• 32 syf.
    ·Beğendi·10/10 puan
    Yeni Ufuk Dergisi / Sayı 62. Eylül 2019.
    İsmail Gaspıralı'nın " Dilde Birlik, Fikirde Birlik, İşte Birlik" mottosu ile çıkan dergi,
    Eylül sayısı olması itibarıyla, Yunus Emre Özdemir'in "12 Eylül ve Mirası", Osman Yorulmaz'ın "19 Eylül Gaziler Günü", Mustafa Argunşah'ın " Türkçe'nin Talihi ve 26 Eylül Dil Bayramı" yazılarıyla selamlamaktadır. Erol Güngör, İbrahim Kafesoğlu, Peyami Safa her sayıda olduğu gibi yerlerini almıştır.
    Ömer Karabayır, Cengiz Dağcı ve Milli Edebiyatı incelerken, Buğra Gülderen Türküz Varacağız Kızılelmaya, demektedir. Seher Aras, Gaspıralı İsmail Bey'i incelemiştir.
    Enver Gerdancıoğlu, İdealist Bir Doktorun Sergüzeştini anlatırken, Ahmet Çağlar, Yurtkuran Savaşı: Başkomutanlık Meydan Muharebesine Giden Yol Sakarya'dan ötesini, kaleme almıştır.
    #Kitapşuuruinsanlıkşuurudur.
  • 144 syf.
    ·5 günde·Beğendi·8/10 puan
    Gönül Hanım

    1920 yılında Tasvir-i Efkar gazetesinde tefrika ettirdiği Gönül Hanım romanı, yabancılar tarafından keşfedilen, okunan ve bilim dünyasına duyurulan Orhun yazıtlarına dikkat çeken, ‘bizden’ olduğunu hatırlatan edebi bir metindir.

    Ahmet Hikmet, Türklüğün ilk yazılı belgelerine dikkat çekmekle kalmamış, romanı edebi bir düzleme oturtmuş ayrıca makale ve fikri eser romanı dedirtecek kadar da yazıtlar hakkında bilgi vermiştir. Mehmet Tolun, Gönül Hanım, Ali Bahadır Bey ve Bela Zichy tesadüfen tanışmışlar ve dördünün bir ortak özelliği vardır; Ata yurdunu merak etmek. Okuyucu, romanda Gönül Hanım ve sefer heyetinin maceralarını okurken, yazıtlar hakkında bilgi edinmekle kalmaz, Orta Asya’ya uzanan sefer heyetiyle birlikte yolculuğun bir parçası olur. ‘Göç, sefer, yol, yolculuk’ üzerine kurulu bu roman; Türkiye Türkü, Tatar Türkü, Macar’dan oluşan dört kahraman tesadüfen tanıştıkları esnada, o vakitler Türk dünyasının pek bilmediği, varlığından haberdar olunmadığı ve kaynakların yabancılar tarafından araştırılmaya alındığı yazıtları merak ederek Türk dünyasına tanıtmak ister ve ilk yerli ilmî heyeti oluştururlar; ’Gönül Hanım ve sefer heyeti’

    Gruptaki kişiler sefer heyetine çıkarlar, yol boyunca tarihi ve ilmi sohbet ederler. Vardıklarında Kültigin ve Bilge Kağan anıtlarını bulurlar. Anıtlar hakkında bilgi edinirler, kopyalarını çıkarırlar ve Türk dünyasına tanıtmak maksadıyla sefer heyetini tamamlamış olurlar. Ahmet Hikmet, romanın bu esnasında edebi eser hüviyetini arka plana alarak yazıtlar hakkında bilgi verir, yazıtları ve ilk yazılı belgeleri okuyucuya tanıtır. Zaman zaman da makale ve fikri hüviyeti arka plana alarak okuyucunun romanın akışına kapılıp gitmesini sağlar, bunu sağlamak için de romanda Gönül Hanım, Kont ve Tolun Bey arasında aşk üçgeni kurmuştur.

    Romanı okurken dönemin şartlarını değerlendirecek olursak, o günkü Türkiye Türklerinin unuttukları köklerini hatırlatan ‘Türklüğün ilk el kitabı’ sayılacak bu roman, Milli edebiyat döneminde yazılan ve hala haklarında Türk araştırmacılarının tam manasıyla söz sahibi olamadığı Türk yazıtları hakkında yazılan ilk edebi metindir. Romanın içerisinde Türkçe hususunda söylenilen fikirler, dönemin şartlarına göre yenilikçi ve ilericidir. Bu anlamda Ahmet Hikmet, dönemsel olarak çok zor bir işe imza atmış, Türk birliğini, araştırmacı ve sorgulayıcı olunması gerektiğini romanda vurgulamış ve bunu okuyucuya Mehmet Tolun’un günlüğünden alıntılarla aktarmıştır. Romanda, Rodloff, Thomsen, A. Von Le Coq, Vamberi gibi çalışmalarından söz edilmesi gayet önemlidir. Ahmet Hikmet, tüm tarih ve kültür birikimini dört karakter üzerinden okuyucuya gayet edebi ve kararlı bir dille aktarır.

