• Dîl, antropoloji, kanun ve Örf bakımından Türklerle hiç bir ilişiği bulunmayan Hattiler yani Hititler, bu tarihte, bize, Türkiye Türklerinin ataları gibi gösterilmektedir. Kısa boylu, kısa boyunlu, gür ve kıvırcık saç ve sakallı biçimsiz Hattilerin bizimle nasıl bir ilişiği olabilir? Yazıları okunmuş, Turanlı olmadıkları anlaşılmıştır. Kanunları ele geçmiş ve neşredilmiştir. Malûm devirlerdeki Türk yasa, türe ve göreneğine uyar tarafları yoktur. Hattâ bunların brakisefal olduğu bile şüphelidir. Çünkü toprak altından çıkarılan iki Hatti kafasının brakisefal olmadıkları için bir antropoloji mütehassısı tarafından imha olunduğunu bana Köprûlüzade Fuat söylemişti. Kanunlarından gayet ahlâksız bir millet olduğunu anladığımız Hattileri Türk saymakla takip olunan gaye Anadolu'da eskiden beri yerli halk olarak yaşadığımız düşüncesi olmalıdır. Fakat bu da boş, temelsiz, yersiz bir düşüncedir. Hiç bir millet şimdiki vatanının en eski ahalisi değildir.
  • Ali Fuat askeri öğrencilerin duygularını daha ayrıntılı olarak tanımlıyor:
    Günde kaç defa "Padişahım çok yaşa!" diye barbar bağırdımız devrin Padişahı Sultan II. Abdülhamit gözümüzden yavaş yavaş düşüyordu. Tıbbıye'deki genç ve aydın hürriyet taraftarlarının sürgünlere gönderilip ocaklarına incir dikildiğini duydukça âdeta feveran [isyan] ediyorduk. Bir gün bizim de başımıza böyle bir şey gelebilirdi. Devlet idaresinin iyi işlemediğini, suistimallerin alıp yürüdüğünü, memurların ve subayların maaşlarını alamakdıklarını, buna mukabil saraya mensup sırmalı hafiyelerle tevabilerine [uydu/uyruklarına] maaşlarından başka keseler dolusu altın verildiğini haber aldıkça, Sultan Hamid'e esasen pek de kuvvetle olmayan güvenimiz büsbütün sarsılıyordu. Ordunun fena eller idaresinde değer ve itibarını kaybettiğini görüyorduk... Fakat kimse ortaya çıkıp: "Nereye gidiyoruz, memleketi nereye götürüyorsunuz?" diye soramıyordu, sormak cesaretini gösteremiyordu. Çünkü padişahtan ve onun hafiyelerinden korkuyorlardı... Memlekette hürriyet yoktu. Biz genç Harbiyeliler, Fransız İhtilali Beyannamesi'nde insan hak ve hürriyetlerine verilen önemi gizli de olsa okumuş, öğrenmiştik.
    Andrew Mango
    Sayfa 71 - Remzi Kitabevi , çev. Füsun Doruker, s.70-71.
  • Nihal Atsız: Kısa Bir Biyografi

    1905 yılında İstanbul' da doğan Nihal Atsız, ilk ve ortaokulu Kadıköy' deki Fransız ve Alman okullarında, asker olan babasının görevi nedeniyle birkaç ay bulunduğu Süveyş'teki bir Fransız okulunda, Kasımpaşa'daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa İlk Mektebi'nde, Haydarpaşa' daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa İlk Mektebi'nde, Kadıköy Sultanisi ve İstanbul Sultanisi'nde okumuştur. Kendisi hakkında biyografi yazan milliyetçi yazarlar Kadıköy Fransız okulunda Rum bir çocukla ve Süveyş'te ise İtalyan bir çocukla kavga etmesini "milliyetçi mücadelesinin ilk örnekleri" olarak kabul etmektedirler. (Tekin, 2015: 14) Atsız 1922 yılında Askeri Tıbbiye'ye girdi. 3. sınıf öğrencisiyken Arap kökenli bir teğmene selam vermediği için okuldan atıldı. Öncesinde de, tıpkı ilkokulda olduğu gibi, "komünistlik ve birtakım azınlık milliyetçileri" ile kavgalar etmiş, Ziya Gökalp'in cenazesinin defni esnasında bir kavgaya karıştığı için okul yönetimince cezalandırılmıştı. Atsız, Tıbbiye'yi bırakmasının ardından bir süre öğretmen ik ve katiplik gibi görevlerde bulunduktan sonra 1930 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ni bitirerek Fuat Köprülü'nün asistanı oldu; Köprülü'nün dikkatini "Anadolu'da Türklere Ait Yer İsimleri" adlı makalesiyle çekmşti. 15 Mayıs 1931 ile 25 Eylül 1932 tarihleri arasında, Sabahattin Ali ve Pertev Naili Boratav gibi isimlerin de katkıda bulunduğu Atsız Mecmua'yı çıkardı. 1933 yılında, Türk Tarih Tezi'ne ve onun en önemli savunucularından biri olan Dr. Reşit Galip'e muhalefet eden Zeki Velidi Togan'ın yanında yer aldığı için asistanlık görevinden uzaklaştırıldı. Sonradan eşi olacak Bedriye Hanım ve Pertev Naili Boratav'ın da aralarında bulunduğu 8 arkadaşı ile birlikte Reşit Galip'e "Zeki Velidi'n i n talebesi olmakla iftihar ediyoruz." diye çektikleri telgraf sürecin başlangıcı olmuştu. Fuat Köprülü'nün yerine dekanlığa gelen Ali Muzaffer Bey için yazdığı "On yedi yıllık hocadır. Kitap, makale veya makalecik şeklindeki eserlerinin adedi: 000" satırlarından sonra asistanlıktan atıldı. Atsız, aynı yıl önce Malatya'ya Türkçe öğretmeni, sonra da Edirne'ye edebiyat öğretmeni olarak tayin edildi. Edirne' de Orhun isimli dergiyi çıkardı. Orhun'da çıkan eleştirel dozu hayli yüksek yazıları nedeniyle bakanlık emrine alındı ve dergi kapatıldı. 1944 yılına kadar çeşitli okullarda öğretmenlik yapan Atsız, 1943 yılında Orhun'u yeniden çıkarmaya başladı. Ancak bu dergi de Şükrü Saracoğlu'na yönelik açık mektupların yayınlanmasının ardından kapatıldı. 1944'teki Irkçılık-Turancılık davası esnasında 1,5 yıl tutuklu kalan Atsız, 1947 yılında diğer sanıklarla beraber beraat etti. 1949 yılında Süleymaniye Kütüphanesi'ne uzman olarak tayin edildi. 1950 yılında ise yeniden öğretmenliğe döndü. Aynı yıl Irkçılık-Turancılık davasında birlikte yargılandığı kimi isimlerle, 1960 yılına kadar varlığını sürdüren Türkçüler Yardımlaşma Derneği'n i kurdu. 1952 yılında Atatürk Lisesi'nde yaptığı bir konuşmanın ardından görevden alındı ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi'ndeki görevine atandı. 61 Anayasası'nın ardından gelen özgürlükçü ortamda Türkçüler Derneği'ni kurdu. Dernek, 1964 yılında Türkiye Milliyetçiler Birliği adını aldı. Atsız, arkadaşlarıyla birlikte Alparslan Türkeş'in Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'nin endoktrinasyonunda büyük rol oynadı. Ancak partinin 1969 yılındaki kongresinde adını Milliyetçi Hareket Partisi olarak değiştirmesinin ve "Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman" sloganıyla Türkçü-İslamcı bir çizgiyi benimsemesinin ardından Atsız ve arkadaşları tedrici bir şekilde tasfiye edildiler. Bu tasfiye Atsız'la tilmizi Türkeş'in yollarının nihai olarak ayrılmasını beraberinde getirdi. Türkeş'in temel rahatsızlığı Atsız'ın din konusundaki son derece radikal düşünceleriydi. Atsız'a göre din ve bilim uzlaşmaz bir çelişki içerisindeydi, dünya kutsal kitaplarda anlatıldığı üzere altı günde yaratılmamıştı ve insan Adem ve Havva' dan türememişti, ayrıca Kuran tanrı kelamı değildi ve Muhammed tarafından yazılmıştı. Atsız, Türkeş'in anlattığına göre kendisinden din ve parti ilişkilerine dair dokuz talepte bulunmuştu: "Müslümanlığı bırakıp, tamamen Türkçülüğü ele almalı, Yeni hamle bir bildiri ile kamuoyuna açıklanmalı, (Bu bildiride dinden hiç bahsetmeden, Türkçü gençlerin daha büyük ölçüde bir Türkçülüğe hasret duymakta oldukları, eski Türkçülerin de aynı fikirde oldukları ifade edilmeli) İlk fırsatta partinin adı, daha kesin ifadeli bir isim ile değiştirilmeli, (Türkçü Parti, Yasa Partisi gibi) Yaz kampları her yıl daha sıkı bir disiplin ve sadece Türklük, Türkçülük etrafında devam ettirilmeli, Türkçüler Derneği ile partinin aynı gaye uğrunda nasıl çalışabileceği planlanmalı, Irkçılığın kafatasçılık değil, sosyal bir şuur, bir kendini Türk duyma, yabancı bir ırka meyletmeme olduğu anlatılmalı, Türklük gurur ve şuuru ile İslam ahlak ve fazileti sloganı bırakılmalı, Devlet Gazetesi'nin dini havası hafifletilmeli, Şimdilik bütün Türkiye' den çok, oyların en fazla alındığı il, ilçe ve köylere yönelik, oralarda nasıl propaganda yapılacağı planlanmalı."
  • ''150'' LİKLER KİMDİR? 150’likler Listesinin Hazırlanması...16 Nisan 1924 ...Yüzellilikler Türkiye Cumhuriyeti'nden Kurtuluş Savaşı sonrası sürgün edilen ve düşman işbirlikçisi görülen, hepsi üst düzey makamlarda yer alan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına verilen isimdir.
    ''150'' LİKLER KİMDİR?

