• 399 syf.
    ·Puan vermedi
    39 yaşındaki kahramanımız Bayan Jassie kocasıyla ıssız bir göl kenarındaki yazlık evlerinde hafta sonu kaçamağındadırlar. Kocasının cinsel fantazisine uyan Jassie hakiki polis kelepçesiyle karyolaya kurtulamayacak şekilde bağlanır ancak işler umdukları gibi gitmez ve bazı nedenlerden adam kalp krizi geçirerek yere yığılır.

    Korku ve gerilim ustası yazarın düş gücünden, tenha bir evde yatakta çıplak halde elleri yatağa kelepçeli bir kadın, kapı aralık kalmış ve etrafta kimse yok. Kadının geçmişiyle hesaplaşması ve kurtulma çabaları.

    Psikolojik gerilimin sürekli zirve yaptığı romanı okurken karanlık gölge yerlerden korkacaksınız.
  • Ben büyümüşüm "Minik Serçe"
    Sen nasıl böyle kalabildin?...
    "Küçüğüm" şarkısıyla kendimi avutamayacak
    kadar büyümüşüm. "Ağlamak güzeldir" dedin de
    Söyle Minik Serçe yaş mı kaldı sanki gözümde?...
    Bazen dalınca gözlerim uzağa
    Aktı yaşlarım tutamadım
    Sezen abla ne yaparsam yapayım
    Güçlü kalamadım
    Açıkçası "Ben O Kadın Olamadım"
    "Gidiyorum Bu Şehirden" derken peşimden gelmelerini umdum.
    Sonra sen "Gidemem" dedin
    Ben de sen gibi kala kaldım devasızlığımın "Sarı
    Odalar"ında
    Ve işte "Zavalli Bir Gece"
    Mısralar tutuşur kalemimle "Ah Mazi"nin külleri de doluşur yırtık ceplerime
    Ama " Hayat Sana Teşekkür Ederim" yine de Her şeye rağmen güzel şarkılara rastladım "Bir Acı Kahvenin" eksik tadında
    "Sor Beni" "Kayıp Şehrin" en yıkık sokağına "Tutsak" miyim da "Tutunamadım" bir Zelzele"
    ortasında
    Varmak için bir yere "Yola Çıkmalı" artık
    "Yol Arkadaşım" Sezen'se varsın bitmesin yol
    "Aynalar" uzak olsun "Ay Işığı" baş ucumuzda
    "Alaturka" bir kadeh kaldırışın orta yerinde
    Ağladım o "Arkadaş Şarkısını Duyunca" Tamam ay ışığı baş ucumda
    "Ama çocukluğum nerede?" Sezen "Ablam Aşktan Öldü" dedim
    "Ada Vapurunda" da göremeyince
    "Ah İstanbul" öldürmez süründürürmüş
    bilemedim
    "Ben Öyle Birini Sevdim Ki"
    Bir ezgide dinlemekten çok yaşadım seni "Farkındayım" bu kızı yeniden büyütmeli Sezen abla
    Bir Hissedebilsem titreyen sesini Kelamında "Eskidendi Çok Eskiden"
    Hani biz daha "Lunapark" müptelasıyken Tek hüznümüz dizlerimiz de ki yaralar iken "Gitmem Daha" o heyecanlı atlı karıncalara
    ağlamam bir daha
    Binmem o gondola kalbimi heyecanla çarpmayacaksa
    Şimdi "Hükümsüz" suçlar gibiyiz seninle
    "İzmir Yanıyor" belki bizim yüzümüzden
    "İzmirin Kızları" gibi de olamadım
    Belki öfkem en çok bu yüzden
    Ne kadar İzmirde doğup Izmirli gibi olamasam da
    Her sokağında adım adım dolaşamasam da "Kalbim Ege'de Kaldı" biraz
    Aklım unutur da geçemediğim caddeleri. Sen de bilirsin "Kalp Unutmaz"
    "Odalarda Işıksızım"
    Olmaz olsun "Rumeli Havası" sen yoksan Ve "Ölürsem Yazıktır" gelmeni beklerken
    "Gitme Kal" diye ayağına kapanırdım ama Yeter ki "Onursuz Olmasın Aşk"
    "Şehrin Işıkları" bir bir sönerken
    Yeter ki bitmez olsun "Son Nefeste de Aşk" Sen ne kadar 24 yaşına gelsende "Yüzünü
    Dökme Küçük Kız"
    Eğme başını yere
    "Yorgun Akşamlar" sabahlarında
    "Bekle" bir karadeniz hoyratlığının orta yerinde Ben beceremiyorum "Minik Serçe"
    Ve neye dokunsam
    "Acıtmışım Canını Sevdikçe"
    "Kime Kalmış Bu Dünya"
    Biter bizim ömrümüzde "Uzaklarda Bir Çizgide
    "Yarası Saklım"
    ifla olmadı bu deli aklım
    Vuslata ereriz belki dur başucumda "Yaz Aşkım" Güllerim Soldu" Marmara sonbaharında
    İzmir gelse de duysa bunları "Kıran Kırana" bir sevdaydı bizimkisi
    Mordan vazgeçip "Kurşuni Renklere" tutuldum "Paramparça" bedenimi sızlatır belki akan
    gözyaşım
    Ama "Ruhumu Asla"
    "Adem Olan Anlar"
    Ki "Ahdım Olsun" anlatacağım anlamayanlara "Akşam Güneşi" yüzümde
    Haykıyacağım ille de sevda diye
    Ayak direteceğim zoraki vedalara
    "Neredesiniz" hani o Kış Gecesi"nde
    "Küçük Yaz Çiçeğine" su verenler "Neye Yarar" be güzelim
    "Ne Ağlarsın" gözyaşından bazen "Olmaz İlaç" "Ayrılıklar Bitmez" lakin gidene Allaha Ismarladık"
    Ama güneş batarken
    "Akasyalar Açarken" yine de "Beni Unutma " Kurunun yanında yaş da yanar ya
    Suni nefes alışlar ortasında gerçek "Aşkları Da Vururlar"
    "Var Git Turnam"
    Bari Sen uzak ol buradan
    Ya sen aşk?...
    "Unuttun Mu Beni" "Yeni Yeniden" severken Her "Zavallı Gecenin içinde".
    Öldüm mü sandın? "Zor Yıllar" geçirdin diye Belki gidiyorum sandın baksana "Yol Bitti Çoktan"
    Ama her bitişin ardından "Şarkı Söylemek Lazım"
    "Sen Ağlama" sevdiceğim "Roman" olsan da bir gecede okur geçerim
    Ben akıtırım yaşını
    "Oyun Bitti" nasılsa der baş ucundan çekilir giderim
    Kendi kendime "Keşke" demekten vazgeçtim
    "Kime Kalmış Bu Dünya" ki bana kalsın? Beni boşver "Karaağaç gölgesi bulur orada yeşillenirim.
    Sen de bilirsin "Kolay Değil" şemsiye açmak "Kasım Yağmurları" nda Biz de "Masum Değiliz" bu cinayet mahali ortasında
    "Olmaz olsun" Yalnızlık Senfonisi" artık
    Bir de,
    Üstüne alınma bu "Yalnızca Bir Sitem" Öksüz, kimsesiz bir sitem.
    "Yokki Anlayan
    " Yıllar Sonra" ölmedik derken vurulduk can evimizden.
    "Yak Bir Sigara" bu mutsuz sonsuza
    "Uçurtma Bayramlarında" yada Yada bırak "Şükredelim Aşka"
    "Sorma" kimsesiz kaldırımlara
    Sorma "Unutuldum" onların soğuk yüzünde
    "Tutuklu Kaldım" bu yankılı boşluğun sızısında "Gün Gelir" sen de bir sızı olursun sevdanın ortasında
    Rastlaşırsın "Alev Alev" sevdanla Bir Sezen şarkısının orta yerinde
    "Yaşanmamış Yıllar" yaşanmışlıklarından daha da yük olacak omuzlarında
    "Yeni ve yeni kalanlar"
    Eskimiş hatıranda yesyeni kalan fotoğraflar "Adı bende saklı" su verdiğim "Aykırı Çiçek" lerin
    Ve her şey tamam da "Aşktan Ne Haber"
    Oysa "Ben Her Bahar Aşık Olurum" "Bazen" bir
    şarkıya, bazen bir bebek kokusuna
    Ama mutlaka aşık olurdum "Bu Gece" "Bırak Beni"
    Bu gece susmayı öğrensin
    Nasıl haykırışın meydanıysa " Bir Zamanlar Deli
    Gönlüm " susmayı da bilsin.
    Bir "Kış Masalı" bu
    Yaz tadında
    "Büklüm Büklüm" dururken kan gülleri koynumda
    "Çocuklar Gibiyim" şimdi
    "Deli Kızın Türküsü" demiştin şarkına
    Biz de pek akıllı sayılmayız be Sezen abla!
    "Dilimin Ucunda Kelimeler"
    Konuşsam kanar miyim bir yalana
    Bilmiyorum "Düş Bahçeleri" olurda koşar mıyız
    bir yaz ayazında
    Boşversene " Eller de Günahkar" dil gibi
    "Her Geçen Yaz" durur geride "El Gibi" "İkili Delilik" bu bir yandan da Evet çocukluğum o güzel tadı
    Kurtul artık şu "Gözlerindeki Buluttan"
    Şiirin sonuna yaklaştık bile Sen ki "Güvercin" gibi beyaz
    "İkinci Bahar" gibi vurdum duymaz
    Güzel aslında "İlk Gün Gibi"
    "Istanbul İstanbul Olali" bu kadar beste görmedi İster bir "İstanbul Hatırası" say bu şiiri
    İstersen bestelerinin gücü Keşfedilmemiş denizin
    En dibindeki eşsiz inci
    İyiki geçtin çocukluğumdan gençliğimden, Izmirden, sonra belki biraz İstanbul'dan ve
    şiirlerimin içinden
    Sen söyledin hep son şarkıyı
    Benimse "Ne Kavgam Bitti Ne Sevdam"
    Şarkıların da ağladığını
    Şarkıların bazı şeyleri insanlardan daha güzel anlattığını seninle anladım.
    Evet "O Sensin"
    "Son Sardunyalar" da eskirken kalemimin azizliğiyle
    Su gibi geçtin bir şiirden "Takvim"lerden düşen yapraklardan bi haber yaşarken
    " Tükeneceğiz" belki aşk aşk gibi değilken Olsun ben en sessiz ferdi olup dünyanın
    Çoktan "Unutuldum"
    Unutulup yok oldu dize dize işlediğim kelimelerim
    Belki ben yeni başladım ama "Yol Bitti Çoktan"
    Yani çok "Yanmışım Sönmüşüm Ben" "Uzun Lafın Kısası" biraz da yaşarken ölmüşüm ben
    Ama kavgamin, sevdamın,
    Bu güzel bestekarının(sezen) da hep "Adı Bende Saklı" Olacak.
  • 544 syf.
    KADINLARIN İÇLERİNDE TAŞIDIKLARI GÜCÜN FARKINA VARMALARI iÇİN YAZILMIŞ BİR ESER

