• dünyanın en iyi kadını,
    dünyanın en güzel kadını.
    benim karım.
    bu bahiste
    realite umrumda değil.
  • 304 syf.
    Bir kitabı bitirdikten sonra, neler öğrendiğimizi o kitabın bize neler kattığını söylemek zordur diyor Ursula K. Le Guin. Bana kalırsa, nitelikli bir eser bittikten sonra verdiği mesajı keskin bir şekilde göstermeyendir. Kaldı ki her nitelikli eser mesaj kaygısı taşımalı mı bunda da hemfikir değilim.
    Karanlığın Sol Eli'ne gelecek olursak, başladığım nokta ve bitirdiğimde geldiğim nokta aynı yerler değildi kesinlikle ama bunu açıklayabilmek, işte bu o kadar kolay değil.
    Öncelikle kitapla ilgili her yorumda da görüldüğü gibi cinsiyetsizlik, tek cinsiyetlilik üzerine güzel bir tartışma var. Ve bu tartışma bence çok objektif bir yerden yapılıyor. Önsözünde kendisinin de dediği gibi Le Guin böyle bir dünyanın muhteşem bir ütopya olduğunu savunmuyor, ya da tam aksine ikili cinsiyetin, hali hazırda içinde bulunduğumuz dünyanın da bir güzellemesi değil.
    Kitabın sonuna gelene kadar ismini çok düşünmüştüm, neden karanlığın sol eli diye. Bunu da Ursula bana kitabın sonlarına doğru verdi.
    Onun asya mitleri ve hayat görüşü olarak onlara ilgisinin olduğunu bilmem bu kitabı okurken bana ışık oldu.
    Karanlığın sol eli ışıktı.
    Işığın sağ eli ise karanlık.
    Ying Yang felsefesine dair izler barındırıyor kitap.
    Ayrıca kitabın yaklaşık üçte birlik kısmını oluşturan bir yolculuk hikayesi var ki, resmen bitmesin diye okudum.
    Buz üzerinde süren bir mücadele, muhteşem bir anlatım.
    Ben sıcak havalarda okuduğum için en çok bu bölümde pişman oldum.
    Karanlığın Sol Eli baştan ayağa bir soğuk tasviri ve bence soğuk bir havada okunmalı.
    Dediğim gibi arka kapağı okuduğumda ben de herkes gibi cinsiyet eşitliği üzerinden ilerleyen ve bu konuda beni tatmin edecek bir kitap diye ağzım sulanarak başlamıştım. Elbette hikayenin çatısında bu olgu var ama başta politika ve felsefe olmak üzere birçok konuya dair de eleştirileri var. Özellikle ülke yönetmek ve hükümdarlıkla ilgili yaptığı eleştirileri çok beğendim. Felsefi sorgulamalarının tadı ise bambaşka. Eğer bu konulara ilgiliyseniz kesinlikle çok seveceksiniz.
    Bu yüzden bu yaşlı kadını çok seviyorum sanırım.
    Işıklar içinde uyu Ursula.
