• Fazla konuşmadı…………..
    Kafasından neler geçtiğini tahmin edemezdiniz.Çünkü bir yere yoğunlaştığında onu, oradan kazıyarak sökmek gerekirdi. İçkiyi bıraktığını duydum.Kahveyi biraz daha çok sever olmuştu.Bütün gün gazetelerdeki aptal köşe yazılarını okuyup,yazarlara sakal ,bıyık çizer ve onları fikirlerinden farklı görünümlere sokardı. Camdan dışarı bakıldığında gözle görülen bir manzara yoktu.İnsan kalabalığı,arabalar,boyacılar,satıcılar,birbirlerinden ayırt edilebilen tipler.Ensesi kalınlar, kamburu çıkmışlar,şanslılar ve şanssızlıklarına isyan edenler.Bir gün olsun,bir kişinin geçmediği an-ı yakalamak mümkün değildi ve hiç biri camın arkasındaki “BEN” i fark etmiyordu. En çok kış aylarını severdi.Önceleri pardesü içersinde sürekli cep kanyağı bulundurur,bir çok kıça hizmet etmiş banklar üzerinde onu yudumlamanın ve esen rüzgarın tadını çıkartırdı.İçkiyi bıraktı diye duydum..Bunu alt kattaki o romatizmalı kadın söylemişti.Kulağıma eğilip sarımsak kokulu nefesini ciğerlerimin derinliklerinde soğuk hava ile harmanladığımda “Ben” in sirozdan ölmesini dilemiştim. İnsanların en garip huyları ; birbirlerinin hayali yargıcı olabilmeleri ve ağızdan ağıza dolaşan sözleri sakız misali çiğneyip yere tükürmeden, onu tekrar kabına sarıp saklamaları. “Ben” için ne konuşuyorlardı bilmiyordum. Yalnız bir adam için söylenilecek ne olabilirdi.Evinde fahişelerle parti veriyor,suratsız, kavgacı,ne olduğu belli olmayan bir adam,geçimsiz,çirkef,alkolik,yada Tanrı tarafından yollanmış bir peygamber.Bunların hiçbiri değildi. “Ben”,sadece yalnızlığa alışmış ve onu hayatında vazgeçilmez bir parça olarak kabul etmiş,karanlık odalarda kendini dinleyen, insanlar ile fazla dialog kuramayan,onu kendinden başka birtek kendisi anlayan biriydi.Kalabalık masalarda yalnız oturmasının sebebi bilgisizliğinden değil,zihninde sürekli devir daim eden hayallerin tesisatına başka düşüncelerin tıkanma korkusundandı. Aşık olmayı beceremezdi.Bokunu çıkartırcasına severdi.Kimi zaman karşısındakinin haberi olmadan aşk üzerine sayfalar dolusu yazılar yazardı.Önceleri bana anlatırdı hayallerini,sevdalarını,yaptığı delilikleri.Ama ne yaparsa yapsın “Ben” kaybederdi. Sevdiği kadınları “Truvalı Helen” gibi görürdü.Ardı sıra gelecek büyük bir ordu vardı sanki denizlerin ötesinde.Ve savaşacak gücü hiçbir zaman bulamadı, çünkü yanında sadece yalnızlığı vardı. Ya, kadınlar “Ben” i anlamadı yada “Ben” kadınları.ama tek bildiğim “Ben” sevgiye açtı.
    O sabah tıraş olmak için aynaya baktığında kendinden bir şeyler verdiğini gördü.Sacları dökülmüş yüzü biraz daha ezilmişti.Ama “Ben” hiçbir zaman yaşlanmaktan korkmamıştı.Her şeyden önce gamsız değildi .Erken ölmek,gamsız ve hissiyatsız yaşamaktan daha güzeldi onun için.Hastalandığında doktora gitmeyi sevmez,başkalarına muhtaç olma düşüncesinden nefret ederdi.Bütün karın ağrılarını içinde tuttu.Kimseye açmadı,açamadı Kimi zaman çok daha uzaklara gitmeyi geçirirdi içinden.Geçmişten gelen,yüreğindeki bastırılmış özgürlükler ile hesaplaşmak isterdi.Deniz yolculukları,fırtınalı havalar,değişik enstantenelerle karşılaşma hevesleri. Ve sonunda gitti…. Giderken suratlarına şekil yaptığı köşe yazarlarının resimleri altından,kendi el yazısı ile yazdığı notu buldum…..şöyle diyordu…….
    Kabul ediyorum ki, Orduların geri çekilme zamanı geldiğinde, bu benim savaşı kaybetmişliğimden değil, İntikal süreci içersinde bulunduğum hataların telafi eksikliğindendir. Tıpkı ,ağaçtan düşen bir yaprağın akıbetini belirleyen rüzgar gibi, kuzey,güney,doğu,batı,herhangi bir yöne savrulup, bir daha asla “nirengi” noktasına ulaşamamış diğer yapraklar arasında sürüklenip gitmekteyim. Hiçbir zaman zafer umudunu elinden bırakmayan zihnimdeki her noktanın, gün geçtikçe biraz daha belirginsizleşmesi, ve bir görünüp,bir kaybolmasına istinaden, yılmadan,pes etmeden,sorumlu bulunduğum üniformaya sadık kalmaktayım. Sadece dinlemek, sadece dinlenmek ve sadece durmak yeterlidir kimi zaman. Başarılı olamamamın tek sebebi, bütün bir mangayı, kendi belirlediğim yönlere çekmeye çalışmaktır. Ve kaybediş sebebim,mangadaki tüm askerlerin, benim hissiyatımda ve benim görüşlerimde olduğu düşüncesine girmemdir. Cephedeki bir askerin sevdiğine yazdığı mektubun aceleciliği, ve bir daha aynı satıları okuyamama telaşı. Sabah içtimasına giderken yanlış bağladığım botlarım ve saygıda kusur etmemeye çalışırken, “üstlerim” ve değer verdiklerime olan hatalarım. Bir tek düzeltebileceğim bağcıklar dışında, iz bırakan bir çok yaranın kapanmasına engel olamadığım pansuman eksiklikleri. Zaman ; Geriye bir daha asla alamayacağım “anlar” Güzellikler,sevmeler,sevilmeler. Sadece güçlü bir hafızanın ve yürekten hisseden bir ruhun, taşıyabileceği en ağır yükü, sürekli beynimde nüks ettirmek ile oluşan, yerli yersiz tebessümler ve iç geçirmeler. Kısacası şu dur ki :; Galibin kim olacağından ziyade, galip olma çabası içersindekilere verilebilecek en büyük dersin, Orduların geri çekilme zamanı geldiğinde, yenilgiyi kabul edip, karşılarında saygı ile eğilmeye hazır olduğunu göstermemektir.......... O yazdı........ "BEN" okudum......