    Evet başlıyorum,Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabının incelemesini yazmaya karar verdim.Ancak yazar psikiyatrist olduğu için bu bilimin diliyle yazmış. Bizim için zorlayıcı açıklamalar olduğunu söyleyebilirim .Aslında kendi anladığımı yazacağım demek daha doğru olacak.Çıkarımlar,kitabı okuyan kişilerin sahip olduğu psikoloji bilgisi ölçüsünde farklılaşabilir.Hem bir bilim kitabı ,hem halkın sözlü edebiyatı
    hem kadınlara öğütler olan ansiklopedik bir eser diyebilirim.
    Kitabın bölümleri, öyküler ve bu öykülerin psikatrik yorumlamaları şeklinde hazırlanmış.
    Anlayamadığım ve anlatamayacağım kısımlar oldu ama ne demek istediğini hissedebiliyorsunuz .Kitabı yavaş yavaş sindirerek okursanız ne demek istediğimi anlayacaksınız.Yada kimbilir eskittiğim yıllların deneyimleriydi hissettiklerim.Eski masalları yorumlarken o masallardaki kadınların iç güdülerini,davranışlarını düşüncelerini adeta ameliyat masasına yatırmış.Çok derinlikli olduğunu söyleyebilirim bu nedenle hemen okuyup bitirilmesi çok zor .Düşünmeye zorluyor ve bir bakıyorsunuz içinize , biriktirdiklerinize dalmışsınız.Bir kadın okuyucu olarak kadınlara hitap ettiği için çok fazla şey hissettiğimi söyleyebilirim.Mesela kadınların yaşadığı sorunlarda eksik bırakılan gelişimlerinin payı olduğunu düşündürmesi ve çözüm üretebilmelerinin mümkün olduğunu göstermesi hem hüzün hemde umut uyandırdı .
    Yazar kitabını yirmi yılda tamamlamış, okuyunca bu süre olağan geldi.
    İnceleme de uzun olacak şimdiden biliyorum .Ben de yirmi yılda inceleme yazabilirim.Hiç şaşırmayın anlatımları çok derinlikli yorumlamak zevkli oluyor .Tıpkı kitap gibi bölümlerine sadık kalarak yazmak istiyorum.Birbirinden bağımsız bölümler olursa okunması kolay olur ara verilince kopukluk olmaz.
    Kitabı ikinci kez okuduktan sonra yazıyorum.

