• Düşünmeye çalışıyordum. Başımı kaldırıp herkese bakmaya çalıştım ama gözlerindeki kana susamışlık dışında bir şey yoktu.
    "Çıkmaz sokak," diye fısıldadı. "Son zamanlarda onlardan ne çok var."
    Yarı gülümseyen yüzüne baktı. Üst dişlerini gösterecek şekilde, gamzesini ortaya çıkaracak kadar harika bir şekilde gülümsedi. Elimi yanağına, gamzesinin üzerine bastırdım.
    "İkimizin arasındaki bir sır olmasını istiyorum yanağındaki çukurun."
    Söylediğim her ne ise onu daha çok hırpaladı.
  • Edip Cansever'in Oteller kenti kitabını karıştırıyorum..
    Yüzme havuzu şiiri:bir yerde şöyle diyor:
    Gergefinde gülümseyen karanfil bir bütündü, biliyorduk. Bir orman bir bütündü, bir deniz,bir leopar benekleriyle, bir balık kılçıklarıyla, iri gözleriyle, solungaçlarıyla,bir sokak, bir alan, bir kent, bir oda lambasıyla, masasıyla, rafıyla,ipliğiyle bir iğne, dalıp çıkışıyla kumaşa..
    Sonra ekliyor
    Ama biz dağınık kaldık. Sevgimizle, sevgisizliğimizle.. Mutluluğumuzla, mutsuzluğumuzla..Özlemlerimizle, yitikliğimizle...
    Gerçekten bütünlük var mı? Hayat bir bütün mü? Vardıysa da kaldı mı? Cansever 30 yıl önce yazmış bu şiiri. Hayatın daha yavaş,,daha ağır aktığı günlerde.
    Sanki bugünleri görmüşçesine.
    Şimdi her şey çok daha hızlı hareket ediyor.
    Gündelik hayat her şeyi ezip, un ufak ediyor. Hayatın ritmi hızlanırken, kalbimiz ritmi soluksuz kalıyor..Ve belki de bu nedenle, hep dağınık kalıyoruz..
  • Ne bir cani ne de bir haydutum ben,
    Masumları kurşuna da dizmedim, dizdirmedim.
    Yoldan geçenlere durmadan gülümseyen
    Bir sokak çapkınıyım.

    -Sergey Yesenin
  • 136 syf.
    ·2 günde·Beğendi·9/10
    Edebiyatımızın sevimli aylağı Sait Faik Abasıyanık. Türk Çehov'u, İstanbul hikayecisi, sorumlu avare, sokaktaki adamı en iyi anlatan. Hayatımızın bir köşesinde kesinlikle tanımışızdır o meşhur şapkasının altından gülümseyen bu mutlu adamı. Hiç hikayesini okumasak bile, en azından şarkılardan öğrenmişizdir; “Kiraz mevsiminin sevişme vakti olduğunu”, “Bir insanı sevmekle başladığını her şeyin” ya da arkamızdan gelen “Hişşt hişşt “ seslerini.

    Mutlu bir adam mı? Kitaplarına bakarsak öyle. Semaver, Havada Bulut, Sarnıç, Lüzumsuz Adam, Şahmerdan ve daha bir çok kitabı, yüzlerce öyküsü var Abasıyanık'ın. Hemen hepsinde gördüğümüz; insan sevgisi, doğa aşkı ve İstanbul. Güzel ve duru kelimelerle hikayelerinde insanı mutlu eden bir yazar. Şu ana kadar okuduğum kitaplarından tek bir kelime çıkarmam gerekseydi kesinlikle "sıcak"olurdu bu. Gerçekten güzel bir insan Sait Faik ve o sıcaklığı başından sonuna okuyucusuna yansıtıyor.

    Şu ana kadar diyorum, çünkü yazarın ölmeden önce basılan son kitabı olan “Alemdağ'da Var Bir Yılan”da alıştığımız Sait Faik'i göremiyoruz fazla. Burada şöyle bir girdi yapmak istiyorum. Sitedeki kitap incelemelerinde çoğu okurun Sait Faik'e ilk olarak bu kitapla başladığını görüyorum. Bence farklı herhangi bir kitabı (Semaver, Sarnıç, Mahalle Kahvesi vb.) Sait Faik'i tanımak için çok daha iyi bir seçenek olacaktır. Tabi ki diğerlerinden daha değersiz bir kitap değil bu. Açıkcası kendime en yakın hissettiğim hikayeleri bu kitapta yazarın.

