• Etimoloji aynı zamanda o dili konuşan kavmin öz kültürünü de yansıtır. Mesela eskilerin şu sözü meşhurdur. Arapça, deve dilidir. Deveden örneği olmayan bir kelimenin muarrap (arapçalaşmış yanancı) olduğu düşünülebilir. Türkçe ok ve yay dilidir. Kelimelerin etimolojisinde bunlarla ilişki veya bunlarla dayalı örnekler olmalıdır. Grekçe deniz dilidir. Denizcilik ve balıkçılıktan örnekleri olan kelimelerle mücehhez bir dildir. Dolayısıyla semantik bağ kurulurken cisimden isme, isimden mefhuma geçişte bu özellikler önem taşır. Hikmet kelimesi dilimize Arapça’dan girmiştir. Kök harfleri H-K-M dir. Bu kök etimolojik olarak ‘Devenin dizginlerini tutmak, taşkınlığına mani olmak veya men etmek hatta atı gemlemek’ anlamındadır. Hikmet: Cehalete, sapık fikir ve inançlara engel olan bilgi.
  • En zevksiz şarkılar niceliksel olarak kıymet kazanıyor; çünkü şu kadar satılmış!
    En bayağı programlar niceliksel olarak yargılanıyor; çünkü şu kadar izlenmiş!
    En bayağı eserler niceliksel olarak değerlendiriliyor; çünkü tirajı şu sayıya ulaşmış!
    Nicelik (kemmiyet) sonradan görmeler için önemli olmuştur her zaman. Ve asalet, ahlak, erdem, bilgi, hikmet niceliğe gelir şeylerden değildi.
    Bilgisayarı bilgi çağının müjdecisi olarak selamlayanlar cevap versinler o zaman:
    Bilgisayar bilginin nesini sayar?
    Bilginin kendisi (keyfiyet) sayılabilir mi?
    Dücane Cündioğlu
    Sayfa 68 - Kapı Yayınları
  • Tam "içtenlik" konusundan paçamızı kurtarıyorduk, ''büyük yaşam" geldi çattı. Bu konuda yazılanların çoğunu okuya-madım ama okuduklarımdan anladığıma göre, nasılsa işin içinden çıkamayacaktım. En doğrusu, "büyük" sözcüğünün karşılığını sözlükte aramak.

    Büyük: 1) Boyutları benzerlerinden daha uzun olan, küçük karşıtı.

    Demek ki, herkesten daha uzun yaşamış birinin yaşamını, "büyük yaşam" olarak niteleyebiliriz. Sözgelimi Hakkâri'nin bir köyünde 117 yaşına kadar sağ kalmayı başarmış bir dedenin büyük yaşamından söz edebiliriz. Üstelik doğru da olur ama galiba tartışma, entelektüel bir temele dayandırılmak isteniyor. Okuyalım bakalım:

    2) Geniş.

    Yaşamı geniş bir çevrede geçmiş insanlar büyük yaşamış sayılacaklarsa, üç ayda bir Avrupa'ya gitmek zorunda kalan bir ithalatçı-ihracatçı ile yedek parça aramaya Anadolu'ya giden şoförlerin yaşamını da büyük saymak zorundayız.

    3) Niceliği çok olan.

    Bir önceki tanımda geçen genişliğin üstüne üstüne gidelim bakalım. Sık sık geniş çevrelerde yaşamak. Çok yer gezip çok dolaşmak. Dünyanın altını üstüne getirmek. Bıkıp usanmadan değişik ülkeler, değişik yüzler, değişik izlenimlerle karşılaşmak.

    4) Niteliği yüksek olan.

    Galiba biraz yaklaşıyoruz. (Bir tanım daha var, onu da gö-zönüne alırsak.)

    5) Yaş, orun (neyse o), bilgi gibi nitelikleri bakımından saygı duyulan kimse.