    Kurtuluş Savaşı kazanıldıktan sonra sıra iç hesaplaşmaya gelmiştir. Bu amaçla yeni kurulan cumhuriyetin otorite ve saygınlığının yurt içinde pekiştirilmesi ve yeni kurulan cumhuriyete karşı girişilmesi muhtemel eylemlere karşı önlem alınması düşünülmektedir.

    Ankara’da bu amaçla T.B.M.M.’nde 16 Nisan 1924 tarihinde ilk defa kapsamlı ve uzun süren bir toplantı yapılmış ve bu toplantıda bu listeye (150’likler listesi) girecek isimlerin saptanması ele alınmıştır. Bu liste hazırlanırken (ne yazık ki kişisel çekişmelerin ve düşmanlıkların sonunda) haksız yere ismi geçen kişiler, yanlış değerlendirmelerle ve esas listeye girmesi gerekenlerin dışında ikinci, üçüncü hatta hiç girmemesi gereken
    kişiler alınmıştır.

    150’likler Listesinin Hazırlanması:

    24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Antlaşması’nın koşullarından bir tanesi de bu listenin hazırlanmasıyla ilgilidir. Yeni cumhuriyet yönetimi her savaş sonunda olduğu gibi vatana ihanet edenlerin cezalandırılmalarını kesinlikle istemekte ve buna kararlı görünmektedir.

    Lozan’daki antlaşma ile bu listenin 150 kişiyi aşmaması kesinlikle kabul edilmiştir. Oysa İçişleri Bakanlığı’nın (Emniyet Genel Müdürlüğü) bu yolda hazırladığı liste 600 kişiyi kapsamaktadır. Ancak Lozan Antlaşması 150 kişi dışında bütün suçluların affını öngördüğünden bu 600 kişinin 150 kişiye indirilmesi işlemi yeni cumhuriyetin yöneticilerine büyük sorun yaratmıştır.

    Meclisin gizli oturumunda o dönemin meclis başkanı ve eski başkanlardan Fethi Okyar oturuma başkanlık etmekte, Avni Doğan ve Kütahya Milletvekili Ragıp Soysal da yazmanlık yapmaktadırlar.

    Oturumda ilk sözü, dönemin İçişleri Bakanı Ahmet Ferit Tek almış ve bu 600 kişinin 150 kişiye indirilmesinin güçlükleri karşısında izlenmesi gereken yolun ne olması gerektiğini sormuştur. Güçlükler başlıca Lozan Antlaşması’nın koşullarından kaynaklanmaktadır. Sonuçta ayıklanan liste 300 kişiye indirilmişse de bu da anlaşmalara aykırı görülerek 149 kişilik bir isim listesi üzerinde karar kılınmıştır.

    150’likler adı verilen ve 23 Nisan 1924 tarihinde Bakanlar Kurulu ve T.B.M.M.’nin oturumunda saptanan bu listeye 1 Haziran 1924 tarihindeki kararla Köylü Gazetesi sahibi Refet Bey de eklenerek kesin şekliyle 150 kişi olarak kabul edilmiştir. 150’likler listesi adıyla yurt içinde oturmaları ve Türkiye’ye girmeleri yasaklanan kişilere ait yasa 26 Haziran 1938 yılında, 15 yıl sonra yürürlükten kaldırılmışsa da yurda dönen pek az kişi olmuştur.

    150’likler Listesinin Düşündürdükleri:

    Bu liste önceleri 600, sonra 300 ve daha sonra da 150 kişi sınırında kalmıştır. Bu güne değin listeye isimleri yazılan 150 kişi dışında 600 ve 300 kişinin kimler olduğu, yani 150 kişi dışında kara listeye geçmesi düşünülenlerin isimleri hala açıklanmamış ve gizliliğini korumaktadır. Bu durum akla şu soruyu getirmektedir:

    Bu kişilerin kimlikleri hala önemli mevkilerde bulunan ve saygın olarak geçinen kimselere ait olduğu düşüncesiyle bir sır olarak gizli tutulmaktadır. Listeye giren 150 kişinin çoğunluğunu oluşturanlar da ikinci ve üçüncü sınıf suçlamalarla listeye alınmışlardır. Esas suçlanması gereken kişilerden Hıristiyan azınlıklara mensup olanlar, Avrupalı devletlerin Lozan’da anlaşmaya koydurdukları maddelerle bir çeşit dokunulmazlıklar kazanmaları nedeniyle, diğer bir bölümü zaten çok önceden hanedanla birlikte, bir kısmı da yakınlarının entrikalarıyla ya yurt dışına kaçmış ya da yakayı kurtarmış olarak af kapsamına girmişlerdir.

    Listede yaptığımız araştırma ise Çerkesler açısından çok büyük bir önem taşımaktadır. şöyle ki:

    150 kişilik listede ismi geçenlerden 9 kişi Çerkes Ethem ve taraftarları, 18 tanesi “şark-i Karib Çerkesler’i Cemiyeti” kongresine katılan Çerkesler, 40 kişi Gönen ve dolaylarında Anzavurla işbirliği, çetecilik ve eşkıyalık yaptıkları gerekçesiyle suçlanan Çerkesler, 11 kişi mülki ve askeri görevlerindeki tutumlarından ve 8 kişi de Kuva-i İnzibatiye ve Vahdettin’in maiyetinde bulunmaktan dolayı listeye alınanlardan oluşmak üzere listedeki toplam 86 kişi Çerkestir.

    Yani listenin çoğunluğunu Çerkesler oluşturmuştur.
    Olayın bir ilginç yanı da, bu listeyi, hazırlanışından sonra TBMM’ne sunan dönemin İçişleri Bakanı Ahmet Ferik’e (Tek) bazı milletvekilleri tarafından “Bu listenin düzenlenmesinde hangi ölçüler esas alınmıştır, prensip nedir?” şeklinde yöneltilen sorudur.

    Bakanın verdiği yanıt ise “Efendim, prensip diye ne istiyorsunuz? Hain…Hain…Ne prensibi? Yalnız hainliğin yönü ve türü bakımından ancak bir sınıflandırma yapılabilir” şeklindedir.

    İşte listeye girecekler hakkında bu biçimde düşünen dönemin İçişleri Bakanı, birkaç gün sonra 21 Mayıs 1924 tarihinde (Damat Ferit hükümetinde Bayındırlık Bakanlığı yaptığı dönemde Atatürk ve Kuva-i Milliye aleyhindeki tutumları ve sınır dışı edilmiş olan Ermeni zenginlerinin yurda yeniden girmelerine yardımcı olmaktan) hain diye suçlanarak ve suçu da kanıtlanarak görevinden azledilir, yerine İçişleri Bakanı olarak atanan Çerkes kökenli Recep (Peker) de 150’likler listesinin yürürlüğe girmesini sağlayan kararnameye imza atar!…

    “Yüzelliliklerin Listesi” ayrı listelerde tasnif edilmişti ve listeler aşağıdaki gibi hazırlanmıştı.