    GİRİŞ:KEMİKLERİN ÜSTÜNE ŞARKI SÖYLEMEK
    "Vahşi hayat ve vahşi kadın ikiside soyu tükenmekte olan tür"
    diyerek başlıyor .
    Doğanın yok edilmesini çok iyi anlatan bir cümle. Çünkü yaşam döngüsüne birçok yerde vurgu yapmış bence doğa ve kadın bu döngünün baş kahramanlarıdır. Vahşi hayvanlardan ayı, çakal, kurt gibi hayvanların vahşi kadına benzediğini yazmış. Bu kısmı okuyunca ne oluyor niye kadınları vahşi olarak etiketleyip yabani orman hayvanlarına benzetiyor diye sorgulamaya başladım bile.Çünkü bir kadın olarak bu benzetmeler hiç hoşuma gitmedi.
    Ancak kitabın kadınlar için yol gösterici olduğunu birçok kez duyduğum için bakalım nereye getirecek diyerek devam ettim.Iç güdüleriyle ve geçmişten getirdikleri kalıtsal davranış kalıplarıyla hareket eden kadınların "vahşi kadın "olduğunu bu kadınlara ulaşırsak- ki her kadının içinde var olduğunu söylüyor- daha güçlü olunacağını anlatıyor.
    Tamam dedim iyi birşeyler anlatacak. Ben içimin vahşi kadınını buldum mu acaba ,yoksa yarım asır boşa mı geçmiş ,diye düşünmeden edemedim.Okudukça en azından çeyrek asırın boşa geçmediğini hissediyorum ,mutluyum gururluyum! Kitabın ismine gelince kurtlar ile kadınları kurtlarla ilgili bir araştırma yapınca benzettiğini söylüyor. Kitaba bu benzerlikten etkilenerek isim vermiş olabilir . Aslında " vahşi kadın arketipini" yani "kadının kalıtsal ve doğal davranış kalıplarıyla" kurtları karşılaştırıyor.Burada onun açıklamasına bakarsak benzerliği nasıl anlattığını görebiliriz:"Kurtlar ve kadınlar doğaları, araştırıcılıkları, büyük bir dayanıklılık ve güce sahip olmaları bakımından yakın akrabadırlar.
    Sezgileri çok güçlüdür; yavruları, eşleri ve sürüleriyle yoğun bir biçim­de ilgilenirler. Sürekli değişen koşullara uyum sağlamakta deneyimlidirler; tuttuklarını koparmalarının yanında çok da cesurdurlar.
    Ancak ikisi de sürekli avlanmış, taciz edilmiş ve yanlış bir şekilde obur, sapkın, son derece saldırgan ve hasımlarından daha az değerli olarak tanımlanmıştır. Hem vahşiliği hem de ruhun vahşi yanlarını yok eden, içgüdüsel olanın soyunu kurutan ve arkada hiç iz bile bırakmayanlar için, ikisi de birer hedef haline gelmiştir. Kurtların ve kadınların kendilerini yanlış anlayanlar tarafından yok edilmesi çarpıcı bir benzerlik taşır."Valla kurtları bilmiyorum ama kadınlar ile ilgili özelliklerine çoğumuz onay veririz.
    "Vahşi kadın arketipi" dediği kavramı anlatmaya çalışayım.Kadınların geçmişte doğal yaşam sürerken edindikleri davranışların kalıtsal olduğunu ve bu davranışların kalıplaşmış bir şeklide sonraki nesilde de görüldüğünü söylüyor ,Carl Gustav Jung adlı bilim insanının görüşünü benimsemiş olduğunu ,psikiatri biliminde Jungcu (Yung) yada Freudcu olarak birbirlerini adlandıran araştırmacılarının var olduğunu anlatıyor.İç güdüleriyle hareket eden kadının aslında bu kalıtsal davranış kalıplarıyla yolunu bulduğunu ve içindeki doğrularla ilerleyebileceğini açıklıyor.
    Çocukluğunun doğayla iç içe geçmesini ve bunun kendisine öğrettiklerini çok çarpıcı anlatmış
    Bu bölümde en sevdiğim kısmıydı diyebilirim.Doğanın öğreticiliği insanın bu bütünün bir parçası olması gerektiğini kendini öyle hissettiği için güçlendiğini söylüyor.
    " çiftliklerle çevrili, Büyük Göller’e yakın bir yerde büyüdüm. Orada, gökgürültüsü ve şimşek, ana besinimdi. Geceleri buğday tarlaları hışırdayıp yüksek sesle konuşurdu. Uzaklarda, kuzeyde ay ışığıyla birlikte açık alanlara gelen kurtlar oradan oraya atlayıp zıplar, adeta Tann’ya yakarırlardı. Hepimiz kor­kusuzca aynı derelerden su içebilirdik "diyerek çocukken dahi doğanın coşkulu sesini duyduğunu ve doğanın tüm elamanlarının ortak bir dünyayı paylaştığını anlatıyor.
    Yaşadığı duyguların çocukken öğrendiklerinin tamamlayıcısı olduğunu şöyle ifade ediyor:
    "Daldan düşen ve tekrar yukarı tırmanmaya çalışan tüylü tırtıllar, bir amaca yönelik çalışmayı öğretti. Kolumu gıdıklayan yürüyüşleri, cildin nasıl canlanabileceğini öğretti. Ağaçların tepesine tırmanmak, günü geldiğinde cinselliğin nasıl hisler uyandırabileceğini öğretti."
    Kişisel deneyimlerinden başka toplumsal yapıda kadının durumunu işlemiş .En çarpıcı cümlelerden biri :
    "iliklerine kadar sömürülen kadınların ruhsal yaralanmalarına “sinir krizi” adı verilir" En doğal hak olan yaşama hakkının dahi gasp edildiği kadın yok ediliş girdabından kendini kurtaramayınca, hiç bitmeyen sinir krizleri düşüyor payına.
    Öykülere ,masallara gelince; onlara yüklediği anlamlar hem kişisel iç görü hemde sosyal kavrayış sağlıyor.
    öyküler ;"henüz yolların tükenmediğini ve kadınları daha da derinlere ve kendi bilgilerinin en uç sınırlarına götürmeye devam ettiğini gösterir. Hepimiz, yabanıl Benliğin yolundan gidiyoruz."
    diyor.Çok güzel değil mi ?Kadınlar için yol gösterici dediği bu öyküleri incelemiş ve yazmış.Bize de okumak düşer.
    Öykülerde yolundan gidilen kadının "vahşi kadın"olduğunu söylüyor ve bu giriş bölümünde onun kim olduğunu anlatıyor .
    "Bir kadın hangi kültürden etkiler taşırsa taşısın, vahşi ve kadın sözcüklerini sezgileri yoluyla anlar." diyor ama Bende bu sözcükler hiç birşey çağrıştırmadı.ilk prototip kadının kalıtsal davranışları bana geçmemiş hiç birşey kalmamış uçmuş gitmiş galiba .Ancaaak dedim ya hisler önemli,hiç bir neden yokken içgüdüsel hisler taşırız o anlarda vahsi kadını ruhumuzda hissederiz.Ben onlardan olabilirim:
    "Sezgi düzeyinde de olsa, onu yaşadığımız anlar vardır ve bu anların devam etmemesi bizi deli eder. Bazı kadınlar için vahşi olanın bu hayat verici “tadı” gebelik enasında, çocuklarını emzirirken ve büyütürken onlarda görülen değişim mucizesi sırasında, sevilen bir bahçenin müdavimi olmak gibi bir aşk ilişkisinin müdavimi olduklarında çıkagelir."
    Vahşi kadının ,bir kadın için ne anlama geldiğini anlatmaya devam edeyim "Ben onu ormanlarda günbatımını gördüğümde hissettim. Alacakaranlıkta, ellerinde fenerleriyle gölden dönen balıkçıları ve yeni doğan bebeğimin ayak parmaklarının bir dizi şekerkamışı gibi dizildiğini gördüğümde, içime dolduğunu hissettim. Onu her yerde görebiliriz."
    "Mistik ocak ateşine ya da düş kurmaya; hayatın yaratıcı boyutuna, yaşamımızın en önemli eserine ya da gerçek aşklara çok az zaman ayırdığımızı kavradığımız anlar, ona özlem duyduğumuz anlardır."
    içimizdeki vahşi kadına yani bize yol gösterecek olan o güce bir kere ulaştık diyelim. Bundan sonrasını cennete düşmüşüz gibi anlatıyor.
    "Onun İzi bulunduğunda ise, kadınların ona yetişmek için atlarını mahmuzlamaları, masayı terk edip ilişkilerini kesip atmaları, zihinlerini köşe bucak temizlemeleri, yeni bir sayfa açmaları, mola vermekte ısrar etmeleri, kuralları ihlal et­meleri, dünyayı durdurmaları alışıldık bir durumdur, çünkü artık o olmadan yola devam etmek mümkün değildir."
    Bir rahatlama geldi diyebilirim! Buyrun ne diyor bakalım.
    "onunla birlikte yaratıcı hayatları çiçek açar; ilişkileri anlam, derinlik ve sağlık kazanır; cinsellik, yaratıcılık, iş ve oyun döngüleri yeniden kurulur; artık başkalarının yıkıcılıklarına hedef olmazlar; doğanın büyüyüp serpilme yasaları nezdinde eşit haklara sahiptirler. Artık gün -sonu-yorgunluklarının sebebi çok küçük bir zihinsel alanda, iş ya da insan ilişkilerinde kısılıp kalmaları değil, doyurucu çalışma ve çabalardır. Sezgisel olarak çevrelerinde ölümün ve yaşamın ne zaman gerçekleşmesi gerektiğini bilirler; nasıl çekip gidileceğini bilirler; nasıl kalınacağını da."
    Bu anlatım beni güzel hissettirdi.Çoğunlukla size de geçsin diye yazmak istedim.

