• Yüzlerce sene evvel çok güzel bir kız varmış.
    Ayağına kapanıp bütün gençler yalvarmış
    Bu eşi bulunmayan güzeli almak için.
    Erimişler aşk denen alevden için için,
    Güneşin sızağıyla eriyen karlar gibi;
    Hepsinin bu sevdadan hicran olmuş nasibi...
    Böyle yaşıyorlarken dünyalarına küskün,
    Güzel kız davet etmiş aşıklarını bir gün.
    Demiş:"Elbet veremem gönlümü hepinize,
    Fakat bir müsabaka açıyorum ben size:
    En güzel en kıymetli inciyi bana her kim
    Getirirse onunla artık evleneceğim..."
    Aşıklar mallarını feda edip satmışlar,
    Dört taraftan en büyük inciyi aratmışlar.
    Yüzlerce sene evvel bir saz şairi varmış;
    Bu gencin de gönlünü o kızın aşkı sarmış.
    Aklını alıvermiş gök ela renkli gözler;
    Her dakika biricik sevgilisini özler,
    Her dakika ağlarmış, sızlarmış, ah edermiş;
    perişanmış, mahzunmuş, derbedermiş..
    Duymuş müsabakayı bu aşık da nihayet,
    "İnci nedir" diyerek o anda etmiş hayret.
    Çünkü o ana kadar inciyi bilmiyormuş.
    "İnci nasıl şey?" diye bir ihtiyara sormuş:
    "Ben onu hiç görmedim gezdim de diyar diyar."
    Demiş ki zavallıya gülümseyip ihtiyar:
    "Güzel bir taştır inci, kadınların süsüdür;
    Durduğu yer onların açık, beyaz göğsüdür.
    Denizden çıktığından pahalıdır gayetle..
    Bu sözleri duyunca aşık bakar hayretle,
    Der ki:"Ben deniz nedir, onu da bilmiyorum."
    İhtiyar denizi de anlatır: "Dinle yavrum,
    Bu öyle bir susur ki ufuğa kadar açık,
    Bazen dalgalar kıyısında ufacık;
    Bazen fırtına çıkar, hava olunca lodos,
    Deniz birden kudurup kayalara vurur tos.
    Sen karada gezmişsin belli bu yaşa kadar.
    Bu dağların ardında çok uzak bir deniz var.
    Pek merak ediyorsan yürü, memleketler aş."
    Saz şairi, bu sözler bitince, yavaş yavaş
    Denizi bulmak için seyahate koyulur;
    Uzun yollar üstünde harap olur, yorulur.
    Nihayet gök toprağa ışığını dökerken
    Bir sahile yaklaşır, henüz şafak sökerken....
    Aradan bir yıl geçip nihayet mühlet bitmiş,
    Aşıklar akın akın kızın yanına gitmiş.
    Hepsi de dizilmişler önüne birer birer;
    Ellerinin üstünde donuk, beyaz inciler.
    Güzel kız seyre dalmış,oturarak yerine;
    İpek elbisesinin uzun eteklerine
    Bütün delikanlılar koymuş hediyesini!
    Gözlerini açarak herkes kesmiş sesini:
    "Acaba hangisini kabul edecek ?"diye.
    Dışardan bir gürültü duyulmuş o saniye:
    "Bırakın muradıma ben bugün ereceğim,
    Bırakın sevgilime inciler vereceğim..."
    "O da getirsin" diye güzel kız vermiş izin,
    Şair içeri girmiş tereddüt etmeksizin.
    Anlatmış kalbindeki sızlayan bir yarayı,
    Anlatmış uzun uzun bütün bu mecarayı.
    "Ben bir şair aşıkım, elimde bir kırık saz,
    Yapyalnız yaşıyorum, derdim çok, sevincim az.
    O güzel gözlerine bir pınar gibi gönlüm
    Yıllarca aka aka tükendi tahammülüm.
    Fakat seni unutmak gelmiyordu elimden.
    Ve bir gün işittim ki inci istemişsin sen.
    Ama bu ana kadar görmemiştim ben onu,
    Öğrendim bu incinin denizde olduğunu.
    Deniz nerde diyerek arıyordum bu sefer;
    Aşkının kuvvetiyle aştım dağlar tepeler.
    Nice ülkeler gezdim nice dağlar dolaştım,
    Bir sabah sonu gelmez bir denize ulaştım:
    Güneş içinden doğup içinden batıyordu;
    Sular arzın üstüne yaslanmış yatıyordu.
    Rüzgar yavaş esiyor,engin sessiz, durgundu;
    Vücudum aylar süren yolculuktan yorgundu.
    İndim büyük denizin o büyük sahiline
    İncileri topladım ,uğraşıp didinerek."
    Aşıkın sözlerini dinlerken kadın erkek;
    Şair omuzundaki bir torbayı uzatmış,
    Yere bağını çözüp, incileri boşaltmış.
    Fakat o anda herkes kahkahalarla gülmüş:
    Çünkü inci yerine çakıl taşı dökülmüş.
    Güzel kız genç aşıka demiş: "Bunu iyi bil:
    Bu, parayla alınan incilere mukabil,
    Senin çakıl taşların pek değerlidir elbet;
    Şair! Yaşayacağım seninle ilelebet.."

    Nazım Hikmet
  • Bir adam döner gittiğim yerden
    ağır her adımda duracak gibi
    yüzü hüzünlü yüzü küskün yüzü buruk
    rüzgar ıslık ıslık arkasından..

    O kadar perişan içi o kadar
    çürümüş el attığı dalda yemişler
    yaşamasına lüzum yok gibi
    ümidi kesmiş belli yarından...

    Salih Mirzabeyoğlu
  • İçim içimden geçti
    İçim içime küskün
    İçimde benden büyük olan
    Bir içimlik ömür dediğin
    Göz ne gördüğünü bilmez
    Kulak yalanlara doydu, umursamaz işitmez
    Kımıldayan dudaklarımda sonsuzluğun türküsü
    Küçük bahçemde çiçekleri okşayan rüzgar
    Yanan ciğerleri soğutmazmış tatlı su
    Hasretin en sivri tarafı saplandı bağrıma
    Göğün göğsüne yıldızları iğneleyen
    Senden kopan ağlıyor gülmez mi sana gelen
  • ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda
    yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim
    oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim
    Ben sende bütün aşklarımı temize çektim

    imrendiğin, öfkelendiğin
    kızdığın ya da kıskandığın diyelim
    yani yaşamışlık sandığın
    Geçmişim
    dile dökülmeyenin tenhalığında
    kaçırılan bakışlarda
    gündeliğin başıboş ayrıntılarında
    zaman zaman geri tepip duruyordu. Ve elbet üzerinde durulmuyordu.
    Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun, biraz daha
    fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.

