• Yaratıcı Beyin kitabında yaratıcı beyne sahip insanların, zihinlerine o yaratıcı fikirler akmaya başladığı zaman kendilerini çoğunlukla gerçek dünyadan soyutladıkları, derin düşüncelere daldıkları söyleniyordu. Ben Stephen Hawking’le ilgili bir şeyler yazacağım ama önce bir giriş yapalım. Amerikalı ünlü oyun yazarı Neil Simon da oyun yazacağı zaman gerçeklikten ayrı bir boyuta girdiğini söylüyor. Hiçbir oyununu izlemedim, ismini ilk defa duydum ama yazarımız onu Shakespeare’le kıyaslayacak seviyede gördüğünden üretkenlik ve beğenilme açısından kendini kanıtlamış biri olmalı. Bu söz değer kazanıp fikir verebilir bize bu yüzden. Bu süreci kitaptan yazarın kendi cümleleriyle tanımlayayım bir de: “Yaratıcı insanların çoğu yaratabilmek için yoğun bir konsantrasyon ve odaklanma durumuna girer. Psikiyatri dilinde söylersek, bunu “disosiyatif-çözülmeli durum” olarak adlandırabiliriz. Yani, kişi zihinsel olarak bir anlamda çevresinden soyutlanır ve diyebiliriz ki, “başka bir boyuta geçer.” Gündelik dilde kişinin “gerçeklikle temasını yitirdiği” söylenebilir. Ancak, daha öznel anlamda, yaratıcı birey aslında daha gerçek olan başka bir gerçekliğe girmektedir. Kişi dışarıdan bilinçli ama “düşüncelere dalmış” gibi görünse de, bu gerçeklik bilinçdışı bir duruma benzer. Sözcük, düşünce ve fikirlerin serbestçe süzülüp uçuşarak çarpıştığı ve sonunda birleşerek bir bütün oluşturduğu bir yer gibidir. Bu “çözülme,” “yoğun odaklanma,” “başka bir yerde olma” hali, belki de büyük gizemcilerin anlattığı o farklı ruh hallerine oldukça benzeyen bir durumdur. Bu “öteki gerçekliğe” bir kez girdiğinde, yaratıcı insan saatlerce orada kalarak, bulutlar gibi akan kavramların ve şekillerin dünyasında yaşar. Bunlar yavaş yavaş bir nesne ya da fikre dönüşerek sonuçta -ister bir oyun, ister matematik formülü olsun- yaratıcı ürün haline gelirler. Bu yoğun olarak odaklanabilme, çözülebilme ve görünüşe göre uzak ve aşkın bir “boyut”u ayırt edebilme yeteneği, yaratıcı sürece has özelliklerden biridir.”

    İşte bu anlatım bana Stephen Hawking’in ölümünden sonra izlediğim onun hayatını anlatan bir belgeseli hatırlattı. Linkini bırakıyorum: https://youtu.be/AJ0w6KvpbZM Video çok uzun olduğu için anımsadığım kısmı arayıp doğrudan yazamayacağım maalesef ama Hawking’in ya yardımcılarından ya da öğrencilerinden biri (karısı da olabilir, emin değilim) onun insan içine çıktığında, yemeklerde, etkinliklerde vs. ordan kopar gibi derin düşüncelere dalıp kaybolduğunu söylüyordu. Videoyu izlerseniz, Hawking’in yemeklerden, davetlerden görüntüleri var, gözlerine bakınca siz de anlıyorsunuz bunu. Derin derin bir şeyler düşünüyor. Kafasında evrenin keşfedilmemiş kapılarını aralamaya, sırlarını çözümlemeye çabalıyor belki. Kim bilir... Yaptığı işler, tüm tabuları yıkan teorileri, önemli çalışmaları vs bize zaten yaratıcı bir beyine sahip olduğunu açık bir şekilde gösteriyor. Böyle yaratıcı zihne sahip insanlar özeldir. Bu “yaratıcılık” yetisi zaten başlı başına çok özel ve eşsiz bir şeydir. O yüzden, kitabı okurken zekayı ölçen IQ testi gibi yaratıcılığı ölçen bir yaratıcılık testi oluşturmaya çalışıldığında ne kadar zorlanıldığını görüyoruz. Çünkü bu testi oluşturmak da yaratıcı bir zihin gerektirir. Ama baktığımızda yaratıcı insanların ortak çok fazla noktaları var ve toplumda onların ayırdına varıp hakettikleri değeri vermek ve bu yetisi insanlık yararına kullanıp ziyan etmemek zor olmasa gerek. Sizinle de paylaşmak istedim.