    Sanırım büyük yaşam'la tutturanlar, çoğu kere mekân, genişlik, özellikle de nitelik ve saygınlık açısından "büyüklüğü" birbirine karıştırdıkları için kördüğüm oluyor tartışma. "Büyük", bazan yaşayana bazan da yaşanana yakıştırılıyor.

    Nâzım Hikmet, hapis yatıp sosyalist mücadele verdiği için, Pablo Neruda çok ülke dolaşıp sosyalist mücadele verdiği için, Jack London yalnızca büyük serüvenler yaşadığı için, Marcel Proust odasına kapanabildiği, Arthur Rimbaud uzak diyarlarda esir ticareti yaptığı için, Hemingway büyük kaplanlar avladığı için "büyük yaşamış" sayılıyorlar. Böll, büyük savaşa katıldığı için, Aragon, büyük bir aşk yaşadığı için. E yani...

    (Televizyondaki saçmasapan serüven dizileri de mi büyük yaşam kapsamına giriyor yoksa?)

    Oysa yıllarca hapis yattığı halde şair olamamış ne şairler, kendi mızmızlığına kapanıp gittikçe verimsizleşen nice yazar tanıyoruz. Şunu da soralım: Acaba Jack London'la birlikte aynı gemilerde tayfalık edenler, o anları ondan daha mı az "büyük" yaşamışlardır? Sonra Joseph Conrad, çalkantılı yaşamını konu ederken, neden "büyük serüvenlere" değil de büyük sorulara ağırlık vermiştir?

    Konu, ister istemez malzeme seçimine ve edebiyatçılık yeteneğine gelip dayanıyor. Sanırım her gerçek edebiyatçıda, bir çeşit aşkınlık sayılabilecek bir büyük yaşam tutkusu vardır. Bu tutku, tohumunu serpiltecek malzemeyle karşılaştı mı, yazar, ustalığının doruğuna varabilir ama kendisini hangi malzemenin besleyeceğini kestirebilmesi için de önce o cevheri taşıması, yani edebiyatçı olması gerekir. Malzeme açık denizde midir, odanın içinde mi? .. İkisinde de olabilir. Edebiyat açısından "büyük yaşam", yaşananların değil, aktarılanların toplamıdır herhalde. Bir de ''böyyük Türkiye'de yaşayan" bizler varız ki, bu başarımızla ne kadar övünsek azdır.
  • 88 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Bana şiiri sevdiren adam, Atsız'a selâm olsun.

    Atsız'ın kitapları her zaman beni çok etkilemiştir. Bunun sebebini Atsız'ı tanımaya, onu bilmeye bağlıyorum. Kitaplarını, onu tanımadan okumuş olsaydım bu kadar etkilenmezdim diye düşünüyorum.

    Atsız'ı abarttığımı düşünenler olabilir(onlar burayı terkedebilirler) fakat her okurun etkilendiği yazarlar vardır. Benim de etkilendiğim yazarlar var ancak sadece yazdıklarıyla değilde; hayatıyla, duruşuyla, davasıyla, yaptıklarıyla etkilendiğim tek yazardır Atsız.

    Çünkü Atsız; ilk mecmuasından ölümüne kadar çıkarmış olduğu bütün eserlerinden tutun, verdiği konferanslara, yazdığı mektuplara kadar hepsinde daima Türkçülük, Turancılık, Milliyetçilik düşüncelerini işlemiştir.

    "Vaktiyle bir Atsız derlerse ne hoş,
    Anılmakla hangi ruh olmaz ki sarhoş!"

    Şiir konusunda pek bilgim olmadığını düşünüyorum. Dört veya beş şiir kitabı okudum ve şiir değerlendirecek kadar yeterli edebi birikimim yok. Fakat yeterli olmaması şiirden etkilenmeyeceğim anlamına gelmez herhalde. Ben şahsen Atsız'ın her bir şiirinde farklı farklı hisler yaşadım. Kimi şiirinde Türkçülüğü söylemiş, kimi şiirinde Atsız gibi sevmeyi anlatmış, kimisinde Türk Kadınını göstermiş. Şiir tecrübem çok olmamasına karşın sözlerinin derinliğini ben bile hissedebildiysem sözü pek uzatmanın da anlamı yok demektir.

