• Mustafa Kemal’in aşçı olduğu mutfakta “Sevr” yazılı kase kırılıyor, Mısak-ı Milli tenceresi”nde barış çorbası kaynıyordu.
  • 720 syf.
    ·10/10 puan
    Enver Paşa "insanla veba mikrobu arasında barış olmaz" demiş. Bu söz bugün Türk milliyetçiliğinin dayanak noktası olmuştur. Bu sözü googlelayın. Pek çok platformda söylendiğini görürsünüz. Veba mikrobuyla barışmamışızdır fakat Yaşar Kemal'in özellikle Bir Ada Hikayesi serisinde görüldüğü gibi bu "veba mikrobu"nun evine, arsasına, bağ ve bahçelerine, kadınlarına pek rahatlıkla "çökmüşüzdür". Çocuklarını evlat edinip Ermeni düşmanı olarak yetiştirmişizdir. Söylence odur ki "Kenan Evren'in eşi de bu evlatlıklardan olabilir". Evet ilginçtir. Varlık vergisi ile kalan "veba mikrobunu" da ağır vergilerle vergilendirip, vergisini öde(ye)meyenleri bir daha sınamışızdır. Bize aferindir. Zaten Ermeniler Fransızlardan, Kürtler İngilizlerden yardım alarak "kuyumuzu kazıyorlardı" değil mi? Peki kim bu "biz"? "Osmanlı torunları"diyeceksiniz. "Biz Osmanlı torunuyuz". A yavrum evladım. Osmanlı torunu olmak zaten Anadolu milletler topluluğuna mensup olmak demektir. Osmanlı Milletler topluluğu bu "vebalı" Ermeniyi, "hain"Kürdü,"tilki" Yahudiyi, "çapulcu" Avşarı, "..." Rumu da kapsayan bir kavram. Bari biz Neo İttihatçıyız, dişi kurttan türedik, kayıp Mu'nun torunlarıyız filan deyin. Nihal Atsız fikir babamızdır falan deyin. Kavram çorbası yaratmayalım boşu boşuna. Ama aman dikkat edin de E-Devlet soykütüğünden Rum ya da Ermeni çıkmayasınız:)
  • Kar ve tatil sevinci

    Aydınlık evler körler okulun da okurken tüm arkadaşlarla her tatilde olduğu gibi kar tatillerinde de çok sevinçli olurduk. Tatiller özelikle yatılı okuyanlar için öğrencilerin en çok sevdiği durumdur.

    Bizim okulda okuyanlardan bazı arkadaşlar elle sayılan parmaklar kadar az da olsa gündüzcü dediğimiz, gündüz okula gelir ve akşam evlerine giderlerdi.

    Birde hafta sonları evlerine gidenler vardı. Hafta sonları evine giden arkadaşlar zamanın gelmesini iple çekerlerdi. Cuma’nın gelişini Çarşamba günü öğle saatlerinde 12:00 da "Cuma’nın c harfi geldi" sevinci ile karşılarlardı. Çarşamba’yı Perşembe’ye bağlayan gece 24:00 da "Cu" gelir, Perşembe öğlen 12:00 da "cum" karşılanırdı. Nihayet Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gece 24:00 da Cuma’ya hoşgeldin Sevinç’i yaşanırdı. Cuma günü de bu gün gibi aklım da 16:10 son ders sati beklenirdi.

    Kar tatili sevinç aylarının başlangıcı olan Kasım ayında başlardı. Meteoroloji haberleri radyolardan hava durumu haberleri ile takip ederdik. Ne zaman hava kapansa puslu hal alsa karın müjdeleyicisi diye sevinirdik. Az gören arkadaşlardan dışarıda kar yağışı başladımı diye sorardık. Kar yağdığı zamanlar gökyüzünün kızıllığı ile yağan karı takip etmeye çalışırdık. Hatta karın ne kadar tuttuğunu anlamak için bahçeye çıkar ne kadar kar yağmış yada yağan karın devam edip etmediğini anlamaya çalışırdık. Saat 21:00 da yatış zilimiz çalar ve herkes koğuşlarına çekilirdi. Bu koğuşlarımız da olduğumuz zaman kar devam ediyorsa merakla camlardan ellerimizi uzatıp karın yağıp yağmadığını kontrol ederdik. Hele ertesi gün sıkıldığın bir ders hatta yazılı varsa kar tatili olması için dua ederdik. Tatil zamanları okulun meşur iç ısıtan tel şehriye çorbası çıkardı. Sabahları çorbayı yememen için 10:00 a kadar uyumayı da çok severdik. Ne yazık mevsimlerin değişime gitmesindenmi yoksa ozon tabakasının delinmesindenmidir bilmiyorum ama eskisi kadar kar yağmıyor.

