• 1) “Sizinle savaşanlara karşı Allah’ın yolunda savaşın! (Ancak) Aşırı gitmeyin! Kuşkusuz ki Allah, aşırı gidenleri sevmez!”

    Bakara 190

    وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَأَخْرِجُوهُمْ مِنْ حَيْثُ أَخْرَجُوكُمْ وَالْفِتْنَةُ أَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِ وَلاَ تُقَاتِلُوهُمْ عِندَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ حَتَّى يُقَاتِلُوكُمْ فِيهِ فَإِنْ قَاتَلُوكُمْ فَاقْتُلُوهُمْ كَذَلِكَ جَزَاءُ الْكَافِرِينَ
    2) “Onları, bulduğunuz yerde öldürün! Ve sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın! Fitne, öldürmekten kötüdür! Onlar, size karşı savaşıncaya kadar siz, Mescid-i Haram yanında onlarla savaşmayın! Sizinle savaşırlarsa siz de onlarla savaşın! Kafirlerin cezası işte böyledir.”

    Bakara 191

    وَقَاتِلُوهُمْ حَتَّى لاَ تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدِّينُ للهِ فَإِنِ انْتَهَواْ فَلاَ عُدْوَانَ إِلاَّ عَلَى الظَّالِمِينَ
    3) “(Yeryüzünde) Fitne kalmayıncaya ve din (yalnız) Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın! Eğer vazgeçerlerse, artık zulüm yapanlardan başkasına karşı düşmanlık yoktur.”

    Bakara 193

    كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ وَهُوَ كُرْهٌ لَّكُمْ وَعَسَى أَنْ تَكْرَهُوا شَيْئًا وَهُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ وَعَسَى أَنْ تُحِبُّوا شَيْئًا وَهُوَ شَرٌّ لَّكُمْ وَاللهُ يَعْلَمُ وَأَنْتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ
    4) “Hoşunuza gitmediği halde savaş üzerinize yazıldı. (Farz kılındı) Bir şey sizin için hayırlı olduğu halde siz ondan tiksinebilirsiniz. Ve bir şey sizin için şer olduğu halde siz onu sevebilirsiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz!”

    Bakara 216

    إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَالَّذِينَ هَاجَرُوا وَجَاهَدُوا فِي سَبِيلِ اللهِ أُوْلَئِكَ يَرْجُونَ رَحْمَتَ اللهِ وَاللهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
    5) “Şüphesiz ki iman edenler, hicret edenler ve Allah’ın yolunda cihad edenler; işte onlar, Allah’ın rahmetini umarlar. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

    Bakara 218

    وَقَاتِلُوا فِي سَبِيلِ اللهِ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
    6) “Allah’ın yolunda savaşın ve bilin ki, Allah işitendir, bilendir.”

    Bakara 244

    أَلَمْ تَرَ إِلَى الْمَلإِ مِن بَنِي إِسْرَائِيلَ مِن بَعْدِ مُوسَى إِذْ قَالُوا لِنَبِيٍّ لَّهُمُ ابْعَثْ لَنَا مَلِكًا نُّقَاتِلْ فِي سَبِيلِ اللهِ قَالَ هَلْ عَسَيْتُمْ إِنْ كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ أَلاَّ تُقَاتِلُوا قَالُوا وَمَا لَنَا أَلاَّ نُقَاتِلَ فِي سَبِيلِ اللهِ وَقَدْ أُخْرِجْنَا مِنْ دِيَارِنَا وَأَبْنَآئِنَا فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقِتَالُ تَوَلَّوْا إِلاَّ قَلِيلاً مِّنْهُمْ وَاللهُ عَلِيمٌ بِالظَّالِمِينَ
    7) “Musa’dan sonra İsrailoğullarının önde gelenlerini görmedin mi? Hani, Nebilerinden birine:

    −‘Bize bir melik gönder de Allah’ın yolunda savaşalım,’ demişlerdi.

    O:

    −‘Ya üzerinize savaş yazıldığı halde savaşmayacak olursanız?’ demişti.

    Onlar:

    −‘Bize ne oluyor ki Allah’ın yolunda savaşmayalım? Ki biz yurdumuzdan çıkarıldık ve çocuklarımızdan (uzaklaştırıldık.)’ demişlerdi.

    Ama onlara savaş yazıldığı zaman, az bir kısmı hariç yüz çevirdiler! Allah zalimleri elbette en iyi bilir.”

    Bakara 246

    أَمْ حَسِبْتُمْ أَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَعْلَمِ اللهُ الَّذِينَ جَاهَدُوا مِنْكُمْ وَيَعْلَمَ الصَّابِرِينَ
    8) “Yoksa siz, Allah, içinizden cihad edenlerle sabredenleri belli etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?”

    Âl-i İmran 142

    وَلَئِنْ قُتِلْتُمْ فِي سَبِيلِ اللهِ أَوْ مُتُّمْ لَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللهِ وَرَحْمَةٌ خَيْرٌ مِّمَّا يَجْمَعُونَ
    9) “Andolsun ki Allah’ın yolunda öldürülür veya ölürseniz, şunu iyi bilin ki Allah’ın bağışlaması ve rahmeti, onların (dünyada) topladıklarından çok daha hayırlıdır.”

    Âl-i İmran 157

    وَلِيَعْلَمَ الَّذِينَ نَافَقُوا وَقِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا قَاتِلُوا فِي سَبِيلِ اللهِ أَوِ ادْفَعُوا قَالُوا لَوْ نَعْلَمُ قِتَالاً لاَ تَّبَعْنَاكُمْ هُمْ لِلْكُفْرِ يَوْمَئِذٍ أَقْرَبُ مِنْهُمْ لِلْإِيمَانِ يَقُولُونَ بِأَفْوَاهِهِمْ مَا لَيْسَ فِي قُلُوبِهِمْ وَاللهُ أَعْلَمُ بِمَا يَكْتُمُونَ
    10) “Münafıklık yapanları da belirtmesi içindi. Onlara:

    ‘Gelin, Allah’ın yolunda savaşın ya da savunma yapın,’ denildiğinde, Onlar:

    ‘Biz savaşmayı bilseydik elbette sizi izlerdik,’ dediler. O gün onlar, imandan çok küfre daha yakındılar! Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı! Allah, onların gizli tuttuklarını daha iyi bilir.”

    Âl-i İmran 167

    فَاسْتَجَابَ لَهُمْ رَبُّهُمْ أَنِّي لآ أُضِيعُ عَمَلَ عَامِلٍ مِنْكُمْ مِنْ ذَكَرٍ أَوْ أُنثَى بَعْضُكُمْ مِنْ بَعْضٍ فَالَّذِينَ هَاجَرُوا وَأُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَأُوذُوا فِي سَبِيلِي وَقَاتَلُوا وَقُتِلُوا لَأُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ وَلَأُدْخِلَنَّهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الأَنْهَارُ ثَوَابًا مِنْ عِنْدِ اللهِ وَاللهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الثَّوَابِ
    11) “Rableri onların dualarına karşılık verdi: Ben içinizden erkek olsun kadın olsun, çalışanın yaptığını boşa çıkarmam. Hep birbirinizdensiniz. Onlar ki hicret ettiler, yurtlarından çıkarıldılar, benim yolumda eziyete uğratıldılar, savaştılar ve öldürüldüler. Andolsun ki, onların kötülüklerini örteceğim ve onları altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağım. Bu mükafat Allah tarafındandır. Mükafatın en güzeli, Allah katındadır.”

    Al-i İmran 195

    يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اصْبِرُو وَصَابِرُوا وَرَابِطُوا وَاتَّقُوا اللهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
    12) “Ey iman edenler! Sabredin! (Düşman karşısında) sebat gösterin! Allah’ın yolunda aralıksız cihad ederek nöbet tutun! Ve Allah’tan korkun ki, kurtuluşa erebilesiniz.”

    Al-i İmran 200

    يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا خُذُوا حِذْرَكُمْ فَانْفِرُوا ثُبَاتٍ أَوِ انْفِرُوا جَمِيعًا
    13) “Ey iman edenler! (düşmanlarınıza karşı) tedbirinizi alın! Buna müteakiben savaşa bölük bölük çıkın ya da topluca çıkın!”

    Nisa 71

    فَلْيُقَاتِلْ فِي سَبِيلِ اللهِ الَّذِينَ يَشْرُونَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا بِالْآخِرَةِ وَمَنْ يُقَاتِلْ فِي سَبِيلِ اللهِ فَيُقْتَلْ أَوْ يَغْلِبْ فَسَوْفَ نُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا
    14) “Öyleyse, dünya hayatına karşılık ahireti satın alanlar, Allah’ın yolunda savaşsınlar! Kim Allah’ın yolunda savaşırken, öldürülür ya da galip gelirse, ona büyük bir ecir vereceğiz.”

