• "Almanlar öncelikle Sovyetlerin tehdidi altındaki bölgelerde söktükleri veya tahrip ettikleri Kafkasya petrol tesislerine zarara uğramadan el koymak istiyorlardı. Hitler’in bu konudaki direktifleri de bu görüşü doğrulamaktadır. Hitler şunları söylemekteydi: “Müteakip savaş sevk ve ida- resi için Kafkas petrol üretiminin kesin önemi vardır. Bu sebeple hava taarruzları bu bölgedeki üretim merkezleri ile büyük yakıt depolarına ve ancak kara ordusu harekâtı mut-lak gerektiriyorsa, Karadeniz kıyısındaki aktarma limanlarına karşı yapılmalıdır. Fakat düşmanın Kafkasya’dan petrol naklini en çabuk olarak önlemek üzere, bu iş için kullanılan demiryollarının ve petrol boru hatlarının erkenden kesilmesinin ve Hazar Denizi’ndeki deniz ulaşımının taciz edilmesinin özel önemi vardır.”
  • Amerika' nın değerli bilimadamları:
    Bugün sizinle daha farklı şeylerden konuşmak isterdim. Fakat Hitler'in Lüksemburg'u, Hollanda'yı ve Belçika'yı uyarı vermeksizin açıklama yapmaksızın orantısız bir güçle işgal etmesi tüm gündemimizi değiştirdi. Artık savaşlar eskisi gibi olmuyor. Bir noktadan diğer bir noktaya savaş açmak için at sırtında seyretmek gerekmiyor. Uzun menzilli bir silah bulunduğu yerden hedefi yok edebiliyor. İşte bu nedenle teknolojiye büyük önem vereceğiz. Korunabilmek için üretmemiz ve keşfetmemiz gerekiyor. Bu noktada da size büyük işler düşüyor. Bazı bilim adamlarımız ölümcül silahları keşfetmenin vicdan azabı yaratacağını düşünüyor. Ama bunu yaşayarak öğrendikleri zaman durumun aslında tam tersi olduğunu anlayacaklar. Özgür ülkelerin özgürlüklerini koruyabilmeleri için ölümcül silahlara ihtiyacı var. Aksi halde gelen bir tehdidi karşı bir tehdit ile savuşturamazlar ve o özgürlük bir anda yok olur.
  • "Hitler'in teatral olarak sergilediği intihar tehditleri de kendine acıma ve kurban rolünde olmaya dayanıyordu.(...)Ancak kendine acıma ve kendi kendisini simgesel baba olarak cezalandırma tehdidi, durum öyle gerektirdiği takdirde, oldukça hızlı bir şekilde, halkın cezalandırıcı bir biçimde küçümsenmesine dönüşebilirdi.(...)1945'te, ülkede ayakta kalmış ne varsa havaya uçurulmasını ve Alman halkının elinden, her türlü hayatta kalma olanağının alınmasını emretti. Dünyayı fethetmede yetersiz kaldığı ortaya çıktığı için Alman halkı yok edilmeliydi."
  • _Oktay Sinanoğlu_
    _Liderlik bilgidedir, büyüklükte ve güçte değil.
    _Türkçe düşmanı olan aslında Türk Ulusunun ve Türk yurdunun düşmanıdır. Kimsenin şüphesi olmasın.
    _Atatürk’ün, Ne Mutlu Türküm Diyene” lâfının baş tarafı varmış: “Türk demek, Türkçe demektir, ne mutlu Türküm diyene” demiş.
    _Atatürk düşmanlarında Türk kanı yoktur çünkü Atatürk hayatı boyunca Türklüğü yüceltmek için çalıştı. "Türkiyeli" lafını Türk dememek için kullanıyorlar fakat bir türlü Türk diyemiyorlar. "Türk demek ırkçılıktır." diyorlardı. Türk'ten gayrı kimden bahsetse ırkçılık olmuyor.
    _Türk dili kalmazsa, Türklük kalır mı? Atatürk kendi sözleriyle bunu defalarca ifade ediyordu: "Türk demek dil demektir. Milliyetin en bariz vasıflarından biri dildir. Türk her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır.
    _ Kasıtlı olarak eğitimi sıfırladılar çünkü bir ülkeyi yok edeceksen önce eğitimini yok edeceksin. Eğitim vasıtasıyla dilini, kültürünü yok edeceksin, kimliğini, kişiliğini yok edeceksin.
    _Bir insan dinlerden haz etmeyebilir. Hatta "Ben dinsizim." der ve dinlere karşı olabilir, olsun. Bana ne?
    _Vatan haininin bu kadar bol olduğu bir ülke dünyada yoktur.
    _Milliyetçilik belli bir zümrenin vasfı olamaz. Diline, tarihine, kültürüne, haysiyetine, şerefine düşkün her Türk, Türk milliyetçisidir.
    _Avrupa'nın neresi uygar? Avrupa ırkçı, birkaç yüz senelik bir yaldızı olan hunhar, barbar kavimlerin birleşmesinden oluşur.

    _1960'lara kadar Atatürk ruhu hâkimdi: Herkes "Türktü, herkes "Atatürk milliyetçisi" idi. Sonra hava değişti. Kimi zannetti ki "milliyetsizlik fikri" Rusya'dan geldi. Hayır efendim, sahtelerin ikisi de Amerika'dan geldi. Önce, 1960- 1970'lerde Amerika'nın yarattığı sahte sağ ve sahte solla bölündük ve millî değerlerden uzaklaştırıldık. Sonra filim değişti; kaynak aynı Batı, hikâye aynı; kıyafetler farklı: :Bu sefer de sahte "Atatürkçü", sahte "çağdaş" ve sahte "dinci". Yetkili bir Amerikalı vaktiyle bir gün dedi ki: "Destekleriz, ne olacak? Onlar (yâni 1960-70'lerde saf ahalinin "komünist" zannettiği sahte "sol") "liberal" (Yâni millî değil). Onları kullanarak Türk lâfını edilemez kıldılar.

    _Türkiye'nin uyanmaması için bizi suni gündemlerle oyalamaya çalışıyorlar. Her gün basın-yayında topluma aşağılık duygusu aşılanıyor. "Televizyonların 100 kanalından 99'unda cinayet, uyuşturucu, dalavere ve ahlaksızlıktan başka şey göremezsiniz. Yani millet tamamen cahil bırakılmış hiç düşünemeyen, sadece tüketen bir toplum oluşturulmuş.
    _Türkiye'de tarım ve hayvancılığın yok edildiğini herkes biliyor. Yakında aç kalacağımızı, buğday ülkesi Türkiye'nin buğday ithal ettiğini herkes biliyor. 2006
    -Milletvekili maaşı memur maaşı seviyesine getirilmeli ki, gerçek vatanseverler milletvekili olsun, menfaatçiler değil.
    _Bir gün derste, ''Fizik tabiatın müziğidir.'' dedim. Bu sözüme sınıftaki dinleyiciden bir güzel bir karşılık geldi: ''O halde, notası da matematiktir.'' Söz çok hoşuma gitti; kendisini tebrik ettim
    _Çok küreselleşirsen, küre olursan, futbol topuna benzersin, gelen giden bir tane çakar, yuvarlanır gidersin.
    _Batı, İslâm Dünyası‘nın yeniden toparlanıp kendi kaderine kendisi hâkim olur duruma gelmesini olsa olsa Türklerin başarabileceğini biliyor. Türk Dünyası‘nın da. Dolayısıyla Batı‘nın derdi Türk iledir.
    _Düşünce özgürlüğü olmayan yerde bilim olmaz. Bilim olmayan yerde ilericilik olmaz.
    _Gazali, Selçuk Türkü'dür Arap değil. 20 cilt Kimya-ı Saadet isimli kitabını burada yazıyor. Mutluluğun Kimyası. Yurtdışında bu kitabı herkes biliyor. Birçok dile çevrilmiş. Türkiye'de okutmazlar.
    _Oktay Sinanoğlu 1935-2015 akademisyen, Türkçü, kimyager.
    ________________________




