• PEYNİR, ZEYTİN, SOĞAN VE KURU EKMEK

    Mustafa Kemal Paşa ve kurmay heyeti Erzurum Kongresi’nce yeni kurulan “Heyeti Temsiliye” ye seçilirler. Heyeti Temsiliye giderlerinin de hazırlanan yönetmelik gereğince Müdafaai Hukuk Cemiyetince karşılanması gerekir. Fakat Kongre sona erdiğinde, Müdafaai Hukuk Cemiyeti’nin kasasında yalnızca 80 lira bulunmaktadır. Oysa Sivas’a gidilecektir. Erzurum Belediye Başkanı Zakir Efendi, 100’er liradan Sivas’a kadar dört yaylı araba kiralayabileceğini söyler. Mustafa Kemal Paşa ve beraberindekilerin para, hesap ve alışverişlerini yürüten Mazhar Müfit (Kansu) Bey olayın sonrasını anlatır:

    -“Akşam yemeğinde Mustafa Kemal Paşa yine Sivas yolculuğuna konuyu getirerek,

    -‘Hazır mıyız?’

    -‘Elimizde çürük çarık üç otomobil var. Karoserleri berbat, körükleri yırtık pırtık, lambaları da yok. Karpit yakacağız. Geceleri yola devam etmek zorunda kalırsak, karpit de dayanmaz. Burada karpit tedarik etmenin de imkânı yok.’

    -‘Çürük çarık, lambalı lambasız gideceğiz, ancak üç otomobil hepimizi ve eşyamızı taşımaya yeterli mi?’

    -‘Tabiî yeterli değil.’

    -‘Rauf, Süreyya, Hüsrev, Raif Beylerle sen, Cevat Abbas ve Muzaffer otomobillere taksim oluruz. Şeyh Fevzi Efendi için de yer ayrılır. Kendisini Erzincan’dan alırız. Recep, Zühtü, Hayati, Memduh ve diğer subay arkadaşlarla eşyalarımız da arkadan araba ile gelirler.’

    -‘Güzel Paşam. Bende böyle düşünüyordum. Ancak üç dört arabaya ihtiyacımız var. Bugün Belediye Reisi ile görüştüm. Bize ucuza araba temin edecek. Fakat 400 lira kadar bir paraya ihtiyacımız olacak. Tabiî yol boyunca ve Sivas’ta da paraya ihtiyacımız olacak. Kasamız ise belli.’

    Kaşlarını çatarak ve dişlerini sıkarak gözlerini masanın üzerinde duran kahve fincanına dikti ve hafif sesle,

    -‘Evet, bir de para meselemiz var…’

    Onun bu anını ve bu durumunu görüp de üzülmemenin imkânı yoktu. Bir millet mücadelesinin ve bir millet kurtuluşunun yolunda üniformasına ve kesesindeki 800 lirasına kadar maddi her şeyini kaybeden ve bütün zekâ, enerji ve maddi kudretini büyük idealine adayan bir adamın artık hiç olmazsa para konusu ile ilgisi olmamalı, bin bir sıkıntı, felaket içinde onu düşünmekten serbest bulunmalı idi. Onun içindir ki:

    -‘Paşam, siz bu konu ile uğraşmayınız. Elbette bir tedbir düşüneceğiz.’

    Kazım (Dirik) Paşa, maddi sıkıntı konusunda görüşme yapmak üzere Erzurum Müdafaai Hukuk Cemiyeti’ne gider. Erzurum Müdafaa-i Hukuk Derneği yöneticileri çaresizlik içinde para arayışı içine girmişlerdir. Emekli Binbaşı Süleyman Bey, Mustafa Kemal Paşa ve diğerlerinin bilmemesi koşulu ile yaşamı süresince biriktirdiği dokuz yüz lirayı, Heyeti Temsiliye’ye vermeyi önererek, çaresizliğe çözüm bulmuştur.

    Müdafaa-i Hukuk Derneği üyeleri de, kendi aralarında yüz lira toplamış ve yedi düvel ile dövüşecek olan Mustafa Kemal Paşa, toplam bin lira ile Sivas’a doğru yola çıkmıştır. Sivas yolculuk parası da Erzurumlu dadaşlarca temin edilmiş olur. Ulusal Kurtuluş ve Bağımsızlık Savaşının sonuna dek parasal sorun sürüp gider…”

    Lastik Patlıyor

    Biraz sonra boğazın içinden silah sesleri duyuldu. Epeyce heyecana rağmen bunların geyik avcıları olduğu ortaya çıktı ve heyet rahat nefes aldı. Boğaza gireli 300 metre olmamıştı ki, birden bir patlama duyuldu. Şoför homurdanarak arabayı durdurdu. Ali Çavuş hemen arabadan aşağıya atladı. Bir de gördü ki, Paşa’nın olduğu arabanın arka lastiği patlamış. Kafile de durmuş ve herkes arabadan inmişti. Boğaza girmeden önce herkes fişeklikleri üzerlerine bağlamış ve dolu mavzerleri kucaklarına almıştı. Herkes savaşmaya hazırdı. Kafiledekiler, silahlar elde patlak lastiğin etrafında toplandılar.

    Mustafa Kemal Paşa şoföre tamirin ne kadar zaman alabileceğini sordu. Şoför, “Bir saatte biter” deyince Paşa,

    -“Çok… 15 dakika sonra hareket etmeliyiz” dedi. Ardından da bir sigara yaktı. Yedek lastik yoktu. Bunun için, patlayan lastiğin tamiri hakikaten zor ve zaman alan bir işti. Lastik sökülecek, delik bulunacak, zımparayla temizlenecek, aynı şekilde temizlenmiş lastik yamayla yapıştırılacak ve kurumaya terk edilecekti. Şoför haklıydı. Fakat başka çare de yoktu. Refakate alınan jandarma eri de çalışmalara katıldı. Ali Çavuş kollarını sıvadı. Lastik çabucak söküldü. Patlak yerini araştırırken Paşa seslendi:

    -“Çocuk, lastiği yamamayı bırakın… Dış lastiği doldursak, bizi bu boğazdan çıkarmaz mı?”

    Teklif cazipti. Şoför de kısa mesafe olduğu için binmemek şartıyla boğazdan çıkılabileceğini söyleyince, eldeki mevcut imkânlara göre, Ali Çavuş, jandarma ve şoför, battaniyelerle lastiği doldurarak sıkıştırdılar. Bu işler devam ederken, boğazın üst kısımlarından silah sesleri geldi. Heyettekiler toparlandılar ve siper almak için bir yer arama gayreti içine girdiler. Paşa bağırdı:

    -“Durun… Bu sesler dolma av tüfeğinin sesleridir. İşinize devam edin…”

    Heyet, baskına uğradığını zannetmiş, avcıların tüfek seslerini ayırt edememişti. Atatürk ise, yılların tecrübesiyle silah seslerini çok kolaylıkla ayırt edebiliyordu. Ali Çavuş o an, bir kez daha Paşasına hayranlık duyuyordu.

    Bu arada lastiğin işini bitirdiler. Şoför yerine geçti ve arabayı birkaç metre yürüterek durumu kontrol ettiler. Hakikaten çok sağlam olmuştu. O arabadakiler diğerlerine sıkıştılar ve arabaya yük binmesini önlediler. Ağır ağır boğazı, bir ölüm tünelinden geçer gibi geçtiler. Bu an, Ali Çavuş’un sesinin titreyerek anlattığı anlardan biridir. “Ben yıllarca paşaların yanında bulunarak, çok ilginç sahnelerle karşılaşmıştım. Lakin bunların hepsi bir tarafa, bu boğazdan geçiş anımızdaki heyecanı, Paşa’nın harekâtındaki tavrı ciddiyet ve yüzündeki ölüme meydan okur ifadesini hiçbir yerde görmemiştim. Emniyet açısından, araba önündeki karpit lambalarını da yakmamış olduğumuzdan, bizi sarmış olan karanlık içerisinde ilerlemenin yarattığı güçlüğü, bilhassa arabadan çıkan motor gürültüsünün, boğazın dik kayalıklara çarparak yarattığı korkunç uğultuları, ömrüm boyunca unutmadım ve unutamayacağım.”

    Peynir, Zeytin, Soğan Ve Kuru Ekmek

    Mustafa Kemal Paşa, Erzurum ve Sivas kongrelerine katılan arkadaşlarıyla birlikte ciddi para sıkıntısındaydı. Erzurum’dan Sivas’a gidiş sırasında, yoldaki durumlarını Mazhar Müfit şöyle anlatır:

    “Paşa’nın üstün iradesi ve dehasının ışığı altında önümüze yeni ve engin bir ufku açılmıştı. Erzurum’dan sonra yeni bir kararlılık, yeni bir maddi ve manevi hamle ile büyük vatan savaşına atılacak, Erzurum’da kurulan büyük temele bina edilecek eserin ikinci aşamasındaki çalışmalara katılacaktır.

    Sesimi biraz yükseltmiş olacağım ki, öndeki arabadan Mustafa Kemal Paşa arkaya bakarak eli ile:

    -‘Daha yüksek sesle!’ diyerek işaret veriyordu. Ve bu işaret üzerinedir ki, yine iradem ve istemim dışında dilimin ucuna gelen ‘Ey Gaziler yol göründü’ tarihi şarkısı geldi. Ben bu şarkıya başlayınca, içgüdüsel bir dürtüyle hemen bütün otomobillerdeki arkadaşlarda bana katıldılar ve hep bir ağızdan bu şarkıyı okuduk ve söyledik. Her kilometreyi arızasız geçmekten adeta sevinç duyuyor ve otomobillerimiz bu vaziyette bizi Sivas’a emniyet içinde ulaştırabilecekleri ümidindeydik. Bir pınar başında mola verdik. Paşa:

    -‘Hemen yemeğimizi yiyelim, vakit kaybetmeksizin yine yola devam edelim’ dedi. Çünkü 4 Eylül’de kongrenin açılması kararlaştırılmış olduğu için, yolculuğumuz belli bir programla yürüyordu. Hareket ve molalarda o programa uymak zorundaydık. Ancak Paşa’nın, ‘Yemeğimizi yiyelim’ deyişinde sonraki halimiz biraz acıklı olduğunu da bildireyim. Yemek deyince, bilhassa Anadolu’daki kara yolculuklarında güngörmüş insanlar için yemek; tavuk, hindi, soğuk et, su böreği, köfte vesaire gibi şeylerden düzülen yolluklardır.

    Hepimiz de bu çeşit yiyeceklerle yolculuk etmiş insanlardık. Fakat bu defa ki yemeğimiz; peynir, zeytin ve kuru ekmekten ibaretti. Subaşında rastladığımız köylüler de torbalarından birkaç baş kuru soğan ikram ettiler. Fakat Paşa başta olmak üzere hepimiz en büyük bir lokantada pişirilmiş veya ziyafet yemeklerinden ve İstanbul deyimiyle en güzel yemeklerden daha mükemmel ve daha iştahlı olarak zevkle kuru soğanı, peyniri, zeytini, ekmeğimize katık ederek ve pınarın buz gibi suyunu içerek karnımızı doyurduk.”

    Kaynak:

    Levent Karaşin - ATATÜRK VE KUVAYI MİLLİYE

    1 Fethi Karaduman, Atatürk Devrimi, İstanbul 2006, s. 390–391.

    2 Zeynel Lüle, Mustafa Kemal’in Can Yoldaşı-Ali Çavuş, Doğan Kitap, İstanbul 2008, s. 47–48.

    3 ERENDİL, Muzaffer, İlginç Olaylar ve Anekdotlarla Atatürk, Gen. Kur. Basımevi, Ankara 1988., s. 21-22.

    Bu vatan kolay kurulmadı. Bu ülkenin kurucusu nerede ise tüm hayatını cephelerde, cehennem sıcaklarıyla, sıfırın altı soğuklarda geçirdi.

    Şarapnel yedi gözünü kaybetti!
    Kaburgasını kırdı!
    Şarapnel parçası saatine geldi,ölmedi!
    Sivas kongresinde giyeceği kıyafeti yoktu!
    Kıyafeti Erzurum valisinden,
    Kalpağı Bitlis valisinden ödünç aldı!
    Yüce Atam böyle gazi oldu!
    Böyle başkomutan oldu!
    Ve dedi ki;
    “Gençlikle iftihar ediyorum ve gençliğe güveniyorum. Biz azınlıkta kalsak dahi mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tek ve değişmez: Ya istiklal ya ölüm”

    Ne mutlu ki böylesi bir Atanın evladıyım!
  • Faşizm, her şey devlet için derken, Atatürk, her şey millet için derdi. Bu, birbirine taban tabana zıt iki dünya görüşüdür. Toplumun temel üstün değerini devlette görenler, faşizmi oluştururken, tek üstün değeri millette görenler, hürriyetçi demokrasiyi oluşturur.
  • Anadolu'ya üstün vasıflarda bir kumandan göndermek ve ona, millî bir mukavemet mikrakı kurdurmak gayesiyle Vahidüddin, Mustafa Kemal Paşayı saraya çağırıyor.

