• 247 syf.
    Bütün Poetikalara Karşı Bir Poetika: Garip

    Anahtar Kelimeler: Orhan Veli Kanık, Bütün Şiirleri, Şiir, Garip Hareketi, Birinci Yeni, Serbest Şiir, Sürrealizm, Otomat Yazı, Melih Cevdet Anday, Oktay Rifat Horozcu.

    Poetika: Bir şairin ya da topluluğun şiir hakkındaki görüşlerini açıkladığı metinlerdir. Manifesto.

    Türk şiirinin en verimli çağı Cumhuriyet Dönemi’nde olur. Bu dönemde onlarca akım ortaya çıkar, şiir için birbirinden farklı çok sayıda kanal açılır. Bir akım doğar, ardından bir tepki akımı doğurur. Bütün birikimin Garip’i, Garip’in de İkinci Yeni’yi doğurması gibi. Garip de bu yönelişlerden biridir. Aslında bütün yönelişlerin tersine bir menzil tutturmaktır. Öyle ki Orhan Veli ve arkadaşları Garip hareketini başlattıklarında kendilerinden önce yapılan şiir tanımlarına ve şiire atfedilmiş bütün özelliklere sırt çevirmişlerdi. Kısa bir ifadeyle şiiri “sıfırlamış”lardı.

    Garip hareketi temelde bütün kurallara karşı çıkar. Bu bakımdan bir edebi anarşizm olarak nitelemek mümkündür. Fakat bu, şiiri halka mal etmek için yapılan bir anarşistlikti. Garip’in üç temsilcisine göre şiir artık küçük insanın sanatıdır. Bu nedenle küçük insanın birikiminin yetmeyeceği cambazlıklar yapmaya da karşı çıkarlar. Anlam kapalılığı, vezin, kafiye gibi unsurları şiirden azlederler. Poetikalarında şiiri “basit, sade, alelade” yapmaya çalıştıklarını söylerler. Diğer yandan form endişesine de son vererek serbest şiiri seçerler. Bir başka önemli hamleyi de şiirin diğer sanat dallarıyla ilişkisini keserek gerçekleştirirler. Bir de tam anlamıyla olmasa da sürrealizmi benimserler. Fakat bu sürrealizm Garip açısından otomat yazı ile sınırlı kalır.

    Garip kitabının önsözünde hareketin bütün amaçları ve özellikleri uzun uzun anlatılır. Bu harekete üç temsilciden yalnızca Orhan Veli sadık kalır. Akımı benimsemesinden itibaren çizgisini değiştirmez. Dolayısıyla hem bu hareketin kurucusu hem de uğurlayıcısıdır. Garip hareketinden önce yazdığı şiirlerde divan ve halk şiirine dair esinler de görülür. Hatta denilebilir ki, Garip hareketi dışında kalan şiirleri Orhan Veli’nin en başarılı şiirleridir. Örneğin İstanbul’u Dinliyorum şiiri bunlardan biridir. “Basit, sade, alelade” şiir yazması belki de Türk edebiyatını çok daha büyük bir Orhan Veli’den mahrum bıraktı. Çünkü seçtiği yol onun ustalığını sergilemesine gerek bırakmayan bir yoldu.

    Orhan Veli, şiirlerinde küçük insanı, küçük insanın yaşam kavgasını, aşklarını, umutlarını, kederlerini dolambaçsız yoldan anlatır. Şiirleri, üzerinde çok fazla zihni çaba gerektirmeyecek derinliktedir. (Garip çizgisinde yazdıkları şiirleri.) Seçtiği şiir tarzına bağlı olarak Orhan Veli’nin şiirleri inceleme yapmak için çok da malzeme vermeyen şiirlerdir. Nitekim, form kaygısı taşımayan ve anlam oyunlarına kapısını kapalı tutan bir şiir tercihidir onunki.

    Özet olarak, Garip, “basit, sade, alelade” şiiri savunan ve kurucusu Orhan Veli tarafından da en ateşli şekilde savunulmuş bir akımdır. Orhan Veli dönüm noktasından sonraki yaşamının tamamında akıma bağlı kalmış, yola çıktığı arkadaşları bir noktadan sonra İkinci Yeni’ye kaymıştır. Orhan Veli şiirlerinde özne olarak küçük insanı ve ona dair her şeyi konu edinir.
  • 236 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Bir garip Orhan Veli’yim

    İstanbul'da Boğaziçi'nde
    Bir garip Orhan Veli'yim
    Veli'nin oğluyum
    Târifsiz kederler içindeyim.
    Urumeli hisarına oturmuşum
    Oturmuş da bir türkü tutturmuşum
    İstanbul'un mermer taşları
    Başıma da konuyor martı kuşları
    Gözlerimden boşanır hicrân yaşları
    Edâlım, Senin yüzünden bu hâlim
    İstanbul'un orta yeri sinema
    Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama
    El konuşur, sevişirmiş, bana ne
    Sevdâlım, boynuna vebâlim
    İstanbul'da, Boğaziçi'ndeyim
    Bir garip Orhan Veli
    Veli'nin oğlu tarifsiz kederler içindeyim

    ……….