    Fırat SANER.........
  • 163 syf.
    ·8 günde
    BERBAT BİR YAZI OLDU. SARMAZSA SONUNA KADAR OKUMAYIN!

    KÜRK MANTOLU MADONNA
     
    13.04.2021 Salı
    Yine okuma planıma uymayıp, ihtiyaca binaen diyerek seçip okuduğum bir kitaptı.

    Ne zaman biraz kaçmak istesem, kendimi unutayım, uzak diyarlarda gezineyim, başkalarını göreyim, biraz durayım, düşünmeden hissetmeden olana hiç dokunmadan bir durakta beklediğimi sanayım, nötrleşeyim ve daha objektif geleyim, kendime yabancı biri gibi döneyim. Yani bir boş vitese alayım, bir yolculuktan dönüyor gibi kendime biraz zaman tanıdıktan sonra döneyim sorunlarıma, hayatıma, kendime. Bunu yaptıktan sonra, öyle düşüneyim, öyle yazayım desem, sanki tatile çıkıyormuş gibi bu bakış açısıyla bir kitap okumaya başlasam, tam da böyle zamanlarda, okuduğum kitabın içinden ısrarla kendim çıkıyorum. Çoğunlukla da o anki ruh, hal ve durumumla.

    (Bkz. Kendinden kaçamazsın, gerçeklerden kaçamazsın, hayattan kaçamazsın, ondan kaçamazsın, bundan kaçamazsın..)

    Bu bazen hoşuma gidiyor bazense kötü sonuçlara sebep olabiliyor. Bu kez gerçekten iyiydi. Her ne kadar bu kitabı daha şimdi mi okuyorsun diye düşünülebilinse de hiç mühim değil. Başka zaman okusam üzerimde kuşkusuz aynı tesiri sağlayamayacaktı, kitap. Varsın insanlar onu delicesine tüketirken ben ondan bihaber olayım. Ben onu gerçekten de keşfetmem gereken zamanda keşfedeyim. Tanımam gereken zamanda tanıyayım. Ya da onu kimseler bilmezken, moda ya da popüler değilken ben bulayım ben okuyayım. Doğru zamana inanıyorum. (Ve yanlış zamanlar yanlış zamanlamalar da bana aşık.)

    Aslında burada yazarın başarısını da görüyoruz. Yazar bize masal okumamış. Her insanın okuduğunda kendinden, hayatının bazı dönemlerinden birşey bulabileceği şeyleri yazmış, hayatı yazmış, gerçekleri yazmış.

    Kitabın tamamını alıntılayayazdım sanırım. Alıntılamadığım satırlar da gayet iyi. Yazarın üslubu, anlatımı, kurduğu cümleler, ... herkesin yaşayıp, bilip ve  dile getirmek isteyip de yapamadığını çok başarılı bir şekilde yapmış. Gözlem ve tecrübeler sonucu varılan sonuçlar az ve öz bir şekilde belirtilmiş ve yazarın dili çok yalın, duru. Yormayan, sıkmayan, akan giden halden anlayan bir dil ve anlatım ile yazılmış.

    ~ Spoiler ~
    Uzun Bir İnceleme
    Romanda genel olarak Raif Efendi karakterinin hayatı anlatılıyor. İlk başta işsiz kalan ve iş arayan bir karakterin Raif Efendi ile aynı yerde memur olarak çalışmaya başlamasıyla ve aynı odada kalmalarıyla ve bu karakterin Raif Efendi hakkındaki anlattıklarıyla başlıyor roman.
    Raif Efendi çevresine karşı kayıtsız, kendini hiç dışarı yansıtmayan, içine kapanık bir karakter. Raif Efendi'nin halleri genç iş arkadaşının dikkatini çekiyor.
    Diğer insanların çekmiyor. Çünkü diğer insanlar etiketlemeyi tercih ediyorlar. Raif Efendi gibi insanlar toplum tarafından genellikle ya içten pazarlıklı diye ya da saf, hımbıl, tarif edecek kelime bulamıyorum, vb. şekilde etiketlenir. Yani neden illaki ya kötü niyetli olduğunu ya da küçük görmeye layık bir insan olduğunu düşünürler. (Ve böyle davranırlar. Sana o hakkı kim verdi? Bir insanı yargılayıp da kendini ondan üstün görüp de ona bu yüzden hoş olmayan şekilde davranma yetkisini nereden alıyorsun? Zaten gerçekten bazı yönlerden üstün olan bir insan hayatta böyle bir davranışta bulunmaz. İşte burada da insanların kendilerini aldattıklarını ve insana yakışmayan şekilde davrandıklarını, kendilerini nasıl rezil ettiklerini görüyoruz. Tanıdık geldi mi? Geldi. Bildiğin hayattaki gerçek insanlar. O zaman başarılı kitap.)
    Neden karşılarındaki insanı bir makine gibi düşünürler? Dışından sakin kalmayı tercih ediyor, olgunluğundan bizi idare ediyor, onun da duyguları var, söylemek istedikleri var, belki çoğu kişiden daha çok bilgisi ve tecrübesi var ama o mesafeli kalmayı tercih ediyor demezler? Neden belki de bir acısı onu ölmeden öldürmüştür, birşeylerin farkına erken varmıştır, bu dünyadan geçecek kadar birşeyler yaşamıştır demezler?
    Demezler işte. Neyse.
    Ama iş arkadaşı onu tanımaya çalışıyor hatta bunun için büyük bir çaba sarfediyor. Onu, her halini ve çevresini gözlemliyor. Ve sonuç olarak Raif Efendi'nin ne kadar itibar görmeyen bir adam olsa da bunun, onun bunu hakettiğinden değil, insanların öyle davrandığından olduğunu, Raif Efendi'nin aslında kişilik sahibi bir insan olduğunu insanlara kendini ispatlamak ya da tanıtmak ya da yanlış anlaşılmaları düzeltmeye gerek duyacak kadar insanlara yakın olmadığını ama çevresine ördüğü duvarlarının arkasında merak ettiği, tanımak istediği bir insan olduğunu biliyor.
    Bu çabasına karşılık aralarında bir arkadaşlık oluyor ama yine de arada mesafeler var.
    Raif Efendi'nin hasta olduğu bölümler var. Raif Efendi hastayken her insan gibi daha hassas oluyor ve uğruna çalıştığı, (kendi hayatını yaşamadığı neredeyse) baktığı insanların ona karşı duyarsızlığı onu üzüyor. Hiç duygularını göstermeyen bu adamın burada neler hissettiğini apaçık görüyoruz. Ölsem kime ne diyor? (Yani bir insan öldükten sonra onu kahraman ilan etmenin ona bir faydası yok, yaşarken incitmemek lazım.)
    Raif Efendi hasta iken iş arkadaşı onun defterinden haberdar oluyor ve okuma izni alabiliyor. Romanın kalanını Raif Efendi'nin yazdığı defterden onun ağzından okumaya devam ediyoruz.
    Raif Efendi'nin çocukluğu, gençliğinde Almanya'ya gitmesi. İş öğrenmek için gitmesi orada dilini geliştirmesi, nasıl bir insan olduğu ve hayatını değiştiren bir tablo. Ve bir otoportre olan tablonun ressamı olan kadın ile tanışması. Hayatının üç beş ayda nasıl değiştiği. Orada neler yaşadığı, kadın ile ayrılacakları sırada kadının çok hastalanması. Raif Efendi'nin ona bakması. Kadın biraz iyileşirken memleketinden gelen telgraf ile Raif Efendi'nin babasının ölümünü öğrenmesi. Ve iki aşığın hiç beklemedikleri bir zamanda ayrılmak zorunda kalmaları. Yeniden bir araya gelmek için birbirlerine söz vermeleri. (Bu arada aralarındaki ilişki de farklı yani bir isim koyma ihtiyacı duymuyorlar ya da bir zorunluluk ama birbirleriyle fikirlerini paylaşıyorlar, çok güzel diyalogları var. Güzel bir aşk, yaşadıkları. Bunun zarar görmesinden korkarken buna zarar veriyorlar. Hep öyle olmaz mı? Korkuyorsun, incitmekten korkuyorsun, değer veriyorsun karşındakine ve onun düşüncelerine, hislerine, onunla arandaki şeye/ilişkiye ve niyetin ile sonuç farklı olunca çelişkili birşeyler oluyor, falan filan. Yine de birbirlerinin kıymetini ve birbirlerini ne kadar çok sevdiklerini anlıyorlar ama işte ama. Hayat sen anlayana kadar durmaz, akmaya devam eder.)
    Daha sonra Raif Efendi'nin memlekete gelince iş, güç, para gibi konularda sıkıntı yaşaması. (O yokken enişteler miras işlerini kendi lehlerine  halletmişler.) Raif Efendi ile Kürk Mantolu Madonna'nın bu zor süreçleri hep, birlikte mektuplaşarak atlatmaları. Daha sonra ise mektuplaşmaların kesilmesi.
    Raif efendi, kadının kendini aldattığını, terkettiğini, sevmediğini, başka adamlarla olduğunu düşünüyor. Hayata küsüyor işte yıllar boyunca bu yüzden insanlara karşı böyle. Sonra evleniyor. Aile bağları yok. Monoton bir yaşamı sürdürüyor.
    Oysa 10 yıl sonra falan öğreniyor ki aslında kadın ona ihanet etmemiş, ölmüş. Ve üstelik bir de kızları varmış.
    Raif Efendi bunu öğrenince sevdiği kadına güvenmediği ve asıl bu şekilde kendisinin ona ihanet ettiği, ölü bir kadını yıllarca suçladığı için üzülüyor. Ve çok hasta oluyor.
    Raif Efendi'nin arkadaşı bu defteri bir gecede okuyor ve ertesi gün götürmeye gittiğinde Raif Efendi'nin öldüğünü öğreniyor. Ve kitap bitiyor.
    Aslında ilk başlarda güven sorunu yaşayan kadındı...