    Gerçekten de önceki kitaplarındaki o İstanbul aşığı, sokak satıcılarına, balıkçılara, mahalle esnafına, işsizlere, serserilere, başıboş köpeklere, martılara , hemen her şeye sevgiyle yaklaşan Sait Faik'i göremiyoruz bu kitapta fazla. 40'lı yaşlarının ortalarını geçmiş, bazı kırgınlıklar, küskünlükler yaşamış, kitaplarının yayınlanmasına rağmen fazla para kazanamayan, yalnız, arayan bir insan var çoğu hikayede.
    O çok sevdiği İstanbul'a bile küsmüş Alemdağ'da Var Bir Yılan öyküsünde, (#31789039). Evet , “Bir insanı sevmekle başlayacak her şey” diyor ama “İstanbul'da insanı sevince herşeyin bitiyor”u da ekliyor cümlenin sonuna. Çarşıya İnemem ve İki Kişiye bir hikayede her zaman severek anlattığı insanların iğrençliklerini de gösteriyor okuyucuya.

    Panco var çoğu hikayede (Başta Panço sandım, ama her yerde Panco diye geçiyor). Panco'nun kim olduğunu kitabın ikinci hikayesinde öğreniyoruz. “Yalnızlığın Yarattığı İnsan” Panco. Yalnızlığı öyle güzel anlatıyor ki Sait Faik bu hikayede, milyonlar içinde yalnız olan yazarın hissettiği o kavun acısı sizin de içinize oturuyor. Panco kimi yerde ismiyle koyun kürkünden platosunun yakası, bembeyaz suratı, çıbanı ile belirsiz bir karakter olarak çıkıyor karşımıza. Kimi yerlerde ise isim vermeden bir dert ortağı, bir yoldaş ya da bir sevgili olarak. İşte bu sevgiliyi çağrıştıran cümleler yüzünden bu kitaptaki bazı hikayeleri “eşcinsel bir manifesto” olarak tanımlayanlar da mevcut. Toplumun yaşamasına izin vermediğinin kırgınlığıyla, yazarın kendine bir sevgili yarattığını söyleyen. Ben, ama, ne kadar doğru bilmiyorum, Panco'da kendisini hayal ettiğini düşünüyorum yazarın, yalnızlığın, kimsesizliğin, toplumsal düzendeki çirkinliklerin, sahteliklerin etkisiyle. Ama tam olarak bilemiyorum herkes gibi.

    “Alemdağ'da Var Bir Yılan” Sait Faik hikayeciliğinin doruk noktası benim için (topu topu dördüncü kitabı bu okuduğum, o yüzden kale almayın fazla). Belki türk edebiyatındaki en iyi hikaye kitaplarından biri. Kitapta 17 hikaye var, o Marquez tarzı büyülü gerçeklikten sürreale kadar kayan hikayeler, yalnızlıkla dolu hikayeler, her şeye rağmen içinde hayat sevgisi bulabileceğimiz hikayeler, “Sait Faik hikayelerini nasıl yazar ?” sorusuna cevap bulacağımız hikayeler, insan hikayeleri, hayvan hikayeleri, güzel hikayeler. Hepsi güzel. Çünkü kaç yaşında olursa olsun, hep güzel insan Sait Faik.

    Öldüğünde topu topu beş- on bin okur varmış Türkiye'de 20 milyonun içinde, arkadaşı Adnan Benk'in Dünya gazetesinde yayınlanan “ Sait Faik'i Yaşatamadık” yazısında yazdığına göre. Sokağında, mahallesinde kimse göz yaşı dökmemiş ardından. Umarım şu anda Panco'yla; kendisini seven, okuyan, anlayan İbrahim (Sisifos) gibi okurları, o her zamanki gülen gözleriyle seyrediyordur yukarıdan. Kendisi sayesinde mutlu olanların sayısı her geçen gün artıyor çünkü.