    Başlangıçta doğruydu belki. Sıradan bir serüven, rastgele bir ilişki
    gibi başlayıp, gün günden hayatıma yayılan, büyüyüp kök salan ,
    benliğimi kavrayıp, varlığımı ele geçiren bir aşka bedellendin.
    Ve hala bilmiyordun sevgilim
    Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
    Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
    Bütün kazananlar gibi
    Terk ettin


          Yaz başıydı gittiğinde. Ardından, senin için üç lirik parça
    yazmaya karar vermiştim. Kimsesiz bir yazdı. Yoktun. Kimsesizdim.
    Çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum.
          Çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum.

          
          Sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu
          yüzündeki kuşkun kedere, gür kirpiklerinin altından
          kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine
          çerçevesine sığmayan
          munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine
          lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu

          
          Yaz başıydı gittiğinde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti
    Mayıs. Seni bir şiire düşündükçe kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi
    uçucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma. Önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük usulca düşüyordu bir kağıt aklığına, belki de
    ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma.
          Yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha. Aşk mıydı,
    değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi? "Eylül'de aynı yerde ve
    aynı insan olmamı isteyen" notunu buldum kapımda. Altına saat: 16.00
    diye yazmıştın, ve saat 16.04'tü onu bulduğumda.
        
    Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
          Takvim tutmazlığını
          Aramızda bir düşman gibi duran
          Zaman'ı
          Daha o gün anlamalıydım
          Benim sana erken
          Senin bana geç kaldığını


          Gittin. Koca bir yaz girdi aramıza. Yaz ve getirdikleri.
    Döndüğünde eksik, noksan bir şeyler başlamıştı. Sanki yaz, birbirimizi görmediğimiz o üç ay, alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik
    kalmıştı.
          Kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış
    arkadaşlığımıza. Adımlarımız tutuk, yüreğimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi bakışıyorduk.
          Sanki ufacık birşey olsa birbirimizden kaçacaktık.

    Fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki.
    Zamanla gözlerimiz açıldı, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize.

    Gittin.şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza. Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.


          Şimdi biz neyiz biliyor musun?
          Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
          Birbirine uzanamayan
          Boşlukta iki yalnız yıldız gibi
          Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
          Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
          Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız
          Ne kalacak bizden?
          bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim su kırık dökük şiirim
          Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında
          Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden
          Bizden diyorum, ikimizden
          Ne kalacak?

          Şimdi biz neyiz biliyor musun?
          Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları
    gibiyiz. Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada bir
    şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilemeyen çocuklar gibi.
          Artık hiçbir duygusunu anlamayan çocuklar gibi
          Ve elbet biz de bu aşkla büyüyecek
          Her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz

          kış başlıyor sevgilim
          hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor
          bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan
          oysa yapacak ne çok şey vardı
          ve ne kadar az zaman  
          kış başlıyor sevgilim
          iyi bak kendine
          gözlerindeki usul şefkati
          teslim etme kimseye, hiçbir şeye
          upuzun bir kış başlıyor sevgilim
          ayrılığımızın kışı başlıyor
          Giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime.

          
          Kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak, yazıya oturup sonu
    gelmeyen cümleler kurmak, camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak...

          Böyle zamanlarda her şey birbirinin yerini alır
          çünkü her şey bir o kadar anlamsızdır
          içinizdeki ıssızlığı doldurmaz hiçbir oyun
          para etmez kendinizi avutmak için bulduğunuz numaralar
          Bir aşkı yaşatan ayrıntıları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz
    çıplak bir yara gibi sızlar paylaştığınız anlar, eşyalar
          gözünüzün önünde durur birlikte yarattığınız alışkanlıklar
          korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsınız aynalara,
    çağrışımlarla ödeşemezsiniz
          dışarıda hayat düşmandır size
          içeride odalara sığamazken siz, kendiniz
          Bir ayrılığın ilk günleridir daha
          Her şey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkla

          Gün boyu hiçbir şey yapmadan oturup
          kulak verdiğiniz saatin tiktakları
          kaplar tekin olmayan göğünüzü
          geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç
    suyu boşalmış bir havuz, fişten çekilmiş bir alet kadar tehlikesiz
          bakınıp dururken duvarlara
          boş bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çiçek, unutulmuş bir oyuncak, eski bir çerçeve gibi, hani, unutsam eşyanın gürültüsünü, nesnelerin dünyasında kendime bir yer bulsam, dediğimiz zamanlar gibi
          kendimizin içinden yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar
    gibi
          yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutukluluk haline, bir trafik
    kazasına, başımıza gelmiş bir felakete, işkenceye çekilmeye, ameliyata
    alınmaya
          kendimizi hazırlar gibi
          yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliğimizi
          ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken,
          ve kazanmış görünürken derinliğimizi
          Ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde
          bir anın, yalnızca bir anın bütün bir hayatı kapladığı anlar
    o tiktaklar kadar önemsiz kalır şimdi
          hayatımıza verdiğimiz bütün anlamlar


          denemeseniz de, bilirsiniz
          hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar
        

          Bana Zamandan söz ediyorlar
          Gelip size Zamandan söz ederler
    Yaraları nasıl sardığından, ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden. Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden. Hepsini bilirsiniz zaten, bir ise yaramadığını bildiğiniz gibi. Dahası onlar da bilirler. Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler,
          öyle düşünürler.
          Bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak, sırtınızdaki hançeri çıkartmak, yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden
    karşılaşmak kolay değildir elbet. Kolay değildir bunlarla baş etmek,
    uğruna içinizi öldürmek. Zaman alır.
          Zaman
          Alır sizden bunların yükünü
          O boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, acılar
    dibe çöker. Hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir. Bir
    yerlerden
    bulunup yeni mutluluklar edinilir.
          O boşluk doldu sanırsınız
          Oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir

          gün gelir bir gün
          başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide
          o eski ağrı
          ansızın geri teper.
          Dilerim geri teper. Yoksa gerçekten
          Bitmişsinizdir.

          Zamanla  yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır, anlamları
          önemi kavranır. Bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey, çok sonra değerini  
          kazanır. Yokluğu derin  ve sürekli bir sızı halini alır.

          Oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık
          Mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan
          Herşeye iyi gelen Zaman sizi kanatır


          ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
          günlerin dökümünü yap
          benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini
          kim bilebilir ikimizden başka?
          sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış
    bir ilişkiyi, duyguların birliğini, bir aşkı beraberlik haline getiren
          kendiliğindenliği
          yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız her şeyi
          bir düşün
          emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya
          şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor orada
    ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
          Bunlar da bir ise yaramadıysa
          Demek yangında kurtarılacak hiçbir şey kalmamış aramızda


          Bu şiire başladığımda nerde,
          şimdi nerdeyim?
          solgun yollardan geçtim. Bakışımlı mevsimlerden
          ikindi yağmurlarını bekleyen
          yaz sonu hüzünlerinden
          gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim
          geçti her çağın bitki örtüsünden
          oysa şimdi içimin yıkanmış taşlığından
          bakarken dünyaya
          yangınlarda bayındır kentler gibiyim:
          çiçek adlarını ezberlemekten geldim
    eski şarkıları, sarhoşların ve suçluların
          unuttuklarını hatırlamaktan
          uzak uzak yolları tarif etmekten
          haydutluktan ve melankoliden
          giderken ya da dönerken atlanan eşiklerden
          Duyarlığın gece mekteplerinden geldim
          Bütünlemeli çocuklarla geçti
          gençliğimin rüzgara verdiğim yılları
          dokunmaların ve içdökmelerin vaktinden geldim.

          Bu şiire başladığımda nerde,
          şimdi nerdeyim?
          yaram vardı. bir de sözcükler
          sonra vaat edilmiş topraklar gibi
          sayfalar ve günler
          ışık istiyordu yalnızlığım
          Kötülükler imparatorluğunda bir tek şiir yazmayı biliyordum
          İlerledikçe... Kaybolup gittin bu şiirin derinliklerinde
                         Aşk ve Acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü
                         daha şiir bitmeden. Karardı dizeler.
          Aşk... Bitti. Soldu şiir.
          Büyük bir şaşkınlık kaldı o fırtınalı günlerden


          Daha önce de başka şiirlerde konaklamıştım
          Ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde
          Aşk yalnız bir operadır, biliyordum: Operada bir gece
          uyudum, hiç uyanmadım.
          barbarların seyrettiği trapezlerden geçtim
          her adımda boynumdan bir fular düşüyordu
          el kadar gökyüzü mendil kadar ufuk
          birlikte çıkılan yolların yazgısıdır:
          eksiliyorduk
          mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim
          her otelde biraz eksilip, biraz artarak
          yani çoğalarak
          tahvil ve senetlerini intiharla değiştirenlerin
          birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarında
          ağır ve acı tanıklıklardan
          geçerek geldim. Terli ve kirliydim.
    Sonra tımarhanelerde tımar edilen ruhum
          maskeler ve çiçekler biriktiriyordu
          linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de...
          korsan yazıları, kara şiirleri, gizli kitapları
          ve açık hayatları seviyordu.
          Buraya gelirken
          uzun uzak yollar için her menzilde at değiştirdim
          atlarla birlikte terledim yolları ve geceleri
          ödünç almadım hiç kimseden hiçbir şeyi
          çıplak ve sahici yaşayıp çıplak ve sahici ölmek için
          panayır yerleri... panayır yerleri...
          ölü kelebekler... ölü kelebekler...
          sonra dünyanın bütün sinemalarında bütün filmleri seyrettim.
          Adım onların adının yanına yazılmasın diye
          acı çekecek yerlerimi yok etmeden
          acıyla baş etmeyi öğrendim.
          Yoksa bu kadar konuşabilir miydim?
          
          ipek yollarında kuzey yıldızı
          aşkın kuzey yıldızı
          sanırsın durduğun yerde
          ya da yol üstündedir
          oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar
          ölü yanardağlar, ölü yıldızlar
          ve toy yaşın bilmediği hesap: ışık hızı

          AŞKIN BİR YOLU VARDIR
          HER YAŞTA BAŞKA TÜRLÜ GEÇİLEN
          AŞKIN BİR YOLU VARDIR
          HER YAŞTA BİRAZ GECİKİLEN
          gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler
          gözlerim
          aşkın kuzey yıldızıdır bu
          yazları daha iyi görülen
          Ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler
          ilerlerim
          zamanla anlarsın bu bir yanılsama
          ölü şairlerin imgelerinden kalma
          Sen de değilsin. O da değil
          Kuzey yıldızı daha uzakta
          yeniden yollara düşerler
          düşerim
          bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda
          ben yoluma devam ederim. Bitmemiş bir şiirin ortasında
          Darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler
          yaşamsa yerli yerinde
          yerli yerinde her şey

          şimdi her şey doludizgin ve çoğul
          şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi
          şimdi her şey yeniden
          yüreğim, o eski aşk kalesi
          yepyeni bir mazi yarattı sözcüklerin gücünden


          Dönüp ardıma bakıyorum
          Yoksun sen
          Ey sanat! Her şeyi hayata dönüştüren

     
  • Yüzlerce senen evvel çok güzel bir kız varmış.
    Ayağına kapanıp bütün gençler yalvarmış
    Bu eşi bulunmayan güzeli almak için.
    Erimişler aşk denen alevden için için,
    Güneşin sızağıyla eriyen karlar gibi;
    Hepsinin bu sevdadan hicran olmuş nasibi...
    Böyle yaşıyorlarken dünyalarına küskün,
    Güzel kız davet etmiş aşıklarını bir gün.
    Demiş:"Elbet veremem gönlümü hepinize,
    Fakat bir müsabaka açıyorum ben size:
    En güzel en kıymetli inciyi bana her kim
    Getirirse onunla artık evleneceğim..."
    Aşıklar mallarını feda edip satmışlar,
    Dört taraftan en büyük inciyi aratmışlar.
    Yüzlerce sene evvel bir saz şairi varmış;
    Bu gencin de gönlünü o kızın aşkı sarmış.
    Aklını alıvermiş gök ela renkli gözler;
    Her dakika biricik sevgilisini özler,
    Her dakika ağlarmış, sızlarmış, ah edermiş;
    perişanmış, mahzunmuş, derbedermiş..
    Duymuş müsabakayı bu aşık da nihayet,
    "İnci nedir" diyerek o anda etmiş hayret.
    Çünkü o ana kadar inciyi bilmiyormuş.
    "İnci nasıl şey?" diye bir ihtiyara sormuş:
    "Ben onu hiç görmedim gezdim de diyar diyar."
    Demiş ki zavallıya gülümseyip ihtiyar:
    "Güzel bir taştır inci, kadınların süsüdür;
    Durduğu yer onların açık, beyaz göğsüdür.
    Denizden çıktığından pahalıdır gayetle..
    Bu sözleri duyunca aşık bakar hayretle,
    Der ki:"Ben deniz nedir, onu da bilmiyorum."
    İhtiyar denizi de anlatır: "Dinle yavrum,
    Bu öyle bir susur ki ufuğa kadar açık,
    Bazen dalgalar kıyısında ufacık;
    Bazen fırtına çıkar, hava olunca lodos,
    Deniz birden kudurup kayalara vurur tos.
    Sen karada gezmişsin belli bu yaşa kadar.
    Bu dağların ardında çok uzak bir deniz var.
    Pek merak ediyorsan yürü, memleketler aş."
    Saz şairi, bu sözler bitince, yavaş yavaş
    Denizi bulmak için seyahate koyulur;
    Uzun yollar üstünde harap olur, yorulur.
    Nihayet gök toprağa ışığını dökerken
    Bir sahile yaklaşır, henüz şafak sökerken....

