• _Edebini kaybeden kimse kötülükten zevk alır.
    _Kabilecilik kanunsuzluktur.
    _Korku, köleliktir.
    _Kötülüklerin en büyüğü, haksızlıkların cezasız kalmasıdır.
    _Doğru düşünce, bilgidir.
    _Her aşık, şairdir.
    _Beden ruhun mezarıdır.
    _İnsanın kendini fethetmesi zaferlerin en büyüğüdür. Kendini idare etmesini bilmeyenler, kendi yurttaşlarını yönetmek iddiasında bulunamazlar.
    _Karanlıktan korkan bir çocuğu kolaylıkla affedebiliriz. Hayattaki gerçek trajedi yetişkinlerin aydınlıktan korkmasıdır.

    _Platonik aşk_ Platon, gerçek aşka, bedensel hazlara yönelerek değil, ruhsal bir yolla ulaşıldığını iddia ettiği için 'Platonik aşk' terimi günümüzde 'cinselliğin olmadığı romantik aşk' anlamı kazanmıştır.

    _Neden hiçbir şey yok değil de, bir şey var?
    _Konuşma, insanın aklını kullanma sanatıdır.
    _Adaletli olmak herkese eşit davranmak değildir, herkesin durumuna, konumuna göre davranmaktır.
    _Kalabalıkları felsefi olarak aydınlatmak imkansızdır.
    _Küçük şeylere gereğinden çok önem verenler, elinden büyük iş gelmeyenlerdir.
    _Her zaman düşünceli olun.
    _İhtiyaç tüm icatların anasıdır.
    _Felsefe, sanatların en yükseğidir.
    _Gövdeyi öldürenlerden değil, ruhu öldürenlerden korkunuz
    _İnsanlar hakikate değil, hakikat gibi görünen şeylere inanırlar.
    _Bilge insanlar konuşurlar çünkü söyleyecek bir şeyleri vardır. Aptal insanlar konuşurlar çünkü bir şey söylemek zorundadırlar.
    _Zor duruma düşecek olsanız dahi dürüstlükten, hakikatten ve doğrudan vazgeçmeyin. Diğer türlüsü sizi daha zor durumda bırakacaktır.
    _Nerede eşcinsel ilişkiye girmenin ayıp olduğu kanaati varsa, bunun suçlusu kısmen yasaların kötülüğü, kısmen yöneticilerin despotluğu ve kısmen yönetilenlerin korkaklığıdır.
    _Kolunuz kangren oldu ise kolunuzun kesilmesi kötü bir şey değildir. Çünkü kol kesilmediği takdirde hastalık vücuda yayılır ve ölüme neden olur yani daha büyük bir kötülüğe.
    _Köleler ve kötüler için baskı rejimi en üstün iyiliktir. Şehir halkı huy ve tabiat itibariyle iyi olmadıkları zamanlarda istibdat idaresine ihtiyaç duyabilir. İdareci karakter itibariyle müstebitse istibdat o zaman kötülenebilir.
    _Pek büyük konulara geçmeden önce, ilkin küçük ve daha kolay örnekler üzerinde denemelerde bulunmalı.
    _Başlamak işin en önemli kısmıdır.
    _Beden terbiyesi ruhu eğitmek içindir. Bedenlerin doğrulup düzelmesi ruhun doğrulup düzelmesini sağlar.
    _Boş bir kafa, şeytanın çalışma odasıdır.
    _Güzel adetler kullanıldığı ölçüde pekişir, sağlamlaşır. Şayet ihmal edilirse silinip gider.
    _Şair, hafif kanatlı kutsal bir şeydir; ilham duymadan, kendinden geçmeden, aklı başında iken bir şey yaratamaz. Şairler, Tanrı'nın tercümanıdırlar. Yazmak ruhun geometrisidir.
    _Yokluğu sözle bildirmeyi deneyen, aslında hiçbir şey söylemiyor demeliyiz.
    _Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.
    _Her yerde tek bir adalet ilkesi vardır. O da güçlünün çıkarıdır.
    _Adalet ile devlet özdeştir. Devlete yararı olan şey ”adaletli”, zararı olan şeyse ”adalete aykırı”dır.
    _Kötülük edebilmek ellerinde iken bütün ömrünü doğrulukla geçirmek çok güç ve övmeye değer bir şeydir.
    _İnsanlar mağaranın içinde yaşıyorlar. Filozoflar ise mağaranın dışını bilen ve insanlara bunu anlatmaya çalışan kişilerdir.

    _Arzular ve duygular arabayı çeken iki at, akılsa onları yönlendiren arabacı olmalıdır.
    _Düşünmek, ruhun kendi kendine konuşmasıdır.
    _Müziğin insanı götüreceği yer güzellik sevgisidir.
    _Görünen değişiyor, görünmeyen değişmiyor.
    _Cesaret, tehlike karşısında akıl ve zekânın kullanılmasıdır.
    _Akıl noksanlığı iki turlu olur: biri delilikten, öbürü cahillikten.
    _Şehir halkı ne kadar iyi olursa, idarecileri de o kadar çok ilahi vasıfta olur.
    _İktidar, iktidara düşkün olmayan ve iktidardan gelecek yararlara ihtiyacı bulunmayanlara verilmelidir.
    _Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın, yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi sevilmeye bırakmaktır.
    _Bilinen bir şey hakkında araştırma yapmak gereksiz, bilinmeyen bir şey hakkında araştırma yapmak imkânsızdır.
    _Bir zorba, ne zaman düşman ülkeyi işgalle veya anlaşmayla sustursa ve artık düşmandan korkacak bir şey kalmasa, tekrar bir başka savaşı başlatmalıdır ki insanlar bir lidere ihtiyaç duysun.
    _Oğullarım büyüdüğünde, dostlarım onları cezalandırmanızı istiyorum sizden; eğer servetini veya herhangi bir şeyi erdemden daha çok önemserlerse veya aslında hiçbir şey değilken bir şeymiş gibi davranırlarsa, hayatta göreceğiniz iş ne olursa olsun, erdem olmayınca elde edeceğiniz her şeyin, yapacağınız her işin sonunda utanç ve kötülük vardır.
    _Demokrasinin esas prensibi, halkın egemenliğidir. Ama milletin kendini yönetecekleri iyi seçebilmesi için, yetişkin ve iyi eğitim görmüş olması şarttır. Eğer bu sağlanamazsa demokrasi, otokrasiye geçebilir. Halk övülmeyi sever. Onun için, güzel sözlü demagoglar, kötü de olsalar, başa geçebilirler. Oy toplamasını bilen herkesin, devleti idare edebileceği zannedilir.
    _Gençler için müzik kadar beden eğitimi de önemlidir. Bunun ilk basamağını doğru beslenmek oluşturur. Bir hekim pek çok hasta görmüş tecrübeli kendisini kafasıyla tedavi edebilen bir insan olmalıdır. Diğer yandan kötülüklere savaşacak olan yargıç içinse bu durum tam tersidir. Yargıç çocukluğundan itibaren kötülerle düşüp kalkmamış ve yaşlı çevresindekileri gözlemleyerek iyi ile kötüyü ayırma tecrübesine ulaşmış olan bir kimse olmalıdır.
    _Öğretmenlik her şeyden evvel bir Tanrı sanatıdır.
    _Varlıktaki anlaşmazlık sürekli bir ahenktir.




    _Sokrates'in Savunması_
    _Ben Tanrının gönderdiği bir at sineğiyim ve gün boyunca ve her yerde sürekli olarak üzerinize yapışır, sizi uyandırır, inandırır ve kınarım. Benim gibi bir başkasını kolay kolay bulamazsınız ve bu yüzden sizlere beni sakınmanızı salık veririm. Uykudan birden uyandırılan biri gibi canınızın sıkıldığını duyabilir ve Anitus'un öğütlediği gibi kolayca beni bir vuruşta ezebileceğinizi düşünebilirsiniz ama o zaman yaşamlarınızın geri kalanı boyunca uyuyacaksınız, ta ki Tanrı sizlerden kaygılanarak bir başka atsineği gönderinceye dek. Size sizin için Tanrının armağanı olduğumu söylediğim zaman, bu ödevin tanıtı şöyledir: Eğer başka insanlar gibi olmuş olsaydım, tüm kaygılarımı gözardı etmemem ya da bütün bu yıllar boyunca sizin çıkarlarınızı gözetirken kendiminkilerin gözardı edilişini dayançla seyretmemem gerekirdi.
    _Hiçbir şey bilmediğimin bilincindeydim, bilinç asla yıkılmaz.
    _Sizlere tarafımdan aldatılmamak için kendinizi kollamanız gerektiği çünkü çok inandırıcı bir konuşmacı olduğum söylendi. Benim için doğru olan şey ilkin bana yöneltilen suçlamalara karşı savunma yapmaktır.
    _Devlet adamlarımızdan biriydi; kendisiyle konuşmaya başladıktan sonra aslında bilge olmadığını düşünmeden edemedim, üstelik hem başka birçoklarına hem de özellikle kendisine bilge olarak görünmesine karşın ve sonra ona bilge olduğunu düşündüğünü ama gerçekte olmadığını açıklamaya çalıştım. Sonuç: Benden nefret etmesi.
    _Beni burada gençleri yozlaştırmak ve bozmakla suçlarken, onları bilerek mi yoksa bilmeden mi yozlaştırdığımı ileri sürüyorsun? Ben, bu yaşımda, öylesine karanlık ve bilgisizlik içindeyim ki, eğer kendisiyle birlikte yaşamam gereken bir insanı yozlaştırılacak olursam, ondan pekala zarar görebileceğimi bilmem ve gene de onu yozlaştırır ve üstelik, dediğin gibi, bunu bile bile yaparım. Eğer bunu amaçlamadan yapıyorsam, yasa böyle kasıtsız yanlışlıklar yapanları mahkeme karşısına çıkarmaz: Tersine, yasaya göre beni özel olarak karşına alman ve uyarıp öğüt vermen gerekirdi; çünkü açıktır ki eğer doğru öğütler almış olsaydım, kasıtsız olarak yapmakta olduğuma son verirdim. Ama senin bana söyleyecek hiçbir şeyin yoktu ve beni bilgilendirmekten kaçındın. Bunu yapmadın ve şimdi beni bir öğretim yeri değil ama bir cezalandırma yeri olan bu mahkemeye getirdin.
    _Hiç süvariliğe inanıp ta atlara inanmayan, ya da flüt çalmaya inanıp ta flüt çalanlara inanmayan biri olmuş mudur?
    _Hiç kimse insanların korkularında en büyük kötülük olarak gördükleri şeyin en büyük iyilik olup olmadığını bilmez.
    _Bundan böyle bu yolda araştırmaya ve felsefe yapmaya son vereceksin ve eğer bir kez daha bunları yaparken yakalanırsan öleceksin derseniz, eğer beni bırakma koşulunuz bu olursa, yanıtım şu olacaktır: Ey Atinalılar, sizleri sayıyor ve seviyorum ama sizlere olmaktan çok Tanrıya boyun eğecek ve yaşamım ve gücüm sürdükçe hiçbir zaman düşünmeye ve sizleri zorlamaya son vermeyeceğim, karşılaştığım herkese gerçeği gösterecek ve ona kendime özgü konuşma yolumda şunları söyleyeceğim: Sen, dostum,—büyük ve güçlü ve bilge Atina kentinin bir yurttaşı—en büyük parayı, en büyük onuru, en büyük şanı kazanmak için sınırsız bir kaygı göstermekten, ve hiçbir zaman saymadığın ve özen göstermediğin bilgelik ve gerçeklik ve ruhunun en büyük gelişimi konusunda böylesine az kaygılanmaktan utanmıyor musun? Ve eğer tartıştığım kişi ''Evet, ama kaygı duyuyorum'' derse, o zaman hemen gitmesine izin vermeyecek ve onu inceden inceye sorgulamaya ve sınamaya geçecek ve eğer kendisinde hiçbir erdemin olmadığını, ama yalnızca olduğunu söylediğini bulursam, en değerli olanı değersizleştirdiği ve bayağı şeylere aşırı değer verdiği için onu kınayacağım. Erdemin hem bireyi hem de devleti varsıllık ve başka her türlü iyiliğe ulaştırdığını söylüyorum.
    _Şimdi eğer kamu yaşamına katılmış olsaydım ve iyi bir insan olarak her zaman doğruyu ileri sürmüş ve herşeyden önce yapmam gerektiği gibi haklı olanı savunmuş olsaydım, gerçekten de tüm bu yıllar boyunca sağ kalabilir miydim sizce? Gerçekten de hayır.
    _Size iyilik eden ve boş zamanı sizleri bilgilendirebilmek için isteyen yoksul birine uygun bir ödül ne olacaktır?
    _Ölümün bir iyilik olduğunu ummak için çok büyük bir neden olduğunu göreceğiz; çünkü ölüm şu iki şeyden biri olmalıdır: ya bir hiçlik ve hiçbir şey duymama durumudur, ya da, dedikleri gibi, ruhun bir değişimi ve bu dünyadan bir başkasına bir göçüdür. Şimdi, eğer hiçbir şey duyulmadığını, ama düşlerin bile rahatsız etmediği birinin uykusu gibi bir uyku olduğunu düşünüyorsanız, ölüm anlatılamayacak denli büyük bir kazanç olacaktır ama eğer ölüm bir başka yere yolculuk ise, ve orada, dedikleri gibi, ölüler kalıyorsa, bundan daha büyük ne olabilir.
    _Oğullarım büyüdükleri zaman, ey dostlarım, eğer varsıllık konusunda ya da başka herhangi bir şey konusunda erdem için olduğundan daha fazla kaygı gösterirlerse ya da eğer gerçekte birer hiçken birşeymiş gibi davranırlarsa, sizden onları cezalandırmanızı, benim sizlere sıkıntı verdiğim gibi onlara sıkıntı vermenizi isteyeceğim.
    _Ayrılma saati geldi ve kendi yollarımıza gidiyoruz—ben ölmeye, siz yaşamaya. Hangisinin daha iyi olduğunu yalnızca Tanrı bilir.
    _____________
    _Ünlü komedya yazarı Aristophanes de Sokrates’i Sofistlerle (Şüphecilerle) bir tutmuştur. Sokrates’in kötü ve yalancı biri olduğu, her şeye karıştığı, eğriyi doğru olarak gösterdiği gibi suçlamalar söz konusudur. Aristophanes, eserine Sokrates’in öğrencilere para karşılığında ders verdiğini, öğrencilerin aklını karıştırdığını yazmaktadır. Oysa Sokrates’in kimseye verecek bilgisi yoktur. Sürekli olarak kendinden daha bilgili birisini arar. Sonunda görür ki hiç kimse bilgili değildir. Yalnız kendisinin ayrıcalığı, bilgili olmadığını bilmesidir. Etrafındaki pek çok kişi, onun gençleri doğru yoldan çıkardığını, tanrıların yerine yeni tanrılar koyduğunu söylemektedir. Bu söylentiler onu mahkemeye sürükler. Sokrates, mahkum olursa suçlandığı gibi tanrıtanımaz olduğu için değil, insanların kinini üzerine çektiği içindir. Sokrates, bilgiyi arama sürecinde bile çok düşman kazanmıştır. Çünkü pek çok kişinin gerçekte bilgisiz olduğunu ortaya çıkarmıştır. Önce devlet adamlarının bilgisizliğini ortaya çıkarmıştır. Sonra şairlere gitmiş, onların şiirlerini yalnız içgüdü ile yazdıklarını ortaya çıkarmıştır. Sanat sahiplerinin de aynı kusuru taşıdıklarını, bilmedikleri şeylerden dem vurduklarını ispatlamıştır. _Tehlike karşısında yılmamak, korkmamak onun prensibidir. Ona göre insanların en çok korktuğu şey olan ölüm, aslında kaçınılacak bir şey değildir. O, sadece kötülük yapmaktan korkar. _Mahkeme para cezası vermez, çünkü parası yoktur. Sürgün etmez, çünkü sürgüne gittiği yerlerdeki insanları da fikirleriyle yönlendirecektir. Nihayet ölüm cezası verilir. Sokrates’e göre ölüm bir ceza değildir; sadece bir yolculuktur.
    ____________