    Padişah VI. Mehmet Vahdettin'in maiyeti
    1. Kiraz Hamdi - Yaver-i Has
    2. Zeki - Hademe-i Hassa Kumandanı
    3. Kayserili Şaban Ağa - Hazine-i Hassa Müfettişi
    4. Şükrü - Tütüncübaşı
    5. Şerkarin Yaver
    6. Miralay Tahir - Yaverandan Erkan-ı Harp
    7. Seryaver Avni
    Kuvve-i İnzibatiye'ye dahil kabine üyeleri
    9. Ürgüplü Mustafa Sabri Efendi - eski Şeyhülislam
    10. Ali Rüşdi - eski Adliye Nazırı
    11. Cemal Artin - eski Ziraat ve Ticaret Nazırı
    12. Cakacı Hamdi Paşa - eski Bahriye Nazırı
    13. Rumbeyoğlu Fahrettin - eski Maarif Nazırı
    14. Kızılhançerli Remzi - eski Ziraat ve Ticaret Nazırı
    Sevr Anlaşması'nı imzalayanlar
    15. Hadi Paşa - eski Maarif Nazırı
    16. Rıza Tevfik Bölükbaşı - Şura-yı Devlet eski Reisi
    17. Reşat Halis - Bern eski sefiri
    Kuvve-i İnzibatiye'ye dahil kabine üyeleri
    18. Süleyman Şefik Paşa - Kuva-i İnzibatiye Başkumandanı
    19. Bulgar Tahsin - Şefik Paşa'nın yaveri, süvari yüzbaşısı
    20. Miralay Ahmet Refik - Kuvve-i İnzibatiye Erkan-ı Harbiye Reisi
    21. Tarık Mümtaz - Kuvve-i İnzibatiye Mitralyöz kumandanı ve Damat Ferit Paşa’nın yaveri
    22. Ali Nadir Paşa - Kuvve-i İnzibatiye Kumandanlarından İzmir Kolordusu Kumandanı
    23. Kaymakam Fettah- Kuvve-i İnzibatiye mensuplarından ve Nemrut Mustafa Divanı Harp üyesi
    24. Çopur Hakkı - Kuvve-i İnzibatiye mensuplarından
    Mülkiye ve askeriyeden
    25. Gümülcineli İsmail - eski Bursa Valisi
    26. Konyalı Zeynelabidin - ayandan
    27. Fanizade Mesut - eski Cebelibereket (Osmaniye) Mutasarrıfı
    28. Miralay Sadık - Hürriyet ve İtilaf Fırkası lideri
    29. Bedirhani Halil Rahmi - eski Malatya Mutasarrıfı
    30. Giritli Hüsnü - eski Manisa Mutasarrıfı
    31. Nemrut Mustafa - eski Divan-ı Harp Reisi
    32. Hulusi - Uşak Belediye Reisi
    33. Hain Mustafa - eski Adapazarı Kaymakamı
    34. Hafız Ahmet - eski Tekirdağ Müftüsü
    35. Sabit - eski Afyonkarahisar Mutasarrıfı
    36. Celal Kadri - eski Gaziantep Mutasarrıfı
    37. Adanalı Zeynelabidin - Hürriyet ve İtilaf Katibi Umumisi
    38. Vasfi Hoca - Mülga Eski Evkaf Nazırı
    39. Ali Galip - eski Harput Vali Vekili
    40. Ömer Fevzi - eski Bursa Müftüsü
    41. Ahmet Asım - eski İzmir Kadı Müşaviri
    42. Natık - eski İstanbul Muhafızı
    43. Adil - eski Dahiliye Nazırı
    44. Mehmet Ali - eski Dahiliye Nazırı
    45. Salim Mirimiran - eski Edirne Valisi ve Şehremini Vekili
    46. Hoca Rasihzade İbrahim - Kütahya’da Yunanlılara Mutasarrıflık etmiştir
    47. Abdurrahman - Adana’da Fransız işgalinde Vekillik etmiştir
    48. Ömer Fevzi - eski Şarkikarahisar mebusu
    49. Adil KINACI- Mülazım, işkenceci namıyla maruf - Hendek mal müdürlüğü yapmış
    50. Refik - Mülazım, işkenceci namıyla maruf
    51. Şerif - eski Kırkağaç Kaymakamı
    52. Mahmut Mahir - eski Çanakkale Mutasarrıfı
    53. Emin - eski İstanbul Merkez Kumandanı
    54. Sadullah Sami - eski Kilis Kaymakamı
    55. Osman Nuri - Bolu Mutasarrıfı ve Dahiliye Nezareti eski Dava Vekili
    Çerkes Ethem ve avanesi
    56. Çerkes Ethem
    57. Çerkes Reşit Bey - Çerkes Ethem'in kardeşi
    58. Çerkes Tevfik Bey - Çerkes Ethem'in kardeşi
    59. Eşref Kuşçubaşı
    60. Hacı Sami - Eşref Kuşçubaşı'nın kardeşi
    61. İzmirli Küçük Ethem - yüzbaşı, eski Akhisar kaymakamı
    62. Düzceli Mehmetoğlu Sami
    63. Burhaniyeli Halil İbrahim
    64. Susurluk'tan Demirkapılı Hacı Ahmet
    Çerkes Kongresi'ne murahhas olarak iştirak edenler
    65. Hendek kazasının Sümbüllü köyünden Bağ Osman
    66. İbrahim Hakkı - eski İzmir Mutasarrıfı
    67. Sait Beraev
    68. Tahir Berzek
    69. Adapazarı'nın Harmantepe köyünden Maan Şirin
    70. Söke Ereğlisi'nin Teke köyünden Kocaömeroğlu Hüseyin
    71. Adapazarı'nın Talustanbey köyünden Bağ Kamil
    72. Hamte Ahmet
    73. Maan Ali
    74. Kirmastı'nın Karaosman köyünden Harun Reşit
    75. Eskişehirli Hızır Hoca
    76. Bigalı Nuri Bey oğlu İsa
    77. Adapazarı'nın Şahinbey köyünden Lampat Yakup
    78. Gönen'in Bayramiç köyünden Kumpat Hafız Sait
    79. Sait - İzmirli davavekili
    80. Şamlı Ahmet Nuri
    Polisler
    81. Tahsin - İstanbul Polis eski Müdürü
    82. Kemal - İstanbul Polis eski Müdür Muavini
    83. Ispartalı Kemal - Emniyetiumumiye Müdür Muavini
    84. Hafız Sait - İstanbul Polis Müdüriyeti Birinci Kısım eski Başmemuru
    85. Şeref - İstanbul Polis Müdüriyeti Birinci Şube eski müdürü
    86. Hacı Kemal - Arnavutköy Merkez eski Memuru
    87. Nedim - Şişli Komiseri
    88. Fuat - eski İzmir Merkez Memuru, Edirne Polis Müdürü ve Yalova Kaymakamı
    89. Yolgeçenli Yusuf - Adana’da Polis Memuru
    90. Sakallı Cemil - Unkapanı Merkez Eski Memuru
    91. Mazlum - Büyükdere Merkez eski Memuru
    92. Fuat - Beyoğlu eski İkinci Komiseri
    Gazeteciler
    93. Mevlanzade Rıfat - Serbesti Gazetesi sahibi, Hürriyet ve İtilaf üyesi
    94. Sait Molla - Türkçe İstanbul Gazetesi sahibi
    95. İzmirli Hafız İsmail - İzmir Müsavat Gazetesi sahibi ve eski muharriri, Darülhikmet üyesi
    96. Refik Halit Karay - Aydede Gazetesi sahibi ve Posta Telgraf eski Müdür-ü Umumisi
    97. Bahriyeli Ali Kemal - Bandırma Adalet Gazetesi sahibi
    98. Neyir Mustafa - Edirne’de Teemin ve Elyevm, Selanik Hakikat Gazetesi sahibi
    99. Ferit - Köylü Gazetesi eski muharriri
    100. Refii Cevat Ulunay - Alemdar Gazetesi sahibi
    101. Pehlivan Kadri - Alemdar Gazetesi sahibi
    102. Fanizade Ali İlmi - Adana Ferda Gazetesi sahibi
    103. Trabzonlu Ömer Fevzi - Balıkesir İrşad Gazetesi sahiplerinden
    104. Hasan Sadık - Halep Doğru Yol Gazetesi sahibi
    105. İzmirli Refet - Köylü Gazetesi sahibi ve müdürü
    Diğer şahıslar
    106. Tarsuslu Kamilpaşazade Selami
    107. Tarsuslu Kamilpaşazade Kemal
    108. Süleymaniyeli Kürt Hakkı
    109. İbrahim Sabri - Şeyhülislam Mustafa Sabri Hocanın oğlu
    110. Bursalı Cemil - Fabrikatör
    111. Çerkes Ragıp - meşhur İngiliz casusu
    112. Haçinli Kazak Hasan - Fransız işgalinde zabit
    113. Süngülü Davut
    114. Binbaşı Çerkes Bekir
    115. Necip - Fabrikatör Bursalı Cemil’in kayınbiraderi
    116. Ahmet Hulusi - İzmir eski Umur-u İslamiye Müfettişi
    117. Uşaklı Madanoğlu Mustafa
    118. Gönen’in [uzakçı köyünden Yusuf oğlu Remzi
    119. Gönen’in Bayramiç köyünden Hacı Kasım Oğlu Zühtü
    120. Gönen’in Balcı köyünden Kocagözün Osman oğlu Şakir
    121. Gönen’in Muratlar köyünden Koç Mehmet oğlu Koç Ali
    122. Gönen’in Ayvacık köyünden Mehmet oğlu Aziz
    123. Gönen’in Keçeler köyünden Bağcılı Ahmet oğlu Osman
    124. Susurluk Yıldız köyünden Molla Süleyman oğlu İzzet
    125. Gönen’in Muratlar köyünden Hüseyin oğlu Kazım
    126. Gönen’in Balcı köyünden Bekir oğlu Arap Mahmut
    127. Gönen’in Rüstem köyünden Gardiyan Yusuf
    128. Gönen’in Balcı köyünden Ömer oğlu Eyüp
    129. Gönen’in Keçeler köyünden Talustan oğlu İbrahim Çavuş
    130. Gönen’in Balcı köyünden Topallı Şerif oğlu İbrahim
    131. Gönen’in Keçeler köyünden Topal Ömer oğlu İdris
    132. Manyas’ın Bolcaağaç köyünden Kurhoğlu İsmail
    133. Gönen’in Keçeler köyünden Muhtar Hacı oğlu İshak
    134. Marmara'nın Kayapınar köyünden Yusuf oğlu İshak
    135. Manyas’ın Kızlık köyünden Ali Bey oğlu Sabit
    136. Gönen’in Balcı köyünden Veli oğlu Selim
    137. Gönen’in Çerkes Mahallesi’nden Makinacı Mehmet oğlu Osman
    138. Manyas'ın Değirmenboğazı köyünden Kadir oğlu Kamil
    139. Gönen’in Keçidere köyünden Hüseyin oğlu Galip
    140. Manyas'ın Hacıyakup köyünden Çerkes Sait oğlu Salih
    141. Manyas’ın Hacıyakup köyünden Maktul Şevket’in biraderi İsmail
    142. Gönen’in Keçeler köyünden Abdullah oğlu Deli Kasım
    143. Gönen’in Çerkes Mahallesi’nden Hasan Onbaşı oğlu Kemal
    144. Manyas’ın Değirmenboğazı köyünden Kadir oğlu Kamil’in biraderi Kazım Efe
    145. Gönen’in Kızlık köyünden Pallaçoğlu Kemal
    146. Gönen’in Keçeler köyünden Tuğoğlu Mehmet
  • Kısa süre önce kâr hırsıyla dizel otomobillerinin karbon emisyon değerlerini olduklarından farklı göstererek tarihin en büyük otomobil endüstrilerinden birinde eşi görülmemiş bir ekonomik felakete yol açan Volkswagen'in yöneticileri, Thomas Mann'ın anlatımıyla Buddenbrook ailesinin sloganını okuyup ezbere öğrenmeliydi: "Oğlum, gün boyu işlerine kendini neşeyle ada ama sadece gece uyumana izin verecek olanları yap." Ahlaki kurallardan yoksun, saldırgan bir kapitalizm kendi kendini yok etmekle kalmaz, insanlığın tamamını yok edebilir. Aklıma büyük Türk şairi Nâzım Hikmet'in oğlu Memet Fuat'a gönderdiği, vasiyetname niteliğindeki mektubun harika mısraları geliyor: "Dünyada kiracı gibi değil, / yazlığa gelmiş gibi de değil, / yaşa dünyada babanın eviymiş gibi... / Tohuma, toprağa, denize İnan. / İnsana hepsinden önce.
    Çok uluslu şirketler çevreye ve insanlara önem vermeyen kiracılar gibidir: Görevleri en kısa sürede mümkün olduğu kadar çok para kazanmaktır.
  • Namusluyla namussuz
    Paltosu bir batman gelirmiş Deli Halit Paşa’nın
    Katlayıp attığında adam da devirirmiş.
    Paltosu tılsımlıymış söylence olmuş.
    Kurşunlar girer de çıkamazlarmış
    Şamanca bir gösteri olarak silkince paltosunu
    Onlarca yenik kurşun yerlere saçılırmış.