    Aradan bir yıl geçip nihayet mühlet bitmiş,
    Aşıklar akın akın kızın yanına gitmiş.
    Hepsi de dizilmişler önüne birer birer;
    Ellerinin üstünde donuk, beyaz inciler.
    Güzel kız seyre dalmış,oturarak yerine;
    İpek elbisesinin uzun eteklerine
    Bütün delikanlılar koymuş hediyesini!
    Gözlerini açarak herkes kesmiş sesini:
    "Acaba hangisini kabul edecek ?"diye.
    Dışardan bir gürültü duyulmuş o saniye:
    "Bırakın muradıma ben bugün ereceğim,
    Bırakın sevgilime inciler vereceğim..."
    "O da getirsin" diye güzel kız vermiş izin,
    Şair içeri girmiş tereddüt etmeksizin.
    Anlatmış kalbindeki sızlayan bir yarayı,
    Anlatmış uzun uzun bütün bu mecarayı.
    "Ben bir şair aşıkım, elimde bir kırık saz,
    Yapyalnız yaşıyorum, derdim çok, sevincim az.
    O güzel gözlerine bir pınar gibi gönlüm
    Yıllarca aka aka tükendi tahammülüm.
    Fakat seni unutmak gelmiyordu elimden.
    Ve bir gün işittim ki inci istemişsin sen.
    Ama bu ana kadar görmemiştim ben onu,
    Öğrendim bu incinin denizde olduğunu.
    Deniz nerde diyerek arıyordum bu sefer;
    Aşkının kuvvetiyle aştım dağlar tepeler.
    Nice ülkeler gezdim nice dağlar dolaştım,
    Bir sabah sonu gelmez bir denize ulaştım:
    Güneş içinden doğup içinden batıyordu;
    Sular arzın üstüne yaslanmış yatıyordu.
    Rüzgar yavaş esiyor,engin sessiz, durgundu;
    Vücudum aylar süren yolculuktan yorgundu.
    İndim büyük denizin o büyük sahiline
    İncileri topladım ,uğraşıp didinerek."
    Aşıkın sözlerini dinlerken kadın erkek;
    Şair omuzundaki bir torbayı uzatmış,
    Yere bağını çözüp, incileri boşaltmış.
    Fakat o anda herkes kahkahalarla gülmüş:
    Çünkü inci yerine çakıl taşı dökülmüş.
    Güzel kız genç aşıka demiş: "Bunu iyi bil:
    Bu, parayla alınan incilere mukabil,
    Senin çakıl taşların pek değerlidir elbet;
    Şair! Yaşayacağım seninle ilelebet.."
  • Ölü bir yilan gibi yatiyordu aramizda
    Yorgun, kirli ve umutsuz geçmisim
    Oysa bilmedigin birsey vardi sevgilim
    Ben sende bütün asklarimi temize çektim

    Imrendigin, öfkelendigin
    Kizdigin, ya da kiskandigin diyelim
    Yani yasamislik sandigin
    Geçmisim
    Dile dökülmeyenin tenhaliginda
    Kaçirilan bakislarda
    Gündeligin basibos ayrintilarinda
    Zaman zaman geri tepip duruyordu.
    Ve elbet üzerinde durulmuyordu.
    Sense kendini hala hayatimdaki herhangi biri saniyordun,
    Biraz daha fazla sevdigim, biraz daha önem verdigim.
    Baslangiçta dogruydu belki.
    Siradan bir serüven, rastgele bir iliski gibi baslayip,
    Günden güne hayatima yayilan, varligimi ele geçiren,
    Büyüyüp kök salan bir aska bedellendin.
    Ve hala bilmiyordun sevgilim
    Ben sende bütün asklarimi temize çektim
    Anladigindaysa yapacak tek sey kalmisti sana
    Bütün kazananlar gibi
    Terk ettin.

    Yaz basiydi gittiginde, ardindan,
    Senin için üç lirik parca yazmaya karar vermistim.
    Kimsesiz bir yazdi. Yoktun. Kimsesizdim.
    Çikilmis bir yolun ilk duraginda bir mevsim bekledim durdum.
    Çünkü ben askin bütün çaglarindan geliyordum.
    Sanirim lirik sözcügü en çok yüzüne yakisiyordu
    Yüzündeki kuskun kedere, gür kirpiklerinin altindan
    Kisik lambalar gibi isiyan gözlerine
    Çerçevesine sigmayan
    Munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine
    Lirik sözcügü en çok yüzüne yakisiyordu.

    Yaz basiydi gittiginde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmisti Mayis.
    Seni bir siire düsündükçe
    Kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi
    Ucucu ve yumusak seyler geliyordu aklima.
    Önceki siirlerimde hiç kullanmadigim bu sözcük
    Usulca düsüyordu bir kagit akligina,
    Belkide ilk kez giriyordu yazdiklarima, hayatima.
    Yaz basiydi gittiginde. Bir askin ilk günleriydi daha.
    Ask miydi, degil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi?
    'Eylül'de ayni yerde ve ayni insan olmami isteyen' notunu buldum kapimda.
    Altina saat: 16.00 diye yazmistin, ve 16.04'tü onu buldugumda.
    Daha o gün anlamaliydim bu iliskinin yazgisini
    Takvim tutmazligini
    Aramizda bir düsman gibi duran zamani
    Daha o gün anlamaliydim
    Benim sana erken
    Senin bana geç kaldigini.