    Eser, Milli Edebiyat anlayışının romana yansımış en iyi örneğidir. Tema milliliktir. Türk dünyasını konu edinmesi, gezilip gözülen coğrafyadaki Türklerin içinde bulundukları sosyal,siyasi,dini,iktisadi durumlarının tespiti, tarihi ve kültürel eserleri halka tanıtma, yeni bir uyanış hamlesi için yapılması gereken girişimleri ve bu girişimleri başlatmak için üzerimize düşen vazifelere bir göndermedir. Turan düşüncesinin romana yansımış halidir.

    İsmail Gaspıralı;
    "Dilde, fikirde, işte birlik!"
    Gönül Hanım kitabı, İsmail Gaspıralı'nın bu mükemmel sözünün adeta romanlaşmış hâli.
  • "DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK"
    Hayatının sonlarına doğru ifadesine imkan bulduğu "dilde fikirde işte birlik" düsturu bütün Türkçülük cereyanının, dil, edebiyat, sosyoloji, hatta siyaset sahalarında şimdiye kadar bulabildiği esasların hemen hepsini içine almaktadır. Bu şiarda dünya yüzüne yayılmış bütün Türkler'in aynı edebi bir dil ile konuşan, aynı siyasi gayeyi taşıyan, aynı teşekküller tarafından hedefe doğru götürülen, aynı metod ve taktiklerle çalışan bir camia halinde tasavvur olunduğu manası saklıdır. "Tercüman"ın başında bulunan bu ulvi ibare ile bütün Türk dünyasını açıkça birleşmeye çağırıyor, birleşmeye giden yolları aydınlatıyordu. 1917 senesine kadar devam eden "Tercüman" bütün Türk dünyasına "dilde, fikirde, işte birlik" düsturunu saçmış, ilk defa şuurlu bir hareket baş göstermiştir. Dikkat edilirse 1905'den sonra bir düstur, bir şiar halinde ifade edebildiği bu üç büyük esasın unsurlarını telkin ve tatbike, İsmail Bey, 20-25 yıldan beri ısrar ve takip ile çalışıp duruyordu. İsmail Bey, "dilde, fikirde, işte birlik" şiarı ile sembolize etmiş olduğu "Türk Birliği" ülküsünün bir an evvel gerçekleşmesi uğrunda yaptığı mücadelelerde bazen ırkdaşlarının muhalefeti ile karşılaşmıştı. Büyük Türkçü hikayecimiz Ömer Seyfettin, "Büyük Türklüğü parçalayan kimlerdir" başlıklı tahlil yazısında şöyle diyor: "Dilde, fikirde, işte birlik" şiarıyla bütün Türk milletinin birleşmesine çalışan İsmail Gaspiralı Efendi de vaktiyle TURANda anlaşılamamıştı şimal Türkleri "Nur" gazetesi ile "Biz Tatarız!" diye bu büyük adama itiraz ediyorlar, onun milli hakikatini idrak edemiyorlardı. Zaman geçti. Hakikat ilerledi. Bu hakikati tutmak isteyen kırıldı." Bu şiar, kısa zamanda Rusya Türkleri tarafından benimsendi, gönüllere, kafalara, ülkülere yerleşti. Birbirinden habersiz yaşayan Türkler'i uyandırdı. Gönüller, kafalar, gözler tek bir güneşe, "TURAN" ülküsüne döndü. Hatta Doğu Türkistanlı Türkler bile asırlarca süren sükûttan sonra harekete geçtiler. Kırımlı devlet adamı ve Büyük Türkçü Cafer Seydahmet Kırımer bu konuda şöyle demektedir: "Türk tarihinin en vâsıf bir kudreti de harekettir... İsmail Bey merhumuna