    Nisa 74

    وَمَا لَكُمْ لاَ تُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللهِ وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاءِ وَالْوِلْدَانِ الَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْ هَذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ أَهْلُهَا وَاجْعَل لَّنَا مِنْ لَّدُنْكَ وَلِيًّا وَاجْعَل لَّنَا مِنْ لَّدُنْكَ نَصِيرًا
    15) “Size ne oluyor ki, Allah’ın yolunda ve ‘Ey Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan şu şehirden çıkar; katından bize bir veli gönder, yine bize katından bir yardımcı yolla’ diyen zayıf bırakılmış erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?!”

    Nisa 75

    اَلَّذِينَ آمَنُوا يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللهِ وَالَّذِينَ كَفَرُوا يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ الطَّاغُوتِ فَقَاتِلُوا أَوْلِيَاءَ الشَّيْطَانِ إِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَعِيفًا
    16) “İman edenler Allah’ın yolunda savaşırlar; inkar edenler ise tağutun yolunda savaşırlar öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın! Hiç şüphesiz ki, şeytanın hilelisi pek zayıftır.”

    Nisa 76

    أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ قِيلَ لَهُمْ كُفُّوا أَيْدِيَكُمْ وَأَقِيمُوا الصَّلاَةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقِتَالُ إِذَا فَرِيقٌ مِّنْهُمْ يَخْشَوْنَ النَّاسَ كَخَشْيَةِ اللهِ أَوْ أَشَدَّ خَشْيَةً وَقَالُوا رَبَّنَا لِمَ كَتَبْتَ عَلَيْنَا الْقِتَالَ لَوْلآ أَخَّرْتَنَا إِلَى أَجَلٍ قَرِيبٍ قُلْ مَتَاعُ الدَّنْيَا قَلِيلٌ وَالْآخِرَةُ خَيْرٌ لِّمَنِ اتَّقَى وَلاَ تُظْلَمُونَ فَتِيلاً
    17) “Kendilerine: Ellerinizi (savaştan) çekin, namazı kılın, zekatı verin, denilenleri görmedin mi? Kendilerine savaş yazılınca hemen içlerinden bir grup, insanlardan, Allah’tan korkar gibi hatta daha fazla korkmaya başladılar! Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Bizi yakın bir süreye kadar ertelesen (savaş emrini bir süre geciktirsen) olmaz mıydı? dediler! De ki: dünyanın metaı azdır. Ahiret ise, takva sahipleri için daha hayırlıdır. Size kıl kadar haksızlık edilmez!”

    Nisa 77

    فَقَاتِلْ فِي سَبِيلِ اللهِ لاَ تُكَلَّفُ إِلاَّ نَفْسَكَ وَحَرِّضِ الْمُؤْمِنِينَ عَسَى اللهُ أَنْ يَكُفَّ بَأْسَ الَّذِينَ كَفَرُوا وَاللهُ أَشَدُّ بَأْسًا وَأَشَدُّ تَنْكِيلاً
    18) “Artık sen Allah’ın yolunda savaş! Sen yalnızca kendinden sorumlusun! Mü’minleri de (Allah’ın yolunda cihad etmeye) teşvik et! Umulur ki Allah, kafirlerin gücünü kırar. Allah, kuvvetçe daha üstün, cezalandırmada daha güçlüdür.”

    Nisa 84

    وَدُّوا لَوْ تَكْفُرُونَ كَمَا كَفَرُوا فَتَكُونُونَ سَوَاءً فَلاَ تَتَّخِذُوا مِنْهُمْ أَوْلِيَاءَ حَتَّى يُهَاجِرُوا فِي سَبِيلِ اللهِ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَخُذُوهُمْ وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ وَجَدْتُّمُوهُمْ وَلاَ تَتَّخِذُوا مِنْهُمْ وَلِيًّا وَلاَ نَصِيرًا
    19) “Onlar, kendileri inkar ettikleri gibi sizin de inkar edip sapmanızı isterler ki, onlarla bir olasınız. Allah’ın yolunda hicret edinceye kadar onlardan hiç birini dost edinmeyin! Eğer yüz çevirirlerse onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün! Sakın onlardan ne bir dost, ne de bir yardımcı edinmeyin!”

    Nisa 89

    لاَ يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ غَيْرُ أُولِي الضَّرَرِ وَالْمُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللهِ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ فَضَّلَ اللهُ الْمُجَاهِدِينَ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ عَلَى الْقَاعِدِينَ دَرَجَةً وَكُلاًّ وَعَدَ اللهُ الْحُسْنَى وَفَضَّلَ اللهُ الْمُجَاهِدِينَ عَلَى الْقَاعِدِينَ أَجْرًا عَظِيمًا
    20) “Mü’minlerden, özür olmaksızın oturanlar ile Allah’ın yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler eşit değildir! Allah, mallarıyla ve canlarıyla cihad edenleri oturanlara göre derece olarak üstün kılmıştır! Tümüne güzelliği (cenneti) va’detmiştir; ancak Allah, cihad edenleri oturanlara göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır.”

    Nisa 95

    وَلاَ تَهِنُوا فِي ابْتِغَاءِ الْقَوْمِ إِنْ تَكُونُوا تَأْلَمُونَ فَإِنَّهُمْ يَأْلَمُونَ كَمَا تَأْلَمُونَ وَتَرْجُونَ مِنَ اللهِ مَا لاَ يَرْجُونَ وَكَانَ اللهُ عَلِيمًا حَكِيمًا
    21) “Düşman topluluğunu izlemekte gevşeklik göstermeyin! Eğer siz acı çekiyorsanız, onlar da sizin çektiğiniz gibi acı çekiyorlar! Üstelik siz, Allah’tan, onların ümit etmedikleri şeyleri umuyorsunuz. Allah Alîm’dir, Hakîm’dir.”

    Nisa 104

    يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللهُ وَابْتَغُوا إِلَيهِ الْوَسِيلَةَ وَجَاهِدُوا فِي سَبِيلِهِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
    22) “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve (sizi) O’na (yaklaştıracak) vesile arayın! O’nun yolunda cihad edin, umulur ki kurtuluşa erersiniz.”

    Maide 35

    يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا مَنْ يَرْتَدَّ مِنْكُمْ عَنْ دِينِهِ فَسَوْفَ يَأْتِي اللهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُ أَذِلَّةٍ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ أَعِزَّةٍ عَلَى الْكَافِرِينَ يُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللهِ وَلاَ يَخَافُونَ لَوْمَةَ لآئِمٍ ذَلِكَ فَضْلُ اللهِ يُؤْتِيهِ مَنْ يَشَاءُ وَاللهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
    23) “Ey iman edenler! İçinizden kim dininden geri dönerse, Allah, (yerine) kendisinin onları sevdiği, onların da kendisine sevdiği mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı izzetli, Allah’ın yolunda cihad eden ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir. Bu, Allah’ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir.”

    Maide 54

    يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا لَقِيتُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا زَحْفاً فَلاَ تُوَلُّوهُمُ الْأَدْبَارَ
    24) “Ey iman edenler! Kafirlerle savaşmak üzere karşılaştığınız zaman, sakın onlara arkalarınızı dönmeyin! (Yani savaştan kaçmayın!)”

    Enfal 15

    وَقَاتِلُوهُمْ حَتَّى لاَ تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدِّينُ كُلُّهُ للهِ فَإِنِ انْتَهَوْا فَإِنَّ اللّهَ بِمَا يَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
    25) “Fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın! Şayet vazgeçecek olurlarsa, şüphesiz ki Allah, yaptıklarını görendir.”

    Enfal 39

    يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا لَقِيتُمْ فِئَةً فَاثْبُتُوا وَاذْكُرُوا اللهَ كَثِيرًا لَّعَلَّكُمْ تُفْلَحُونَ
    26) “Ey iman edenler! Düşman topluluğu ile karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah’ı çokça zikredin ki, kurtuluşa eresiniz.”

    Enfal 45

    يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ حَرِّضِ الْمُؤْمِنِينَ عَلَى الْقِتَالِ إِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ عِشْرُونَ صَابِرُونَ يَغْلِبُوا مِئَتَيْنِ وَإِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ مِّئَةٌ يَغْلِبُوا أَلْفًا مِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لاَ يَفْقَهُونَ
    27) “Ey Nebi! Mü’minleri savaşa teşvik et! Eğer sizden sabreden yirmi kişi olursa, iki yüz kafire galip gelirler. Eğer sizden yüz kişi olursa, kâfirlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü kafirler, anlamayan bir topluluktur.”