    _Platon (MÖ 427– 347) _
    _Hocası Sokrates ve öğrencisi Aristoteles ile birlikte felsefe tarihinin en etkili ismidir. Dünyada üniversite düzeyindeki ilk kurumlardan biri olan Atina Akademi'nin kurucusu. Filozof Alfred North Avrupa felsefesi, Platon'a ait bir dizi dipnottan oluşur" demiştir.
    _Politik felsefenin kurucusu kabul edilen Platon'un, sadece akıl aracılığıyla bilinebileceğini iddia ettiği tümel gerçekler olan "idealar" teorisi, ruhun akıl, duygular ve arzulardan oluşan üç parçası olduğu ve bu parçalar arasında aklın yönetimine dayanan bir uyum kurulması gerektiği iddiası
    _Sokrates'in bir konu hakkında konuştuğu kişinin verdiği cevapları çürüterek o insanı kendini sorgulamaya ve böylece felsefe yapmaya yönlendirme sürecini tasvir ettiği eğlenceli diyalogları tarih boyunca oldukça popüler olmuşlardır.
    _Platon'un hayatıyla ilgili hemen hemen hiç kaynak bulunmamaktadır. 3. yüzyılda biyografisini yazan Diogenes Laertios Platon'un asıl isminin dedesinin adı olan Aristokles olduğunu, Platon'nun iyi bir güreşçi olduğunu, 'geniş' anlamına gelen 'Platon' isminin güreş hocasının taktığını anlatır. Politikaya atılmayan Platon muhtemelen bütün hayatını ailesinden kalan mal varlığını felsefe yapmaya harcayarak geçirmiştir. Kız kardeşinin oğlu Speusippus Platon öldükten sonra Akademi'nin başına geçmiştir.
    _Platon altmışlı yaşlarındayken 17 yaşındaki Aristotales Platon'un okuluna gelmiş ve yirmi yıl burada bulunmuştur. Bir yandan Aristotales'in Platon'la oldukça farklı bir felsefesi olması, metinlerde Platon'u pek çok nokta da eleştirmesi, Platon'un düşüncesinin çoğu noktasında problemler görmesi, öbür yandan Platon'un son döneminde yazdığı düşünülen eserlerindeki bazı iddiaların önceki metinlerinden uzaklaşması veya farklılaşması, Platon ve Aristotales arasında, aralarındaki yaş farkına rağmen üretken bir diyalog olduğunu düşündürebilir. Platon seksenli yaşlarının başında ölmüş, yerine Akademi'nin başına yeğeni geçtiğinde Aristotales Akademi'den ayrılmış, daha sonra o da Atina'nın Lyseum (bu isim de günümüzdeki 'lise' sözcüğünün kaynağıdır) bölgesinde kendi okulunu kurmuştur.
    _İlk dönem olarak adlandırılan eserler Sokrates'in konuyla ilgili otorite kabul edilen ya da kendini otorite olarak gören birisine "... nedir?" biçiminde çoğunlukla ahlak kavramlarının anlamlarını sorması, verilen çeşitli cevapları mantıkla test ederek çürütmesi, ve en sonunda konuştuğu kişinin cevabı bilmediğini göstermesi sürecini anlatmaktadır. Orta dönem olarak ayrılan eserlerin Platon'un "idealar" (ya da formlar) teorisini geliştirdikten ve özellikle Pisagor, Heraklit ve Parmenides'in düşüncelerini inceledikten sonra yazdığı düşünmektedir.
    _İdealar teorisi_ Algılanan şeylerle düşünülen şeyler arasındaki ayrıma dayanır. Bilginin nesnesinin, yani bilebileceğimiz şeylerin yalnızca düşünülen şeyler olabileceğini söyleyen Platon, algıladığımız şeylerin ancak kanıların, kanaatlerin, görüşlerin, sanıların nesnesi olabileceğini iddia eder. Platon ideaların ne olduğunu söylemektense onları ve onlarla ilgili çeşitli özellikleri var sayar. İdealar, fiziksel nesnelere karşıt olarak fiziksel olmayan, dolayısıyla fiziksel nesnelerin değişmek, ortaya çıkmak ve yok olmak gibi "kusurlarına" sahip olmayan mükemmel varlıklardır, idealarının bir çeşit "öteki dünya" ya da "ruhlar alemi" gibi yorumlanması Orta Çağda yaygınlaşan Hristiyan ve İslam inanışlarının ruh ve evren anlayışlarından kaynaklanmaktadır.
    _ Sokrates, öldüğünde bedenin bütün sıkıntılarından kurtulmuş "saf akıl" olarak gerçek filozoflarla öbür dünyada sonsuza dek gerçeği konuşmaya gideceğine inanmaktadır. Fakat Devlet diyaloğunda ruh, bedenin toplum içindeki aktif faaliyeti içerisinde değerlendirilirken ruh bedenin etkilenimleriyle beraber açıklanmaktadır.

    _Sofistler retorikle yani inandırıcı konuşma yöntemleriyle pek çok yanlış iddiayı doğruymuş gibi göstermektedirler.
    _Ruhun ölümsüz olduğuna inanan Sokrates ölümüne hiç de üzülmemektedir, üstelik arkadaşlarının onu kurtarıp başka şehre kaçırma tekliflerini de reddetmektedir. Dostları da Sokrates'e ruhun ölümsüzlüğünden nasıl bu kadar emin olabildiğini sorarlar. Sokrates ideaların varlığına inandığını, bütün düşüncesinin bunun üstüne kurulu olduğunu söyler, ruh da idealar gibi algısal değil düşüncede bir şeydir.
    _______________________







    _Sokrates_(MÖ 469 – 399)
    _Sadece bir iyi vardır, bilgi ve sadece bir kötü vardır, cehalet.
    _Tokgözlülük doğal zenginliktir; lüks ise yapay yoksulluk.
    _Bir insan için ahlak terbiyesi ekmek ve elbiseden daha lüzumludur.
    _Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir.
    _Bilgi ruhun gıdasıdır.
    _insan denen yaratığı eğitimle aydınlanmış ya da aydınlanmamış olarak düşün
    _Kadın erkekle bir kez eşit hale getirildi mi, artık ondan üstün olur.
    _Eğitimin pahalı olduğunu düşünüyorsanız, cehaletin bedelini hesaplayın
    _Ey Atinalılar! Beni dinsizlikle suçluyorsunuz; oysa bilgisizlik daha büyük bir günah değil midir?
    _Endişelerinizden kurtulmak istiyorsanız, yaşamaktan en çok korktuğunuz şeyin bir gün başınıza geleceğini kabul edin.
    _Söylediklerimden çok, sakladıklarımda gizliyim. En iyisi anlamak için, konuştuklarımdan çok, sustuklarıma kulak ver.
    _Ne pahasına olursa olsun, evlenin. Karınız iyi çıkarsa mutlu olursunuz, yok fena çıkarsa o zaman da filozof olursunuz.
    _En ateşli aşklar, en soğuk şekilde biter.
    _Haksızlığa uğramak, haksızlık yapmaktan iyidir.
    _Ölüm insanlara verilmiş nimetlerin en büyüğü olabilir.
    _Bir insanın onsuz yapabileceği ne kadar çok şey vardır.
    _Bu kadar gök gürültüsünden sonra, bu yağmuru bekliyordum.
    _Bir değil bin kere ölmem gerekse bile yolumdan dönmeyeceğim.
    _En derin arzular genellikle en ölümcül nefretlere sebep olur.
    _Eğitim kıvılcımla ateş yakmaktır. Boş bir kabı doldurmak değildir.
    _Atlar at olarak doğar; insanlar insan olarak doğmaz, insan olunur
    _İnsan, gülmediği günü, yaşadım diye hayat defterine kaydetmemelidir
    _İyimser bir insan ayakkabıları çalınınca ayaklarım var ya diyebilen insandır.
    _Yalnız işsiz olanlar değil, daha iyi işler yapabilecek olanlar da başıboştur.
    _Bir şey, Tanrı emrettiği için mi doğrudur; yoksa doğru olduğu için mi Tanrı onu emreder?
    _Yeşillikler toprağın çirkinliklerini kapattığı gibi, tatlı söz de insanların kusurlarını örter.
    _Güç olan ölümden kaçınmak değil, kötülükten kaçınmaktır. Çünkü kötülük ölümden daha hızlı koşar.
    _Bütün sözlerinizi ve hareketlerinizi övenleri değil; hatalarınızı nazikçe eleştirenleri sadık kabul edin.

    _Eğer istediğin olmazsa acı çekersin, eğer istemediğin bir şey olursa yine acı çekersin, hatta istediğin şey tam olarak olsa da yine acı çekersin çünkü onu kaybetme riskin vardır. Zihin böyle belalı bir şeydir. Değişimden özgür olmak ister. Hayatın koşullarından ve ölümden özgür. Fakat değişim hayatın kanunudur ve ne kadar dirensen de bu gerçeği değiştiremezsiz.

