• DÖRT KAPI, KIRK MAKAM, KÂMİLİ İNSAN OLMAK.
    (Mehmet Yapıcı 17.2.2017 Kanada)

    Alevi Kızılbaş inancında kâmil insan olmak dört kapı ve her kapının oluşturduğu on makam yani kırk evrede insanın kendisini geliştirip dönüştürmesi aslına ermesiyle mümkün olduğunu söyler. Her inancın, ideolojinin, öğretinin ilkeleri etik kuralları vardır. Maalesef Aleviliğin 4 kapı 40 makam öğretisinde İslami asimilasyonla yozlaştırılmıştır. Alevilikte öze dönüş köklü reform/devrim başlatan OZE DONUS HAREKETI olarak tüm erkânlar gibi, yakında 4 kapı 40 makam öğretimizde özüne uygun olarak güncelleyeceğiz. Burada konuya kısa bir giriş yapıp, ileride bunu, yol erenleri ile birlikte geliştirip güncelleyeceğiz.

    Kadim Alevi Kızılbaş öğretisini pirleri, bu yolun etik kurallarını 4 kapı 40 makamda toplamışlar, doğayı, bitki, havyan, insan tüm canlı varlıkları CANI kutsamışlar. Hace Bektaş Veli; “Can dediğimiz Şah dediğimiz Hak dediğimiz, Cevher madende uyur (görünmez), bitkide uyanır, hayvanlar âleminde hareket eder, insanda bilince gelir.” Can 4 vardan varoluştur ve hakka yürüdüğünde (öldüğünde) “Yel yele, od/ateş ateşe, ab/su suya, turap toprak toprağa, Can Cana, can Hakka gider” derken. Canın sürekli don değiştirerek, sürekli devriye değişim, tekâmül evrimleşmesinden, Âşık Veysel’in deyimi ile “Uzun ince bir yolculuktan” bahis ediyor. Alevilikte YOL, Kâmili insanlık yolu dediğimiz evrimsel bir yol ve yolculuktur.
    Yolculukta amaç aslına, vardan var olan unsura, öze ana kaynağa ulaşmak gerektiğini anlatır. Bu noktada bilince ermiş insan başlangıçta doğuşta ham olduğundan pişmesi olgunlaşması gerekmektedir. Bu gerçekliği dört ana unsurun ateş hava su ve topraktan, vahdeti mevcuttan, vahdeti vücut a ermesiyle gerçekleştirir. Yani cevherde var olan dört unsur bitkide can bularak, hayvanda harekete geçer, bir üst gelişimde insanda bilince erer. Bilince eren insanı varın görünüş alanına çıkmış olan hakk ile birleştirir. Enel-Hak yani insan, insan varın en kutsal gelişmiş canlısıdır. Ancak buda yetmez insanın kâmil insan olabilmesi için, yani aslına ermesi için aklı, yani bilinci bilgi ile beslemeli. Ruhu (vicdan gönül kalp) sevgi ile yoğurmalıdır.

    Alevi yol erkân, etik öğretisini ibadetini; “Kendine reva görmediğini başkasına görmemek” olarak özetleyebiliriz.
    Dört kapı ve kırk makam insana, insan olabilme bilincini verebilmek için, kırk makamın her on aşamasını yaşamında kademe kademe hayata geçirmesi gerekiyor. Bilgelerimiz mürşitlerimiz pirlerimiz ve ulularımızın insanın kültürel inançsal ve bilgiyle sevgiyle donanması gerektiğini düşünerek bu sistemi Aleviliğin temel taşı olarak geliştirmişlerdir.

    Aklı bilgi ile beslerseniz, cani ruhu sevgi ile olgunlaştırırsanız dünyayı cennete çevirirsiniz. Kamil insan kolektif duyarlılığı örgütleyen, bunu yaşama geçiren, bulunduğu her mekânda toplumun geleceğini inşa eden, kâmiller topluluğunu yaratan kişidir. Kâmil insan her yönüyle ideal ve örnek insandır. Bilgisi idraki ve aklını her daim geliştiren insandır. Ham insanda var olan, tüm zincirlerini kırmış insanı kemiren, tabularını yıkmıştır. Hiçbir kişiyi aşağılamaz, insanlar arasında ayrım yapmaz, sonsuz hoşgörü ve tevazu sahibidir. Karşılıksız seven ve gönlündekini verendir. Hiçbir zaman boş konuşmaz, sözü öz ve gerçekçidir. Eline diline ve beline hâkimdir. Cemale ibadeti, şekilde değil bilinçte ve yasam tarzındadır. Olmakta olan her güzelliğin bütünün yararına olduğunu bilir, ben olgusundan ve bencillikten uzak o nefsine değil, nefsi ona tutsaktır. Kâinatın ahengini askın ışığını gören ve bunu paylaşandır. Kin kibir, haset, nefret garez, kıskançlık bencillik, dedikodu, gaflet gibi çirkin karakterlerden kendisini arındırmış, insanlar arasında saygıyı sevgiyi dostluğu dayanışmacı, paylaşımcı üretken ilişkileri geliştirmiştir.