    DEVAM EDECEK*
    Bu bölümde kullandığı " Vahşi" sözcüğünün denetimden yoksun anlamına gelen günümüzdeki küçümseyici anlamı değil, doğal bir hayat, doğuştan bir bütünlüğe ve sağlıklı bir ruha sahip olduğu bir hayat yaşaması anlamında kullandığını belirtiyor. "Vahşi" yerine başka isimler de verilebilir :içgüdüsel doğa ,doğal ruh yada kadınların doğuştan gelen, en temel doğası ,kadınların özgün, özlerinde var olan doğası denebilir.
    Farklı kültürlerde hikaye anlatıcılar vardır bilirsiniz.Clarisa P.E. de kendini bir hikaye anlatıcı kadın olarak tanıtıyor
    (Meksika yerel dillerinde bu kadınlara "cantadora" deniyor ). Cantadoralar, vahşi kadın için bilge ya da akıllı doğa diyorlar. Bazen “zamanın sonunda yaşayan kadın” ya da “dünyanın ucunda yaşayan kadın” olarak tanımlandıkları da olur. Bence bu kelimenin, insan yaşamı için hayır eksik oldu tüm canlı cansız varlıklar için çok fazla anlam yüklü olduğunu gösteriyor. Bunlar içinde en güzel olan bilge; kısa ,öz hem geçmiş hem gelecek diye düşündüm. Sizin sevdiğiniz başka bir tanım olabilir .Kitabın bu yönü var ;kendi deneyimlerinize göre gerekçeler,örnekler üretebilirsiniz.
    Hikaye anlatıcısı kadınlar kısaca Cantadoralar yollarını kaybedenler için yol gösterici olarak tıpkı bir anne gibi anlatırlar.
    Kadınlar hayatta yaşadıkları bazı tatlarla veya iç sezgileriyle vahşi doğanın farkına varacaklar ve bunun kendilerini iyi hissettirdiğini anlayacaklar ve yeniden vahşi doğayla iletişime geçmek isteyeceklerdir sözlüyle kadının hayatında bir farkındalık olduğu andan söz ettiğini düşündüm.
    Vahşi doğayla ilişkilerini yeniden kurduklarında bilge, hayalperest, kâhin, sezgi sahibi, yapıcı, yaratıcı, mucit yeteneğiyle donanırlar.
    Bu vahşi öğretmen, Vahşi Anne, vahşi usta haline gelir ve kadınların hayatlarını destekler.
    Daha ne olsun?
    Yazar kadınların sahip olduğu yaratıcı yetenek ve bilgi üzerine az araştırma yapıldığını ama zayıflıķları uzerine çok yazı yazılıp çizildiğini söylüyor. Hiç böyle düşünmemiştim.
    Eğer kadınların güçlü yönleri daha fazla öne çıkarılırsa ona güç veren vahşi kadın arketipini yani kadınların içsel gücünü kavraması ona ulaşması ondan yararlanması daha kolay olacaktır. Psikoloji bilimininin kadınların bu yönlerini ortaya koymasının önemli olduğunu söylüyor ."psikolojisinin merkezinde bulunan bu doğuştan gelen tinsel varlığa hitap etmeyi başaramayan bir psikoloji, kadınları da yetersiz kılar ve onların kızlarını ve kızlarının kızlarını, gelecekteki bütün anaerkil tutumlardan uzaklaştırır" Biliyoruz anaerkil güçlü kadınların olduğu topluluklar için kullanılır.Bütün bir toplumun etkileneceğini anlatmak istiyor.
    Ayrıntılı bir şekilde psikoloji biliminin değinmesi gereken konulardan söz ediyor.Biz okurların kitabı karmaşık bulup bırakması burdan başlıyor olabilir( örnek cümle verirsem: nesnel psişedeki ve ego-Benlik2 eksenindeki örgüt- lenme (ya da dağınıklık) aracılığıyla psikopatiyi tanımlayan psikanalitik parametreden yararlandım.) Ara ara bu zorlayıcı bölümler ile öyküleri yorumlarkende karşılaştım.Ne yaptım ?Bilmediğim terimleri araştırıp öğrenmeye, birkaç kez okuyup anlam çıkarmaya çalıştım.Gerekli mi ?bence değil . çok fazla üzerinde durmadan da kitap okunabilir.Kişisel ilgi alanına hitap etmiyorsa araştırma yapmaya gerek yok.
    "Psişedeki vahşi güçle ilişkinin kopması " benim anladığım kadının doğal olmaktan uzaklaşması bilinçli hareket etmemesi anlamına geliyor.Bu durumun belirtilerini kadınlarda somut olarak görürüz.
    Burası önemli,bakın neler neler var :