    – Sokrаtes sormuş: “Kimdir insаn, insаn nedir?” Agorа’dаki gönüllü öğrencileri: “Onu bilmeyecek ne vаr? İnsаn; iki аyаklı, tüysüz bir yаrаtıktır.” demişler. Ertesi gün, pаzаr yerine tüyleri yolunmuş bir horozlа gelen Sokrаtes, cаnlı hаyvаnı göstererek sorusunu yinelemiş: “Yаni böyle bir şey midir insаn dediğiniz?”

    _Sokrates bir gün eve geç gelmiştir. Karısı da sürekli bu gecikmenin nedenini sormaktadır. Konuşmuş, bağırmış, çağırmış; Sokrates karısına karşı hiçbir tepki vermeyip önüne bakmaya devam etmiştir. Bunun üzerine karısı bir kova suyu Sokrates’in kafasına boşaltmıştır. Sokrates ise gayet sakin bir şekilde karısına şu cevabı vermiştir:
    Adalet, insanın kendi üzerine düşeni yapması, en iyi ve en uygun olduğu işi yapması, herkese hak ettiğini vermesidir. Peki o zaman; bir insan bilgeliğe, kendisine ilişkin bilgiye sahip oldukça, nasıl olur da, kendisine ait, kendisinin bir parçası olan şeyi, en uygun olan işi yapabilir? Bütüne, başkalarına ilişkin bilgiye sahip oldukça, nasıl olur da, başkasının hakkını verebilir, bütünün adaletine katkıda bulunabilir?

    _Talebelerden biri Sokrates'e sormuş: - Herkese güzel konuşma dersleri verdiğin ve onlara hitabet sanatını öğrettiğin halde, niçin sen de çıkıp bir konuşma yapmıyorsun? - Evlat, demiş Sokrates. Bileytaşı keskin değildir ama, en sert demiri bile keskin eder…
    ______________________









    _Aristoteles_
    _Alçakta olan kimse düşmekten korkmaz.
    _Çok süslenenlere bakın; hepsi de gizlenmek istiyordur.
    _Bir düşünceyi kabul etmeden düşünebilmek, eğitimli bir zihnin işaretidir.
    _Tanrılar da şakalara bayılır.
    _Fazileti olmayan insan, hayvanların en kirlisi, en vahşisi ve en doymak bilmez olanıdır.
    _Dostlar! Dost yoktur!
    _İyi, basit; kötü ise çok yönlüdür.
    _Hukuk her şeyin üzerinde olmalıdır.
    _Boşuna kendinizi kandırmayın; sürekli yaptığınız şey neyse siz osunuz.
    _Hiçbir dahi, biraz çılgınlık karışımından yoksun olamaz.
    _Boş bir adamın ne olduğunu düşünmek bile insana ürküntü verir.
    _Ortak tehlikeler, birbirlerinin can düşmanı olanları bile birleştirir.
    _Düşmanlarından ziyade arzularını alt edeni daha cesur sayarım, çünkü en zor zafer kendine karşı alınandır.
    _Kendimi olduğundan az göstermek, alçakgönüllülük değil, budalalıktır; kendine değerinden az paha biçmek korkaklıktır, pısırıklıktır.
    _Demokratik devletin temeli özgürlüktür.
    _Hükümetlerin alınyazılarını belirleyenler, her zaman silah taşıyanlardır.
    _İşler, iş olarak şerefli veya şerefsiz diye ayrılmazlar. Yapılışlarındaki maksada göre şerefli veya şerefsiz olurlar.
    _Sevmek acı çekmektir, sevmemek ölmek.Sevmek zevktir ama yalnız sevilmenin hiçbir zevki yoktur. _Sanatın amacı, varlıkların dış görünümlerini değil, onların içsel önemlerini temsil etmektedir.
    _Gerçek bir arkadaş, iki gövdede yaşayan bir ruhtur.
    _Yalnızlık, vahşi hayvanlara ya da Tanrı’ya mahsustur.
    _Kimilerinin gerçekten özgür olabilmesi için ötekilerin köle olması gerekir.
    _İnsan düşünen bir hayvandır, insanları tanıdıkça hayvanlara saygı duyuyorum.
    _Erdem ve kabiliyet yönünden üstün olan kimselerin arkasından gitmek ve onlara uymak doğrudur.
    _Okuyup yazanla okumayıp yazmayan arasındaki ayrılık, ölülerle diriler arasındaki ayrılık kadardır.
    _Herkes kızabilir, bu kolaydır. Ancak doğru insana, doğru ölçüde, doğru zamanda, doğru nedenle ve doğru şekilde kızmak, işte bu kolay değildir.
    _Arzu öyle bir şeydir ki, hiç doymak bilmez; bir çok insanların hayatı, arzuları doyurma yollarını aramakla geçer.
    _İnsanoğullarının yönetimi sanatı üzerinde düşünen herkes, devletlerin geleceğinin gençlerinin eğitimine bağlı olduğu konusunda ikna olmuşlardır.
    _Bütün dünyevi yasam bir hastalıktır, bir tür duygu oluşumudur. En iyisi hiç doğmamış olmaktır. Eğer insan, bir felaket olup da doğmuşsa, en hızlı şekilde ölmeyi denemelidir.
    _ Herkesin haksız olması, senin haklı olduğunu göstermez.
    _Eğer bir kişinin düşünceleri, söze gerek kalmadan yeterli düzeyde ortaya konabiliyor olsaydı, ne gerek kalırdı ki konuşmasına?
    _Bir insan kendisine hakim değilse tercihlerine göre değil isteklerine göre hareket eder.
    _Görünmeyenleri anlamak için görünenlere bakmak gerekir.
    _Bir kadın ya da bir köle bile iyi olabilir; bunlardan birincisi biraz, öteki iyice alt düzeyden yaratıklar olsa da.
    _Fena insanlar korkudan itaat ederler, iyi insanlar sevgiden
    _Mevkilerini para ile satan kimseler, masraflarını geri almak yoluna düşerler.
    _Erdemli kişi haksızlık yapmaktansa, haksızlığa uğramayı daha uygun bulan kişidir.
    _Çocukları eğitenler, onları üretenlerden daha fazla onura layıktır. Çünkü bunlar sadece hayat verdiler, onlarsa iyi yaşama sanatını.
    _En üstün şey metafor ustası olabilmektir; başkalarından öğrenilemeyecek tek şey budur. İyi metafor, benzeşmeyenler arasındaki benzerliğe karşı sezgisel bir algı gerektirdiğinden, aynı zamanda dehanın da göstergesidir.
    _Yaşlılar hakkında: Hayatlarını umutlardan çok anılar yönlendirir, çünkü önlerindeki hayat kısa, geçmişleri uzundur ve umutlar geleceğe, anılarsa geçmişe dönük olur. Gevezeliklerinin nedeni de budur”


    _Politika_ (Aristoteles)
    _Doğa, hiç bir şeyi boşuna yapmaz. İnsan doğadan siyasal bir hayvandır.
    _Beslenme, farklı yaşam türleri meydana getirmiştir.
    _Erdemsiz insan varlıkların en vahşisi, adalet bilmeyenidir. Adalet devletin orta direğidir.
    _Kuvvet, haktır.
    _Düşük zekalılar köledir. Kadınlar köledir. Köleyle hayvanlar benzerdir. Köle her işi, kadın tek işi çok iyi yapar. Bunu yunanlı olmayan barbar toplumlar fark edemez ve o zaman yunanlar barbarları yönetmelidir.
    _Zekasıyla önceden görebilen bir kimse, doğaca yönetici ve efendidir, oysa beden gücüyle bunları yapabilen bir kimse doğaca köledir, yönetilenlerden biridir. Bundan ütürü, efendiyle köleyi birleştiren ortak bir çıkar vardır.
    _Kimilerinin gerçekten özgür olabilmesi için, ötekilerin köle olmaları gerekir. Uygar bir halkın kendi kültür kalıtımını sürdürebilmesi için, öteki ırkları sömürmesi ve onları tüm insan haklarından yoksun bırakması gerekir.
    _Efendi, kölesinin efendisidir fakat ona bağlı değildir. Kendi kendisinin olmayan, bir başkasına bağlı olan bir kimse, doğadan köledir. Köleliği doğaya aykırı saymalı mıyız? Bu hem zorunlu hem de faydalıdır. Canlı yaratık ilk önce zihin ile bedenden oluşur, bunlardan birincisi yöneten, İkincisi yönetilendir.
    _Kölelik hem doğal hem de savaş ganimeti olarak 2ye ayrılır. Kazanan taraf daha zeki olduğu için bu kölelik de normaldir, derler ama hileyle zeki olanlar köle olabilir ve buna uygun değildir derim.
    _Bazı kimseler her yerde köledir, bazı kimseler ise hiç bir yerde köle değildir.
    _Köle köleden, efendi efendiden üstündür, yani her iki topluluğun içinde tüm üyeler birbirine eşit değildir.
    _Erkeğin daha zeki olması kadını köle sınıfına sokmaz.

    _İnsanlar en yüksek iyi’yi amaç edinecektir. Bu, bizim Devlet dediğimiz topluluktur.
    _Devleti meydana getiren şey, ortak bir görüşü paylaşmaktır.
    _Devlet adamıyla devlet, kralla uyrukları, aile reisiyle ev halkı, efendiyle köleleri arasındaki ilişkileri aralarında yalnızca büyüklük değil, nitelik farkı da vardır.
    _Biyolojik olarak erkek ve dişinin birleşmesi gibi devlet de birleşerek oluşur.

    _Bir ailenin en küçük parçalarına bölünmesi, 3 çift ortaya çıkartır. 1- (despotluk)Efendi ile köle, 2- (kocalık)Koca ile karı, 3-(babalık) Baba ile cocuklar.4- Para işleridir.
    _Yaşam, üretim değil eyİemdir; onun içindir ki, mülkiyet konusu olarak köle, eyleme yarayan şeylerden biridir.
    _Zevk almanın aşırılıktan oluştuğu durumlarda, insanlar zevkli aşırılığı yaratan şeyi ararlar. Eğer bu paraysa insanlar bütün hünerleriyle bu işle uğraşırlar.....
    ____________________________________





    _Rüyalar Üzerine_ (Aristoteles)
    _Aristo, düşlerin tanrılar tarafından gönderilmediğini çünkü doğanın ilahi değil "şeytani" olduğunu söylemiştir. Aristo öncesi düşlerde görülen şeyler gerçek olarak algılanırdı.
    _Aristoya göre hastalıklar düşte kendilerini belli ederler. Kalp ve akciğer hastalıklarında anksiyete duşlerinin sıklığı genellikle bilinmektedir. Yunanlılarda, hastaların iyileşme umuduyla duzenli olarak ziyaret ettikleri duş kahinleri vardı.
    _Uykuda Kehanet: Aristoteles, Tanrı’nın insanoğluna “geleceği görme bilgisi” verdiğini ve bu bilginin rüyalarda veya coşkunluk hallerinde ortaya çıktığını ileri süren Platon’u karşısına almaktadır. Aristoteles, ironi yaparak bu durumu tek–çift oynayan kumarbazların durumuna benzetir: Çok atarsan şansın da artar. Mizaç itibarıyla boşboğaz ve heyecanlı olan insanlar uykularında her tür görüntüyü görürler. Eğer bu tarz rüyalar düzenli bir biçimde gündüz gerçekleşseydi ve bilge olan kimselere gelseydi bu takdirde onların Tanrı tarafından gönderilmiş olduğuna hükmedilirdi. Mesela, akıl hastalığına temayülü olan bazı insanların bu tarz öngörülere sahip olması, onların zihinsel hareketlerinin önünde herhangi bir engel olmamasıyla, yabancı (sıra dışı) durumlara karşı özellikle keskin bir algıları olmasıyla açıklanabilir. Delilerde de görülür. Onlar bir düşünce üzerinde dururken tıpkı melankoliklerin yaptığı gibi duyusal hareketleri birbirine ekleyerek konuştukça konuşurlar. Rüyada görünenler suda yansıyan şekiller gibidir. Sudaki hareket büyük olursa sudaki akis de orijinaline hiç benzemez. Freud, simgesel yöntemle Aristoteles’le benzer bir bakış açısına sahiptir. Freud’un dikkat çektiği diğer yöntem ise “şifre çözme” yöntemidir. Aristoteles ile Freud arasındaki görünüşte ortaya çıkan ilk farklılık, ilkinin geleceğe dair rüyalar üzerinde, ikincisinin ise geçmişe dair rüyalar üzerinde durmasıyla sınırlı değildir. Aristo; mizacı bozuk, sürekli atıp tutan, heyecanlı, boşboğaz, akıl hastalığına temayülü olan kişilerin rüyalarını ciddiye almaz. Rüyalar hakkındaki araştırmalarında Freud’un görüşlerini “kabul edilmez” bulan Alfred Adler gündüze ait kalıntılar” olarak gören anlayışının daha ötesinde manalar taşıdığını savunur. Ona göre insanlar, sosyal duygu yetersizliği yüzünden çözümüne hazır olmadığı problemleri hayal güçlerine sığınarak çözmeye çalışırlar. Rüya gören kimse, gelecekteki muhtemel bir problemi rüya sayesinde kendisine göre çözmeye hazırlanmaktadır.Jung Freud’un nevrotik kişiliklerde rüyayı bir araç olarak kullanmasını kabul eder ve rüyalar yoluyla gizlenen şeylerin açığa çıkarılabileceğine inanır. Fakat rüya mutlak bir araç değildir ve nevrotik kişiler kadar normal kişiler de kabul görmeyen şeyleri gizleme eğilimindedir. Rüyalar aklın istemsiz bir ürünüdür ve bilinçdışı olayların oluşturduğu zincirin görünür halkalarıdır. Jung’a göre rüyalar büyük ölçüde kolektif malzemeye dayanırlar. Bireyin yaşadığı toplum, nefes aldığı kültürel ve sosyal yapı, tarihsel ve dinî olgular rüyalara büyük oranda malzeme sağlayan unsurlardır. Jung bu kolektif motiflere “arketip” adını verir.