    Deli Halit Paşa’da çifte tabanca
    “Namuslu” dediği sağa takılı
    Düşmana karşı kullanır savaş kurallarınca.
    Bir de “namussuz” var sol tarafında
    Onun namlusundan çıkan mermiler
    Temize havale eder
    Vatanı namus bilmeyen namussuzları

    Çok korkulup, çok sevilen kumandan
    Nerede görev aldı nerde adı duyuldu
    Ora zil-düzen.
    O yaman Yemen
    Adını kuşağından bildiği uzak Trablus
    Dört dağ içindeki eşkıya Dersim
    Üç fena yıkım: Erzincan, Bayburt, Erzurum…
    Kafkas’ın kapısı Batum
    Ahımız Ahıska, vahımız Ahılkelek

    Ya Ardahan?
    Sarıkamış bozgununu yaşadığımız yılda biricik utku
    Ardahan’ın dağlarında
    Mareşal Kış’ı da, Mareşal Rus’u da yenmişti Deli Halit

    Dört dağ içinde eşkıya Dersim demiştik yukarıda
    Onun eşkıyalığı Deli Halit’e sökmez
    Deli deliyi görünce değneğini saklar
    Bir bu…
    Bir de Deli Halit der ki:
    “Bölge Türklüğünü devlet yöneticilerinin bilmeyişi
    Bozmuştur Dersim’de işi”
    O yapmaz o hatayı Türklük damarından girer Dersim’e
    Bu damar yüreği de etkiler elbet
    Hem korkulan hem sevilen bu dik ve düz adam
    İkna eder Cumhuriyet devrinin baş isyancısı Seyit Rıza’yı
    Yanına alıp sefer eyler Ruslara karşı.

    O günlerden bir anı anlatılır dilden dile
    Kemah Boğazındadır Deli Halit Ovacık Zaza Milisleriyle
    Fırat’ı karşıya geçecekler, önlerinde bir köprü
    Sudan geçin diye emir verir delice
    Aşiret reislerinden biri bilmez ki
    Dağların da dili vardır ve yalnızca kahramanlar sökerler dağca dilini
    “Yahu deli bu adam, köprü dururken keyf için suya vuruyor bizi” der
    Der demez de mermiyi yer
    Deli Halit, bir eşeği sürdürür hemen köprüye
    Bir patlama, eşek berhava
    Zaza Milisler anlarlar o canından olan reislerinin eşekliğini ya
    “Kumandan sağ ol bizi kurtardın, biz seni anlamamışız
    Ne ki kan girmiştir araya, biz artık seninle olabilmeyiz
    Hedef göster biz gidelim öz başımıza” demekten de geri durmazlar.
    Hedef öyle mi? Şu tepeyi dönün karşınıza çıkacak düşman
    Onlar önde Deli Halit arkalarından
    Varırlar o karartıların yanına
    “Yahu bu da ne bunlar senin askerlerin Paşa
    Bunların üstüne mi sürmektesin bizi?”
    “Hele yaklaşın iyi bakın, niye kıpırdamıyorlar ki?”
    Yaa sahi yahu, bu Deli’nin yine var bir bildiği
    Var ya… Onlar cephede donakalmış Türk Askerleridir
    Ve onların içinde sizin aşiretten de bir hayli yiğit var bakar mısınız?
    Var ya… Varmış…
    “Kumandan biz seni tam anladık, çözdük
    Boş adam değilmişsin
    Yeniden emrine girdik
    Tartışılmazsın
    Ne dersen odur artık”

    Deli Halit’le beni Kop Dağı tanıştırdı
    Memleketimden giderken
    Orada duydum namını ilkin.
    1916 yılında Kop Savunması Komutanı...
    O savunma ki
    Mareşal Fevzi Çakmak’a
    “Başarılmış bir Plevne’dir “ dedirten.
    O savunma ki
    Rus Orduları Başkomutanı General Yudeniç’e
    “Haziran ayında İstanbul’dayız” sözünü yedirten.
    Bir avuç Bayburtlu milis
    Ve ordu birliklerimiz
    Beş buçuk ay öyle bir tutmuştu ki Kop Geçidini
    250 bin kişilik Rus Ordusu mıhlanıp kalıvermişti.

    Mütareke, Domuz Etinden Daha da Haramdır Türk’e
    “Vurun”lar “durun” a dönene
    Yani Mütarekeye kadar hep buralarda Deli Halit.
    Mütareke...
    Mirasçıdan esirgenen tereke.
    Mirasçıdan esirgenip paylaşılacak müstevlilerce.
    Anadolu pay edilecektir bu mütareke ahkâmınca.
    Bir İngiliz torpidosu Karadeniz’de...
    Bütün komutanlar alınıp
    Kop ve Zigana yoluyla bu torpidoda toplanacaklar
    Oradan da İstanbul
    Askersiz asker olacaklar hepsi.
    İngilizler Tortum’a 3. Tümen Komutanı Deli Halit için geldiler
    “Siz” dediler “İstanbul’a gideceksiniz.”
    “Peki giderim” dedi.
    “Ama hemen” deyince
    Deliliği tuttu hem de pek fena:
    “Söz verip hiç uymadınız
    Şimdi de verdiğim asker sözünü sanki hiç duymadınız
    Söz dedikse tamam, ileri gitmeyiniz.
    Yoksa ben ileri gidiveririm
    Önümü de asla alamazsınız”
    İngilizler ürktüler Halit’in hiddetinden
    Bırakıp onu Oltu’ya yürüdüler.