    _Bernard Levis_
    _Menderes, Türk demokrasisinin babasıdır çünkü demokrasinin anasını düdüklemiştir.
    _Türkler, İranlılar'ın ve Araplar'ın asla yapmadıkları bir şeyi yaparak milli kimliklerini İslamiyet'e gömdüler. Türkler'in İslamiyet'e bağlılıklarının ciddiliği ve gerçekliği düzeyine başka hiçbir halkta rastlanmamıştır.
    __İslamı anlamak için islamın hakim olduğu yerlere ve hakim olmadığı yerlere bakmak yeterlidir. Kendinden olmayanı ezmek ve yok etmek üzerine kurulu siyasal islamın, modern dunyaya entegre olması imkansız. islamın, ınsanliga katkisi nedir? Modern bir insan neden musluman olmalidir?
    _Bellek bir birey için ne ise, tarih de toplum için odur. Bellek yitimine amnezi, bellek bozulmasına nevroz deriz; çarpıtılmış tarihten beslenen toplum da belleğini yitirmiş ya da nevrotik bir toplumdur.
    _1918'de, büyük Müslüman imparatorlukların sonuncusu Osmanlı saltanatı yenilgiye uğradı, başkenti İstanbul işgal edildi, hükümdar esir alındı ve topraklarının büyük bölümü savaşın galipleri İngiliz ve Fransız imparatorlukları arasında paylaşıldı.
    _Ortadoğuluların gözüyle, suçlu Amerikan hâkimiyeti ve dolayısıyla düşman da Ortadoğu'daki düşük üretkenlik ve yüksek doğurganlık, hızla büyüyen işsiz, eğitimsiz ve umutsuz genç bir nüfusla, istikrarsız bir bileşim oluşturuyor
    _Normalde düşman ajanı tespit edildiğinde tutuklanmaz ve efendilerine iletmek üzere yanlış bilgiler edinmesine dikkat edilerek işini yapmasına izin verilir. Bu hem düşmanı yanlış yere yöneltmek hem de yeni casusları tespit etme meşakkatinden kurtulmak gibi ikili bir amaca hizmet eder.
    _İslam, yoksul ruhlara hayat ve anlam vermiştir.
    __Arap devletleri, 1-2 istisna hariç, yapay nitelikli olmalarına karşın bağımsız devletlerini korumak konusunda hayret verici ölçüde ısrarlı olmuşlardır
    _Muhammet'in yaşadığını gösteren en ufak bilimsel ve arkeolojik bir kayıt yoktur. Hakkında bize aktarılan bilgilerin tamamı sadece hadisler ve siyer-i nebi kaynaklarından ibarettir. Muhammed ve islamiyet hakkında ne bizans kaynaklarında, ne acem kaynaklarında, ne süryani kaynaklarında, ne de çevre medeniyetlerin kaynaklarında bir bilgiye rastlanılmamaktadır. Tüm hayatı ve sözleri 750 yılından sonra rivayete dayalı bilgiler dahilinde, ibn ishak'ın isminde birinin "Es-sire" isimli eserinde yer almaya başladığı iddia edilir lakin bu eser ortada yoktur. Bunu öğrendiğimiz kaynak ise tarihçi Taberî'nin "Tarih er-rusül ve'l muluk ve'l hulefa" adlı eseridir. Taberî yine rivayetler zinciri ile kendisine ulaşan bu muğlak bilgiler ile islam ve muhammet hakkında bugün bilinenleri kitabında anlatmıştır. Daha sonra gelen tırmizi, buhari gibi muhaddisler de bu bilgiler dahilinde kütüb-ü sitte'yi oluşturmuşlar ki kur'an dan sonra en güvenilir kaynak kabul edilir islam dünyasında. 675-685 yılları arasında yazıldığı belgelenen alphonse mingana eserinde: yine bu bölgede ismail'i kabilelerine karşı savaşan bir sahte mesihten bahsediyor. Özetle, İslam, hristiyanlık mezhebidir. Tüm bu bulgu ve belgelerden islam peygamberi muhammet denilen mitolojik şahsiyetin, sahte mesih mamet'in hikayesinden devşirilmiş olduğunu ve bugün islamiyet dediğimiz öğretinin ise vahiy yoluyla bildirilmiş bir din olmadığını, aksine bölgede hakim olan monofizit öğretinin, ismaili yahudi öğreti ile harmanlanmış ve yaklaşık 200 yıllık bir süreçte özellikle abbasilerin devletleşme sürecinde yeni bir din şeklini aldığını rahatlıkla söyleyebiliriz...
    ____________________________


    __Ernest Renan__
    _Hiç kimse tarihi değiştirmeden yazamaz. Tarihi yanlış yazmak bir millet olmanın ayrılmaz parçasıdır. Ulus, hatırladıklarımız kadar unuttuklarımızla oluşur.
    _İnsanları inandıkları şeylerden vazgeçirmek bir şeye inandırmaktan daha zordur.
    _ Büyük işler, azınlık tarafından başarılır.
    _Gerçek inanç sahibinin kafası âdeta demir bir çember içine alınmıştır; her türlü bilime kapalı ve yeni olabilecek her şeyi öğrenmekten âcizdir.
    _Ortadoğu islamın zayıflaması sayesinde kalkınabilir. İslamiyetin ilk kurbanı ortadoğu toplumlarıdır. Ortadoğu insanını dininden kurtarmak ona yapılabilecek en büyük iyiliktir. Ortadoğu ülkelerindeki rönesans islamiyetten kurtarılarak gerçekleştirilebilir.
    _Artık, devlet dini yok; insanlar Fransız, İngiliz, Alman olup Katolik, Protestan, Yahudi olabilir ya da herhangi bir külte uymayabilir. Din kişisel bir şeye dönüştü; kişinin vicdanına bağlı. Uluslar artık Katolik, Protestan diye ayrılmıyor.
    _Paylaşılan acı, sevinçten daha çok birleştirir. Aslında ulusal anılar, yaslar, zaferlerden daha kıymetlidir, çünkü görev yükler ve toplu bir çaba beklerler.. Vatanım idealizmdir.
    _ Fizik ve kimya yasaları tek bir kez bile altüst olmuş değildir.
    _Onlar 12, ben tek ama hak bendedir. Hepsini devireceğim. İsa hiç evlenmedi.
    _ İnsan ne ırkının ne dilinin ne dininin ne nehirlerin akışının ne sıradanlığın yönünün kölesidir. Sağlıklı bir akla ve sıcak bir kalbe sahip büyük bir insan topluluğu ahlaki bir bilinç yaratır, bu bilince ulus denir.
    _ Irka ve dine verilen aşırı dikkatin sakıncaları vardır. Ulusal sayılan bir kültürle kısıtlanır ve ona hapsoluruz. İnsanlığın vadisi içinde nefes aldığımız açık havayı terk eder, yurttaşlar cemiyetine kapanırız
    _İtalya'nın yenilgilerle birleştiğini, Türkiye'ninse zaferleriyle mahvolduğunu gördük
    _ Bilimde her şeyin amacı "mümkün olan en yüksek insan kültürünü gerçekleştirmektir"
    __________________________