    Enfal 65

    إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ فِي سَبِيلِ اللهِ وَالَّذِينَ آوَوْا وَّنَصَرُوا أُوْلَئِكَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَالَّذِينَ آمَنُوا وَلَمْ يُهَاجِرُوا مَالَكُمْ مِنْ وَلاَيَتِهِمْ مِنْ شَيْءٍ حَتَّى يُهَاجِرُوا وَإِنِ اسْتَنْصَرُوكُمْ فِي الدِّينِ فَعَلَيْكُمُ النَّصْرُ إِلاَّ عَلَى قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ مِيثَاقٌ وَاللهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
    28) “Gerçek şu ki, iman edenler, hicret edenler ve Allah’ın yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar ve yardım edenler, işte birbirlerinin velisi olanlar bunlardır.

    İman edip hicret etmeyenler, onlar hicret edinceye kadar, sizin onlara hiçbir şeyle velayetiniz yoktur! Ama din konusunda sizden yardım isterlerse, yardım üzerinizde bir yükümlülüktür! Ancak, sizlerle onlar arasında anlaşma bulunan bir topluluğun aleyhinde değil! Allah, yaptıklarınızı görendir.”

    Enfal 72

    وَالَّذِينَ آمَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا فِي سَبِيلِ اللهِ وَالَّذِينَ آوَوْا وَنَصَرُوا أُولَئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقًّا لَّهُمْ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ
    29) “İman edenler, hicret edenler ve Allah’ın yolunda cihad edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar ve yardım edenler, işte gerçek mü’min olanlar bunlardır. Onlar için bir bağışlanma ve üstün bir rızık vardır.”

    Enfal 74

    وَالَّذِينَ آمَنُوا مِنْ بَعْدُ وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا مَعَكُمْ فَأُوْلَئِكَ مِنْكُمْ وَأُولُوا الْأَرْحَامِ بَعْضُهُمْ أَوْلَى بِبَعْضٍ فِي كِتَابِ اللهِ إِنَّ اللهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
    30) “Bundan sonra iman edip hicret edenler ve sizinle birlikte cihad edenler, işte onlar sizdendir. Akrabalar (mirasta) Allah’ın Kitabına göre, birbirlerine (mirasta) önceliklidir. Doğrusu Allah her şeyi bilendir.”

    Enfal 75

    قَاتِلُوهُمْ يُعَذِّبْهُمُ اللهُ بِأَيْدِيكُمْ وَيُخْزِهِمْ وَيَنْصُرْكُمْ عَلَيْهِمْ وَيَشْفِ صُدُورَ قَوْمٍ مُّؤْمِنِينَ
    31) “Onlarla savaşın ki, sizin elinizle Allah onlara azap etsin, onları rezil etsin. Onlara karşı size yardım etsin ve mü'minler topluluğunun göğüslerine şifa versin.”

    Tevbe 14

    أَمْ حَسِبْتُمْ أَنْ تُتْرَكُوا وَلَمَّا يَعْلَمِ اللهُ الَّذِينَ جَاهَدُوا مِنْكُمْ وَلَمْ يَتَّخِذُوا مِنْ دُونِ اللهِ وَلاَ رَسُولِهِ وَلاَ الْمُؤْمِنِينَ وَلِيجَةً وَاللهُ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
    32) “Yoksa siz, Allah; içinizden cihad edenleri, Allah’tan, Rasulünden ve mü’minlerden başkasını kendisine sırdaş edinmeyenleri belirlemedikçe, bırakılacağınızı mı sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır.”

    Tevbe 16

    أَجَعَلْتُمْ سِقَايَةَ الْحَاجِّ وَعِمَارَةَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ كَمَنْ آمَنَ بِاللهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَجَاهَدَ فِي سَبِيلِ اللهِ لاَ يَسْتَوُونَ عِنْدَ اللهِ وَاللهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
    33) “Siz, hacılara su dağıtma ve Mescid-i Haram’ı tamir etmeyi, Allah’a ve ahiret gününe iman edip de Allah’ın yolunda cihad eden kimsenin yaptığı işle bir mi tutuyorsunuz? Onlar, Allah’ın katında eşit değildirler! Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez!”

    Tevbe 19

    اَلَّذِينَ آمَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا فِي سَبِيلِ اللهِ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ أَعْظَمُ دَرَجَةً عِنْدَ اللهِ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَائِزُونَ
    34) “İman edenler, hicret edenler ve Allah’ın yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin Allah’ın katında büyük dereceleri vardır. İşte onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir!”

    Tevbe 20

    قُلْ إِنْ كَانَ آبَاؤُكُمْ وَأَبْنَآؤُكُمْ وَإِخْوَانُكُمْ وَأَزْوَاجُكُمْ وَعَشِيرَتُكُمْ وَأَمْوَالٌ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَا أَحَبَّ إِلَيْكُمْ مِنَ اللهِ وَرَسُولِهِ وَجِهَادٍ فِي سَبِيلِهِ فَتَرَبَّصُوا حَتَّى يَأْتِيَ اللهُ بِأَمْرِهِ وَاللهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ
    35) “De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabalarınız, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaretiniz, hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, Rasulünden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevgili ise o halde, Allah emrini getirinceye kadar gözetleyin! Allah fasıklar topluluğunu doğru yola iletmez!”

    Tevbe 24

    قَاتِلُوا الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِاللهِ وَلاَ بِالْيَوْمِ الْآخِرِ وَلاَ يُحَرِّمُونَ مَا حَرَّمَ اللهُ وَرَسُولُهُ وَلاَ يَدِينُونَ دِينَ الْحَقِّ مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ حَتَّى يُعْطُوا الْجِزْيَةَ عَنْ يَدٍ وَهُمْ صَاغِرُونَ
    36) “Kendilerine kitap verilenlerden, Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Resulü’nün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini (İslam’ı) din edinmeyenlerle, küçük düşürülüp cizyeyi kendi elleriyle verinceye kadar savaşın!”

    Tevbe 29

    وَقَاتِلُوا الْمُشْرِكِينَ كَآفَّةً كَمَا يُقَاتِلُونَكُمْ كَآفَّةً وَاعْلَمُوا أَنَّ اللهَ مَعَ الْمُتَّقِينَ
    37) “…Müşrikler sizinle nasıl topluca savaşıyorlarsa, siz de onlarla topluca savaşın! Ve bilin ki Allah, takva sahipleriyle beraberdir.”

    Tevbe 36

    يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا مَا لَكُمْ إِذَا قِيلَ لَكُمُ انْفِرُوا فِي سَبِيلِ اللهِ اثَّاقَلْتُمْ إِلَى الْأَرْضِ أَرَضِيتُمْ بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا مِنَ الْآخِرَةِ فَمَا مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا فِي الْآخِرَةِ إِلاَّ قَلِيلٌ
    38) “Ey iman edenler! Size ne oldu ki, Allah’ın yolunda savaşa çıkın denildiği zaman, yere çakılıp kaldınız! Ahiretten (vaz geçip) dünya hayatına mı razı oldunuz? Ama ahirettekine (göre), bu dünya hayatının yararı pek azdır!”

    Tevbe 38

    إِلاَّ تَنْفِرُوا يُعَذِّبْكُمْ عَذَابًا أَلِيمًا وَيَسْتَبْدِلْ قَوْمًا غَيْرَكُمْ وَلاَ تَضُرُّوهُ شَيْئًا وَاللهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
    39) “Eğer Allah’ın yolunda sefere (cihada) çıkmazsanız, sizi elem dolu bir azap ile cezalandırır ve yerinize sizden başka bir toplum getirir. Siz ise O’na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.”

    Tevbe 39

    اِنْفِرُوا خِفَافًا وَثِقَالاً وَجَاهِدُوا بِأَمْوَالِكُمْ وَأَنْفُسِكُمْ فِي سَبِيلِ اللهِ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
    40) “Gerek hafif, gerek ağır olarak savaşa çıkın! Mallarınızla ve canlarınızla Allah’ın yolunda cihad edin! Eğer bilirseniz bu, sizin için çok daha hayırlıdır.”

    Tevbe 41

    لاَ يَسْتَأْذِنُكَ الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِاللهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ أَنْ يُجَاهِدُوا بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ وَاللهُ عَلِيمٌ بِالْمُتَّقِينَ
    41) “Allah’a ve ahiret gününe iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten (kaçınmak için) senden izin istemezler. Allah takva sahiplerini bilendir.”

    Tevbe 44

    يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِقِينَ وَاغْلُظْ عَلَيْهِمْ وَمَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ
    42) “Ey Nebi! Kafirlerle ve münafıklarla cihad et ve onlara karşı sert ve caydırıcı davran! Onların barınma yerleri cehennemdir, O ne kötü bir varış yeridir!”

    Tevbe 73

    فَرِحَ الْمُخَلَّفُونَ بِمَقْعَدِهِمْ خِلاَفَ رَسُولِ اللهِ وَكَرِهُوا أَنْ يُجَاهِدُوا بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ فِي سَبِيلِ اللهِ وَقَالُوا لاَ تَنْفِرُوا فِي الْحَرِّ قُلْ نَارُ جَهَنَّمَ أَشَدُّ حَرًّا لَّوْ كَانُوا يَفْقَهُونَ
    43) “Allah’ın Rasulüne muhalif olarak (savaştan) geri kalanlar oturup kalmalarına sevindiler ve Allah’ın yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad etmeyi çirkin görerek:

    ‘Bu sıcakta (savaşa) çıkmayın,’ dediler. De ki:

    ‘Cehennem ateşinin sıcaklığı daha şiddetlidir.’ Keşke anlasalardı.”