    Hikâyeyi, evvelâ Enver Behnan Şapolyo'nun kitabından Mustafa Kemal Paşa diliyle tespit edelim:

    "Yaverim Cevat Abbas yine eve geldi. Telâşlıydı. 'Zât-ı Şahane sizi akşam yemeğine davet ediyor!' dedi. Mayısın 4 üncü akşamı yedibuçukta Yıldız Sarayına gittim. Beni çok küçük bir odaya aldılar. Biraz sonra Mehmed Vahidüddin geldi. Ayağa kalktım. Beni yanına oturttu. O kadar yakın ki, âdeta diz dize idik. Padişahın sağında hemen dirseğini uzatarak dayadığı küçük bir masanın üstünde bir kitap vardı. Odada sessizlik hüküm sürüyordu. Anlaşılıyor ki, sarayda hiç neş'e yok... Padişah akıbetini düşünüyor. Odanın Boğaziçine acılan büyük bir penceresinden görülen manzara şuydu:

    İtilâf devletlerinin donanmaları sırayla dizilmişler, topları saraya müteveccih ... Tehdit edici korkunç bir manzara... Bu odada oturmakla bu manzarayı görmemek kabil değil... Mehmed Vahidüddin dedi ki:

    - Paşa, Paşa, sen şimdiye kadar devletimize çok hizmet ettin. Bunların hepsi artık bu kitaba gitti!

    Bu bir tarih kitabıydı.

    - Bunları unutunuz! Bundan sonra yapacağınız hizmet, şimdiye kadar yaptığınızdan çok mühim olacaktır. Dikkat ve sadakatle çalışırsanız, devleti, düştüğü bu felâketten kurtarabilirsiniz. Bir çok kumandanları Anadolu'nun kolordularına dağıttım. Sizin vazifeniz, bunları teftiş etmek olacaktır.

    - Bu hususta elimden geleni yapacağım, bana emniyet buyurunuz efendim..."
  • Atatürk, dostlarına güven, düşmanlarına ise korku salmaya devam eden nadir insanlardandır. Keskin zekası ile çoğu problemi, hem de en umutsuz zamanlarda, çözmeyi başarmış ve kullandığı yöntemler ile hayranlık uyandırmıştır. Eleştirel aklın en iyi örneklerini Atatürk’de görüyoruz. Bu sayfanın girişinde yazan ve benim şiar edindiğim Atatürk gibi düşünmek deyimi de boşuna söylenmemiştir. İzlediği yönteme baktığımızda bilimsel bir kafayla karşı karşıya kalıyoruz. Bir problemle karşılaştığı vakit evvela bir varsayımda bulunuyor ve bunu gözlemle test ediyor. Eğer ki varsayımı yanlışlanırsa o zaman derhal terk ederek yeni bir varsayımda bulunarak yeniden gözlemlemeye başlıyor. Buna bilim deniyor ve Atatürk’ün kafasında bu bilim tam bağımsızlığa, muasır medeniyet seviyesine, antiemperyalizme, Cumhuriyet’e dönüşüyor. 19 Mayıs 1919, bu tarihi adıma özel olarak Atatürk’ün bilimsel zekasını gözler önüne serecek olan ve tamamen gerçeklere dayalı kısa öykümüze başlıyoruz...
    30 Ekim Mondros mütarekesi imzalanmasıyla birlikte Yıldırım Orduları lağvedilmiş, Mustafa Kemal, İstanbul’a gelmek üzere Adana’dan hareket eder. 10-11 Kasım günü Adana’dan hareket eden tren, Haydarpaşa İstasyonu’na varır. Aynı gün işgal güçlerinin donanmaları da Boğaz’ı işgal ederek yerleşirken, Yıldırım Orduları Komutanı General Mustafa Kemal de Haydarpaşa Rıhtımı’na doğru ilerlemektedir. Rıhtımda Mustafa Kemal’i yaveri Cevat Abbas Gürer, Doktor Rasim Ferit ve bir müfreze asker karşılar.
    -Hoşgeldiniz paşam!
    -Hoşbulduk Cevat, nasılsın?
    -...
    -Sen de haklısın, insan nasıl olur ki böyle bir manzara karşısında. Rasim, seni gördüğüme sevindim aziz dostum.
    -Gelmekliğiniz ile sevinç içerisindeyim. Ancak bu görüntü, ben de umutsuzluktan başka bir his uyandırmıyor.
    Haklıydı Rasim Ferit, düşman donanmasının 61 parça gemisi Boğaz’a yerleşmekteydi. Hatta donanma yerleşinceye kadar Anadolu ve Rumeli kıyıları arasında gidiş geliş yasaklanmıştı. Hüzünle bu görüntüyü seyretmek nasıl olur da insanda umutsuzluk yaratmazdı.
    Mustafa Kemal daha fazla dayanamaz;
    -Hata, ettim, İstanbul’a gelmemeliydim, ne yapıp yapıp Anadolu’ya dönmenin çaresine bakmalı.
    Mustafa Kemal, derin ve umut dolu ama düşmanlar için ölüm dolu gözlerle Yunanlıların Averof kruvazörünün de bulunduğu düşman donanmasına bakar;
    -Öyle ya da böyle. Geldikleri gibi giderler!
    -Size nasip olacak, siz bunları kovacaksınız Paşam! der Cevat Abbas.
    O ölüm dolu gözler, bir anda gülümser, kafasında daha şimdiden şekillenmeye başlamıştır planlar. Muhtemeldir ki ilk varsayım kafasında şekillenmiş, gözlemlemeye başlamıştır. -Bakalım, der.
    Asya ve Avrupa arasındaki bu kadim şehir, nice kültürleri ve dinleri içerisinde huzur ve barış içerisinde barındırmış, yıllar yılı el değiştirdikten sonra en nihayetinde Türklerin elinde huzura kavuşmuştu. Şimdiyse özgürlüğü elinden alınmış bir çocuk gelin gibi emperyalizmin prangası altına girmişti. Karşıya geçince Pera Palas’a yerleşirler. Derhal durum değerlendirmesi yapmaya başlar. İşgal güçlerinin komuta kademesi de aynı otele yerleşmiştir. Pera Palas, o dönemin en gözde mekanlarından birisidir. Ünlü isimlerin ağırlandığı, adı duyulmuş bir yer. 13 Kasım 1918 ile 16 Mayıs 1919 tarihleri arasındaki altı aylık süreçte, milli mücadelenin amacı ve yöntemi şekillenecektir. Ayrıca Mustafa Kemal için de varsayımlarını gözlemle sınayabileceği bir atmosfer vardır. Düşmanını tanıyacak, amaç ve planlarını en iyi şekilde görecektir. Ortalık işgal güçlerinin askerleri ve ajanlarının yanı sıra, işgal güçlerinin kontrolü altındaki sarayın da ajanları ile doludur. Çok dikkatli olmak, iki
    tarafı da şüpheye düşürmemek gerekmektedir. 15 günlük Pera Palas sürecinde özellikle İngilizleri şüpheye düşürecek hareketlerden kaçınmak mühim meseledir.
    Mustafa Kemal, Vakit gazetesine röportaj verir;
    -Hükümetimizle ateşkes antlaşması imza eden devletlerin ve bu devletler adına ateşkes koşullarını saptayan Britanya Hükümeti’nin Osmanlılara karşı olan iyi niyetinden kuşkuya düşmek istemem. Eğer söz konusu koşulların hükümlerinde yanlış anlamayı gerektire yanlar görülüyorsa bunun nedenini derhal anlamak ve karşımızdakilerle anlaşmak gerektir. Yalnız benim anlamadığım bir yan varsa, bu girişimler neden ulusu inandırıcı sonuçlar vermemektedir? Buna neden olarak şimdi hatırıma gelen nokta şudur: İki hükümetin önde gelenleri arasında görüşülerek kararlaştırıldıktan sonra uygulanma buyruğu verilmesi gereken konular, askeri komutanlara bırakılıyor. Oysa bu konularda askerlerin değil, diplomatların çalışmaları gerekir.
    Evet, hem işgal güçlerini tepkisini çekmeden çalışmalara başlamak hem de etkin bir strateji yürütülmek kaçınılmazdır. Bir gün Pera Palas’da otururken işgalci İngiliz komutanlarından General Harrington ve diğer generallerin dikkati Mustafa Kemal’e döner. Görevliyi çağırır, -Kim şu kendini beğenmiş Türk Paşası! İyi giyinmekle kendini Avrupa’lı mı zannediyor. Pis pis gülüşürler. Mustafa Kemal, seslerin farkına varır, olayı anlar. Görevli, Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal’dir der. Cevapla birlikte gülüşmeler kesilir, ortam ciddi bir hal alır. Belli ki özellikle İngilizler, Mustafa Kemal’den yedikleri tokadın acısını unutmamışlardır. İngiliz Generali, söyle görüşelim der.
    -Efendim, şu masadaki İngiliz General ve amiralleri sizle görüşmek isterler.
    Mustafa Kemal, göz ucuyla keskin bir şekilde kestiği generallerden gözlerini ayırmadan, alaycı bir gülümsemeyle,
    -Nerede görüşmek istiyorlar?
    -Yanlarına davet ediyorlar efendim.
    Bir anda öfkeli bir denize dönüşür o mavi gözler.
    -Git onlara söyle, Onlar ülkemizde misafirdirler. Biz ev sahibiyiz. Türk geleneğine göre konuk, ev sahibinin yanına gelir. Ancak bu takdirde kendilerini kabul ederim.
    Cevabı alan İngilizler, öfkelerinden kudururlar ama yeni geldikleri bu ülkede aceleci davranmazlar. İki taraf da birbirlerinin tarafına dönmezler. Bir başka gün Anzak Generali Birdwood, görüşme isteği Mustafa Kemal’ce kabul edilir, saygılarını sunar;
    -Ekselans, merak ediyorum bizi nasıl yendiniz.
    -Sizin de benim de savaş ceridemiz var, tarih yazar.
    -Sizin ağzınızdan bizzat tanık olmak isterim.
    -Rasim, kağıt kalem verir misin.
    Mustafa Kemal, altın kurlun kalem ile reçete kağıdına bir kroki çizer.
    -Şu tarihte karaya çıktınız. Falanca saate kadar siz şu, biz bu durumda idik. Her şey lehinizde idi; neden şu çizgide durdunuz ve ilerlemediniz?
    -Askerlerimiz çok yorulmuş idi ve dinlendirmek zorunda idik.
    -Bu da Conkbayırı krokisi. Siz falan gün şu istikamette hareket ettiniz ve şu durumu aldınız, niçin ilerlemediniz?
    -Biz ilerledikçe arkadan su yetişmedi, askeri susuz bırakamazdık. Asker susuz kaldı ve durdu. -Görüyorsunuz ki ben bir şey yapmadım; önce yorgunluk sonra susuzluk ordunuzu durdurdu. Birdwood bu mütevazılık karşısında dayanamaz ve Mustafa Kemal’e sarılır;
    -Sizin gibi kahraman ve alçakgönüllü bir general tanımadım. Müsaade ederseniz bu kağıtla kalemi bir anı olarak saklayayım.
    Mustafa Kemal ve arkadaşları İstanbul’da son kalan paralarıyla Minber’i çıkararak halkı bilinçlendirmeye çalışmaktadırlar. Kurucuları Mustafa Kemal, Fethi Okyar ve Rasim Ferit’tir. Minber, neredeyse her sayısında özgür kurumları, adalet, eşitlik, hürriyet gibi değerleri savunmuştur. İstanbul’daki bu altı aylık süreç içerisinde ustaca bir diplomasi yürüterek, aynı