    _Hitler_
    _Zayıfa acımak doğaya ihanettir.
    _Her kim bize karşı ayaklanırsa kendisini ölü kabul etmelidir.
    _Yahudi'nin yaptığı iyilik, bir tarlaya istemeden dökülen gübre gibidir.
    _Basın, birkaç gün içinde, oldukça önemsiz hatta komik bir olayı kısa bir sürede çok önemli bir devlet meselesi haline getirerek aslında en önemli bir meseleyi kamuoyunun dikkatinden kaçırıp unutturma gücüne sahipti.
    _Kahramanlık, ahlaki düşüncelerimde birinci sıraya geçti. Kendi kendimi zor idare edebilen küçük bir lider olmuştum. Konuşma yeteneğim babam tarafından takdir edilmiyordu. Ailem davranışlarımdan dolayı endişeleniyordu. Konuşma hevesim kaybolurken, askeri kitapları okuyordum. 11 yaşımda idim. Babama karşı çıktım. Memur olmak istemiyordum. Öğüt ve sert hareketler beni yenemedi. 12 yaşında ressam olmam gerektiğine karar verdim. Babam önce benden şüphe etti. Sonra yanlış işittiğini sandı. Fakat düşüncelerimi tam öğrenince, şiddetle karşı koydu. yeteneğimle ilgili düşüncelerime hiç önem vermedi. Ressam mı olmak? Hayır... hayır... asla!.." diyordu. kendisi ne kadar inatçı ise, ben de, o kadar inatçı idim.
    _Kitaplar, hayat mücadelesine atılmış olanlara veya büyük ideal sahiplerinin geniş ufuklarına, yeni ufuklar katmakta yardımcı olurlar
    _Kitleler de, yönetilmeyi yönetmekten daha çok severler. Kendilerine sağlanan liberal özgürlükle karşılaştırıldığında, kendine rakip tanımayan bir doktrin, onları içten içe daha çok tatmin eder; söz konusu özgürlükle kendilerini kaybeder.
    _Kitle kendi eleştiri organlarına sahiptir ama bu organlar, bireyde olduğu gibi işlemezler. Kitle içgüdülerine tabi, bir hayvan gibidir; mantık ve yargıdan yoksundur; ben onların ilkelliğine dokunmadım. Sadece hareket ettirdim, işte bu ilkel güç bir doğa gücünün dayanıklılığıdır.
    _Bir korkak adamın eline on tabanca verseniz, o korkak gerektiği anda bir tanesini bile kullanamayacağı için tek kurşun bile atamaz. Dolayısıyla bu korkağın elindeki tabancalar, yiğit birinin elindeki topuzdan daha az değerlidir.
    _Bu dünya korkak milletler için değildir. Varlığı çeşitli entrikalarla tehdit edilen milletler eğer millî kimliklerini her şeye rağmen koruyabilmiş ve cesaretlerini kaybetmemişlerse, tarihin her sahnesinde adlarından söz ettireceklerdir.
    _Büyük kitlelerin algısal yeteneği oldukça sınırlıdır, anlayışları azdır, fakat unutkanlıkları muazzamdır. Bu gerçeklerin ışığında, bütün etkili propagandalar, kendini birkaç konuyla sınırlandırmak ve bu konuları, en son kişi bile böyle bir kelimeyle neyin amaçlandığını hayal edebilinceye kadar, sloganlar gibi kullanmak zorundadır.
    _Barışsever ve aynı zamanda güçlü de olmalısınız!
    _Düşmanınızı şaşırtarak, terör, sabotaj ve suikast ile demoralize edin. Geleceğin savaşı budur.
    _Karl Marx, sadece çürümüş bir dünyanın kokan bataklığında, bilhassa zehirli olan maddeleri teşhis eden kimse
    _Gaye hak temin etmek değildir. Esas gaye en kuvvetli olmaktır.
    _Yirmi yıldan daha fazla bir süredir, Moskova’daki Yahudi Bolşevik Rejim, sadece Almanya’yı değil, bütün Avrupa’yı ateşe vermeyi amaçlıyor. Yahudi Bolşevik liderleri, sadece ideolojik yollarla değil, askeri yollarla da bizleri ve bütün Avrupa’yı yönetmeyi amaçlamakta. Bu Anglo-Sakson Yahudi savaş tüccarları ve Moskova’daki Bolşevik Yahudilerle yüzleşmenin vakti geldi.
    _Yahudilerin, büyük ve sonsuz inatçı bir yaşama iradesine sahip olduklarının ve ırklarının devamında büyük bir sebatla hareket ettiklerinin açık ve kuvvetli birer delilidir. Yahudilerin fikri melekeleri yüzyıllar boyunca gelişmiştir. Yahudi'ye bugün kurnaz denilmektedir
    _Yahudi tam bir asalak tiptir. Hep de böyle kalacaktır. Verimli bir toprak, Yahudi'yi cezbedince oraya yayılıverir. Yahudi nereye yerleşirse, oradaki verimliliğin uzun ya da kısa sürede yok olup gittiğini görürsünüz.
    _Bu fikir ve düşünce çetesinin, tespit ettikleri hedeflere ulaşmak için yapmayacakları şey yoktur. Bunlar, ev aile ilişkilerini gündeme getirecek kadar ileri giderler. İçlerinde sansasyon yaratmaya yönelik ihtirası olanlara kurban seçtikleri talihsiz kişiye son öldürücü darbe vurma imkanı sağlayacak bir olay buluncaya kadar domuzlar gibi her tarafı eşelerler. Eğer kurbanlarına ait resim ve şahsi bir açık bulamazlarsa seçecekleri tek yol vardır, basit bir yoldan iftira atmak. Art arda tekziplere rağmen, bu iftiralardan iz kalmasının yanında yüz ağızdan birden çıkan iftiralar diğer suç ortağı gazetelerde de yazılmış olduğundan, kurbanın bütün tekzip ve isyanlarının hiçbir şey ifade etmeyeceğini zaten bilmektedirler. Bir gazetenin sorumlu olduğu kamu vicdanından ve görevinin ne olduğuna dair açıklamalarla açık açık yalan söylerler. Bu belanın kendini gösterdiği miting ve kurultaylarda daha da ileri giden bu reziller; aralarda “gazetecilik şeref ve haysiyetinden” uzun uzun bahsederek bulunduğu topluluğun tasdikini alırlar.
    _Hiç şüphe yok ki, her zaman vicdandan yoksun kimseler bulunur. Böyle kimseler aynı zamanda dini kendi karanlık siyasi görüşlerine alet ederler. Fakat şunu da unutmamalı ki, dini veyahut mezhebi kendileri için suistimal edenler yüzünden, din ve mezhepleri sorumlu tutmak mümkün değildir. Bu adi kimseler, kendi adi içgüdüleri için suistimal edecekleri başka müesseseler varsa, hiç çekinmeden onları da istismar ederler. Parlamentoda böyle boş kafalı bir kimse kalkıp kendi siyasi menfaati için, dini suistimal edecekse, bu hareketini haklı gösterecek fırsatı nimet sayar. Eğer böyle bir kimsenin ahlaksızlığından dolayı, din ve mezhep sorumlu tutulur ve bu müesseseye hücum edilirse, yalancı artık herkesi kendine şahit tutar. Kendi hareketinin ne kadar haklı olduğunu ve dinin kurtulması gerektiğinden dolayı kendisine müteşekkir kalınmasını ileri sürer. Sonunda işi yaygaraya boğan bir kimsenin kavgaya sebep teşkil ettiğini kimse fark etmez. Yahut hafızası zayıf olan kamuoyu bunları hatırlamaz. Böylece adi herif, hedefine ulaşmış olur.
    _
    _Mustafa Kemal; bir milletin, bütün vasıtalarından mahrum edilse dahi, kendini kurtaracak vasıtaları yaratabileceğini ispat eden adamdır
    _Türkiye Büyük Meclisi’ne ve Türk halkına, Türkiye Cumhuriyeti’nin Başkanı Atatürk’ün ölümü üzerine en derin üzüntülerimi bildiriyorum. Büyük bir asker, dahi devlet adamı ve tarihi bir şahsiyet kayboldu. Yeni Türkiye Cumhuriyeti ile nesilden nesile devam edecek büyük bir anıt oluşturdu
    _Şeref ve namustan yoksun milletler er geç hürriyet ve bağımsızlıklarını kaybederler
    ____________________



    _Bozkurt (armstrong)
    _Mustafa Kemal,
    1908’de padişahı deviren!;
    1915’te Geliboluda İngiliz imparatorluğunu ezen;
    1922’de İzmir’de Yunanlıları denize döken;
    1923’te muzaffer müttefik devletleri İstanbuldan kovan;
    1924’te hilafet kudretini imha eden;
    1926’da bütün muhalefeti asan;
    1932’senesine kadar, yıkılan bir imparatorluktan bir millet yaratan
    Zalim, acı, demir iradeli bir Adamın tetkiki…”

    _O, diktatördür. O, Türkiye 'de bir daha kesinlikle bir diktatör ortaya çıkmasın diye diktatör olmuştur. Gelecek onun güçlü avuçları içinde uzanmaktadır. Eğer bu eller gevşer, titrer ve başaramazsa ve inşa edemezse, o zaman Türkiye ölecektir. Ailesi, dostu olmayan yalnız bir adam olarak, Türkiye'nin halkını sahip olduğu tüm özel mülklerinin ve iktidarının varisi yapmıştır.
    _Türkiye'de eğitim görmüş bir orta sınıf yoktu. Birkaç yetenekli insan dışında bütün Türkler cahil ve böndü. Her şeyin kötü olduğu zamanlarda bile sakin sakin otururlar, hiç yakınmadan acı çekerlerdi. İspanyollar ya da irlandalılar gibi içgüdüsel birer devrimci değillerdi fakat becerikli ve vicdansız liderlerce kandırılırlar ve gözleri kapalı onların ardına düşerlerdi. Bu yüzden dikkatini liderler üzerinde toplamalı ve onları susturmalıydı. Oyundaki bütün unsurları tanıyordu.
    _Yürümeyi öğreninceye ve yolu tanıyıncaya kadar milletinin elinden tutup ben yönlendireceğim. Ancak ondan sonra kendi başına karar verebilir , kendi kendisini yönetebilir. O zaman benim eserim de tamamlanmış olacaktır.
    _ Mustafa Kemal, çok yetenekli, inatçı bir enerjiye sahip ancak insafsız, itici tavırları olan, serkeş mizaçlı, gem vurulmamış zevkleri, ihtirasları olan; dahası, dostluğu tanımayan bir adam.
    _Memleketin herhangi bir felâketi veyahut memleketini ve milletini alâkadar edecek herhangi mühim bir hadise zuhur etti mi, onun içkisini de, eğlencesini de bir tarafa bırakıp pençesini hadiselerin üzerine atarak arslan gibi kükrediğini de belirtiyor.