da bütün hayatı her tarafa giderek milli emellerini canlandırmağa uğraşmakla geçti... Bugün bütün dünya Türkleri bile, artık "yeşil" değil "gök" bayrağı yükseltiyorlar ve "Dilde, fikirde, işte birlik" düsturu ile Türk milliyetçiliğine sarılıyorlar.." ve hatta "Tercüman'ın "Dilde, fikirde işte birlik" düsturu ilk gazeteleri olan "Şarkî Türkistan Hayatinin da başına yazılarak uzaklardan Türk âlemini ve İsmail Bey'in mübarek ruhunu ümitle, sevgi ile selâmlıyorlar. Gaspıralı İsmail Bey, Türk Milletinin boylarını birbirine bağlayan en önemli unsurun; "DİL" olduğu görüşündeydi. Türk dünyasında konuşulan büyük, küçük birçok lehçelerden öyle bir ortak lehçe seçilmeliydi ki, Tuna boylarında yaşayan bir Türk'le, Doğu Türkistanlı bir Türk rahatlıkla konuşup anlaşabilmeliydi. Bazı Türk lehçeleri vardı ki, (Yakutça ve Çuvaşça) gibi bunlar müstakil bir dile gitmekteydi. Aynı şekilde "DİL BÜTÜNLÜĞÜ" parçalanan milletlerin de akıbeti parçalanmak ve yok olmaktı. Bu gerçeği gören Gaspıralı İsmail Bey, Türk lehçeleri arasında yaratılmaya çalışılan uçurumu kapatmak gayesi ile bütün faaliyet hayatının en önemli kısmını "Dilde Birlik" idesinin tahakkukuna hasretmiştir. İsmail Bey, bütün Türkler için umumi bir edebi dil lüzumunu herkesten evvel anlamış ve ileri sürmüş bir mütefekkirdir. Yazıcılık hayatının ta başından sonuna kadar bütün Türkler için umumi bir edebi dil gerektiği fikrini neşretmeye çalışmıştır. Umumi Türk dili meselesini ilk olarak "Tongua" risalesinde ortaya koyan İsmail Bey, bundan sonra her tarafta anlaşılabilecek bir "Türk dili" ile yazar; yani lisan ve edebiyat sahasında fiilen bütün Türkçülüğe başlar. Ve son nefesini verinceye kadar bu meselenin halli için çalışır. Ömer Seyfettin şöyle diyor: "Türkler'in lisanca birleşmesi bütün Turan'ın birleşmesi demektir. Kırım'ın büyük evlâdı İsmail Bey, son nefesine kadar bu yüksek ülküyü hakikat haline getirmeye çalıştı. Hatta biz Osmanlı Türkleri'ni bile uyandırmaya uğraşıyordu." Gaspıralı İsmail Bey'in "Umumi Türk Dili" meselesi üzerine görüşlerini ortaya koyan Prof. Fahri Z. Fındıkoğlu şöyle diyor: Eğer 1917 fırtınası eski Rusya'yı silip götürmeseydi, İsmail Bey; "Türk Dünyasında Tek Dil" daha doğrusu, "Türk Dünyasında Tek Lehçe Türkçe", tıpkı çeşitli Alman lehçelerinin fevkinde "Yüksek Almanca Hocheleutsch", muhtelif Fransız diyalekleri dışında; "Paris Fransızcası"nın ve emsali yüksek kültür dillerinin teşekkülüne benzer bir "Yüksek Türkçe" ideali daha çok gerçekleşecekti." İsmail Bey sonuçtan ümitliydi. Çünkü Türk lehçeleri henüz işlenmemiş, edebi bir şekil almamıştı. Ayrıca birçok gazeteci ve yazar da bu konuda kendisini desteklemekteydi. Onun "edebi lisan" veya "Umumî Türk Dili" tabiri ile ifade ettiği dil, çok sadeleştirilmiş İstanbul Türkçesi'nden başka bir şey değildir.