    zamanda Cumhuriyet dönemindeki üstün siyasi meziyetlerinin de bir nevi stajını yapmış olur. İlk olarak Hükümette görev almak ve Harbiye Nazırı olarak görevlendirilmeye çalışmıştır. Milletvekilleriyle görüşmeler gerçekleştirmiş, Padişah Vahdettin ile görüşmüş, İtilaf Devletleri ile temas kurmuştur. Gerçek düşüncelerini ve büyük amacını içinde vicdani bir sır olarak saklayarak, türlü akıl oyunlarıyla herkesle, İngilizlerle bile ilişki kurmaktan çekinmemiştir. Ancak tüm bu siyasi girişimlerine rağmen Enver, Talat ve Cemal üçlüsünün yerine birileri geçecek ve ulusalcı siyaset izlenecekse bu ancak Kemal, Fethi ve Rauf’la mümkün olabilecektir. Ancak görülmüştür ki ulusalcı siyaset kimsenin umurunda değildir. Ne Mustafa Kemal’in isteği doğrultusunda bir hükümet ne de kendisi Harbiye Nazırlığına atanır. Padişahla yaptığı görüşmelerden de bir sonuç alamaz. Padişahla sık sık görüşmesi, hükümette yer almak istemesi ve gazetelere verdiği demeçler yavaştan dikkat çekmeye başlamıştır. Atatürk de boş durmamış, yaptığı diplomatik hamleler yanında bir de kurtuluş ekibi oluşturmuştur. Ali Fuat Cebesoy, Ali Fethi Okyar, Refet Bele, İsmet İnönü ve Kazım Karabekir. Önce Pera Palas, sonra Fansa’ların evi ve Şili’deki evde gizli toplantılar yapılarak, Anadolu’ya geçmenin planları yapılmıştır.
    -Millet ve ordu padişahtan habersizdir. Sadece geleneğe dayanan bir saygı besler. Vatanı kurtarmak önce Halife’yi kurtarmayı düşünür. Öte yandan kurtuluş çareleri arayanlar İngiltere, Fransa ve İtalya gibi galipleri gücendirmeyi öngörüyorlar. Bu şartlar içinde aydınlar da dahil herkesin aklına gelebilen kurtuluş çareleri, İngiltere veya Amerika’nın mandasını, koruyuculuğunu kabul etmekten ibaret.
    Ali Fuat söze girer,
    -Milli direnişi, Anadolu’dan idare etmek kolay olmayacaktır. Birçok yüksek mevki sahibi kişiyle görüştük ve konuştuk. Yalnızca Rauf Orbay, Refet Bele ve bazı fırka komutanları ile erkan-ı harp reisleri Anadolu’da bilfiil görev almayı kabul ettiler. Diğerleri aynı cesareti gösteremiyorlar. Tereddüt ederek, türlü türlü görüşler ileri sürüyorlar.
    Rauf Orbay;
    -İstanbul, artık sokaklarında dahi rahat dolaşıp nefes alınabilecek bir şehir değildir.
    Mustafa Kemal, tekrar derin düşüncelerdedir.
    -İstanbul sokakları İtilaf ordularının süngülü askerleriyle dolu. Boğaziçi, toplarını sağa sola çeviren düşman harp gemileri ile mavi suları görülmeyecek kadar örtmüşler. Herkes ancak gündelik ihtiyaçları için evlerinden çıkıyor, yollarda hatır ve hayale gelmeyen hakaretlere uğramamak için caddelerini duvar diplerinden büzülerek, eğilerek ve korkarak gidip geliyorlar. Her türlü ihtiyata rağmen saldırış ve sataşma sahneleri eksik değil. Koskoca İstanbul’un ve yüz binlere halkın sesleri kısılmış bir halde. Çok şaşılacak şeydir ki, ayaklar altında çiğnenen bir şehirde, hala bir saltanat, bir hükümet, bir varlık bulunduğunu sananlar var.
    Ali Fuat da dalgınlaşır;
    -Dolmabahçe önünde demirlemiş olan İtilaf savaş gemilerini gördüm bugün. İçime bir hüzün çöktü. Biz dört yıl (I.Dünya Savaşı) bunun için mi dövüşüp, kan döktük. Sanki mağlubiyetin tek sorumlusu ben mişim gibi geliyor. Kör olası talih bizi düşmanlarımız karşısında bu kadar aciz mi bırakacaktı.
    -Anadolu’dan haber var mı Fuat.
    -Adana’dan ayrıldığınız günden beridir işler karışık. Anadolu’ya anarşi hakim.
    -Bu hiç iyi değil. Galip devletlerin sözünde durmayacakları en başından bellidir. 7.maddeyi diledikleri gibi ve kendi menfaatleri uğruna kullanacaklarına zaten hiç şüphem yoktu. Durum şimdi daha da nazik bir hal almıştır. Düşmanlarımız terhisi çabuklaştırmak, depolardaki silah ve harp malzemesini bir an evvel ele geçirmeye çalışmaktadır. Bu andan itibaren de bize uygun gördükleri korkunç uygulamalarını açığa vuracaklardır. Tek çıkar yol, bir milli direniş hareketi yaratmaktır. Ordu ile millet el ele vermeli ve beraberce hareket etmelidir. Fuat not al diyeceklerimi;

    -Dinliyorum Paşam!
    -Ordunun terhisi derhal durdurulacak. 2.Yurdun savunulması için gereken silah, cephane ve teçhizat düşmana verilmeyecek. 3.Genç ve kuvvetli komutanlar kıtaları başlarında bulunacak, İstanbul’dakiler Anadolu’ya gönderilecek 4.Mili direnişe taraftar, idare amirleri yerlerinde kalmalı. 5.İllerde particilik adı altındaki kardeş mücadelesi engellenmeli.
    6.Halkın maneviyatı yükseltilmeli.
    Geceleri ışıkları sönmeyen Şişli’deki o evde alınan Milli Direniş Kararları, Kurtuluş Savaşı’nın ilk gizli planlarıdır. Atatürk’ün, daha en başında kurmuş olduğu varsayımı direnişin İstanbul’dan örgütlenemeyeceğidir. Ve bu altı aylık süreçte bu varsayımını gözlemlerle test etmiş, doğrulandığını görünce bunu bir kuram olarak kabul ederek Anadolu’ya geçme kararı almıştır. Bu sıralarda Karadeniz’de karışıklıklar ortaya çıkmaya başlamıştır. Orduların terhis işlemi çok yavaş gitmektedir. Amiral Calthopre, Damat Ferit’e resmi yazı yollamış ve Padişah Vahdettin’le görüşmüştür. Etekleri tutuşan Damat Ferit, İçişleri Bakanı ile görüşerek İngilizlerin notasını teyit eder. Sessizliğin bir an evvel sağlanabilmesi için olay yerine geniş yetkilere sahip birinin gönderilmesi ve bölgedeki direniş unsurlarının sona erdirilmesi gerekmektedir. Anadolu’ya geçerek vatanı kurtarma planları yapan Atatürk’e böyle bir fırsat, adeta altın tepside sunulmuştur. Mustafa Kemal Atatürk dahi şu sözlerle şaşkınlığını ifade etmiştir; “Tarih bana öyle müsait şartlar hazırlamış ki, kendimi onların kucağında hissettiğim zaman ne kadar bahtiyarlık duydum, tarif edemem. Bakanlıktan çıkarken, heyecanımdan dudaklarımı ısırdığımı hatırlıyorum Kafes açılmış, önünde geniş bir alem, kanatlarını çırparak uçmaya hazırlanan bir kuş gibi idim.”
    19 Mayıs bir mihenk taşı, bir sembol tarih ve bir büyük uyanıştır. Gelecek nesillere, yani bizlere, emperyalizme karşı verilen ilk ulusal Kurtuluş Savaşı’nı anımsatan bir sembol...
  • 520 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Bağımsızlığımızın Timsali olan 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun!
    * * *
    “Cumhuriyetimiz öyle zannolunduğu gibi zayıf değildir. Cumhuriyet bedava da kazanılmış değildir. Bunu elde etmek için kan döktük. Her tarafta kırmızı kanımızı akıttık. İcabında müesseselerimizi müdafaa için lâzım olanı yapmağa hazırız.” 1923, Gazi Mustafa Kemal Atatürk (Atatürk’ün S.D. III, S. 71)
    * * *
    “1881-1893 arasında sadece Mustafa’ydı,
    1916’ya kadar Mustafa Kemal,
    1921’e kadar Mustafa Kemal Paşa,
    1934’e kadar Gazi Mustafa Kemal,
    1934’te Atatürk!”
    * * *
    Bandı biraz geriye saralım,
    Mustafa Kemal’den önce, Mustafa Kemal’den sonra…
    https://www.youtube.com/watch?v=r7nBtlbICTc
    *
    Vatan nedir bilmezsen, İşgal ederler!
    Toprak nedir bilmezsen, Parçalarlar!
    Devlet nedir bilmezsen, seni Sömürge yaparlar!
    Eğer direnmezsen;
    Eğer var olmak için Yemin etmezsen,
    Eğer Bağımsızlık için, Hürriyet için Kanının son damlasına kadar mücadele etmezsen;
    Seni köle ederler, uşak ederler, vatansız ederler, milliyetsiz ederler, dilsiz ederler…
    Seni hem manen, hem madden Haritadan silerler!
    Sen eğer “Bağımsızlık Benim Karakterimdir” diyemezsen,
    Sen eğer “Hatt-ı Müdafaa Yoktur, Sath-ı Müdafaa vardır, O Satıh Bütün Vatandır” diyemezsen,
    Sen eğer İstanbul’a demir atmış işgal gemilerini gördüğünde “Geldikleri Gibi Giderler” diyemezsen,
    Sen eğer “Egemenlik Verilmez, Alınır” diyemezsen,
    İstanbul İşgal edildiğinde, İzmir İşgal edildiğinde, Doğusu, Batısı İşgal edildiğinde, daha yolun başındayken “Ulusun bağımsızlığını, yine ulusun azim ve kararı kurtaracaktır.” diyemezsen,

    ”Türkiye halkı, asırlardan beri hür ve bağımsız yaşamış ve bağımsızlığı bir yaşama gereği saymış bir milletin kahraman evlâtlarıdır. Bu millet, bağımsızlıktan uzak yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır!” diyemezsen,

    “EGEMENLİK! KAYITSIZ, ŞARTISIZ! MİLLETİNDİR!” diyemezsen,
    İngiliz’in, Yunan’ın, Fransız’ın, İtalyan’ın, Rus’un egemenliğinde sömürge olursun!
    Bilmezsin tabi Yunan'ın İzmir’i İşgal ettiğinde ilk ne yaptığını!
    Bilmezsin tabi, Fransız’ın Fatih’in girdiği kapıdan İstanbul’a girdiğinde ilk ne yaptığını!
    Bilmezsen; Yine Yaşanır!
    O yüzden unutma!
    HATIRLA!!!
    https://www.youtube.com/watch?v=PoYtoyMCERs
    Kolay Kurulmadı efendim! Kolay Kurulmadı, ANLAYIIN!