    _İngiliz istihbarat subayı Harold Armstrong'un 1932 yılında yayımladığı Atatürkün ilk biyografisidir. Objektiflikten uzak, taraflı ve sert bir üslûpla yazılmış Mustafa Kemal'in özel hayatını irdeleyen mesnetsiz bölümler içerdiği için İnönü başkanlığındaki bakanlar kurulu kararıyla yasaklandı. Yasaklı kitap 1955'ten başlayarak birkaç kez Türkçeye çevrilmiştir. Armstrong Enver Paşa'ya hakaret etmesi nedeniyle hücreye atıldı.Türkiye'den rüşvet vererek kaçmayı başardı.
    _Mustafa Kemal, yurt dışından orijinal bir nüshasını getirtti. Ünlü sofralarından birinde geç vakitlere kadar tercüme ettirerek dinledi. Atatürk, kitaba müsaade edilsin ve memlekette okunsun!" diye latife etmişti. Necmeddin Sadak'ın kaleminden 7 Aralık 1932'de "Akşam" gazetesinde yayımlandı.
    _Rıza nur, bu kitabı çevirtiyor ve yayınlatıyor. (Atatürk kendisi hakkıntaki tüm iddialare cevap verip çürütüyor ve bir daha da tartışılamıyor. Yok demiyor. Üstüne gidip çürütüyor. Ve gazetede yayınlanıyor)

    _BOZ KURT: Mustafa Kemal, Yüzbaşı Armstrong’a Cevap: NECMEDDİN SADIK, Akşam Gazetesi:1932
    _İngiliz zabiti, Gazi’nin eserini inkar edemediği için, «gülünç ve cahil» diye kitabının ellerden atılmasından çekinen her müellif için hakikatı olduğu gibi yazmaktan başka çare yoktur!
    _Gazi ve Türk milleti Anadolu’da vatanı kurtarmak için cihanla pençeleşirken, Istanbul’da Türk milliyetperverlerine eziyet, işkence eden entrikacı, dalavereci çirkin bir sima idi.
    _İstanbulda, o kara günlerde dost olduğu sefil adamlar arasında rabıtacı Sait Molla’yı bulmuş, onunla samimiyetini artırmış, ona “İngiliz Muhipler Cemiyeti”ni teşkil ettirmiş ve Sait Molla’yı iktidar mevkiine çıkarmıştır.
    _İngilizlerin en büyük ahlaki şiarı yalan söylememektir. Armstrong’un eserini okuduğumuz zaman, hakiki bir karakteriyle taban tabana zıt, yalancı, garezkar ve sırf kitabını satmak, yahut bir büyük adamı fena tanıtmak endişesiyle hareket eden bir müellif karşısında bulunduğumuzu derhal anladık. Bu tezattır ki, bizi Armstrong’un şahsi hüviyeti hakkında tahkikata sevk etti. öğrendik ki, Armstrong yalnız Türkleri değil, İngilizleri de hicaba sevkeden ve onlarca da nefretle görülen dengesiz bir adamdır.
    _Kitabın kabında Gazinin resmini koymuş. Gazi Hazretleri, hiç bir acemi veya garezkar ressam elinde bu derece biçimsiz, böyle korkunç bir şekle sokulmamıştır. İngiliz gazetesi diyor ki: “Kitabın kabındaki resim, insanın damarlarındaki kanı dondurmıya kâfidir.
    _Mustafa Kemal bir diktatör müdür?_ Armstrong, kitabın adını şöyle koymuş: “Boz Kurt, Mustafa Kemal: Bir Diktatörün Hususi Hayatının Tetkiki. Gazinin en fazla nefret ettiği sıfat ta budur.
    _Gazi, bir politika oyunu, bir hükümet baskını ile kuvvet kullanarak, hattâ bir sınıf veya zümrenin arzusu ile devletin bütün kudret ve salâhiyetlerini nefsinde toplamış bir politikacı değildir ki, Diktatör sıfatı ona yakışsın. Gazi, bütün bir milletin tarihe ve cihana karşı isyan ve ihtilali neticesi, millet tarafından iş başına getirilmiş bir kurtarıcı. O, dahili politika tertibatiyle iktidar makamını ele geçirmiş bir siyaset adamı değil, büyük bir milletin ıstırabının doğurduğu bir kahramandır. Gazi nasıl diktatör olur ki, vatanın istikbalini kurtarmak için cephede ordular idare ederken, kendine, şahsına düşman unsurların da içinde bulunduğu Millet Meclisini hiç bir an ihmal etmemiş, düşman ordularına göğüs gerdiği, yahut taarruzlar hazırlamakla meşgul olduğu cehennemî günlerde, Millet Meclisindeki demagoglara, kıskançlara meram anlatmak için mütemadiyen cepheden Ankaraya giderek kürsüden Meclisi ikna etmek vazifesini lüzumsuz bir zahmet addetmemiştir. Diktatör olmak istiyen milli bir kahraman için daha kolay ne vardı? Gazi diktatör değil, milli iradenin kudret ve kudsiyetine tapan, dünyada her varlıktan üstün tuttuğu Türk milletinin vicdanından kuvvet alan en demokrat ruhlu bir devlet reisidir.
    _Boz Kurt kitabı şöyle başlıyor: İsanın 13. üncü asrında büyük kuraklık oldu. Aşiretler sürülerine yeni otlaklar bulmak için yerlerinden kalktılar. İçlerinde Osmanlı Türkleri de vardı. Osmanlı Türkleri ilkel ve vahşi, hayvan gibi kuvvetli idiler. Yassı Mogol suratlarında ince çekik gözleri yardı. Yaban Bozkırlarda, Orta Asyanın korkunç yaylalarında avladıkları boz renkli kurtlar kadar sert ve amansızdılar. Buna rağmen göçebe hayatın tehlikeleri onları inzibata sokmuş, Beylerine mutlak surette itaatli kılmıştı. Asırlardanberi at kılından yapılmış kara çadırlarını, Gobi çölünün kenarında Sungarya ovalarına kurmuşlardı. Su ve ot yoksulluğunun tesiri altında Süleyman Şah, aşiret halkının başına geçti. Garbe doğru hicrete mecbur oldu. Anadoluya geldi. Son asır tarihine girdi.” (Armstrong, ilk Türkleri Osmanlı Türkleri sanıyor. Binlerce senelik eski Türk tarihi içinde kısa bir devre olan Osmanlı tarihinin bütün Türk tarihi olmadığını ya cehaletinden bilmiyor, yahut inkar edecek kadar garezkarlık gösteriyor.)
    _Türk ırkının asaletini ve medeniyetini inkâr ederek ecdadımızı « vahşi» diye tavsif etmesindeki kabalık, eserinin asıl mevzuunu yalan ve iftira içinde ne suretle tahrif edeceğine ilk alâmettir. Osmanlı tarihini kısaca hülâsa ederek Osmanlı padişahlarını «gaddar, hayvani» diye tavsif ettikten sonra, on dokuzuncu asra geliyor. ) Ali Rıza kimdi? Zübeyde kimdi? Mustafa Kemal nerede doğmuştur?.. Bu suallerin cevabını verirken M. Armstrong, baştan aşağı hataya, yalana sapmıştır.
    _Gazinin, her arnavut ve makedonyalı gibi otoriteye, istibdada karşı geldiğini söylüyor. (Zübeyde hanımı Arnavut kökenli olduğunu iddia ediyor)
    _Ns_Mustafa Kemal, daha Selanik askeri rüştiyesinde iken, Zübeyde, Moralı Ragıp Bey isminde biriyle evlenmişti. Bu zat, gerçi «Moralı Lort Abbas» diye, serveti ve asaleti ile meşhur bir adamın oğlu idi.
    _Gazinin zabit arkadaşlarının, - Fethi Beyin- mason olduklarını, ve Gazinin de «Vedata» locasına girdeğini yazıyor.( Mustafa Kemal, hayatında hiç bir suret ve vesile ile bir mason locasına girmemiştir ve farmason (dinsiz) olmamıştır.)
    _31 mart İrtica hadisesi esnasında Berlinde bulunan Enver, Hareket ordusu İstanbula vasıl olduğu zaman, Selanikten hareket edebilen Mahmut Şevket Paşa ile birlikte son günde gelmişti. Selânikten itibaren Hareket ordusunun kumandanı Selanikte bir redif fırkası kumandanı olan Hüsnü Paşa ve Erkanı harbiye reisi de Mustafa Kemal idi. Bu kuvvetlere (Hareket Ordusu) ismini veren bizzat Mustafa Kemaldir.
    _Mustafa Kemal, Kafkas cephesine ordunun vaziyetini pek fena buluyor. Rusların bir taarruzundan endişe ediyor. Rus ihtilalinin başlaması dolayısiyle onu bu müşkül vaziyetten kurtarıyor ve kumandayı Kazım Kara Bekir paşaya devrediyor!
    _ Sultan Vandettin firar ediyor.
    ______________________________