    Tevbe 81

    وَإِذَآ أُنْزِلَتْ سُورَةٌ أَنْ آمِنُوا بِاللهِ وَجَاهِدُوا مَعَ رَسُولِهِ اسْتَأْذَنَكَ أُولُوا الطَّوْلِ مِنْهُمْ وَقَالُوا ذَرْنَا نَكُنْ مَّعَ الْقَاعِدِينَ
    44) “Allah’a iman edin! Ve O’nun Rasulü ile cihada çıkın diye bir sure indirildiği zaman onlardan servet sahibi olanlar, senden izin isteyip:

    ‘Bizi bırak! Oturanlarla birlikte olalım,’ dediler.”

    Tevbe 86







    لَكِنِ الرَّسُولُ وَالَّذِينَ آمَنُوا مَعَهُ جَاهَدُوا بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ وَأُوْلَئِكَ لَهُمُ الْخَيْرَاتُ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
    45) “Fakat Rasul ve onunla birlikte olan mü’minler, mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler; işte bütün hayırlar onlarındır ve kurtuluşa erenler onlardır.”

    Tevbe 88

    إِنَّ اللهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنْفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ بِأَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِي التَّوْرَاةِ وَالْإِنْجِيلِ وَالْقُرْآنِ وَمَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ مِنَ اللهِ فَاسْتَبْشِرُوا بِبَيْعِكُمُ الَّذِي بَايَعْتُمْ بِهِ وَذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
    46) “Kuşkusuz ki Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını, karşılığı cennet olmak üzere satın almıştır. Onlar, Allah’ın yolunda savaşırlar; öldürürler ve öldürülürler. Bu (söz) Tevrat’da, İncil’de ve Kur’an’da Allah’ın kendi üzerine aldığı hak bir vaaddir. Kim Allah’tan daha çok ahdini yerine getirebilir? Öyleyse Allah ile yaptığınız alış-verişe sevinin! En büyük kurtuluş işte budur.”

    Tevbe 111

    يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قَاتِلُوا الَّذِينَ يَلُونَكُمْ مِّنَ الْكُفَّارِ وَلِيَجِدُوا فِيكُمْ غِلْظَةً وَاعْلَمُوا أَنَّ اللهَ مَعَ الْمُتَّقِينَ
    47) “Ey iman edenler! Kafirlerden size yakın olanlarla savaşın! Ve onlar sizde bir sertlik görsünler! Ve şunu iyi bilin ki gerçekten Allah takva sahipleriyle beraberdir.”

    Tevbe 123

    ثُمَّ إِنَّ رَبَّكَ لِلَّذِينَ هَاجَرُوا مِنْ بَعْدِ مَا فُتِنُوا ثُمَّ جَاهَدُوا وَصَبَرُوا إِنَّ رَبَّكَ مِنْ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ
    48) “Sonra şüphesiz ki, Rabbin, işkenceye uğratıldıktan sonra hicret eden, ardından da Allah’ın yolunda cihad edip sabreden kimselerin yanındadır. Şüphesiz ki, Rabbin bundan sonra da çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

    Nahl 110

    وَجَاهِدُوا فِي اللهِ حَقَّ جِهَادِهِ هُوَ اجْتَبَاكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدِّينِ مِنْ حَرَجٍ مِّلَّةَ أَبِيكُمْ إِبْرَاهِيمَ هُوَ سَمَّاكُمُ الْمُسْلِمينَ مِن قَبْلُ وَفِي هَذَا لِيَكُونَ الرَّسُولُ شَهِيدًا عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا شُهَدَاءَ عَلَى النَّاسِ فَأَقِيمُوا الصَّلاَةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَاعْتَصِمُوا بِا اللهِ هُوَ مَوْلاَكُمْ فَنِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِيرُ
    49) “Allah uğrunda, hakkı ile cihad edin! O sizi seçti ve dinde size bir güçlük yüklemedi. Sizin dininizi de babanız İbrahim’in dini gibi geniş yaptı. Allah, bu Kur’an’dan önceki kitaplarda ve bu Kur’an’da da size Müslümanlar adını verdi. Rasul size şahid olsun, siz de insanlara şahid olasınız. O halde namazı kılın, zekatı verin ve Allah’a sarılın; O mevlanızdır. Ne güzel mevladır ve ne güzel yardımcıdır.”

    Hac 78

    فَلَا تُطِعِ الْكَافِرِينَ وَجَاهِدْهُمْ بِهِ جِهَادًا كَبِيرًا
    50) “Öyleyse kafirlere itaat etme! Ve onlara (Kur’an’la) büyük bir cihad et!”

    Furkan 52

    وَمَنْ جَاهَدَ فَإِنَّمَا يُجَاهِدُ لِنَفْسِهِ إِنَّ اللهَ لَغَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ
    51) “Kim cihad ederse, yalnızca kendi nefsi için cihad etmiş olur. Şüphesiz ki Allah, alemlerden müstağnidir.”

    Ankebut 6

    وَالَّذِينَ جَاهَدُوا فِينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَا وَإِنَّ اللهَ لَمَعَ الْمُحْسِنِينَ
    52) “Bizim uğrumuzda cihad edenlere, şüphesiz ki yollarımızı gösteririz. Gerçeten Allah, ihsan edenlerle beraberdir.”

    Ankebut 69

    إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ آمَنُوا بِاللهِ وَرَسُولِهِ ثُمَّ لَمْ يَرْتَابُوا وَجَاهَدُوا بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ فِي سَبِيلِ اللهِ أُوْلَئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَ
    53) “Mü’min olanlar, ancak o kimselerdir ki, onlar, Allah’a ve Resulü’ne iman ettiler, sonra hiç bir kuşkuya kapılmadan Allah’ın yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. İşte onlar, sadık olanların ta kendileridir.”

    Hucurat 15

    يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا عَدُوِّي وَعَدُوَّكُمْ أَوْلِيَاءَ تُلْقُونَ إِلَيْهِمْ بِالْمَوَدَّةِ وَقَدْ كَفَرُوا بِمَا جَاءَكُمْ مِّنَ الْحَقِّ يُخْرِجُونَ الرَّسُولَ وَإِيَّاكُمْ أَنْ تُؤْمِنُوا بِاللهِ رَبِّكُمْ إِنْ كُنْتُمْ خَرَجْتُمْ جِهَادًا فِي سَبِيلِي وَابْتِغَاءَ مَرْضَاتِي تُسِرُّونَ إِلَيْهِمْ بِالْمَوَدَّةِ وَأَنَا أَعْلَمُ بِمَا أَخْفَيْتُمْ وَمَا أَعْلَنْتُمْ وَمَنْ يَفْعَلْهُ مِنْكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَاءَ السَّبِيلِ
    54) “Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları veliler edinmeyin! Siz onlara karşı sevgi yöneltiyorsunuz; oysa onlar haktan size geleni inkar etmişler, Rabbiniz olan Allah’a inanmanızdan dolayı Rasule de, sizi de (yurtlarınızdan) sürüp çıkarmışlardır.

    Eğer siz, Benim yolumda cihad etmek ve Benim rızamı aramak amacıyla çıkmışsanız (nasıl) onlara karşı hâlâ sevgi gösterirsiniz! Ben, sizin gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı bilirim. Kim sizden bunu yaparsa, artık o, elbette yolun ortasından şaşırıp sapmış olur.”

    Mümtehine 1

    يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَى تِجَارَةٍ تُنْجِيكُمْ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ تُؤْمِنُونَ بِاللهِ وَرَسُولِهِ وَتُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللهِ بِأَمْوَالِكُمْ وَأَنْفُسِكُمْ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
    55) “Ey iman edenler; sizi, elim azabtan kurtaracak bir ticareti göstereyim mi? Allah’a ve O’nun Rasulü’ne iman edersiniz, mallarınızla ve canlarınızla Allah’ın yolunda cihad edersiniz. Bu, sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz.