    O bir garip Orhan Veli’dir… Şairdir, şiiri aşka karıştıran, şiiri çapkınlaştıran, şiiri doğa ile renklendiren, daha ilk okuldayken cümle çocukların bildiği tek şair; sıralara, defterlerimize karaladığımız dizelerin kahramanı:
    Ağlasam sesimi duyar mısınız,
    Mısralarımda;
    Dokunabilir misiniz,
    Göz yaşlarıma...
    Orhan Veli, 1914 İstanbul doğumludur. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümünde okumuştur. PTT memurluğu ve milli eğitim tercüme bürosunda çalışmıştır.
    Garip, Yaprak ve Varlık dergilerine kimi zaman kendi adı ile kimi zaman Mehmet Ali Sel adı ile yazılar yollamış ve yayınlatmıştır.
    Şiirimizin mihenk taşlarındandır. Şayet 10 yıl daha yaşasaydı, şiirimiz daha iyi yerlerde olabilirdi.
    Üretken bir insan olan Orhan Veli, ölümünden sonra arkadaşlarının anlatımına göre evini toplarlarken, diş macunun kutusu dahil bir çok yerde şiirler bulmuşlar.
    Garip akımı olarak nitelendirilen türün öncüllerindendir. Oktay Rıfat, melih Cevdet Anday ve Nurullah Ataç ile garip dergisi etrafında yazılar, öyküler, şiirler kaleme almıştır.
    Garip akımı veyahut diğer anılan ismi ile birinci yenilikçiler ise kısaca
    Şiir de o güne kadar yer etmiş kalıplardan kurtulup, biçimciliğe, duygusallığa karşı söyleyiş, anlam, okunuş ve dinleyiş güzelliğine önem veren bir akımdır.
    Toplumsal şiirin önde gelen kalemlerinden Enver Gökçe, Orhan Veli’yi her platformda aşağılar, onu sosyete bülbülü, hatun avcısı ve duyarsızlıkla suçlarmış. Orhan Veli ise Enver Gökçe’den korktuğunu şairler kahvesinde dostlarına belirtirmiş.
    Tıpkı Enver Gökçe gibi Atilla İlhan da Orhan Veli karşıtıdır.
    Benim okumalarıma göre ise Orhan Veli açık hava ozanı, İstanbul sevdalısı, aşka aşık, serseri ruhlu, ayran gönüllü, maymun iştahlı, seven, sevilen, güzel içen, tiryaki ve birazda berduştur.
    Orhan Veli bol bol aşık olur. Küçük mutluluklar ve büyük hüzünler taşımış. Gidenlere baka kalır ve ağlayamaz.
    “Bakakalırım giden geminin ardından;
    Atamam kendimi denize, dünya güzel;
    Serde erkeklik var, ağlayamam.”

    Deniz, dağ başı, orman, ova ve bozkırlar onun şiirlerinde olmazsa olmaz metaforlardır.
    Şiirin dili ve ahenk onun vazgeçilmezidir.

    Ben deniz kenarındaki odamda,
    Pencereye hiç bakmadan
    Dışardan gecen kayıkların
    Karpuz yüklü olduğunu bilirim.