  • GASPIRALI İSMAİL BEY VE TERCÜMAN

    Gaspıralı İsmail Bey, 1879 yılında gazete çıkarmak için Çar hükümetine müracaatta bulunduysa da red cevabı aldı. Rusya Türkleri'nin milli benliklerini kaybetmemeleri için mutlaka devamlı bir gazetenin lüzumunu duyan İsmail Bey yılmadı. Bu sefer de 1881 yılında "Tonguç, Kamer vs." adlarını taşıyan risaleler neşretmeye başladı. Rus sansürü bu risaleleri de yasaklayınca İsmail Bey, defalarca Petersburg'a giderek iki vali ve üç bakanla görüştükten sonra, Türkçe kısmı aynen Rusça'ya tercüme edilmek şartı ile "Tercüman"ın neşrine izin almaya muvaffak oldu. Onun gazete çıkarmaktaki sebat ve gayreti; kendisinde fikir ve hareketin (Niyet ve amel) aralıksız olduğunu göstermektedir. Şunu da kaydedelim ki, Gaspıralı bir yandan gazete işiyle didinip dururken öbür taraftan daha iki cephede hazırlık davranışlarında bulunmaktan da geri durmuyordu. Bu cephelerden biri Türk-Müslüman cephesi olup, öteki Rus hükümeti ve kamuoyu cephesidir. Birinci cephede soydaşlarını okumaya alıştırmak maksadıyla küçük küçük risaleler yazıyor ve bunları bin meşakkatle yayınlıyordu. Kırım'da Arap hurufatlı basımevi bulunmadığından ilk broşürlerini taş basması ile bastırmak zorunda kalmıştı. Sonraları bu broşürlerden bazılarını "Tiflis'teki Ünsizadeler matbaasında bastırmıştır. Bütün bu risalelerde ileri sürülen dava Rusya'da yaşayan Müslüman Türkler'in derin uykularından uyanması ve o zamanki deyimiyle "terakki ve tealisi" (yani ilerlemesi ve yükselmesi) davası idi. İkinci cephede ise, o bazı Rus gazetelerinde makaleler yazarak kendisinin loyal bir Rusya vatandaşı olduğuna Rus hükümetini kandırmak ve Rusya Müslümanlarının hükümetçe ihmal edildiğini anlatmak istiyordu. Müslümanları çağdaş fikir ve bilimle aydınlatmanın yalnız onlar için değil, hükümet için de faydalı olacağını söylüyordu. Rusya'da yaşayan Müslümanların yeni fikirlere ve ilimlere aşinalık peyda etmelerinin en kestirme yolunun öğretim ve eğitiminin onların kendi dilleriyle yapılması olduğuna hükümeti ikna etmeye çalışıyordu. Tercüman'm ilk çıkışı olan 10 Nisan 1883; Kırım'ın Rus esareti altında girişinin 100. yıldönümü dolaylarına rastlıyordu. "Tercüman'ın çıkışının böyle bir zamana rastlaması gerçekten büyük bir mana taşımaktaydı. İsmail Bey, Kazan'dan Nizini- Novogrod'tan topladığı 300 ruble abone parasına, eşi Zühre Hanım'ın mücevherlerini, annesinden kalan kıymetli elbiselerini satarak eski bir makine ve lüzumlu alet ile eşyaları alarak, her türlü imkansızlıklarla boğuşa boğuşa mukaddes görevine başladı. 10 Nisan 1883; bir yazarın da dediği gibi, "bahar güneşi ile dünya dirilip çiçeklendiği günlerde, uzun yıllardan beri karlı kefenlerle örtülüp ölü gibi uyuklayan kuzey Türkleri'nin de ilk beyaz bahar çiçeği "Tercüman" açıldı. "Tercüman"ın doğuşunu ve Kırım'ın o andaki durumunu Cafer Seydahmet Kırımer şöyle anlatmaktadır: "1883'de yani Kırım'ın Ruslar tarafından ilhakından tam bir asır sonra, İsmail Bey, Kırım'da, Bahçesaray'da "Tercüman" gazetesini neşre başladı. Hanlığın eski payitahtında, onların eski saraylarında bir asırdır baykuşlar ötüyordu. Cennet kadar güzel Kırım'ın bağları, bahçeleri, Kırımlılar'ın bahtsız ocakları neşeye, saadete değil, elemden, ızdıraptan, yoksulluktan, hasretlikten yükselen hıçkırıklara sahne oluyordu. Kırım'ın kara bahtsız ufkunu nurlandırmaya başlayan "Tercüman", Kırım tarihinin dönüm noktası oldu. Kırımlılar'ı, "dalmış oldukları gaflet uykusundan uyandırmak" emeliyle işe sarılan İsmail Bey, binbir müşkülü yenerek elindeki mukaddes meşalesini bir kat daha