    _Yeni Türkiye_ (Fuller)
    _Cıa ajanı Graham Fuller’in 2007 öncesi Türkiye analizleri:
    _Yeni Türkiye'nin amacı Osmanlıcılıktır. 1980 den beri Atatürkçülük öldü. Türkiye, Osmanlı gibi eyalet sistemine geçmelidir. Bunun için de plan, ılımlı İslam, yeni Türkiye başkanlığıdır.
    _Akp ılımlı islamcı bir partidir. Bu grup Osmanlı özlemiyle yanmaktadır. Ak parti Türkiyenin önünü açtı. 1950’lerde İslamcı Menderes, ülkenin politikasını tamamen batının çıkarlarına göre ayarlamıştır. 2003’ten sonra ise Akp bu yolda harika işler yapmakta, bölgede ABD çıkarları için yararlı bir güç olarak hizmet verebileceği fark edilmiştir. Akp 40 yıllık İslami deneyimin sonucudur. Özalın liberal ekonomisinin ürünüdür. Akp ile Türkiye İslam dünyasının arasına Truva atı olarak girecek ve ülkeleri parçalayıp liberalleştirecek.
    _Amerika, ortadoğuda emperyalist bir rol oynadığı sürece Türk ve Amerikan politikaları bir noktada çakışacaktır. Ama ak parti ile bu tür çatışmaların devri geçmiştir.

    _Atatürkçülük öldü. Nurcular ileri. 1980 Darbesini bizim çocuklar başardı.
    _Türkiye'yi kuranlar denetim mekanizmasını çok sıkı tutmuşlar. Hükümeti ikna ettiğinizde meclis, meclisi ikna ettiğinizde ordu, orduyu ikna ettiğinizde yargı karşınıza çıkıyor. Amerikanın çıkarı için Türkiye, federal bir devlete dönüştürülmelidir. Bunun için de orduyu meclisi yargıyı tek elde toplayan başlanlık rejimine geçilmelidir. Tek kişiyi idare etmek çok daha kolaydır. Eğer o kişi tereddüt ederse onu yıkmak sorun olmaz. 2006 Paul Henze (Cia)
    _Kemalizme son verip Osmanlıyla övünün. Graham Fuller(Cia)
    _Türkiye Atatürkün mirasını reddedip islami Osmanlıya geri dönmelidir. Samuel Huntington. (Cia)
    _Yapılması gereken atatürkün İslam ve kürt düşmanlı olduğu fikrini yaymaktır. Kurt Ziemke(Cia)
    _2003 islamcı akp ve cemaatçi Hilmi özkökün genelkurmay başkanı yapılmasıyla türk ordusunu kafesledik.Henry Barkey(Cia)


    _Türk konuşma tarzında Araplar tembel, dürüst olmayan, geri, ihanet etmiş ve fanatik gibi sıfatlarla anılır. Öte yandan Araplar da halk arasında Türkleri anlayışı kıt, sert, emperyal, inatçı, batı karşısında yaltaklanan ve kendi öz-kimliği konusunda kafası karışık insanlar diye nitelerler.

    _Kemalist sol, büyük güçlere kuşkuyla yaklaşmıştır. ABD eylemlerinin Kürtleri ve İslamcıları güçlendirmek, Türkiye’yi zayıflatmak ve ABD’ye boyun eğdirmek üzere tasarlandığını düşünmektedir. Bu grup Washington’la mümkün olduğu ölçüde seçici işbirliğini koruyacak, ancak çıkarların ayrıştığına dair en küçük bir işarete karşı dahi ihtiyat halinde olacaktır. * Katı biçimde seküler milliyetçiler (“ulusalcılar”) bir yandan Batı’ya güvenmezken aynı anda İslam’a karşı da derin bir güvensizlik besleme bakımından Kemalist kampa katılmaktadırlar. Osmanlı dönemine saygıları yoktur, bunun yerine İslam-öncesi Türk geçmişini bağırlarına basarlar.
    _Kemalist tarih öğretimi, İslam ve Arap dünyası hakkında olumsuz düşünme yönünde ülkenin beynini yıkamıştır. Türkler Müslüman dünyayı sâdece geri kalmışlık ve aşırılıkçılıkla ilişkilendirecek şekilde yetiştirilmişlerdir. Kemalist dönem, Osmanlı sonrası devleti batılılaşmış bir ulus-devlete dönüştürmüştür. Bu Batılılaştırmacı vizyon, Kemalist bir elit zümreye, Türkiye’yi karanlık Osmanlı geçmişinden alıp ona parlak ve aydınlık bir Batılı gelecek bahşetme rolü biçmiştir.
    _Kemalist reformlar tamamen “devrimci” olarak değerlendirilmez çünkü yenileşme 1839 yılındaki Tanzimat ile yola çıkan çok daha uzun bir reform süreci ile başlar. Kemalist reformların ön adımları daha önceki yüzyılda atılmıştır veya Türk tarihinde köklü bir kopuşu temsil etmezler.
    _Atatürk’ün yaptığı reformların özü, dinin özüne karşı bir tutumu değil; din yerine geçen geleneklere, görüntülere ve çürümüş kurumlara karşı bir tutumu yansıtmaktadır.
    _Kemalist reformlar, 19. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu reform hareketleri birikiminin bir sonucunu ve zirveye tırmandığı anı temsil eder. Osmanlı İmparatorluğu’nun çok etnik unsurlu, çok-dinli ve İslami yönelimli değerlerinin yerini alacak yeni bir milliyetçi değerler kümesi üzerine bina edilmiş yeni bir Türk ulus-devleti inşa etmek istiyorlardı. İlaveten, yeni etnik temelli ulus-devleti destekleyecek şekilde tarih de yeniden yazıldı: Buna göre Türklerin şan ve şerefi İslam’la değil, İslam’dan çok daha önceki dönemlerde başlamıştı; hâttâ bâzı yazarlar Türk tarihinin İslam’la batağa saplanmış hale geldiğini ileri sürdüler.
    _Alfabesi, giyimi, kanunları, takvimi batıya uyarlandı. Bu yanlıştı. 1924 yılında Halifeliği kaldırmasıyla birlikte Türkiye, İslam dünyası ile ilişkilerine en önemli darbeyi vurmuş oldu. Halifeliğin devam eden eksikliği, 21. yüzyılın İslami hareketlerinin çoğunda yeni yankı bulmuştur.
    _Sonuç olarak 1950 sonrası Türk tarihi, Kemalizmi törpüleyen ve milletin Cumhuriyet öncesi geçmişiyle daha rahat ilişkiye dönmesini sağlayan bir süreç özelliği göstermiştir. Kemalistler bile kemalizme tam olarak uyamamıştır..*ordunun politikaya karışması* Avrupa tarzı bir ulus devlet inşa etme sürecinde Türk olmayan etnik kimliklerin (özellikle Kürtlerin) dışlanması * İslami geleneklerin kötülenmesi; İslam ve Osmanlı geçmişiyle de gurur duyan ve bugün artık ana akım Türk siyasetine dâhil olan daha geleneksel toplumsal sınıfların büyük bölümünü yabancılaştırmıştı.
    _İslam kültürü, Türklerin geri kalmışlığının ve zayıflığının kaynağı olarak görülüyordu; yeni aydınlanmış bir Türkiye’nin yükselişi, ancak “öteki” uçtan olacaktı.


