• Akşit O. (1976). Roma İmparatorluk Tarihi
    Barrow, R.H. (1965). Romalılar
    Magie, D. (2003-2007). Anadolu'da Romalılar 1-4
    Demircioğlu, H. (1987). Roma Tarihi, Cumhuriyet: Menşe'lerden Akdeniz Havzasında Hâkimiyet Kurulmasına Kadar
    Diakov, V. ve S. Kovalev (2008). İlkçağ Tarihi 2: Roma
    Eutropius. Roma Tarihinin Özeti
    Grant, M. (2000). Roma'dan Bizans'a
    İplikçioğlu, B. (2008). Hellen ve Roma Tarihinin Anahtarları
    Le Roux, P. (2006). Roma İmparatorluğu
    Livius, T. Roma Tarihi
  • 708 syf.
    ·8 günde·Beğendi·10/10 puan
    İda(Kaz Dağları)'nın eteğinde oturan Zeus Altarı, Artemis, Apollon ve Athena tapınaklarını gezmiş görmüş bir Egeli olarak bu toprakların efsanelerini anlatan adından ve yazdığı destanlardan başka hakkında fazla sağlam bilgiye sahip olmadığımız Homeros'un İlyada'sını okumak ulvi bir görevdi. Peki Homeros Yunan değil mi? Neden İlyada'yı bu kadar benimsedim? Azra Erhat çevirdiği destanın önsözünde der ki, "Homeros İonyalı'dır ve İzmirlidir, Anadolulu bir yazardır." Bu savı kanıtlamak için de ekler, "İzmir İonya'nın en önemli kültür merkezidir. Aiol ve İonya lehçelerinin kaynaşmasından meydana gelen Homeros destanlarının doğması için İonya ve Aiolya'nın kavşağında bulunan İzmir'den daha uygun bir yer düşünülemez."

    Şunu da belirtelim ki Türkiye İş Bankası'ndan çıkan versyon bir zamanlar düzenlenen Türk Dil Kurumu Çeviri Yarışması'nda birinci seçilmiştir. Azra Erhat destanın Türkçe çevirisinin İngilizce, Fransızca ve Almanca çevirilerine kıyasla orjinal metine daha yakın olduğunu ve güzel bir ahenk oluşturabildiklerini övünerek belirtir. Okuyucu ilk iki sayfayı açıp sesli şekilde okuduğunda bu uyumu kolyaca hissedebilir. Anlaşılması zor değildir, metnin tek zorlayıcı yanı fazlasıyla özel isim içermesidir. Alacağınız Azra Erhat'ın düzenlediği Mitoloji Sözlüğü ile kolaylıkla bunun üstesinden gelebilirsiniz.
    Bazıları önsözde de yazan ancak benim için oldukça önem arz eden birkaç bilgiyi daha size paylaşmak isterim. Öncelikle Troya ovası denen alan oldukça geniş bir coğrafyayı kapsamaktadır. Hellesphontos(Çanakkale Boğazı)'ndan Skamandros(Küçük Menderes)'e değin uzanmaktadır. Destanda işlenen Troya Savaşı Hellenlerin(Akhalar, Argoslular ve Danaolar diye geçer) Anadolu'yu işgalidir. Savunma tarafındaki Anadolulu Troyalılar ve Batı Anadolu'nun dört bir yanında yaşayan diğer halklar bu savaşın ciddiyetinin farkındadırlar. Balıkesir ve çevresi (Mysia), Antalya ve Muğla çevresi (Lykia), İç Anadolu'dan (Phrygia), Çanakkale yöresi(Dardanieliler), İzmir ve çevresi(Maionialılar,) ve Trakya'dan ve hatta Karadeniz kıyılarından krallar ve askerler gelmişlerdir. Troya şehrinin savuncusu ise Hektor'dur. Hektor liderliği bakımından 1. Dünya Savaşında Çanakkale cephesinin Osmanlı'nın galibiyetiyle kapanmasını sağlayan Mustafa Kemal'e benzetmekte haklıdır kanımca. Ancak destanda Hektor Mustafa Kemal gibi bir askeri deha değildir, ancak yiğitliği ve cesareti korku salar düşmanına. Azra Erhat'ın değişiyle Anadolu'nun ulusal savunucusudur Hektor. Troya'nın kaderini elinde tutar ve Anadolu'nun her yerinden gelen savaş ortaklarına karşı sorumludur. Onların görüşlerini dikkate alır, tavsiyelerini uygular.