  • İnsan kimi seviyorsa daima dünyanın en güzel kadını gibi görmez mi onu
  • Oydu bir bakışta  tanıdım onu
    Kuşlar bakımından uçarı
    Çocuk tutumuyla beklenmedik
    Uzatmış ay aydınlık karanlığıma
    Nerden uzatmışsa tenha boynunu

    Dünyanın en güzel kadını oydu
    Saçlarını tarasa baştan başa rumeli
    Otursa ama hiç oturmaz ki
    Kan kadını rüzgardı atların
    Hep andım ne yaşanır olduğunu

    En çok neresi mi ağzıydı elbet
    Bütün duyarlıklara ayarlı
    Öpüşlerin türlüsünden elhamra
    Sınırsız denizinde çarşafların
    Bir gider bir gelirdi işlek ağzı

    Ah şimdi benim gözlerim
    Bir ağlamaktı tutturmuş gidiyor
    Bir kadın gömleği üstümde
    Günün maviliği ondan
    Gecenin horozu ondan
    Cemal Süreya
    Sayfa 61 - Can Sanat Yayınları
  • bana her an güzel bakman, bakışlarınla bile özel hissettirmen, kendime güvenmediğim her an bana daha çok güvenmen, hastalandığım zaman benimle bebek gibi ilgilenip her nazımı çekmen, yanında kendimi güçsüz hissedebileceğim bi alan yaratıp aynı zamanda da dünyanın en güçlü kadını gibi hissettirmen, yemek yemediğim zaman bi annem gibi azarlaman, abim gibi koruyup kollaman, babam gibi şefkat göstermen bazen de iki yakın arkadaş olup beraber her şeyi konuşmamız. ya da bana kızsan da küssen de kıyamayıp benimle uyuman. mutluluğumu kendi mutluluğun; üzüntümü kendi üzüntün bilmen. bazen de mutlu olayım diye yaptığın şirinlikler, bana masal anlattığın zaman yanında küçük şımarık bi kız çocuğu gibi hissettiğimi söyleyince güzel kızım benim diye sevişin, bana özel kullandığın kelimeler, beraber müzik dinleyişlerimiz, hayal kurmayı benimle sevmen mesela... bunlar gibi daha bir sürü şey sayabilirim. beraber yaptığımız şeylerin ve bana karşı olan davranışlarının benim için ne kadar özel ve anlamlı olduğunu ve bendeki yerini en iyi sen bilirsin canımın içi.
  • _Hangi uğursuz yıldızın etkisi altında doğmuş olmalıyım?
    _Dünyanıza sıçayım, adaletinize sıçayım, aile kavramınıza sıçayım. İkiyüzlü kıçlar, yalancı götler ve gıllolar.
    _Her şeyi yaşamayan hiçbir şeyi yaşamamış demektir.
    _Din, insan doğasını değiştiremez çünkü insanoğlu güce tapar ve dini de bu gücü elde etmek adına kullanır.
    _Eğer bir cinayet için sôz verilmişse yeminden geri dönmek erdemdir.
    _Mutsuz insanın en büyük avuntusudur dua.
    _Ancak mutlu günler yaşayan talihli insanlar için korkulacak bir şeydir ölüm ama kanlı ayakları yalnızca dikenler üzerinde dolaşan, göğsüne yalnızca zehirli yılanlar bastıran, erkekleri yalnızca iğrenmek için tanımış olan, gün ışığını yalnızca ondan nefret etmek için gören zavallı bir yaratık, acı talihsizliğin ailesini, servetini, yardımları, koruyucusunu, dostlarını elinden aldığı biri, hayatta yalnızca içmek için göz yaşları, beslenmek için felaketlerle karşılaşan biri için ölüm bir kurtuluştur.
    _Bak sopie hayatın akışıyla git. İyilik ve erdemle bir yere varamazsın. Hayat kötü. Zenginlik güç için kötü olacaksın. Acıma, vicdan olmayacak. Hayata karşı gelme.
    _Pis yılan gülü kirletiyordu.

    _Erdemsizliği, kötülüğü ve her türlü zalimliği ilke edinen ve bunlardan zevk alan yönetici kesimin, bu erdemsizlikleri sayesinde nasıl hep iktidarda kaldıklarını ve erdemli insanların hayatına nasıl zulüm ettiklerini, ne entrikalarla halkı uyuttuklarını anlatır. Bu iktidar sahiplerinin en büyük silahı ise dindir. Tanrı ve din, onlar için sadece kendi yaptıklarını gizlemek için kullandıkları bir araçtır.

    _Her şeytanlıktan bir iyilik doğar. Dengenin sağlanabilmesi için, iyilerle eşit sayıda kötülerin de bulunması gerekir.
    _Güç ve zenginlik hep kötülerin elindeyse iyiler de kötü olmaya özenmez mi?
    _Tanrınız güçsüz, bunca kötülüğe sessiz kalan bir tanrıya tapmak zavallılıktır.
    _Kötülük yoktur, güç vardır.
    _Kötülüğe teslim olmanın iyiye ulaşmanın yollarından biri olduğunu söylemeyecekler midir?
    _Ama felaketlerle dolu bir tablodan bir iyilik doğacaksa, bunları sunuyor olmaktan pişmanlık duyulabilir mi?