    *

    “40 bin köy vardı, 37 bininde okul yoktu,
    Ne traktör, ne biçerdöver vardı,
    Şeker üretimi yoktu,
    Un ithaldi, pirinç ithaldi,
    Hastalıklar tüm sınırları sarmıştı,
    Bit’le başa çıkılamıyordu,
    İnsanlar ve hayvanlar kırılıyordu,
    Verem, tifüs, tifo salgını vardı,
    Bebek ölüm oranı yüzde 40'ın üstündeydi,
    Dünyaya gelen her iki bebekten biri ölüyordu,
    Anne ölüm oranı yüzde 18'di,
    Her beş anneden biri ölüyordu… Oran yüzde 40’tı.”
    *
    Devlet-i Aliyye hem güç kaybediyor hem içeride hem de dışarıda manen ve madden yağmalanıyordu.
    *
    1881’de Mustafa Kemal Dünyaya geldiğinde, Osmanlı iflas etmiş, “hasta adam” diye tabir ediliyordu. Padişah Abdülhamid’di, Düyun-u Umumiye kurulmuştu. Yabancı devletler, savaşmadan önce borç vererek, kredi vererek kendilerine bağımlı bir devlet yaratıyordu. Üretmeyen bir ülke bu borçları nasıl ödeyebilirdi? Tabi ki ödeyemezdi…
    *
    Demiryolları, limanlar, bankalar, sigorta şirketleri, posta şirketleri, telefon şirketleri, tramvay şirketleri, elektrik santralleri bize ait değildi, verilen borçlar, özellikle kapitülasyonlar Almanların, Fransızların, İngilizlerin, İtalyanların işine yarıyordu. Dilimizden düşmeyen İstanbul nüfusunun çoğunluğu yabancıydı. “Şimdilerde de Arap dolu gerçi…”
    *
    Birinci Dünya harbi kaybedildiğinde Alman mühendisler, Alman şirketleri ülkeyi terk etti. Aylarca Tramvaylar çalışmadı, zaten az olan elektrik, şehre verilmedi, İstanbul karanlığa bürünmüştü. Şehrin matem havası, Yıldız Sarayı’na pek uğramıyordu… İş gücü yabancı uyruklu vatandaşlardaydı.
    *
    İzmir ait olduğu bayrağa kavuştuğunda, Ermeni asıllı zanaatkarlar da ülkeyi terk ediyordu. Bütün el işçiliği biz de değil onlardaydı. Ustalar gitmiş, geriye çırak bile kalmamıştı. İzmir yanıyordu. Savaşın en büyük kaybı gençlerimizdi. Ülkenin genç nüfusu önceki yıllarda heba edildi. Yanlış komuta ve plansızlık bunun en başlıca nedeniydi. Mustafa Kemal rapor üstüne rapor yazmış, Alman komutanlardan idarenin alınıp, Osmanlı komutasına verilmesini istese de Enver Paşalar tarafından reddedilmiştir. Çöl dediğimiz vaha, belki İstanbul’dan bir ülke sınırı gibi gözükse de, vatanperver gençlerin mezarı olan kumdan ibaretti. Sadece geri çekilmek ve kalan canları kurtarmak, son ülke sınırını çizmek gerekiyordu. Her şey için geç kalınmıştı. Misak-ı Milli sınırlarımızı belirleyecek son savaş Mustafa Kemal tarafından kazanılmıştır. Yıllar sonra… Büyük Taarruz, Başkomutanlık Meydan Muharebesi 30 Ağustos’ta nihayete ermiş, 9 Eylül’de İzmir düşman işgalinden def edilmişti. Sokaklar mavi beyaz bayraklardan arındırılıp, Şehitlerimizin kanı ile boyanmış Kırmızı Beyaz bayrağımızla donatılmıştı. Herkes elinde Mustafa Kemal fotoğrafı taşıyordu. İzmir alındığında, her şey yeniden başlıyordu. Herkesin savaşın artık son bulduğunu sandığı zaman diliminde Mustafa Kemal “Asıl savaşımız şimdi başlıyor.” diyerek, cehaletle savaşın fitilini ateşliyordu. Artık kafasında ki fikirleri, Cumhuriyet aydınlanmasında uygulamak için gün saymaya başlayacaktı.
    * * *
    Mustafa Kemal Ankara da iken direksiyon binasında kalıyordu. Direksiyon binası Ankara garı idi.
    Osmanlı’dan kalan dört fabrika vardı; Hereke İpek, Feshane Yün, Bakırköy Bez, Beykoz Deri…
    Limanlar, madenler yabancılara aitti.
    Kadın insan değildi, söz söylemesinin imkânı yoktu, erkek önde o arkada yürürdü,
    Erkeksiz kadın sokakta dolanamazdı,
    Vapurda, Tramvay da perdeler vardı,
    Kadının meslek edinme, seçme ve seçilme hakkı yoktu,
    Kızlık soyadını kullanma hakkı yoktu,
    Tiyatro da oynayamaz, yazamaz, çizemez, söyleyemezdi,
    Kadın Osmanlı toplumunda yok hükmündeydi…
    Var gibi ama yok gibi…
    *
    Mustafa Kemal’in aile geçmişi ve çocukluğu hakkında yanlış bilgiler verilmiştir. Zübeyde Hanım ve Ali Rıza Efendi varlıklı ailelerden gelmişlerdi. Evleri ve gelirleri vardı, Ali Rıza Efendi’nin kereste mağazaları vardı. Yokluk içinde değil, varlıklı bir çocukluğa sahipti Mustafa. Selanik dönem itibari ile gelişen ve büyüyen bir yapıya sahipti. Abdülhamid’in hafiyelerinin daha az olduğu, yasaklı kitapların bulunabildiği, daha özgür bir şehirdi. Mustafa’nın okuduğu ve çokça duyduğumuz Şemsi Efendi Okulu, bilinenin aksine dini eğitim veren bir okuldu. Şemsi Efendi’nin eğitim alanında aldığı övgüler ve ödüller mevcuttur. Okulun yapısı, diğer okullar ile mukayese edildiğinde gelişmiş ve modern bir yapıya sahipti.
    *
    Mustafa Kemal’in küçüklüğünü merak eder sorarlarsa, can yoldaşı Nuri Conker’e atardı topu. Anlat Nuri derdi, kulübeye koliba derdi. “koliba da karga kovalıyordu” derdi Nuri, aralarında bir espriydi. Bunu ciddiye alanlar gerçek olarak yazdılar, Bozkurt kitabında H. C. Armstrong bunu yazmıştı. Yaşadığı dönemde yazılan ilk biyografilerdendi. Ne yazık ki, hiçbir şekilde Atatürk’ün yakınında dahi bulunmamış bu İngiliz casusu, Yüzbaşı H. C. Armstrong bu kitabında birçok iftiraya yer verecekti. Mustafa Kemal kitabı getirtti, tercüme ettirdi ve H. C. Armstrong a cevap verdi, dönemin akşam gazetesinde yayınlandı.
    *
    Günümüzde tarihçi vasfı ile hakaretler yayınlayanların kaynaklarından biri oldu. Bu kaynaklara Rıza Nur da katılacak, 1960 yılından önce basılmayacak kaydı ile İngiliz yayınevlerinden birine yazdığı söylenen hatıratını teslim edecekti. Düşüncesinde bu yıllara kadar yazdıklarına kimse cevap veremeyecek, çünkü herkes ölecekti. Kendisi 1942’de öldü. Hatırat denilen yalanları fesli 1958 ‘de Rıza Nur’un yazdıkları diye yayınladı. Kim ne kadar ekledi, gerçekten yazdı mı yazmadı muamma. Ama bütün bu karalamalar ve yalanların ardında hep İngilizler çıkmaktadır.
    *
    Tarihçi Gazeteci / Yazar Murat Bardakçı bu sözde hatırata kısaca cevap verecekti, buyurunuz;
    https://www.youtube.com/watch?v=dC7uRkJTns4

    Bir cevabı daha; https://www.youtube.com/watch?v=wXSdbd2hFKA

    Bir de bu kısa videoyu örnek olarak vereyim; https://www.youtube.com/watch?v=lYvw66zN3Vc

    İlber Ortaylı Yorumu;
    https://www.youtube.com/watch?v=LNeL20wYGL8
    Bu ve benzeri örnekler çoğaltılabilir, altlarda diğer söz de tarihçilerin yalanlarına istinaden birkaç örnek daha vereceğim…
    *
    Çocukları severdi, onları evlat edinirdi,
    Hayvanları sever ve sahiplenirdi,
    Tam bir doğa aşığı idi,
    Atatürk Orman Çiftliği onun eseriydi,
    Bir ağaç kesilmesin diye Yalova’da ki Köşkü temelden 4 metre diğer tarafa kaydırttı,
    Mühendisler geldi, zemine indi, hareket ettirmek için ray döşediler,
    Çalışmaları izlemesi için koltuk getirttiler, oturdu günlerce izledi, takip etti,
    https://pbs.twimg.com/media/DBd9FOKXgAAngwK.jpg
    Çalışanlar için çadır kurdular, o da çadır kurdurttu, çadırda kaldı,
    Dönemin gazeteleri bu olayı gereksiz uğraşlar olarak tenkit edecekti,
    Yıllar sonra doğa ve ağaçlar katledildiğinde ise ilk bu konu akıllara gelecekti,
    Atatürk Orman Çiftliği ise bu düşüncenin ürünüdür,
    Ot yeşermez denen yerde çiftlik kurmuş,
    Cumhuriyet’in doğal ürün ihtiyacı bu çiftlikten karşılanmıştır,
    Her yıl mahsuller çoğalmış, daha da büyümüştür,
    *
    Kitap okumayı severdi,
    Cephelerde dahi vazgeçilmeziydi,
    Kurşunların yağdığı cephede Madam Corinne ile mektuplaşırken, kitap istiyordu,
    En sevdiği kitaplar arasında;
    Grigoriy Petrov, Beyaz Zambaklar Ülkesi,
    Reşat Nuri Güntekin, Çalıkuşu,
    Türk Tarih Kurumu’nun çıkartmış olduğu, Belleten,
    Jean Jacques Rousseau, Toplum Sözleşmesi, (Mecliste bahsetmiştir)
    Ziya Gökalp Türkçülüğün Esasları gibi eserler vardır.
    *
    Tevfik Fikret hayranıydı,
    Birçok ülkenin sözlükleri elinin altında bulunurdu,
    Balkanlar’da, Trablusgarp’da, Çanakkale’de, Sakarya’da, Kocatepe’de… Düşmanla burun buruna olduğu her yerde, tek düşüncesi vardı… Bağımsız bir ülke, bilimin ve fennin liderliğinde özgür bir Türkiye Cumhuriyeti… Özellikle sürgün edildiği yıllarda, gittiği Avrupa ülkeleri ona rol model olmuş, gelişmişliğe bizzat tanık olmuştu. Kısa zamanda iyi taraflarını düşüncesine not etmiş, çıkarttığı yayınlarda bahsetmeye başlamıştı. Türkiye o zaman Türkiya olarak geçiyordu, sonradan çıkmadı hep vardı.
    *
    Mustafa Kemal’in fikirlerinin en önünde Bilim ve Fen vardı, Kadın özgürleşmeliydi;
    Medeni kanunu meclisten geçirdi,
    Dönemin gazete ve dergilerinde kapanmalar meydana gelirken, kadın dergisi hayata geçiyordu,
    Resmi nikahı getirdi, ilk nikahı kendisi kıydı,
    Artık tek eşlilik vardı, birden fazla kadınla evlilik tarihe karışacaktı,
    Küçük yaşta evlilikler önlenebilsin diye yaş sınırı kondu,
    Seçme ve seçilme hakkı kademeli olarak kadınlara verildi,
    Meclis’e ilk ayak basan kadın, eşi Latife idi,
    Kadın hakları savunucusu idi,
    Mustafa Kemal’in eşi değil yardımcısıydı,
    Kadınlara eğitim hakkı verildi,
    Sakarya ‘da Yunanlılar varken, cepheden Türkiye Eğitim Kongresini tertipledi, açılış konuşmasını yaptı, “Saygıdeğer Hanımlar, Efendiler” diyerek konuşmaya başladı, kadınları ön safhalara aldı, bir ilk yaşanıyordu, değişim daha zafer gelmeden başlıyordu, savaş cehaletle verilecekti, ilk adımı atıyordu, yıl 1921 idi.
    Düşman yaklaştığı için planlanandan birkaç gün daha az sürdü, cepheye geri döndü,
    *
    Dönem itibari ile;
    “Kadınlar insan yerine konmuyor, sayılmıyordu,
    Nüfus sayımında büyükbaş hayvanlar sayılıyor, kadınlar sayılmıyordu,”
    Artık zamanı gelmişti, Cumhuriyet’in aydınlanmasına kadın eli değecekti,
    “Kıvılcım olarak gönderecek, ateş olarak geleceklerdi”,
    Cumhuriyetin temelini oluşturdular,
    Sabiha Gökçen ; ilk savaş pilotumuz oldu, dersler verdi, pilotlar yetiştirdi,
    Afet İnan ; Fransızca eğitimi aldı, Cenevre Üniversitesi Tarih bölümünden diploma aldı, Türk Tarihi Tezi ile doktora yaptı, Ankara dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde doçent oldu, profesör oldu. TTK’nun asbaşkanı oldu. Kara Harp okulunda ders verdi, Devrim tarihi ve kadın haklarına dair kitapları dokuz lisana çevrildi. Çağdaş Türk kadını modeliydi.
    Fatma Refet Angın, Cumhuriyet’in ilk kadın öğretmeni,
    Leman Cevat Tomsu, Cumhuriyet’in ilk kadın mimarı,
    Bedia Muvahhit, Cumhuriyet’in ilk kadın tiyatrocularından,
    Keriman Halis Ece, 1932 yılı Dünya Güzellik yarışması birincisi,
    Cahide Sonku; Cumhuriyet’in ilk kadın yönetmeni,
    Halide Edip Adıvar, her ne kadar sonradan Atatürk ile ters düşse de Milli Mücadelenin en önemli figürlerinden, yüreği vatan aşkı ile yatan vatanseverlerinden, yazar / gazeteci,
    Remziye Hisar, Cumhuriyet’in ilk kadın Kimyageri,
    Müzeyyan Senar, Cumhuriyet’in Divası,
    Yıldız Moran İlk mektepli kadın fotoğrafçımızdı,
    Safiye Ayla dendiğinde akan sular duruyordu, kendisinden sonra gelecek seslere ölçüt oldu,
    ….
    *
    Mustafa Kemal’den önce, Mustafa Kemal’den sonra Türk Kadını diye iki ayrılır… Devamında kadınlarımız güçlendikçe güçlenecekti, Cumhuriyet’in savunucuları olarak Atatürk’ün vasiyetini yerine getireceklerdi.
    *
    “4 bin 494 ilkokul, sadece 72 ortaokul, sadece 23 lise vardı…
    Öğretmenlerin üçte birinin öğretmenlik eğitimi yoktu,
    Medreselerde Türkçe yasaktı,
    Tek üniversite darülfünun vardı o da medreseden halliceydi…”
    *