    Atsız'ın şiirlerinde dikkatimi çeken güzel bir nokta var: Türkçülüğü, milliyetçiliği çok güzel ve etkileyici şekilde anlatmış. Türk genci olarak benim tüylerimi diken diken etti. Milli duyguları çok güzel vurgulamış. Ve Atsız gibi sevmeyi de çok güzel anlatmış. Şiirlerini okuduktan sonra Atsız gibi sevmekte varmış dedim kendime. Aşkın bende olmayan hatta bizlerde hiç olmayan, bize uğramayan yanını anlatmış Atsız.

    "Nazım Hikmet gibi sevseydik bunun adı aşk olurdu, Atsız gibi seviyoruz bunun adı yangın."

    Kitap ve yazarı hakkında söyleyeceklerim bu kadar. Bundan sonrası bilgi vermek amaçlıdır. Epey emek verdim ve yazdıklarıma vakit ayıracakların yüreğine sağlık. Kitabı okumayı düşünenlere minicik bile olsa yardımcı olabileceksem ne mutlu bana.

    • • • • • • • • • • • • •

    "Yoktur öte âlemde de kurtulmaya bir yer!Mutlak seveceksin beni,bundan kaçamazsın."

    Atsız, bütün şiirlerini tek bir kitapta toplamıştır. Eminim hepsinin hikayesi vardır. Bu sebeple bütün şiirlerini tek tek araştırıp; özünü, hikayesini, mantığını, yazılma sebebini bulmaya çalıştım. Fakat hepsi hakkında bilgi bulmak mümkün değildi. Bu sebepten, önemli şiirlerine yöneldim. Neticesinde; Atsız'ın şahsını ve düşüncelerini ve Türkçülüğünü ön plana çıkaran, daha kıymetli olan şiirleri hakkında bilgi vermeye çalıştım.

    İncelemede laf kalabalığı yapmamak için; araştırdığım bilgileri kendim derleyip, bazılarını tekrar yazıp link olarak koydum. Merak edenler, bilgi edinmek isteyenler linkten bakabilirler.

    Not:İlk iki şiirin videolarında, şiirlerin hikayeleri anlatılıyor ve kesinlikle dinleyin. Dinlerseniz bana teşekkür edersiniz. Atsız'ın en güzel şiirleridir ve hikayeleri de bir o kadar güzeldir. Benden tavsiyesi...

    •Geri Gelen Mektup:
    (Hikayesi)=> https://youtu.be/cV7YC6_6tKw
    https://i.hizliresim.com/MrznsS.jpg
    •Topal Asker:
    https://youtu.be/UDRZXqSZF4Y
    •Yolların Sonu:
    https://i.hizliresim.com/j1gVXD.jpg
    •Eski Bir Sonbahar:
    https://hizliresim.com/gaWPed
    •Yakarış:
    https://i.hizliresim.com/8f6c9M.jpg
    •Türk Kızı:
    https://i.hizliresim.com/fOXTtC.jpg
    •Adsız:
    https://i.hizliresim.com/JvaB9B.jpg
    •Ay Yüzlü Güzel Konçuy:
    https://i.hizliresim.com/UBm1Ml.jpg
    •Selâm:
    https://hizliresim.com/ObSe2s
    •Kahramanlık:
    https://hizliresim.com/JfWZ8w
    •Mutlak Seveceksin:
    https://i.hizliresim.com/8jhVyE.jpg

    Sonda olan "Mutlak Seveceksin" şiiri bu kitabında maalesef bulunmuyor. "Ruh Adam" romanında geçiyor. Fakat kesinlikle internetten okumanızı tavsiye ederim. En güzel şiirlerindendir.

