım
    ayağım kayar da
    anlamazdım kendi mavimde
    azar azar battığı mi
    belki zamandı
    belki umut du
    can’ı terkedemeyişim
    belki göre göre
    ölümün altına imzamı
    bırakıyorum...
    Sibel Karagöz
  • Balabanın anısına...

    İşte seyreyle gözüm, hünerini Balaban’ın
    İşte şafak vakti Mayıs ayındayız
    İşte aydınlık:
    Akıllı, cesur, taze, diri, insafsız…
    İşte bulut:
    Kaymak gibi lüle lüle
    İşte dağlar:
    Hem de mavi, hem de serin
    İşte sabah seyranı tilkilerin
    Uzun kuyruklarında ışık,
    Sivri burunlarında telaşları.
    İşte seyreyle gözüm:
    İşte karınları aç, tüyleri diken, ağzı kırmızı
    İşte dağ başında kurdun biri.
    Kendi içinde duymadın mı sen
    Aç kurdun öfkesini sabah vakitleri?
    İşte seyreyle gözüm:
    Kelebekler, arılar…
    İşte kıvıl kıvıl devranı balıkların
    İşte bir leylek
    Mısırdan yeni gelmiş.
    İşte bir geyik; daha güzel bir dünyanın hayvanı.
    İşte seyreyle gözüm;
    inin önünde ayı, uyku sersemi henüz
    Sen aklından geçirmedin mi hiç?
    Toprağı koklayarak, ayılar gibi dalgın yaşamayı
    Bala, armuda, yosunlu loşluğa yakın,
    İnsanın sesinden, ateşten uzak.
    İşte seyreyle gözüm: sincaplar, tavşanlar,
    İşte kertenkele, işte tosbağa,
    İşte üzüm gözlü eşeğimiz, bir ağaç pırıl pırıl
    Güzellikte insana en çok benzeyen
    İşte çayır çimen:
    Girin içine çıplak ayaklarım.
    İşte kokla burnum:
    Labadalar, ebe gömeçleri.
    Ellerim ellerini, dokunun, okşayın, avuçlayın,
    İşte anamın sütü,
    karımın eti,
    gülüşü çocuğumun.
    İşte sürülen toprak.
    İşte İnsan:
    dağın taşın, kurdun, kuşun efendisi.
    İşte çırakları, işte poturunda yamalar
    İşte karabasan.
    İşte sağrılarında kederli, korkunç oyuklarında öküzleri.
    On yıl mapusta yattı ama kaybetmedi
    Umudunu Balaban.
    İşte Seçköy’ den Ali’nin kızı geliyor al taylarıyla tarlaya

    -Nazım Hikmet-
  • 80 syf.
    ·1 günde
    Yazarın okuduğum 2. kitabı oldu bu.. Okumadan önce okuyan yakınlarıma sormuştum pek beğenen olmamıştı, ama buradaki incelemelere bakınca da tam tersi bir durum gördüm.. Bu da açıkçası meraklandırdı beni.. Şimdi de iyi ki okudum diyorum..

    Öncelikle kitabın kısa olmasının yanında yazarın kullandığı dil akıcı ve yalındı.. Bu da okumayı daha da kolaylaştırıyor ve sıkılmadan kısa sürede bitirmeye sebep oluyor..

    Kitabın konusuna gelirsek: Toprak Ana'da olduğu gibi burada da savaş zamanında cepheye giden askerlerin, geride kalan eşleri ve çocuklarının köydeki yaşamı ele alınmış.. Cemile; neşeli, şakacı, türkü söylemeyi seven bir kadındır.. Savaştaki kocasının erkek kardeşi; Seyit, yani Cemile'nin "kiçine bala"sı ile araları çok iyidir..

    Bir gün işçi kolbaşısı (Orazmat) köye gelir ve istasyona buğday taşıma işi için Cemile'yi ister ama kayınvalidesi buna izin vermez.. Orazmat, Seyit ve savaştan dönen, sol bacağı yüzünden topallayarak yürüyen Danyar'ın onunla birlikte gideceğini ve gelinine gözkulak olacağını söyleyerek ikna etmiştir.. Her gün istasyona buğday taşımak için gidip dönerler.. "𝘉𝘪𝘳 𝘢𝘬ş𝘢𝘮 𝘥ö𝘯üş 𝘺𝘰𝘭𝘶𝘯𝘥𝘢 𝘋𝘢𝘯𝘺𝘢𝘳 𝘵ü𝘳𝘬ü 𝘴ö𝘺𝘭𝘦𝘮𝘦𝘺𝘦 𝘣𝘢ş𝘭𝘢𝘺ı𝘯𝘤𝘢 𝘣𝘶 𝘴𝘦𝘴𝘴𝘪𝘻, 𝘬𝘪𝘮𝘴𝘦𝘴𝘪𝘻, 𝘵𝘶𝘩𝘢𝘧 𝘢𝘥𝘢𝘮ı𝘯 𝘳𝘶𝘩𝘶𝘯𝘶𝘯 𝘥𝘦𝘳𝘪𝘯𝘭𝘪𝘬𝘭𝘦𝘳𝘪𝘯𝘥𝘦 𝘴𝘢𝘬𝘭𝘢𝘥ığı 𝘺𝘢ş𝘢𝘮 𝘴𝘦𝘷𝘪𝘯𝘤𝘪 𝘥𝘶𝘺𝘶𝘳𝘶𝘳 𝘬𝘦𝘯𝘥𝘪𝘯𝘪. 𝘉𝘶, 𝘨ü𝘻 𝘷𝘢𝘬𝘵𝘪 𝘧𝘪𝘭𝘪𝘻𝘭𝘦𝘯𝘦𝘯 𝘣𝘪𝘳 𝘢ş𝘬ı𝘯 𝘥𝘢 𝘪𝘭𝘬 𝘵𝘰𝘩𝘶𝘮𝘶𝘥𝘶𝘳..."

    Louis Aragon : "DÜNYANIN EN GÜZEL AŞK HİKÂYESİ." Demiştir bu kitap için..

    Güzel bir kitaptı, okumayanlara tavsiye ederim.. :)
  • ' Doğru söz bala benzer.
    İster altın kapta olsun, ister toprak kapta olsun, yiyen sağlık bulur. "