yükseltiyor, yalnız Kırım'ı değil, yavaş yavaş bütün Rusya Türkleri'ni uyandırmaya, teşkilatlandırmaya, onların Avrupa medeniyetini benimsemelerine, iktisadi ve sosyal bakımından kuvvetlenmelerine yol açıyordu." "Tercüman"ın neşir hayatının ilk yılları büyük maddi imkansızlıklarla doludur. Bu maddi imkansızlıkların yanı sıra Kırım zenginlerinin lakayt ve anlayışsız davranışları da "Tercüman"ın neşrine engel olabilecek nitelikteydi. Gaspıralı İsmail Bey, bütün bu zorlukları yenmesini bildi ve "Tercüman"ı son nefesine kadar söndürmedi. "Tercüman'ın ilk neşir yıllarında İsmail Bey, baskı makinesine bir motor ilave ederek gazetenin daha seri bir şekilde çıkmasını düşünmüştü. Bu düşüncesini Kırım'ın tanınmış bir zenginine açtığında, cahil zengin; "Tütün ekseydin sana para verirdim; fakat, gazete çıkarmak için para vermem" şeklinde cevap vermiştir. Bu gibi geri düşüncelerin yanı sıra İsmail Bey'i "kafirlikle" itham edenler de olmuştur. "Tercüman" ilk çıktığı zaman 320 alıcısı vardı. Fakat bu okuyucu nispeti Gaspıralı'nın fedakârane çalışması yüzünden öylesine arttı ki, bu sayı birkaç yıl içinde 6 bini bulmuştu. "Tercüman"! Kırım'dan başlayarak Kafkasya, Kazan, Sibirya, Türkistan, Çin Türkistanı, İran, Mısır hatta Hindistan ve II. Abdülhamit'in izni ile Türkiye'de okunurdu. "Tercüman" Gaspıralı İsmail Bey'in olağanüstü zekası ve kabiliyeti sayesinde kısa zamanda bütün Türk dünyasına yayıldı ve sürümü 20 bine yükseldi.Türkçe konuşulan ve anlaşılan her yerde, Mısır'dan Hindistan'a kadar bu ceride tutundu. Coğrafi mesafelerin uzaklığına bakmadan, Türk milli hayatının ve menfaatlerinin ocağı haline geldi. "Tercüman'ın hemen hemen bütün Türk-İslam Dünyası tarafından okunma başarısını Cafer Seydahmet Kırımer şu hususlara bağlamaktadır: "Tercüman'ın muvaffakiyetinde, bu hedef ve ciddiyetten başka, İsmail Bey'in kendisine has, açık kısa uslûbunun ve sâde dilinin de büyük bir tesiri vardı. Şunu da kaydetmek zaruridir ki, İsmail Bey gazetecilikte de müstesna kâbiliyete malikti. Türk âleminde fikirlerini halka yaymakta ve benimsemekte o eşsizdir." "Tercümanın dili çok sadeleştirilmiş Osmanlı lehçesinden ibaretti. Gaspıralı İsmail Bey'in de "Tercüman'ın neşrindeki gayelerinden en önemlisi muhakkak ki, "ortak edebî dil" ülküsünün gerçekleşmesidir. Gerçekten İsmail Beyin "Tercüman" kadar hiçbir teşebbüs, Türk dili ıslahı ihtiyacım doğurmamıştır. "Tercüman'ın lisanı, Kazan'dan Kafkasya'ya, Kırım'dan Türkistan'a kadar anlaşılıyordur. Bu azim bir maharetti. Bununla merhum, düsturunun birinci şıkkını icra etmiş bulunuyordu. Türkler her yerde anlaşmaya başlamışlardı. "Tercüman" gazetesini kuzey Türkleri anladığı kadar da doğu Türkleri ile batı Türkleri de anlardı. Bütün Türkler'in aynı lisanda birleşmelerinin kabil olduğuna bu gazetenin vücudu canlı bir delildir. Meşhur Türk-İslâm hars (kültür) hadimi Gaspıralı İsmail Bey, "Tercüman"ın sahifelerinde İslâm ve Türkler'e asrî ilim ve irfana ve halkın tenevvür ederek bugünkü vaziyetten daha fazla yükselmesinin icap ettiğini ispat etmekle uğraşmıştır. İsmail Bey, "Tercüman" sütunlarında başta Rusya, Türk ve Müslümanları olmak üzere Türk-Müslüman dünyasına ait en aktüel, siyasî, sosyal, kültürel, milli ve dinî problemleri aydınlatmakta idi. "Tercüman" gazetesi yükselttiği Türk Birliği bayrağı ile sabık Rusya Türkleri'nin uyanmalarında oynadığı rol ile Rusya Türk matbuatının babası olmuştu. Bu sonuncu elli yıl içinde işlenmiş bütün medenî işlerimiz, Türk âleminin hangi tarafından olursa olsun, "Tercüman'm rehberliği ile başlamış, "Tercüman"ın manevi