• 160 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10 puan
    "Yaşasın vampirler" diye başlayan bir çizgi roman sevilmez mi hiç ilk kitabı gibi harika, heyecanlı, gerilimli bir kitap oldu. İlk kitabın yazar kadrosunda Stephen King'de vardı. Eksikliği bence hissedildi ama yine de olay örgüsüyle, o muhteşem çizimleriyle harika bir çizgi roman okuyacaksınız. Elinize bir kahve alıp 1 saat içinde çok rahatlıkla bitirebilirsiniz. Günahlar Şehri olarak lanse edilen Las Vegas'ta, meşhur Amerikan Vampirimiz Skinner Sweet ve dedektif Cash McCogan'ın harika mücadelesini okuyacaksınız. Süper kahraman çizgi romanlarını sevmiyorsanız eğer bu çizgi roman tam size göre. Son olarak çizgi romanın yetişkinler için olduğunu da hatırlatmakta fayda var.
    .
    .
    Kendinize çok iyi bakın. Sağlıcakla..
    .
  • .... çünkü zehirin azı da öldürür.Küçük günahlar ,ateş kıvılcımına benzer ve çok defa küçük bir kıvılcım bir şehri yakar.
  • "Kalben doğru olanı tasdik etmek ve onunla amel etmeyi istemekle birlikte, nefsimize uyup işlediğimiz günahlar yüzünden mü'min kardeşlerimiz bize kalplerini kapatsalar, razı olur muyuz ?"
    Olmazdık.
  • 400 syf.
    ·Beğendi·10/10 puan
    (Kitap hakkında çok bir şey yazmadım ama yine de siz bilirsiniz)Sıkı takip ettiğim yazardan biri olan Merve Özcan'nın en sevdiğim kitaplarından biri.Eger biraz aksiyon istiyorsanız ama içinde aşk olmadan olmaz diyorsanız bu kitap tam sizlik olabilir.Küçüklükten beri bir intikam duygusu ille büyütülmüş bir genç kız Feza...Ve bu kızın delicesine aşık olduğu bir adam Hamza...Feza'nin islamla güzeleşmesine vesile olan iki insan...
    Geçmişini silip şehri terk eden ,aşkını yüreyinde saklayan Feza'nin yüreğinin hızlı hızlı çarpmasına neden olan bir mesaj...ilk karşılaşma...Yanliş anlamalar,kiskanmalar ve bir birini seven iki insanın... Geçmiş ve işlenmiş günahlar...Ve oynanan kötü oyunlar ve bir hadis " Bir kötülük gördüğünüz zaman elinizle,gücünüz yetmezse dilinizle,ona da gücünüz yetmezse kalben buğz ediniz." Bütün kötülüklerin kötülerin hakketigi yere tıkılmasi.Bazen heycanlanacağiniz bazen şifreleri karekterlerle beraber çözeceginiz bazen de Feza ile Hamza'nin ilişkisine bayılacağız harika bir kitap bence...
  • DÖRDÜNCÜ RİCA: Bir zaman ihtiyarlığa ayak bastığımdan, gafleti idame ettiren sıhhat-ı bedenim de bozulmuştu. İhtiyarlıkla hastalık, müttefikan bana hücum etti. Başıma vura vura uykumu kaçırdılar. Çoluk çocuk, mal gibi beni dünya ile bağlayacak alâkalar da yoktu. Gençlik sersemliğiyle zâyi’ ettiğim sermaye-i ömrümün meyvelerini; bütün günahlar, hatiatlar gördüm. Niyâzi-i Mısrî gibi feryad eyleyerek dedim:
    Bir ticaret yapmadım, nakd-i ömür oldu heba,
    Yola geldim lâkin göçmüş cümle kervan bîhaber.
    Ağlayıp nâlân edip düştüm yola tenha garîb,
    Dîde giryan, sîne biryan, akıl hayran bîhaber.

    O vakit gurbette idim. Me’yusane bir hüzün ve nedametkârâne bir teessüf ve istimdâdkârane bir hasret hissettim. Birden Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân imdâda yetişti. Bana o kadar kuvvetli bir rica kapısını açtı ve öyle hakîki bir teselli ziyasını verdi ki, o vaziyetimin yüz derece fevkindeki ye’si dahi izale eder ve o karanlıkları dağıtabilirdi.
    Evet ey benim gibi dünya ile alâkaları kesilmeye başlayan ve dünya ile bağlanan ipleri kopmaya yüz tutan muhterem ihtiyar ve ihtiyareler! Bu dünyayı en mükemmel ve muntazam bir şehir, bir saray hükmünde hakleden bir Sâni-i Zülcelâl, mümkün müdür ki; o şehirde, o sarayda en ehemiyetli misafirleriyle ve dostlarıyla konuşmasın; görüşmesin. Mâdem bilerek bu sarayı yapmış ve irade ve ihtiyar ile tanzim ve tezyin etmiş; elbette nasılki “yapan bilir” öyle de; “bilen konuşur”. Mâdem bu sarayı, bu şehri bize güzel bir misafirhâne ve ticaretgâh yapmış; elbette bize karşı münasebatını ve bizden arzularını gösterecek bir defteri, bir kitabı bulunacaktır.
    İşte o kudsî defterin en mükemmeli; kırk vecihle mu’cize ve her dakikada hiç olmazsa yüz milyonun dillerinde gezen, nur serpen ve herbir harfinde asgari olarak on sevab ve on hasene ve ba’zan on bin ve ba’zan Leyle-i Kadir sırrıyla bir harfine otuz bin hasene ve meyve-i Cennet ve nur-u berzah veren Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyândır. Bu makamda ona rekabet edecek kâinatta hiçbir kitab yoktur ve hiçbir kimse gösteremez.

