• Sana evlat acısı yaşattığım için affet beni anne! Biliyorum bana kızmıyorsun. Ama içinde yanan ateşle ağıt yakıyorsun anne. Ana yüreği bu.

    Biliyorum yüreğinde kocaman bir kor yanacak bundan sonra. Bayramların bayram olmayacak bensiz. Mezarımın başında geçireceksin tüm bayramlarını. Mezar taşımı temizleyeceksin gözyaşlarınla. Düşman işgaline uğramasın bu topraklar anne. Dayan annem dayan! Ben seni şehitlerin arasında bekleyeceğim. O koca yüreğinde ateş yaktığım için affet beni baba! Vatan sağ olsun! derken sesin titreyecek biliyorum baba. Bayrağımıza bakarken Vatan sağ olsun! diyeceksin tekrar tekrar. Çocukluğumda bana anlattığın Çanakkale şehitlerine senden selam götüreceğim baba.

    Beni affet taze gonca gülüm, hayat arkadaşım! Seni genç yaşta dul bıraktığım için. Ben şehit oldum, sen şehit eşi. Dünya hayatında yokluğumun acısını yaşayacaksın belki. Tabutumun başında ağlarken, doyamadım sana yiğidim! diyerek gözyaşlarını damlattın tabutuma. Ben sana doydum mu sanıyorsun? Ya senin namusuna leke getirecek alçaklar ülkemi işgal etseydi! işte o zaman ben gerçekten ölmüş olurdum. Sizi yetim bıraktığım için beni affedin evlatlarım! O küçük ellerinizi tutup yanaklarınıza bir öpücük daha kondurmak için neler vermezdim. Kokunuz burnumda tüterken şehitlik nasip oldu.

    Size doyamadım. Sen beni öldü sanma oğlum şehitlere ölü demeyin! diyen Allah, bize ölmeden önce yerimizi gösterdi. Orayı görsen sende bir an önce şehit olmak istersin. Seni orda bekleyeceğim oğlum! İnşallah sende şehit olursun! Kolay mı bırakıp gittim sizi sanıyorsunuz.

    Hepiniz gözümün önünden geçtiniz. Ben sizi nasıl bırakıp giderim? diye düşünürken, Hz. Peygamberi gördüm anne. Ellerini açmış beni bekliyordu anne. Ruhumu teslim ederken gideceğim yer gösterildi bana.

    O ne güzellik! Cennete uçtuğumu anladım. Bakmayın siz cesedimin kan revan içinde kaldığına. Hiç acı çekmedim ben. Dünyada şehitlerden başka hiç kimsenin yaşayamayacağı kadar rahat bir ölüm yolculuğu yaptım. Milletime söyleyin, beni Fatihasız bırakmasın
  • «30 Ağustos Zafer Bayramı» Münâsebetiyle :

    KAHRAMAN MEHMETÇİĞE SESLENİŞ (*)

    Vatan için anadan, yârdan geçen Mehmetçik!
    Kahramanlık yolunda serden geçen Mehmetçik!..

    En kutlu varlığımdan daha yakınsın bana,
    Çok değildir bu sevgi bir adsız kahramana!...

    «Allah, Allah!» diyerek coşturan sensin bizi,
    Zaferden zafere hep koşturan sensin bizi!..

    Sensin ezelden beri gerçeğe, hakka tapan,
    Beyazıd'ı, Yıldırm, Mehmed'i Fâtih yapan!..

    Sensin koca dünyâyı dar gösteren Selim'e,
    Nasıl anlatır seni üç sesli bir kelime ?..

    Baştanbaşa târihin şeref dolu, şan dolu,
    Sensin bize gösteren Allah'a giden yolu!..

    Dolaşır da nabzında böyle cevherli bir kan,
    Ezmez mi Diyojen'i Malazgirt'te Alp Arslan?..

    Getirerek Mohaç'ta Avrupa'yı îmana,
    Taptırdın kralları «Muhteşem Süleyman»a!..

    Çıplak göğsün üstünde söndü nice volkanlar,
    Taşıyacak nâmını sonsuzluğa Balkanlar!..

    Neler yaptın söyle bir Kafkasya'da, Irak'ta ?
    Destânını yazayım- n'olur — beni bırak da!..

    Seni üzgün görürsem içim yanar, tutuşur,
    Hiçbir şeyin olmasa Çanakkale'n yetişir...

    Ne güzel bir bahtın var: Şehit de sen, gazî de;
    Arayan bulur seni: İstikbalde, mâzide!..