    _Acıdan daha güçlü bir duygu yoktur.
    _İyilikseverlik nasıl zayıf ruhlara özgür bir erdemse, nankörlük, bir kötülük olmaktan çok, güçlü ruhlara özgü bir erdemdir. Köle, sahibi için, her zaman nankör olduğunu söyler, çünkü buna ihtiyacı vardır. Öküz ya da eşek konuşabilselerdi eğer, aynı şeyleri söyleyeceklerdi kuşkusuz ama tutkuları ve davranışları doğa tarafından daha iyi yönetilen en güçlü insan yalnızca işine yarayan ya da hoşuna giden şeylere teslim olur. Eğer bir zevk duyuyorlarsa bırak istedikleri kadar yardım etsinler karşısındakilere ama yardım etmiş olmak için kimseden bir şey istemesinler.

    _Konu_
    Ahlaksız, cani, katil, zinakar, hırsız, hayat kadını yani ruhu tamamıyla kötü olan yılan bakışlı julietta, hayatta çok başarılı, sevilen, itibarlı ve zengin bir konumda iken; melek gibi temiz, ahlaklı, iyiliksever, dindar kardeşi justine’nin hayatı aşağılanmalar, iftiralar, tecavüzler ve işkencelerle azap dolu geçer.

    _Juliette ve Justineyi, babaları annelerine bırakıp kaçtı. Annesi de manş denizini geçerken öldü. Kendi başlarına kaldırlar. 12 yaşlatrında juliet diye çağrılan kız sonra kontes olacak. Juliette'ten çok daha değişik bir yüze sahipti bu genç kız; birincisinin çizgilerinde düzenbazlık, ikiyüzlülük, koketlik dikkati çekiyor, ikincisinin görünümündeki iffet, incelik ve çekingenlik herkeste hayranlık uyandırıyordu. Bir bakire havası, ilgiyle parıldayan iri mavi gözleri, göz kamaştırıcı teni, ince ve hafif vücudu, dokunaklı ses tonu, temiz ruhu, yumuşak karakteri, bembeyaz dişleri, güzel kumral saçları, tüm bunları bir tuval üstünde gerçekleştirmek isteyen bir ressamın fırçasından kaçamayacak kadar yapmacıksız güzelliği ve sevimli hatlarıyla işte tepeden tırnağa albenili bir genç kız. Büyük bir hanım olacağını ileri süren Juliette, erdemli ve bayağı eğilimleriyle adını lekeleyecek olan bu küçük kızla görüşmeye nasıl razı olabilirdi. (Servetini büyüleyici güzelliğine, bir sürü ahlak dışı davranışlara ve çevirdiği çeşitli dolaplara borçlu olan Kontes de Lorsange juliette, Venüs rahibeleri kadar güzel bir kadındı. _Justine ise, kendi bakımından, rezilce zevk ve eğlencelere düşkün bir toplumun kurbanı olmaya mahkum bu ahlaksız kızın yanında törelerini tehlikeye atabilir miydi? Justin tanıdık bir terziden iş istedi ama kovuldu. Şaşırdı. Papaza gitti papaz ona dolgun bir öpücükle evimde temizlikçi ol deyince uzaklaştı. _Juliette ise 15 yaşında hükümet danışmanıyla aşk yaşadı, evler mücevherler paralar zengin bir hayatı oldu. Ahlaksız zengin arkadaşının tavsiyesiyle bir kadının yanına gitti. O kadın sözlerimi dinlersen çok zengin olacaksın dedi. Önce 80 erkekle sevişti ve eve kabul edildi. Bundan zevk aldı. Hizmetiyle ünlendi alçalmasının ve ahlaksızlığının derecesi kendisine gösterilen ilgi için bir ölçüydü sanki. 40 yaşındaki kont ona tutuldu ve evlenmeye karar verdi. 20 yaşındaydı ev para miras hakkı altınlar aldı. juli o andan sonra kendini tamamiyle kötülüğe kaptırdı kocasının bir an önce ölmesini istiyordu bencilce. Kocasını öldürdü ve gömdü. Özgürlüğüyle birlikte kontes adını da kazanan Madam de Lorsange yeniden eski alışkanlıklarına döndü, sosyetede kendini bir şey sandığından yapacağı işlerde daha bir yol-yöntem izlemeye karar verdi ; satışa çıkarılan bir kız değildi artık, birbirinden güzel ziyafetler veren, evine davet edilmekten kentlilerin de, saraylıların da büyük mutluluk duyduğu bir duldu. Cinayetler işledi, cocuklar öldürdü, kürtajlar oldu. zengin bir adamla evli gibi yaşamaya başladı ve yoldakilere bakarken mahçup, sefil bir kızın polislerce tutulduğunu görüp yanına gitti. Suçu ne? Hırsızlık, falan filan. Üzüldü. Çok masum görünüyordu ve idam için yargılanacaktı. Yanına aldı. Aslında kendisi katildi -kuşkusuz ondan çok daha suçlu olan benim-..anlatmaya başladı. Annesi öldüğünü yalnız kaldığını süründüğünü sonra bir adamı tavsiye ettiklerini. Onun da nasıl sulandığını her şeyin karşılığını istediğini.