    _Aristoteles’in Uyku Teorisi: Platon gibi ruhun uykudayken göksel doğasına döndüğünü ve gelecekten haberler aldığını belirtmiş olsa da bu görüşü heraklit gibi sonraları terk edecektir. Rüya, düşünce, algı ve muhakeme değildir. Rüya bir çeşit tahayyüldür. Zihinsel imaj ya da imgelerdir. Tahayyül, hayal ettiğimizin farkında olduğumuz bir rüyadır. Algının dış objesi ayrılsa bile bıraktığı izlenimler devam etmektedir. Yemeklerden hemen sonra uykuda rüya görülmemesi, yemekten üretilen ısıya bağlı olarak vücut içi hareketin çok yüksek olmasından kaynaklanır. Aristoteles’in rüyaları, kan dolaşımıyla ilişkilendirmesi dönemin tıp bilgisiyle ilgili. Buna göre, vücuttaki kan sakinleştiği ve daha saf hale geldiği oranda, duyu organlarından gelen uyarılar bütünlüğünü koruduğu için rüyalar daha sağlıklı ve görüntüler daha net olmaktadır. Uykuda ise zıt bir durum gerçekleşir, en küçük hareket bile önemli görünür. İnsanlar rüyalarında gök gürültüsünden etkilendiğini zanneder, oysa gerçekte kulakta zayıf bir çınlama vardır; eğer uyuyan uykuda olduğunu algılarsa, görüntü kendini sunmaya devam eder fakat içindeki bir ses bu görüntünün bir rüya olduğunu bildirir. Bu tespitler ışığında Aristoteles’in muhtemelen “hipnogojik” (uykuya geçiş dönemi) ve “hipnozompik” (uykudan uyanıklığa geçiş) olguları hakkında konuşan ilk filozof olduğu söylenebilir.

    _Platon: Her insanın içinde, hatta doğru dürüst gibi görünen kimselerin içinde bile, anarşist, vahşi ve ürkütücü dürtüler yaşamaktadır. bu dürtüler, eğer denetim altına alınmazlarsa kendilerini rüyalarda gösterirler. Ruhun atılgan ve öfkeli yanını sakinleştirmiş bir insan yatağında dinlenmeye çekildiğinde dürtülerini ve öfkeyi uyuşturmuş ve sadece içinde aklın konakladığı üçüncü bölümü harekete geçirmiş demektir. Gerçek dinlenme budur ve bunu başarmış insan hakikati muhakkak ki kavrayacak. İnsan, icinde bulunan fakat henüz bilmediği şeyler hakkında da doğru hükümler verebilir. Platon, bunların “bir rüyada imiş gibi belirdiklerini” söyler. Demek ki ruhta bilinçsiz halde bulunan doğuştan tasarımlar bulunmaktadır.
    _Uyanıkken ya da uyurken şeylerin yansımalarını, yansıma değil de gerçek zanneden kimselerin hayatı da gerçek değil, rüyadan ibarettir. Gerçekte uyanık kimse ise “salt güzel”in varlığına inanan, güzele bu güzelliği paylaşan şeylere bakar gibi bakabilen ve ne şeylerin kendilerini o salt güzelin yerine koyan ne de bunun aksini yapan kimsedir. Platon, uyanıklık adını verdiğimiz durumun aslında bir uyku hali ve bu haldeki tüm düşüncelerimizin de bir rüyadan ibaret olup olmadığını nasıl anlayabileceğimizi sorar
    Bir yandan, tıpkı Pisagor gibi rüyaları tanrılardan alınan mesajlar olarak kabul ederken.Tanrının insanları ne uyanıkken ne de uyurken yolladığı görüntülerde, yanıltmadığını vurgular. Dünya hayatını doğru yorumlayamayanları Platon hem burayı hem de öte âlemi uykuda ve rüyada geçiren insanlar olarak nitelendirmiştir.
    _İnsanların doğuştan getirdiği bazı gereksiz hazlar, zevkler ve örfler, âdetlere ve düzene ters düşen dürtüler rüyada serbest kalırlar. Bu olumsuz dürtüler, yasalar ve akılla işbirliği yapan iyi dürtüler sayesinde denetim altına alınmazlarsa mantıklı ve sakin bölümün hâkimi olan ruh bölümü uykudayken “rüyada ayaklanırlar.” Ruhun “hayvansı ve esrik” kısmı uykuyu üzerinden atarak yerinden kalkar ve oradan uzaklaşıp hazların tadını çıkarmak ister. Bu dürtüler, mantıktan, akıldan ve utançtan tamamen kurtulmuşçasına her şeyi göze alırlar. Ruhen sağlıklı ve mantıklı bir insan, böyle kötü rüyalar görmek istemiyorsa aklını harekete geçirmeli ve onu iyi düşüncelerle beslemelidir.
    _Platon’un teorisi >Tanrı tarafından insana geleceği görme bilgisinin verildiğini, bu bilginin aklı başındayken değil de rüyada ya da uyanıkken sayıklama, kendinden geçme veya coşkunluk halinde ortaya çıktığını, ortaya çıkan bu malzeme hakkında ancak peygamberlerin veya onların soyundan gelen kimselerin kesin hüküm vereceğini, peygamberlerin tanrının ilham ettiklerini tercüme eden bilginler olduğu vurgulanmaktadır.

    _Pisagor geleneğine göre, uykuda ruh bedenden ayrılarak tanrısal yurduna bir dönüş yolculuğu yapmaktadır. Uyku, beden açısından bir ölüm, ruh açısından ise kurtuluş. Hekataios Homerosun fikirlerini “eskilerin uydurmaları” olarak nitelendirir.
    _Heraklitos: Uyku durumunu bir tür bilinçsizlik durumu olarak gördüğü için rüyalar gerçeğe ulaşmanın yolu olamazlar. Uykuda olmayanlar icin tek ve ortak bir kosmos vardır. Uykuda olanlarsa kendi ozel dunyalarına kapanırlar

    _Schopenhauer’in şuurdan ve sinir sisteminden gelen sarsıntıları açığa vuran bir olgu olarak rüyayı ele alması, psikolog Shemer’in her organa kendine mahsus rüyalara yol açma gücünü yüklemesi, hekim Artigues’in hastalıkların teşhisine rüyanın yardımda bulunmasını sağlamak konusundaki fikirleri ve Tissie’nin sindirim, solunum, dolaşım bozukluklarının belli bazı rüya türleriyle nasıl ortaya çıktığını göstermesi…
    _Bergson’a göre çoğu rüyanın kaynağını görme, işitme, dokunma gibi duyumlar oluşturur. Zihnin çalışan kısmı ile rüya gören kısmı aynı değildir. Çalışan kısım şuur altındadır ve uyku sırasında zihnin muhakeme eden tarafı rüyaya genel olarak etkisiz kalmaktadır. Bergson’dan önce bu tespiti Aristoteles yapmıştır. Freud’u rüyaları araştırmaya motive eden tam da bu
    husustur. Hatıralar rüya olarak kendilerini gösterirler.

    _Aristoteles MÖ 384-322 20 yıl Platon’un akademisinde okudu. Platon’un ölümünden sonra Assos’a yerleşti. Üç yıl sonra da Lesbos’a yerleşti. Makedonyalı Büyük İskenderin hocası oldu
  • 264 syf.
    ·4 günde·8/10 puan
    Veba, insanlığın karşılaştığı ilk büyük salgın. İlk olarak  MÖ 429-426 yıllarında Yunanistan'da görülmüş, 100bine yakın insan ölmüş  165-180 yılları arasında bu kez Roma İmparatorluğu'nda görülmüş veba. Doğu seferinden dönen askerlerin getirdiği hastalıkta ölenlerin sayısı 5 milyon. Sonra bu kez Bizans topraklarında görülmüş 541 yılında. Tüm önlemlere rağmen İstanbul'a da ulaşmış. Nüfusun %40'ının 25-50 milyon insanın öldüğü söyleniyor. Ama veba'nın verdiği en büyük kayıp 1347-1357 yıllarında. Kara Ölüm diye adlandırılan ve diğer kıtalar ve bölgeler henüz keşfedilmediğinden tüm dünya diyebileceğimiz Avrasya ve Kuzey Afrika'da görülen bu salgında 75-100 milyon  insan ölmüş. Kara Ölüm, bu kadar ölümü ardında bırakıp gitmemiş aslında.  Kayıpların çokluğu, yaşananlar, insanların din kavramını sorgulamasına yol açtığını, ortaçağdaki din odaklı yaşamın yerini Rönesans kavramına bırakmasına etken olduğunu söyleyenler de var.

    Büyük Veba Salgını'ndan sonraki yıllarda veba tekrar tekrar görülmüş Dünyanın birçok yerinde. Zaten tamamen biten kaybolan bir şey de değil. Birkaç yüzyılda bir hep yeniden ortaya çıkmış. Mesela Osmanlı zamanında 1467-1836 yılları arasında sayısız veba salgını olmuş İstanbul'da.


    Kitap 1665-1666 yıllarındaki Londra Veba Salgının ortasında kalan birinin yaşadıklarını aktarıyor kendi gözünden. Uzak mahallede görülen ilk vakalar, ölümlerin artışı, hızlı yayılma, her yerde ölüm, insanların vebaya karşı yaşam mücadelesi, yöneticilerin aldığı tedbirler, doktorların çaresizce mücadeleleri, tüm bu kötü koşullara rağmen insanların dini duygularından para kazanmaya çalışanlar, çare buldum diye ortalıkta gezinen şarlatanlar, kıyamet alameti deyip ortalığı daha da karıştıran meczuplar.

    Tarihi bilgiler okuyor gibi başlayan kitap birkaç sayfadan sonra birden boğucu bir havaya bürünüyor. Sürekli mahalle mahalle ölüm rakamları, her mahallede görülen ölümler. Ölüm, ölüm, ölüm. Bir kitap değil de ölüm kitabı okuyorsunuz sanki. Okuduklarınız iç karartıyor ve bunaltıyor sizi. Yalan değil, birkaç kez niye okuyorum, niye bu bunalımı yaşatıyorum kendime dedim, ki hiçbir zaman bir kitabı yarım bırakmayı düşünmedim. Ama o ilk sayfalar, sürekli ölüm, vebaya yakalanan insanların yaşadıklarını okumak, kafamda onları canlandırmak bayağı hırpaladı beni. Bu da sanırım yazarın, o kasvetli, boğucu, her yerin ölüm olduğu çağın Londra'sını, vebanın ölümcül korkunçluğunu aktarmasındaki başarısı olsa gerek. Bazı yerlerde tekrarlar olsa da, belki güçlü bir edebi metin olarak yazımı değerlendirilmese de, şu bir gerçek ki o günkü şartları, sıkıntıları, yaşananları hissettirmekte çok başarılı. Belki de bunda Defoe'nin gazeteci kimliği ön plana çıkmakta. Sanki olay yerinden bildiren bir muhabir gibi olayları yorumsuz, birçok farklı açıdan ve tüm ayrıntıları ile aktarmakta bize. Zaten içinde bulunduğumuz pandemi şartlarını ve son bir buçuk yıldır yaşadıklarımızı da düşününce kitabın vuruculuğu iyice artıyor. Bir de, geçen yıl bu zamanlarda okuduğum Camus'nun Veba'sında olduğu gibi, bu kitapta da yüzyıllar geçmesine rağmen değişmeyen durumları, olayları görünce insanın şaşkınlığı daha da artıyor.