    14.04.2021 çrş
    Belki de iyi olmamıştır. Belki de yanlış yerleri alıntılamışımdır. Okurken altını çizeceğim yerlerin altını çizmeyi unutmuşum. (Sonradan inanılmaz sinirlerim bozuldu. Zaten sürekli sinirlerim bozuluyor.) Yeniden şöyle bir hızlıca göz geçirmek sarhoş etkisi yaptı. Özellikle kadının ruh hallerindeki gelgitler insanı okurken bile yoruyor. Yaşamak gerçekten daha daha yorucu. Böyle bir ruh halindeki insana nasıl yardım edilebilir, ne yapılabilir? Bilmiyorum.

    15.04.2021 Prş
    Bugün kendimi zehirli elmayı yiyen prenses gibi hissediyorum. Midemde zehirlenmişim gibi bir tat var. Okuyunca iyi olacağıma daha zehirleniyorum sanki.

    Kitabı, başta da yazdığım gibi yalnızca biraz uzaklara gitmek için okumuştum. Eskiden, çocukken, okuduğum kitapları hatırladım. Bir tane öne çıkan karakter olurdu, öğütlenen özellikleri kendinde toplamış birinci tekil kişinin ağzından anlatılırdı büyük ihtimalle. Kendimizi okurken o karakter sanardık, kitabın sonuna kadar, hiç değişmezdi. Şimdi ise öyle olmuyor. (Buna daha sonra da değineceğim.) Bu kitabı okurken hep iki karakter var gibi düşündüm. Kadın ve adam, karşındaki ve sen. Hatta kendimi karşı tarafın, karşı cinsin yerine koyarak okudum. O, ben oldu ben de o. Onu taklit etmeye, o olmaya çalıştım. Eğlenceli geldi hatta bir ara. Bazı yerlerde duygulandım. Ve hâlâ umudum vardı okurken. Kitap bittiğinde okuduğum anlar kadar üzücü gelmedi, vicdan azabım olmadığını farkettim, kimseye karşı. Ya da küçük biraz olsa bile bunun diğer insanlarda olması gerekenden daha küçük olduğunu hatta bunu bile telafi etmek için yapabileceğimi belki fazlasını da yaptığımı yapmaya çalıştığımı düşündüm. İçim rahattı. Sadece üzgündüm. Beni üzen şey için üzgündüm.
    Dün kalan alıntılar için yeniden baktığımda, düzenli olmayan ikinci bir okuma yaptım gibi oldu. Ve belli sayfaları.
    Dün kitabın içinde bile kendimi yapayalnız hissettim. Sanki kadın da bendim. Adam da ben. Raif de bendim. Maria da ben.
    Bu da böyle bir okuma oldu. (Buraya da dönelim.)
    Sonra kendimi Raif Efendi gibi hissettim. Neden? dedim. Bırak artık kendi kendine oynama dedim. Bugüne kadar kimi neyi anladın, neyi değiştirdin, neyi düzeltebildin, halledebildin? dedim. Hayatında bunların hangisini başarabildin? Üstelik daha suçlandın. Ve bunlar uğruna kendini yitirdin hep, kimin umurunda? Neden yalnız ağlıyorum? Ben olmasam dünya dönmeyecek mi? Aman azıcık sağdan dön, öleceğiz diye pinpiriklilik yapmam şart mı? Ya da neyi değiştirir? Hâlâ daha anlamaya, yorumlamaya, çözmeye hatta kendimi çözmüşüm gibi gelip burada roman kahramanlarını yorumlamaya çalışarak ben ne yapıyorum? Bu çabam gülünç geldi. Hâlâ daha bir uygulamaya, buraya, kendimden birşeyler dökmeye çalışmam acizlik gibi geldi. Neden yeniden hesap açtın ki dedim? Neden buradasın hâlâ? Heryerden defol git. Evet insanların Raif Efendi'yi kaçırmaları gibi senin de kaçmanı istiyorlar apaçık. Neden tamamen kaçıp gitmedin, napıyorsun burada?
    Ama o kadar bıktım ki artık hayatımdaki her şeyin yarım kalmasından. Kaç aydır okuduğum kitaplar bile yarım. Kendimi sakinleştirdim ve o an hesabımı kapatmaktan vazgeçirdim.
    Dedim bitir. Bu kez bitir ve öyle git.
    Bu kitap üzerine yapacaklarını yap. Alıntılarını paylaş, incelemeni yaz ve git. Bir kez olsun bir şeyi tamamla. Otur ve alıntıları yaz.
    Romana tekrar dönüyorum. Bir aldatma falan olsaydı düşük puan verecektim. Yok. 10 puan. Aldatma yok, Vazgeçme yok, aşk var, sevda var, sevmek var, ama kavuşamıyorlar. Evet böyle daha acıklı.