    " Kendini had safhada yavan, yorgun, kırılgan, çökkün, kafası karışık, suskun, dizginlenmiş, he­yecansız hissetmek. Kendini korkmuş, aksak ya da zayıf, esinsiz, cansız, ruhsuz, anlamsız, utangaç, sürekli kızgın, hafifmeşrep, sıkışıp kalmış, yaratıcılıktan uzak, bastırılmış, aklını yitirmiş hissetmek.
    Kendi temposunda ısrar etmeyen, çekingen, Tanrı’sından ya da Tanrılarından ayrı düşmüş, kendini yenilemekten uzaklaşmış, içgüdü­ lerini yitirmiş biri için en güvenli yer olduğundan ev hayatına, entelek­tüelliğe, işe ya da tembelliğe çekilmiş biri olmak.
    Kendi başına bir işe girmekten ya da kendini açığa vurmaktan kork­mak; akıl hocası, anne, baba aramaktan korkmak; eksik çalışmasını birbaşyapıt haline gelmeden önce sergilemekten korkmak; bir yolculuğa çıkmaktan korkmak; başkasına ya da başkalarına bakmaktan korkmak;
    koşmaya devam etmekten, durmaktan, yavaşlamaktan korkmak; otorite önünde sinmek; yaratıcı tasarılardan önce enerjisini yitirmek; ürkme, küçük düşürülme, endişe, uyuşukluk, bunaltı.
    Başka yapacak bir şey kalmadığında dilini tutmaktan korkmak; yeniyi denemekten korkmak, karşı koymaktan korkmak, sesini yükselterek, karşı çıkarak konuşmaktan korkmak; midesinin bulanmasından, heyecandan midesine sancılar girmesinden, midesinin ekşimesinden, ortada kalakalmaktan, boğulmaktan, çok kolay uzlaşmacı ya da nazik biri olmaktan, intikam almaktan korkmak.
    Durmaktan korkmak; harekete geçmekten korkmak; durmadan üçe kadar sayıp başlayamamak, üstünlük kompleksi, müphemlik hissetmek, ama yine de başka açılardan tamamen yetenekli, tamamen İşlevsel olmak. Bu saydıklarımız bir çağın ya da bir yüzyılın hastalığı değildir ve kadınların her tutsak alınışında, vahşi doğanın her tuzağa düşürülüşünde, her zaman ve her yerde bir salgın şeklinde kendini gösterir."
    DEVAM EDECEK
  • "Ben sa­na ne kötülük yaptım" diye soran Gerald'a, "Benimle evlendin" diye cevap verir.
  • Sana kitaptan gizemli bir hikaye anlatacağım dinle... Kolombiyada bir kaç aydır bulunan adam çicekle eve gelirken bir not görür, bir video kaydı izle diye, kayıtta kadın(1. Kadın diyeceğim bu kadına) kadın kendisini çok sevdiğini ama ilişkiyi bitirmenin iyi olacağını, kendisiyle konuşacak kadar gücü olmadığı için video kaydı yaptığını söyler.. Adam hemen dolaplara bakar, bavullara bakar, kadının elbiseleri bakar, yok.. Üzülür öfkelenir, aynaya bakar, ağlar, çiceği aynaya fırlatılır.. İki üç gün boyunca üzülür.. Sonra lavaboda elini yüzünü yıkar, bu kadar, benden bu kadar der.. Lavaboda biriken su adam "benden bu kadar" derken dalgalanır adam farketmez ama üzüntüden.. Adam içinden düşünür beni başka bir adam için terk etti.. Dışarı çıkar, içer içer sarhoş olur, dayak yer, garson kız kendisine yardım eder, araba süremeyecek kadar sarhoş olan adama garson kız yardım eder. Adam garson kızı sever, bir nevi 1. Kadını aldatır tabi buna aldatmak denirse..( çünkü 1. Kız video bırakıp ortalıktan kaybolmuştur, hiçbir iz yok. Arkasında hiçbir şey yoktur. Adam polise gider, polis eve gelir, polis adamın kadını öldürdüğünü düşünür.. Bahçeyi arar, her yeri arar cesed, iz bulamaz. Kadın ülkeyi de terketmemiş, bir kayıt yok.. ) Neyse biz adamın hikayesine devam edelim bakalım ne olacak.. 2. Kadınsa adamla mutludur, çünkü adam zengin, adamı sever hem. Bir garson kız için iş adamı biri ile evlenecek olmak çok güzeldir, tabi şimdi evlilik olmasa da kız adamın evine taşınır. Kadın duş alırken birden sımsıcak su gelir, yanar. Tabi bir şey olmaz.. Şaşırır sadece. Sonra yine elini yüzünüz yıkarken ya da dişini fırcalarken lavaboda bir ses duyar gibi olur. Ses değil gürültü demek daha doğru olur.. Kadın korkar, adama bu evde hayalet var der. Bu evi terkedelim, adam güler, alaya alïr.. Kadın lavaboya gelir, aynadan kendine bakar, suyu açar, lavaboda suyun birikmesini bekler, sonra da suyun gideceği yeri kapatır bekler.. Su dalgalanır. Dur der. Su durur.. Korkar kaçar gider.. Yatak odasında temizlik yaparken birden bir kolye bulur, anahtarar benzer kolye, çok hoşuna gider, takar.. Bir telefon gelir adama. Polis aramış.. Bir ceset bulmuşlar eski kız arkadaşım olabilirmiş diyor adam garson kıza.. Hemen çıkmam lazım.. Aynanın yanında geçiyor bu konuşma. Adam gidiyor.. Garson kadın aynaya bakıp hafif tebesseüm ediyor daha doğrusu şeytanca bir gülüş... Neyse bir iki gün geçer, adam işten her gün saat 5 gibi eve gelir.. Bir ara eve geldiğinde kadının lavaboda suyla konuştuğunu duyar, "üzgünüm" der. Adam bir anlam veremez, hem kitaplıktaki kitaplar filan dağılmış.. Ne oldu, ne yapıyorsun kadında der, "hiç bir kitap arıyordum da..." der. Bilal buraya kadar okuduklarını bir kez daha oku, her şey ayrıntılarda gizli: )
    Şimdi diğer kadın ilk kadın hakkında bilgi vereyim sana.. Zaten olay bundan sonra başlıyor, dinle bundan sonrası çok güzel, bir saattir anlattıklarım şimdi anlatacaklarım için.. Kadın o videoyu niye hazırladı? Önce onu cevaplayayım, sonra hayalet mevzusuna açıklık getireceğim. Geçmişe dönüyorum..
    Bizim adam işi için uzak bir yere kolombiyaya bir seneliğe gidecektir, kız arkadaşının da kendisiyle gelmesini ister, 1. kız kabul eder. Kolombiyada Alman bir kadınla tanışırlar, kadının eşi ölmüştür(2. Dünya savaşında savaşmıs Nazi'li bir komutamandır.) Alman kadın Almanya'ya gideceğini evi isterlerse kendilerine bırakacağını söyler, bir şartıyla köpeğine de iyi bakacaklar.. Birkaç ay sonara kız adamın iş yerinde başka bir kadınla mesajlaştığını görür. Üzülür, adama açıklar durumu, lütfen onunla, iş yerindeki kadınla görüşme seni çok seviyorum der. Adam onunla görüşmeyeceğini, kadını çok sevdiğini söyler olay kapanïr görünüşte ama kadın çok kırılmış, üzülmüştür bu duruma. Adam işe gider, kadın evde beklerken, Almanyaya giden kadın geri gelmiştir, köpeğine bakmak için. Köpeğini iyi görür, kadına nasıl olduğunu sorar, kadın her şeyi anlatır.. Alman kadın kendisine bir sır vereceğini, adama bir oyun yapabileceğini söyler. Kadın heyecanlanır. Alman kadın evde bir anahtar(kolyeye benzeyen: )) gösterir kendisine.. Bu anahtar der eşim Naziydi, Nazilere 2. dünya savaşından sonra rahat yoktu, zaten ondan buraya Kolombiyaya geldik, burda da kendini güvende hissetmiyordu, bu anahtar işte evin içinde gizli bir odanın anahtarı.. Kitaplıktaki kitapları kaldırır, gizli bir anahtar deliğine anahtarı koyar, diğer bölme açılïr. Gizli odaya girerler, bu odadan diğer odalar rahatlıkla görülür, diğer odalarda ayna olan şey bu odada camdır, bizim çocuk psikiyatrisindeki cam gibi.. Dışarıdan ses gelir, hoporlar vardır, ama dışarıya ses gitmez. Aşırı yalıtılmış bir yer burası.. Yatak odasındaki, lavabodaki aynalarla gizli odadan rahatlıkla seyredilebilir.. Şimdi bir şeyler canlandı mı kafanda: ) Olay nereye gidiyor? Alman kadın bunları gösterdikten sonra Almanya'ya gider. Kadın hemen o video kaydını yapar, bavullarını eşyaları toplar, gizli odaya koyar tüm eşyalarını, inandırıcı olsun diye.. Saat beşe doğru gelmektedir, köpeğin sesi geliyor, adam arabayla eve yaklaşıyor demek, kadın anahtarı çantasını üzerine koyar, hemen video kaydı olan mp4'ün üzerine "senin için video kaydı" yazar, acele eder, çantasını aldığı gibi gizli odaya