    Kar yağışının getirisi kar tatili huzurunda sağlıkla kalmak dileği ile huzur ve barış içinde kalın.

    Ümit GÜDER
  • VE BİZİM HİKÂYEMİZ.
    50'li yıllarda Demokrat Parti'yle Hayata gözlerini açanlar.
    Tahta beşiklerde ninnilerle uyuyup, 60 ihtilâlinin ayak sesleriyle uyananlar.
    Çocukluğunu bu kargaşayla geçirip, 68 'de 18 yaşın heyecanıyla ,68 kuşağının çilesini çekenler.
    Bu hikâye hepimizin bilenler bilir…
    Bizim o yıllarda çocukluğumuz hep sıkıntılarla geçmedi ve biz nedense ergenliğe geç girdik çocukluğumuzu uzun yaşadık ,bizim oyun alanlarımız çoktu, yemyeşil çayırlarda,bahçelerde evimiz kadar güvenli sokağımızda çeşit çeşit oyunlar oynardık ,biz küçük şeylerden mutlu olmasını iyi bilirdik ,uzun kış gecelerinde içilen semaver çaylarıyla, aile toplantılarının sıcaklığını hep hissettik , o yıllarda komşuluk bağlarımızda güçlüydü "Bir maniniz yoksa akşam ANNEMLER size gelecek" sözü bizi çok mutlu ederdi , karanlık günlerde önlüklerimiz karaydı ama, karanlıkları aydınlatan beyaz yakalarımız gibi umutlarımız,mutlu günlerimiz de vardı , kitaplarımızı,defterlerimizi itinayla kaplardık , tahtadan,telden,ağaçtan oyuncaklar yapardık. Yaratıcı,yetenekli ,paylaşımcı ÇOCUKLARDIK. Biz, yuvarlak, köşeli kurşun kalemlerimizle düz, eğik, süslü, italik okunaklı yazılar yazardık , biz halk kütüphanelerine ,halk Evlerine giderdik. Ne omuza asmalı deri,renkli çantalarımız , ne 0,5 uçlarımız, ne kokulu silgilerimiz vardı , tahta sıralı,varil sobalı sınıflarımızda , kara tahta başı heyecanlar yaşardık ,nohutlu,fasulyeli matematik derslerimiz , Cin Ali serisi okuma saatlerimiz , andımız, gençlik marşımız, cumhuriyet şiirlerimiz sapanla kuş avımız, derede yüzme yarışlarımız Ömer Seyfettin ,Dede Korkut hikayeleri, Kafdağı arkasına uzanan masallarımız , Battalgazi,Köroğlu Destanları , uzun kış gecelerinde uyuklayarak dinlediğimiz babaların,dedelerin askerlik anıları , amerikan yardımı süt tozundan hazırlanmış beslenme saatlerimizi unutmak mümkün mü?
    Ya sabahları üzerine ''tereyağı'' sürülmüş taze yumurtalı,pekmezli sabah kahvaltılarımız tarhana Çorbası'nın lezzetini nasıl unuturuz?
    Pazar sabahları sıcak ekmek kuyruğunda buharı kokusuna karışmış pidelerden,somunlardan elimiz yana yana yediğimiz lokmalar...
    Bizim Amerika'dan ithâl herkesin okuduğu Teksas,Tommiks'imiz,Zagor'umuz ,Hayat, Ses Mecmuaları, Hürriyet'in ilâveleri ,Radyoda Enosis-Makarios, Vietnam haberleri, Arkası Yarınlarımız, Liselerarası bilgi yarışmaları, Bizimkiler, Kaynanalar, Radyo Tiyatrolarımız ,Erkan Yolaç'la Evet-Hayır yarışmalarımız Orhan Boran'ımızla Yuki'miz hayatımızın bir parçasıydı , soğuk kış günlerinde, buzlu yollarda tahta okul çantalarımızı kızak yapar kayardık, bizim mahalle bakkalımız Hacı Amca'mız yolunu hasretle beklediğimiz postacımız Bekci Hasan'ımız, kasabımız, manavımız aile fertlerinden biri sayılırdı. Lâstik ayakkabıdan naylon ayakkabıya, bez toplardan naylon toplara ,batarya pilli radyodan ağır, iri, sandukalı dântel örtülü ,siyah-beyaz televizyona biz kavuştuk. Gazocağından ''Aygaz''lı ocaklara biz geçtik. ''Vita'' yağı tenekelerinden su kapları yapardık , 60'lı sıkıntılı yılların sonunda Amerika Apollo 11'i Ay'a gönderirken bizim ilk yerli otomobilimiz Anadol'umuz arkasından 124 Hacı Murat'ımız o yıllarda bizim ne emniyet kemerimiz ne otomatik klimamız, Cd çalarımız ne uzaktan kumandamız , ne oto alârmımız,ne hava yastığımız , ne otoyollarımız vardı, çatılarda daha iyi görüntü için!. ölüm tehlikesiyle antenleri biz çevirirdik , Gurundik ,Şhauplorenz,Philips Marka, asker bavulu televizyonlarda karlı ,silik, bulanık görüntülerden oluşan yerli diziler bizi mutlu ederdi. Arnavut kaldırımlarındaki oyunlarımız gece muhabbetlerimiz,cambazlı panayırlar,topacımız, ( tendürük ) misketimiz,uçurtmamız, gizlice içtiğimiz, birinci, bafra, pamuk şeker, horoz şeker,Şeker Elma, kâğıt helvalarımız ,uzuneşek, birdirbir, saklanbaç oyunlarımız.