    Bir kadın ve bir adam. İkisi de hayatlarına doğru kişiyi bulup, doğru kişiyi alacaklarına inanıyorlar. Baştan Raif Efendi bunu hiç dile getirmese de içinden hep bunu istediğini daha sonra Maria'yı tanıdıktan sonra da bunu dile getirdiğini görüyoruz. Raif Efendi'nin hayatında kimse olmamış. Maria ilk aşkı  (komşu kızı Fahriye'yi saymazsak). Ve Maria'yı gerçekten çok seviyor ve güzel seven bir adam Raif. Maria hakkında ise çok bir bilgi yok kısıtlı bilgi var elimizde ama Maria'nın konuşmalarına,  anlattıklarına ve ruh hallerine bakarak ona dair çıkarımlarda bulunabiliriz. Yorumladığım kadarıyla Maria, zor bir hayat yaşamış ve birşeyleri hep kendisi halletmek zorunda kalmış. Babası ölmüş, annesine bakmış. Güçlü bir kadın olmak zorunda kalmış yani. Hayatına başka erkeklerin girdiğini ama onların kendisi için "doğru insan" olmadığını farkettiğini ve hayatından çıkardığını görüyoruz. Yani gelip geçici iliskilerden hoşlanan biri değil Maria. Bunlar onu sadece hayal kırıklığına uğratıyor. (Bu tip kadınlar için de toplumun başka karalamaları ya da önyargıları oluyor genelde. Beğenilen bir kadın, sürekli hayatında birileri vardır, duyguları sahtedir gibi, gibi, gibi... ne alakası var.) Maria aslında doğru insanı arıyor. Ve hayal kırıklıklarından sonra hayatına insanları almamaya karar verdiğini düşünüyorum ben. Maria sevmekten, güvenmekten, hayal kırıklığı yaşamaktan, başarısız olmaktan korkuyor. Ama Raif Efendi'ye karşı farklı hissediyor. Yani onun doğru insan olduğunu biliyor ama korkuyor sadece baştan. Çünkü daha çok tanımıyorlar birbirlerini. Hatta Raif Efendi'yi kırıyor bir kere. Raif Efendi çok üzülüyor, sevilmediğini ve kendine güvenilmediğini düşünüyor. Ama daha sonra Maria hastayken Raif Efendi yanında oluyor. Raif Efendi'yi tanıdıktan sonra Maria ona gerçekten aşık oluyor. Onu seviyor. İlk kez bir insana bu kadar çok güveniyor. İyileşsem hiç ayrılmayalım bir daha diyor. Seviyorum diyor. Ama Raif Efendi'nin babası ölüyor o sıra. Raif Efendi memleketine dönüyor. Ve can sıkıcı başka sorunlarla karşılaşıyor. Bunları çözünce Maria'yı yanına alacak. Raif Efendi, tam hazırlıklarını tamamlarken Maria ölüyor ve mektuplaşmalar kesiliyor. Arada mesafeler var. Farklı ülkelerdeler. İletişim şimdiki gibi değil. Raif Efendi araştırsa da bir sonuca ulaşamıyor. Öldüğünden haberi yok. Kendini terkedildi zannediyor. Ve kalan ömrünü bu zannın verdiği olumsuz duygular ile geçiriyor.

    İlişkilerde böyle şeyler oluyor, hayattan şeyler. İki insan birbirini seviyor ama o güne kadar ikisi de farklı yollarda yürümüş ve çoğunlukla kendi seçmedikleri şeylerle karşılaşmışlar. Yani farklı tecrübeleri var, farklı korkuları, farklı sorunları, farklı güzellikleri. Ve bunların kendileri bile farkında değiller belki, ilişkide bunlar birden ortaya çıkıyor. İnsan kendini başkasının aynasında görüyor ama ikisinin de farklı yaraları olabilir. Bunlar hep öğrenmeden yaşanan şeyler. İnsan ya karşısındakini kırabiliyor ya da kendini vb. Ama ortada çok büyük bir sorun yoksa ayrılık olması acı bir durum. Ama bir taraf istemiyorsa da biter. Yapacak bir şey yok. 90 dakikalık bir maçı 90 dakika da siz uzatamazsınız. Demekki bitmiştir. Size soran olmadıysa hele. Bitmiş demekki.

    Ki bazen mesele bitmek bitmemek, gitmek gitmemek de değildir. Zaten bir şeyi şeklen sembolik olarak bitirmek çok da önemli değildir. İnsanın içinde bittiyse bitmiştir zaten. Sıkıntı, sana gitme mi dedik bitme mi dedik. Çirkin ve gereksiz şeylerin yaşanması. Sen salaksın bittiğini anlayamazsın dur senin görünce hoşlanmayacağın bir şey yapayım. Senin üzüleceğin, ya da hatırlamak isteyemeceğin, rahatsız olacağın şeylere karşı duyarsızım. Sağlığına ölümüne duyarsızım. Bu mu? Hadi üzüldüm bir yerlerde, hadi öldüm, hadi acı çektim oldu mu? Memnun oldun mu? Bu muydu istediğin? Söylesen yeterdi
    Herkes kendine yakışanı yapar. Ve herkes seçtiği şeyin sonuçlarını, yaşar.


    Buradan okuma şekline de değinmek gerekirse, kurgu belki de böyle bişeydir. Yani anlatılacak bir şey var ortada romandaki kişiler bunun için diğer şeyler (zaman, mekan, ...) gibi tamamen bir araç. Yani cinsiyeti, adı, bir yere kadar gerçek bir yerde hayal. Hatta bazen romandaki kişilerin hepsi bir kişi bile olabilir. Yani romanda birine aşık olan kişi ile korkan karşısındaki kişi aslında gerçekten aynı kişidir. Ya da iki iş arkadaşı gibi verilse de bunlar gerçekte birbirine daha yakın iki insanı temsil ediyor olabilirler.