    Mâdem bu elimizdeki Kur’ân, Semavât ve Arzın Hâlık-ı Zülcelâl’inin Rubûbiyet-i mutlakası noktasından ve azamet-i Ulûhiyyeti cihetinden ve ihâta-i rahmeti cânibinden gelen kelâmıdır, fermanıdır; bir maden-i rahmetidir. Ona yapış... Her derde bir deva, her zulmete bir ziya, her ye’se bir rica, içinde vardır.
    İşte bu ebedî hazinenin anahtarı îmandır ve teslimdir; ve onu dinleyip kabul etmek ve okumaktır.
  • Dördüncü Rica

    Bir zaman, ihtiyarlığa ayak bastığımdan gafleti idame ettiren sıhhat-i bedenim de bozulmuştu. İhtiyarlıkla hastalık, müttefikan bana hücum etti. Başıma vura vura uykumu kaçırdılar. Çoluk çocuk, mal gibi beni dünya ile bağlayacak alâkalar da yoktu. Gençlik sersemliğiyle zayi ettiğim sermaye-i ömrümün meyvelerini; bütün günahlar, hatîatlar gördüm. Niyazi-i Mısrî gibi feryat eyleyerek dedim:

    Bir ticaret yapmadım, nakd-i ömür oldu heba,

    Yola geldim lâkin göçmüş cümle kervan bîhaber.

    Ağlayıp nâlân edip düştüm yola tenha garib,

    Dîde giryan, sine biryan, akıl hayran bîhaber.

    O vakit gurbette idim. Meyusane bir hüzün ve nedametkârane bir teessüf ve istimdadkârane bir hasret hissettim. Birden Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan imdada yetişti. Bana o kadar kuvvetli bir rica kapısını açtı ve öyle hakiki bir teselli ziyasını verdi ki o vaziyetimin yüz derece fevkindeki yeisi dahi izale eder ve o karanlıkları dağıtabilirdi.

    Evet, ey benim gibi dünya ile alâkaları kesilmeye başlayan ve dünya ile bağlanan ipleri kopmaya yüz tutan muhterem ihtiyar ve ihtiyareler! Bu dünyayı en mükemmel ve muntazam bir şehir, bir saray hükmünde halk eden bir Sâni’-i Zülcelal, mümkün müdür ki o şehirde, o sarayda en ehemmiyetli misafirleriyle ve dostlarıyla konuşmasın, görüşmesin. Madem bilerek bu sarayı yapmış ve irade ve ihtiyar ile tanzim ve tezyin etmiş; elbette nasıl ki yapan bilir, öyle de bilen konuşur. Madem bu sarayı, bu şehri bize güzel bir misafirhane ve ticaretgâh yapmış; elbette bize karşı münasebatını ve bizden arzularını gösterecek bir defteri, bir kitabı bulunacaktır.

    İşte o kudsî defterin en mükemmeli, kırk vecihle mu’cize ve her dakikada hiç olmazsa yüz milyonun dillerinde gezen, nur serpen ve her bir harfinde asgari olarak on sevap ve on hasene ve bazen on bin ve bazen Leyle-i Kadir sırrıyla bir harfine otuz bin hasene ve meyve-i cennet ve nur-u berzah veren Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan’dır. Bu makamda ona rekabet edecek kâinatta hiçbir kitap yoktur ve hiçbir kimse gösteremez.

    Madem bu elimizdeki Kur’an, semavat ve arzın Hâlık-ı Zülcelali’nin rububiyet-i mutlakası noktasından ve azamet-i uluhiyeti cihetinden ve ihata-i rahmeti canibinden gelen kelâmıdır, fermanıdır; bir maden-i rahmetidir. Ona yapış. Her derde bir deva, her zulmete bir ziya, her yeise bir rica, içinde vardır.

    İşte bu ebedî hazinenin anahtarı imandır ve teslimdir ve onu dinleyip kabul etmek ve okumaktır.