yardımı ile büyümüş ve pişmiştir." "Tercüman"a karşı duyulan sevgi ve alâkayı Rusya'da yaşamış olan aydın Türkler, gerek yazılarında, gerekse eserlerinde gözler önüne sermektedirler. Türkistanlı Ziya Sait Bey, "Özbek Vakitli Matbuat-ı Tarihine Vesaik" adlı eserinde; "Türkistan ceditçilerinin "Tercüman"ı çok sevip okuduklarını ve bunun muharriri İsmail Bey'e sonsuz muhabbet beslediklerini hattâ kendisinin vefatında ceditçilerden birçoğunun 30 güne kadar göğüslerinde matem alameti taşıdıklarını" kaydetmektedir. Kırımlı tarihçilerden Osman Akçoraklı "Tercüman"ın değerini şöyle ifade ediyor. "Tercüman bizim millî edebiyat, millî maarif, millî tarihî ceddimizin hâzinesidir." Yine aynı makalesinde Osman Akçoraklı; "Rusya'da yaşayan Biz Türkler, millî kitaplık, müze ve akademilerden mahrumuz ve yeni çağa ait yazılı millî tarihimiz yoktur. Ama biz, "büyük milli hâzinemiz" olan 23 ciltlik "Tercüman" gazetesi koleksiyonuna sahip bulunmaktayız"diyordu. "Tercüman"da yazı yazan aydın Türkler, Kırım'da yeni bir edebiyat akımım, "Tercüman Edebiyatı"nı meydana getirmişlerdir. Bu edebiyatın öncüsü tabiatıyla İsmail Bey olmuştur. Onun Tercüman serisinden çıkan; "Darülrahat Müslümanları", "Arslan Kız", "Kadınlar Ülkesi" vb. hikayeleri, Osman Akçoraklı'mn; "Nenkecan Hanım Türbesi" Seyid Abdullah Özenbaşlı'nm; "Olacağa Çare Olmaz" piyesi, Haşan Sabri Ayvaz'm "Neden Bu Hale Kaldık" piyesi ve diğerleri...Bu edebiyatm en belirgin özelliği; ürünlerinin, "Gaspıralı Dili" ile yazılmış olmasıdır. "Tercüman" gazetesinin etrafında toplanan ve sayfalarında; öğretmenlerin, gazeteci ve yazarların yer aldığı, Gaspıralı'nın tilmizlerinin temsil ettikleri akım... Bunların çalışmaları sayesinde Kırım Türkleri 1917 yılına doğru bütün Kırım halk okullarının % 52 oranını teşkil eden 360 milli halk okuluna en önemli sayıda millî edebiyata sahip olmuşlardır. "Tercüman"ın Türk dünyasmda popüler bir gazete haline gelmesi, İsmail Bey için, mücadele dolu uzun yıllar gerektirmiştir. Bir yandan Rus misyonerlerinin, diğer yandan cahil softaların ağır tenkitlerine maruz kalan İsmail Bey, iki muhalif gruba da "Tercüman"da gereken dersi vermiştir. Bu misyonerlerden Kazan'daki gayri Rus milletlere mahsus Seminarya'nın müdürü İlminski; "İsmail Bey ve Tatar münevverleri Rusya'dan asgari hukuk ve serbesti isteyerek gözboyacılığı yapıyorlar ve bir kısım Ruslar'ı kazanıyorlar" demekteydi. Prof. Maşanof, Astraumof gibi misyonerler de ilk fırsatta İsmail Bey'i ve "Tercüman"ı Rus hükümetine şikayet ediyorlar, Türkler'deki uyanışa bir son verilmesini, bunun suçlusu olan İsmail Bey'in de cezalandırılmasını istiyorlardı. Misyonerler haricinde Rus basını da İsmail Bey'e ve "Tercüman"a hücumda bulunuyordu. Bilhassa "Noviya Vremya", bu hücumlarını, İsmail Bey'e; "Türkiye'nin bir casusu" diyecek kadar ileri götürüyordu. Kırım'da Rus emniyet makamları da Gaspıralı İsmail Bey'e cephe almışlar, onun her hareketinden kendilerine göre sonuç çıkarmaya başlamışlardı. 1914 senesine ait Çar Jandarması Kırım dairesinin vesikalarının birisinde Gaspıralı İsmail Bey hakkında şöyle deniliyor: "Tahkikat neticesinde katiyetle tespit olunmuştur ki, İsmail Gaspıralı ve onun Tercüman gazetesinde murakıpleri olan münevverler Kırım'ın her tarafında Kırım Müslümanlarının Türkiye'ye yardım etmeleri, Türk teb'alarmı gizlemeleri hakkında gizli beyannameler neşretmişler ve teşvikatta bulunmuşlardır." Gaspıralı İsmail Bey'in softalarla yapmış olduğu birçok ilginç mücadele içinde en mühimi ve ilginci muhakkak ki, "Tercüman" konusunda Gilman Kerimî ile