    Fakatını bizde anlayamadık. Bu hikayede yanan ikisi de oldu.


    Beynim hâlâ yavaş çalışıyor. Bir kitabı bir haftada okuyup üç günde özetliyorum. Ve artık okumayacağım. Yine en yanlış zamanı bulana kadar. İlk inceleme yazımın böyle olacağını ya da aynı zamanda son inceleme yazım olacağını tahmin etmemiştim. Şimdi yabancı biri gibi gidip yazacağım. Ve bu hesabı da böylece yarım bırakıyorum. Çünkü artık canım istemiyor. Hevesim kaçtı.


    Herkese selam, sana mutluluk, bana da ne ben de bilmiyorum, daha düşünmedim.
  • "Modern insan, anlamdan yoksun olduğu söylenen bir evrende anlam bulmaya mahkûm edilmiştir. İnsanın içinden dış dünyaya doğru uzanan bu arayış, her defasında maddî âlemin anlamsızlık duvarına çarpar. İnsan kendini ve evreni anlamak için tefekkür etmeye çalışırken, geç modernitenin yeni akımları (teknolojiye râm olmuş bilim, insanı bir tüketim makinesine indirgeyen haz kültürü, mânâyı şehevî görsellikle özdeşleştiren teşhir ve moda akımları, 'İnsan insanın kurdudur.' diyen ekonomik ve siyasal sistemler) anlam arayışının lüzumsuz bir uğraş olduğunu kulağımıza fısıldamaktadır. Zengin, başarılı, ünlü, güçlü, vs. olmak dururken anlamlı bir hayat arayışı beyhude bir çabadır. Kendini çağın ruhuna bırakanlar yeteri kadar mutlu görünüyorlar. Bizlerin de onlara katılması barbar, oyunbozan, ilerleme karşıtı, çağdışı vs. yaftasını yemeye hazırlıklı olmalılar."
  • "İnsan insanın kurdudur." diyen ekonomik ve siyasal sistemler anlam arayışının lüzumsuz bir uğraş olduğunu kulağımıza fısıldamaktadır. Zengin, başarılı, ünlü, güçlü, vs. olmak dururken anlamlı bir hayat arayışı beyhude bir çabadır. Kendini çağın ruhuna bırakanlar yeteri kadar mutlu görünüyorlar. Bizlerin de onlara katılması tek yol olarak sunuluyor. Buna itiraz edenler ise gerici, yobaz, barbar, oyunbozan, ilerleme karşıtı, çağdışı vs. yaftasını yemeye hazırlıklı olmalılar.
  • 296 syf.
    ·Puan vermedi
    Kitapta bilimsel araştırmaların bazıları derlenmiş ve çocuğun başarısında etkili olan durumlar anlatılmış.

    Kitabın özeti;
    Kültür değişimi gençlerle başlar, devamını annelerin aktarımı ile gerçekleşir. Yetişkin erkekler değişime daha kapalıyken kadınlar değişime açıktır. Çocuğun başaracağına inan ve bunu ona söyle tepkisiz kalma veya kötü yanlarını dillendirme. Süreci ve başarılarını gerçekçi olarak ifade et. Başarılarını hatırlat ve göster. Türkiye de 1 milyon küsür insan kütüphanelere kayıtlı yani %85 tv izliyor. Oysa 500 nitelikli kitaptan oluşan bir kütüphane çocuğun dünyadaki tüm yaşıtlarından 3 yıl başarısını önde götürmesi demektir. Evde kullanılan nitelikli kelimelerde çocuğun başarısında önemlidir. Başarı mutluluğunun geçici önemli olanın öğrenmek olduğu ve vazgeçmemek, pes etmemek olduğu unutulmamalıdır. Kimse ilk denemesinde başarılı olmuyor.
    Aşağıdakiler başarılı olmada IQ seviyesinden, deha olmaktan, yetenekten bile daha önemlidir.
    1. Geleceğe aktif hazırlık, amaç için çalışmak, eylemlerini bir yönde yoğunlaştırmak
    2. Karşısına yeni bir şey çıktığında başladığı işten vazgeçmemek, istikrar, istek
    3. İrade, sebat, sabır, dayanıklılık
    4. Engellere karşı pes etmemek ve içsel kararlılık

    Dayanıklılık belki de başarıda en önemli şeydir. Otoriter ebeveynler talepkâr ama destek vermeyenlerdir, müsamakar ebeveyn destek verir sınır koymaz, ihmalkâr ebeveynin talebi de desteği de olmaz. Bu ebeveynlerin çocukları dayanıklı olamaz. Bebekliğinde güvenli bağlanmamış çocukta psikolojik dayanıklılık zayıf olur. Hayat bir lunapark değil çocuğa tek başına bir şeyler yapma şansı tanınmalı. Çocuğun sevdiği sporu yapması hem fiziksel hem psikolojik dayanıklılığı geliştirir. Lokum testinde dayanamayıp lokumu yemeyenler çelik iradelilerdir. Lokumu yemeyip iki lokum yeme hakkı kazananların gelecekte de iradeli oldukları görülmüş. IQ test sonuçları daha iyi olanlar değil de iradesi yüksek olan bu çocuklar üniversite sınavında daha başarılı olmuş. Bu testte güven de önemlidir. Araştırmacının ikinci lokumu vereceğine güvenen çocuk 4 kat daha iradeli davranarak zevkini erteleyip kendini kontrol edebilir. Çocuğa sevdiği bir yiyecekle bu testi siz de yapabilirsiniz. Küçük yaşta hazzı ertelemeyi öğretebilirsiniz ama yaş ilerledikçe bu zorlaşacaktır. Çocuğa beklerken eğlenceli anılarını düşünmesi, başka yere odaklanması, yiyeceği bir resim olarak düşünmesi öğretilirse 10 kat daha uzun süre bekleyebilir. Hayal gücü iradenin kanatlarıdır. Tutarlı ve güven veren ebeveyn iradeyi destekler. Sabır geliştirmek için çocuğa istediği bir şeyi hemen almak yerine iki hafta sonra iki farklı şey almayı teklif edebilirsiniz. Bazen sevmesekte yapmamız gereken şeyleri yapmamız gerekir bu da sabır gerektirir. Hayat hep sevdiğimiz şeylerden oluşmuyor. Kendine uygun biraz daha sıkıcı, zor aktiviteler yaptırın. Sebat ve inatı da karıştırmamak gerekir. Sebat güçlü bir istemden kaynaklıyken inat güçlü bir istememeden kaynaklıdır. Diktiğiniz bir fidanın her gün köklerini çıkarıp bakarsanız asla büyüyemez. Ancak inat doğru kanalize edilirse azimle başarılı da olabilirler. Akıllı direnmeye azim, akılsız direnme inattır aslında. Özgüvenli ama dışlanıp yalnız kalmış çocuk daha yaratıcı ve üretken olabilir. Yol bilen kervana katılmaz. Onlar özgün ve kendileriyke ilişki içindedirler ve nereye gideceğini bilirler. Yalnızlığı tercih eden çocuk üstün zekalı olabilir. Anaokulu sosyal zeka düzeyi çocuğun gelecekteki başarısını 2 kat artırmış.