    Atsız'ın şairliği, romancılığına göre daha geri planda kalmıştır. Hatta çok geride kalmıştır. Fakat şairliği çok etkileyici ve çok başarılıdır. Şairliği hakkında da bilgi vermeden olmazdı. Merak edenler için link bırakıyorum.
    https://i.hizliresim.com/X67dQn.jpg

    Son olarak; Atsız'ın Aruzla yazdığı şiirlerle alakalı hoşuma giden bir video linki bırakıyorum. Keyfine gelen bakabilir.
    https://youtu.be/KPEcCxFB90Q

    Belki sizlerde Atsız'ı tanıdıktan sonra kitaplarına daha farklı yaklaşırsınız diye "Ruh Adam" kitabının incelemesinde kendisinden bahsetmiştim. Linkini hemen alta bırakıyorum. İncelemeye göz gezdirdikten sonra kitabı okumaya başlarsanız, kitaptan çok daha fazla zevk alırsınız diyerek incelememi bitiriyorum. Okuyan, vakit ayıran herkese çok teşekkür ediyorum.
    #64279416


    Vaktiyle bir ATSIZ varmış,
    Var olsun!


    Bu inceleme için bana destek olan başta Metin sayar ağabeyime ve değerli
    Saf papatya , Döndü BARUT , Segâh_dügâh
    hanımefendilere çok teşekkür ediyorum.

    İncemeleyi paylaşıp, daha fazla okurun görmesini sağlayabilirsiniz.

    Saygılarımla...
  • Öğrencileri Pisagor’a önce tanrılık, sonra peygamberlik atfettiler. O her ikisini de kabul etmeyince öyleyse “sophos”sun dediler. O ise “hayır sophos da değilim, sophosların elinden bilgi almış, onların elinden mezun olmuş biriyim. Bana illa bir isim verecekseniz philosophos deyin” demiştir.”Philo” seven demektir, “sophos” da hikmet ve hakim. Yani Pisagor kendine hikmeti seven diyebileceklerini söylemiştir.
  • İbn Arabî'nin "Fütûhât-ı Mekkiyye" adlı eserinden alıntılar

    “Tövbenin tanımı, bulunulan halde ezikliği terk etmek, kaçmış olana pişmanlık ve yüz çevirdiğine bir daha dönmemeye karar vermektir. (...) Yararı ise pişmanlığın geçmiş şeyi onarmasıdır. (...) Pişmanlık, günahı akılda tutmakla mümkün olabilir. Bu günah kişi ile kaçırdığı emre itaatin arasında bir engeldir. Duruluk esnasında sıkıntıyı hatırlamak bir sıkıntıdır. Öyleyse günahı unutmak gerekir. (...) Tövbe dönmeye azmetmek değil, bir itiraf ve duadır. (...) Kul bir günah işler ve günahı bağışlayan ya da cezalandıran bir rabbi olduğunu hatırlar.” (FM, 7:93, 95, 100)

    “İlahi izin, ilahi emirdir.” (FM, 7:101)

    “Mücahede bir haldir amel değildir. Haller verilmiş, ameller kazanılmıştır.” (FM, 7:109)

    “Bilmediğini bilmeyen kimse iki cehaletin sahibiyken, bilmediğini bilen kişi, tek bir cehalet sahibidir.” (FM, 7:129)

    “Nitelik, isim ve zamir arasında ara bir şeydir.” (FM, 7:143)

    “Her amel kendi hakikat ve yoluna göre bir sonuç oluşturur.” (FM, 7:163)

    “Sünnetler akli delillerdir, çünkü onlar bir takım yollardır. Farzlar ise kendisine ve yaratıklarına göre Hakk’ın durumunu bildiren şeri’i bilgilerdir.” (FM, 7:190)