    Abdülhamid zamanında “yalan beyanlarla” tutuklandı,
    Bomba atıp, tahtı ele geçireceği suçu ile karşı karşıya geldi,
    Gizlice bastığı yayınların ve muhalefetinin bedeli idi,
    2 ay tutuklu kaldı,
    Affedildi,
    İlk görev yeri olan Şam’a sürüldü…
    Görev yeri 5. Ordu idi, Kurmay Yüzbaşı idi,
    Sürgünler yeni başlıyordu,
    Abdülhamid; İttihad ve Terakki tarafından tahtan indirildi,
    Sürgün edildi,
    Artık başa Enver ve Talat Paşa önderliğinde ki İttihad ve Terakki geçmişti,
    Mustafa Kemal içlerindeydi fakat, siyasetin ordunun işi olmadığını söylüyor,
    Tenkitlerini sürdürüyordu,
    Enver Paşa’dan “siyaseti, siyasetçilere bırakmasını” istiyordu,
    Terakki ve Enver Paşaların sonunu Mustafa Kemal’in öngördüğü bu tutumları getirdi,
    Vatanperverlerdi lakin planları yoktu,
    1907’de Kıdemli Yüzbaşı oldu,
    1909’da Hareket Ordusu ile İstanbul’a girdi, Kurmay Başkan’dı, İstanbul’da başlayan ayaklanma bastırılmıştı, “Hareket Ordusu” adı Mustafa Kemal’e aitti,
    1910’da Fransa’ya gitti, Picardie Manevraları'na katıldı.
    https://i0.wp.com/...569794499.jpeg?ssl=1
    Fotoğrafa iyi bakın. Şapka’nın gavur icadı olduğu ve dine karşı olduğu söylendiği yıllardı,
    1911’de Trablusgarp'a kaçak yollarla gitti. Vatanı savunması arz ediyordu. Tobruk ve Dernede görev aldı. İtalyanlara karşı Tobruk Savaşını kazandı. 1 yıl sonra Derne Komutanlığına getirildi.
    1912'de Balkan Savaşı baş gösterdi. Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır'a gitti. Dimetoka ve Edirne'nin alınışında bulundu, katkıları büyüktü. Geri alınışında büyük hizmetleri görüldü.
    Sofya Ateşemiliterliğine atandı,
    Mustafa Kemal’i Dünyaya tanıtan fotoğrafı buydu,
    https://isteataturk.com/...07571365_ataturk.png
    Kıyafet balosu için İstanbul’dan istetmişti, Salona girdiğinde alkış tufanı kopmuş, ilgi odağı olmuştu,
    “Yeniçeri kıyafeti diye bilinse de Uçbeyi kıyafetiydi,"
    1914’te Yarbaylığa terfi etti,
    Sofya’da duramazdı, düşman Çanakkale’de idi,
    Enver Paşa’ya telgraf üzerine telgraf çekti,
    “Çanakkale’ye atandı,
    Orient Express’le İstanbul’a geldi,
    Tekirdağ’dan Halep isimli vapura bindi,
    Anafartalar Kahramanı,
    Gelibolu’ya ayak bastı.”

    *
    “57'inci Alayı alarak yolsuz, sarp ve derin derelerle kesilen arazide intikal ederek, saat 09.40'ta Kocaçimen mevkisine vardı. Burada 57. Alay dinlenmeye bırakılmış, Atatürk Conkbayırı'na geçmiştir. Orada cephaneleri bittiği için çekilen ve düşmanca kovalanan bir gözetleme bölüğüne rastladı,
    Mustafa Kemal anlatıyor:
    "- Nerede düşman?
    - İşte diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.
    Gerçekten de düşmanın bir avcı hattı 261 rakımlı tepeye yaklaşmış, serbestçe ilerliyordu.
    Düşman bana askerlerimden daha yakın. Düşman bulunduğum yere gelse kuvvetlerim pek kötü duruma düşecek. O zaman, bir mantıkla mıdır, yoksa bir içgüdü ile mi, bilmiyorum, kaçan erlere:
    - Düşmandan kaçılmaz dedim.
    - Cephanemiz kalmadı, dediler.
    - Cephanemiz yoksa süngümüz var, dedim. Ve bağırarak,
    - Süngü tak, dedim. Yere yatırdım. Aynı zamanda Conkbayırı'na doğru ilerleyen piyade alayı ile Cebel Bataryası'nın erlerini marş marşla benim bulunduğum yere gelmeleri için yanımdaki emir subayını geriye saldım. Erler yatınca, düşman da yere yattı. Kazandığımız an, bu andır."
    *

    “Cephede öğle yemeklerinde bando çaldırıyordu,
    Askerin moralini yüksek tutmaya çalışıyordu,
    İngilizler deliriyordu, bombardıman daha da kuvvetleniyordu,
    Carmen Operetinden parçalar çaldırırdı.”
    *
    “Size ben taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve başka kumandanlar gelebilir” diyecekti, göğüs göğüse süngü çarpışmaları yapacaktı,
    Düşman onu ve kahraman Mehmetçiği hiç unutmayacaktı,
    *
    Savaşın huzursuzluğunu biraz olsun azaltmak için kitap okuyor,
    İstanbul’daki arkadaşı Corinne ile Fransızca mektuplaşıyordu
    *

    Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal Paşa gündemdeydi,
    Gazeteler ondan bahsediyordu,
    Harp Mecmuası’nda “Çanakkale kahramanı” başlığı ile fotoğrafı yayınlanacaktı,
    Baskı durdu, fotoğraf kalktı,
    Yıllar sonra Yakup Kadri Karaosmanoğlu TRT’de anlatacak,
    “Enver Paşa’nın Mustafa Kemal’den bahsedilmesin” diye emir verdiğini söyleyecekti,
    İttihad ve Terakki Paşaları rahatsızdı,
    Mustafa Kemal adı her yerdeydi,
    Tenkit ve raporları onu ön plana çıkartıyor,
    Terakki liderleri onu İstanbul’dan uzaklaştırmak istiyordu,
    Anafartalar Grubu Komutanlığındaki üstün başarı ve hizmetlerinden dolayı, 17 Ocak 1916'da Muharebe Altın Liyakat Madalyası ile ödüllendirildi,
    Çanakkale’de kazandığı “Kılıçlı Gümüş Liyakat Madalyası” en sevdiği madalyaydı,
    Onu hiç çıkarmayacaktı…
    1916'da karargâhı Edirne'de bulunan 16'ncı Kolordu Komutanlığına atanmıştır,
    “15 veya 16 Mart 1916'da Diyarbakır'daki görevine gitmek üzere İstanbul'dan ayrılmıştır. 26 veya 27 Mart'ta kolordunun komutasını üzerine almıştır. Albay olarak görevi üzerine alan Mustafa Kemal, 1 Nisan 1916'da mirlivalığa (tümgeneralliğe) terfi etmiştir.”

    *
    İncelemeyi uzatmamak adına;
    Bu kronolojinin devamına Falih Rıfkı Atay ‘ın Babanız Atatürk kitabına yaptığım incelemeden devam edebilirsiniz. --->> #32524477
    Osmanlı’nın son durumu, Balkan savaşları, Trablusgarp ve devamı için Zeytindağı incelememe bakabilirsiniz. ->>>#31846184
    Sakarya Meydan Muharebesi ve Başkomutanlık Meydan Muharebeleri için -->> #28696189

    19 Mayıs 1919 ve sonrası için Nutuk incelememe bakabilirsiniz. ->> #28597997
    *

    Kitabın Kaynakçasız olduğu sürekli dile getiriliyor, doğrudur kaynakça yok. Lakin bu kitapta kaynakçaya ihtiyaç var mıydı? İnanın bana gerek yoktu. Zaten bir kitaptan alıntı yapıyor ise Yazarın adı ile konuya başlıyor. Geri kalan kısım bilinen şeylerin Özdil yorumu ile bize ulaşması. Yani yazılarına ve kitaplarına aşinaysanız zaten biliyorsunuz demektir. Sizler için bir kaç not aldım ve son okuduğum İpek Çalışlar'ın kitabında ki bilgiler ile ufak bir karşılaştırma yaptım;

    Sayfa 102 Çerkez(s) Et(d)hem olayı çok kısa tutulmuş, malum yeterince ortalığı karıştıran var, en azından bir iki sayfa ayrılmalı, ilk defa karşılaşan okura bilgi verilmeliydi,

    Sayfa 142 ‘de meşhur Kocatepe fotoğrafı ile ilgili Yılmaz Özdil Edhem Tem, İpek Çalışlar Mustafa Kemal Atatürk Mücadelesi ve Özel Hayatı kitabında sayfa 312’de fotoğrafın J. Weinberg imzası taşıdığını söylüyor, https://i.sozcu.com.tr/...zdilyenifoto20cm.jpg

    Sayfa 197 ‘de Latife’nin Mustafa Kemal’i köşk’te karşıladığı yazıyor, Mustafa Kemal Atatürk Mücadelesi ve Özel Hayatı kitabında ise Latife’nin evde olmadığı, daha sonra geldiği, içeri girmek isterken içeri alınmadığı ve bu evin hanımı benim dediği aktarılıyor. Daha sonra Mustafa Kemal kapıdan gelen sese doğru gidip, Latife’yi karşıladığı belirtiliyor. Aklına babasının Mustafa Kemal’i köşk’e davet ettiği sonradan aklına geldiği belirtiliyor.

    Sayfa 202’de Latife ile Mustafa Kemal boşandığından birbirlerine mektuplar yazıyorlar. Bu mektuplar şu an sergileniyor. Yılmaz Özdil başka, İpek çalışlar farklı anlatıyor. Çalışlar Latife’nin Aile yadigarı dediği ve notlar olan kitaplarını aldığını söylüyor. Özdil; Latife’nin kitapları Mustafa Kemal’in ricası ile bıraktığını yazıyor.

    Sayfa 211 Fikriye’nin intiharı. İpek çalışlar birden fazla örnek ile konuyu geniş tutarak havada bırakıyor. Özdil, Turgut Özakman’ın filme uyarladığı şekilde intiharı anlatıyor. Çalışlar o kadar çok örnek vermişti ki, konu yaverin üzerine kalıyordu.
    Çok üzücü bir durumdu, Mustafa Kemal Fikriye’nin ölümünü kolay atlatamamıştır. O yüzden önemli bir konudur.

    Derinlemesine inceleyiniz, Latife Hanım ile ayrılığına zemin hazırlayacak dönemlerin başlangıcına işaret eden olaydır.
    Sayfa 213’te Sabiha Gökçen’in Latife ve Fikriye kıyaslaması var. Unutulmasın, sayın Gökçen ikisi ile bir arada olmadı. Köşke daha sonra geldi.

    Sayfa 295 te Mustafa Kemal’in asıl sesinden bahsediyor sayın Özdil…
    https://www.youtube.com/watch?v=g-b67r8feec
    Celal Şengör bu sese bilerek mi kalınlaştırdınız, ne gerek var buna demişti. Orijinal sesinin daha ince olduğunu söylüyordu. Tarihin teknolojik yönden gelişmemiş olmamasının sorunlarından biri. Hala emin olamıyoruz.

    Sayfa 335 Topal Osman… Çankaya’da bir silahlı çatışma olduğu ortak kanı. Bundan sonrası biraz sıkıntı. Yalnız asıl konu Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey… Yalan, yani Çukur Tarih yazanlar Mustafa Kemal’in Topal Osman’a emir verdirdiği, Topal Osman’ın Ali Şükrü’yü öldürdüğünü, sonra Atatürk’ün Topal Osman’ı öldürttüğünü yazıyorlar.

