• 382 syf.
    ·229 günde·Puan vermedi
    “Her büyük yazar yaşadığı dönemde yalnızlığa mahkum edilir.” sözünün Türk edebiyatına yansımasıdır Tanpınar’ın hayatı. Ölümünden sonra kıymeti anlaşılan Tanpınar, artık 42 farklı dilde okurlarıyla buluşuyor. Kitabımıza gelecek olursak;
    Saatleri Ayarlama Enstitüsü birey-toplum, eski-yeni kavramları arasındaki ilişkilerin sembol ve karakterle açıklandığı bir roman olarak karşımıza çıkar. Toplumun aksak yönlerini hicveder, o dönemde yaygın olan birtakım düşünceleri eleştirir.( hurafeler, doğu batı çatışması, mirasyedilik vb.) Bu romanda aslolan zamandır. Tanzimat’ta başlayan yenileşme hareketinden Cumhuriyet dönemine değin şekillenen insan tipini ele alıp halk üzerindeki Doğu-Batı çatışmalarına dikkat çeker.
    Roman Hayri İrdal’in anıları şeklinde kurgulanmış dört ana bölümden oluşur. Bu bölümleri Vivaldi’nin Dört Mevsim’inin etkisiyle oluşturduğu düşünülür. Bölüm başlıkları da bunu doğrular nitelikte. (Bkz; Tanpınar ve musiki)
    Saatleri Ayarlama Enstitüsü Tanpınar’ın sistem üzerinden yaptığı bir eleştiridir. Görünen gerçekler birtakım semboller vasıtasıyla işlenir.
    Romandaki sembollerin bazılarını deşifre edecek olursak; Hayri İrdal aydın bunalımını simgeler. Tıpkı (Turgut Özben ve Aylak Adam gibi.) Çarpıklıkları görür ama eyleme geçemez. Hayri İrdal belki de geleneksel kökleri ile bağını koparmak istemeyen bu yüzden de yeni toplumsal düzeni tam olarak benimseyememiş Tanpınar’ın kendisidir, kim bilir ?
    Seyit Lütfullah din bezirganlığının açık bir sembolüdür. Halit Ayarcı pragmatizm kisvesi altında insanları manipüle edenleri, Mübarek adlı saat eskiye bağlılığını sembolik ve şekilci davranışlar ile sürdürenleri sembolize eder.
    Saatleri Ayarlama Enstitüsü çok ciddi, ayrıntılı bir kişilik ve toplumsal çatışma eleştirisi ve analizidir. Kullanılan semboller ve üstü kapalı göndermeler nedeniyle asıl söylemek istediklerini ancak dikkatli ve belli bir entelektüel birikime sahip okurlar görebilmektedir. Ve bu yazarın bilerek yaptığı bir şeydir. Tanpınar okurundan belli bir kültür birikimine sahip olmasını bekler.
  • Türkiye'de yaşayan kadınlar her fikrin
    olduğu kadar ülkenin geleceği uğruna yüklenecekleri bir şeyler olduğu
    Fikrinin de uzağında eğleşmeyi tercih ettiler. Cumhuriyet tarihimiz boyunca Türkiye'de yaşayan kadınlardan her birinin bilebildiği tek şey kendi konumları itibariyle ölçü saydıkları bir diğer kadından aşağı kalmamaktan
    ibaretti.Durum 1970'li yıllarda değişti. Türkiye'de yaşayan kadıinların durumunu tesettür değiştirdi. Tesettüre riayet etme tercihlerini öne çıkaran kadınlar kendilerini pozitivizm ile pragmatizm arasında tercih yapamayan
    kadınlardan ayırma yolunu benimsedi. Bu tutum, aynı zamanda kadınların Türkiye'nin geleceği hakkında söyleyecek bir şeyler taşıdıklarının da isaretiydi. Sahiden öyle miydi?

    Gerçekte siyasî manevraların bir yan ürünü sayılabilecek "örtülü kadın" ister istemez Türk kültür tarihine "miyar" değeri üstlenmiş bir varIık olarak eklenecekti. Milâdın yirminci yüzyılının son çeyreğinde kadınlarin örtünüyor olması modernleşmenin muhteva bakımından sorgulanması demekti. Dikkat edin, Türkiye'de kadınların örtünme yoluna girmeleri
    yalnızca Türkiye'nin modernleşmesinin sorgulanması değildi; Türkiye'deyaşayan kadınlar tesettüre riayet etmekle aynı zamanda Aydınlanma Çağı'ndan bu yana kadına hem Müslümanlar dünyasında ve hem de gayr-i
    müslim dünyada tahsis edilen yeri sorgulamış oluyorlardı. Evet, böyleydi; ama ne örtünen kadınların ne de o kadınların örtünmesine yasak koyanlara karşı çıkanların olan bitenden haberleri vardı.

    Başörtüsünü resmiyet içinde yasaklı hale sokanlar başlarını örten kadınların bu davranışlarını muhalif bir anlayışı temsil etmeleri sebebiyle benimsediklerini ileri sürdüler. Buna karşılık resmiyet içinde başörtülü olarak yer almak isteyen kadınlar başlarını herhangi bir ideologi icap ettirdiği için
    örtmediklerini, bunu sadece inançları gereği yaptıklarını söylediler. Yani alttan aldılar. Hâlbuki yasakçıların iddiaları yerindeydi. Eğer başörtüsüne resmiyet alanında yasak getirilmeyecek olsaydı Türkiye'de yaşayan kadınların için tesettür bir "norm" haline gelecekti. Normlardan birinin örtünme olduğunun kabulü halinde örtünmenin tarih içinde ne anlam taşıdığı güncelliğini koruyacaktı. Modernleşmenin sorgulanmasına yol açan davanın düşmesi ancak yasaklama suretiyle gerçekleşebilirdi. Yasaklılar muhalefet mevziinden çekilerek bir hoşgörü firsatı ele geçirmeğe uğraştılar. Muhalefet muvafakat oldu. Başörtülüler sorgulamayı beceremedikleri, başarmadıkları için kendilerini modernliğin sorgulanabilecek, sorgulanmayı hak etmiş mevkilerine dar attılar.

    Türkiye Cumhuriyeti'nin 58'inci kabinesini teşkille görevlendirilmis zât, hatırladığım kadarıyla başı örtülü eşini üniversiteye kayıt ettirmeye çabalamış, üstelik bu çabasını siyasî etikete sahip bulunduğu bir çağda
    göstermişti. Başbakanlık başarısına eren kişi çocuklarının annesine başı örtülü olduğu için tahsilini tamamlama firsati sağlama başarısına erememişti. Üniversite yetkilileri zamanında onun isteğini yerine getirmemişlerdi. Bu olaydan şunu zahmetsizce istihraç edebiliriz ki yeni hükümet sadece kendilerine bazı yetkileri bahşedenlerin buyruklarını yerine getirecektir. Bunlar yeni bir şeyler değil. Milletvekili seçilme başarısına eremeyen bir Turgut Özal, gün gelmiş cumhurbaşkanı seçilme başarısını kucaklamıştır. Kimin ne numarası olduğunu öteden beri bilen biliyor. Türkiye'ye kefen biçenlere makas olan herkese ikbal yolu açılıyor. Şimdilik bilinmez saydığımız şey yeni düzenlemelere girişecek olanların bunu neyin bedeli olarak yapacakları ve şahsiyet bakımından gösterdikleri duyarsızlığın neleri kırıp dökeceğidir.