    __Cezalandırılan ilk erdem: Dubourg'un evinde iffetini koruması. Uşakla seks yapacaksın dedi. Hakaret edip kaçtım. Cezalandırılan ikinci erdem: Du Harpin'in evinde hırsızlık yapmayı kabul etmemesi, adımı sophie demiştim. Kimliğimi gizlemek için. 2. evde adam. İlk aradığım kural namussuzluktur dedi. Cimri yaşlı çift çok az para vereceklerdi. Ne yersin dediler. Çok az ekmek ve çorba dedim. Çorba mı? Biz bile haftada bir içeriz dedi cimriler. İşin çok az kızım. Evi temizle, havalandır, bulaşık çamaşır peruklarımızı temizle, saçlarımızız tara, baykuşumuzu besle vır vır vır… İşte çok kolay. Üst kattaki zenginin altınlarını çaldırmak istediler yapmadım. Yatarken polisler geldi yatağımız altında elması buldular iftira ettılar işte. Hapiste biriyle tanışıyor ve yangın çıkarıp kaçıyorlar. Kaçan ateist tanrının sadece kötülere iyi davrandığını senin gibi iyilerin acı çektiğini söylüyor. Sen de kötü ol. Tanrıya başkaldır kötülüğün sonunda iyilik vardır. Cezalandırılan üçüncü erdem: bir hırsız çetesine katılmayı kabul etmeyince Bondy ormanında ırzına geçilmek istenir. Ateist kadın da kötü çıktı güldü dalga geçti. 4 erkeğin tecavüzüyle tehdit etti. 4 erkek kavgaya tutuşunca kaçtı. Mutsuz insanın en büyük avuntusudur dua. Tanrı bir yandan bilgisizliğin, öbür yandan zorbalığın, baskının meyvesidir; en güçlü, en zayıfı zincire vurmak istediğinde, bir tanrının kendisinin ezdiği demirleri kutsadığını söyleyerek kandırdı onu ve güçsüzlüğünden aptallaşmış olan zavallı da ötekinin arzuladığı her şeye inandı. Sağduyuyu titreten gizemler, doğayı alçaltan doğmalar, insanda yalnızca acı acı alay etme isteği uyandıran gülünç, kaba törenler görüyorum tümünde de. Eğer bir cinayet için sôz verilmişse yeminden geri dönmek erdemdir, demişti trajedi şairlerimizden biri. Cezalandırılan dördüncü erdem: Madam de Bressac'ı zehirlemesi için yapılan öneriyi kabul etmemesi. Ormanda saklandı ve 2 erkeğin ilişkisini gördü. Yakalandı. Onu tehdit ettiler. Sonra eve çalışmaya götürdüler. Markinin annesinin şatosunda hizmetçilik. Sonra marki annesini öldürmek için zehir hazırlatmıştı onu da ikna etti ama sopia annesine söyledi. Annesi de ulakla haber gönderip şikayet edecekti ama ulak markinin adamıydı. Markiye getirdi mektubu ve daha öncesinden köpeği zehirlemişlerdi marki bundan şüphelenmişti zaten ve tekrar sopiayı kandırıp annesinin yemeğine zehri kattılar ve öldü. Sopiayı oraya götürdü, aynı yere. Arkadaşlları da oradaydı onu bağlayıp kırbaçladılar. Manastırda cezalandırılan altıncı erdem: Dindarlığı. Oraya kendini dine vermek için gider, ırzına geçilir. Oradan uzaklaştı ve bir kasabadaki cerraha sığındı. Tedavi oldu. Cerrahın yanında çalışmaya başladı. Cerrahın alt katında 12 yaşındaki bir rehine kız vardı. Kaçırılmış kobay olarak kullanılacakmış. Onu kurtarınca anladılar ve sopieyi