    Topal Osman Mustafa Kemal’in korumasıdır. Ali Şükrü’nün Mustafa Kemal’e söylediği sözler üzerine bu durumu kendi şahsi kararı ile yapmış olduğu kanısı vardır,

    İpek Çalışlar bir çarşaf konusu ortaya atmıştır. Strateji bakımından mantıklı olsa da bana pek mantıklı gelmedi.
    Bu konu ile ilgili detaylı araştırma yapmak önemli. Eğer belgelendirilemeyen bir şey ise, farklı yorumların olması doğal bir durum.

    Sayfa 467 de Atatürk’ün üçüncü kez kalp krizi geçirdiği yazıyor. İlk ikisini genelde Laitife Hanım’a bağlıyorlardı. Yalnız o zamanın teknolojisi ile bunu anlamanın imkansıza yakın olduğu belirtilmiş kendi doktorları tarafından. Sadece tahmin yürütülmüş. Yabancı iki doktor bu durumu savunmuş, yalnız ilerleyen yıllarda bir daha böyle bir sorunla karşılaşmamıştır Mustafa Kemal.
    *

    * * *
    Mustafa Kemal’i yazmak Yılmaz Özdil’in boynunun borcuydu, yazdı.
    Mustafa Kemal’i okumak, anlamak, araştırmak da bizim boynumuzun borcudur.
    Ne bir kitap okumakla onu anlayabiliriz, ne de onun fikirlerini belleğimize alabiliriz.
    Ömrü cephelerde geçmiş olmasına rağmen, her zaman şık giyinirdi,
    Bizim günlük hayatta bahane ettiğimiz şeylerin hepsi, onun karşılaştığı durumlara kıyasla hiçbir şey.
    Mustafa Kemal’i kimse yıpratamaz, sadece saygısızlık yaptıklarını sanırlar lakin baş edemezler,
    Vücut bulmuş bir Mustafa Kemal ile baş edemediler, heykelleri ile takılıyorlar,
    Fikirlerinin yayıldığı Milyonlarca Mustafa Kemal ile asla baş edemediler, edemeyecekler,
    Unutmayalım “Fikirlere Kurşun İşlemez.”
    Bırakın kendi hallerine, onlarda öyle mutlu olsun demeyeceğiz,
    Daha çok öğrenecek ve gayri resmi yalan tarih anlatılarına belgelerle cevaplar vereceğiz.
    * * *

    Bu animasyonu seviyorum, Atatürk ne yaptı diyorsun,
    Sana kısaca bak bunları yaptı diyor, buyurunuz;
    https://www.youtube.com/watch?v=r7LMJs7jDOQ

    Yazdığım en uzun inceleme oldu.
    Sevgili Yılmaz Özdil;
    Eline, emeğine, içinde ki Atatürk sevgisine sağlık.
    Bu kitap çığır açan yeni bilgiler mi sunuyor, hayır,
    Tartışmalı bilgiler var mı, her Atatürk biyografisinde olduğu gibi, evet,
    Sevgili Özdil;
    Atatürk’ü bilmeyen ya da ders kitaplarından öğrenmiş insanlara,
    Tarihten korkan ve detaylı biyografileri gözünde büyüten,
    Araştırma yapmayan, merak etmeyen,
    Yalan tarih yazanlara cevap veremeyen,
    Selanik neresi diye sorsalar, Ankara’da değil mi diyecek kişilere,
    En basit anlatım ile Mustafa Kemal’i anlatmışsın.
    Atatürk’ü keşfetmeleri de artık onların boynunun borcu olsun,
    Yeni bilgiler edinmek için kendilerinde “kuvvet” bulsunlar.
    Dönemin öncesi ve sonrasını anlamak için yeni araştırmalar yapsınlar.
    *
    Kırmızıkedi ve bu kitapta emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyorum. Müthiş bir kampanya ile yoluna devam ediyor.
    *
    Bu uzun incelemeyi okuduysanız, teşekkürlerimi sunuyorum.
    Okuyun,
    Okutun,
    Hediye edin.
    Yalnız; tembih edin ki bu kitapla sınırlı kalmasınlar,
    Sadece başlangıçları olsun…

    İlber Hoca’nın Atatürk kitabına detaysız bir kitap olduğu için eleştiri yapmıştım, vazgeçtim. Detaysız tabirimi, hitap ettiği kitleye kolay ulaşması ve anlaşılır olması bakımından yeterli olarak değiştiriyorum.

    Bu ülke Tarih sevmeye ve okumaya başladı.
    Bu kitaplar sayesinde umarım ki, Mustafa Kemal ATATÜRK’ün söylediği gibi;
    “Türk Çocuğu Ecdadını (Atalarını) Tanıdıkça Daha Büyük İşler Yapmak İçin Kendinde Kuvvet Bulacaktır”
    Tekrar tekrar üzerinde durmak istiyorum, asla yetinmeyin, araştırmak ödeviniz olsun.
    *
    *
    Daha derinlemesine inmek istiyorsanız;
    Atatürk - Modern Türkiye'nin Kurucusu
    Atatürk'ün Anlatımıyla Kurtuluş Savaşı Nutuk
    https://www.kaynakyayinlari.com/...sikalar-p363936.html
    (Günümüz için En başarılı iki Nutuk basımı diyebilirim.)
    Çankaya
    Tek Adam - Cilt 1 (I-II-III)
    10 Kasım Yas Günü (O günleri gerçekten yaşayın)
    İlhan Ersel
    https://www.odakitap.com/...-arsel/9789753431507
    Cumhuriyet dönemine inin. Dönemin yazarlarının ne yazdığını öğrenin, araştırın. Özellikle Cumhuriyet’in temelinde emeği olan kadroyu asla es geçmeyin. Yazdıkları kitapları bulun, okuyun.
    Dönemin yazarlarının yazılarının derlendiği ciltli bir kaynak, Altı Ok
    https://www.odakitap.com/...lektif/9786051820323
    Muazzez Çiğ - Atatürk ve Sümerliller;
    https://www.odakitap.com/...ye-cig/9789753435727
    Cahit Kayra derlemesi;
    http://www.tarihcikitabevi.com/...isinin-oykusu-i-cilt (I-II-III)

    Araştırdıkça daha çok kitap bulacaksınız emin olun. Örnek olması açısından vermek istedim.
    *

    *
    Celal Şengör’den güzel bir hediye bırakıyorum sizlere;
    https://www.youtube.com/watch?v=rkOHtieBG5k
    *
    *
    Atatürk ve Sevgi ile kalın…
    Atatürk’ün izinden değil, Yolundan gidin…
    Neyi nasıl yaptığını, neler yapmak istediğini anlayın,
    Onun izi 10 Kasım 1938 günü Saat 09:05’te ebediyete intikal etti,
    Onun yolu 10 Kasım 1938 günü saat 09:06’da bize armağan oldu.
    *
    Yolun, yolumuzdur,
    Açtığın Yolda, Gösterdiğin Hedefe!

    *
    Ruhun Şad olsun!
    Kurduğun Cumhuriyet ilelebet Payidar Olsun!
    Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun!
    Atatürk’ün görüntüleri ile birlikte 10. Yıl Nutku Konuşması; https://www.youtube.com/watch?v=wQPtkbAiRrU

    Bir Milletin Yeniden Doğuşu;
    https://www.youtube.com/watch?v=JWi-5AVfX9I
    *
    Son olarak bir sorum var, bize ne lazım İsmet Paşam?
    https://www.youtube.com/watch?v=bn3NVJ2YfG0
    *
    Cumhuriyetimizin 95. Yılı Kutlu Olsun!
    *
    Saygı ve Sevgilerimle…
    *
  • 150 syf.
    ·5 günde·Beğendi·10/10
    Falih Rıfkı Atay etkinliği kapsamında yapacağım ikinci incelemem olacak. Etkinlik için Link: ->> #27899814

    Babanız Atatürk kitabı ile Atatürk’ü yeniden okumaya var mısınız? Kronolojik biyografi incelemesi yapacağım, biraz uzun olacak ama unuttuğumuz bazı bilgileri hatırlamamıza yardımcı olacak.

    Falih Rıfkı Atay bu kitabında kendi bildiği Atatürk'ü anlatıyor bize. Çocukluğundan başlayarak, aralara anılar ekleyerek bize doyumsuz bir zevk sunuyor. Diğer kitaplarından aşina olduğum dilini aynı şekilde koruyor ve kullanıyor. Atay'ın kaleminden Atatürk'ü okumak zevk veriyor.

    “Bu inceleme kronolojik ve uzun bir incelemedir. Kitabın temasına uygun bir şekilde yapılmış ve konusu dışına çıkılmamıştır. Kitabı okuduğunuzda detaylarına fazlasıyla kavuşacaksınız.”

    1881’de Selanik’te doğdu,
    Annesi Zübeyde Hanım, Babası Ali Rıza Efendi’dir.
    Annesi onu mahalle mektebine vermek isterken, babası modern eğitim almasını istiyordu. Annesini kırmadı ve mahalle mektebine yazıldı. İstemeye istemeye gidiyordu. Dik kafalılık o zamanlardan beri vardı. Bu mektep'te arkadaşlarının yaptığı yaramazlığı üstlendi ve hocadan dayak yedi. Bu onun için dönüm noktası oldu.

    Ali Rıza Efendi, Mustafa’yı modern eğitim yapan Şemsi Efendi İlkokulu’na yazdırdı. Artık Mustafa'nın istediği olmuştu.
    Babası bu dönemde vefat etti ve çok zorluk yaşadılar. Annesi ile birlikte dayısının çiftliğine gittiler. Bu fazla uzun sürmedi, teyzesi Mustafa’yı okutmak için tekrar Selaniğe yanına aldı.
    Artık Orta Okula gidiyordu ve buradan da mezun oldu.

    1893 yılında gizli olarak sınavlara hazırlanıp, çok istediği “Selanik Askeri Rüştiye’sine (okulu) girdi.
    Çok başarılı bir öğrencilik geçiriyordu ve Üniforma onun övünç kaynağı idi.
    Osmanlı toprak kaybetmeye devam ediyordu. Selanik artık düşman hedefindeydi.
    Mustafa, aynı adı taşıyan matematik öğretmeninin verdiği Kemal adını aldı. Daha sonra kazanacağı rütbelere ilk olarak adı ile başlıyordu. O artık Mustafa Kemal’di!
    Mustafa diğer arkadaşlarına kıyasla daha iyi giyiniyor, kendisine bakıyor, bu dışarıdan fazlasıyla dikkat çekiyordu.

    1893 ‘te girdiği Selanik Askeri Rüştiyesi'ni bitirince, 1895’te Manastır Askeri İdadisi'ne (Lise) girdi. (Bazı kaynaklarda 1985, bazılarında ise 1986. Başvurduğu tarih olarak 1985 gözüküyor.) Hitabet ve edebiyata yöneldi, şiirler yazdı. Türkçe öğretmeni onun bu yöne pek yönelmemesini, asıl derslerinden geri kalmaması için uyardı. Yaz tatilinde Fransızca dersler almaya başladı. 1898’de ikincilikle mezun oldu.