yapmıştır. "Tercüman"ı "dine küfür" olarak telakki eden softalardan, aynı zamanda Kazan ulemasından olan Gilman Kerimî, oğlunun elinde "Tercüman"ı görür ve büyük bir hiddete kapılır. Oğlunu öldürmek ister; fakat, asıl öldürülmesi gerekenin, gazeteyi çıkaran kimse olduğunu düşünerek Bahçesaray'a İsmail Bey'i öldürmeye gider. Taassubuna rağmen akıllı ve muhakemeli bir zat olan Gilman Kerimî, İsmail Bey'le olan uzun konuşmasından sonra Kazan'a, "Tercüman"ın ateşli bir taraftarı olarak döner ve oğlunu İstanbul'a tahsil için göndermekte tereddüt etmez. Daha sonraları Baran'da "Vakit" gazetesini çıkaran, oğlu, meşhur edip ve mücadele adamı Fatih Kerimî'den başkası değildir. Türk dünyasında en çok okunan gazete olan "Tercüman" 1905 yılma kadar Rusya Türkleri'nin tek süreli gazetesi olmuş ve 23 Şubat 1918 tarihine kadar 35 yıl süresince yaymına devam etmiştir. Rusya'daki Türkler'in Türk olarak kalmasında 33 yıl ömürlü "Tercüman"ın büyük rolü olmuştur. Burada uyanan Türk ruhu daha sonra Yusuf Akçura'nın faaliyeti sayesinde Namık Kemal'in âlemi ile birleşerek Türkiye'ye de tesir etmiştir. "Tercüman" ile Gaspıralı İsmail Bey, gerek Türkiye ve gerekse Rusya Türk basınında kısaca Türk basın tarihinde en önemli yeri işgal etmektedir. Gaspıralı İsmail Bey "Tercüman" ile Dilde-Fikirde, İşte Birlik" şiarının ilk iki şıkkını hemen hemen tahakkuk ettirme yoluna girmiş, üçüncü şıkkın galebesi içinde yine "Tercüman" sütunlarında mücadele etmiştir. Bu bakımdan denilebilir ki "Rusya Türkleri, Türklüğünü Gaspıralı İsmail Beye medyundur."
  • Gaspıralı İsmail Bey'in "DİLDE BİRLİK" yolundaki çalışmaları, Türkiye'de de aydın Türkler tarafından takdirle karşılanmıştı. Şemsettin Samî, Mehmet Emin Yurdakul bu ülkünün Türkiye'de temsilciliğini yapıyorlardı. O sıralarda Ömer Seyfettin Türkiye'nin durumunu ve İsmail Bey'in fikirlerinin tesirini şöyle anlatıyordu: "İsmail Bey merhumun "Tûtî kuşu lisanı" dediği eski Arapça, Acemce terkipli edebiyat lisanını da bıraktık. Bugün yeni yetişen genç şairler, edipler, konuştuğumuz tabii Türkçe ile yazıyorlar. Dillerinde millî Türk sarfından başka hiçbir lisan kaidelerini kullanmıyorlar. Darülfünunumuz millî lisana taraftardır." Görüldüğü gibi fikirleri sadece Kırım'a değil, bütün Türk dünyasına etki eden İsmail Bey, Türk diline emek verenlerin arasında hak etmiş olduğu yerini bulmuştur. Onun yerini Rusya'nın tanınmış aydın Türkleri'nden Rizaettin Fahrettin Hazretleri ne güzel gösteriyor: "Türk dilinin birinci Islahçısı Ali Şir Nevai ise, İkincisi hiç şüphesiz Gaspıralı İsmail Bey'dir." Gaspıralı İsmail Bey; yalnız dil sahasında değil, Türk Kültürü ile ilgili diğer sahalarda da topyekün bir ıslahat fikri ile ortaya atılmış bir önderdir. O, bu sahaları "Fikirde ve işte Birlik" şiarı ile sembolleştirmiştir. Rusya Türkleri'nin müşterek dile olan eğilimini gören Gaspıralı İsmail Bey, "Türk Birliği" ülküsünün ikinci merhalesine geçmiştir. Zaten İsmail Bey'in "müşterek dil" hususundaki çalışmaları, aynı zamanda "fikirde ve işte birlik" şiarının gerçekleşmesini sağlayacak olan ortamı da hazırlamak amacını taşıyordu. O, istiyordu ki Türk dünyasında bütün kalpler bir ülkü için atsın; bütün Türkler ortak bir ülkü için çalışsınlar, yardımlaşsınlar. Bu uğurda İsmail Bey, gerek "Tercüman" vasıtası ile, gerek Türk-İslam dünyasını dolaşarak, gerekse "Usulücedit" okulları ile "FİKİRDE BİRLİK" şiarını kısmen de olsa gerçekleştirmeyi başardı. Onun varmış olduğu "hürriyet" fikri, II. Dünya savaşında kendisini gösterdi. Rus zulmüne, Rus esaretine karşı ayaklanan Türkler; Gaspıralı