    Mondros gibi hakça olmayan onursuz bir mütareke
    Domuz etinden daha da haramdır Türk’e
    Bel verdi diyorlar devlet
    Bu yaygın kanaat
    Bir genel kabulleniş.
    O bel verdiyse halk el ele verecek
    Savaşı, ülkeyi, devleti yitiren İttihat Terakki’nin
    Yenilmez ve yılmaz özü Teşkilat-ı Mahsusa
    Ve onun bağlısı, beratlısı
    3.Tümen Kumandanı Miralay Halit
    Böyle düşünmektedir.
    Düşüldüğü yerden kalkılacak
    İçimize sinmeyen bu acı olgu
    Bu kötü durum
    Yine milletin bağrına sığınılarak
    Yeni bir istenç ve kararlılıkla
    Düzeltilecek.
    3-5 Ocak 1919
    I.Ardahan Kongresi
    Teşkilat-ı Mahsusa’nın teşkilatçılığı
    Ve Deli Halit’in yöredeki ağırlığı sayesinde toplanabilmiş
    Başkanı Deli Halit
    İttihatçıların önde gidenleri ön sıralardalar
    Ebülhindili Cafer Bey’in solunda üç doktor var
    Hakkı Cenap, Fuat Sabit, Abidin.
    Solunda üç fedai: Filibeli Hilmi, Arif ve Rasim Beyler
    Bir deli rüzgâr çıktı bu kongreden
    Tipi-Boran oldu Ardahan Yaylası’nda
    Mütarekenin hiçbir kararı uygulanamaz
    Bir zamanlar harp tazminatı olarak Ruslara verilen Evliye-i Selase’yi
    Brest-Litovskt’an sonra
    Silahla almakla kalmadık
    Halk oylamaları yaptık
    Lekesiz, gölgesiz, şeksiz…
    Şimdi bu üç ili kansız, savaşsız
    Geri verecekmişiz.
    “Can sağ iken yurt vermeyiz düşmana” diyen Ozan
    Aha şurada yatar
    Verirsek ahı tutar.
    Boğazlar boğazımız, limanlar gümanımız
    Verilemez! Verilemez! Verilemez!
    Silah teslim etmek de ne?
    Yeni silahlar girmeli ordumuzun envanterine.

    İki gün sonra ikincisi olacaktır bu kongrenin
    Daha bildirimlerimiz var
    Bizi hükmen yenik sayan o zihniyete.
    Kararlar önemli ve iddialıdır yine
    Divan Başkanı Halit Bey açıklıyor:
    Söz yaylım ateş, sözcükler mermi.
    Cenubî Garbî Kafkas Cumhuriyeti Hükümet kurulacaktır
    İngilizler oyun peşindedirler
    Ne Gürcü sokulacak topraklarımıza ne de Ermeni
    Halka silah dağıtmak birinci ödevimiz.
    Trabzon’da yayınlanan İkbal, İstikbal
    Batum’da yayımlanan Sada-yı Millet
    Ve Erzurum’da çıkacak olan Albayrak gazeteleri
    İkbalimiz, istikbalimiz, milletin sadası ve albayrağımız için
    Desteklenecek, okunacak, okutturulacak.

    Karargâhı Narman’dadır Halit Bey’in
    Narman’ı Ermeni’den kurtaran komitacı
    Keğanılı Mahmut Çavuş’un başıbozuk takımı
    Ve Ebülhindili Cafer Bey’in müfrezesi
    Kuvay-ı Milliye’nin ilk nüvesi
    “Biz buradayız, varız, belayız” diyorlar
    Ekliyorlar: “Belasını arayan gelsin de bizi bulsun”

    Ne ki, İngilizlere kök söktürüp pösteki saydıran
    Cenubî Garbî Kafkas Cumhuriyeti Hükümetinin
    Bakıldı icabına
    Tutuklayıp Hükümet Erkânını
    Malta’ya sürdüler İngilizler.
    Kars nere Malta nere…
    (Dış İşleri Bakanı Fahrettin Bey dışında
    Fahrettin Bey, çok esaret görmüştü, onlar mı kefaret oldu ne
    Erzurum’da idi de kurtuluverdi Malta sürgünlüğünden)

    Yılanlar yenilirler
    Direnci kırılanlar yılanlar yenilirler
    Deli Halit bunu en iyi bilenlerdendir
    Yılmaz
    Türk Şura Hükümeti oluşturur Oltu’da
    Narman’daki vurucu gücü
    Bu hükümetin arkasındadır.
    İstanbul’dakilerin mütarekeperestliği yüzünden
    Yeniden elden çıkan evliye-i selasemizden
    Başlayan Türk göçlerini durdurur sağgörüsüyle.
    Günü geldiğinde geri alınacaktır öngörüsüyle

    Erzurum’daki 15. Kolordu Kumandanlığına
    İttihatçılardan yıllardır uzak duran
    Karabekir Paşa’yı atadılar İstanbul’dakiler
    Tembihli, koşullu ve de kuşkulu olarak.
    Teşkilat-ı Mahsusa’ya mahsus bilgilerse
    Kurtuluş adına bir şeyler yapmak üzre
    Görevlendirildiği yönündeydi
    Mustafa Kemal Paşa ile de görüşmüşler gelmeden önce

    Geldi ya
    Adı ittihatçıya çıkanlara yüz vermiyor Karabekir
    3.Tümen Kumandanı Halit Bey başında geliyor bunların
    Görüşüyorlar Karabekir’le
    Bakış farklı, tespit ayrı, çözümler ve yöntemler karşıt
    Dahası… Git diyor Halit Bey’e git buralardan
    Trabzon’a Tümen Kumandanı yaptım seni
    Gelgelelim salık vermem oraya da gitmeni
    İngilizlerin kara listesinin en başındasın
    Bayburt’a git, gözden uzak ol, orada bekle hele.

    Varıyor Bayburt’a Deli Halit
    Bir telgraf çekiyor Kara Kâzım Paşa’ya
    Talimat istiyor.
    Karabekir onunla muhabereyi de uygun görmüyor
    İngilizleri ve Saray’ı ürkütmemek
    Güvence vermek gerek
    Halit Bey onu doğrudan aramamalı
    Rüştü Bey, Küçük Kâzım Bey ve Süleyman Necati Beyler eliyle
    Dolaylı görüşülmeli…
    İnce siyaset gütmektedir aklınca.
    İttihatçıları kızağa çekerek koruyacakmış.
    Aldı Halit Bey, buna karşı, bakalım neler dedi:
    Gönderme
    Dolambaçtan gönderme
    Emir gönder açıkça
    İmaların gönderme

    Çok geçmeden Mustafa Kemal Paşa geldi Erzurum’a
    Muttali oldu oradaki duruma.
    Kongre çalışmaları sürerken
    Haber saldı Bayburt’a
    “Azim ve namusundan emin olduğu”
    Halit Bey sevinçle çıktı yola.
    Trablusgarp savaşından beri tanışırlardı.
    Şimdi yeni ahval ve şeraiti görüşmeliler
    Halit Bey’in durumunu Nutuk’ta şöylece anlatır Gâzi:
    “Bayburt’ta bir gizli tümen kumandanı gibiydi Halit.
    Onu gizlendiği yerden çıkarmak
    İki bakımdan önem arz etmekteydi
    Birincisi: İstanbul’a çağrılma buyruğuna uymamak
    Saklanmayı gerektirecek bir durum değil
    Kâzım ve Erzurum bunu bilmeli.
    İkincisi: Sahilde önemli bir nokta olan Trabzon
    Saldırıya uğrayacak olursa (ihtimal dâhilindedir)
    Halit gibi gözüpek, askerliğe vurgun
    Bir kumandan tarafından savunulmalı.”
    Mustafa Kemal Paşa bu görüşmede
    Özel görevler verdi Halit Bey’e
    Bir de özel şifre
    Karabekir’le değil doğrudan onunla haberleşmeli
    “Güvenme Karabekir’e
    İstanbul seni de istiyor beni de
    İnce siyaseti tutar, belli mi olur
    Muhafaza altında yollayıverir bizi”
    Halit Bey çıkınca Mustafa Kemal’in yanından
    Oltu’ya haber saldı
    Ebülhindili Cafer Bey on dört atlıyla derhal
    Erzurum’a doğru hareket etmelidir.
    Gece yarısı saat iki, Cafer Bey Erzurum’da
    Süleyman Necati’nin evindeki o gizli ve özel toplantıda.
    İttihatçı Küçük Kâzım ve Edip Nazım da bulunmaktalar elbet.
    Bir de ağır misafir beklemekteler.
    Saat dörde doğru yaveriyle beraber
    Mustafa Kemal Paşa girer içeri
    Gözlerinin içi gülerek der ki
    “Cafer gel alnından öpeyim seni
    Doğu’da direnişin simgesi.
    Halit’le sensin.”
    Cafer Bey’e Doğu’daki hainleri yok etme görevi verilecekti.
    -Kaç arkadaşın var Cafer?
    -On dört Paşam.
    -Yeter.
    -Paran var mı?
    -Var, sizin ihtiyacınız varsa ben takviye edeyim sizi.
    -Yok, bizim de şimdilik paramız vardır.
    Ve Mustafa Kemal sıraladı hainlerin adını.
    Harput Valisi Ali Galip ilk sıradadır
    İngiliz uşağıdır kendisi
    Silah ve cephane taşıyor İstanbul’dan
    Oradaki vatanseverleri yok etmek için
    Dersim ve Harput’ta teşkilat kurmuş
    İstanbul’a arkalanarak
    Erzurum Kongresi’ni de engellemeye uğraşıyor
    Harput ve Malatya delegelerini çevirmiş yollarından.
    -Tamam Paşam, hallederiz!
    Yaver Cevat Abbas, kırk adet Alman bombasını
    Cafer Bey’in adamlarına verdi.