    Troya savaşı gerçektir. Hellen kültürünün Anadolu'ya yayılması bu savaş sonucunda başlar. Troya'da yapılan arkeolojik çalışmalar da destan'ın geçtiği tarihle örtüşmektedir. Troya şehri milattan önce 1200'lü yıllarda insan eliyle yıkılmış, üzerine tekrar tekrar inşa edilmiştir. Homeros MÖ 7 yy'da yaşadığı tahmin edilir. Yazdığı destan kendisinden önce var olan sözlü gelenekten gelir. Homeros'un İonya'lı bir aşık olarak Troya'lılardan çok Hellenleri övmesi ise bir yanılsamadan ibaret. Kanımca Antik Yunanistan bu destanı yıllarca eğitim kurumlarında okutmuş ve destanı işlerine geldiği şekliyle anlamış, eksik bir çözümleme yapmışlardır. Kitap Troyalılardan yana bakış açısıyla okunduğunda Homeros'un oldukça içten ama öz şekilde Anadolulu halkları övdüğü anlaşılabilir. Ayrıca iki tarafın kültürel farklılıkları da metinde karakterlerin konuşturulmasıyla dolaylı olarak verilmiştir. Buna bir örnek erkeklerin kadınlara karşı tutumudur. Akhalar (veya Hellenler) kadınları bir mülk olarak görmüşler, savaş molalarında yaptıkları yarışmalara ödül olarak kadınları koyar (sf500 263. dize) , yağmalamaya gittikleri Anadolu şehirlerinden değerli eşyalarla güzel kadınları da yanlarında götürmekten çekinmezler. Kaldı ki Destanın konusu da iki Akhalı önder Akhilleus ile Agamemnon'un kaçırdıkları kadınlardan birini paylaşamamalarından meydana gelir. Akhalara bir eleştiri vardır Destan'ın geneline yayılmış. Diğer tarafta ise kadınlara saygı vardır. Bunu Troya kralı Priamos'un eşine ve diğer genç kadınlara olan tutumundan anlarız. (sf. 527 194-199. dizeler) Priamos'un bir konuşmasından da batıl inançlara saplanmış kimselere Troyalıların inanmadıklarını anlarız. ( sf. 528 220-223. dizeler)


    Konunun mitoloji boyutu ise oldukça detaylıdır. Troya Savaşı’nda etkili olan birçok Tanrı vardır. Anadolu’nun çeşitli yerlerindeki tapınaklara ve altarlara adını veren Tanrılara ve antik şehirlerin isimlerine, çeşitli mekanlara İlyada’da rastlanır.
    Platon’a değin Homeros Destanları Antik Yunanistan’daki eğitim kurumlarında okutulmuştur. Mitolojik ögeler yeni nesillere böylece aktarılmıştır. Bu insanların ibadet edebilmeleri için pek çok yapı inşa edilmiş, halkın inançları değişene dek aktif kullanılan bu mekanlar sonraları terk edilmiş ve çoğu yıkılmıştır.


    Mitolojik ögelere inanılan dönemlerde inancın aktarılmasına ve yeni yapılar inşa edilmesine önayak olan Homeros Destanlarının modern çağ Anadolu halkı tarafından anlaşılabilmesi için Türkçeye çevrilmesiyle metinlerde geçen mekanların varlığı sorgulanmaya başlamış, birçok tarihi eser gün yüzüne çıkarılmış, veya bakım ve onarımı yapılmaya başlanmıştır. Ülkemizde tatil turizminin yanı sıra kültür turizminin daha da canlanmasına önayak olmuştur. Homeros destanlarının Türkiye’de geniş kitlelere okutulduğu takdirde bu sektöre daha çok katkı sağlayacağı aşikardır.