İsmail Bey'in yaymış olduğu fikirlerin ölmediğini ve öldürülemeyeceğini kanları ile ispat ettiler. Bilhassa "fikirde ve işte birlik" şiarı; İsmail Bey'in yeni eğitim usulü ile çalışan okullarında gelecek bakımdan ümit kazandı. Esas itibariyle bu okullarda dil birliği ile beraber aynı gaye, "fikir ve iş birliği" de talim ve telkin olunacaktı. Gaspıralı'nın ümit ve emeline göre, kuzey ve doğu Türklüğün de bir taraftan okullar, diğer taraftan basın, üçüncü taraftan hayrî, İlmî ve edebî cemiyetlerle millî yardımlaşma kurumlan sayesinde "dilde, fikirde, işte birlik" ideali tahakkuk edilecekti. Onun talebeleri, ülkü arkadaşları, kendisinden sonra bütün Rusya Türkleri arasında "işte birlik'e gidebilmek için çalıştılar. 1917 İhtilali'nden sonra cumhuriyetler kurdular, birbirleri ile yardımlaştılar, teşkilatlandılar, hatta Ruslar'ı vatanlarından atabilmek için savaştılar. Bu uğurda yüzbinlerce Türk şehit oldu. Gerçi I. Dünya Savaşı'ndan sonra Rusya Türkleri muvaffak damadıysalar da "işte birlik" ülküsünü tarihe mal ettiler. Gelecek nesillere en büyük miras olarak da bu ülküyü bıraktılar. Bu ülkünün verdiği iman komünist Rusya'da da yaşadı ve yaşıyor. Çar hükümetinin devrilmesi ile iktidara geçen komünistlerin, çarlık devrindeki ağır baskı ve Ruslaştırma siyasetlerini aynen takip etmelerine rağmen, Gaspıralı'nm aşıladığı milliyetçilik hislerini muhafaza eden ve yaşatan Rusya mahkûmu Türkler, II. Dünya Savaşı'ndan faydalanarak milli ordu teşkil ettiler ve Rusya, Romanya, Macaristan da harbin son günlerine kadar ebedî ve ezelî düşmanlarını Bolşevik Ruslar'a karşı çarpıştılar.Aslında "îşte Birlik'e gidebilmek için Türk dünyasının olgunlaşması, gerekli siyasi ve ekonomik ortamın hazır hale gelmiş olması gerekirdi. Bu bakımdan İsmail Bey'in ortaya koymuş olduğu "îşte Birlik" şiarı, bir hayal olarak nitelendirilmekten çok uzaktır. Türkiye'nin yetiştirmiş olduğu en büyük Türkçülerden biri olan Hamdullah Suphi Tanrıöver, Türk Ocağı'nda vermiş olduğu konferansların birinde Gaspıralı İsmail Bey'le olan bir hatırasını şöyle anlatıyordu: "Şimal topraklarında yaşayan milyonlarca Türk'ü kendi benliğine ulaştıran, kurtaran bu aziz ve kutsi babamız, ayrılmadan evvel kulaklarımıza asla unutamayacağımız bir söz fısıldamıştı: "Bazı düşünceler vardır ki o bize yasaktır" demişti, "Onları bizden sonra gelecek nesillere bırakalım, biz manevi birliği yapalım, dilleri birleştirelim. Siyasi birliği başkaları düşünsün." Cafer Seydahmet Kırımer diyor ki: "Yarının bütün imanlı Türk çocukları, Türk tarihinde Türkler'in karanlıktan nura çıkmalarını, kendilerini ve birbirlerini bulmalarını, millî imanla silâhlanarak varlıklarını kurtarmalarını ve medeniyetin ön safında tarihlerine yakışan şerefli bir mevkiye yükselmelerini okurlarken, Türkçülüğün harsî, siyasî, cidalinde imanla çalışanları ve mukaddes gaye uğrunda kurban düşenleri rahmetle anacaklar ve Türkçülüğün temel taşına ilahi bir elle kazılan şu kelimeleri görerek onları, yalnız kafa ve yüreklerinde değil, vicdanlarına da hakim kılacaklardır: "DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK" Cafer Seydahmet Kırımer: Gaspıralı İsmail Bey, s. 245; Emel, s. 72, Sayı 65, Temmuz 1971, İstanbul.
  • Bütün Türkler ortak latin alfabesine geçebilirlerse geçmişte olduğu gibi gelecekte de ortak bir edebi dile ulaşılabilir. Ancak bunlar "millî şuur"a bağlıdır. Bu millî şuurun kendiliğinden oluşmayacağını da bilmemiz gerekiyor. TÜrk dünyasında millî birlik oluşturmak için, rahmetli İsmail Gaspıarlı'nın dediği gibi "Dilde, fikirde,işte birlik" yaratmalıyız.