    Çocuğun zekası değil çabası övülmelidir. Zekası övülen çocuklar başarının garanti olduğu duruma yönelirken çabası övülenler daha zorlayıcı durumu seçiyorlar. Zekası övülenler başarısız olduğunda pes ederler ancak çabası övülenler başarılı olmak için daha fazla çaba gösterirler. Zekası övülen çocuk başarısız olmaktan korkar, özgüveni çabuk kırılır. Çaba göstererek başarabileceğini düşünmediği gibi başarısızlığının zekasızlıktan kaynaklı olduğunu düşünüp kişisel algılayabilir. Ben zaten zekiyim diyerek tembelliğe vurarak başarısız oldukça özgüveni düşerek sahte başarılar elde etmeye başarılı görünmeye çalışabilir. 40 kere salak ya da 40 kere zeki dersenizde sonuç başarısız çocuk getiriyor. Kısa, net ve gerçekçi, doğru nedene dayanan, bilgilendirici sürece dayalı geribildirimde bulunun. Beyin de çalıştıkça bir kas gibi gelişebilir.

    Kahvaltı yapmak okul başarısı ve olumlu davranışları artırıyor.

    Spor oyunlarına hobi olarak başlama yaşı 6. Bunun öncesinde kuralsız her türlü serbest aktivite yapılabilir. 6-11 yaş arası hobi düzeyinde spor yaparak sevdiği sporu keşfetmesine izin verilir. 14 yaşından sonra profesyonel sporcu olacaksa düşünülür.

    Kurabiye canavarı araştırmasına göre kendisine güç verilen kişi kendisini daha yetkili ve daha haklı ve önde görüyor. Güçlü kişi sınır ihlalleri yapıyor. Gücü yönetmeyi erken yaşta öğrenmeliyiz. Kurabiyeleri yapın eve çocuğunuzun iki arkadaşını daha davet edin. Arkadaşlarına bir yazı, resim görev verin ve çocuğunuza onlardan sorumlu olduğunu onları kontrol edip puan vereceğini söyleyin. Sonra masaya tabakta 5 kurabiye koyun. Bakalım 4. Kurabiyeye bu 3 kişiden ilk kim uzanacak. Çocuğunuzda patronluk, kontrolsüz güç, sınır ihlali davranışları olursa onu karşınıza alıp gücü insanlara hükmetmek için değil onlara hizmet etmek için kullanmanın değerini anlatın.

    Rüşvet vererek yani matematik notların yükselirse 50 tl veririm, bu ay 5 kitap okursan 100 tl veririm, notların bu sene yükselirse bisiklet alırım gibi davranışlarınız varsa dünyanın en pahalı araştırması yapılarak bu şekilde para ile öğrenime öğrenciler teşvik edilmiş. Başarısız çocuklar parayı almak için kitap okumuş ama anlamadan, sonuç olarak ise başarılarında bir artış olmamış hatta düşmüş çünkü o nlar sadece parayı almaya odaklanmışlar. Başarılı öğrenciler üzerinde ödül(para) kısmen işe yaramış. Parasal teşvik öğretmene, aileye verince de başarılar artmamış.

    Çocuğunuzun yanınızdayken başkalarının başarıları üzerine konuşmanıza dikkat edin. Bu cümlelerinizden çocuk gizli öğrenme gerçekleştirir. Sevdiğiniz işi yapın ve ona emek verin ne iş yaparsanız yapın mutlaka maddi gelirde kazanırsınız.

    Odaklanma ve dikkat becerisi ders notlarını etkiler. Konsantrasyonu hep başka yerde olan öğrenci öğrenemez. Yeşil ve doğa ortamı dikkati artırır. Hızlı çizgi filmler odaklanmayı azaltır. Çocuğa dikkat oyunları oynatılabilir. Bir sürü oyuncakla oynamak çocuğun dikkatini dağıtır. Sık tenefüs yapılan okullarda dikkat daha yüksektir. Sessiz, aydınlık, havadar oda dikkati artırır. Tv ve bilgisayar dikkati azaltır. Sabahın erken saatlerinde dikkat daha yüksektir. Ambalajlı, şekerli gıdalar dikkati azaltır. Fast food hiperaktiviteyi artırır. Spor dikkati artırır. Aynı anda bir çok işi yapmakta dikkati azaltır. Bir şeyin cevabı aklınıza tuvalette geliyorsa tek işi yaptığınız için olabilir. Aynı anda bir çok işe girişip hiçbirini yapamayana tilki beyinli, tek işe odaklananlara kirpi beyinli denir. Bazen kirpi bazen tilki beyine ihtiyaç olabilir.

    Genel olarak iki isimli kişiler daha başarılıymış. Özellikle iki isim kadınları daha çok etkiliyormuş. İsimleri yaygın olanlar ise daha kolay iş bulabiliyormuş. Genelde CEO gibi ticaret işleriyle uğraşanlar kısa isimli ya da ismi uzun bile olsa kısa isimle anılanlar var. Hukuk gibi işler yapanlara iki isimli olmak daha olumlu hisler kazandırıyormuş.

    Babalar çocuklarıyla ne kadar vakit geçiriyor. Kitap okuyorlar mı, etkinlik yapıyorlar mı, oyun oynuyorlar mı, birlikte geziyorlar mı, dertleşiyorlar mı? Türkiye de babaların %91'i çocuktan annenin sorumlu olduğunu söylemişler yani %91 ATM babası. Ailenin sadece para ile ilgili durumlarıyla ilgileniyorlar. Ancak bu durum çocuğun okul başarısını olumsuz etkiliyor. Babası daha ilgili olan, okul toplantılarında ve diğer alanlarda çocuğunun sorumluluğunu alan babaların çocukları okulda daha başarılı oluyor. Çocuk babasının da kendisiyle ilgilenmesiyle ikinci bir destekle daha başarılı oluyor. Babaların çocukların hayallerine kaldıraç etkisi yaptığı görülmüş.