    Edebiyat alanında ise Batı medeniyeti Homeros etkisinden hala çıkamamış, Anadolu halkının aksine sahip çıkmıştır metinlere. Edebiyatlarındaki etkisinin hala sürdüğünü belirtir Azra Erhat. Dünyayı değiştiren Fransız Devrimi’ni konu alan Sefiller romanının yazarı Victor Hugo’yu Azra Erhat’ın bu savına kanıt olarak göstermekten çekinmiyorum. Batılılar bu antik yunan metinlerinde geçen Tanrıların kökenlerini göz ardı ederek benimserler onları çoğu zaman. Halbuki Yunan ve Roma mitolojisi Mezopotamya ve Anadolu’nun bağrından gelmedir. Apollon, Artemis, Aphrodite gibi tanrıların kökeni Yunan coğrafyasının dışında olması buna örnek olabilir. Bu sebeple Anadolu topraklarında yaşayan bizler burada doğan mitolojiye ve kültüre Orta Asya tarihimiz kadar sahip çıkmalıyız.
  • 524 syf.
    ·22 günde·8/10 puan
    Okurken öğrendiğiniz yeni bilgilerden içiniz gıdıklansın,sizi düşündürsün ve bi'ihtimal uyandırsın istiyorsanız bir miktar da merak varsa kitap sizi arzuladığınız seviyede tatmin eder.

    Kitabın dili gayet sade mümkün olduğunca terim kullanılmaktan kaçınılmış veya açıklanmış.

    Ağırlıklı olarak Yakındoğu,Hint,Yunan,Hellen,Roma ve Mısır uygarlıkları ile ilermemizle birlikte diğer Antik Dünya uygarlıklarının (Girit,Miken,Aztek,Maya vs.) da efsaneleri,masalları ve kaynakları ile tektanrılı dinlerin kutsal kitap ve kaynakları arasında mukayeseli ve tamamlayıcı bir tarzda özellikle ilk çağlarda bahsettiğim bölgelerde yaşayan insanların inançları,kültürleri,tapımları,tanrıları,sosyo-ekonomik durumları neydi,nasıldı ve neler yaşandı da tektanrılı dinler antik medeniyete düşman kesilip -sözüm ona- insanı aydınlattı ve "doğruyu gösterdi" süreç ve silsilesini öğreniyoruz.

    Kitabın ortalarında kutsal kitapların alıntıları fazlasıyla artıp akışı yavaşlattığı için bir miktar sıkılmanız mümkün.Fakat sonuna doğru taşların yerine oturduğunu ve başından beri zihninizde sıvayla ördüğünüz yapıyı tamamladığınızı hissedebilirsiniz.

    Kitabı okurken özellikle ilk bölümler için Yunan-Roma mitolojisine göz atmanız olayları ve mitleri daha iyi anlamanıza yardımcı olacaktır.