    Her türlü şiddete zulme sömürüye karşı barışı, adaleti, sevgiyi var eden, mutlu huzur dolu insanca bir yaşamı savunur. Önemsediği en büyük olgu, yaşam ve seçme hakkıdır. Bu olguyu sevginin ana kaynağı olarak görür bu nedenledir ki hayatı var eden yapı bütünü veya zerreyi oluşturan temel öz insani kâmil olmaktır der. Bunu da dört kapı kırk makam öğretisiyle vermeyi amaçlar. Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlık diyen bu yolun Pirleri, bu yolu ilahi ‘Allaha’’ vahiye değil, doğanın ve yaşamın olmazsa olmaz temek kaynağı, Hava Ateş Su Toprak 4 ana unsura bağlamıştır.

    DÖRT KAPI
    1. HUKUK kapısı, simgesi Havadır. Hava nefes almadan 3 dakikadan fazla duramayız. Sözlü geleneğimizin teldeki sesi sözdeki nefesidir, yaşamın ve varlığın gıdasıdır candır sevgidir yaşamın varlık alanıdır, soluktur doğuşun yankısıdır.
    2. YOL Kapısı simgesi Ateştir. Vücut ısımız 3 derece artıp veya eksilse yaşamımız tehlikeye düşer. Ham kişiyi olgunlaştırmak pişirmek, karanlığı aydınlatan bilginin sembolüdür. Ocak, çerag, güneş, ısı ve ışık doğuş kapısıdır.
    3. MARİFET kapısı simgesi Sudur. 3 günden fazla susuz kalamayız. Suyun marifeti her girdiği boşluğu doldurur, Alimler bilge insanlarda öyledir. Erenler cemine arı duru girmektir. Temizlik, berraklık, canın özünü oluşturan zerresinde can bulandır, doğuşta abu hayattır.
    4. HAKİKAT kapısı, simgesi Topraktır. Toprak saf cevher madden olmadan kalacak mekân bulamayız. Bereketin bolluğun doğa ananın canın gıdasıdır. Canlı cansız varlıkların görünüş alanına çıkışıdır. Her şeyi var eden ve sırlayan devri hakikattir. Doğuşta can ve hakka yürümedir. Hak ile hakk olmadır. Bu dört element bulunduğumuz gezegendeki yaşamı oluşturan ana maddelerdir.

    ATEŞ HAVA SU VE TOPRAK (CAR ANASIR) KIRK MAKAM

    1. HUKUK KAPISI talipler Alevi Kızılbaş inancına ilk olarak adaletli bir birey olabilmek için hukuk kapısında eğitime başlarlar hakka ve hakikat öğrenilir. Bunun içinde öncelikle bir ocağın mürşidin pirin talibi (öğrencisi) olmayı, ikrar verip, sorgulayarak, akıl mantığa yatanı bilerek sevip inanmayı içerir. Hukuk kapısına giren taliplere öğretilen on makam.

    1. Hakka hakikat vardan var olana, akıl mantık bilim sevgi ile inanmak.
    2. Hakkı hakikati mürşidinden pirinden bilenden öğrenmektir.
    3. Üreten ve geliştiren bilimin yolundan gitmek
    4. Çevreyi ve doğayı korumak zarar vermemek
    5. Eşitliğe ve paylaşıma inanmak
    6. Adaletli ve şefkatli olmak
    7. Toplumun değerlerine sahip çıkmak
    8. Kin kibir kıskançlık garez dedikodu haset gibi toplum dışı alışkanlıklardan arınmak
    9. Arı duru pak olmak,
    10 Kendisine, ailesine, topluma faydalı örnek birey olmak.
    Hukuk kapısında talip özünü dara çekip yola yoldaş olmak için bu on makamın kurallarını günlük hayatta eyleme geçirip, Pir/ana huzurunda yola yoldaş olur. Bu eğitimin amacı, Ham olan bireyin kendisiyle yüzleşip kötü huy ve alışkanlıklardan arınarak yola uygun bir birey olarak yetişmesi sağlanır. Bu eğitimi tamamlamış olan kişi ikilikten ayrılır can olur ve yola talip olur. Ateşten gömleği giyenlerin, demirden leblebiyi yiyebilenlerin kapısına erer.