    Şiirleri çeşitli dillerde çevrilmiştir.1966 yılında 49 şiiri Almanya da basılmıştır.
    Nasreddin hocanın fıkralarını, şiirleştirmiş ve kitap halinde basımını sağlamıştır.
    Birçok yazarın kitabını çevirerek Türkçeye kazandırmıştır.
    Ayrıca La Fontaine masallarını da tıpkı Nasrettin Hoca fıkraları gibi şiirleştirerek kitaplaştırmıştır.
    Uçurtmaya, futbola, Galatasaray’a, içkiye, sigaraya, balık tutmaya ve kadınlara tutku ile bağlıymış.
    Zeytini, domatesi, soğanı, sarımsağı ve ciğeri yemez ve sevmezmiş.
    Balık, pilav, makarna, enginar ve kuru fasulyeyi severmiş.
    Ateist olduğu söylenir.
    Dostoyevski’nin yer altından notlar kitabı en sevdiği kitaptır.
    Şiirlerinde benzetmeler ve betimlemeleri kullanmaz ve sevmez. Su gibi duru olmalıdır onun şiirleri ki okuyunca sarıp sarmalaması bundandır.
    Şiirlerinde yaşadıklarını yazdığı ve önceden tasarlayıp kaleme aldığı söylenir.
    Nazım Hikmet hapisteyken Oktay Rıfat ve Melih Cevdet Anday ile birlikte üç gün açlık grevi yapmıştır.
    Nazım Moskova’da iken onun kitaplarını basına göstermiş ve şiirlerini okumuştur.
    Ölümünden 3 gün önce araba çarpmış, 2 gün önce çukura düşmüş ve arkadaşının evinde demlenirken bir salı günü gece 23.00 suları fenalaşmış ve kurtulamamıştır. Daha 36 yaşında hayata veda etmiştir. Öldüğünde cebinde 28 kuruş varmış.

    Orhan Veli’nin son şiiri aşk resmi geçididir ve tamamlanmamıştır.
    Orhan Veli’yi anlamanın en doğru hali onun şiirlerini okumakla olur, okurken dinlemek, sesine kulak vermekle olur. Gözlerini kapatarak okumak hem de. Çünkü o şiiri yazmakla yetinmemiş, bir de şiiri dinlemiş, şiire kulak vermiş:

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
    Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
    Yavaş yavaş sallanıyor
    Yapraklar, ağaçlarda;
    Uzaklarda, çok uzaklarda,
    Sucuların hiç durmayan çıngırakları
    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Kuşlar geçiyor, derken;
    Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
    Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
    Bir kadının suya değiyor ayakları;
    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Serin serin Kapalıçarşı
    Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
    Güvercin dolu avlular
    Çekiç sesleri geliyor doklardan
    Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
    Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
    Dinmiş lodosların uğultusu içinde
    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Bir yosma geçiyor kaldırımdan;
    Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
    Birşey düşüyor elinden yere;
    Bir gül olmalı;
    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
    Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
    Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;
    Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
    Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
    İstanbul'u dinliyorum.

    Gürbüz Deniz
  • 160 syf.
    ·24 günde·Beğendi·10/10
    Şiir sevmeyen benim en sevdiğim şairdir Orhan Veli. Onun şiirlerini hem çok masum hem de eğlenceli bulurum. Şairin 36 gibi çok erken bir yaşta vefat etmesine de her zaman üzüldüm, üzülürüm. Keşke daha uzun yaşasaydı da biz de onu okuyabilseydik.

    Yalnız Seni Arıyorum, şairin âşık olduğu Nahit Hanım’a yazdığı mektuplardan oluşan bir kitap. Nahit Hanım bir edebiyat öğretmeni ama o dönem o kadar popüler ki birçok edebiyatçıyla iç içe. Cemal Süreya kendisi için “Bir sanat albümü Nahit Hanım’ın evi. 1930 dedin mi, Hasan Ali Yücel, Sabahattin Ali, Peyami Safa çıkar. 1940 dersin, Orhan Veli, Melih Cevdet, Oktay Rıfat, Sabahattin Eyuboğlu… 1950 dedin mi, Edip Cansever, Metin Eloğlu, Alp Kuran. 1960, Gürdal Duyar.

    Yahya Kemal’le de yemek yemiş günümüzün en genç şairlerinden Küçük İskender’le de (Bu yazı 1988’de yazılmış). Özellikle şairlere yakın.” diye yazmış.

    Atatürk’le üç defa dans etmiş. Hakkında Sabahattin Ali, Orhan Veli, Arif Damar, Gülten Akın ve Cemal Süreya şiirler ve yazılar yazmış. Sabahattin Ali de Nahit Hanım’a âşıkmış ama karşılık bulamamış. Bu arada Nahit Hanım, Arif Damar’la evli. Bu kadar popüler birinin dünya güzeli olmasını bekliyorsanız yanılıyorsunuz. Kapakta da görebileceğiniz gibi çok bir güzelliği yok Nahit Hanım’ın. Bu kadar edebiyatçıyı aklıyla etkilemiş demek ki.

    Orhan Veli bazı şiirlerini Nahit Hanım’a göndermiş ve fikrini sormuş.

    Nahit Hanım’ın sadece bir mektubu kitapta, son sayfada yer alıyor. Orhan Veli’nin satırlarından taşan duygularından sonra onun mektubunu duygusuz bulduğumu söylemeliyim.

    Yorumumun devamını blogumdan okuyabilirsiniz. https://suleuzundere.blogspot.com.tr/...z-seni-ariyorum.html