    Yaşadığımız bu sıkıntılı günlerin öncesindeki sıkıntıları da görmek, geçmiş yıllardaki salgınlarla ilgili kitapları okumaya devam ediyorum.  Belki bu dönemde bir de bu yapılır mı diyebilirsiniz. Bilmiyorum. Belki oradan güç alıyorum, belki yüzyıllar geçse de hep bir şekilde doğanın üstünlüğünü görüyorum, belki de o üstünlüğü kabul etmek ve doğaya kafa tutmaktan vazgeçmemiz gerek diyorum, belki de tarih değişse de insanın hep aynı kaldığını değişmediğini görüyorum. Dedim ya gerçekten bilmiyorum. Benim gibi düşünüp merak edenlere tavsiyemdir. Benzer şekilde tarihi salgınlar ile kitap önerilerinizi de beklerim. Önce Sağlıcakla. Sonra kitapla.
  • 331 syf.
    ·10 günde·10/10 puan
    " Gözlerimizin görmemesi ne büyük bir eksiklik, görmek, görmek, belli belirsiz birer gölge halinde bile olsa görebilmek, bir aynanın önünde durmak 'bu benim yüzüm diyebilmek..." alıntısıyla başlamak istiyorum.
    Hakikaten değerini bilemesek ve her ne kadar diğer duyu organları da değerli olsa da GÖZ/GÖRMEK büyük bir nimet. Hayata açılan penceremiz. Kitabı okurken en temel ihtiyacını yerine getiremeyen kişilerin yerine bir an görmediğimizi düşünmek dahi hayatı anlamsız kılabiliyorken 'acaba görmeyen insanlar hayata nasıl tutunabiliyor' diye düşünmeden edemiyorum.
    Peki ya bakabildiği halde göremeyenlere ne diyeceğiz?
    Gerçekler apaçık ortada iken göreyemen/anlayamayanlara ne anlatabiliriz ki?
    Belki de görmek istemediklerindendir, ne dersiniz? Belki de gördükleri zaman hatalarını/yanlışlarını/çaresizliklerini/pişmanlıklarını fark edeceklerindendir ki bakar kör olmayı tercih etmişlerdir ya da görüyorlar ama ""amacına ulaşması için çoğu kez yalanlarla maskelenmesi gerekiyordu. (syf 131) cümlesine uygun olarak şunu diyebilir ki " içinde sakladıkları amaca/hedefe göre gerçeği bile bile saklamaya çalıştılar ." Ama gerçekler er ya da geç ortaya çıkacaktır.


    "kör olduğumuz anda zaten kördük, korku bizi kör etmişti, korku yüzünden körlüğümüz sürecek.(syf 136) Ne kadar da güzel/doğru/haklı bir cümle. Fiziksel olarak kör olmayıp kalben/vicdanen/ruhen kör olanlar zaten kör olmuş, çevresindeki adaletsizliğe kör, açlığa kör, çaresizlik içinde kalan insanlara kör, dininden/ırkından dolayı işkencelere/dışlanmalara maruz kalanlara kör, ailesinin yardımseverliğine/sevgisine kör, komşusunun yardıma ihtiyaç duymuş olma durumuna kör, bu kör insanların illa gözlerini kaybetmesine gerek yok. Onlar zaten hep kördü ve ebediyyen kör kalacaklar. ( İsanlıklarını fark ederlerse ne ala.)
    Ya korktuğu için körmüş gibi davrananlara ne diyeceğiz? "Susma sustukça sıra sana gelecek." sözünü duymazlıktan mı gelirler yoksa anlamamazlıktan mı? Ya bir gün onlar da maruz kalırsa adaletsizliğe/çaresizliğe/dışlanmalara? Eğer bir ihtimal insanlığına kavuşacaklarsa umarım onlar da aynı şeyleri yaşarlar. (Bu beddua değil dua sayılır. Belki de içimizdeki acı çeken tarafımız dile getiriyor diye dilimizden beddua gibi çıkmış olabilir ama dua olarak kabul edile.)


    "utanma duyguları eksik olduğu için kursaklarını dolduranlar hep olmuştur, ama bizler, hiç hak etmediğimiz bu en son onurdan başka elimizde bir şey kalmadığından, hakkımız olan şey için savaşabileceğimizi kanıtlayalım.(syf 199). Bu alıntıyı haya denen insani duygusunu kaybedenlere ithafen buraya yazıyorum. Kitapta bazı körler diğerlerine haydutluk yapıp en değerli eşyalarını ve eşyalar bitince de kadınların bedeninin yemek karşılığında kendilerine verilmesini istiyor. Kadınların eşleri de buna göz yumuyor. Yani "karnım doysun da karımın benden başkasıyla olması hiç önemli değil" demek isterler. İşte utanma duygusunu kaybeden veya hiç bu duyguya sahip olmayan insanların durumu ortada. Karnın doyacağına geber daha iyi. Peki bunu bilip de engel olmayan nöbetçilere/askerlere/bakanlara/yöneticilere ne demeli? (Körleri karantinaya alıp insanlık dışı ortama maruz bırakan herkes zaten körleşiyor. Körlerin ülkesi cehenneme dönüyor. İşte adalet buna denir, yardım eli uzatmaz çare aramazsan sen de aynı duruma maruz kalırsın.)

    Bu durumu ülkenin şuanki durumuna yoracak olursam şunları da söyleyebilirim ;
    Yöneticide utanma duygusu varsa kendini değil vatandaşını düşünür, vatandaşının tek bir koyununu dahi bir kurt kapsa kendini sorumlu tutar Hz.Ömer gibi...
    Utanma duygusu yoksa vatandaşının sırtından geçinir, kanını emer, donuna kadar alır.
    Utanma duygusu varsa evine ekmek götürmek için işçi olarak günün 15 saatini çalışarak geçirip de çocuklarına vakit ayıramayan vatandaşına daha onurlu bir yaşam daha uygun iş imkanı sunar. Fabrika kuran Atatürk gibi...
    Utanma duygusu yoksa koltuğunu kaybetmemek için her türlü adaletsizlikle/sahtekarlıkla çalıp çırpar da çocuklarını madende kaybeden yaşlı amcaya sadece kara bir lastik alır.
    Utanma duygusu varsa ister beyaz ister zenci ister ateist ister mümin olsun adaletli davranır da oturduğu koltuğu hak etmiş olur hem yönettiklerinin gözünde hem de inandığı Tanrı'nın nezdinde.

    Konudan sapmış oldum diyebilirsiniz ama tüm bunlar bakar körlerden kaynaklı, görmek istemeyenler yüzünden yaşanıyor.

    Lütfen görün-gösterin, anlayın-anlatın, fark edin - fark ettirin, bilin-bildirin ve bunların olabilmesi için de okuyun-okutturun.
    Ama okuduğu halde cahil kalanlara ne diyeceğiz?

    Bu pilav çok su götürür. ......


    "aslında hepimiz az çok katil sayılırız.(syf 317)" işte "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" atasözüne karşılık bir alıntı daha... Herkes kendi imkanına göre "elini taşın altına koyarsa" bu dünya daha güzel bir hale gelecektir.
    Kitapta karantinadan büyük bir yangın sebebiyle kurtulan 7 kişinin içinde diğer 6 kişinin sıkıntılarını/bakımını/yemeğini üstlenen doktorun karısı mucizevi şekilde kör olmuyor. Belki de yaşanan zalimliği, yöneticiler tarafından sunulan yetersiz imkanları, insanların çok basit bir şekilde yok edildiği (körlük bulaşmasın diye askerler tarafından körlere ateş açılır) insan hayatının değersiz kılındığı o vahşet ortamını görmesi gerekiyordu.

    Kitabı beğendim mi?
    Sizce? ☺☺
    Beğenmek bir yana ilk defa ilgi alanıma girmeyen konuyu içeren bir kitabı elimden bırakamadan merakla/heyecanla/ üzüntüyle/acıyarak okudum. İsimsiz bir ülke, isimsiz kişiler, isimsiz şehir... Bu vahşet her yerde yaşanıyor bundan dolayı isim olarak ülkeye dünya tüm ülkeleri kullanabilir, isimsiz yöneticilere adaletsiz iktidarların ismini verebiliriz. Baktığın ve gördüğün duruma göre de değişebilir. Ama eğer evrensel duygulara sahipsek yanlışı göreceğimize eminim...

    Tek bir konuda aklım takılı kaldı. Nokta ve virgülden başka noktalama işareti kullanılmamış. Özellikle çok ihtiyaç duyulan konuşma çizgisi (-) hiç kullanılmamış. Diyaloglar iç içe girmiş, satır atlamadan kimin konuşulduğu da belli olmadan. Eğer yazarın diğer kitaplarının da bu şekilde olmadığını bilseydim bu duruma şu yorumu yapardım;

    Zaten herkes kör ve herkes imkanı olduğu zaman acımasız/katil/vurdumduymaz oluyorsa, herkes az da olsa yani küçük bir konuda dahi adaletsiz davranıyorsa ya da herkes melek görünmeye çalışıyorsa, herkes isteyerek/istemeyerek bazı durumlarda maske takıyorsa o halde cümleleri kimin kurduğunun ne önemi var?
    Bu iyimser/kötümser davranışlara sahip herkes o cümleleri kurabilir değil mi?