    2. YOL KAPISI.
    Yol kapısı ikrar kapısıdır talip serini meydana koyarak mürşitte ikrar verip yol erkânına girmiştir ancak bu erkâna girmek aynı zamanda kardeşlikte gerektirir. Yola girecek her canın birde yol kardeşi yani musahibi olmak zorundadır. Bu yol ikiliyi aradan kaldırmış can olmuş kişilerin yoludur gelme, gelme - dönme, dönme, herkes bu yola rızalıkla gönüllü ve istekli girmiştir. Yola girenler yoldaşı ile aşkın bilimin narında pişi olgunlaşırlar. Ask olsun bu meydanda serini koyanlara. Yol Kapısına giren taliplere öğretilen on makam.
    1. Mürşittin pirin öğütlerine uymak.
    2. Gönlünü sevgi ile doldurup nefsini arındırmak.
    3. Cem görmek özünü dara çekmek.
    4. Yol arkadaşı edinmek (musahiplik)
    5. Kendisine, ailesine, topluma, dergâha hizmet etmek.
    6. Özüne sadık kalmak(özünü fakir görmek) turap olmak.
    7. İyiliği güzelliyi kardeşliği barışı yaymak 73 milleti bir görmek.
    8. Haksızlık yapmamak mazlumun hakkını savunmak.
    9. Ümitsizlik ve çaresizliğe kapılmamak.
    10. Kendisini başkalarından üstün görmemek bilgiçlik taslamamak, yol kapısı talibin yaşamında önemli bir yere sahiptir. Cem görmüş didar görmüş olan talip ateşten gömlek giymiş ateşte sınanmıştır. İki can bir bedende yârin yanağından gayri her şeyde ortak olmuştur. Eline diline beline desturuyla yaşamını dört bas bir can etmiştir.

    3. MARİFET KAPISI her kişi kendi özünü bilmelidir. Özünü bilen kendini bilir kendini bilen kişi Hakk’ı hakikati bilir. Sırrı hakikat’ta vardan var olan cevheri ve bilinci bilir evrenin sınırlarını keşfeder. Marifet kapısı bilim kapısıdır bilimle karanlığı aydınlatma kapısıdır. Aşk’ın IŞK'ın kâinatın kapısıdır. Bu kapıya varanlara Aşk' olsun. Marifet Kapısına giren taliplere öğretilen on makam
    1. Kendini özünü bilmek.
    2. Su gibi arı duru pak olmak.
    3. İlim(bilgi) irfan marifet sahibi olmak.
    4. Güzel ahlaklı hoşgörülü geniş yürekli olmak.
    5. Sabırlı ve azimli olmak.
    6. Hoşgörü ve tevazu sahibi olmak.
    7. Üretken ve paylaşımcı olmak.
    8. Eğitici öğretici olmak, su gibi her boşluğu doldurmak.
    9. Özüne sadık arif olmak.
    10. Cömert ve yiğit olmak. Marifet kapısına giren talip özde bir insan olduğunu bilir. Bu uğurda serini meydana sermekten çekinmez. Hayal/düş ile gerçeğin farkına varmıştır. Hakkin hakikatin kendisinde var olduğunu tüm kâinatın aynası olduğunu görür. Hakikat kendisidir, candır sır perdesini aralamıştır. Özündeki güzelliğin su gibi bilgiyle güzel ahlakla sabırla hoşgörü ile üretken eyitici özüne sadik arif ve cömerttir. Gerçeğin demine hu