    _Türkiye 1967 Arap-İsrail Savaşı’nda tarafsız kalıp, amerikanın İsrail’e destek sağlamak üzere üslerini kullanmasına izin vermemiştir.
    _İran-Irak Savaşı boyunca Türkiye, o eski Kemalist tarafsızlık ilkesine geri dönerek tarafsız kalmış, rehine krizinden sonra amerikanın Tahran’a uyguladığı ticaret ambargosunu reddetmişti. Bunun sonucunda, savaştan en kârlı çıkan taraf Ankara olmuştur, zira savaşan her iki taraf da çatışma sırasında ekonomik olarak yüksek oranda Türkiye’ye bağımlı hale gelmiştir.
    _1999 yılında, PKK’ya desteğinden ötürü Suriye’yi açıkça savaşla tehdit etmesi, Türkiye’nin Arap dünyası ile olan ilişkilerinde bir dönüm noktası olmuştur. Sovyetler Birliği’nin çökmesinden sonra izole hale gelmiş olan ve 1990’larda gelişen Türk İsrail stratejik işbirliğinden endişe duyan Suriye Devlet Başkanı Hafız Esat, kendisinden beklenmedik şekilde Türkiye’ye boyun eğmiştir.


    _Fethullah Gülen Hareketi
    _Gülen, Calvinist bir karaktere büründürür şekilde dünya hayatıyla aktif olarak ilgilenen, eğitimli ve müreffeh bir inanandır. Toplumu inşa etme peşinde koşmaktadır. Askeriyedeki birçok kişi, hareketin çapından ve toplumsal etkisinden çekinmekte ve en nihayetinde Türkiye Cumhuriyeti’nin lâik düzenini yıkmayı amaçladığına inanmaktadır. Bunun sonucu olarak, Gülen hareketi mensuplarının ordu, istihbarat ve güvenlik teşkilatına girmesi engellenmektedir.
    _Nur hareketinin kökleri, imparatorluğun gerileme döneminde ortaya çıkan siyasî kargaşa, bozgun ve mânevî bunalımlardan doğmuştur. Nur hareketinin kurucusu Bediüzzaman Said Nursi, kayda değer bir İslamcı modernist düşünürdür. Gülen hareketi Nur hareketinden çıkmaktadır.
    _Bütün gericiler dindar olmadığı gibi, bütün dindarlar da gerici değildir. Devlet dinî inançlar konusunda tarafsız olmalıdır.

    _İslamcı bir entelektüel olarak Mehmet Metiner şöyle der: “Devlet kişisel maneviyat empoze edemez. Bizlere günah işlemek özgürlüğü tanınmalıdır. Sâdece Allah’a hesap vermekle yükümlüyüz. Cehennemin kapılarından içeri girmek yasaklanmamalıdır. Metiner, Müslümancılık kavramını tartışırken şunu da ifâde etmiştir ki; İslâm, sâdece şeriat hukukuna bağlı olmaya indirgenemez. Ona göre İslam, yalnızca bir kişisel inanç sistemi ve eylem kodu değildir daha geniş bir tarihsel ve felsefi vizyon önermektedir.
    _AKP, ordunun bunu özel bir İslami gündemi temsil ettiği şeklinde yorumlaması ihtimaline karşı, böyle bir programı yoğun şekilde teşvik etmek konusunda çekingen davranmıştır.

    _Kürt Sorunu
    _(PKK) Kürt İşçi Partisi lideri Abdullah Öcalan 1980’de, Ankara’daki bir askeri darbeden sonra Türkiye’den Suriye’ye kaçmış, burada kendilerine devlet desteği verilmiştir. Ancak Sovyetler Birliği’nin 1991’de çökmesiyle birlikte, Türk ve İsrail askeri güçleri arasında izole edilmiş ve sıkışmıştır. 1998’de Ankara Şam’a açık bir ültimatom vererek, PKK’ya desteğini kesmez ve Öcalan’ı sınırdışı etmezse, Türk askeri işgaline hazır olmasını belirtti. Bu tehdit Suriye sınırına onbin askerin kaydırılmasıyla da desteklendi. Hafız Esat, elinde fazla seçenek olmadığını hissederek, kendisinden pek beklenmeyen bir tavırla diz çöküp Türkiye’ye karşı uyguladığı çatışmacı politikaları tamamen gözden geçirmeye yöneldi.

    _1492’de, Yahudiler, Müslümanlarla birlikte Katolik İspanya’dan sürüldükleri zaman Osmanlı’ya sığınmışlardır. Yahudiler, modern Türkiye’de de baskıdan uzak bir hayat sürmüşlerdir ve İsrail’de de hayli Türk yanlısı önemli bir Türk-Yahudi topluluğu mevcuttur.
    _Orta Doğu devletlerinin Türk güvenliğine meydan okuması halinde, Ankara’nın stratejik düşüncesinde İsrail ile ilişkisinin önemi yeniden ağırlıklı hale gelebilir.
    _Afgan Kralı Emanullah Han’ın (1919-29) Atatürk’le yakın bir kişisel dostluğu vardı; Emanullah Han, Atatürk’ün modernleştirici reformlarının büyük bir hayranı idi ve bunları Afganistan’da da aynen gerçekleştirmek istemişti.

    _Arap tarihi, 1258 yılında Abbasi Halifeliği’nin Moğollara yenik düşmesiyle “sona ermişti.” O günden sonra, Araplar uluslararası alanda bağımsız bir oyuncu olmaktan çıkmış; zira önce Selçuklu Türklerine, daha sonra da Osmanlı Türklerine boyun eğmişlerdi.
    _El-Suud’a 2002de Mekke’de bir konut projesine yer açmak amacıyla tarihi bir Osmanlı-Türk Kalesi yıkılınca Türkler Suudilere ateş püskürmüşlerdir.

    _Kıbrıs konusunda Arap dünyası sürekli olarak, Müslüman Türkiye yerine Hıristiyan Yunanistan’a destek vermişti, ki bu, Ankara’nın sıkı biçimde Batı yanlısı safta yer almasının neden olduğu bedelin çarpıcı bir göstergesiydi.

    _1963 Ankara için en sıkıntı verici olan Sovyetler’in Küba’daki füzelerini çekmesi karşılığında, Birleşik Devletler’in de Türkiye’deki füzelerini çekmeye istekli olmasıydı. Türkiye’ye danışılmadan füzelerin çekilmesi, Ankara’da ciddi bir şoka sebep olmuş. Bu kriz Ankara ile Moskova arasında çarpıcı bir yeni yakınlaşma dönemini başlatmıştır. Ayrıca, Moskova Kıbrıs konusunda Türkiye’ye daha sempatik yaklaşmaya başlamıştır. Yakınlık, Sovyetlerin 1980’de Afganistan’ı işgal etmesiyle bozulmuştur
    _1972’de Türkiye, ABD’nin afyon üretiminin tamamen yasaklanması yönündeki baskılarından rahatsız olmuştur; Türkiye’nin önem taşıyan ilaç sanayisi için tamamen yasal ve denetlenen bir üretim süreci işliyordu ve bu, Türk hükümet bütçesinin bir gelir kaynağıydı. Ankara 1974’te Kıbrıslı Türklerin statüsünü korumak amacıyla Kıbrıs’ı işgal edince, Yunan lobisi ABD Kongresi’ni Ankara Atina ile uzlaşmaya râzı oluncaya kadar Türkiye’ye yönelik bütün ABD askeri malzeme satışlarını ve yardımını durdurmaya ikna etmiştir._ABD askeri yardımı 1984’te 715 milyon dolarla zirve yapmıştır.
    _1991 Körfez Savaşı, ki Ankara için bir felakettir, Washington’la yeni bir sürtüşme dönemi başlatmış, bu süreç öteden beri Türk-Amerikan ilişkisinin altında yatan gerilim kaynaklarını hızla su yüzüne çıkarmıştır. Savaş, Ankara için bir Kürt mülteci krizi yaratmış ve Türkiye’yi çok büyük hayal kırıklığına uğratan bir olay olarak bugüne kadar genişleyip derinleşerek gelen, Irak Kürtlerinin de facto özerkliği sürecini başlatmıştır. Aponun teslimi de ilişkileri ısıtamamış. İkili ilişkiler, 2003’te Türk parlamentosunun, Irak’ın işgali için Türk topraklarının Amerika Birleşik Devletleri tarafından kullanılmasına izin vermeyen kararıyla büyük bir şoka uğramıştır.