    1899 13 Mart’ta İstanbul Harp Okulu Piyade sınıfına girdi.
    1902 10 Şubat’ta Harp Akademisi'ne girdi ve burada gazete çıkardı. Elle yazılan bu gazetede, arkadaşlarıyla ülke yönetimini eleştiriyordu. Okul Müdürü Rıza Paşa’nın çabasıyla ceza almaktan kurtuldular. Aldıkları ufak cezaları da affetti çünkü kendisi de ileri görüşlü bir Müdürdü. Mustafa artık devletin idari yönetimini eleştiriyor ve yayınlar çıkarıyordu.

    https://isteataturk.com/...07466324_ataturk.png
    https://isteataturk.com/...07470225_ataturk.png

    1905 11 Ocak’ta Harp Akademisi'ni Yüzbaşı olarak bitirdi, Şam'a 5. Ordu'nun 30. Süvari Alayı'nda staj yapmak için atandı.
    https://isteataturk.com/...07472679_ataturk.png

    1906 Ekim’de Şam'da Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'ni kurdu. Şam'da topçu stajını yaptı ve Kıdemli Yüzbaşı(Kolağası) oldu.
    https://isteataturk.com/...07479134_ataturk.png

    1908- 23 Temmuz’da ilan edilen II.Meşrutiyet için çalışanlar arasındaydı.
    https://isteataturk.com/...07479692_ataturk.png

    1909 31 Mart(13 Nisan) İsyanı’nda Hareket Ordusu Kurmay Subayı olarak görevli.
    Adı aktif olarak bu olayda duyuldu. 1911- 13 Eylül’de İstanbul'a Genelkurmay'a naklen atandı.
    https://isteataturk.com/...07480318_ataturk.png
    https://isteataturk.com/...07492671_ataturk.png

    1911 27 Kasım’da Binbaşılığa yükseldi.
    https://isteataturk.com/...07481057_ataturk.png

    15 Ekim’de gazeteci Mustafa Şerif kimliği ile İskenderiye üzerinden, İtalya’nın saldırısına uğrayan Trablusgarp’a gitmek için İstanbul’dan ayrıldı.
    1912 9 Ocak’ta, Trablusgarp'ta İtalyanlar’a karşı Derne saldırısını yönetti. Savaş alanındaki ilk tecrübeleri burada kazandı.
    https://isteataturk.com/...08225809_ataturk.png

    1912 8 Ekim’de Karadağ’ın Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmesiyle Balkan Savaşı başladı. Osmanlı devleti “Ouchy”(Uşi) Antlaşması ile Trablusgarp ve Bingazi’yi İtalya’ya bırakınca, diğer subaylarla geri çağrıldı. 8 Kasım’da Selanik Yunanlılar tarafından işgal edilince, Derne’den Mısır’a, oradan İstanbul’a döndü.
    https://isteataturk.com/...07568647_ataturk.png

    1912- 25 Kasım’da Çanakkale Boğazı’nı korumak için Gelibolu’ya “Bahr-i Sefid(Akdeniz) Kuvvetleri Komutanlığı Harekât Şubesi Müdürü” olarak atandı. Daha sonra Bolayır Kolordusu adını alan bu kuvvetlerin Kurmay Başkanlığına getirildi.Bu görevi sırasında Çanakkale Boğazı’nın topoğrafik haritasını hazırlattı.

    1912’de General Litzmann’dan çevirdiği “Bölüğün Muharebe Talimi” adlı kitabı İstanbul’da yayınladı.
    http://farm3.static.flickr.com/...27529_661c5cecbb.jpg
    Asalet: https://isteataturk.com/...07496583_ataturk.png

    1913 27 Ekim’de Sofya Ateşemiliterliği'ne atandı.
    https://isteataturk.com/...07569763_ataturk.png

    1914 1 Mart’ta, Yarbaylığa yükseltildi.
    https://isteataturk.com/...07575352_ataturk.png

    1914’te Yeni Çeri kıyafeti ile Sofya’da baloya katıldı ve davetlileri kendisine hayran bıraktı.
    https://isteataturk.com/...07571365_ataturk.png

    1915 2 Şubat’ta, Tekirdağı'nda 19. Tümeni kurdu.
    1915 25 Şubat, Maydos'a gitti.
    1915 25 Nisan, Arıburnu'nda İtilaf Devletleri'ne karşı koydu.
    1915 1 Haziran Albaylığa yükseltildi.
    1915 9 Ağustos, Anafartalar Grup Komutanlığı'na atandı.
    https://isteataturk.com/...07573317_ataturk.png
    1915 10 Ağustos, Atatürk komutasındaki kuvvetlerin, Conkbayırı’nda İngilizlere taarruzu ve düşmanın ilerlemesine durdurmuş ve anafartalar kumandanı Mustafa Kemal düşmanı püskürtmüştür. Bugünkü muharebeler esnasında Atatürk’ün kalbini hedef alan bir kurşun, göğüs cebindeki saate çarpıp geri döndüğünden, kendisi mutlak bir ölümden kurtulmuştur.)
    https://isteataturk.com/...07573416_ataturk.png

    Çanakkale geçilemedi ise bir sebebi vardır. Akıl vardır, ölüme düşünmeden giden vatan evlatları vardır. Mustafa Kemal’in varlığı ve dehası Çanakkale’ye damga vurmuştur.

    Gelibolu Kuvvetleri Komutanı Alman Generali telefonla aradı.
    —Emrinizdeki kuvvetleri emrime veriniz.
    Komutan alaylı bir dille:
    —Çok gelmez mi? dedi.
    Mustafa Kemal olanca ciddiliği ile cevap verdi:
    —Az gelir! Sy.44

    https://isteataturk.com/...07573035_ataturk.png

    1916 10 Ocak’ta Almanlar’dan Çanakkale’deki başarıları nedeniyle “Demir Salip Nişanı”,
    17 Ocak’ta Sultan Reşat tarafından “Muharebe Altın Liyakat Madalyası” ile ödüllendirildi.
    https://isteataturk.com/...07575142_ataturk.png

    1 Nisan’da Tuğgeneralliğe yükseltildi.
    https://i2.wp.com/...-04-istasy10net.jpg

    1916 6 Ağustos, Bitlis ve Muş'u Ruslar’dan kurtardı.
    https://isteataturk.com/...07653304_ataturk.png

    1917 20 Eylül, memleketin ve ordunun durumunu açıklayan raporunu yazdı.
    Mustafa Kemal’in İsyan Muhtırası (Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.)

    1917 Ekim İstanbul'a döndü.
    https://isteataturk.com/...07657988_ataturk.png

    24 Mayıs 1918 tarihinde, yakın arkadaşı Ruşen Eşref Ünaydın'a bir fotoğraf imzalyıp vermiştir. Fotoğraf üzerine şunları yazmıştır:
    ''Her şeye rağmen, muhakkak bir nura doğru yürümekteyiz. Bende bu imanı yaşatan kuvvet, yalnız aziz memleket ve milletim hakkındaki sonsuz sevgim değil, bugünün karanlıkları, ahlaksızlıkları, şarlatanlıkları içinde sırf vatan hakikat aşkıyla ışık serpmeye ve aramaya çalışan bir gençlik görmemdir.''
    https://isteataturk.com/...07660819_ataturk.png

    1918 26 Ekim, Halep'in kuzeyinde bugünkü sınırlarımız üzerinde düşman saldırılarını durdurdu.
    https://isteataturk.com/...07658306_ataturk.png

    30 Ekim’de Mondros Mütarekesi'ni imzalandı.
    1918 31 Ekim, Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı'na atandı.

    1918 13 Kasım, Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı'nın kaldırılınca, Mustafa Kemal İstanbul'a döndü. Boğaz’da düşman donanmasını görünce, yaveri Cevat Abbas’a “Geldikleri gibi giderler!” dedi.
    https://isteataturk.com/...07658381_ataturk.png

    1919 30 Nisan Erzurum'da bulunan 9. Ordu Müfettişliği'ne atandı.

    1919 15 Mayıs Kara gün… İzmir'e Yunan'lılar asker çıkardı.
    (Bu konular hızlıca geçilecek konular değil ama kronolojik bir inceleme olduğu için sadece tarih ve olaylar hakkında bilgi veriyorum.)
    1919 16 Mayıs Bandırma vapuruyla İstanbul'dan ayrıldı.
    1919 19 Mayıs Mustafa Kemal Paşa Samsun'a çıktı.
    1919 15 Haziran3. Ordu Müfettişi ünvanını aldı.
    1919 21 Haziran, Ulusal Güçleri Sivas Kongresi'ne çağırdı.
    19 Mayıs Samsun’a çıkışı ile ilgili 19 Mayıs 1999 Atatürk Yeniden Samsun'da ‘da kitabına yaptığım incelemeden detay alabilirsiniz. #29768419

    1919 22 Haziran, Amasya Genelgesi’ni yayınlayarak, vatanın tehlikede olduğunu duyurdu.
    1919 8/9 Temmuz, Mustafa Kemal Paşa askerlikten çekilerek, sine-i millete döndü. Artık sivildi.
    ADAM GÖRÜN, ADAM!!!! https://isteataturk.com/...07664899_ataturk.png
    Not: Üzerindeki kıyafetler ona ait değildir. Para yok, nereden alacaklar? Etraftan ayrı ayrı toplanmış ve kendisine verilmiştir.

    1919 23 Temmuz, Mustafa Kemal'in başkanlığında Erzurum Kongresi toplandı. Tüm yurdu kapsayan kararlar alınarak, bir Temsil Kurulu seçildi. (7 Ağustos 1919)
    https://isteataturk.com/...07663796_ataturk.png

    1919 4 Eylül, Mustafa Kemal'in başkanlığında Sivas Kongresi toplandı. Millî Mücadele’ nin yöntemi belirlenip, bütün dernekler “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adı altında birleştirildi.
    https://isteataturk.com/...07665246_ataturk.png

    11 Eylül’de Mustafa Kemal, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Temsil Heyeti Başkanlığı'na seçildi.
    https://isteataturk.com/...07666376_ataturk.png

    1919 22 Ekim, Osmanlı Hükümeti ile Amasya Protokolü'nü imzaladı.
    1919 7 Kasım, Erzurum'dan milletvekili seçildi.
    1919 27 Aralık, Heyeti Temsiliye ile Ankara'ya geldi.
    https://isteataturk.com/...07665730_ataturk.png
    https://isteataturk.com/...07665637_ataturk.png

    1920 18 Mart, İstanbul'da Meclis-i Mebusan'ın son toplantısı.
    https://isteataturk.com/...07742082_ataturk.png

    1920 19 Mart, Mustafa Kemal tarafından Ankara'da üstün
    yetkiyi taşıyan bir Millet Meclisi toplanması hakkında illere duyuruda bulundu.
    1920 20 Mart, İstanbul'un İtilaf Devletleri tarafından işgali, Mustafa Kemal'in protestosu, Ankara'da yeni bir Millet Meclisi toplama girişimi.
    1920 23 Nisan, Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni açıldı.
    https://isteataturk.com/...07742381_ataturk.png

    1920 24 Nisan, Mustafa Kemal Büyük Millet Meclisi Başkanı seçildi.
    https://isteataturk.com/...07742783_ataturk.png

    1920 5 Mayıs, Mustafa Kemal'in başkanlığında ilk B.M.M. Hükümeti toplandı.
    https://isteataturk.com/...07745465_ataturk.png

    1920 11 Mayıs, Mustafa Kemal, İstanbul Hükümeti tarafından ölüm cezasına çarptırıldı.
    1920 24 Mayıs İdam kararı Padişah tarafından onaylandı.
    1920 10 Ağustos, Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında I.Dünya Savaşı’nı sona erdiren Sevr Antlaşması imzalandı.

    1921- 9/10 Ocak, I. İnönü Savaşı.
    https://isteataturk.com/...07749933_ataturk.png

    1921- 20 Ocak, İlk Teşkilat-ı Esasiye (Anayasa) Kanunu'nun esas maddelerinin kabulü.
    https://isteataturk.com/...07839390_ataturk.png

    1921 30 Mart / 1 Nisan, II. İnönü Savaşı, Yunanlılar’la milletin aksak talihi de yenildi.
    https://isteataturk.com/...07748701_ataturk.png

    1921 10 Mayıs, Mustafa Kemal tarafından Büyük Millet Meclisi'nde “Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Grubu” kuruldu, başkanlığına Mustafa Kemal seçildi.
    https://isteataturk.com/...07838180_ataturk.png

    1921 5 Ağustos, Mustafa Kemal'e Başkumandanlık görevi verildi.
    https://isteataturk.com/...08175553_ataturk.jpg
    https://isteataturk.com/...08185365_ataturk.png

    1921 22 Ağustus/23 Eylül, Mustafa Kemal'in yönetiminde Sakarya Meydan Savaşı'nın başlaması ve zaferle sonuçlanması. 1683’ten beri süren savunma ve geri çekiliş durduruldu.
    https://isteataturk.com/...07746193_ataturk.png

    1921 19 Eylül, Mustafa Kemal'e B.M.M. tarafından Mareşallik rütbesi ve Gazi ünvanının verilmesi.
    https://isteataturk.com/...07747904_ataturk.png

    1922 26 Ağustos, Bir yıllık hazırlıktan sonra, Mustafa Kemal Paşa Büyük Taarruz'u başlattı.
    https://isteataturk.com/...08273692_ataturk.JPG

    1922 30 Ağustos, Gazi Paşa, Dumlupınar’da düşman ordusunun büyük kısmının imha edildiği, Başkumandanlık Meydan Savaşı'nı kazandı.
    https://isteataturk.com/...13190926_ataturk.jpg

    1922 1 Eylül, "Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz'dir, İleri!" buyruğunu verdi.
    https://isteataturk.com/...08275530_ataturk.png

    1922 9 Eylül Türk Ordusu İzmir'e girdi. Düşman kalıntıları denize döküldü.
    1922 10 Eylül, Gazi İzmir'de…
    http://manisanokta.com/...r-1923-600x320.jpg

    1922 11 Ekim, Mudanya Mütarekesi'nin imzalandı.
    https://isteataturk.com/...08308942_ataturk.png

    1922 1 Kasım, Saltanat, TB.M.M. tarafından kaldırıldı.
    https://isteataturk.com/...13278488_ataturk.jpg

    1922 17 Kasım, VI.Mehmet Vahdettin, Malaya adlı İngiliz harp gemisiyle İstanbul'dan ayrıldı.
    1923 29 Ocak, Gazi Mustafa Kemal, İzmir’li Latife Hanım'la evlendi.
    https://isteataturk.com/...08479768_ataturk.png

    1923 9 Ağustos, Gazi Mustafa Kemal Halk Fırkası'nı kurması.
    https://isteataturk.com/...08484903_ataturk.png

    1923 24 Temmuz, Kurtuluş Savaşı’nı sona erdiren Lozan Antlaşması imzalandı.
    https://isteataturk.com/...08685244_ataturk.png

    1923 11 Ağustos, Gazi Mustafa Kemal 2. Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na seçildi.
    https://isteataturk.com/...08685350_ataturk.png

    1923 29 Ekim, Cumhuriyet ilan edildi. Gazi Mustafa Kemal ilk Cumhurbaşkanı seçildi.
    https://ibb.co/eCMD0p

    1924 1 Mart , Gazi Mustafa Kemal, Büyük Millet Meclisi'nde Halifeliğin kaldırılması ve öğretimin birleştirilmesi hakkında açış nutkunu verdi.