    4 HAKİKAT KAPISI
    Hakikat kapısı talibin ulaşacağı en ustun ve son mertebedir. Talip bu aşamada haktır hakikatin sırrına ermiş hakk ve hakikatle birleşmiş Enel-hak olmuştur. Özü özle bağlamak gerçeği kendinde bulmak coşmak gerçeği kendinde bulmak kendisinden başka bir şey olmadığını görmektir. Aslına ermektir aslına erenlerin demine hu.
    Hakikat Kapısına giren taliplere öğretilen on makam.
    1. Hakk’ın hakikat ‘in özüne varmak.
    2. Sırrı hakikat nail olmak öğrenmek.
    3. Gerçeği sırrına kavuşmak gerçeği gizlememek.
    4. Birlikte çokluk çoklukta teklik birlik ve beraberliye yönelmek.
    5. "İnsana" cemale dosta cana, canana niyaz etmek.
    6. Birlik olmak iri olmak diri olmak bilimi sevgiyi paylaşmak.
    7. Yârin yanağından gayri her şeyde herkesle ortaklaşmak.
    8. Cana kıymet vermek, bitkide hayvanda insanda can aynı can, cana kıymamak.
    9. Gördüğünü örtüp görmediğini söylememek kimsenin ayıbını görmemek.
    10. Bilimden yana gelişimden yana üretici olmak çağa uymak hakikat mertebesine eren talip toprak ana gibidir, yağmur baba gibidir. İyiliğin güzelliğin kötülüğün bolluğun bereketin doğumun ve ölümün askın kendisidir. Başlangıcın ve sonun bir olduğunu var olanın, yok olmayacağını, don değiştirip devri ederek yeniden, yeniden tekâmül ettiğini bilir. Asla değişmeyen azalmayan ve yok olmayan enerjinin bütüne hizmet ettiğini bilir.
    Ask ile gerçeğin demine varanlara, ask ile aslını bulanlara, hakkı hakikati özünde görenlere.

    MEHMET YAPICI 2017.02.17 CANADA
  • Cesaret, bedeni diri tutar, aşk ise gönlü.
  • 656 syf.
    ·10 günde·Beğendi·10/10
    Tabiki söylenecek çok şey var ama kısaca özetlersek , aşk, her zaman insanı diri tutan, öldüren, vahşileştiren bir eylem elbette ama aşk olmasa bile doğadaki en acımasız yaratık gene insanoğludur. İnce detayları çok fazla olması bir şey değiştirmiyor naçizane fikrim filmini izledim demekle kalmayıp okuyun :)
  • " İnsanı iki şey diri tutar : aşk ve savaş. Ve bu yaman bir çelişkidir. İkisinde de hem dirim hem ölüm vardır."
  • Uğruna heba olunacak bunca şey varken ben sadece seni seçmiştim. İnsan solunda taşıdığını sonunda bulamazsa ne hale gelir bilir misin? Ne acıdır ölümüne severken diri diri gömmek! Belki de hata bende. Çünkü aşk yalancı bir sürme. Ağlayacağımı bile bile çektim gözüme... Aynı denizin farklı kıyılarıyız şimdi seninle..
  • .
    İnmiş perde,
    Kimseler bilmez...
    Akıl ermez,kelam yetmez;
    Gölgeler ki,
    Dirhem sır vermez...
    Sen anlamadın,ben anlatamadım;
    Sevdadır bu,
    Ebed'de bitmez;
    Dinle...
    .
    .
    .
    .
    Seni ,dedim...
    Hep uzaktan seyrettim,
    Hep ara'lıktan..!
    Palan'dan,
    Bu koca dağdan...
    De heyy !
    Vazgeçtim bu yazdan;
    Umudum, dedim
    Yalnızca kara kış'tan...

    Zirveni, dedim...
    Hep o baş eğmeyişini seyrettim,
    Dağ eteğinde
    O nazlı duruşunu...
    Bir elimde Güneş varken,
    Pîr elimi
    B/aşk'a alemlere tutsak ettim;
    Düşler mahallinde
    Halimi burkarken,
    Her siret'ime e'yer ettim...

    Ben, dedim...
    Hep mihnet'imi seyrettim;
    Sağımda,ah ki amansız felek !
    Barışı kuşanmadan;
    Sükût'u ikrar verip,
    Sözsüz sûret'ime bir yer ettim...
    Solumda,sancıyan iki yürek !
    O mekansız mabedi
    Terk-i diyâr ettim...

    Kul, dedim...
    Hep kaybettiğini arayan;
    Ölü vakitleri hani,
    Kendimden arda kalan
    O kul'u seyrettim...
    Ah ki ben;
    Sığ sularda bulduklarımı,
    Amansız deryada ziyan ettim...
    Batıp gidenlerde aradım da;
    Hicret'i,
    Kendime zarur-i farz ettim...