    _Osmanlıcılık, İslami fikirler ile Batılı Aydınlanma fikirlerini sentezlemeye yönelik bilinçli bir çabayı temsil ediyordu.
    _Pan-İslamizmin doğuşu Sultan II. Abdülhamid, imparatorluğun geniş Müslüman kesiminin bütünlüğünü koruyabilmek için Pan İslamizm ideolojisine yönelerek, Müslüman dünyanın tahtının Batılı imansızların tehdidi altında olduğunu belirten ve Müslümanları Hıristiyan Avrupalı işgalci düşmanlara karşı birlik olmaya çağıran kapsamlı bir ferman yayınladı.
    _Bugün Müslüman dünya hâlâ bir lider arayışındadır. Mevcut liderlik boşluğunun ışığı altında Türkiye giderek daha fazla itibar edilen, bağımsız ve başarılı bir Müslüman ses olarak daha dikkatle dinlenmektedir.

    _Türkiye’ye tarihteki yedi büyük dünya imparatorluğundan birinin mirasçısı.
    _Davutoğlu’na göre, Rusya ve Çin yönetiminde Orta Asya bölgesinin güvenlik ve kalkınmasına çalışan Şangay İşbirliği Örgütü’ne üye olmaya çalışmak Türkiye’nin tamamen yararınadır.
    _Abd, Türkiye’ye yönelik bir numaralı tehdit olarak sıralanmıştır; bunu Yunanistan, Ermenistan ve İsrail takip etmektedir. -Buna rağmen, kriz zamanlarında (deprem, iç savaş vb.) Türkiye’nin en çok güvenebileceği ülkeler sıralamasında ABD ilk sırada yer almıştır.
    _Marksist-Leninist terör; aşırı sağ milliyetçi terör (ülkücüler); etnik Kürt terör (PKK) ve radikal İslamcı terör
    _Demokrasiye bağlı olsa da, koruma rolü, geçmişte orduyu ideolojik tehditler karşısında müdahalede bulunmaya zorlamıştır

    _Henry barkey:(Cia): Türk ordusu amerikaya güvenmiyor ve kendi başına ıraka girip terör yuvalarını dağıtmak istiyor.

    ____________________________________




    _Medeniyetler Çatışması, Samuel P. Huntington
    _Erdoğan, Atatürk’ün kurduğu ulus-devlet’e dayalı Türkiye’yi yıkıp, yerine İslami renkli yeni bir devlet kurmak istiyor. Amerikan çıkarları için bu desteklenmelidir. 1996
    _Atatürkçü çizgide laik, çağdaş ve demokratik bir Türkiye, amerikan çıkarlarına aykırıdır. Yeniden osmanlıcı-islamcı köklerine sarılmış bir türkiye’nin ise amerikan çıkarlarına uygun olacaktır.
    _Huntington, islam ülkelerine diyor ki: Demokrasi, eşitlik, laiklik, insan hakları, kadın hakları gibi değerler emperyalist batının değerlerdir. Siz İslam medeniyetindensiniz ve bunlara inanmanıza gerek yok.
    _Türkiye kemalizmi reddederek İslamcı kimliğine dönmelidir. Türkiye laik olduğu sürece islamın lideri olamaz. Atatürk çok yanlış yapmıştır çünkü islam medeniyetine sırt çevirerek türkiyenin yüzünü batıya çevirdi ve demokratikleştirdi.
    _Amerika, “ötekileştirilmiş ülkelere” ihtiyaç duymaktadır, ancak laiklik, çağdaşlık, demokrasi gibi batı’nın değerlerine (evrensel değerlere) sahip atatürkçü bir Türkiye “ötekileştirilmiş bir ülke” olmayacağından abd’nin medeniyetler çatışması kuramında işe yaramayacaktır.

    _Dünyadaki medeniyetler:
    1- Batı medeniyeti 2- Latin 3- İslam 4- Çin 5- Hindu 6- Ortodoks 7- Japon 8- Afrika. Bir ülke hangi medeniyete aittir? 5 kriteri var. Üyelik, yalnızlık, merkeziyet, bölünmüşlük, kararsızlık.
    _Türkiye tek başına kalmış. Ne batı ne doğu ne İslam. Bölünmüş ve kararsız bir ülke. Türkiyenin sorunu kimlik sorunsalı.
    _İdeolojiler öldü ve din kaynaklı medeniyetler çağı geri döndü. Soğuk savaşın görece basit iki kutupluluğunun yerini çok kutuplu, çok medeniyetli bir dünyanın çok daha karmaşık ilişkileri alıyor.

    _Kemalizm, demokratikleşme ve batılılaşmadır. Halka rağmen halkın iyiliği için yapılan dramatik bir yenileşmedir. Türk devrimi toplumsal talepten değil asker elitin isteğiyle yapıldı.
    _Türkiye kendisini yeniden tanımladığı taktirde ne olur? Türkiye bir noktada Batı dünyasına üyelik için yalvarıp duran bir dilenci olarak oynadığı hüsran verici ve aşağılayıcı rolden vazgeçip, Batının temel islami muhatabı ve düşmanı olarak oynadığı çok daha etkileyici ve onurlu tarihsel rolü yeniden üstlenmeye hazır hale gelebilir.
    _Kemal, Büyük Petro’ya öykünerek dinsel gelenekselciliğin bir simgesi olduğu gerekçesiyle fesi yasakladı. Halkı şapka giymeye teşvik etti. Türkçenin Arap harfleriyle değil, Latin harfleriyle yazılmasını kararlaştırdı. Bu reform, latin harfleriyle okuma yazma öğrenen yeni kuşakların engin bir geleneksel literatüre erişmesini imkansızlaştırdı

    _İslamın en baştan itibaren kılıç dini olup, askeri erdemleri yücelttiği savı ileri sürülmektedir. İslam “savaşçı Bedevi göçebe kabileleri” arasında doğdu ve bu şiddete dayalı köken islamın kuruluşuna damgasını vurdu. Muhammed’in kendisi çetin bir savaşçı ve becerikli bir komutan olarak anılır. Bu ne İsa için ne de Buda için söylenebilir. İslamın öğretileri, öne sürüldüğü üzere, inançsızlara karşı savaşmayı buyurur…
    _İslam dünyada istikrarsızlığın kaynağıdır çünkü, baskın bir merkezden yoksundur.
    _James Payne şu sonuca ulaşır; “islam ile militarizm arasında çok kesin bir biçimde bir bağlantı mevcuttur
    _İslamın sınırları kanlıdır, dolayısıyla iç kısımları da öyle. – İslamın sınırları dahilinde nereye bakacak olsanız, müslümanların komşularıyla barış içinde yaşamada sorunlar yaşadığını görürsünüz.
    _Din barıştan ziyade hem milletler arasında hem de aynı millet içinde savaşlara neden olabilmektedir.
    _Orta Doğu dışında, medeniyetlerin kimliği, milli-devlet kimliğine nazaran çok daha zayıf hissedilmektedir. Bugün Avrupa'da yaşayanların çoğu kendisini Hristiyanlık medeniyetinin bir üyesi olarak değil, öncelikle bir Alman, bir İtalyan ya da büyük ihtimalle Avrupalı olarak görmektedir.