geçer, kapıyı kapatır. Adam yatak odasında mp4 üzerindeki yazıyı okur, videoyu açar.. Kadın adamı izler, nasıl tepki verecek acaba? Küçük bir oyun, küçücük bir oyun yapacaktır, ama siz küçük bir oyun yaparsınız kader de size büyük bir oyun yapar... Adam videoyu izleyince inanmaz, dolaplara bakar... Kadını arar, kadına ulaşamaz.. Kadın hala onu izliyor.. Adam boy aynasına yaklaşır, "neden?" der kendi kendine bakarak.. Adam üzülür ama hemen aynanın arkasında olan kadın sevinir, adam ağlar, kadın güler.. Adamı denedi kadın, ve kadın adamı daha çok sevdi.. Kadın hemen adamın yanına gitmek ister. Çantasına bakar, anahtar yok! Aceleyle çantayı karıştırır ama yok!! Hatırlar, sakar kadın! Acele edeyim derken anahtarı çantadan üzerine bırakmıştım, çantayı çekerken düşmüş.. Kadın camı vurur nafile.. Adamın ismini haykırır, bağırır çağırır nafile! Yalıtılmış bir oda zaten bu.. Cama bakar, adamı ağlar bulur.. Kendisi de ağlar... Özür dilerim, özür dilerim, bana yardım et.. Yardım ett.. Odayı baştan başa karıştırır, çekmecelere bakar, dolaplara ama başka bir anahtar, ya da çıkacak bir yer yok.. Asker olan Nazi komutanı zaten güvenlik amacıyla bu odayı yaptırmıştır.. Nazi komutanın günlüklerini görür, okur, konserveler vardır, yemekler kokar ama onları yer, su çamurlu gelmektedir, onu içer.. İki üç gün geçer adamı izler hep. Adam en sonda elini yüzünü yıkar, aynaya bakar "benden bu kadar der" kadın hemen kalkar cama yaklaşır. Kadın "ne!" der. "Ne diyorsun sen" der.. Bağırır, çağırır.. Nafile. Kızar. bir demirle kendi tarafındaki boruya vurur.. Su dalgalanır, evet evet der. Vurmaya devam eder ama adam bunu farketmez çıkar gider..Sonra o garson kadınla gelir eve. Kadın görür, "dur yapma", olamaz!!" der. Bağırır, çağırır.. Adam ve garson kadının ilişkiye girdiğine tanık olur. Aldatılıyor hem de kendi gözü önünde.. Ağlar.. Ağlar.. Sırtını döner.. Hopörlardan ses gelemeye devam etmektedir.. Kulağını kapatır..
    "Kes şunu, kes! Lütfen, lütfenn lütfeennn" "yeter yeter, bitsin artık" gözlerinden yaşlar akıyor durmadan, tam bir dram.. Oturur vaziyette elleriyle sımsıkı kulaklarını kapamış, yeter, yeter diye sayıklıyıyor, aynı şeyi tekrarlıyor durmadan.. Bu halle uyumuş, gözlerini açtığında camdan garson kadını görür, nefretle, kinle, kıskanclıkla bakar. "Sen, sen de nerden çıktın or.." Küfreder. Nerden çıktın sen.. Dişlerini fırçalamak için fırcayı alırken, kadın "O benim diş fırçam, sakın kullanma seni ...duttt" küfreder lavabodan kıza.. Ama bu gürültü olarak yansıyor sadece.. Garson kız ürkek, çekilir.. Kadın "evet evet kurtulabilirim" diye düşünür, yeter ki iletişime geçebilsin. Garson kadın duş alırken gizli odadaki kadın öylesine gizli odadaki vanayla oynar, birden bir çığlık işitir, garson kız sımsıcak suyla yanmış. Kadın vanayı biraz dha acar, kız banyodan kaçar, aynadan kendine bakarken, yandım der.. Ohh olsun der kadın camdan bakarken, güler, az bile sana.. Kadın lavaboda soğuk suyu açar, gideri kapatır, yanan omzuna suyu elle alıp dökerken suda dalgalanma görür, bizim gizli odadak kadın, boruya demirle vuruyor, iletişime gecebilmek için.. Bağırır, hadi kadın hadi akıllısın sen hadi.. Hadi düşün, gürültü, sıcak su, dalgalanma, düşünnn. Hadi seni gerizekalı hadi düşün!! Garson kadın suya bakar, "dur" der, bizim kadın durur. Helal sana.. Bak anlıyorsun.. Garson kadın devam et der.. Gizli odadaki kadın var gücüyle boruya vurur su dalgalanır.. Korkar kaçar gider hemen.. Oyalanmak için, korkusunu bastırmak için, bir şeyle meşgul olmak ister, unutmak ister, temizlik yapar.. Aynanın önündeki köpeği kovar, temizlik için.. Köpek de hep aynanın yanındadır zaten.. Hep aynanın yanında uyur.. Çünkü önceki o kadını sevmiştir, sadıktır, kokusu hoşuna gider.. Adam gibi kadına ihanet etmemiş hep sadık kalmıştır.. İhanet denirse tabi.. Garson kadın da zaten köpeği bir türlü sevemez, hep nerde görse odadan kovmaya çalışır.. Temizlik yaparken durur.. Gizli odadaki kadın, ne durdun ne oldu kadın. Korkak. Az üstüne gitsen korkunun, zeki olsan iş bitecek... Camdan bakarken kadının anahtarı yerde bulduğunu görür, çok sevinir.. İşte buldun seni şapşal.. Hadi, hadi düşün.. Garson kadın onu boynuna koyarken.. "Hayır, hayır! O bir kolye değil, hayır!!" hayır... Lütfen o kolye değil.. Aptal!! Anahtar bak, o anahtar.. Kadın kolyesi yakıştı mı diye aynaya bakar.. Ayndan bakan kadının hoşuna gider, camdan bakan kadınınsa içi gider.. Çaresizlik tam da bu işte.. Seni kurtaracak şey hemen yanında. Bir el uzağında ama.. Bir gün geçer.. Bir ceset bulmuşlar eski kız arkadaşım olabilirmiş.. Hemen çıkmam lazım.. Aynanın yanında geçiyor bu konuşma. Adam gidiyor.. Garson kadın aynaya bakıp hafif tebesseüm ediyor daha doğrusu şeytanca bir gülüş... Camdan bakan kız bunu görünce.. "Seni ..." "..Sürtü... sırıtma ben daha ölmedim!" Bir gün sonra.. Ki bu arada garson kız çok düşünmüştür sonunda korkunun üzerine gidecek... Aklına bir şey gelir.. Lavabonun yanına gider.. Suyu açar, gideri kapatır bekler, su dalgalanır, gizli odadaki kadın boruya vuruyor da vuruyor.. Garson kadın dur der. Durur. Devam et der devam eder. Sen kimsin, adamın adını söyler, gizli odadaki kadın durur, salak der. Baba, baba sen misin der garson kız.. Gizli odadaki kadın ah mall.. Garson kadın sen adamın kaybolan eski arkadaşı mısın? İsmiyle hitap eder. Kadın boruya vurur, su dalgalanır.. Evet, evet devam et, düşün devam et.. Adam sana bir şey mi yaptı diye sorar. Cevap yok. Tuzağa mı düştün? Su dalgalanır. Aynanın arkasında mısın su dalgalanır çok hızlı bir şekilde.. Garson kız aynanın yanına bakar başka aynalara bakar, yanındaki şeylere bakar.. Gizli odadaki kadın, hadi hadi.. Kitaplık aynanın yanındaki kitaplık.. Hadi.. Aynanın yanındaki şeylere bakarken kitaplıklardaki kitapları yere atar ve.... Bir anahtar deliği bulur! Gizli odadaki kadın sevinir: ) Güler.. Kurtuldum diye düşünür.. Bilal burası çok güzel.. Garson kız anahtarı deliğe sokar hafif çevirip durur! Durur düşünür... Bu kadın geri gelse adamı elinden alacak.. Zengin ve sevdiği adamı.. Kimse burda olduğunu bilmiyor zaten.. Ölür gider, hem benim üzerime de kalmaz.. Ben görmedim. Hiçbir şey bilmiyorum duymadım. Dolabı kapatır. Aynanın karşısına gecer, bakar.. "Üzgünüm" der. Gizli odadaki kadın.. "NE!!" "Olamaz, seni" Suyun giderini açar su akar.. Adam gelmiştir.. Kitaplar da dağılmış bir anlam veremez.. "Ne oldu ne yapıyorsun der" "hiç bir kitap arıyordum da.." Adam; "Ceset o değilmiş. Garson kızın yüzünde telaşı gören adam o kadın benim için bitti, anlıyor musun, beni başka bir erkek için terketti, bitti. Adam kadına sarılır, kadın cama bakar... Kadın adama sarılıyken aynaya bakar, sinsice bakar. Kıskanclara has bir bakış! İçerdeki kadın da bakar cama.. Düşmanca! Devamında ne olacak? Çok güzel... Devam edeyimmm..
  • 103 syf.
    ·Puan vermedi
    Kitabı koca sitede okuğunu bildiren ilk kişi olmanın haklı gurununu yaşıyorum. Kitap eksikti bildirdim hemen eklediler. İngiliz Dili Edebiyatı drama dersinin olmazsa olmazı. Feminism, dönem evliliği gibi konulara değinen eğlenceli bir kitaptır.
  • Beni burada arama anne
    Kapıda adımı sorma
    Saçlarına yıldız düşmüş
    Koparma anne
    Ağlama