    Gittin. Koca bir yaz girdi aramiza. Yaz ve getirdikleri.
    Döndügünde eksik, noksan bir seyler baslamisti.
    Sanki yaz, birbirimizi görmedigimiz o üç ay,
    Alip götürmüstü bir seyleri hayatimizdan, olmamisti, eksik kalmisti.
    Kirilmis bir seyi onarir gibi basladik yarim kalmis arkadasligimiza.
    Adimlarimiz tutuk, yüregimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi
    bakisiyorduk.
    Sanki ufacik bir sey olsa birbirimizden kaçacaktik.
    Fotoromansiz, trüksüz, hilesiz, klisesiz bir beraberlikti bizimki.
    Zamanla gözlerimiz açildi, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize.
    Gittin. Simdi bir mevsim degil, koca bir hayat girdi aramiza.
    Biliyorum ne sen dönebilirsin artik, ne de ben kapiyi açabilirim sana.
    Simdi biz neyiz biliyor musun?
    Akip giden zamana göz kirpan yorgun yildizlar gibiyiz.
    Birbirine uzanamayan
    Boslukta iki yalniz yildiz gibi
    Aci çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
    Bir zaman sonra batik bir asktan geriye kalan iki enkaz olacagiz yalnizca
    Kendi denizlerimizde sessiz sedasiz bogulacagiz
    Ne kalacak bizden?
    Bir mektup, bir kart, birkaç satir ve benim su kirik dökük siirim
    Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasinda
    Ne kalacak geriye savrulmus günlerimizden
    Bizden diyorum, ikimizden
    Ne kalacak?

    Simdi biz neyiz biliyor musun?
    Yikintilar arasinda yakinlarini arayan öksüz savas çocuklari gibiyiz.
    Umut ve korkunun hiçbir anlam tasimadigi bir dünyada
    Bir sey buldugunda neyi, ne yapacagini bilmeyen çocuklar gibi
    Ve elbet biz de bu askta büyüyecek
    Her seyi bir baska aska erteleyecegiz.

    Kis basliyor sevgilim
    Hosnutsuzlugumun kisi basliyor
    Bir yaz daha geçti hiçbir sey anlamadan
    Oysa yapacak ne çok sey vardi
    Ve ne kadar az zaman
    Kis basliyor sevgilim
    Iyi bak kendine
    Gözlerindeki usul sefkati
    Teslim etme kimseye, hiçbir seye
    Upuzun bir kis basliyor sevgilim
    Ayriligimizin kisi basliyor
    Giriyoruz kara ve soguk bir mevsime.

    Kitaplara sarilmak, dostlarla konusmak,
    Yaziya oturup sonu gelmeyen cümleler kurmak,
    Camdan disari bakip puslu sarkilar mirildanmak....
    Böyle zamanlarda her sey birbirinin yerini alir
    Çünkü her sey bir o kadar anlamsizdir
    Içimizdeki issizligi dolduramaz hiçbir oyun
    Para etmez kendimizi avutmak için buldugumuz numaralar
    Bir aski yasatan ayrintlari nereye saklayacaginizi bilemezsiniz
    Çiplak bir yara gibi sizlar paylastigimiz anlar,
    Esyalar gözünüzün önünde durur birlikte yarattiginiz aliskanliklar
    Korkarsiniz sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsiniz aynalara,
    Çagrisimlarla ödesemezsiniz.

    Disarda hayat düsmandir size
    Içeride odalara sigamazken siz, kendiniz
    Bir ayriligin ilk günleridir daha
    Her sey asili kalmistir bitkisel bir yalnizlikta
    Gün boyu hiçbir sey yapmadan oturup
    Kulak verdiginiz saat tiktaklari
    Kaplar tekin olmayan gögümüzü
    Geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç
    Suyu bosalmis bir havuz, fisten çekilmis bir alet kadar tehlikesiz
    Bakinip dururken duvarlara
    Bos bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çicek,
    Unutulmus bir oyuncak, eski bir çerçeve gibi, hani,
    Unutsam esyanin gürültüsünü, nesnelerin dünyasinda
    Kendime bir yer bulsam, dedigimiz zamanlar gibi
    Kendimizin içinden yeni bir kendimiz çikarmaya zorlandigimiz anlar gibi
    Yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutkunluk haline, bir trafik kazasina,
    Basimiza gelmis bir felakete, iskenceye çekilmeye, ameliyata alinmaya
    Kendimizi hazirlar gibi.

    Yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benligimizi
    Ama öyle sessiz baktigimiz duvarlar gibi olmaya çalisirken,
    Ve kazanmis görünürken derinligimizi
    Ne zaman ki, yeniden canlanir bagislamasiz bellegimizde
    Bir anin, yalnizca bir anin bütün bir hayati kapladigi anlar
    O tiktaklar kadar önemsiz kalir simdi
    Hayatimiza verdigimiz bütün anlamlar
    Göremeseniz de, bilirsiniz
    Hiç yakin olmamissinizdir intihara bu kadar.

    Bana zamandan söz ediyorlar
    Gelip size zamandan söz ederler
    Yaralari nasil sardigindan, ya da her seye nasil iyi geldiginden.
    Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden.
    Hepsini bilirsiniz zaten, bir ise yaramadigini bildiginiz gibi.
    Dahasi onalar da bilirler.
    Ama yine de güç verir bazi sözler, sözcükler, öyle düsünürler.
    Bittigine kendini inandirmak, ayriligin gerçegine katlanmak, sirtinizdaki
    hançeri çikartmak, Yüreginizin unuttugunuz yerleriyle yeniden karsilasmak
    kolay degildir elbet.
    Kolay degildir bunlarla bas etmek, ugruna içinizi öldürmek.
    Zaman alir.
    Zaman alir sizden bunlarin yükünü
    O bosluk dolar elbet, yaralar kabuk baglar, sizilar diner, açilar dibe
    çöker.
    Hayatta sevinilecek seyler yeniden fark edilir.
    Bir yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir.
    O bosluk doldu sanirsiniz
    Oysa o boslugu dolduran eksilmenizdir.

    Gün gelir bir gün
    Baska bir mevsim, baska bir takvim, baska bir iliskide
    O eski agri
    Ansizin geri teper.
    Dilerim geri teper.
    Yoksa gerçekten bitmissinizdir.

    Zamanla yerlesir yasadiklarin, yeniden konumlanir, çogalir anlamlari, önemi
    kavranir.
    Bir zamanlar anlamadan yasadigin sey, çok sonra degerini kazanir.
    Yoklugu derin ve sürekli bir sizi halini alir.
    Oysa yapacak hiçbir sey kalmamistir artik
    Mutluluk geçip gitmistir yaninizdan
    Her seye iyi gelen zaman sizi kanatir
    Ölmus saadeti karsilastir yasayan mutsuzlukla
    Günlerin dökümünü yap
    Benim senden, senin benden habersiz alip verdiklerini
    Kim bilebilir ikimizden baska?
    Sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmis
    Bir iliskiyi, duygularin birligini,
    Bir aski beraberlik haline getiren kendiligindenligi
    Yani günlerimiz aydinlikken kaçirdigimiz her seyi bir düsün
    Emek ve askla güzellestirilmis bir dünya
    Simdi agir agir batiyor ve yokluga karisiyor
    Orada olmus saadeti karsilastir yasayan mutsuzlukla
    Bunlar da bir ise yaramadiysa
    Demek yangindan kurtarilacak hiçbir sey kalmamis aramizda.