    Sakarya'da Yunan'a vurunca zorlu bir tos,
    Güneş gibi ufuktan doğdu: 30 Ağustos!..

    Görünce mûcizeni vatanın her yönünde,
    İflâs etti cihânın gayzı azmin önünde!..

    Tattırdın bize «ZAFER BAYRAMI»nın tadını,
    Bütün millet saygıyla anıyoruz adını!..

    Sana çok şey borçludur, Mehmed'im, bütün Türklük;;
    Sen olmasan târihte olur muydu büyüklük ?..

    Yakan sensin ruhlarda istiklâl ateşini,
    Gösteremez hiçbir ırk Mehmetçiğin eşini!..

    Doğurur seni ancak yiğit Türk anaları,
    Bugün kızlar, gelinler yakınsın kınaları!..

    Çarıklı Erkân-ı Harp... Bu, ne güzel bir isim;
    Haykırmak istiyorum, çıktığı kadar sesim:

    Ey Türklüğün âşığı, kara gün dostu Mehmet!
    Yırtılmak isteniyor arslanın postu, Mehmet!..

    Bile artık süngünü, koçyiğidim, durmadan;
    Vatan ufuklarını kara bulut sarmadan!..

    Yürü kutsal amaca: Işıklar suna suna,
    BEDELDİR BİR MEHMETÇİK BİR MOSKOF ORDUSUNA!..

    Gündelik kaygıları şöyle bir yana bırak,
    Süzülsün hür göklerde gururla şanlı bayrak!..

    Kapladığı sırada ruhları ölüm yası,
    Yıldırmasın gözünü, sakın, Atom Bombası!..

    Görmediğin şey midir: Bomba, gaz, süngü, dipçik?
    Ey ölümle eğlenen, Türk'ün özü, Mehmetçik!..

    Yıldırım var kanında: Atilla'dan, Mete'den;
    Duyuluyor gür sesin mâverâdan, öteden!..

    Savaşta bir yanardağ, barışta er, Mehmed'im!
    Heybetli duruşundan cihan titrer, Mehmed'im!..

    Sarsamazken yerinden seni zamânın eli,
    Bilmem tunçtan gövdeni sarsacak hangi deli?..

    Ezilerek pençende: Kızıl Rusya, Sarı Çin;
    Pâyidâr olacaktır sayende bu «KUTSAL DİN»!...

    İmânımız var bizim, Allah'tan sonra, buna;
    Besteliyor Kore'yi, bak nasıl, mavi Tuna!..

    Hep senin eserindir bu zaferler, bu şanlar,
    Türk kanıyla yazılır, ancak, altın destanlar!..

    Kurtardığın vatanda yaparken bayram, düğün,
    Adınla, eserinle öğün Mehmed'im öğün!..