    Hayatımıza renk katan bayramlarımız ,biriktirdiğimiz bayram harçlıklarıyla gittiğimiz dönme dolap, atlı karınca, langırt ,beş atış yirmibeş çadır tiyatrosu ,istop, dokuztaş, mendil kapmaca,gazoz kapağı, sigara kutusu, bilye, yaratılmış bir oyun dünyamız vardı .Yakan Top,seksek, çelik-çomak oyunları ,okulda Yerli Malı Haftalarımız, evde tasarrufa teşvik edici kumbaralarımız ada'ya barışı götüren Kıbrıs Harekâtı'mız ,sokakta şeker, yağ, benzin kuyrukları,postahaneden yazdırmalı telefonlarımız,muşamba kaplı odalarımız,kestane pişirdiğimiz kuzine sobalarımız, duvarında günlük ''Saatli Marif'' takvimimiz samimi,sıcak aile toplantılarımız at arabası, hamal arabası, süslü faytonlarımız Austin, Magirüs, Ford Opel Chevrolet marka bagajı üstünde şehirler arası otobüslerimiz,futbol sahalarında Lefter'li, Metin Oktay'lı Şenol, Birol'lu, Kadri'li, Sanlı'lı , Kedi kaleci Varol Ürkmez'li ,Can Bartu'lu, Sabri Dino'lu ,Cemil Turan'lı ,Metin Kurt, Metin, Ali Feyyaz'lı unutulmaz derbi maçları.
    Sinemalarda John Wayne'lı Clint Eastwood'lu unutulmaz kovboy filmlerimiz beyaz perdede Ayhan Işık, Belgin Doruk, Kötü Adam ,Ahmet Tarık Tekçe ,Gösel Arsoy, Filiz Akın, Fatma Girik, Ediz HUN, Yılmaz Güney,Müzeyyen Senar, Behiye Aksoy, Emel Sayın, Zeki Müren, Erkin Koray, Erol Büyükburç, Barış Manco ile dünya turu AŞK dolu, duygu dolu hüzünlü şarkılar 70'li yıllarda muhtıralar sağ-sol çatışmaları üniversitelerde kominist faşist suçlamaları , fabrikalarda DİSK-MİSK mücâdeleleri grevler, emeğin patronları,sendika ağaları ideolojilere kurban edilen zavallı işçiler,okullarda devrimci ,ülkücü kavgaları,ülkesine sahip çıkanlar bu arada yok olan gencecik fidanlar cenaze törenleri .
    Romantizm ile terör arasına sıkışmış kayıp bir kuşağın çocuklarının savaşı ,kardeş kavgaları,siyasi cinayetler ,Deniz,Mahir,Hüseyin'in idamları ,akıl almaz işkencelere göğüs gerenler 68 kuşağının özgürlük savaşcıları. bu hikâye sizin sonra Dallas,Köle Izaura,Yalan Rüzgarı,Cosby Ailesi,Uzay Yolu,Tatlı Cadı,Küçük Ev,Amerika,Avrupa,Berazilya dizileri,Beatles,Rolling Stones,Boney-m,Adamo, Amerika, Avrupa hayranlığı derken benliğimizi yavaş yavaş kaybetmeye başladık ve unutuverdik kendi müziğimizi, öz değerlerimizi ,türküleri,destanları, hikâyelerimizi , sonra 80 de 12 eylül sabahı göz altına alınanlar işkencelere uğrayanlar bedenlerini ruhlarını kaybedenler, haksızlıklara şahit olanlar, gönülden yaralanıp gençliğini sürdürenler.