    Saff 10, 11

    سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لآ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
  • Gürültü büyüdükçe insan kulağını daha çok kapamak istiyor. Savaşa giden biri anlatmıştı. En kötüsü ölmek korkusu değilmiş, “en kötüsü…” demişti, “hiç bitmeyen gürültü. O delirtiyor insanı.” Gürültüde insan kapıyı pencereyi kapatıp kapanmak istiyor. Hiç başa çıkamazsa gitmek istiyor. Ama vicdani ödevimiz var, kaçmayacağız. Her gece kulaklarımda onların sesleriyle uyumaya çalışıyorum, ıssız köşe başında takip edilme korkusuyla eve ulaşmaya çalışan 19 yaşındaki bir kadının kalp atışlarını duyarak uyumaya çalışıyorum bazen, isteklerini yerine getirmediği için öldürülesiye dövülen, henüz yeni anne olmuş bir kadının üzerine basılan sigara izmaritinin verdiği acıyı hissederek dalmaya çalışıyorum uykularıma. Ötekileştirilmeyi dibine kadar hissetmiş ve bunu en yakınlarından aldığı ağır hakaretlere bir anlam vermeye çalışarak “bu bir hastalık”, “helak olacaklar “, “toplumu buna özendiriyorlar” nidalarıyla uzanıyorum her gece yatağıma. Her sabah doğduğundan beri kurşun sesi olmadan, evinin üstüne bomba düşmemesi için dua eden Affan ve Aden ile oturuyorum kahvaltıya, hiç yemedikleri beyaz peynirin tadını almaya çalışıyorum. Bir değil, yüzlerce kadın gömdüm. Çıldırmış kadınlar öyle ya da böyle. Yenilmiş yerinden yurdundan edilmiş, bazen satılmış, sadece yüz koyuna, bazen sevdiğine kaçtığı için vurulmuş, bazen de sırf “öteki” olduğu için iş verilmeyip seks işçiliğine zorlanmış kadınlardı bunlar. Bir başka gürültüde kaybetmişlerdi hikayelerini. Hataydı belki ama hayatın anlamını onlara sordum: “Çıldırma” dediler, demişlerdi, “ne yaparsan yap çıldırmamanın bir yolunu bul.” Zira kaybolacaksın sen de diğerleri gibi; gömdüğün bir cenaze olacaksın en nihayetinde. Gürültüde insan bir balığın sessizliğine, bir çiçeğin durup duruşuna, bitmeyen dizinin birbirini sıkıntıyla takip eden bölümlerine ve bazen de kendi aksine öylece aynada dalıp gitmek istiyor, donuk bir kare olmak istiyor. İnsanların pervazı manolyalarla dolu, o pembelikler içindeki hayatında olmak istiyor bazen. O suç sayılır mı? Esasında biliyorsun ki, sen bağırmazsan, o bağırmazsa kim konuşacak? Kim kaybolan, kimseye anlatılamayan kayıt dışı ölümlerin hesabını verecek? Kim anlatacak bu gürültünün hepimize bir haksızlık olduğunu? Bıkkınlık değil, öyle sanıyorlar. Çaresizlik hissi insanı gürültüde kahrediyor. Her şeyin bu kadar farkında olup bir şey yapamama hissi, denizin dibine dalıp kalp atışını duymaya çalıştığındaki oksijensizliğin ciğerlerini yakışıyla eşdeğer işte. Her gün bu yangın yeriyle uyanıyorum. İşin düşünmek mesela, yazmak. Yazmazsan çıldıracaksın. Durmalı mısın gürültüde? Çıldıracağını bile bile. Öleceğini bir hayli bildiğin halde. Düşmana değil gürültüye yenileceğini bile bile. Ama pes etmeyeceğim ben. Bu yazıyı okuyup, satırların arasında içinden bir şeyleri bulabilen her kim varsa pes etmeyecek çünkü unutma ki, anahtarlıktaki son anahtar her zaman kapıyı açan anahtardır.

    Düşünerek kalın, gürültüleriniz bol olsun; böylece ışığı görebilelim.

    Tuğçe Ok
  • 250 syf.
    ·Beğendi·8/10 puan
    1964' te er öğretmen olarak gittiği Hakkari'nin pirkanis köyünde yaşadıklarını yıllar sonra düşle gerçeği bir arada kurgulayarak anlatır.
    Kitabı ele alacak olursak ferit Edgü okuduğum ilk kitabı. üstelik Hakkari'de yaşayan biri olarak okumam gerektiğini düşündüm ve o şekilde tanıştık romanla.
    Öğretmen olarak gittiği köyde sabahın ilk ışıklarıyla uyandım .
    Köyde kadınlar erkenden uyanır hamur yogurur ve başlarlar ekmek yapmaya.bacadan tüten duman köye salar ve isitirdi dağları.okulu görmeye gittiğimde hiç el sevmediğini anladım .yıllarca kapatılan kapılar hiç açılmamış pencereler hiç dokunulmamış . hemen muhtara gidip konuştum merkeze nasıl gidilir bilmiyorum.gidip valiyle konuşmam gerekirdi çünkü bu okula bir el atılması gerekir di.koyden başladım yürümeye ve ana yola çıktım yoldan gelen servise binerek merkeze vardım ve gittim görüşmeye .tabi bu işler hep benim bildiğim yollar dan olmuyormuş bunun için önce dilekce gerekiyor dediler.
    Mejburen köye geldim
    Köyde iç gün içinde salgın bir hastalık yayıldı
    Doktor ve sağlıkçı hiç gelmediği için küçük çocuklar oldu ve biz artık alıştık onları defnetmeye.
    Ben tek gözlü elektrik olmayan odada oturup düşünürken kapı çaldı ve yine ölüm haberi verildi.
    Köyde tek okuma yazma bilen bendim o yüzden benden umut şifa bekliyorlardi.oysa ben hiç bişe yapamiyordum.cunku bende onlar gibi sadece bir insandım .
    Kar yağmaya başladı ve üç gün süren kar bütün yollar kapandı biz hiç bir yere gidemedik ve ben onlara çare olamadım.
    Çaresizliğin,bahtsizligin belkide onların alnına yazılan kader mi acimasizdi bilmiyorum ama onlar çok mutluydu.
    Kitap çok güzel bir konu ele almış .o zaman ki hayat şartları ne kadar da zor.ve insanlar ne kadar çaresiz.
  • 496 syf.
    ·6 günde·Puan vermedi
    Takıntılıdır Ebru biliyorsunuz artık sanırım Bir yazarın bir kitabını beğenirse hepsini okumadan rahat etmez Yine duramadım tabi "Kabuğunu Kıran İnci"' nin yazarı yeni kitap çıkarmış dediler hemen alıp okunmalı dedim Veee sonuç okudum. Elbette yine favorim değişmedi hâlâ "Kabuğunu Kıran İnci" ama en azından gönül rahatlığı ile şunu söyleyebilirim ki kesinlikle "Ay Düşerken" ve "Kadife Pantolonlu Çocuk" da yaşamış olduğum hayâl kırıklığını yaşamadım. Aksine merakla okudum kitabıYine Afganistan, yine kadınlar, yine yürek acıtan acı gerçekler... Yazarın kitaplarını hiç okumamış olanlar için küçük bir tavsiye önce "Penceresiz Ev" i sonra "Kabuğunu Kıran İnci" yi okumanız. Diğer kitaplarını okumaya gerek yok bence ama elinizde varsa ya da okumak isterseniz ilk onlardan başlayın ve sona "Kabuğunu Kıran İnci" yi saklayın Sağlıklı ve kitap dolu günler diliyorum efendim (2020/63)
  • -“Ezilen bir kadın hikayesi anlatırken her seferinde neden bu cehaletle örtüşür veya bu cehaletin arkasında neden sürekli din ifade edilir? Onu merak ederiz.” der ve bu romanın içerisindeki bazı cümlelerin arasında yürümeye başlıyoruz.

    -Kızcağız şöyle sesleniyor daha sayfaların baş kısmında: “Bak canım hangi kapıdan çıktıysa aynı kapıdan girmelisin. Uğursuzluk getirir derlerdi.” diyerek aslında hurafelere ait olan geçmişin inançlarının, geçmişten bugüne dinselleştirilme sürecinde ifade etmeye çalışan Ayşe Kulin kitabının pek çok yerinde buna benzer cümlelerle aslında dinin geçmişten gelen hurafelerle süslenmiş bir unsur olduğunu, bunun da cehalete sürekli tetiklediğini bize bir şekilde anlatmaya çalışır.

    -Baba der Ayşe.

    -Baba erkek çocuğunun okuldaki gidişatından memnun değildi. Anne ise babanın oğlunun üzerine fazla gittiğini düşünüyordu diyerek Türk toplumunda annenin özellikle erkek çocuklara çok büyük bir özgüven verdiğini, kızlara ise ikinci plana atanların anneler olduğunu söyler. Kadını anlatırken diğer kadını anne sıfatıyla gündem ederek bu sefer insanları sıfatlardan alıkoyacak cinsel kimlikleriyle ön planda olmasını öğretmeye gayret eder Ayşe Kulin.

    -“Sen hasta değilsin ki abla. Kazadan dolayı sadece hatırlamıyormuşsun, öyle dediler. Aşağıdaki odalarda sorunlular kalıyor. Depresyon geçirenler, takıntı sorunu olanlar filan işte.”