    1924 3 Mart, Hilafetin kaldırılması, Tevhid-i Tedrisat(öğrenimin birleştirilmesi), “Şer'iye ve Evkaf Vekaleti” ile “Erkanı Harbiye-i Umumiye Vekaleti”nin(Bakanlığı) kaldırılması hakkındaki yasalar, Büyük Millet Meclisi'nce kabul edildi.
    1924 20 Nisan, Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye (Anayasa) Kanunu kabul edildi.
    https://isteataturk.com/...08696520_ataturk.png

    1925 17 Şubat, Aşar (1/10) vergisi kaldırıldı.
    https://isteataturk.com/...09061694_ataturk.png

    1925- 24 Ağustos, Gazi Mustafa Kemal ilk defa Kastamonu'da şapka giydi. https://isteataturk.com/...09477164_ataturk.png

    1925- 25 Kasım, Şapka Kanunu Büyük Millet Meclisi'nde kabul edildi.
    https://isteataturk.com/...09517640_ataturk.png

    1925- 30 Kasım, Tekkelerin ve zaviyelerin kapatılması hakkında kanun kabul edildi.
    https://isteataturk.com/...09518837_ataturk.png

    1925- 25 Aralık, Uluslararası takvim, saat ve ölçüler kabul edildi.
    https://isteataturk.com/...09520015_ataturk.png

    1926- 17 Şubat, Türk Medeni Kanunu kabul edildi.
    https://isteataturk.com/...10342832_ataturk.png

    1927- 1 Temmuz, Gazi Mustafa Kemal Cumhurbaşkanı sıfatıyla, ayrıldıktan 8 yıl sonra ilk kez İstanbul'a gitti.
    1927- 15/20 Ekim, Gazi Mustafa Kemal Cumhuriyet Halk Partisi 2. Kurultayı'nda tarihi Büyük Nutku'nu okudu.
    1927- 1 Kasım, Gazi Mustafa Kemal 2. kez Cumhurbaşkanlığı'na seçildi.
    1928- 9 Ağustos, Gazi Mustafa Kemal Sarayburnu'nda Türk harfleri hakkındaki nutkunu verdi.
    https://isteataturk.com/...10644067_ataturk.png

    1928- 3 Kasım, Türk Harfleri Kanunu Büyük Millet Meclisi'nde kabul edildi.
    https://isteataturk.com/...10511935_ataturk.jpg

    1931- 15 Nisan, Türk Tarih Kurumu kuruldu. 1931- 4 Mayıs, Gazi Mustafa Kemal 3.kez Cumhurbaşkanlığı'na seçildi.
    https://isteataturk.com/...10435164_ataturk.JPG

    1932- 12 Temmuz, Türk Dil Kurumu'nun kuruldu.
    https://isteataturk.com/...10488443_ataturk.jpg

    1933- 29 Ekim, Gazi Mustafa Kemal, büyük bir coşkuyla “Onuncu Yıl Marşı” eşliğinde kutlanan Cumhuriyet'in 10. yıldönümünde tarihi nutkunu verdi.
    https://isteataturk.com/...10510719_ataturk.jpg

    1934- 24 Kasım, Gazi Mustafa Kemal'e Büyük Millet Meclisi tarafından ATATÜRK soyadının verilmesi kanunu kabul edildi. 1935- 1 Mart, Atatürk 4. kez Cumhurbaşkanı seçildi.
    https://isteataturk.com/...10510998_ataturk.jpg

    1937- 1 Mayıs, Atatürk'ün çiftliklerini Hazine'ye ve taşınamaz mallarını da Ankara Belediyesi'ne bağışladı.
    https://isteataturk.com/...10437082_ataturk.jpg

    1938- 31 Mart, Atatürk'ün hastalığı hakkında Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği'nin ilk resmi duyuru yapıldı. 1938- 15 Eylül, Atatürk vasiyetnamesini yazdı.
    1938- 16 Ekim, Atatürk'ün durumu hakkında günlük resmi duyuruların yayınına başlandı.
    1938- 10 Kasım Perşembe günü, saat 9.05’te Atatürk diyerek ebediyete göçtü. Son sözü) “Aleykümselam” oldu.
    1938- 11 Kasım, İstanbul Şehir Meclisi olağanüstü toplandı.
    Saraydaki Cumhurbaşkanlığı forsu yerine yarıya kadar indirilmiş Türk Bayrağı çekildi.
    1938- 12 Kasım, Yüksek Öğrenim gençliği, Üniversite Konferans Salonu'nda toplandı.
    1938- 13 Kasım, Gençlik, Taksim Cumhuriyet Anıtı önünde toplanarak Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'i koruyacaklarına and içti..
    1938- 14 Kasım, Büyük Millet Meclisi toplandı.
    1938- 15 Kasım, Hükümet, Atatürk'ün Ankara'da ebedi istirahat yerine konulacağı 21 Kasım 1938 tarihini ulusal yas günü olarak duyurdu.
    1938- 16 Kasım, İstanbul halkı, Atatürk'ün Dolmabahçe Sarayı Muayede Salonu'ndaki katafalkı önünde sabahın ilk saatlerinden gecenin son saatlerine kadar saygı ve üzüntü içinde son görevini yaptı.
    1938- 19 Kasım, Büyük bir törenle, Atatürk'ün Dolmabahçe'den alınan aziz cenazesi(na’şı), önce Sarayburnu'na, oradan Zafer torpidosuyla Yavuz zırhlısına götürüldü. Yavuz zırhlısıyla İzmit'e kadar götürülen tabut, oradan Ankara'ya yolcu edildi.

    Görüntüler:

    https://ibb.co/ixdcbU

    https://ibb.co/fvgxbU

    https://ibb.co/e9KB39

    https://ibb.co/hxvjO9

    https://ibb.co/bWSyi9

    https://turkcetarih.com/...aflar-13.3.7.jpg

    https://ibb.co/irdtGU

    https://ibb.co/mXikwU

    https://ibb.co/jM1cAp

    https://ibb.co/jKwcAp

    1938- 20 Kasım, Atatürk'ün aziz cenazesi Ankara'ya ulaştı. Büyük Millet Meclisi önündeki katafalka konuldu. Ankara'lılar da son görevlerini saygıyla yaptılar.
    1938- 21 Kasım, Atatürk'ün cenazesi, Etnoğrafya Müzesi'ndeki geçici kabre(mezara konuldu.
    1938- 25 Kasım, Atatürk'ün vasiyetnamesi Ankara 3.Sulh Hukuk Hakimliği tarafından açıldı.
    1938- 26 Aralık, Atatürk'ün “Ebedi Şef” sanıyla anılması kabul edildi.

    Fotoğraflar ve daha fazla detay için 10 Kasım Yas Günü kitabına kesinlikle bakınız. Büyüklük ve Onur nasıl bir şey, tekrar tekrar görünüz.

    1941-1 Mart’ta, Anıtkabir'in yerinin seçilmesi için görevlendirilen komisyon uluslararası bir yarışma açtı. Yarışmaya; Türkiye, Almanya, İtalya, Avusturya, İsviçre, Fransa ve Çekoslovakya'dan toplam 47 proje katıldı. Bu projelerden 3 tanesi komisyon tarafından ödüle layık görüldü. Milli konuyu daha başarılı ifade etmesi ve projenin araziye uygunluğu nedeniyle, Prof. Dr. Emin Onat ve Doç. Dr. Ahmet Orhan Arda'nın projesinin uygulanması kararlaştırıldı.

    1944- 9 Ekim, Rasattepe’de Anıtkabir inşaatına başlandı. İlk harcı Başbakan Şükrü Saraçoğlu koydu.

    1953- 4 Kasım, Atatürk'ün Etnografya Müzesi’ndeki Geçici Kabri açıldı.Tahnit edilmiş na’şını hiç bozulmadığı görüldü.Kurşun tabuttan çıkarılarak, ceviz ağacından yapılan bir tabuta alındı. 1953- 10 Kasım, Atatürk'ün cenazesi, Anıt-Kabir'e nakledildi. Milletin sinesine gömüldü.

    4 Kasım 1953 - Atatürk'ün naaşı Anıtkabir'e götürülmek üzere Etnoğrafya Müzesi'ndeki geçici kabrinden çıkarıldı.
    https://ibb.co/ezdcbU

    https://ibb.co/egBKqp

    https://ibb.co/k7JSbU

    https://ibb.co/kodtGU

    https://ibb.co/cMBr39

    Video: http://www.trtarsiv.com/...nitkabir-e-tasinmasi

    Video: http://www.trtarsiv.com/...nitkabir-e-tasinmasi


    Tüylerim diken diken oluyor her izlediğimde, her dinlediğimde...

    Kronolojik incelememiz burada bitiyor. Falih Rıfkı Atay’ın “Babanız Atatürk” kitabında tam olarak yapmış olduğu çalışma bize Atatürk’ü çocukluğundan itibaren anlatmaktır. Keyifle okuyacağınız bir kitap. Her kitabın sonun da olduğu gibi Atatürk’ün ölümü bizleri üzüyor. ÖLÜMÜ bölümü en zor okunan bölüm. İnsan istiyor ki, zamanı geriye sarıp onu o hastalıktan kurtarsın. Ama olmuyor haliyle. Dünya Tarihine adını silinmez harflerle yazdırdı. Hem Devlet Adamı olarak hem Başkomutan olarak. Yaptığı inkılaplar ve kurduğu Cumhuriyet en temel hazinesi ve övünç kaynağıdır.

    https://isteataturk.com/...11554187_ataturk.jpg

    Biz Mustafa Kemal'iz efendim...! ve Mustafa Kemaller ÖLMEZ....! Fikrimiz’ de, Kalbimiz ‘de ve Ruhumuzdadır...! Hiç görmedik, gözünün içine canlı olarak dahi bakamadık ama FARK ETMEZ! Onu GÖRMEK demek mutlaka YÜZÜNÜ görmek değildir. ONUN fikirlerini, ONUN duygularını anlıyorsak ve hissediyorsak bu kafidir.....! #28815684

    Kitabı okuyunuz, okutturunuz, hediye ediniz. Mustafa Kemal Atatürk sevginiz hiç bitmesin.

    *** Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi 'den ve http://www.anitkabir.org/...urk-kronolojisi.html den ödünç aldığım bilgiler oldu. Kaynak oldukları için teşekkür ederim. Bazı bilgileri iki üç şekilde teyit ettim ama Kronoloji de bazen sıkıntı olabiliyor. Falih Rıfkı'nın verdiği tarihlerde bu kaynaklar ile örtüşmeyebiliyor. Muhtemelen yeni raporlar ve resmi tutanaklar sonradan bulunup güncellenmiş olmalı. Ufak farklar diyelim bunlara. Fotoğraflar ayrı olarak eklenmiştir. Hepsi özenle seçilmiş ve konulara eklenmiştir.

    https://isteataturk.com/...11687449_ataturk.jpg

    Herkese iyi okumalar diliyorum.

    https://www.youtube.com/...+t%C3%BCrk%C3%BCler+