    Dahilerin %20'sinin 1 veya 2. kuşak göçmen oldukları görülmüş. Bir çok zihinsel kuşak aktarımının buna sebep olacağı düşünülmüş. ABD'deki patentlerin 1/3ü, Nobel ödüllerinin %25'i de göçmenler tarafından alınmış, büyük şirketlerinin kurucuları da göçmendir. Yani farklı kültürlerde yaşamak kişiyi yaratıcı yapıyor. Farklı yerlere seyahat edenlerin testlerde daha başarılı olduğu da görülmüş. Yeniliklere ve değişime açık kişiler daha yaratıcıdır. Çocuk ve hayvanlarla zaman geçirmekte zihninizde nöral yollar açar.

    Video oyunları ve sosyal medyanın okul başarısına etkisi araştırılmış. Başarılı ve çalışkan öğrencilere uygun şekilde yapılandırılmış, şiddetten uzak, gelişimi destekleyen oyunların doğru miktar (haftada1kere) ve zamanda oyun oynanması başarıyı artırabilir. Oyun çocukla oynamayacak tabi çocuk oyunla oynayacak. Ayrıca oyun, derslerin, aile ve arkadaşlarının önüne geçmemelidir.

    Televizyon izleyen çocuklarla araştırma yapılmış. 3 yaşından önce tv izleyenler 6-7yaşında en düşük başarı puanlarını almış. Bu çocukların dikkat sorunları var, kelime hazneleri daha zayıf ve zorbalığa(agresif) daha yatkınlar (depresifler). Eğitici tv programları bile 2,5 yaş öncesinde zararlı. Türkiyede yapılan araştırmalara göre TV izlemek ve sosyal medya çok yaygın... Başarılı çocuklar kitapların daha çok olduğu, sıcak sohbetin, paylaşımın olduğu ailelerden çıkar.

    Hangi ay doğduğumuz başarıyı etkiliyor. Haziran, Temmuz da doğan CEO sayısı az. Sene başında doğan çocuklar ay farkıyla daha büyük olup avantajlı olabiliyor. Anaokuluna erken başlayanlar daha avantajlı oluyor. Yılın ilk üç ayında doğanlar her türlü avantajlı, son üç ayında doğanlar ise tam tersi.

    Kısa vadeli planlar yapanlar ne kadar çok prova yaparsa yapsın uzun vadeli plan yapanlar daha başarılı olurlar. Uzun vadeli olarak bir işe girişenler daha fazla prova yaparlarsa kısa vadeli planı olanlarda %400 daha başarılı olurlar. Bir işi uzun süre yapacağını düşünmek o işte başarıyı artırır. Tutku, yetenek ve düzenli çalışma başarıya ulaştırır. Erken kalkan da yol alır tabi... Dünyada çok az insan işini severek yapar. Sevdiği işi erkenden bulabilmek ortaokul zamanlarında başlar. İlgiler bilgi ile desteklenmelidir. Oyun sırasında oynadığı oyuncaklar ve onlarla nasıl oynadığı önemlidir. Arabayı söken çocukta mühendis zekası, arabayla sohbet eden çocukta dilsel zeka olabilir.
    Arabaları başkalarına kullandırıyorsa ve yönetiyorsa CEO olabilir. İzlediği film, kitaptan aklında kalanları sormakta ilgi alanlarını anlamakta önemlidir. Duygulara mı, eylemlere mi, duyulara mı odaklı olduğu değer ve düşüncelerine yönelik ipucu verir. Artık mesleklere göre beceri geliştirme değil temel başarı becerilerini geliştirmeye odaklanmak daha mantıklıdır.

    Yoksul gruptaki öğrenciler televizyondan ayrılıp sanata yönlendirildiğinde başarı seviyleri artmış. Müzelere, kütüphanelere, sergilere gidin. Sanatsal malzemeler alın. Odasına bir sanat köşesi ya da sanat kutusu yapın. Sanal müzeler gezin. Sanatçıların biyografilerini araştırın.

    Tahtadan uzaklaştıkça öğrencinin başarı oranı düşer.

    Daha az malzeme verilen öğrenciler (yoksullar) daha yaratıcıdır. Kar küreyici (zorlukları kaldıran) anne babalar çocukların azim, adanma ve yaratıcılığını zayıflatır. İstediği herşeye kolayca ulaşan çocuk doyumsuz, maymun iştahlı ve tembel olabilir. Çocuğun yapabileceği hiçbirşeyi siz yapmayın. İnsan elinde hiç seçenek olmayınca veya çok seçenek olunca mutsuz olur. Çok verme arsız olur, az verme hırsız olur.

    El sıkışma araştırılmış. Kuvvetli el sıkan kişi daha sosyal, dışadönük, hayat enerjisi olumlu görülmüş. Avuçlarınız terli olmayacak ve ne çok agresifçe sıkacak ne de hayat enerjiniz bitmişcesine el sıkacaksınız. Karşınızdakinin sıktığı kadar sıkabilirsiniz. Otururken ayaklarınız bitişik olmasın hafif aralık olsun ve ayaklarınız yere bassın. Kollarınız yanda bükülü şekilde rahat olsun. Avuç içleriniz açık olsun. Gülümseyin. Geçmiş başarılarınızı yazın hatırlayın. Konuşmanın %60'ında göz teması kurun. Göz rengini bilecek kadar bakın.

    Okula yürüyerek giden çocuklar derse daha iyi (gelişimsel olarak 6 ay önde) odaklanabiliyor. Çocuk doğaya yakın tutulmalıdır.

    Arkadaşları kendinden daha yüksek not alanlar zamanla başarılı olmuş. Yani başarılı arkadaş edinenler başarılı oluyor. Bülbül güle karga çöplüğe götürüyor. Başarısız arkadaşları olan çocuğunda notu düşüyor.

    Türkiyede üniversite sınavında kızların başarı oranı erkeklerden hep daha yüksek çıkıyor. Dil becerilerinde kızlar açık ara daha başarılıyken, Matematikte arada fazla fark olmasa da yine de kızlar daha başarılı olmuş. Araştırmalara göre bunun sebebi kızların okul öncesinde özdenetim becerilerinde erkeklerden 1 sene önde gidiyor olması, ortaokul döneminde özdenetimde erkeklerden daha iyi olmaları, sınav öncesi kuralları mutlaka okumaları, dersleri daha odaklı dinlemeleri, daha tv izleyip daha önce ev ödevine başlamaları, ev ödevlerini yapma oranlarının daha iyi olması, ödevlerine iki kat fazla zaman ayırmaları, detaylara dikkat etmeleri, can sıkan derslere sebatle devam etmeleriymiş. Üniversitede ise kız öğrencilerin daha çok not aldığı, dersin içeriğini daha iyi hatırladıkları görülmüş. Kızların planlı ve hedefe yönelik çalıştıkları anlaşılmış. Kızların; dikkat, sebat, öğrenme isteği, kendi kendine çalışarak öğrenme, esneklik ve düzen ölçütlerinde erkeklerden iyi olduğu bulunmuş. Kızlar öğretmenin beklentilerine daha çok karşılık veriyor ve çalışmaya daha istekliler. Ancak kızların okul başarıları iş hayatına yansımıyor. Kadınlar annelik ve kariyer arasında seçim yapmak zorunda kalması ve toplumda kadına, kız çocuklarına bakış açısı buna sebep olabiliyor. Türkiye de bu başarılı kız çocuklarının yalnızca %30'u iş hayatında yer alıyor.