    -Cümlede ne var diyebilirsiniz ama bilincimize şöyle kodlanıyor bu. Çünkü romanın içerisinde bu depresyon geçirenlerin genellikle dini kimliklerini çok ön planda tutulmuş. Birazdan göreceğiniz üzere o hasta insanların yaşadığı hayatları.

    -Aşağıdaki odalardalar çünkü aşağılarda bir hayatın sonucu bu. Din insanı aşağı çeken bir şey. Cehaleti getiren bir şey. Cehalet aşağılarda vardır. Hedefler hep yukarıdadır. Böyle izah edilir kitapların arasında satırlar arasında. Bunları söylüyoruz ki bu satırlar arasında ne kadar ince edebiyat unsurlarıyla ne kadar kalın kelimelerin arasına sıkışmış ince nağmelerle çocuklara ve genç kızlarımıza neleri atfediyorlar onları anlayalım diye.

    -“Bilinçaltı filan değildi abla.” diyerek bu sözümüz biraz daha netleşiyor artık.

    -“Anneler kızlarına nasıl davranır. Başka türlüsünü bilmiyorum ki ben. Annem beni hep azarladı. Bana her şeyi yasaklardı. Hele de babamı kaybettikten sonra.” diyerek Ayşe Kulin, bir kadının aynı zamanda babası kaybolduktan sonra, eşi kaybolduktan sonra aile içerisindeki baskıyı sürdürmesinin toplumsal bir kuşatma sebebiyle olduğunu izah edecek. Birazdan da bunu dinin bir unsuru olarak önümüze getirecek. Bakın o da şöyle ifade ediyor:

    -Annesinin bir üvey babayla olan evliliğinden bahsedecek kızacağız ve şöyle diyecek:

    -“Eve hapsetti beni resmen. Başımı örtmeden sokağa bırakmadı. Annem bana idare et diye yalvardı, yakardı. Gittik çarşıdan kendimize yerleri süpüren mantolar aldık. Sokağa çıkarken başımızı örttük.”

    -Yapma ya diye cevap veriyor karşısındaki.

    -Niye evlendi ki annem böyle biriyle.

    -“Parasız kalmıştık.” abla diyerek acıtasyonun en dibine vuruyor Ayşe Kulin işte bu satırlarla başlayarak. Parasızlık dini ya da Müslümanlar arasında çok yaşanan bir şeydir ve buna karşılık insanlar sanki para karşılığında evleniyormuş gibi dindar insanların kapanmasının, manto giymesinin, kocalarına olan mutlak zorunluluklarından ötürü sanki hiç inançları yok ve aptalmışçasına bir beyanatı önümüze koyar.

    -Bu arada internette bir sitede bazı ilanlar görmüştüm. Bir grup vardı. O gruba katılanlara iyi para veriyorlardı. Katılmaya devam ettim.

    -Ne grubuymuş bu diye cevap veriyor karşımdaki.

    -“Şey” diyor “Suriye’de savaş var ya işte. Gençleri topluyorlar da. Sadece Müslümanları tabii ki.” diyerek.

    -Yine geçen hafta Zülfi Livaneli’nin yaptığı gibi Suriye’de tek şart Müslüman olmak ki benim mezhebim de uygunmuş diyerek bu tartıyı daha da ağırlaştıran bir serüvene giriyor. Aynı minvalde Suriyeli Müslümanların cehaletine dem vuruyorlar. Bu da ayrı bir nokta. Ama buna rağmen kızın bu sefer şöyle bir cümlesi geliyor:

    -“Sokağa hiç bırakmadılar bizi ama aramızda çok eğlendik. Bol bol sigara içtik. Kahve içtik. Fal baktık. Yaşlı bir kadın vardı. O bakıyordu falımıza. Neler uyduruyordu neler. Birimiz ünlü bir Şeyh’e varacaktı, diğerimiz büyük bir aşk yaşayacaktı. Söz dinlersek eğer çok iyi şeyler olacaktı.”

    -Sık baktırdığımız için bazen fallarımız karışıyordu diyor.

    -Fal baktırıldığında ortaya çıkan şeyleri Şeyhlerle özümsendiriyor ve sanki Şeyhlerin de yani İslam tasavvufunda insanları Hakk’a yönelten, tarihimiz boyunca o muhteşem isimler ve yaşayanlarıyla beraber onları böyle bir cinsellikle birleştirmeye çalışmış Ayşe Kulin.

    -Artık satır arasında çok kodlama yapmaya gerek kalmıyor. O kadar açık açık söylüyorlar ki bunları.

    -Soruyor kıza: “Anneannen ve annen nasıl giyinirdi? Etek mi pantolon mu?

    -Ne bileyim mesela senin çocukken annenin üzerinde görüp de özenip giymek istediğin bir giysi olmadı mı hiç?” diyor.

    -Yani eğer etek giyen, pantolon giyen arasındaki ayrım kadar bir ayrıma tabi tutulmuş bir çocuksanız eğer diyor Ayşe Kulin bizim bilincimize, anneniz sizi modern bir giyinme tarzıyla arkadaşlarınızın arasında size bir ilham kaynağı olamıyorsa eğer o anneyle çok da fazla bir birlikteliğiniz olmaması gayet normaldir. Çok da böyle takılmayın diyor yani böyle.

    -Annenizle tartışabilirsiniz çünkü o sizi modernist hayatın içinde gayet modern olmayan modernizmin dışındaki bir sürece itekliyor. O yüzden dolayı bunlar normal diyor efendim.

    -Devam edelim şöyle satırlar arasında Ayşe Kulin neler çıkarmış içinden?

    -“İçimdeki sesle tuhaf bir ilişkim vardı kazadan beri. Belleğim gittikten sonra sezgilerim sanki aklımın yerini aldı. Kime güvenmem gerektiğini mesela içimdeki ses söyler oldu bana.” diyerek içindeki sesi dinle, dışardan sana söylenenleri değil diyerek Ayşe Kulin, büyüyen bir genç kızın kendi iç sesiyle aslında ne kadar doğruyu ne kadar çabuk bulabileceğini anlatıyordu ki bu iç seslerden bir tanesi kıza şu cümleyi kuruyordu:

    -“Tanrıya gökten bir telefon düşürmesi için yakarırken başıma telefon değil ama aklıma bir fikir düşürdü.”

    -Yani diyor Ayşe Kulin, tanrı dediğiniz şey bizim için Cenabı Hak haşa bu cümleyle tekrar ifade etmek gerekirse “Siz tanrıdan bir şey istersiniz, o size bir şey vermez. Halbuki sizin fikirleriniz sizin hayatınızı yönlendirir, konumlandırır. Dikkatli olun. Böyle tanrı fikirlerine çok fazla uymayın.”

    -“Genç bir kadınmışım ben.” diyerek büyüyen genç kızın bu sefer kadınlıkla tanışma hikayesini Ayşe Kulin başka kitaplarında da hiç utanmadan ve hiç umursamadan vermeyi yeğler. Kendi özel hayatında yaşamış oldukları gerçeği anlatmış olduğu bir başka televizyon programında da o rahatlığını rahatlıkla ne yazık ki görebilirsiniz.

    -“Kozmozun derinliğinde bir tüy gibi hafif salınıp durulurken ve halinden fazlasıyla hoşnutken yine morumsu bir mavi ışık yine tam gözbebeğimde yine çok uzaktan çok derinden bir ses. Yukarı bakın, aşağı bakın, şimdi sağa, şimdi sola diyordu. Göz kapağımı önce yukarı kaldırıyor, sonra aşağı çekiyordu.”

    -Bu kadın olma sürecinde bedeninden sıyrılıp kuş gibi uçma sürecini böyle ifadelendirmiş Ayşe Kulin ışıklarla.

    -Ve burada ilginç bir cümleyle karşılaşıyoruz:

    -“Bunun dışında iyi haber şu ki, sağlıklı bir genç kadınmışım. Kız değilmişim yani. Bunu kafama kaktılar kibarca. 20’li yaşların ortasında olmalıymışım.”

    -Yani 20 yaşına gelen bir kızcağızın evlilik dışında yaşamış olduğu bir ilişkiyle ona verilmiş ve ikram edilmiş hayatını kıymetli olarak adlandırılan bekaretini kaybetmesinin ne kadar da normal bir süreç olup, onun kadınsallığının önündeki bir engel olarak ifadelendiren Ayşe Kulin, bütün kızlarımızı bu konuda büyük bir rahat olmaya, sakin olmaya, içinden geldikleri gibi davranmaya tabiri caizse davet ediyor.

    -Ailece yemek yedikleri bir akşam var bu yapının. Şimdi kız büyüdükçe başka hikayeler yaşıyor. Ben romanı anlatmıyorum çünkü. Romanın içindeki her bir atlayışta arada verilen o detaylı ve ince ve naif bir şekilde ifade edilen cümlelerin arasında geziyoruz.

    -“Ailece yemek yediğimiz bir akşam kimin aklına estiyse sofrada bir evin kalbi neresidir muhabbeti yapılıyordu.”