    Bu siire basladigimda nerde,
    Simdi nerdeyim?
    Solgun yollardan geçtim.
    Bakisimli mevsimlerden
    Ikindi yagmurlarini bekleyen
    Yaz sonu hüzünlerinden
    Gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim
    Geçti her cagin bitki örtüsünden
    Oysa simdi içimin yikanmis tasligindan
    Bakarken dünyaya
    Yanginlarla bayindir kentler gibiyim:
    Çicek adlarini ezberlemekten geldim
    Eski sarkilari, sarhoslarin ve suçlularin
    Unuttuklarini hatirlamaktan
    Uzun uzak yollari tarif etmekten
    Haydutluktan ve melankoliden
    Giderken ya da dönerken atlanan esiklerden
    Duyarligin gece mekteplerinden geldim
    Bütünlemeli çocukluklariyla geçti
    Gençligimin rüzgara verdigim yillari
    Gökummalarin ve içdökmelerin vaktinden geldim.

    Bu siire basladigimda nerde,
    Simdi nerdeyim?
    Yaram vardi, bir de sözcükler
    Sonra vaat edilmis topraklar gibi
    Sayfalar ve günler
    Isik istiyordu yalnizligim
    Kötülükler imparatorlugunda bir tek siir yazmayi biliyordum
    Ilerledikçe...Kaybolup gittin bu siirin derinliklerinde
    Ask ve Aci usul usul eriyen bir kandil gibi söndü daha siir bitmeden.
    Karardi dizeler.
    Ask...Bitti. Soldu siir.

    Büyük bir saskinlik kaldi o firtinali günlerden
    Daha önce de baska siirlerde konaklamistim
    Agir sinavlar vermistim degisen ruh iklimlerinde
    Ask yalniz bir operadir, biliyordum:
    Operada bir gece uyudum, hiç uyanmadim.
    Barbarlarin seyrettigi trapezlerden geçtim
    Her adimda boynumdan bir fular düsüyordu
    El kadar gökyüzü mendil kadar ufuk
    Birlikte çikalan yollarin yazgisidir:
    Eksiliyorduk
    Mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim
    Her otelde biraz eksilip, biraz artarak
    Yani çogalarak
    Tahvil ve senetlerini intiharlarla degistirenlerin
    Birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarinda
    Agir ve aci tanikliklardan
    Geçerek geldim. Terli ve kirliydim.
    Sonra timarhanelerde timar edilen ruhum
    Maskeler ve çiçekler biriktiriyordu
    Linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de...
    Korsan yazilari, kara siirleri, gizli kitaplari
    Ve açik hayatlari seviyordu.
    Buraya gelirken
    Uzun uzak yollar için her menzilde at degistirdim
    Atlarla birlikte terledim yollari ve geceleri
    Ödünç almadim hiç kimseden hicbir seyi
    Çiplak ve sahici yasayip çiplak ve sahici ölmek için panayir yerleri...
    panayir yerleri...
    Ölü kelebekler...
    Ölü kelebekler...
    Sonra dünyanin bütün sinemalarinda bütün filmleri seyrettim.

    Adim onlarin adinin yanina yazilmasin diye
    Aci çekecek yerlerimi yok etmeden
    Aciyla bas etmeyi ögrendim.
    Yoksa bu kadar konusabilir miydim?
    Ipek yollarinda kuzey yildizi
    Askin kuzey yildizi
    Sanirsin durdugun yerde
    Ya da yol üstündedir
    Oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar
    Ölü yanardaglar, ölü yildizlar
    Ve toy yasin bilmedigi hesap: isik hizi.

    Askin bir yolu vardir
    Her yasta baska türlü geçilen
    Askin bir yolu vardir
    Her yasta biraz gecikilen
    Gökyüzünde yalniz bir yildiz arar gözler
    Gözlerim
    Askin kuzey yildizidir bu
    Yazlari daha iyi görülen
    Ben, öteki, bir digeri ona dogru ilerler
    Ilerlerim
    Zamanla anlarsin bu bir yanilsama
    Ölü sairlerin imgelerinden kalma
    Sen de degilsin. O da degil
    Kuzey yildizi daha uzakta
    Yeniden yollara düserler
    Düserim
    Bir siir yasatir her seyi yasamin anlami soldugunda
    Ben yoluma devam ederim. Bitmemis bir siirin ortasinda
    Darmadaginik imgeler, sözcükler ve kafiyeler
    Yasamsa yerli yerinde
    Yerli yerinde her sey
    Simdi her sey doludizgin ve çogul
    Simdi her sey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi
    Simdi her sey yeniden
    Yüregim, o eski ask kalesi
    Yepyeni bir mazi yaratti sözcüklerin gücünden
    Dönüp ardima bakiyorum
    Yoksun sen
    Ey Sanat! Her seyi hayata dönüstüren.

    SIIR:Murathan MUNGAN
    YORUM:Aysun ASAR
    KAYIT:Aysun ASAR-Mehmet Hakan AYTAÇ(Bir Gece EfsanesiYALNIZ BIR OPERA (137430 Hit)

    Ölü bir yilan gibi yatiyordu aramizda
    Yorgun, kirli ve umutsuz geçmisim
    Oysa bilmedigin birsey vardi sevgilim
    Ben sende bütün asklarimi temize çektim

    Imrendigin, öfkelendigin
    Kizdigin, ya da kiskandigin diyelim
    Yani yasamislik sandigin
    Geçmisim
    Dile dökülmeyenin tenhaliginda
    Kaçirilan bakislarda
    Gündeligin basibos ayrintilarinda
    Zaman zaman geri tepip duruyordu.
    Ve elbet üzerinde durulmuyordu.
    Sense kendini hala hayatimdaki herhangi biri saniyordun,
    Biraz daha fazla sevdigim, biraz daha önem verdigim.
    Baslangiçta dogruydu belki.
    Siradan bir serüven, rastgele bir iliski gibi baslayip,
    Günden güne hayatima yayilan, varligimi ele geçiren,
    Büyüyüp kök salan bir aska bedellendin.
    Ve hala bilmiyordun sevgilim
    Ben sende bütün asklarimi temize çektim
    Anladigindaysa yapacak tek sey kalmisti sana
    Bütün kazananlar gibi
    Terk ettin.

    Yaz basiydi gittiginde, ardindan,
    Senin için üç lirik parca yazmaya karar vermistim.
    Kimsesiz bir yazdi. Yoktun. Kimsesizdim.
    Çikilmis bir yolun ilk duraginda bir mevsim bekledim durdum.
    Çünkü ben askin bütün çaglarindan geliyordum.
    Sanirim lirik sözcügü en çok yüzüne yakisiyordu
    Yüzündeki kuskun kedere, gür kirpiklerinin altindan
    Kisik lambalar gibi isiyan gözlerine
    Çerçevesine sigmayan
    Munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine
    Lirik sözcügü en çok yüzüne yakisiyordu.