    Ancak Karabekir duydu bütün bu olup bitenleri
    Doğrudan diyemedi Mustafa Kemal’e
    Hoca Raif’e açtı konuyu o da başkalarına
    Mustafa Kemal de böylece duydu
    Karabekir’le bozuşmak
    Kongre öncesinde sıkıntı yaratacaktı
    Bir mektup yazılıp bir atlı çıkarıldı
    Yol ayrı mı?
    Erek bir, yol ayrı mı?
    Yoldaşa yol olurum
    Yamukla yol ayrımı
    Diye diye geri döndü Cafer Bey.

    Trabzon Valisi Mehmet Galip Bey
    Müdafaa-i Hukuk ve Milli Mücadele aleyhine
    Halkı kışkırtmaktadır.
    Karabekir’in yasal uyarılarını ti’ye alınca bu vali bozuntusu
    Deli Halit’e havale etti onu Mustafa Kemal Paşa.
    Torul’da bir yemeğe davet ettiler bu pisboğaz valiyi
    Çağrıya uyup düştü yollara Ziganaları aştı
    Torul’da
    Deli Halit’in yetiştirdiği
    Başı kalpaklı
    Ayakları dolaklı
    Tunç çehreli milliciler
    Karşısına çıktılar
    Derdest edip bir faytona attılar
    Acele Erzurum’a postaladılar.

    Erzurum Kongresi’nde de onun deliliği iyi iş gördü
    Trabzon yolu onun elinde
    Mustafa Kemal'e karşı çıkan ve sözle ikna edilemeyen
    Trabzon delegelerini yola getirdi
    Gâhi yıldırarak
    Gâhi de çıldırarak.

    O yılın sonlarında
    Bayburt’un Hart nahiyesinde
    Bir çılgın şeyh türedi
    Millet yurdu kurtarma derdinde iken.
    “Beklenen Mehdî” diye beyannameler
    Nasihate giden müftüyü hiçe saymalar
    28. Alay Komutanı Nuri Bey’i öldürüp
    Esir almış askerlerini
    Ve daha neler neler...
    Bu uçma ve uçurma davasında olan şarlatanın üstüne
    Onu uçurması için gerekli yere
    Deli Halit’i görevlendirdi Heyet-i Temsiliye.
    1 Ocak 1920’de Mustafa Kemal Paşa’ya çektiği telgrafta
    Diyor ki Halit Bey:
    “Yalancı Peygamber, oğulları ve adamlarından birçoğu öldürülerek
    Hart teslim alınmıştır.”

    Halit Karsıalan
    Ve artık doğu harekâtı başlamak üzeredir
    Halit Bey’in Erzurum’a dönüşünü kimse engelleyemez.
    Albayrak Gazetesi onun gelişini sevinçle duyuruyor:
    “Ordumuzun namuskârlıkla temayüz eden ricalinden
    Dokuzuncu Fırka Kumandanı Halit Beyefendi
    Karargâhıyla Hasankale’ye azimet buyurmuşlardır
    Selametler temenni ederiz”

    İki Kâzım arasında bir Deli Halit
    Kara Kâzım kumandanıdır
    İttihatçı Küçük Kâzım’sa kumandasında.
    Kars’ı ve sonra tüm yurdu alan olmak
    Küçük Kâzım’la Deli Halit’in büyük emeli.

    Sarıkamış…
    1914’te girmemizle çıkmamız bir olmuştu
    1918’de çıkmamız girmemizle bir neredeyse.
    Yıl 1920... Aylardan Eylül...
    Bu kez bir daha yad’a, yağı’ya verilmemek üzre
    Geri alınacak adını Hazar ötesinden alan bu Türkmen yurdu.
    Şimdi bu yeni Sarıkamış Harekatı’nda
    Allahuekber’de olacak Deli Halit
    Onun komutasındaki süvari alayı
    Hal-hatır sora sora 1914’ün şehitlerine
    Aşacak bu yüce dağı.
    Verişan’da karargâh kuran
    Genaral Osepyan’ın üstüne yürüyecek
    Ters cephe taktiği ile çevirecek Sarıkamış’ı.
    O gün ikindi vakti topladı askerini
    Cesaret aşılayıp şunları söyledi bu yaman kahraman:
    “Asker evlatlarım
    Yarın höreleneceğiz düşman üstüne
    Ve Allah’ın inayetiyle muzaffer olacağız.
    Harekâtımızın sonuna dek
    Başınız dik olarak
    Düşmanı kovalamak
    Olmalı ereğiniz
    Çil çil altınlar serpseler yolunuza
    Eğilip almayacak çiğneyip geçeceksiniz.
    Zaferin kıratı altından yüksek
    Tadanlar bilirler bu gerçeği.
    Haydi gazamız mübarek ola!”

    Kürkçü Köyü’nden kocamış Âşık Yusuf’u çağırıyor
    Cenubi-Garbi Kafkas Cumhuriyeti Hükümeti’nin
    Sabık Hariciye Vekili Sarıkamışlı Fahrettin Bey.
    Vartanit Köyü’nün başındaki Hasan Gazi Dağı’nda
    Halit Bey’e kılavuzluk edecek.
    Korka korka geliyor
    “Bu komutan deli imiş, ya beni öldürürse?..”
    Geliyor, görüyor, azıcık konuşuyor...
    Âşık gönlüne yetiyor bu kadarı
    “Geçme yiğidin delisinden” denmiştir, vallahi doğru.
    “Âşık baba, buraları iyi bilir misin?”
    Bilmez mi?
    Düşüyor önlerine.
    Halit Bey yaya, ayağında hasıl çarık var
    Omzunda bir Alaman tüfeği.
    Öne düşen âşığın yanı başında
    Ermeni mevzileri işte şurada
    “Kumandanım sen az geri dursana
    Ne olacaksa bize olmalı
    Daha işin başında
    Askeri başsız bırakmak olmaz.”
    “Yok Baba yok, ben hep böyle giderim
    Mevzileri göster sen, gerisi Allah kerim.”

    Sarıkamış hey Sarıkamış!
    Beni sana çeken ney Sarıkamış!
    Ben sana kavuşunca kendime kavuşurum.
    29 Eylül 1920
    Haber uçtu Ankara’ya Büyük Meclis’e
    Sevinsin yaslı ülke!
    Sarıkamış
    Söke söke
    Alınmış Ermeni’den.

    Eco bir işbirlikçi.
    Ermeni’yle bir etmiş işi.
    Haberler götürüp paralar almış.
    Sarıkamış alınınca
    Eco da yaka-paça
    Deli Halit’in karşısında
    Şimdi it gibi titremektedir.
    Divik Köyü’nde divan-ı harp
    Aman diliyor Eco.
    Hep o Ermeni kumandan Mirmanov’un yüzünden
    Ondan korktuğu için yapmıştı neler yapmışsa.
    “Yaa!” dedi Halit Bey “Demek öyle...”
    “Eco, sen Deli Halit’in adını hiç işitmedin mi?”
    Yutkundu sustu Eco.
    Üstünü arattı Paşa, Eco’nun
    Koynunda bir sürü belge Rusça yazılı
    İyice çıktı mı foya.
    Suçu sabit olmuştu
    Gereği düşünüldü.
    Çukurunu kazdırdılar önce
    Paşa emir verdi Durmuş adlı erine
    “Durma Durmuş” dedi “Bas evladım tetiğe.”

    Bir ay geçti aradan
    Baykara köyündeler
    Kars istihkâmları görünüyor işte karşıda
    Gaskanlı aşireti reisi Davo Bey’i çağırttı Deli Halit
    Bir divan da burada kurulacak.
    Subatan Köyü’nden Şerif ve Kurbanî tanık.
    Subatan Köyü’nde katliam ve talan yapmış Ermeniler
    Bu köy ve Arpaçay’da yirmi köy Ermeni mezalimi görürken
    Davo Bey de onlardan olmuş.
    Ahını almış Ermeni mezalimi gören nice Kürt anasının:
    “Davo! Davo! Boyun devrüle Davo!... Kökün gele namıssız!”
    İdamına karar verildi tartışmasız.
    Yürüttüler Davo’yu önce
    “Arkaya bak!” emriyle döndü
    Mermiye gark oldu hain fırdöndü.

    Bir ay geçmiş aradan ordu görünmüş
    Kars’ın dayanacak gücü yok artık.
    Halit Bey 9’uncu Tümeni ile Sütkuledüzü’nden
    Karadağ’a doğru tırmanıyor askerleriyle.
    Ne mutlu Kars alındı!
    Yanmış yüreklere diyesen kar salındı
    Söylediğimde o günlerin filmini seyreder gibi olduğum
    Şu “Karadağ Koçaklaması”
    Ne kadar görkemli
    Ne kadar da yalındı :
    “Kars'ın kalesinde Yahnı çölünde
    Asker ilerliyor Gümrü yolunda
    Halit Paşa önde kılıç elinde
    Vurun evlatlarım Allah aşkına
    Şehit olanımız cennet köşküne”

    Cepheye Geldim, Sevgi İle Gözlerinden Öperim
    8 Aralık 1920’de bir telgrafla
    Halit’i istedi Mustafa Kemal
    Karabekir’den
    “Cüretli ve icabında kahredici olan bir arkadaşa
    İhtiyacım var.
    Halit Bey’i yanıma istiyorum”
    Karabekir’in canına minnet
    Bir deli beladan kurtulacaktır.