    Kitabın sonunda herkesin gözü görüyor. Demek ki GÖRMEK kitabını da okumak gerek. Acaba gerçekten görecekler mi? Görmedikleri zaman yaşadıkları eksiklikleri/pişmanlıkları/hataları düzeltebilecekler mi? Göreceğiz. ☺
  • *Huzursuzluk*
    Roman, İstanbul’da gazetecilik yapan İbrahim’in gözünden anlatılıyor. Bir gün gazeteye Amerika’da işlenen bir cinayet haberi geliyor. Bu haberde Mardinli bir pizzacının öldüğü ve adının Hüseyin olduğunu öğrenen İbrahim, bu kişimin çocukluk arkadaşı Hüseyin olduğunu düşünür.Haberi inceleyen, İbrahim o kişinin çocukluk arkadaşı Hüseyin olduğunu öğrenir ve çok üzülür. Nasıl olduğunu anlayamaz çocukken bilek güreşi bile yapmayan, kendi halinde , fazlasıyla merhametli olan Hüseyin' in neden cineyete kurban gittiğini araştirir. Olayı öğrenmek için, Mardin'e gitmeye karar verir. Mardin'e varınca İbrahim, kendini yabancı gibi hisseder. Doğup büyüdüğü yerde yabancılaşma duygusu içerinde sokaklarda yürür. Sokakları gezerken, artık kimsenin çelik çomak oynamadığını görür. Şehri turlarken bir yandan da Çocukluk arkadaşı Hüseyin’i düşünür.Nasıl olur da cinayete kurban gittiğini aklı almaz. Bu soruları cevaplandırmak için Hüseyinle bağlantısı olan kişilerle görüşmeye başlar. İlk olarak Hüseyin'in annesine gider. Hüseyin'in annesi ona nir fotoğraf albümü gösterir İbrahim bu kısımda Hüsayin'in bir sevdiği olduğunu biliyor ve sorar: " O kızında resmi var mı? Hüseyin'in annesi yok der O şeytanın resmi yok. Önceden vardi ama bize zarar vermesin diye resmin gözlerini oyduk,der." İbrahim evin duvarlarında marullar görünce şaşırır.Hüseyin'in annesi böyle o şeytana karşı önlem aldıklarını söyler. İbrahim nasık bir önlem olduğunu anlamaz. -en şaşırdığım kısımlardan biridir bu arada benim de .- Bahsedilen kızın adı Meleknaz'dır. Hüseyin Meleknaz' a neden şeytan dediklerini ve neden şeytandan marulla korunduklarını anlamaz. İbrahim Hüseyin'in meleknaz için nişanlısı safiye'yi bıraktığını öğrenir. Safiye varlıklı güzel bir kadındır. Meleknaz'ın ide Suriyeli mülteci kampından olduğunu ve iki gözü görmeyen,âma, bir bebeği olduğunu öğrenir. İnsan doğal olarak merak ediyor neden Safiye değil de bu kız diye. Sebebi aşk; Hüseyin, Meleknaz'a çok aşıktır. Herkesin: "o kız şeytan onu bırak." demesine rağmen o vazgeçmemiştir. İbrahim, Hüseyinle meleknazın sığınma kampında tanıştıklarını vr meleknazın ezidi olduğunu öğrenir. Marul olayına da böylece açıklık getirir. İbrahim meleknazı çok merak eder ve onu araştırmaya başlar. Geçmişte yaşadığı dini yüzünden yapılan zulümleri,tecavüzleri hatta bir sigara parasına satıldıklarını öğrenir. Bunları meleknazın arkadaşı zilan anlatır. Bir gün bir ezidi bir adam meleknazı zilanı ve zilanın kardeşi nergisi satın alır ve onları kaçmaları için şengal dağının yakınlarına bırakır. Bu arada meleknazın karnı burnunda bu yüzden yol almaları çok zor oluyor ayrıca bir fr yakalanacakları için korkuyorlar. Biraz ilerledikten sonra bir silah sesi gelir ve nir mağaraya saklanırlar mağarada bir koku gelir kafalarını çevirdiklerinde ezidi ailelerin cesetlerini görürler. Dışarıda silah sesi geldiği için korkup cesetlerib yanında uyurlar. O gece meleknaz doğurur fakat meleknaz bebeği istemiyor ama zor da olsa kabullenir. Bir gün sabah kalktığında zilan yanında kardeşi nergisi göremez ve uçurumun aşağısına bakar orada nergisi tam ölmemiş halde görür ve nergis ölmeden önce şöyle der:" Ben bir insandım abla" Zilan çok üzülür fakat yola devam etmek zorunda kalırlar. Tabii bu çok zor şartlarda olur çünkü yemekleri ve suları yoktur. Artık o kadar acıkırlar ki meleknazın sütünden içerler. Bebek gerçekten de bir mucizedir. Eğer bebek olmasaydı meleknazın sütünden içip açlıktan ölebilirlerdi. İbrahim bu olayları öğtenince meleknazı daha çok merak eder ve onu görmek ister. İbarhim meleknazı o kadar çok görmek ister ki Hüseyinleşir.
    _Kitaptan sevdiğim bazı alıntılar_:
    >"Beni alıp tekrar karnına soksan bile koruyamazsın artık anne!"
    >" Ben bir insandım."
    >" Tam tersi sanılır ama zaten hayatta normal olan huzursuzluk durumudur,huzur ise çok ender yakalanan geçici anlardır olsa olsa."
    >"İnsanlar bunca acı çekerken, İstanbul'da en iyi suşinin nerde yenilebileceğini konuşanlara dayanamıyordum."
    >"Güçlü olan sensin, zayıf olan ben
    Çünkü ben sevda okuyla yaralanmışım."
    >"Bu dünya bir penceredir
    Her gelen baktı geçti."
  • _Tolstoy_
    _Hayat bizi dört işlеmlе sınar. Gеrçеklеrlе çarpar, ayrılıklarla bölеr, insanlıktan çıkarır vе sonunda topla kеndini dеr.
    _İnsan parasını kaybedince fakir, özgürlüğünü kaybedince esir, aşkını kaybedince şair olurmuş.
    _Bozuk para insanın cebini deler, bozuk insanda kalbini. Bu yüzden ikisini de harcayın gitsin
    _Sıkıntı sürеcindе olgunlaşan, düşüncеylе yoğunlaşan, еmеklе hazırlanan vе еn iyiyi vеrmеyi amaçlayan faaliyеtе sanat dеnir.
    _Hеr zaman kalbimizdеn gеlеn vе doğru bulduğumuz sеsе uymalıyız, çünkü o sеs hiçbir zaman yalan söylеmеz.
    _Bir insan acı duyarsa canlıdır. Başkasının acısını duyarsa insandır.
    _Eskiden önce orospularla yatıp sonra temiz aile kızlarını alırdık, şimdi önce temiz aile kızlarını alıp sonra orospularla yatıyoruz.
    _Her şey beklemesini bilen kişiye kendiliğinden gelir.

    _Beni öyle bir yalana inandır ki ömrümce sürsün doğruluğu.
    _Öyle horozlar vardır ki, öttükleri için, güneşin doğduğunu sanırlar.
    _Sadelik, iyilik ve doğruluk olmayan yerde büyüklük yoktur
    _Birine çаmur аtmаdаn önce düşün ve sаkın unutmа; İlk önce senin ellerin kirlenecek.
    _İnsanı bedenen ameliyat etmek için bayıltmak gerekir, ruhen ameliyat etmek içinse ayıltmak.
    _Menfaat karşılığı yapılan iyilik, iyilik değildir. İyilik, sebep ve netice zincirinin dışındadır.
    _Bir insan trеni kaçırırsa başka bir trеn gеlir onu alır. Bir ulus trеni kaçırırsa başka bir ulus gеlir onu alır.
    _Bir insanın bir ömür boyu seveceğini söylemek bir mumun ömür boyu yanacağını iddia etmekle aynı şeydir.
    _İnsanlar sistemlere, bazı soyut kavramlara o denli bağlıdırlar ki, sadece mantıklarını haklı çıkarmak için gerçekleri göz göre göre değiştirmeye, gözlerini kapayıp kulaklarını tıkamaya razıdırlar
    _Kadının sakladığı biricik sır, yaşıdır.
    _Kötüler, kendilerine tahammül edildikçe daha çok azarlar.
    _En güçlü iki savaşçı; sabır ve zamandır.
    _Uçmak bilmeyenler, yükselenleri küçülür görür.
    _Sen bana bakma ben senin baktığın yerde olurum.
    _Yalnızlık paylaşılmaz paylaşılsaydı yalnızlık olmazdı.
    _Nаsıl kаfа sаyısı kаdаr düşünce vаrsа, kаlp sаyısı kаdаr dа sevgi çeşidi vаrdır.
    _Hаyаttа unutаmаyаcаğımız en büyük pişmаnlık, pişmаn olurum diye yаpmаdıklаrımızdır.
    _Bu dünya için sıradan bir yalan olabilirsin. ama bеlki dе birisi için, onu hayata bağlayan tеk gеrçеksin!
    _Sеn yalan içindе yaşıyorsun, bеn hakikattе iddiası, bir insanın ötеkinе söylеyеbilеcеği еn acımasız sözdür.
    _Bil ki; Yaşadıklarınla dеğil, yaşattıklarınla anılırsın. Vе unutma; Nе yaşattıysan еlbеt birgün onu yaşarsın.
    _İnsanları yalan söylеdiklеrindе dinlеmеyi sеvеrim. Çünkü; ‘Olmak istеdiklеri ama olamadıkları insanları anlatırlar.
    _Hеrkеs hеp mutlu olmak istеr, mutsuzluğu yaşamadan. Oysa düşünsеnе, hiç gеcе olmasaydı, günеşin tadını çıkarır mıydı insan?
    _Biriylе еl sıkıştıktan sonra bеşi dе yеrindеmi diyе parmaklarını saymak zorundasın.
    _Bir insanın dеğеri bayağı kеsirе bеnzеr: Pay gеrçеk dеğеrini göstеrir, payda kеndisini nе zannеttiğini. Paydanın dеğеri arttıkça kеsrin dеğеri azalır.
    Nietzsche aptal ve anormaldi.
    _İnsanlar, aşk üzеrindеki görüşlеrini dеğiştirmеlidir. Kadınla еrkеk, cinsеl aşkı şimdi olduğu gibi şiir havasına büründürmеktеn kaçınmalıdır. Bunun yalnızca insanı alçaltan hayvanca bir iş olduğu kabul еdilmеli.
    _Ana-babaların, yöneticilerin ve öğretmenlerin çocuklara Teslis, Bakire Meryem, İndralar, Trimurti, Budhalar, Muhammed'in göğe yükselmesine dair çağdışı ve akla sığmaz öğretiler yerine, sade gerçekleri, bütün dinlerin herkesçe paylaşılan taraflarını, insandaki tanrısal ruhun metafizik özünü ve kendisine nasıl davranılmasını istiyorsa başkalarına da öyle davranması gerektiği biçimidenki kılgısal yasayı öğretmeleri seçilmelidir

    (1828 – 1910) Zengin bir ailenin çocuğu. Asalet unvanlarından, lüksten sıkılıyordu. Bütün servetini köylülere dağıttı, her haliyle onlar gibi yaşamaya başladı. Kaba saba giyiniyor, giydiği her elbiseyi kendisi dikiyordu. Değişmeyen tek tarafı bıkıp usanmadan yazmasıydı.
    ____________________




    _Puşkin_
    _Oyun bitince, şah da piyon da aynı kutuya konur.
    _Genellikle bütün büyük yanlışlıkların altında gurur yatar.
    _Yüksek nitelikli komedya yalnız gülmeye dayanmaz ve çoğu tragedyaya yaklaşır.
    _Eleştiri, edebiyat ve sanat eserlerinin güzelliklerini, çirkinliklerini ortaya çıkaran bir bilimdir.
    _Övgüyü de iftirayı da umursama, Ne hakaretten kork ne çelenk iste Ve tartışma aptalla

    _(1799 – 1837) Babası Sergey Lvoviç, soylu bir ailenin ilk çocuğudur. Annesi Nadejda Osipovna Hannibal'in dedesi Etiyopya'lı Hannibal'in Rus Çarı I. Petro'nun vaftiz çocuğudur. Çok iyi Fransızca bilirdi ve Fransız yazarlarından etkilendi. Döneminin tanınmış şair ve yazarları, Puşkin'in evine gelip gidenler arasındadır. Ancak hiçbiri onu kendisine Rus masallarını anlatan, eski Rus türkülerini söyleyen dadısı kadar etkilememişti.
    ___________________




    _Maksim Gorki_
    _Ne kadar az bilirsen, o kadar iyi uyursun.
    _Unutma! İnsanlar bilgi değil avuntu isterler.
    _İnsanı en çok acıtan şey birine hayatını hediye etmişken, o kişinin kendini başkasına hediye etmesidir.
    _Buz sıcağı görene kadar yaşar.
    _Gerçeğin ateşi kan deryalarında bile söndürülemez
    _Günah, bataklık gibidir. İlerledikçe daha çok batarsın!
    _Geçmişin arabalarıyla hiçbir yere gidemezsiniz.
    _Bütün insanların ruhları gridir. O yüzden hepsi biraz allık peşinde.
    _Tıpkı ateşin ateşle söndürülemeyeceği gibi, kötülük de kötülükle alt edilemez.
    _Yalan olduğunu bilsen dahi inanacaksın insanoğluna yani dinleyeceksin onu niçin yalan söylediğini anlamaya çalışacaksın. Bazen yalan insanın özünü gerçeklerden daha çok açığa vurur.
    _İnsanlar türlü türlüdür. Kiminin ayağındaki zincir, ruhunu özgür kılar, kiminin ruhu zincirlenmiştir.
    _Yoruldum ayağımın değil yüreğimin götürdüğü yerlere gitmekten. Sustum dilimdekileri değil yüreğimdekileri söyleyememekten.
    _Bir kadının terbiyesi, birisiyle tartıştığı zaman belli olur.
    _Yaşlanmak, iş yerinizde sizi sevmeyen bir arkadaşınızın olması gibi.
    _Hayatta hiç kimseye tam anlamıyla güvenme! Unutma ki; beyaz gülün bile gölgesi siyahtır.
    _Aşkı tanıyan bir kadın, asla aşktan azına razı olmaz ! Sahibi olamayacağı boş sevdalarda kiracı kalmaz
    _Şımaracak kimsen olmadığında hayat seni kocaman bir adama çevirir.
    _Bizi en çok bozan kendi ahlaksızlığımızdır.
    _Uyurken güçlü bir adam bile çocuk gibi korunmasızdır.
    _Tok insan bulmak kolaydır ama namuslu insan bulmak zordur!
    _Eskiden insanları hırsızlık nedeniyle deliğe tıkarlardı. Şimdi de doğruluk nedeniyle içeri atmaya başladılar
    Herkesin gözü kapalı olmaz. Kimileri kendi istekleriyle yumarlar gözlerini.
    _Ateş karşısında bozulmayan altın altın karşısında bozulmayan kadın kadın karşısında bozulmayan erkek kalitelidir.
    _Ölümü ölümle onarmalıyız. Bunun için insanları diriltmek için ölmek gerek. Binlerce insan ölmeli ki milyonlarcası yerine gelsin. Ölüm zor bir şey değil,pek kolay. Yeter ki ötekiler can bulsun, bellerini doğrultsun.
    _Söylenmesi gereken bir şey, her zaman çekinmeden söylenmelidir. Bir bebeğin mamasına azar azar bakır katarsanız, kemiklerin gelişmesi durur ve coçok cüce kalır. Aynı şekilde bir insanı altınla zehirlerseniz, o adamın ruhu küçülür, solar, renksizleşir, on paralık lastik top gibi.