    Mitoloji,din felsefesi,Antik Dünya ve İlk Çağ tarihi ve biraz da seks konusunun derinliklerini ve geçmişini merak ediyorsanız.Kitap çok sağlıklı bir kaynak.
    Keyifli okumalar..
  • Anadolu 'yu yurt edinip onun uy­garlıklar mozayiği içinde yer alan bütün bu etnik unsurların dı­şında ayrıca, ülkenin çekiciliğine kapılarak gözünü bu toprak­lara diken Asurlular, Persler, Parth'lar gibi yayılmacı siyasi güçlerin, kalıcı olmamalarına rağmen, birtakım izler bıraktıkla­rını görüyoruz. Keza, Thrak'lar, Kimmerler, İskitler, Galatlar gibi barbar-yağmacı kavimler de Anadolu'nun etno-kültürel yapısını tamamlayan unsurlar olarak tarih sahnesindeki yer­lerini almışlardır. Bu barbar-yağmacı kavimlerin en önemlisi ve en ilgi çekici olanıysa, hiç şüphesiz, Galatlardır. Galatlar tarih sahnesinde M.ö. VI. yüzyıldan itibaren tanınmaya başlamakla birlikte, kökenleri M.ö. il. binyıla kadar uzanan, Hint-Avrupalı Kehlerin (Gallerin) soyundan gelme, savaşçı bir kavimdir. Avrupa' -nın en eski halklarından birini oluşturan Keltler, M.ö. III. yüzyılda (278-77 yılları) üç büyük kol halinde Avrupa içlerine yaptıkları bir yağmalama seferi çerçevesinde Makedonya, Hellas ve Trakya'nın istilasının ardından Anadolu 'ya göç et­tiklerinde bu, gerek kendi ulusal tarihleri, gerekse Anadolu tarihi açısından yeni bir sayfanın açıldığı anlamına geliyordu. Küçükasya 'ya ulaştıktan sonra uzunca bir süre yerleşik ha­yata geçemeyen, sonradan, bir zamanlar Phrygia adını taşı­yan bölgeye, Ankara dolaylarına (Kızılırmak yayı içine) yerle­şen Keltler, bundan böyle, Hellenlerin ve Romalıların kendi­lerine verdikleri yeni kimlikleriyle "Galatlar" olarak karşı­mıza çıkmaktadır. Anadolu topraklarına ayak basar basmaz ülkenin kaderin­de söz sahibi olmaya başlayan Galatlar, Hellenistik Çağ Kü­çükasya' sındaki siyasal dengelerin değişmesinde belirleyici rol oynayarak Anadolu tarihinin çok önemli bir dönemine damgalarını vurmuşlardır. Gerçekten de bu ele avuca sığmaz, cenkçi, yağmacı, terörist kavmin; etkileyici fizikleri, özgün si­lahları, değişik savaş teknik ve taktikleriyle, kralların mütte­fiki veya onların emrinde paralı askerler olarak Hellenistik Çağ ordularının vazgeçilmez bir unsurunu oluşturduğu ve her şeyden önce kendi çıkarları doğrultusunda savaşıp tarihin akışına yön verdiği görülmektedir. M.ö. il. yüzyılda Hellen kültürünün etkisinde kalarak belirli sınırlar içinde Hellenleşen Galatlar, anılan yüzyılın son çeyreğinde aşiret aristokrasisi temeli üzerine kurulu yönetim biçimlerinin değişmesi ve Pontos Kralı VI. Mithridates'in Galat katliamının "tet­rarkhia" adı verilen yönetim sistemlerinin de değişimini zo­runlu hale getirmesi sonucunda Romalılar tarafından Anadolu
    ve Akdeniz havzasındaki Hellenistik krallıklarla aynı yönetim sistemine kavuşturulmuşlardır. Söz konusu kavim, M.ö. 1. yüzyılda Küçükasya'da Roma egemenliğinin kökleşmesiyle Roma'nın bu ülkedeki en önemli müttefiki haline gelmiş ve bu kez, Roma kültürünün ve askeri yapısının etkisi altında Romalılaşma süreci geçirmiştir
  • Sayın Mansel'in Ege ve Yunan Tarihi'ni ikinci defa okuma gereği duydum. 1940'ların koşullarına göre üst düzey bir eser ortaya koymuş ve bize yalnız Yunan Uygarlığını değil, uygarlık denen şeyin içeriğini, esprisini de satır aralarına gizlemiş.

    Yunanistan'da neolitik çağ sonrası GİRİT adası merkezli AKALAR dönemi başlıyor. Anadolu estetik ve teolojisinden etkilenmiş bu kavim DORLAR tarafından istila ediliyor. Pers savaşları birkaç bölgede otonom yaşayan Yunanlıları birlikte harekete zorluyor. Burada biraz duralım.

    Her uygarlık bir KİTAP çevresinde toplanır. Yunanlar "İlyada ve Odysseia" etrafında toplanmıştır. Batı'nın İncil, Doğu'nun Kuran eksenli oluşuna örnek desenler buradan gelir. İlerleyen yıllarda teolojik kuram ve inanç birliği bu kitaptan alınıyor. Dünyanın değişiminde geride kalan "ilyada ve odysseia" üzerinde REFORM yapmak da ilk defa bu medeniyetin buluşudur. Batı'nın reform hareketi de kökünü buradan alır.

    ATİNA merkezli site etrafında kültür ve inanç birliği; medeniyet başkenti yaratımı da Yunanlıların insanlığa armağanı. Bunu biz sonradan Batı'da ROMA; Doğu'da BAĞDAT'ta buluyoruz.

    Ardından Makedonya önderliğinde HELLEN adında toplanan Yunanlar, Kral Filip'in oğlu Büyük İskender ile istila hareketlerine kalkışıyor. İskender'in erken ölmesi ve toprakların generaller arasında paylaşımı bu uygarlığı bitiriyor. ROMA imparatorluğuna yerini bırakıyor. (Bugün Avrupa eşittir = Yunan Bilimi - Roma Hukuku - Hristiyan motifli Ahlâk)

    Fakat medeniyette en önemli örnekleri içinde barındıran bu uygarlığın yankısı felsefe, teoloji, dil ve bilim alanında asla ölmedi. Bu alana eğilen araştırmacılara Mansel'i okumalarını öneririm...