    Batı Cephesinde ilk görev
    Kocaeli Grup Kumandanlığı
    İzmit Servetiye’de bir mucize ve bir şanlı direniş
    Geyve’den dağ yoluyla oraya varır
    Tantaoğlu Ahmet Ağa’nın konağında kalır
    Kalır da, serdikleri yatakta yatmayı kabul etmez
    “Benim askerim şimdi aç, susuz
    Bu soğukta düşmanla çarpışmaktadır
    Girersem, bu sıcak yatak cehennem olur bana!”
    Deli Halit erdemidir işte, örnek alına!

    Sağ Cenah Grubu Kumandanıdır II. İnönü Muharebesi’nde
    12. Grup Kumandanlığı ile Afyona gönderirler.
    Kütahya ve Eskişehir savaşlarında da orada
    Öyle önemli ki görevi
    Bir çökse, bir gedik verse sol kanadı oluşturan onun grubu
    Ordumuzun güvenliği sona erecek.
    Mustafa Kemal Paşa sabah Karacahisar’dan bir telgraf gönderdi
    “Cepheye geldim, sevgiyle gözlerinden öperim” dedi.
    Bu telgraf Deli Halit’i heyecanlandırıp coşturdu
    Güvenini artırdı.
    Kurmay Başkanı Binbaşı Ziya Ekinci’ye emir yazdırıyor:
    Dinleyelim:
    “Yaz!
    Bulunduğumuz mevziler asla düşmana bırakılmaz!
    Birliğine hâkim olmalı her rütbeden komutan.
    Korkup kaçan
    Alçakların en alçağı
    Cezası
    Namussuzumun kurşunlarıyla yargısız infaz
    Her kim ki bu buyruğumu savsaklar
    Makamına, rütbesine hiç bakmam
    Tepelerim bilinsin.
    Ne diyorsam onu yaz!
    İhanetin kirini yalnızca kurşun paklar.”

    Fakat çekilmek kaçınılmaz çekileceğiz
    Yunanlı ordumuzun çekiliş yolunu kesip çevirme yapacak aklı sıra.
    Yükleniyor.
    O zaman kumandan olan
    Prens Andreas’nın emrindeki kuvvetlerle
    Eskişehir’e doğru ilerliyor Yunan.
    Ordumuz darmadağınık, yorgun ve yılgın
    Birlik mevcutları yarının altına inmiş.
    Bunlar bu halleriyle
    Hücumda kurbanlık
    Savunmada kolay av olurlar ancak.
    Bir durum muhakemesi yapar Deli Halit
    Grupların hücum taburlarını getirir bir araya
    Yeni bir savunma hattında toplar onları.
    Hücum taburları hücuma geçmeden önce
    Bir konuşma yapar askerlerine.
    Babacan yüzünde
    Kaşları kararlılık
    Gözleri korkusuzluk
    Başında kalpağı bir dilek taşı
    Sözleri de sipsivri, diyesin süngü takmış.
    Kesin utkuların ileri gözetleyicisidir
    İleriyi gösteren işaret ve şahadet parmağı
    “Asker!
    Karşınızda Prens Andrea’nın kolordusu var.
    Bu kolordu buralara
    Yunan da Anadolu’ya gelmemeliydi.
    Geldiler
    Gaflet, dalalet ve hıyanetten dolayı.
    Gelmeleri bizim suçumuz değil
    Fakat gitmezlerse suç bizim olacaktır.
    Karşınızda sizden sayıca ve silahça üstün
    Bu kolorduyu yenerseniz
    Tanrı’dan büyük ödül alacaksınız
    Tarihin de yâdında kalacaksınız
    Benimse elimde başka imkân yok.
    Keşke altın saat verebilseydim
    Altı saat istirahat yerine.
    Durum bundan ibarettir evlatlar
    Buna göre ceht edin
    Buna göre cesaret
    Buna göre fedakârlık ediniz
    Buna göre kahramanlık isterim.
    Haydi gâzânız mübarek ola!”

    Yıldırım’la Karşılaşacaksınız Ve Çok Çarpılacaksınız
    Mısırlı Prenses Kadriye Hüseyin
    Anadolu mucizesinin doğum sancılarını
    İstanbul’da algılayan bir beyin.
    Takılıyor Bekir Sami Bey’in
    Murahhaslar heyetinin ardına
    Gemiyle Samsun’a
    Yaylıyla Ankara’ya.
    Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa’ya
    Saygılarını sunacak.
    Savaşı uzaktan seyredenleri görmüş İstanbul’da
    Onları anlatacak.
    Savaşın seyrini bizzat O’ndan soracak.
    Sözler yeter mi ki?
    Gitmeli cephede gözüyle görmelidir.
    Bizim garp cephemiz
    Benzemez garplıların garp cephelerine
    Her an bir yeni iş, bir yeni oluş içindeyizdir.

    Garp Cephesi Kumandanı İsmet Paşa
    Mısırlı Prenses Kadriye Hüseyin’e
    “Afyonkarahisar’da YILDIRIMLA karşılaşacaksınız
    Ve çok çarpılacaksınız” diyecektir
    Eskişehir’den yola salmadan önce.

    Yıldırım... Nâm-ı diğer Deli Halit
    Büyük bir binada kabul eder onları
    Tanışır söyleşirler.
    O gece Afyonkarahisar Safa Oteli’nde Prenses
    Defterine şu önemli notları düşecektir:
    “İnönü’de yaralanan sağ kolunu sağaltmakla meşguldü.
    Sağaltma yöntemi de yıldırım gibi
    Elektrikli masajın acil şifası.
    Gençlik, cesaret ve etkinlik ışıklarının
    Parladığı bu güzel yüzün
    İnançtı en başat izlenimi.
    Ne de çok anıları var
    Özel, sıra dışı, ilginç ve olağanüstüler.
    Astı da, üstü de ona
    Nihayetsiz derecede güveniyorlar.
    Askerinin hâlini de, dilini de iyi bildiğindendir ki
    Sevk ve idare karnesi pekiyi dolu.
    Sizinle tanıştığıma çok memnun oldum
    Yıldırım Kumandanım.”

    Halit’in Söz Esirgemezliği ve Şaşmaz Adaleti
    Melhame-i Kübra demişti Mustafa Kemal Sakarya Savaşı’na
    Yani büyük kanlı savaş.
    Bir yüz ak çıkmışsa Melhame-i Kübra’dan
    Mahkeme-i Kübra’dan korkusu olmamalı.
    Halit Paşa da bunun bilincindedir, o güzel askeri de
    Bunu yalnızca Vehbi Hoca namındaki muhterem (!) bilmez
    Bir heyet göndermiştir Büyük Meclis
    Sakarya boylarında toplanmış ordumuzun halini anlamak için.
    Heyeti karşılayan Deli Halit’tir.
    Askerlik bile yapmamış Konya Mebusu Vehbi Hoca
    Sanır ki savaş
    Yüksek yerde kalın mindere oturup cihat nutku atmaktır.
    Der ki Deli Halit’e: “Oğlum biz sizi buralarda değil
    İzmir içinde ya da hiç olmazsa İzmir önlerinde
    Ziyaret etmek isterdik!”
    Hoca sen azar istersin azar!
    Hem öyle azar azar da değil
    Yılkıyla, dörtnala ve delice:
    “Siz ne sanıyorsunuz
    Düşman Türk ordularıyla mı dövüşüyor?
    Türk ordularının cenazesidir Yunan’a karşı koyan.
    Lakin bu cenaze cana gelecek!
    Hoca bunu sana göstereceğiz!
    Sen canına sağlık iste ve anlamadığın işlere sakın karışma!”
    Hışımla çadırı terk eder Deli Halit.
    Melhame-i Kübra gerçeğine
    Can pazarına gider.

    Can pazarında da can sıkan gelişmeler var
    Deli Halit’e rağmen
    “Dön olanlar”, kaçanlar görülüyor.
    Alın öyleyse!
    Halit’in şaşmaz adaleti bu!
    “Dön olur” deyip geçmez kötülere, Köroğlu gibi
    Bu kötü, düşmandan daha da kötü
    Onların hakkından “Namussuz” gelir.
    16. Alay komutanı Binbaşı Rahmi Apak’ı da sertçe uyarmaktadır:
    “Vursana be! Vur!”
    Rahmi Apak
    Savaş tarzını asla beğenmediği bu deli kumandan için
    Şunları yazacak:
    “Bu delinin olduğu yerde
    Çözülme ve bozgun asla yer yoktur”

    Öyle bir tokat yer ki kâfir düşman o muharebede
    “Ey Yunan Sakarya’da yediğin parpıyı unutun mu?” diye başlayan
    Türküler yakar Halit Paşa’nın kahraman gâzileri.