    Yaz basiydi gittiginde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmisti Mayis.
    Seni bir siire düsündükçe
    Kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi
    Ucucu ve yumusak seyler geliyordu aklima.
    Önceki siirlerimde hiç kullanmadigim bu sözcük
    Usulca düsüyordu bir kagit akligina,
    Belkide ilk kez giriyordu yazdiklarima, hayatima.
    Yaz basiydi gittiginde. Bir askin ilk günleriydi daha.
    Ask miydi, degil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi?
    'Eylül'de ayni yerde ve ayni insan olmami isteyen' notunu buldum kapimda.
    Altina saat: 16.00 diye yazmistin, ve 16.04'tü onu buldugumda.
    Daha o gün anlamaliydim bu iliskinin yazgisini
    Takvim tutmazligini
    Aramizda bir düsman gibi duran zamani
    Daha o gün anlamaliydim
    Benim sana erken
    Senin bana geç kaldigini.

    Gittin. Koca bir yaz girdi aramiza. Yaz ve getirdikleri.
    Döndügünde eksik, noksan bir seyler baslamisti.
    Sanki yaz, birbirimizi görmedigimiz o üç ay,
    Alip götürmüstü bir seyleri hayatimizdan, olmamisti, eksik kalmisti.
    Kirilmis bir seyi onarir gibi basladik yarim kalmis arkadasligimiza.
    Adimlarimiz tutuk, yüregimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi
    bakisiyorduk.
    Sanki ufacik bir sey olsa birbirimizden kaçacaktik.
    Fotoromansiz, trüksüz, hilesiz, klisesiz bir beraberlikti bizimki.
    Zamanla gözlerimiz açildi, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize.
    Gittin. Simdi bir mevsim degil, koca bir hayat girdi aramiza.
    Biliyorum ne sen dönebilirsin artik, ne de ben kapiyi açabilirim sana.
    Simdi biz neyiz biliyor musun?
    Akip giden zamana göz kirpan yorgun yildizlar gibiyiz.
    Birbirine uzanamayan
    Boslukta iki yalniz yildiz gibi
    Aci çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
    Bir zaman sonra batik bir asktan geriye kalan iki enkaz olacagiz yalnizca
    Kendi denizlerimizde sessiz sedasiz bogulacagiz
    Ne kalacak bizden?
    Bir mektup, bir kart, birkaç satir ve benim su kirik dökük siirim
    Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasinda
    Ne kalacak geriye savrulmus günlerimizden
    Bizden diyorum, ikimizden
    Ne kalacak?

    Simdi biz neyiz biliyor musun?
    Yikintilar arasinda yakinlarini arayan öksüz savas çocuklari gibiyiz.
    Umut ve korkunun hiçbir anlam tasimadigi bir dünyada
    Bir sey buldugunda neyi, ne yapacagini bilmeyen çocuklar gibi
    Ve elbet biz de bu askta büyüyecek
    Her seyi bir baska aska erteleyecegiz.

    Kis basliyor sevgilim
    Hosnutsuzlugumun kisi basliyor
    Bir yaz daha geçti hiçbir sey anlamadan
    Oysa yapacak ne çok sey vardi
    Ve ne kadar az zaman
    Kis basliyor sevgilim
    Iyi bak kendine
    Gözlerindeki usul sefkati
    Teslim etme kimseye, hiçbir seye
    Upuzun bir kis basliyor sevgilim
    Ayriligimizin kisi basliyor
    Giriyoruz kara ve soguk bir mevsime.

    Kitaplara sarilmak, dostlarla konusmak,
    Yaziya oturup sonu gelmeyen cümleler kurmak,
    Camdan disari bakip puslu sarkilar mirildanmak....
    Böyle zamanlarda her sey birbirinin yerini alir
    Çünkü her sey bir o kadar anlamsizdir
    Içimizdeki issizligi dolduramaz hiçbir oyun
    Para etmez kendimizi avutmak için buldugumuz numaralar
    Bir aski yasatan ayrintlari nereye saklayacaginizi bilemezsiniz
    Çiplak bir yara gibi sizlar paylastigimiz anlar,
    Esyalar gözünüzün önünde durur birlikte yarattiginiz aliskanliklar
    Korkarsiniz sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsiniz aynalara,
    Çagrisimlarla ödesemezsiniz.

    Disarda hayat düsmandir size
    Içeride odalara sigamazken siz, kendiniz
    Bir ayriligin ilk günleridir daha
    Her sey asili kalmistir bitkisel bir yalnizlikta
    Gün boyu hiçbir sey yapmadan oturup
    Kulak verdiginiz saat tiktaklari
    Kaplar tekin olmayan gögümüzü
    Geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç
    Suyu bosalmis bir havuz, fisten çekilmis bir alet kadar tehlikesiz
    Bakinip dururken duvarlara
    Bos bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çicek,
    Unutulmus bir oyuncak, eski bir çerçeve gibi, hani,
    Unutsam esyanin gürültüsünü, nesnelerin dünyasinda
    Kendime bir yer bulsam, dedigimiz zamanlar gibi
    Kendimizin içinden yeni bir kendimiz çikarmaya zorlandigimiz anlar gibi
    Yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutkunluk haline, bir trafik kazasina,
    Basimiza gelmis bir felakete, iskenceye çekilmeye, ameliyata alinmaya
    Kendimizi hazirlar gibi.

    Yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benligimizi
    Ama öyle sessiz baktigimiz duvarlar gibi olmaya çalisirken,
    Ve kazanmis görünürken derinligimizi
    Ne zaman ki, yeniden canlanir bagislamasiz bellegimizde
    Bir anin, yalnizca bir anin bütün bir hayati kapladigi anlar
    O tiktaklar kadar önemsiz kalir simdi
    Hayatimiza verdigimiz bütün anlamlar
    Göremeseniz de, bilirsiniz
    Hiç yakin olmamissinizdir intihara bu kadar.

    Bana zamandan söz ediyorlar
    Gelip size zamandan söz ederler
    Yaralari nasil sardigindan, ya da her seye nasil iyi geldiginden.
    Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden.
    Hepsini bilirsiniz zaten, bir ise yaramadigini bildiginiz gibi.
    Dahasi onalar da bilirler.
    Ama yine de güç verir bazi sözler, sözcükler, öyle düsünürler.
    Bittigine kendini inandirmak, ayriligin gerçegine katlanmak, sirtinizdaki
    hançeri çikartmak, Yüreginizin unuttugunuz yerleriyle yeniden karsilasmak
    kolay degildir elbet.
    Kolay degildir bunlarla bas etmek, ugruna içinizi öldürmek.
    Zaman alir.
    Zaman alir sizden bunlarin yükünü
    O bosluk dolar elbet, yaralar kabuk baglar, sizilar diner, açilar dibe
    çöker.
    Hayatta sevinilecek seyler yeniden fark edilir.
    Bir yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir.
    O bosluk doldu sanirsiniz
    Oysa o boslugu dolduran eksilmenizdir.