    Kaç zamandır yüzüm tıraşlı
    Gözlerim şafak bekledim
    Uzarken ellerim
    Kulağım kirişte
    Ölümü özledim anne
    Yaşamak isterken delice

    2
    Bugün görüş günü
    Günlerden salı
    Islak
    Sarı bir yağmur
    Ülkemin neresine bakarsa ay
    Orada yitik bir anne ağlıyor
    Sen aralıyorsun yağmuru
    Acıdan sırılsıklam alnına siper edip elini
    Sonra bir umut koşuyorsun
    Yüreğin avcunda
    ısırırken
    çırpıntı gözlerini
    (ah verebilseydim keşke
    yüreği avcunda koşan
    herbir anneye
    tepeden tırnağa oğula
    ve kıza kesmiş
    bir ülkeyi armağan
    koşma anne
    birdenbire batacak olan
    düş denizinde yarattığın umut sandalıdır
    oysa benim için gece
    ışık hızıyla koşan
    kısa ve soğuk bir zamandır
    bu yüzden boğuk seslerle geldiler bir şafak
    uykusuz
    yorgun
    ve korkak
    sanırım baytardı
    yüreğimin depreminde rihter ölçeği çatlarken
    ölebilir raporu veren beyaz önlüklü doktor
    boşver hipokrat amca
    üzülme ne olur
    sen de anne
    sen de üzülme
    hücremin dört bir köşesinde el ayak izlerimi
    ciğerlerimde yırtılan bir çığlıkla hazır beklediğim
    ve korkunç bir sabırla birbirine eklediğim
    korkak kahraman gecelerimi
    düşlerimle sınırsız
    diretmişliğimle genç
    şaşkınlığımla çocuk devrederken sıradakine
    usulca açılıverdi
    yanağımda tomurcuk

    pir sultan’ı düşün anne
    şeyh bedrettin’i
    börklüce’yi
    torlak kemal’i düşün anne
    hala kanaması nedendir faşizmin göğsünde
    utangaçlığı bile vuramadan yanaklarına yasının
    onsekizinde ölümüne pervasız yürüyen
    ince bilekli çıplak ayaklı tanya’nın
    deniz’i düşün anne
    her mayıs şafağında uzun
    uzun döverken darağaçlarını
    ve o şafaktan doğma
    onbir yaşını çiğneyip yürüyen çocukları
    insanları düşün anne
    düşün ki yüreğin sallansın
    düşün ki o an
    güneşli güzel günlere inanan
    mutlu bir yusufçuk havalansın
    sıcak omuzlar değerken omzuma
    buz üstünde yürüdüm yıllar boyu
    bayraklar ve türkülerle
    kopunca memelerinden o mükemmel yaşama

    kurşunlar sıktılar alnıma
    açık alanlarda ağır
    kartalların konup kalktığı
    yalçın kayalardan biriydim
    ölüp dirildim yeniden
    güneşli güneşsiz akşamlarda