    -Aslında sordukları şey şu: Bir insanın iman noktası, aşk noktası neresidir?

    -Cevap şöyle geliyor: “Mutfaktan kütüphaneye her kafadan bir ses çıkıyordu. Dedem de lafa girip rahmetli annesinin her evin kalbinin Kuran’ı Kerim bulunduğu oda olduğuna inandığını söylemişti.”

    -Doğru bir cümleyle ifade edilmiş ama cevap enteresan geliyor.

    -“O andan itibaren dedemle anneannemin duvarında bir Kuran asılı olduğu yatak odaları aramızda evimizin kalbi olarak kaldı. Ben orta okula giderken mesela dedim bazen kulağıma fısıldayarak evimizin kalbine bir şey sakladım senin için derdi.

    -Hemen yatak odalarına koşup yatağa çıkar, elimi duvardaki atlas kesenin içine sokardım ve bir zarfın içinde bazen bir onluk bazen bir yirmilik bulurdum kesenin dibinde.”

    -Şimdi burada önemli bir hakaret var. Bilmiyorum bu hakaretvari cümleleri ne yazık ki kim inceliyor kim niye soruşturmaz diye. Çünkü Kuran’ı Azimuşşan özellikle duvara asılır. Bu apayrı bir konu anlatırız inşallah. Ama bizim kültürümüzde ve inancımızda ve hayat biçimimizde Kuran’ı Kerim asla ve katiyetle yatak odasına konulmaz.

    -İnsanın yattığı yerde baş ucuna konulması söz konusu olanlar vardır ama bu insanları diye verilerek cinsellikle özdeşleştirilmeye gayret edilmesi Kuran’ı Kerim’in de cinsellik kokan haşa bir hayat nizamnamesinin ibaresiyle biliyorsunuz ki Peygamber Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’a özellikle Hz. Aişe Validemiz’le erken yaşta evlenmesine dair iftiralar ve buna benzer diğer cariye meselesinde çok söylemler ve çok iddialar ve iftiralar söz konusudur. Bu iftiranın burada bir kodlanmış halini görüyoruz. Ve o genç kıza bir başka iftirayla Kuran’ı Kerim’in sadece cinselliği anlatan, cinsellik üzerine kurulmuş bir dinin sonucuyla karşı karşıya olduğunu ifade etmeye çalışıyor Ayşe Kulin.

    -“Baba ya sen atasözleriyle konuşur olmuşsun. Dervişlik dönemin mi başladı?” diyerek edebiyatçı olduğu savunulan Ayşe Kulin bu kez de atalarımızdan gelen sözleri artık bir kenara koymamız gerektiğini çünkü dervişleri hatırlatan bu sözlerin içerisindeki değerlerin bizim hayatımızda tam bir karşılıkla bizi doğru bir sonuca götürmeyeceğini ifade ediyor.

    -Ve artık edebiyatın çok dışına rahatlıkla çıkabilen bizim tuhaf batı düşkünü yazarlar böyle bir ifadeyle devam ediyorlar.

    -“Babam beni yanılttı. Şimdi sağ salim kafayla anlatın bakalım şu Tarık’ı diyerek girdi lafa.

    -Geri parkı olayları sırasında Türk Tabipler Birliği’nin Taksim’de geçici olarak kurduğu acil serviste çalışırken Tarık’ın plastik mermiyle yaralanan koluna pansuman yaptığımı, onun da karşılığında akşamüstü beni bir kahve içmeye davet ettiğini anlattım.” diyerek Ayşe Kulin, ancak bu zihniyeti bir Gezi parkı düşüncesiyle gelinebileceğini iddia ediyor. Buna hiç yorum yapmaya gerek yok bence.

    -“Sevgilinle tanıştığımda fikrimi son bir kez daha söyler, ebediyen susarım. Bu senin hayatın. Kararlarını da sen vereceksin.” diye bir cevap verilir genç kıza ki işte bütün kızlarımıza hiçbir ailenin hiçbir şekilde karışılmaması gerektiği ifade edilir.

    -Tabii genç kızlarımız bu ve buna benzer kitapları okudukları zaman “Koskoca yazar bunu yazmış.” mahiyetiyle vücutlarına enjekte edilmiş olan bu pisliği ailelerine karşı kullanmakta gayet doğal olarak bir hak olarak görmeleri normaldir.

    -Bakın enteresan şeyler var.

    -“Ayrılmadan önce tuvalete git. Hastaneninkilerde rahat edeceğini sanmam.”

    -O da soruyor; “Alaturka mıdır hepsi? Pistir. Günde beş kez el ayak yıkamayı şart koşan dinimiz o zamanlar sifon olmadığından sifon çekmeyi emretmemiş zahir.”

    -Artık dinimize hani o kadar ağır hakaretler var ki bu kitaplarda. Eskiden daha naif yapıyordu eskiler bunu. Şimdi yavaş yavaş cumhuriyet dönemi yazarlarımızı da getireceğim gözünüzün önüne. Hani o çok Türkçülükle iddia edilen, çok dini Mübin diye ifade edilen ya da dinimizin dışında olmadığını ifade edilen yazarlar neler yazmış o satırların arasına gireceğiz ama bilin istiyoruz bu insanlar bu kitapları yüzbinlerce adette satarak genç kızlarımıza ne anlatıyorlar?

    -“Sanki bir daha hiç görüşemeyecekmişiz gibi sımsıkı göğsüne bastırdı beni ve yine kendi tarzına yabancı bir cümleyle veda etti: Allah’a emanet ol sevgili kızım.

    -Gülümsedim. Demek yaşlanınca herkesin işi Allah’a düşüyordu.”

    -Eh bakalım Ayşe Kulin sen de yaşlanınca bakalım ne olacak? Sen kimin eline düşeceksin? Bu umutsuzluk ve ümitsizlik ikliminde ümitvar olan tek hayat biçiminin iman olmasına nazaran iman sahiplerinin bir ümitsizlikle yaşlandıklarında O’na doğru koştukları ibaresi bizlere şunu anlatıyor:

    -Genç olun, genç kalın. Hayatınız boyunca genç kalmanın formülü dinden ayrı yaşamak.

    -“Koğuştaki üç beş sandalye başkaları tarafından kapılmışsa açıyordum taburemi. Ziyaretçilerin çıkış saatine kadar oturuyordum sevgilimin dizinin dibinde.”

    -Asla sevgiliden ayrılma diyor Ayşe Kulin çünkü hayatın en lezzet alacağın alanında benim kitabımı bile okuman inşallah okumazlar, onu bile okuma çünkü sen hayatın lezzetini kaçırıyorsun böyle yaparak.

    -“Yine lise yıllarımızda Cemil bana genelev sokağının, ben ona operanın yerini gösterdim. Geneleve onun teyzesinin oğullarıyla, operaya annem, babam ve kız kardeşimle gittik.” diyerek bu içerde yaşamış olduğu bir başka serüveni de tanışmış olduğu bir başka insanla hikayesinden bahsediyor.

    -Burada çok garip bir durum var. Çok fazla detaya girmek istemem ama nihayetinde şunu bahsediyor. Evet her ikisine de gidin, her ikisini de yaşayın. Operayla genelev arasında yaşayacağınız hayat size bu gerçekleri, sokağı, gerçekleri öğretecektir. Yoksa sokaklardaki fakir fukara bunlarla uğraşarak, bunların peşinde koşarak uyuşturucu batağına düşmüş, kumara alışmış çocuklarla değil. İşte bir geneleve gidersiniz keyfinize, bir de operaya gidersiniz sanatına. Her ikisi de hakikatten uzak bir ömür, tüketin gidin diyor Ayşe Kulin.

    -“Neticede her ikimizde insanlar için ömür tüketiyoruz, siz sağlıklıları biz selametleri için.”

    -Ömür tüketiyorlarmış sağlık çalışanları ve selamet için uğraşıyormuş bir şey öğretmeye gayret edenler ama ömür tükeniyormuş başkasına hizmet ederek.

    -Hizmet etmeyi bir kenara koyun diyor Ayşe Kulin. Çünkü hizmet ömrü tüketir.

    -“Kızım, Eroşum merak etme huyum hiç yoktur ama beni bile telaşlandırdın. Arayı çok açtın bu sefer. İyisin değil mi?” diyerek telefonla arayan anne kızına ulaşamıyor. Bu da doğal bir şey diyor Ayşe Kulin. Herkesin bir hayatı var ya. Öyle annen her aradığında telefon açılır mıymış hiç? kafana göre yaşayacaksın. Onun da senin saatlerine saygı duyması gerekiyor diye bahsedilir.

    -Oldukça anneyle kızı, çocuğu arasında yaşanan terbiyesizce şeylerden bahsediyor burada. Ama bakın burada bir başka satır arasında yine bir dine hakareti bu kadar ifşa etmesi artık satır arasına söz bırakmıyor.

    -“Şarap iyi geldi dedi.