    NOT:
    Yirmi beş senedir hemen her «Zafer Bayramı»nda aziz vatanımızın birçok yerlerinde okunan bu şiir, son defa, Türkiye Komünizmle Mücâdele, Dernekleri temsilcileri ile Milliyetçi Öğretmenler Federasyonu mensuplarının 27-30 Ağustos 1967 günlerinde İzmir'de müştereken yaptıkları «Milli Kültür ve Ahlâk Semineri»nde, bizzat şairi tarafından inşâd edilmiş, coşkun ve sürekli tezâhürâta vesile olmuştur.
  • 350 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Son zamanlarda dizileşen kitapları ile tanıştım Gülseren Budayıcıoğlu ile. Perşembe akşamları tv kuşağına eklenen Camdaki Kız dizisi ile bu kitabı okumaya karar verdim. Okurken ne olacağını öğrenemeden kitabı kapamadım, 2 gün pek yerimden kalkmadan, uyumadan okudum, bitirdim. Akıcı idi, tam olarak 'başkalarının hayatını bu kadar merak ediyorsanız roman okuyun' sözündeki roman bu kitap. Kitabın ana karakterleri Nalan ile Hayri ile adım adım yaşıyorsunuz, nereden geldiler nasıllar bütün sahnelerde sanki siz de varsınız. Nalan ötekileştirilerek toplumdan soyutlanarak paranın, lüksün, konforun içinde anneannesi ve dedesi tarafından büyütülmüş bir kız çocuğu, gecelerini camdan dışarıyı seyrederek geçirirmiş. Hayri ise köyde doğmuş, yokluğu, açlığı, acizliği yaşamış biri. Biraz hovarda biraz azimli, hayatın büyüttüğü olgunlaştırdığı bir karakteri var. Nalan mimarlık üzerine lisans almışken Hayri hayat okulundan mezun olmuş. Birbirlerine sevgiyi, değer vermeyi, sevilmeyi öğretmiş bir çift. İlişkilerini her ikisi tarafından dinlemek güzel olsa da bu kadar beni kendine çeken arada Gülseren Hanımın, Tuna'nın yorumlarını düşüncelerini okumak oldu. Hem anlatıcı hem gözlemci bakış olan eserler daha tatmin edici ve anlatımı kuvvetli oluyor benim için. Arada, yanlış değilsem, 4 farklı seans da vardı: Doğduğun Ev Kaderindir dizisine konu olan Zeynep'in hikayesi, Kırmızı Oda'da işlenen Bayram'ın hikayesi ve eşi asker olan bir başka kadının hikayesi ve bir de bitli bir genelev kadını. Onları hızlı hızlı okudum, benim merak ettiğim Nalan'ın sonunun nasıl olduğu idi. Okudum, 'hoh be' kendini kurtardı, Gülseren Hanımın kılıcını tuttu, İyi ki tuttu dedim. Kaderi ona bir bir kartlarını sundu o da elindekilerini güzelce kullandı. Aferin Nalan'a, aferin bir yerlerde ayakta kalan hayata tutunan Camdaki Kız'a!
    Kitabın içinde seansları okurken bir yandan da Gülseren Hanım bize psikoloji dersleri veriyor, 'kader motifi'nden, içimizdeki aslandan ve Dr.Spock bebelerinden bahsediyor. İçimizdeki aslan'ı, o olmak istediğimiz kişi olarak anlatıyor. Onun istediklerini yapmadığımızda pençelerini geçirmekten korkmayan bizim yarattığımız, şekillendirdiğimiz bir aslan. Bir diğer ilgimi çeken de Dr. Benjamin Spock bebeleri oldu, birçoğumuzun çevremizden duyduğumuz 'bırak ağlar ağlar susar' teorisini ortayan atan Amerikalı çocuk doktoru. 20.yy'da pediatri alanında öncü olan, 40'lı yıllarda doğan çocukların yetiştirilmesinde etkili olan, İncil'den sonra en çok satılan kitabın yazarı Dr.Spock. Budayıcıoğlu kitabında susana kadar ağlayan ağlatılan, yanına gidip sevgi gösterilmeyen bebelerin sevgisizlik çektiğinden bahsediyor. Aslına bakarsanız, Dr.Spock'da son yıllarında 40'lardaki çocukları görünce hata ettiğini anlamış. Tabii iş işten geçtikten, koca bir nesil sevgisiz büyüdükten ve sevgisiz bir nesil büyütmeye başladıktan sonra.. Şimdilik bu kitap için benim notlarım bu şekilde. Bir başka incelemede görüşmek üzere!
  • Hem sen gel, bu intizam, nezafet, mizanın içinde, bu fevkalâde cazibedar cemale ve güzelliğe bak ki bu koca kâinatı gayet güzel bir bayram ve gayet süslü bir meşher ve çiçekleri yeni açılmış bir bahar şeklini vermiş ve koca baharı gayet güzel bir saksı, bir gül destesi yapmış ki her bahara, zeminin yüzünde mevsim be-mevsim açılan yüz binler nakışlı bir muhteşem çiçek suretini vermiş.
  • “İntikam hırsıyla gözleri dolu dolu olan genç adam , aldığı nefesin hararetinden habersiz hızlıca yürüyordu... Birden duraksadı karşısında gelenin düşmanı, kan düşmanı Bayram olduğunu fark etti. Koca sokak sanki ona dar gelmişti, hem ona bu görevi kim vermişti, kim birinin hayatını bitirdiği vakit 🩸 kanın temizleneceğini söylemişti. İki çatık kaş gözleri birbirine dikmiş öylece duruyorlardı. ... “ dates35
  • Çiklin bayram eden halk kalabalığına uzun uzun baktı ve göğsünde iyiliğin huzurunu duydu; yüksek eşikten mehtabın uzak duruluğunu, donakalmış ışığın kederini ve kurulmasına onca emek ve eziyet harcanmış koca dünyanın uysal uykusunu görüyordu - hayata korkmadan devam edebilmek adına herkes unutmuştu o emekleri.
    Andrey Platonov
    Sayfa 122 - Metis Yayınları