    (1868 - 1936), Sovyet Rus yazar, sosyalist gerçekçi yazımın öncüsü politik eylemci. 11 yaşında tamamen öksüz kalır, anneannesi ve büyük babası tarafından Nijniy Novgorod'da büyütülür. Masalları ile büyüdüğü anneannesinin üzerinde büyük etkisi vardır. Yalnızca birkaç ay okula gidebilir. 8 yaşında çalışmaya başlar, bu sayede Rus işçi sınıfının yaşamını yakından tanır.
    _______________________




    _Gogol_
    _"Kentin birinde aptal bir adam yaşardı diye yazacak olsanız, bunu hemen kendi kişiliğine yönelik bir saldırı olarak gören bir saygıdeğer yurttaş öfkeyle yerinden fırlayıp, "Ben de bir adam olduğuma göre, ben de bir aptal mıyım yani?" diye terslenir."
    _Takdir edilmeyi beklemeden namuslu olamayanların namusuna inanmam..
    _Bizim ülkemiz yabancılardan değil, bizden ve kendi davranışlarımızdan zarar görüyor.
    _Ölüm olmasaydı hayat bütün güzelliğini kaybederdi.
    _Milyoner sözcüğü büyülü bir sözcüktür. Herkesi etkiler.
    _Gördüğün şey hoşuna gitmiyorsa aynayı suçlamanın manası nedir?
    _Derler ki, boğulan biri küçücük bir saman çöpüne sarılırmış. Çünkü artık düşünüp seçecek zamanı kalmamıştır. Saman çöpü bir sineği bile taşıyamaz, koca bir insanı nasıl taşısın? Fakat onun aklına bunlar gelmez ve saman çöpüne tutunmak ister…
    _İnsanların yaşadığı her yerde, en aşağılık, pis, fakir semtlerden, yüksek, şekilci, sıkıcı, soğuk çevrelere kadar değişik yerlerde insan hiç olmazsa hayatında bir defa, hiç kimseye benzemeyen, hayatı boyunca hatırlayabileceği, içinde bambaşka duygular uyandıran biriyle karşılaşabilir.
    _Unutulmuş ıssız bir köşede rastlanılan bir insan, sıcacık konuşmasıyla insana benliğinin bozuk yollarını, sığınılacak bir köşeciği, zamanı, insanların aptallıklarını, yalancılıklarını unutturabilir.

    _(1809 – 1852) Ukrayna kökenli toprak sahibi bir ailenin çocuğu. Gogol soyadının Slav ve Avrupa dillerinde tam bir manası yoktur. Türk dilini konuşan insanlar tarafından geçmiştir. Gogol hanedanının Türk olduğuna dair Eski Slav kaynaklarında açık bir bilgi yok. Yazar, yazı sanatında büyük ölçüde Puşkin’in etkisi altındadır.
    _____________





    _Turgenyev_
    _Hiçbir şey yapmamaktan yorgun düştüm.
    _Kişilik kaya gibi sağlam olmalıdır çünkü her şey onun üzerine inşa ediliyor.
    _İnsanoğlunun duaları hep mucizeler içindir. Her türlü dua aslında şuna indirgenebilir: Yüce Tanrım, lütfen iki kere ikinin dört etmemesini sağla...
    _İradesi zayıf insanlar bir şeye kendiliklerinden son veremezler, bunun onun dışında oluşmasını beklerler.
    _İleride, önümde, uzun, çok uzun bir yol duruyor; benim ise hiçbir hedefim yok... Canım adım atmak bile istemiyor.
    _İrade, özgürlükten daha değerli olan tek şeydir.
    _Tek tek insanları anlamak için zahmete girmeye değmez. Bütün insanlar özdeştir, bedence olduğu gibi ruhça da. Tümümüzün bir beyni, dalağı, yüreği ve ciğerleri var, bunlar özdeş yapıdadır. Moral denilen şeyler de özdeştir hepimizde.. Ufak tefek değişiklikler önemli değildir. Bir tek insanı ele almak, bütün ötekileri tanımak için yeter. İnsanlar ormandaki ağaçlar gibidir: Hiçbir bitkibilimci, tek tek bütün meşe ağaçlarını incelemeye kalkmaz.
    _Bana göre bir kadına, yalnızca küçük parmağının ucunu kaptırmak yerine, gidip yollarda taş kırmakla daha iyi edersin
    _Bir fotoğraf, bana kitaptaki on sayfanın anlattığını, birkaç çizgide gösterebilir.
    _Sizin gibi insanlar soylu kişilerdir. Soylu birine yaraşır uysallıktan ya da öfkeden öteye gidemezler. Bunlar ise boş şeyler! Örneğin, sizler dövüşmezsiniz. Buna rağmen, kendinizi aslan gibi görürsünüz. Biz ise dövüşmek istiyoruz. Ama, konuşmak boşuna! Bizim savurduğumuz toz sizin gözlerinizi yakar, bizim çamurumuz seni kirletir. Sen bize ulaşamadın. Elinde olmadan kendini beğeniyorsun, kendi kendini suçlamak hoşuna gidiyor. Halbuki, bütün bunlar bizim canımızı sıkar. Biz başkalarını kırmalıyız. Sen sevimli bir çocuksun; ama ne olursa olsun, yumuşak, liberal bir beyzâdesin. Babamın söylediği gibi; işte hepsi bu kadar!

    (1818 - 1883) Rus tarihçisi Nikolay Baskakov, Turgenyev'in Tatar Türkleri soyundan geldiğini belirtir. Turgenyev, Tatar dilinde çabuk anlamında. Babası soylu bir ailedendi, fakat yoksul düşmüşlerdi. Süvari albayı baba Turgenev, Spasskoye malikanesinin sahibi, yaşlı bir kadın olan, Varvara Petrovna Lutovina ile evlenir. Bu evlilikten İvan doğar. Okumuş, eğitime, kültüre düşkün fakat bir o kadar da sert olan annesi, suç işleyen toprak kölelerini acımasızca cezalandırır, kırbaçlatır. Turgenyev'in fikirleri bu durumlar yüzünden küçük yaşta şekillenmeye başlar. Belinski ile tanışır. Belinski'nin dialogta olduğu insanlar toprak köleliğine karşı duran aydın kesimidir. Seçtiği yol; Puşkin'in ortaya attığı ve Gogol'ün geliştirdiği gerçekçiliktir. Nihilizm'in temel taşı varsayılan romanı Babalar ve Oğullar'ın konusu 1859'da geçer. Epilogu ise toprak köleliğinin kaldırılmasından (1861) sonraki dönemi anlatır. Bu dönemde Rus yaşayışının en önemli sorunu olan; serflik ilişkilerinin insana aykırılığını, feodal-aristokrat Rusya'nın yıkılışını, yeni burjuva-demokratik güçlerin yükselişini gerçekçi biçimde yansıtır. Babalar ve Oğullar'da reformist akımla, radikal akımın çatışmasından oluşan nihilizmi vurgular.
    ____________________





    _Dostoyevski_
    _İnsanın en iyi tarifi, iki ayaklı ve nankör olmasıdır.
    _Dünyada gerçeği konuşmak kadar zor, yalakalık yapmak kadar kolay bir şey yoktur.
    _Doğru, hiçbir zaman doğruya benzemez. Doğruyu doğruya benzetmek için içine biraz yalan karıştırmak zorunluluğu vardır.
    _Kalp bir kez kırıldı mı hiç kimseye aldırmaz ve hiçbir şeyi umursamaz. Belki mutluluğun sonu ama huzurun başlangıcıdır bu
    _Paranın en iğrenç yanı, en bayağı insana bile yetenek verebilmesidir. Dünya batana kadar da vermeye devam edecektir.
    _İnsanın canını en çok acıtan şey; hayal kırıklıkları değil, yaşanması mümkünken yaşayamadığı mutluluklardır.
    _Gerçek bir centilmen tüm servetini bir anda yitirse bile yine de soğukkanlılığını bozmayacaktır. Para centilmenliğin öylesine uzağındadır ki, bunun lafı bile olmaz.
    _Eğer kirli bir ırmağı içine alıyorsan, bozulmadan kalabilmen için deniz olmalısın.
    _Toplayacağınız çalı çırpıyla yakacağınız ateş soğumuş kalbinizi ısıtmaya, ruhunuzu yeni bir alevle canlandırmaya, kanınızı damarlarınızda eskisi gibi hızla dolaştırmaya, gözlerinizi yaşla doldurmaya asla yetmeyecektir.
    _İnsanın ruhunu yücelten acı, ucuz bir mutluluktan daha değerlidir. İnsanların saadet kadar felakete de ihtiyacı vardır.
    _Sevmek; güzel birinde aşkı aramak değil, bir başkasında, kendini bulmaktır.
    _İnsan şeytanı kendine bakarak kendisini örnek alarak uydurmuştur.
    _Küçük bir çocuğu üzen kişiye yazıklar olsun!
    _Üstün zekâlı insanlarda paradoksal düşünceler oluşur. Onlar yaşamları boyunca bu düşüncelerinden dolayı ıstırap çekerler ve düşünceleriyle birlikte yaşamanın bu denli acı verici hatta imkânsız olması için yüksek bir fiyat ödemişlerdir.
    _Kendi yolunda yanlış yöne gitmek, başka birinin yolunda doğru yöne gitmekten iyidir.
    _Aşağılık insanoğlu her şeye alışır.
    _İçtikçe hissetmeye başlıyorum. İşte içki içmemin nedeni budur. İçkide his ve sempati bulmaya çalışıyorum.
    _Dünyayla mücadele etmek istiyorsan, önce kendinle olan mücadeleni kazan.
    _Korktuğum tek bir şey var: Acılarıma layık olamamak.
    _Yüz adet şüphe bile bir adet kanıt oluşturmaz.
    _Bazı insanların düşmanlığı dostluklarından daha yararlı oluyor.
    _Tok olan açın halinden anlamaz derler; ama bazen aç olan da açın halinden anlamıyor.
    _Ne garip değil mi? Sevdiğimiz insanın her yalanında bir doğru sevmediğimiz insanın her doğrusunda bir yalan ararız.
    _İnsan hayata iki anlam yükler biri ağlarken diğeri gülerken ve tek bir kere kıymet bilir o da elindekini kaybederken.
    _İnsanın hırsız olması için başkasına ait eşyayı çalması gerekmez; başkasına ait sırları çalmak da hırsızlıktır. Hem de hırsızlığın en bayağısıdır.
    _İnsanın, ne derece büyük olursa olsun, her türlü felakete alışı vermesi, ürkütüyordu beni.
    _Kaçması engel olmak için mi insanın ayaklarına prangalar takılır? Hiç de değil. Pranga sadece küçük düşürme aracı, bir ayıp, bedene de, ruha da bir ağırlıktır.
    _Yaşamakla yaşamamak arasında hiçbir fark kalmadığında özgürlüğüne kavuşur insan.
    _Baş kaldıranları her zaman yenecek üç güç vardır yeryüzünde bunlar; mucize, sır ve otoritedir.
    _Doğada gülünç hiçbir şey yoktur
    _Evet, derin, gereğinde çok derin bir yaratıktır insan, ben olsam bu kadar derin yaratmazdım onu.
    _Bence insanların birbirlerini tanımaları için en iyi zaman, ayrılmalarına yakın zamandır