dövdüler, kırbaçladılar, birer parmaklarını kestiler, dişlerini söktüler, sırtına demirden mühür vurup bıraktılar. Sopie bir manastır görüp sığındı ama içerdeki rahipler sapıktı. Fark edemedi. Bakire misin, kimsen var mı? dedikten sonra tecavüz edip rehin aldılar. Daha önceki evde öldürülen annenin oğluna mektup yazmış. O da annesini onun öldürdüğünü tekrar yazarsa yakalanacağını haber vermişti. Beni acılar içinde kıvrandıran, aşağılayan, zincirlere vμranların tüm cinayetleri, Tanrı sanki erdemin gereksizliğini bana göstermeyi iş edinmişçesine, gözlerimin önünde ödüllendiriliyotdu. Bu şato sürekli yenilenen kızlar ve kaybolan kızları konuştu arkadaşıyla. Sonra 15 yaşında dünya güzeli kıza geldi. İşkenceye uğradı. Kuşkusuz şimdiye dek bundan daha beyaz bir ten, daha düzgün kıvrımlı bir vücut görülmemiştir yeryüzünde ama gördüğüm bu güzellikleri çizmek benim fırçama düşmez tabii; Doğa, genç kıza, sanki sırf onların saldırması için vermişti bunca güzelliği. Pis yılan gülü kirletiyordu ve yaşlı bir peder yemin ettirerek onları serbest bıraktı. Özgürdü artık. İyi görünen ama dünyanın en ahlaksız rahiplerinin elinden kurtulmuştu. Bir şehre gitti. Eski işvereni katilin yükseldiğini kralın doktoru olduğunu görüp kederlendi. Cezalandırılan yedinci erdem: Yardımseverlik. Dilenciye yardım ederken dilenciden yumruk yiyor ve cüzdanını kaptırıyor. Cezalandırılan sekizinci erdem : Kalpazanların ölmek üzere olan şeflerinin hayatını kurtarması. Dayak yiyen adamın yardım ediyor adam da kendisinin şatosu olduğunu karısına yardım edebileceğini söylüyor. İş teklif ediyor. Eve gidiyorlar ama adam sahtekar. Uzak bir yere götürüyor ve değirmen çevirme görevi verip aşağılıyor, kaltak. Sakın bırakma. doğanın kanunun bu. Kuzgun aslana, karga kartala, köle de efendisine boyun eğer. Şimdi değişti kölelik, efendilik zenginlik oldu. Gönül borcu, bunu kabul eden kişinin gururunu kırarak, onun için bir yük oluyor. Beni gönül borcu altında bırakan kişinin gözleri her üzerime çevrilişinde neden aşağılanmama izin vermeliyim? İyilikseverlik nasıl zayıf ruhlara özgü bir erdemse, nankörlük, bir kötülük olmaktan çok, güçlü ruhlara özgü bir erdemdir; sonra haydut italyaya gidip zengin hayatı yaşıyor. Sopie ve köleler ise mahkemeye çıkıp serbest kalıyorlar. O sıralarda yine eski hapisten kaçmasına yardım eden kadınla karşılaşıyor memnuniyetsiz. Öğüt veriyor. Bak sopie hayatın akışıyla git. İyilik ve erdemle bir yere varamazsın. Hayat kötü. Zenginlik güç için kötü olacaksın. Acıma, vicdan olmayacak. Hayata karşı gelme. Size acı veren şeyleri sık sık tekrarlayın, vicdan azabından kurtulmayı başardığınızı göreceksiniz; başka yerlerde kötülük sayılan erdemleri uygulamak, bir başka iklimde en iyi davranış olarak nitelendirilen suçlardan kaçmak istemek saçmadır. Zevki ya da çıkarı için, ülkesinde suç, Japonya