    Gün gelir bir gün
    Baska bir mevsim, baska bir takvim, baska bir iliskide
    O eski agri
    Ansizin geri teper.
    Dilerim geri teper.
    Yoksa gerçekten bitmissinizdir.

    Zamanla yerlesir yasadiklarin, yeniden konumlanir, çogalir anlamlari, önemi
    kavranir.
    Bir zamanlar anlamadan yasadigin sey, çok sonra degerini kazanir.
    Yoklugu derin ve sürekli bir sizi halini alir.
    Oysa yapacak hiçbir sey kalmamistir artik
    Mutluluk geçip gitmistir yaninizdan
    Her seye iyi gelen zaman sizi kanatir
    Ölmus saadeti karsilastir yasayan mutsuzlukla
    Günlerin dökümünü yap
    Benim senden, senin benden habersiz alip verdiklerini
    Kim bilebilir ikimizden baska?
    Sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmis
    Bir iliskiyi, duygularin birligini,
    Bir aski beraberlik haline getiren kendiligindenligi
    Yani günlerimiz aydinlikken kaçirdigimiz her seyi bir düsün
    Emek ve askla güzellestirilmis bir dünya
    Simdi agir agir batiyor ve yokluga karisiyor
    Orada olmus saadeti karsilastir yasayan mutsuzlukla
    Bunlar da bir ise yaramadiysa
    Demek yangindan kurtarilacak hiçbir sey kalmamis aramizda.

    Bu siire basladigimda nerde,
    Simdi nerdeyim?
    Solgun yollardan geçtim.
    Bakisimli mevsimlerden
    Ikindi yagmurlarini bekleyen
    Yaz sonu hüzünlerinden
    Gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim
    Geçti her cagin bitki örtüsünden
    Oysa simdi içimin yikanmis tasligindan
    Bakarken dünyaya
    Yanginlarla bayindir kentler gibiyim:
    Çicek adlarini ezberlemekten geldim
    Eski sarkilari, sarhoslarin ve suçlularin
    Unuttuklarini hatirlamaktan
    Uzun uzak yollari tarif etmekten
    Haydutluktan ve melankoliden
    Giderken ya da dönerken atlanan esiklerden
    Duyarligin gece mekteplerinden geldim
    Bütünlemeli çocukluklariyla geçti
    Gençligimin rüzgara verdigim yillari
    Gökummalarin ve içdökmelerin vaktinden geldim.

    Bu siire basladigimda nerde,
    Simdi nerdeyim?
    Yaram vardi, bir de sözcükler
    Sonra vaat edilmis topraklar gibi
    Sayfalar ve günler
    Isik istiyordu yalnizligim
    Kötülükler imparatorlugunda bir tek siir yazmayi biliyordum
    Ilerledikçe...Kaybolup gittin bu siirin derinliklerinde
    Ask ve Aci usul usul eriyen bir kandil gibi söndü daha siir bitmeden.
    Karardi dizeler.
    Ask...Bitti. Soldu siir.

    Büyük bir saskinlik kaldi o firtinali günlerden
    Daha önce de baska siirlerde konaklamistim
    Agir sinavlar vermistim degisen ruh iklimlerinde
    Ask yalniz bir operadir, biliyordum:
    Operada bir gece uyudum, hiç uyanmadim.
    Barbarlarin seyrettigi trapezlerden geçtim
    Her adimda boynumdan bir fular düsüyordu
    El kadar gökyüzü mendil kadar ufuk
    Birlikte çikalan yollarin yazgisidir:
    Eksiliyorduk
    Mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim
    Her otelde biraz eksilip, biraz artarak
    Yani çogalarak
    Tahvil ve senetlerini intiharlarla degistirenlerin
    Birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarinda
    Agir ve aci tanikliklardan
    Geçerek geldim. Terli ve kirliydim.
    Sonra timarhanelerde timar edilen ruhum
    Maskeler ve çiçekler biriktiriyordu
    Linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de...
    Korsan yazilari, kara siirleri, gizli kitaplari
    Ve açik hayatlari seviyordu.
    Buraya gelirken
    Uzun uzak yollar için her menzilde at degistirdim
    Atlarla birlikte terledim yollari ve geceleri
    Ödünç almadim hiç kimseden hicbir seyi
    Çiplak ve sahici yasayip çiplak ve sahici ölmek için panayir yerleri...
    panayir yerleri...
    Ölü kelebekler...
    Ölü kelebekler...
    Sonra dünyanin bütün sinemalarinda bütün filmleri seyrettim.

    Adim onlarin adinin yanina yazilmasin diye
    Aci çekecek yerlerimi yok etmeden
    Aciyla bas etmeyi ögrendim.
    Yoksa bu kadar konusabilir miydim?
    Ipek yollarinda kuzey yildizi
    Askin kuzey yildizi
    Sanirsin durdugun yerde
    Ya da yol üstündedir
    Oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar
    Ölü yanardaglar, ölü yildizlar
    Ve toy yasin bilmedigi hesap: isik hizi.

    Askin bir yolu vardir
    Her yasta baska türlü geçilen
    Askin bir yolu vardir
    Her yasta biraz gecikilen
    Gökyüzünde yalniz bir yildiz arar gözler
    Gözlerim
    Askin kuzey yildizidir bu
    Yazlari daha iyi görülen
    Ben, öteki, bir digeri ona dogru ilerler
    Ilerlerim
    Zamanla anlarsin bu bir yanilsama
    Ölü sairlerin imgelerinden kalma
    Sen de degilsin. O da degil
    Kuzey yildizi daha uzakta
    Yeniden yollara düserler
    Düserim
    Bir siir yasatir her seyi yasamin anlami soldugunda
    Ben yoluma devam ederim. Bitmemis bir siirin ortasinda
    Darmadaginik imgeler, sözcükler ve kafiyeler
    Yasamsa yerli yerinde
    Yerli yerinde her sey
    Simdi her sey doludizgin ve çogul
    Simdi her sey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi
    Simdi her sey yeniden
    Yüregim, o eski ask kalesi
    Yepyeni bir mazi yaratti sözcüklerin gücünden
    Dönüp ardima bakiyorum
    Yoksun sen
    Ey Sanat! Her seyi hayata dönüstüren...