    Dua ,dedim...
    Hep sönen ışığa sığınan;
    Nazargâh'ımda el açan,
    O yakarışı seyrettim...
    Bir lahzâ bela arayıp,
    Hak'tan gelene secde ettim...
    Ben zamanın gerisinde,
    Gönlüm fukarâ
    Gözlerim âmâ;
    Hem ki,düş'te alem-î talan ettim...

    Aşk ,dedim...
    Hep çıkmaz sokakları bilmeyen;
    Düz yol sevdalarında
    Ayak sürüyen,
    Yürek şaklabanlarını seyrettim...
    Sessizliğin lehçesinde,
    Hem, Aşk ilminde;
    Sabr-ı mihenk taşı ettim...
    Dünyalık nefsine uydum da,
    Vahh ki yazık !
    Ben,diri'me veda ettim...

    Hak ,dedim...
    Hep aynı son'un telaşında;
    Hiç'likle mayaladım toprağımı...
    Şah'lık ki,
    Dün'den arda kalan Araf'a;
    Aşıklık hep benden tarafa !
    Hakkınca aradım da,
    Hep Hâk'a biât ettim...
    Ne umutlar ne ah'lar,
    Susuzdum ben;
    Gözlerinde Kevser'i seyrettim...

    Kan /sızı'm, dedim...
    Hep bir tas suya verdim de,
    Bulduklarımı;
    Hiç tereddüt etmedim...
    Bir kefen hatrına serdim de,
    Ruhumdan soyduklarımı;
    Can ipimde yalınayak zikr'ettim...
    Durdum ,dinledim;
    Bil ki,zinhar ürkütmedim...
    Ağu'sunu
    Od'unu
    Su'yunu
    Üç yudumda içen; O er kişiyi seyrettim...

    Sarhoştum, dedim...
    Hep bir muhâl'di sana ulaşmak,
    Muhâl'di sana kavuşmak...
    Makul'dü arz-u hâl,
    Hem Kul'dum; hüsnâ-yı ahvâl...
    Vuslat'a rıza ettim;
    Her şey yerli yerince,
    Ben yol aldım kendimce...
    Er(i)mek kolay değildi,
    Bîçare'ce er'olmayı seyrettim...

    Firkat, dedim...
    Hep gözlerimi yokluyorken hissiyat,
    Ve Aşk
    Bize bu kadar yakışıyorken;
    Neden bu âcz ?
    Neden böylesine bî'çareyim..?
    Sadr'ından koptu baht-ı yâr,
    Ah ki;ruha firkat'i ezberletmeyecektim..!
    Gelmedi elden heyhât;
    Ben'den
    Ve
    Sen'den
    Sessizce aralandım da,
    Kıyam'da bizi seyrettim...

    Cefâ ,dedim...
    Hep arşınlarken keşkeler sokağını ,
    Haddimi aştım ya;
    Ölmüyor Şeytan...
    Eman ver dedim,emân !
    Nedâmet ipini kopardım da cefâdan,
    Bir lokmalık elma'ilen
    Bin gün/ âh'a ;el ettim...
    Cennet'in bahçesinde
    Tek bir "sır" üfledi de içime,
    El'ân sustum;
    Ol'ki gururlu dilbaz'ı seyrettim...

    Vefâ ,dedim...
    Hep aynıydı cismin,
    Ve o an,sine'me düştü ismin...
    İkindi serinliğinin son beklentisi,
    Ey Sevgili'den de Sevgili !
    Duy beni...
    Şimdi yek duâ'm,
    Gecenin rahlesi'nde
    Süruruna râm olmak;
    Gel ki,
    Vaktin şahitliğini beşer'e sunmak;
    Gün ki,
    Göğermiş sadakatin dem'ine;
    Haydi, ver elini elime..!
    Yum gözlerini !
    Yum ki,
    Şâd olasın ey Yar !
    Bin lütuf bu;
    Bilesin, nasıl da ikram...
    Sunulan ki ;
    Göresin, kalb-i şükran...
    .
    .
    .
    .
    Aşk dedim, Aşk..!
    Hep gafil'iyim ömrümün;
    Söylesene Sevdiğim,
    Beni biliyor musun ?
    Aşk bana d / okundu...
    Ve söyletti ki;
    " Beni seviyor musun..? "
    Aşk-ı Dergâh'ta,
    Yalnız senin adın okundu...

    // Yusef Masadow //