    Bu öykü sizin…
    Ulusal değerlere biz sahip çıktık, İstanbul'da Amerikalıları Dolmabahçe'den Biz denize döktük , Bağımsızlık sevdâlısı vatansever gençlerdik ÖSS 'yi bilmezdik ama gece en son 23.00 de Radyodan puanları dinler erken davranmak için otobüslerle Geceden yola çıkardık , Eğitimin çilesini de biz çektik , Ülkesini ölesiye seven de bizdik erkeklerde İspanyol paça pantolonlar ,geniş gösterişli kravatlar, uzun saç ve favoriler siyasi görüşe uygun yukarı-aşağı kalın bıyıklar deri çizmeler,
    asker postalları,parkalar, kalın kemerler, palaskalar, kalpaklar,arka çepte ince dişli taraklar, yuvarlak aynalar, bafra sigaraları, kızlarımızda lüle lüle saçlar, allıklar, küpeler her genç kızın rüyası!..
    Zetina dikiş makinası reklâmları, İnce belli mantolar, yüksek topuklu rugan ayakkabılar, koyu kırmızı rujlar, kalın kemerler ,doğal güzellikler, tabii kokular, masumâne bakışlar, kınalı eller, ahh...ah o ince beller...
    Biz anne-baba sözü de dinlerdik ,oğumuz görücü usulü ile evlendik, kim ne derse desin, hâlâ devam eden çok mutlu evlilikler kurduk, sevmesini de sevilmesini de iyi bilirdik, Leylâ'yı bilir,Mecnun'u anlardık, bizim ne unutulmaz AŞKLARIMIZ vardı, mevsim mevsim yaşadık duygularımızı şarkılarda sever, şarkılarda ayrılırdık, bizim mektuplarımız renkli kâğıtlara yazılmış kendi el yazımızla, göz yaşı dökülmüş, aşk mektupları, asker mektupları, gül kokulu, gözyaşlarıyla ıslanmış, bir küçük el izi, dudak izi taşıyan mektuplar... Ahh...Ah
    Biz neydik ne değildik , romanlara konu hayatların sahibiydik ,biz o yıllarda iyi ki vardık, bütün olumsuzluklara rağmen mutlu bir çocuk,sevdalı birer gençtik biz 2000'li yıllarda yine varız, iz 60 'larda çocuk, biz 70'lerde gençtik, biz 80 'lerde ihtilâli, biz 90'larda ekonomik krizleri bir kez daha yaşayanlarız.
    Şimdi teknolojik gelişmelerle dolu 21.Asrı yaşıyoruz , kredi kartı, bilgisayar, internet, akıllı cep telefonları ,süper marketler dizüstüler, plâzmalar
    Artık o uzun mektuplar yok ,AŞKLAR yok oldu,duygular paraya bağlandı, nerede meyvasını elimizle topladığımız ağaçlar?
    Korkusuzca oyunlar oynadığımız sokaklar , nerede o sözünün eri yağız delikanlılar..?
    Vefalı dostluklar,ölesiye arkadaşlıklar , nerede utangaç al yanaklı kızlar..?
    Saflık, doğallık, bağlılık nerde...?
    Bu nedenle ÇOCUKLUĞUMU özlüyorum, el yapması oyuncaklarımı, uçurtmamı, yaralı dizimi, ANNEMİN ninnisini,kâğıt helvayı, bakkalın sakızını ,ya şimdiki çocuklar artık internet başındalar, Cep telefonlarına,bilgisayarlarına sarılmış
    Çoğu kilolu, renkleri uçuk, dişleri bozuk teknoloji çağını yaşıyorlar, artık 20.asır gerilerde kaldı, çocuktuk genç olduk, baba olduk, dede olduk, ne bâdireler atlattık, yıkılmadık ayakta kaldık ,artık yaşadığımız kadar yaşayamayacağımızı, bir bu kadar daha ömrümüzün olmadığını biliyoruz Olsun iyiki o yılları gördük, o hayatları yaşadık pişmanlık mı asla!..
    Ama şimdi herşey var şükretmek yok sabır yok sevgi yok edep yok ahlak yok …
    Sadece o doludizgin unutulmaz yılları özlüyoruz ,verseler aynı hayatları yeni baştan büyük bir keyifle yaşamak isteriz...
    İşte bu bizim hikâyemiz.. 1950 - 2020...................
  • İstanbul basınının yurtsever kanadında, 1920 yılından itiberen Mustafa Kemal karikatürleri çıkmaya başladı.
    Sadece silahla değil...
    Mizahla da mücadele veriliyordu.
    Dönemin ilkel şartlarında savaş fotoğrafları çekip gazetelerde yayınlama imkanı olmadığı için ''çizgi''yle anlatma yolu seçilmişti.
    Bazen teşhis koyan doktor, bazen çürükleri çeken diş hekimi, bazen düşmanın boyunun ölçüsünü alan terzi, bazen aşçıydı. Mustafa Kemal'in aşçı olduğu mutfakta ''Sevr'' yazılı kâse kırılıyor, ''Misak-ı Milli tenceresi''nde barış çorbası kaynıyordu.