    mutlu yarınlar adına
    özgürlük adına ekmek adına
    üstüne vardım kuyruğu kanlı itlerin
    dirilip dönmesin diye hiroşimalar
    tahtadan atların boynuna çıplak
    ölümlerle yatmasın diye çocuklar
    aç gözlerle bakmasın diye çocuklar
    kardeşlik adına
    havadaki kuş denizdeki balık adına
    yürüdüm yıllar boyu
    dönüp bakmadım arkama
    ıraktı gözlerim çok ırak
    izim kalır mı bilmem yürüdüğüm yolda
    kalsa da silinir gider
    yalnızca bir ağıt gibi çakılır
    ardımca gelenlere gözlerimi yaktığım yer
    tören adımlarıyla ölmek
    ne garip şey anne
    kanlı karanlık bir oyunda baş oyuncuyum
    bütün gözler üstümde

    sürüyor gecenin karnında şafağa bakan oyun
    masa üstünde üşüyen bir sigara
    yanında küçücük bir cam bardak
    içinde rengi bu gecenin
    cılız titrek bir kibrit
    kağıt kalem
    sandalye
    geride flu
    yağlı
    büküm büküm bir ip
    ve çingene kuralına uygun
    değişmez dekoru mudur
    idam mahkumunun
    kırılacak cammışım gibi davranıyorlar
    yüzlerinde zoraki çatılmış bir hüzün
    oysa birazdan boynumu kıracaklar
    pul pul dökülecek yaz siyasi eylül’ün

    ben ölümü asıl az ötede titreyen
    çingenenin kara killi ellerinde gördüm
    anladım ki küllenen sigaradır
    soğuyan bir bardak çaydır benim ömrüm

    yani benim güzel annem
    alacaşafağında ülkemin
    yıldız uçurmak varken
    oturup yıldızlar içinde
    kendi buruk kanımı içtim
    ne garip duygu şu ölmek
    öptüğüm kızlar geliyor aklıma
    bir açıklaması vardır elbet
    giderken darağacına
    geride
    masa üstünde boynu bükük kaldı kağıt kalem
    bağışla beni güzel annem
    oğul tadında bir mektup yazamadım diye kızma bana
    elleri değsin istemedim
    gözleri değsin istemedim
    ağlayıp koklayacaktın
    belki bir ömür taşıyacaktın koynunda
    usul adımlarla yürüdüm ömrümü
    karşımda kurum kurum-laşan darağacı
    (tarlakuşu korkmaz ki korkuluktan
    ökse de olsa dört bir yanı)
    birdenbire acıdı boynum
    gelecekler var birbiri ardınca genç
    yakışıklı

    ne olur işçi kadınım
    az yumuşak dik
    şu kefenin yakasını


    yaşamak ağrısı asıldı boynuma
    oysa türkü tadında yaşamak isterdim
    çiçekleri kokmak ırmakları akmak
    yaz boyu çobanaldatanlara aldanmak
    su başlarında aylak sektirmek kavalımı
    sonra bir çocuğun afacan bacaklarında
    anavarca kayalıklarına tırmanmak isterdim
    o güzel günleri görenler arasında
    bir soluk ben de yaşamak isterdim
    bir de luvr müzesinde seyretmek gizliden
    öperken siya-u jakond’u tebessümünden
    işte o an saçlarından yakalamak dolunayı
    bir de yirmibeş kilometreden görebilmek
    nazım’ın gözleriyle pırıl pırıl moskova’yı

    ölmek ne garip şey anne
    bayram kartlarının tutsaklığından aşırıp bayramı
    sedef kakmalı bir kutu içinde
    vermek isterdim çocukların ellerine
    sonra
    sonra benim güzel annem
    damdan düşer gibi
    vurulmak isterdim bir kıza

    künyemi okudular
    suçumuz malum

    gecenin kıyısında durmuşum
    kefenin cebi yok
    koynuma yıldız doldurmuşum
    koşun çocuklar çocuklar koşun
    sabah üstüme
    üstüme geliyor
    yanlış mı duydum yoksa
    erkenci bir horoz mu ötüyor
    keskin bir acı bilenmiş
    gitgide yaklaşıyor sonum

    iri sözlerim yoktu söyleyecek
    usulca baktım yüzlerine
    bin yıllık iskeletleri çatırdayarak
    göçtü ayaklarının dibine

    korkutamadılar beni anne
    avlunun ortasında çatık bir kaş gibi duran
    darağacı
    bir zaman rüzgarda
    saçını tarayan telli kavak değil mi
    boynumdaki kemendi bir öğle sonu bükerken o kız
    sarı sıcak sevdasını düşünmedi mi
    söyle anne
    o çingene
    bir çiçek bahçesi kadar sıcak sokağımızdan
    bağıra çağıra geçen bohçacı kadını
    sevmedi mi çılgınca


    kurulmuş tuzaklar yok artık yolumda
    işkenceler zindanlar hücreler
    savunmak yok mutlu tok bir yaşamı
    açlık grevlerinde beynimi bir sıçan gibi kemiren
    mideme karşı
    kısacası
    bir çiçeği düşünürken ürpermek yok
    gülmek umut etmek özlemek
    ya da mektup beklemek
    gözleri yatırıp ıraklara

    ölmek ne garip şey anne
    artık duvarları kanatırcasına tırnağımla
    şaşkın umutlu şiirler yazamayacağım
    mutlak bir inançla gözlerimi tavana çakamayacağım
    baba olamayacağım örneğin
    toprak olmak ne garip şey anne
    ceplerimde el yerine balyoz taşırken
    korkunç bir merakla beklerken kurtuluş haberlerini
    ve yüreğimin ırmakları taştı
    taşacakken
    ölmek ne garip şey anne

    uçurumlar ki sende büyür
    dağdır ki sende göçer
    ben yaprak derim çiçek derim
    çam diplerinde açmış kanatlarını kozalak derim
    gül yanaklı çocuğa benzer
    yine de
    oğlunu yitirmek kimbilir
    ne garip şey anne


    beni burada arama anne
    kapıda adımı sorma
    saçlarına yıldız düşmüş
    koparma anne
    ağlama
    kırıldıysa düş evinin kapısı
    bütün kırık kapıların çağrılışıyım
    kızların yanaklarında çukurlaşan
    biten başlayan aşkların ortasındayım
    her kavgada ölen benim
    bayrak tutan çarpışan
    her kadın toprağı tırnaklayarak doğurur beni
    özlem benim kavga benim aşk benim
    bekle beni anne
    bir sabah çıkagelirim

    bir sabah anne bir sabah
    acını süpürmek için açtığında kapını
    umarım kurtuluş haberleriyle dönmüş olur
    çam ve kekik kokuları içinde acı yüzlü çocuklar
    o zaman nasıl indirilmişlerse şen şakrak
    öylece kalkar uykudan şalterler
    dişleyip tükürmeden sigaralarını
    türkü tadında giyinirken işçiler

    bir sabah anne bir sabah
    acını süpürmek için açtığında kapını
    adı başka sesi başka nice yaşıtım
    koynunda çiçekler
    çiçekler içinde bir ülke getirirler
    başlarını koymak için yorgun dizine
    sen hazır tut dizini anne
    o mükemmel güne