    Çocukların bulunduğu sınıftaki renklerin okul başarısına etkisi araştırılmış. En az bir duvarın farklı renkte olması avantajlıymış. Genelde pembe,mavi,kırmızı renge olumlu tutum varmış. Özellikle kızlarda. Çok fazla renk olması dikkati azaltıyor.

    Gerekli ve düzenli uyku uyuyan öğrenciler okulda daha başarılı oluyor. 3-6 yaş 10-13saat, 6-13 yaş 9-11saat, 14-17yaş 8-10saat, 18-64 7-9 saat, 64 yaş üstü 7-8 saat uyumalıdır. 10dk şekerleme test çözenlerde ideal zaman görülmüş.
    Uyumadan evvel telefona bakmak sabah dikkat dağınıklığı yapıyor.

    Yeterince su içen öğrencilerin sınav notlarında %5 artış görülmüş. Günde 150 grdan fazla süt tüketen öğrencilerinde daha başarılı olduğu görülmüş. Şekerli gazlı, enerji içecekleri, meyve suları ise okul başarısını olumsuz etkiliyor. Kafein de çocuklarda okul başarısını düşürüyor (kahve, kola). Az miktarda kafein ise hafızayı güçlendiriyor. Düzenli çay içmekte olumlu ancak kafein açısından dikkat edilmelidir. Yani ne varsa su da var.

    Çocuklarda tatiller öğrenme kaybına neden oluyor. Özellikle matematik ve okuma da küçük yaşlarda daha fazla. Tarım toplumundan dolayı yaz tatili 3 ay olmuş ve daha da değişmemiş. Amerikada da 3 ay tatil var. Aile olarak tatilde çocuklara matematik aktiviteleri yaptırılıp, kitap okutulabilir ve bolca geziye götürülebilir, spor aktivitesi yaptırılabilir. Yaz okuluna gönderilebilir.

    Kendi kendine konuşmak (kendine şöyle olursa böyle yaparım, haydi oğlum haydi kızım bu iş sende gibi) talimata ve motivasyona dayalı olursa çocuklara başarı getirir.

    2 grup köpeğe elektro şok veriliyor ve bir grup düğmeye basınca şok kesiliyor. Diğer grup düğmeye bassa bile şok devam ediyor. Daha sonra yerlerinde değişme yapılıyor. Daha önce ne yaparsa yapsın acıya katlanan taraf artık kurtulmak için çaba göstermiyor ve acıyı yaşamayı seçiyor. Buna öğrenilmiş çaresizlik denir. Sürekli başarısız olan çocuk başarısızlığı öğrenerek başarılı olmaya gayret etmeyi bırakırlar. Çocuklara her defasında geçmişi unutup yeniden başarı için denemeyi bırakmamayı öğretmeliyiz. Çocuk başarısızlığını neye bağlıyor? Meslek ve düz lisedeki öğrenciler kötü şans ve dışsal neden bağlamış, akademik başarı odaklı öğrenciler başarısızlığını kötü performanslarına, çaba, yetenek gibi içsel nedenlere bağlamış. İçsel nedene bağlayanlar bir şeyleri kendilerinin değiştirebileceklerini düşünürler. İyimser ve umutlu bakış açısıyla engelleri çözmeyi düşünmek gerekir. Gerçekçi iyimserler daha mutlu insanlardır.
  • 331 syf.
    ·Beğendi·7/10 puan
    Hayalle gerçek arasında; gerçeğin düşe, düşün gerçeğe yaklaştığı bir toplum portresi. Toplum dinamiklerinin, insan güdü veya karekteristiklerinin körlük metaforu üzerinden ele alınıp sorgulandığı, okuyucunun yer yer gerçeğin çıplak görüntüsüyle yüzleşmeye çağrıldığı bir hipokrisi itirafı veya yüzleşmesi...

    Yazar Saramago, kitabın giriş kısmının ilk otuz sayfasında merak uyandıran bir hikaye heyecanı yaratmayı başarsa da sonraki 150 sayfada sanki bir kısır döngüde iç içe dairelerde gezinip durmuş ve bu kısım romanı bazı noktalarda çekilmez hale getirmiş. Roman 170-180 sayfa sonra açılmaya ve canlılık kazanmaya başlıyor. Mesajlar, bazı düşündürücü tespitler bu kısımda yer alıyor. Körlük metaforu, başarılı bir şekilde kullanılmış olsada, sosyal düzen, ideolojik söylem, toplum hiyerarşisine dair ikincil bazı metaforlar ise çok silik ve beceriksiz olmuş bana göre. Bunlara hiç girmese de olurmuş..zira körlük metaforu ve bunun insan doğası ve sosyal gerçeklik üzerine tatbiki yeterince güçlü bir mesaj içeriği oluşturuyor çünkü.

    Çevirmenin roman kahramanlarının konuşmalarını sadece nokta ve virgül kullanarak hiç boşluk bırakmadan düzyazı şeklinde vermesi romana farklı bir teknik yansıtsa da çok sempatik bir tarz olarak karşılanacağını düşünmüyorum. Bazen konuşmalar birbirine girebiliyor okuma esnasında...

    Saramago'nun özenle sürdürdüğü roman kahramanlarına isim vermeme üslubu bence çok yerinde bir etki bırakmış. İsmini bilmesenizde romandaki her bir karakteri kişilik ve psikolojileriyle yakından tanıyabiliyorsunuz ki bu yazarın ustaca başardığı bir yazım ve kurgu becerisi. Yazarı romanda, en çok takdir ettiğim yön bu oldu diyebilirim ve sonrasında bu beni bir haylice tebessüm ettirdi de. Zira bu tekniği Rus yazarlar çok önceden keşfedebilselerdi, kahramanlara verdikleri göbek adı, ilk adı ve soyadından oluşan uzun ve gereksiz ve bir o kadarda sıkıcı kelime öbeklerinden kurtulup romanlarına daha sempatik bir hava kazandırabilirlerdi diye düşünüyorum.

    Evet, körlük bulaşıcıdır!
    Hatta görenlerin körlüğü, bakarken kör bakmaları ve hele hele umudun olmadığı bir yaşama katlanmak en büyük körlüktür.

    Kitabın ilk yarısında sabra ihtiyacınız olacak, sonrasında ise sayfa saymayı bıracak ve körlüğün umuda yolculuğunu yaşayacaksınız.

    Yorumumu buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim. Keyifli okumalar..~