    Büyük Taarruzda
    Büyük Taarruz’da Kocaeli Grup Kumandanı olarak
    Yalova yakınlarında bulunuyordu.
    4 Eylül 1922’de hücum ettirdi askerlerini Beşpınar Tepesine
    Gemlik alındı 10 Eylül’de
    Sonra Mudanya
    Yalova’dan Bandırma’ya gidelim deli deli
    Bandırma önlerindeydiler 15’i akşamında.
    Kapıdağ Yarımadasında bir boğazdaydılar 17 Eylül günü tan atımında
    Sağında solunda iki düşman gemisi tutmuşlardı o boğazı sıkmaktaydılar.
    Topçu batarya komutanını yanına çağırdı Deli Halit.
    Bu bataryanın topları
    Namuslusuyla namussuzunun büyüğü gibiydiler onun gözünde.
    “Soldaki gemiyi ateş altına al hemen” diye ünledi.
    Tek top atarak hedef ayarlaması yaptı koca topçular
    Sonra tam isabetler ardı ardına.
    “Yaşa Varol” diye çığrışıyordu askerlerimiz
    Onlara katıldı Deli Halit “aşk olsun” dedi el vura vura
    Sağdakindeydi şimdi de sıra.
    Denizde iki mezar olmuştu o iki gemi
    Erdek’e girmeye yok engelimiz.

    Son Nefesinde de Askeri Düşünüyordu
    Yarası sol böğründedir Halit Paşa’nın
    İfade veriyor soğukkanlılıkla:
    “Kel Ali’yi altıma aldım
    Hergele Rauf beni vurdu...”
    Rauf dediği Rize mebusu…
    Kendilerini yere atmış kurtulmuş ötekiler
    Sebep “generaller hükümeti” tartışması ve bir kanun teklifi
    “Generaller hükümeti diyorsun
    Karşı mısın generallere?
    Askersin ama general olamadın
    Bundan mı zorun?
    Sana emir kumanda edenlere kinayeli laf atmaya utanmadın mı?
    Bursa’da Halk Fırkası adayı Emin Bey’i desteklemen
    Nurettin Paşa seçilince
    Mazbata verdirmemeye uğraşman da bundan mı yoksa?”
    “Yok” diyor Ali Çetinkaya, “Neden generallere karşı olayım?
    Sen hasta mısın Paşa?”
    Hasta mı? Deliriyor Deli Halit
    “Seni dışarıda bekliyorum” diyor
    Gelmeyince bir pusula ile düelloya davet ediyor.
    Tutuşuyor paçası Kel Ali’nin
    Kılıç Ali Bey’den medet umuyor
    “Ali Bey, düello teklifinizi aldı
    Kastı olmadığını size tekrar etmeye hazır” deyince Kılıç Ali
    Mesele kalmıyor Halit Paşa açısından da
    Bir araya gelip el sıkışıyorlar Fresko’nun barında.

    Kel Ali’ye kızıyor ya, hastadır aslında Paşa
    Makedonya dağlarında yediği bir kurşun
    Başının etini yiyor o günden beri.
    Yemeğe çağırıyor o günlerde Mustafa Kemal onu
    İkna ediyor Ankara’nın en ünlü hekimlerine görünmesi için
    “Yorgunsun Paşa yorgun
    Dinlenesin diye ben seni meclise aldım
    Gelgelelim bu çevre, bu siyaset, sana hiç yaramadı
    Gerilimden kurtulmak, sinirlerini yatıştırmak için
    Dinlenmen gerek çevre değiştirerek.
    Gel seni Avrupa’ya yollayayım
    Tedavi olman ve bana kalırsa evlenmen gerek”
    Deli Halit, söz veriyor sinirlenmemeye
    Ne ki gitmek istemiyor Avrupalara
    “Paşam sen yorulmadıkça bize yorulmak düşmez
    Şu malul gaziler yasasını çıkarmadan
    Bana dinlenmek haram”

    Acılar insafa geldi şöyle bir yoklayıp gitmekteler
    Aksilik en yeteneksiz yardımcılarını gönderiyor
    El çekmelere tembihli olaraktan…
    Allah şaşırtıyor haksızları bana yöneldiklerinde
    Vadesi geçen hiddetlerimi dün ödemiştim ilgilisine
    Seyrana çıkmışım şimdi dostluklar arasında.
    Kendi kendine teselli moral
    25 Kasım 1925 pazartesi gününe kadar…
    Subayların durumunun iyileştirilmesine dair o yasa teklifi...
    Ardahan Milletvekili Halit Karsıalan’ın
    Deli Halit Paşa olarak da rica ve ısrarlarına karşın
    Ali Çetinkaya’nın yanında oturan arkadaşlarından biri
    Ağıra satıp kendisini, imzadan kaçınmıştır bu teklifi.
    Ne ki bir süre sonra, sanki hiçbir şey olmamış gibi
    Bu kendini ağıra satıp kaprisler yapan adam
    Kendi hazırladığı bir teklifi Paşa’ya getirmiştir
    İmzasını istemektedir nispet yaparcasına.
    Sövüyor ve kovuyor
    Gelgelelim hırsını alamıyor.
    Gururuna yedirememiştir Deli Halit bütün bu olanları
    İki dolu boşaltmalıdır bu delidolu
    Vurmalıdır âleme ibret için haddini bilmezleri.
    Silah seslerini Meclisteki locasından duymuştur Mustafa Kemal
    Muhafızı İsmail Hakkı Tekçe’yi yollamıştır bakması için.
    Tekçe bu makama Halit Paşa’nın tavsiyesiyle gelmiştir
    O’nu çok sevenlerdendir.

    Harbiye’de Bir Harbi Adam
    Deli Halit’in ülke hayrına olan büyük deliliklerinin hayranı
    Harbi bir Harbiyeli…
    Tanışıyorlar… Deli Halit’in de kanı ona pek ısınmıştır
    Bu ısınma ve hayranlıktan dolayıdır ki
    Onu vuran kurşunlar
    Kahramanları ve kahramanlığı şiire en iyi döken
    Hüseyin Nihal’in yüreğinde onulmaz sızı.
    Bakmıyor konum ve rütbesine
    Yıkıyor sıradüzenini askeriyenin
    “Kel Ali’nin keli çürüsün, eli kurusun”
    Diyor uluorta ve de Atsız’ca tondan.
    Atıyorlar Harbiye’den
    Sebep Kel Ali’ye açık ve sert tepkileri.
    Gerekçeye “Gerçek Kahraman Deli Halit Paşa’ya olan bağlılığı, hayranlığı ve vefası”
    Diye yazamıyorlar.
    Arap kökenli bir subaya selam vermeme oluyor o sudan sebep.

    Askerdi Son Sözü
    Derhal hastaneye kaldırıyorlar Deli Halit Paşa’yı
    Operatör istiyor Atatürk’ten Tekçe aracılığıyla
    İstanbul’dan operatör getirtiliyor alelacele.
    Gelgelelim cephelerde dokuz kurşunun yere seremediği
    Koca Deli Halit Paşa’yı
    Onuncu kurşun yere serdiği gibi
    Zatürre de olmuştur yattığı yerde
    Tedaviye cevap vermemektedir.

    “Levazım reisini çağırın bana!
    Neden verilmedi askerin kışlık elbisesi?!
    Yemekler niye bozuk?”
    Bunları sayıklıyordu o son günlerinde.
    Son nefesini verirken de “Asker”di son sözcüğü.

    Milli Mücadele’nin Esas Duruşu
    Destanımız burada bitiyor.
    “Her söz ölür şair sözü yaşlanır dünya ile birlikte”
    Demiştik bir şiirimizde.
    Dilerim bu destanımın sözleri de
    Ölmeyen şair sözlerinden ola.
    Ululayalım şimdi destanımızın bahadırını:
    Varın gidin Kars Kalesi’ne
    Harekât emirlerini duyarsınız hırçın yayla rüzgârlarından.
    Sakarya boylarında bir marştır o, bir kahramanlık türküsü
    Milli Mücadele’nin esas duruşu onun öykülerinde saklı

    Ulemaya soralım ulemaya!
    Din ulemamız
    Mekkeli Halit Bin Velid’i de iyi incelesinler
    Eyüplü Deli Halit Paşamızı da…
    Bir komutan, bir insan ve Müslüman olarak.
    Ve kitabın ortasından desinler Tanrı aşkına
    Serdengeçtiliğin esrikliğinde
    Hangi Halit’in mertebesi daha yüksek?
    Hangisi geçer özveri yarışında?
    Deli mi, Mekkeli mi?
    Hangi Halit ganimet düşünde ve peşindedir
    Hangisi aldırışsız dünya malına karşı?
    Hangi Halit, vahşet ve dehşet simgesi
    Hangi Halit, yalnızca savaş kaçkınlarına acımasız

    Sen Kurtuluş Savaşımızın
    Göğüs kabartan öykülerine daldıransın
    Türk’ün büyük işlerini ve düşlerini ayaklandıransın
    Destan kahraman ister, kahraman destan
    Destandır kahramanların tek mutluluğu
    Kabul buyur, mutlu ol, bu destanımızla
  • Yaşa dair ayinler de dinlerde çokça rastladığımız olaylardandır. Alelekser bu ritüeller, çocuğu evvelki hayatından, bilhassa çocuğu kadınlar cemiyetinden ayırmaya yöneliktir. Kuzey Amerika’da oruç ve kusmaya tâbi tutulan genç, yorgun bir halde düşer ve bu suretle mevti temsil eder. Birçok yerde vücudun bir uzvunun kesilmesi gibi uygulamalar işin içine karışır ki terakki etmiş dinlerde bu uygulamaların izlerini bulmak kabildir.