    -Öyledir şarap. Mitolojik tanrıların içkisidir. Kendi tanrısı bile var gözünü sevdiğim şarabın.

    -Dedem anlatırdı bana Yunan mitolojisini. Hayret ve ilgiyle dinlerdim aralarında kavga eden, birbirlerine tuzak ve pusu kuran, gözleri birbirlerinin karılarında, kocalarında. Kimi çapkın kimi hoyrat, pek azı adil bu egoları şişkin tanrıların hikayelerini.”

    -Böyle bir dede tanıyorsanız eğer ben de tanımak isterdim açıkçası. Çünkü Türkiye’de yaşarken Müslüman olan bir ismin bu hikayeleri anlatıyor olmasından çok belki dinsiz bir dededen bahsediyor olabiliriz ama çok fazla denk gelebileceğimiz bir şey değil ama çocuklarınıza bunları anlatın ki diyor Ayşe Kulin, onlar tanrılarını aslında tanrılardan bahsedilirken bunların egosal tatmin üzerine oluştuğunu ve insanın bunları meydana getirdiğini ve kendi günahları ile tanrıları bezediğini bilsinler.

    -“Bilmem Nurten çünkü ben çok, ben pek ender içki içerdim. Esarette ve gurbette içiliyormuş meğer. İnsanın acısını alıyor, derdine ortak oluyor içki.” der Ayşe Kulin.

    -Kızlarımıza yeni bir formül verir. Dertlenince bir içki, iki kadeh rahatlarsın der.

    -Bu bir kadın dayanışmasıdır demek isterdim. Siz erkeklerin belki de hiç anlamayacağı bir ruh birliğidir diyerek Ayşe Kulin zannederse kendi özel hayatından kaynaklanan erkeklere olan düşmanlığı burada başlar sona doğru ortaya koymaya. Hayatın sillesini de yese sizlerden yardım talep etmeksizin kanatlarınız altına sığınmaksızın iki ayağının üzerinde doğrulmuş fırtınalara göğüs germeye çalışan yalnız kadınların dayanışmasıdır.

    -Uf acayip savaşa giden kadınlar yani sanki. Ama nihayetinde acıklı olan hikaye savaşa giden kadınlar hep dinle savaşırlarsa ayakta kalabiliyorlar. Müslüman bir kadın bunun çektiği eziyet ve çileler, o anneliğin tatlı, naif halleri, bizim onlarla, genç neslin onlarla yaşadıkları. Bunlardan hiç bahsetmiyoruz.

    -“Beni hiç alakadar etmiyor söyleyeceklerin. Kendini her ne için tehlikeye atıyorsan, o kavga senin kavgan benim değil. Sen beni kendi kavgana bulaştırırken fikrimi sormadın.” diyerek her koyun kendi bacağından asılır kızım. Sen de kafana göre takılacaksın elbette diyerek bir başka unsuru beyan etmeye çalışıyor.

    -Kitabın içinde o kadar kirli, mahir sözler var ki bir önemli kısmını sizlere ifade etmeye çalışarak bizim bu alandaki boşluğumuzu bir kez daha ifadelendirmeye gayret ettim. Bir diğer taraftan sizler ebeveynler ve genç kızlarımız bunları iyi bilsinler diye.

    -Anneanneye geçiyoruz yine. “At izinin it izine karıştığı merhametin, saygının ve hukukun bittiği ülkede yaşamını istemiyorum demişti bana. Sürekli birilerinin öldürüldüğü hiç bitmeyen bir gizli savaşın sürekli geldiği ülkede geleceğin yok senin. Onun isteği oluyordu” derken Türkiye’yi bir, gerçekten Türkiye’de bütün bunların yaşandığını iddia ederek bütün kızlarımızı yurt dışına davet ediyor Ayşe Kulin.

    -“Güney doğunun ağası zengin halkı yoksuldur.” diyor.

    -Ağalığın bittiği bir dönemde yeni yazılmış bir kitap bu. Bu tarihi anlatıyor.

    -“Haydi ben kalkayım Esra. Bir an önce döneyim kar iyice bastırmadan ve hemen senin şu gönüllü doktorluk işine bir bakayım.” diyor.

    -Ee sona doğru gelirken şu cümleyle karşılaşıyoruz.

    -“Yahudilerin ve topraklarından sökülmüş Türklerin genlerini taşıyan biri olarak ak akçe kara gün içindir. Sakla samanı gelir zamanı türünden atasözleriyle doluydu kulaklarım. Sıcak dostlukları anımsatacak hırkaya karşılık çektiğim çilenin sembolü ceketidir der top edip sokuşturdum çantanın bir köşesine.”

    -Hep acılarını ajite ederek anlatmaya çalışan Ayşe Kulin, bu ve buna benzer genç kızlarımızı hayal ötesi noktalara taşıma gayretiyle pek çok edebiyat ödülü almış ama edebiyattan daha ziyade din ve tanrı inancını yerle yeksan için ömrünü harcayan bir edebiyatçımız.

    -Ne diyelim?

    -İnşallah bizim kızlarımız okuyacaklar, büyüyecekler. Daha çok ve daha güzel edebi eserlerle insanın arayış sürecinde yaşayacağı gerçek hikayeleri anlatacaklar bize. Böyle içi doldurulmuş ve hep Ayşe Kulin bütün kitaplarını, bu kitabı okuduysanız Ayşe Kulin’in diğer kitaplarını okumaya gerek yok. Hepsi aynı minvalde bir çark gibi döner durur.

    -Ne diyelim?

    -Sevgili hanımefendiler sizler inşallah bu kitabı gördüğünüzde artık ne anlatacağınızı ve Ayşe Kulin’in kim olduğunu tanımışsınızdır ama size buradan biz vazife doğar ki artık bu romanların yerine yüzbinlerce okunabilecek romanları yazmanın sırası çoktan size gelmiş, geçiyor.


    https://youtu.be/ZqsKRZlYSZE
  • #Kitapyorumu
    #KASIMYORUM
    Aytaç Bozkurt
    #PORÇA
    Ahmet Ağa ve bütün köy halkı tulumlarla, horonlarla karşılamıştı oğlu Ali'yi.Dört yıl süren askerlik kazasız, belasız bitmişti. Ağa oğlu olmak kolay değildi. Tek çocuk olması mı yoksa karakteri mi bilinmez sorumsuzdu Ali.Ağa oğlunun maden yada inşaat işiyle ilgilenmesini istiyordu. Oğlunu karşısına aldı hayallerinden bahsetti.Ancak oğlunun sözleri ile hayali ebediyen son buldu.O askerden yeni gelmişti ve kolcu olmak istiyordu.At üstünde silahlı ve özgür. Ağanın hanımı oğlunu eve bağlamak için onu evlendirmenin zamanının geldiğini söyler. Aklında biri vardır. Ağa kim olduğunu sorduğunda Emine der.Emine'yi göz hapsine almış oğluyla ancak bu çalışkan, akıllı bir o kadar da güzel olan kızın başa çıkacağına karar verir.Emine istenmiş annesinin de yanında konakta yaşaması şartıyla evlenmeyi kabul etmişti. 3 gün çok güzel düğün yapıldı.Kısa sürede hamile kaldı Emine ama mutluluğu kısa sürmüştü. Ali yüzüne bakmıyor konuşmuyordu.Bir türlü anlamıyordu neden böyle davrandığını. Emine daha doğum yapmadan üzerine kuma getirmişti Ali.Emine kumalığı kabul etmedi köydeki diğer kadınlar gibi kaderimdir deyip boyun eğmedi.Annesinin küçük evine taşındı. Ağa ve hanımı bu olay karşısında kahroldular.Tek sesi çıkmayan Ali oldu.Kuması ne yazık ki uzun kış gecelerinde üçü beşi bir yorganın altına girip sabaha kadar kıkırdadıkları akraba kızlarından biriydi.
    📖Emine bundan sonra ne yapacak?
    📖Bebeği ile birlikte nasıl bir hayat yaşayacak?
    📖Kader Emine'nin yüzüne gülecek mi?
    📖Kadınların kanayan yarası kumalık ve katlanmak zorunda oldukları zor hayat şartları. Mutlaka okumalısınız ibret alınacak bir hikaye.Yazarımızın kalemi daim yolu açık olsun inşallah.📖🖊🖋🙂👏👏
    ALINTI
    📖Emine,çocukken yetim elbisesi giymişti.Biraz büyüdü, güzel dediler.Sonra aşık elbisesi,sonra gelin,sonra ana,sonra kuma! Sonuncusunu reddetti.Çıkardı attı. Vicdan ona en çok yakışan elbisesi oldu.Bunlar zaten vardı ve üst üsteydiler.Hiç çıkarmadı.Öyle çok kendine aitti ki çıkarırsa sökülürlerdi.Emine en çok "PORÇA " yı seviyordu;özüne en çok yakışan oydu,onda kendi oluyor,kendi dili,kendi toprağı kendi dağlarının nakışlarını buluyordu.