    _Pop kültürünün ve tüketim mallarının bütün dünyaya yayılmasının Batı medeniyetinin bir başarısı olarak gösterilmesi, Batı kültürünü önemsizleştirmektedir. Batı medeniyetinin özü ‘Magna Carta’dır (1215).
    _ Batı için ‘evrenselcilik’ anlamına gelen, diğer medeniyetler için ’emperyalizm’ anlamına gelir. – Komünizmin çöküşüyle, Batının “demokratik liberalizm” ideolojisi küresel bir zafer kazandı…Batı ve özellikle de bir “misyoner ulus” olagelen ABD, Batılı olmayan halkların kendilerini, Batının değerleri olarak kabul edilen demokrasi, serbest piyasa, sınırlı hükümet, insan hakları, bireycilik, ve hukuk devleti değerlerine teslim etmeleri gerektiğine ve kendi kurumlarında bu değerleri gerçekleştirmeleri gerektiğine inanır.
    _Modern fikirleri ve değerleri teorik olarak reddetmek mümkündür. Ama bu reddi insanların hayatlarına ölçü yapmak çok zordur. Bunu yapmak için birisinin toplumun tamamını ele geçirmesi ve modern'e karşı olan dini, herkes için zorunlu hale getirmesi gerekir.
    _Arap, Türk ve İran toplumlarında entelektüellerin yeri çok önemli olmalıdır. Bu toplumların politik ve kültürel görüşlerini ortaya koyacak, sorulara cevap verecek, Avrupa Birliği ile arada köprü oluşturacak, bilgi akışını sağlayacak entelektüellere ihtiyaç vardır.
    _Terörizm, hoşgörüsüzlüğün canice ortaya çıkışıdır..

    _Samuel Huntington (1927 - 2008) Amerikalı siyaset bilimci.
    Yeni Türkiyenin yaratıcısı. Erbakan tarafından görüşleri savunulmuştur.

    _______________________________________
    _Emre Kongar - Huntington eleştirisi
    _Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra, Fukuyama'nın "Tarihin, yani ideolojilerin sonu geldi, artık, liberalizm her yerde ve herşeye egemen" anlayışı idi. Huntington, Fukuyama'nın bıraktığı yerden alıyor ve 21. yüzyılın din ağırlıklı bir uygarlıklar çatışması ile belirleneceğini söylüyor. Önce Çin uygarlığını ve özellikle İslam'ı Batı'nın karşısına yeni "düşmanlar" olarak dikiyor. Bu yolla, "Batıyı diri tutabilmek için" çöken Sovyetlerin yerine yeni düşmanlar tanımlıyor. Bunu yaparken de, karşısına aldığı toplumlara "Batı uygarlığı aslında evrensel değildir, emperyalisttir. Siz bizden farklısınız ve bunda haklısınız!" diyor ve kendisinden farklı olan dünyayı, argoda tam ifadesini bulan bir deyimle, "gaza getirerek" bütünüyle dışlıyor.
    _Huntingtona göre :Eskiden insanlara "Hangi taraftansın?" diye sorarlardı. Şimdi "Kimsin" diyorlar. Ülkeler, mensup bulundukları uygarlığın lider devletleri etrafında gruplaşmaktadırlar. uygarlıklar arası nüfuz alanları dikkatle çizilmeli ve bu alanlara titizlikle riayet edilmelidir. Rusya, Slav-Ortodoks ve Batı uygarlıkları arasında bölünmüştür. Türkiye, İslam ve Batı uygarlıkları arasında bölünmüştür. Güney Afrika, Batı ve Afrika uygarlıkları arasında bölünmüştür
    _ Sosyal psikolojinin en basit kuralına göre, "farklılık" duygusu, yani "onlar" ifadesi, "biz" duygusunun zorunlu besleyicisidir. Huntington, "batı dışındaki uygarlıkları" "farklı" ilan ederek, ve zaman içinde, ne kadar modernleşirlerse modernleşsinler, bu farklılıklarını koruyacaklarını söyleyerek, Batı uygarlığı ile insanlığın geri kalan kısmı arasına kesin bir "ayrımcı çizgi" çizmektedir
    Huntington'a göre, batı uygarlığı dışındaki ülkelerin hangi yolla olursa olsun, "batılılaşması" olanaksızdır.
    _ Huntington'a göre, Batı uygarlığı dışındaki ülkelerin batılılaşmaya ve modernleşmeye (çağdaşlaşmaya) karşı üç tepkisi oluşuyor: Birinci tepki reddiyecilik. Hem modernleşmenin hem de batılılaşmanın yadsınması biçiminde gelişiyor. 16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar Japonya bunun klasik örneği. İkinci tepki Kemalizm. Hem çağdaşlamanın hem batılılaşmanın kabul edilmesi biçiminde ortaya çıkıyor. Örnek Türkiye. Üçüncü tepki reformculuk. Çağdaşlaşmanın kabulü fakat, batılılaşmanın yadsınması biçiminde oluşuyor. Klasik örnek Mısırda Mehmet Ali Paşa, Çin'de Ch'ing hanedanının son yılları ve 1870-1920 arası Osmanlı İmparatorluğu.
    _Türkiye, artık İslam aleminin lideri olabilir. Bu öneriyi okuyunca insanın aklına hemen, "Huntington Türkiye'yi neden bu kadar çok seviyor? " sorusu geliyor.
    __Kuzeyden gelen büyük tehlikeye karşı Türkiye'nin bir siper olarak Batı için yararı kalmamıştır. Artık, Körfez savaşında olduğu gibi, güneyden gelen daha küçük tehditler için olası bir müttefiktir. Yani, Sovyetlerin çökmesinden sonra Türkiye, Batı için ancak Ortadoğu petrolleri konusundaki bekçilik açısından önemlidir.
    _Huntington, kültürleri birbirine benzer ülkelerin ittifak yapacağını söylerken çok basit bir gerçeği, uluslararası ilişkilerde, çıkarların, her türlü duygunun önüne geçtiği gerçeğini gözardı etmiş. Niçin 21. yüzyıl, bu ilkenin değişmesine ve "kültürel kimlik" adı altında son derece muğlak bir ölçütün, ulusal çıkarların, özellikle de ekonomik ulusal çıkarların önüne geçmesine neden olsun?
    _"Kültürleşme" ve "Kültürlenme"_ Birbirleri ile temasta olan uygarlıklar ya da kültürler, zamanla kaçınılmaz olarak birbirlerini etkiler ve birbirlerinden etkilenirler. Böylece gittikçe birbirlerine benzemeye başlarlar.
    _Çölde, elindeki bilgisayarla, sakat bir din ve yanlış bir Allah anlayışına dayalı olarak kellesini keseceği insanları izleyen, deve üstündeki bedevi, modern midir?
    _belli bir teknolojik düzeyin, zorunlu toplumsal ve kültürel değişmeleri de birlikte getirdiği ve bu "birörnekleştirici" etkinin tüm kültürleri birbirine yaklaştırdığı da ayrı bir gerçek. Türkiye acaba şu anda hem kültür hem de uygarlık olarak, yani hem yerel hem de evrensel olarak Suudi Arabistan'a ya da İran'a mı daha yakın, yoksa, Batıya mı?
    _Atatürk, hem Türkiye'ye hem de insanlığa, Hitler faşizmi ya da Stalin komünizmi gibi tarihsel bir parantez değil, tarihin akışını yakalamış bir devrimcinin, insanlığın gelişme sürecine uygun atılım uygulamalarını getirmiş bir devrimcidir.
  • Almanlar üç kademeli bir siyaset izlediler: Öncelikle, bizzat Hitler tarafından Stalin'in talepleri ve Boğazlar üzerindeki Sovyet tehdidi Türklere bildirildi. İkinci olarak, Türkiye'deki Turancı harekete ilgi gösterilmeye başlandı. Üçüncü olarak da bazı Ege adaları savaşın ardından Türkiye'ye vaat edildi. Ayrıca Türkiye'ye Irak'ta arabuluculuk da teklif edildi.Ancak bu sonuncusu, Türkiye tarafından reddedildi.
  • Stalin “büyük tasfiyeler” sırasında sadece muhalif siyasetçileri değil, aynı zamanda Çarlık Ordusunun eski subaylarını da tasfiye etmişti. Ancak yaklaşan Alman tehdidi nedeniyle Sovyetler Birliği Hükûmeti 1941 yılında subayları askerî okullardan süratle mezun ettirdi. Bu durumda bile genç subaylar, Hitler'in son derece dostça yaklaştığı Sovyetler Birliği üzerine saldırabileceğini tahmin etmiyorlardı.