ya da Çin'de erdem sayılan bir davranışı yerine getirdi diye insan vicdan azabı çekebilir mi ? Eğer aklını çelemiyorsam, hiç olmazsa kalbini elde edeyim. Ben kendi kendimin efendisiyim, kimseye bağlı değilim, Cezalandırılan dokuzuncu erdem : Grenoble'da bir hırsızlığa, la Dubois'nın tüccar Dubreuil'ü soymasına karşı çıktığı için soyulur. Eski mahkum kadın zengin bir adamı soymak ister ve yardım ister. Sopie adama gizlice soyulacağını haber verir. Adam da ona başka ülkeye gidelim evlenelim der. Geri dönüşünüzde soyadımla soylu olarak koruma teklif eder ama mahkum kadın yemekte adamı zehirler ve soyar. Cezalandırılan onuncu erdem: Bir çocuğu yangından kurtarması ve bunun üzerine, kendisi aleyhine bir cinayet davası açılması. Hangi uğursuz yıldızın etkisi altında doğmuş olmalıyım? Ey Tanrı'm, artık adaletinden şüphe etmeme izin verilecek misin? Ancak saf ve mutlu günler yaşayan talihli insanlar için çekinilecek bir şeydir ölüm ama kanlı ayakları yalnızca dikenler üzerinde dolaşan, gögsüne yalnızca zehirli yılanlar bastıran, erkekleri yalnızca iğrenmek için tanımış olan, gün ışığını yalnızca ondan nefret etmek için gören zavallı bir yaratık, acı talihsizliğinin ailesini, servetini, yardımları, koruyucusunu, dostlarını elinden aldığı biri, hayatta yalnızca içmek için göz yaşları, beslenmek için felaketlerle karşılaşan biri… Ölen adamın arkadaşı sopieye yardım eder bir kadınla girmesini söyler. Madam çok cahil ve gevezedir. Bir hana yerleşirler ve bir yangın çıkar. Sopie ateşlere atlayıp çocuğu kurtarmaya kalkar. Bacağı yanar tam kurtaracakken çocuk ateşlere düşer ve anneleri onu sen öldürdün diye mahkemeye verilir ve idama mahkum edilir. Eski papaz seni kurtarma karşılığında yine metresim ol der ama kabul ettiremez. işte böyle. Sonra kız kardeşler birbirlerini tanır. Onu kurtarıp evlerinde prensesler gibi bakarlar. Gülümsemeye başlar. Temize çıkarılır. Melektir. Sonra bir fırtına kopar ve bir yıldırım üstüne düşer ve ölür. Kız kardeşi madam çok üzülür. Tanrı onun iyiliğine karşı böyle bir hayatı reva gördü. Benim gibi kötüye ise çok iyi bir hayatı der ve kocasından boşanıp çileli bir hayatı seçer.

    _Ey siz, bu kitabı okuyacak olanlar, bu görkemli ve doğru yolu seçen kadınla aynı sonucu çıkarabilir misiniz, onun gibi gerçek mutluluğun yalnızca erdemin göğsünde bulunduğuna, gökyüzünde kendisine çok daha göz kamaştırıcı ödüller kazandırılacağı için erdemin acı çekmesi gerektiğine inanabilir misiniz.

    Marki de Sade: İnsanoğlunun ruhundaki kötülüğü, çarpıklığı haykırdıkça toplum dışına itilen; doğa-toplum ilişkisini çağının çok ötesinde değerlendirdiğinden sevgisiz bırakılan bir bilinç.
  • Dünyanın en güzel kadını oydu
    Saçlarını tarasa baştan başa rumeli
    Otursa ama hiç oturmaz ki
    Kan kadını rüzgardı atların
    Hep andım ne yaşanır olduğunu