    “Sözlükte vera, sakınmak demektir. Şeriatta ise -helalden değil- haram ve kuşkudan sakınmaktır. ‘Sana kuşku vereni vermeyen bırak.’ – Hadis.” (FM, 7:191)

    “Korku, mazi olmuş sebebin yitirilmesi nedeniyle, geleceğin yitirilmesine dönüktür.” ((FM, 7:223)

    “Hüzün, aşırı zoruluk ve güçlük anlamındaki ‘hazn’ kelimesinden türetilmiştir. Adamda ‘huzune’ huylarındaki zorluktur. Hüzün yitirilen şey hakkında olabilir. Yitirilen mazi geri dönmez, benzeri döner. Döndüğünde ise, bilfiil bulunduğu kimse, yitirilmiş ve geçmiş olan benzerini hatırlar. Bu hatırlama ise, özellikle nefesleri gözetmek isteyen kimsede olmak üzere kulun kalbinde bir üzüntü meydana getirir. (...) Dolayısıyla yitirmek kaçınılmaz olduğu gibi hüzün zorunludur.” (FM, 7223-224)

    “Hadis: İki kişi doymaz; dünyayı talep eden kimse ve bilgiyi talep eden kimse.” (FM, 7:252)

    “Tevekkül, alemde kurulmuş olan ve nefislerin kendilerine eğilme özelliğine sahip sebeplerin yoksunluğundan sıkıntı duymadan kalbin Allah’a itaat etmesi demektir. Böyle bir durumda sıkıntı duyarsa tevekkül sahibi değildir.” (FM, 7:264)

    “Doğruluk bir iddia taşır. (...) Doğruluk özü gereği etkindir.” (FM, 7:330-331)

    “Hakikatler, kendi alanlarında akar. Her hakikatin kendinde bir mutlaklığı vardır.” (FM, 8:13)

    “Edepli insan hikmet ehlidir. Edep, bütün iyiliklerin ve vesilelerin toplamı.” (FM, 8:69)

    “Edep, başkayı dikkate almak demektir.” (FM, 8:74)

    “Vekil, kendisini vekil yapan üzerinde hüküm vermez. O vekil edildiği kimseler üzerinde hüküm verebilir.” (FM, 8:87)

    “Eşyayı zatıyla bilmediği sürece kimse adına bilgi gerçekleşmez.” (FM, 8:106)

    “Hikmetin gereği en zayıfı dikkate almaktır. (FM, 8:127)

    “Sevgi, varlığın aslıdır.” (FM, 8:172)

    “Kulak bazen gözden önce aşka düşer.” (FM, 8:173)

    “Sevgi, iradenin özel bir ilişme tarzıdır.” (FM, 8:183)

    “Şehvet doymaz, çünkü o süresi bitmeyen bir surettir.” (FM, 8:295)

    “Özlem, zevk bilgisidir ve özlem duyan herkes onu kendinden bilir.” (FM, 8:296)

    “Hakk’ın kalpte bulunması, sadece edepliler içindir.” (FM, 8:300)

    “Adamlar hakikat ile tanınır, yoksa hakikat onlarla tanınmaz.” (FM, 8:300)

    “İstidat, hayat ile ortaya çıktığında, kendisini kabul edene göre tezahür eder.” (FM, 8:329)

    “Bakış, bakılanın değişmesiyle değişir.” (FM, 8:354)

    “Mekan, her yerde rahmettir.” (FM, 8:354)

    “Değişme, bir intikaldir.” (FM, 8:354)

    “Bilginin (kendisi) değil, bilginin ilgisi yenilenir.” (FM, 9:20)

    “Doğa, her zaman itidal üzeredir.” (FM, 9:71)

    “Yaratılma, itidal varken mümkün değildir.” (FM, 9:92)

    “Kuşkuyu ortadan kaldıran her rivayet, nakil yönünden zayıf olsa bile sahihtir.” (FM, 9:223)

    ”Nefs, doğası gereği artışı sever.” (FM, 9:232)