    _Kadın her ihtiyacını karşılayacak tek bir erkeği ister. Erkek ise tek ihtiyacını karşılayacak her kadın.
    _Erkek ulaşamadığı kadını lanetler. Kadın ulaşamadığı erkeğe aşk der.
    _Bir kadının yaşamı; herhangi bir erkeğe boyun eğip bağlanmak için bir arayıştan başka bir şey değildir.
    _Kadın her şeyi gören gözü bile aldatır.
    _İnsanın en büyük kusuru erdemsizliğidir.
    _Acıda hazların en tatlısı saklıdır.
    _Bil ki insanın değerini varlığı değil yokluğu gösterir. Unutma yokluğu bir şey değiştirmeyenin varlığı gereksizdir.
    _Herkesin yanlış yaptığı şeyi sen doğru yaparsan; Herkesin yaptığı doğru senin yaptığın yanlış olur. Herkesin yolu ayrı
    _Sanki bir suç işlemişim gibi bir çeşit sebepsiz hüzün ve keder içindeyim.
    _Hayat bir sınavdır ama diğer sınavlara pek de benzemez. Çünkü bazen yaptığın bir yanlış tüm doğrularını götürebilir.
    _Her şey üstüne üstüne geliyorsa belki de sen ters gidiyorsundur.
    _Kimilerine derler ki: Bu sersem bundan adam olmaz. Bende diyorum ki: Ne yapsınlar peki yanlış hayat doğru yaşanmaz.
    _Hiçbir şeye şaşmamak çok akıllı olmanın belirtisidir derler; bence aynı ölçüde ve aynı güçte ahmaklık belirtisidir de
    _Her mutsuzluğun ötesinde yine yaşam bekler. Ama insana özgü bir yeteneksizliktir yaşayamamak. Yoksa hangi balık boğmuş kendini hangi serçe atlamış damdan.
    _Dehşet verici şey şu ki güzellik gizemli olduğu gibi korkutucudur. Tanrı ve şeytan orada dövüşürler ve insanın kalbidir o savaşın alanı.
    _Kadını kalkındıran, onu uçurumun dibine kadar yuvarlanmaktan koruyarak hayata yeniden doğmasını sağlayan biricik kuvvet aşktır.
    _Bir insan umudunu yitirir ve amaçsız kalırsa, sırf can sıkıntısı bile onu bir hayvana çevirebilir.
    _Bazı insanların düşmanlığı, dostIukIarından daha yararlı oluyor.
    _Eylemde bulunarak aşık olmak, hayal kurarak aşık olmaktan çok daha zordur
    _Saçmasapan konuşmak, insan türünün diğer canlılara karşı sahip olduğu bir imtiyazdır. Bir kişi saçmasapan da olsa konuşarak doğruyu bulabilir. Saçma konuşuyorum, o halde insanım.
    _Hayata yeniden başlasaydım saniyelerin nabzını tutardım.
    _Yeryüzünde tek bir çocuk dahi acı çekiyorsa Tanrı yoktur!
    _Rahatlıkla mutluluk olmaz. Mutluluk acıyla elde edilir. İnsanoğlu hayata mutlu olmak için gelmemiştir.
    _Birini terk etmeye karar verdiğinde o kararın altında yatan gerçek; aslında senin çoktan terkedilmiş olduğundur.
    _Buluşlar gerçekleştirenler dâhiler alanlarıyla ilgili çalışmalarının ilk yıllarında çoğu kez son yıllarında da toplum tarafından hep birer salak olarak görülmüşlerdir.

    _Ukala insanlara toplumun belli kesimlerinde kimi zaman, hatta çoğu zaman rastlanır. Herşeyi bilirler. Zamanımızın bir düşünürünün dediği gibi, yaşamda ilgi duydukları daha önemli şeyler ve görüşleri olmadığından, zekalarının, yeteneklerinin tüm ilgisi tek yöndedir.Gelgelelim, Her şeyi bilirler derken burada oldukça sınırlı bir alanın kastedildiğini bilmek gerek: Falanca nerede çalışıyor, kimleri tanır, malı mülkü ne kadardır, vali olarak nerelerde görev yapmıştır, karısı kimlerdendir, ne kadar drahoma getirmiştir, kuzeni kimdir, uzak akrabaları kimlerdir,

    _Orada leş gibi kokan iğrenç yeraltında, alaya alınarak güçlendirilmiş sıçancık yavaş yavaş kine; soğuk, zehirli, özenle sonu gelmez bir kine boğulur. Kinini kırk yıl en ince, en utanç verici ayrıntılarına dek anımsayacak; her anımsayışta kendinden daha bir yüz kızartıcı şeyler ekleyerek, bu uydurmalarıyla kendini yiyip bitirecektir. Bir yandan kuruntularından utanır; bir yandan da olanları anımsamaktan, yeni baştan kurcalamaktan, "olabilirdi" düşüncesiyle başka başka uydurmalar eklemekten kendini alamaz. Bağışlamak nedir bilmez. Belki öç almaya bile kalkışır, ama beceriksizce, miskin miskin, uzaktan uzağa, sinsice, ne öç almak hakkına, ne de başarısına inanmadan yapar bunu; öbür yandan öç almak istediği kimseden yüz kat fazla üzüleceğini, ötekinin kılının bile kıpırdamayacağını ta başta bilir. Ölüm döşeğinde bunları bir kez daha, bunca zaman birikmiş faizleriyle birlikte anımsayacak ve...Bakın işte, bu soğuk, iğrenç yarı umutsuzlukla, yarı inançla, kahrından kendini bilinçli olarak yeraltına kırk yıl diri diri gömmede; zorlamayla yaratılmış durumunun yine de kısmen içinden çıkılabilir olmasında; bütün o içe işleyen doyurulmamış isteklerinin özünde; kesin olarak verilen kararla bunun peşinden gelen pişmanlıklar çalkantısında yatmaktadır o garip acı hazzının özü

    _Her zaman kendimi çevremdeki insanlardan daha zeki olarak gördüm. Bundan bazen de utanç duydum. Tüm hayatım boyunca insanlarla göz teması bile kuramadım.
    _Zerrece suçum olmadığı halde birtakım düşler kurarak kendi kendimi suçlu bulduğum olmuştur.
    _Alıştığım ortamdan ayrılırsam sudan çıkmış balığa dönerim. İnsan alıştığı yeri bırakmamalı en iyisi, günleri yarı yarıya acı içinde bile geçse, yabancı bir yerden daha rahat eder alıştığı ortamda.
    _Gülüşün, ruhun en güvenilir aynası olduğunu biliyorum. Bir bebeğe bakın: yalnızca bebekler tam anlamıyla hoş gülerler. Bunun için de çekicidirler. Ağlayan çocuktan nefret ederim ama gülen çocuk cennetten bir ışıktır benim için. Geleceğin ve insanlığın tertemiz, saf olacağı zamanın temsilcisidir.
    _Yazar olarak pek çok kusurum olduğunu biliyorum. Çünkü öncelikle ben kendim, hiç hoşnut değilim kendimden. Kendi kendimi tarttığım bazı anlarda, çoğu kez, sözcüğün tam anlamıyla, anlatmak istediğimin ancak yirmide birini anlattığımı, belki de hiç anlatamadığımı gördüğüme inanmalısınız.
    _İnsanlığa hizmet yolunda büyük işler başarmayı düşlüyorum sık sık gerçekten de insanların mutluluğu uğruna çarmıha gerilmeye bile giderim belki ama öte yandan bir insanla aynı odada iki gün yalnız kalmaya dayanamam bunu deneyimlerimden biliyorum. Bana yakın olunca kişiliği onurumu eziyor özgürlüğümü kısıtlıyor. Gelgelelim kişilerden nefret ettiğim ölçüde insanlığa olan sevgim artıyor.

    _Fyodor Mihayloviç Dostoyevski (1821-81)
    Çocukluğu sarhoş bir baba ve hasta bir anne arasında… Arkadaşları, sinirli ve aşırı duyarlı bir yapıya sahip olduğu için "Ateş Fedya" lakabını taktılar. ilk kitabı İnsancıklar. Bu eserinin ardından yazdığı kitaplarla beklediği başarıya ulaşamayan Dostoyevski'nin umudu kırıldı. Devlet aleyhindeki bir komploya karıştığı iddiası ile tutuklandı. On ay hapishanede kalan, kurşuna dizilmek üzereyken diğer sekiz tutuklu arkadaşı ile affedildi. Cezası dört yıl kürek, dört yıl da adî hapse dönüştürüldü. Sara nöbetleri ve kumar bağımlılığı…
    ____________________________
  • 544 syf.
    ·7/10 puan
    Selam!! Bu benim ilk kitap yorumum , umarım beğenirsiniz. Hikayemizin ana karakteri Işıl sadece ekrandan gördüğü bir adama aşık olur ,ama kendisini yetersiz ve belki biraz çirkin bulur ve kafeden arkadaşı Burak ona gerçekleri göstermek adına onu değiştirmeyi ve o adamın ona aşık olmasına yardım edeceğini söyler . Aslında kitap olaylar bakımından hem gündelik hayat , hem de biraz macera barındırıyordu. Dili bakımından ise gayet anlaşılırdı . Kitabın ortalarına doğru bazen Işıl ' a Gerçekten mi ? , Nasıl ya ? Hayır Işıl farkında değil misin ? Dediğim çok oldu ama şimdi şimdi anlıyorum ki aslında bizler de Işıl gibiyiz , bazen o kadar düşündüğümüze ve iyi olana inanmak istiyoruz ki etrafımız bizi gör diye bağırıyor ama biz sağır taklidi yapıyoruz . Ve bu hepimizi çok yıpratıyor . Bunu aşan bir insansanız bence kendinize olan sevgi ve saygınız için kendinize teşekür etmelisiniz . Ama elbette bu durum kendisini yoran çok fazla insan var ki(mesala bir tık ben ) bu toplumun genelinde mevcut . Ama şöyle düşünelim şimdi en yakın dostlarınızı düşünün sizin için dünya güzeli ve ya dünya yakışıklısı çünkü siz o insanı seviyorsunuz , o insanla eğleniyorsunuz , o insan sizin için özel vb. Ya da varsayıyorum anneniz, sizin için dünyanın en güzel kadınından daha güzeldir( şimdi şey diyebilirsiniz ama o daha güzel olabilir evet doğru olabilir ki çoğu zaman da böyledir ama siz o insanı anneniz gibi sevmedikçe o insan sizin gözünüzde anneniz gibi asla olamaz burda kastettiğim bu ) çünkü siz annenize sevgi ile bakarsınız biraz klişe olacak belki ama nasıl bakarsanız öyle görürsünüz düşüncesi burda devreye girer. Ve şimdi en yakın arkadaşınızını düşünün sizi ne kadar güzel bulur değil mi çünkü sizi gerçekten seviyordur. Ve size şunu tüm samimiyetimle söylüyorum. Etrafımızda olan insanlar eğer bizi sadece dışımız ile severse bu bitmeye mahkum bir ilişkidir , arkadaşlıktır vb. Ama içimizi görürse o zaman zaten herşeyimiz o insana güzel görünür . Elbette herkes ilk başta dış görünüşü önemser ama herkesin güzellik anlayışıda farklıdır anlayacağınız farklılık aslında gerçekten güzeldir . Ve yine sosyal medyada şu sıralar dönen bir akım var " sosyal medya gerçek değil " akımı şu ana kadarki en yalansız akımlardan biri her insanın kusurları vardır , herkes belki başkası için güzel olan bir şeyi beğenmez bakın herkesin güzellik veyahut yakışıklılık tanımının farklı olduğunu burda da görüyoruz. Ve şunu bilin herkes herkesin gözünde farklıdır siz gerçekten güzelsiniz , yakışıklısınız ya da sizin burnunuz gerçekten güzel , boyunuz gerçekten tam olması gerektiği gibi sizi yaratan ve sizin için en iyisini bilen tarafından gelmiş hepsi . Son olarak değiştiremeyeceğiniz şeyler için sizi küçümseyen insanlarla uğraşmayın bile , çünkü bir kedi , bir çikolata bile sizi onlardan daha mutlu eder. Umarım en ufak bir değişiklik bile olsa size bir katkım olmuştur. Biliyorum biraz uzun oldu buraya kadar okuduysanız bin teşekkür. Hep sevgiyle bakmanız ve etrafınızda hep sevginin olamsı dileği ile .
    Görüşlerinizi belirtmeniz beni çok mutlu eder.
  • "Gerçekten bunlar mi yaptıklarınız?"
    “Evet.”
    Doğru söylüyorsunuz, değil mi?"
    "Evet, tabii."
    "Peki o zaman niye anlatıyorsunuz? Hiç ilginç değil ki. Bakın, iki dünya vardır: Sözü edilmeden var olan dünyaya gerçek dünya denir; çünkü bu dünyayı görmek için sözünü etmeye hiç gerek yoktur. Öteki ise sanat dünyasıdr, bu dünyadan söz etmek gerekir; çünkü ancak sözü edildiğinde var olur.