• Kur’ân-ı Kerîm’de, “karye” halkını Hakk’a davet etmek için bir şehre (Karye) gelen iki elçiye destek olmak üzere bir üçüncüsünün gönderildiği, halkın bunlara karşı çıktığı, sadece şehrin uzak bir yerinden gelen bir kişinin iman edip onları desteklediği ve bu kişinin, açıkça ifade edilmemekle beraber âyetin gelişinden anlaşıldığına göre şehir halkı tarafından öldürüldüğü, onun imanı sayesinde cennete girdiği, kendisine kötülük eden şehir halkının ise bir sayha ile helâk edildiği anlatılmaktadır (Yâsîn 36/13-29).
    Müfessirlere göre elçilerin adları Yuhannâ, Pavlus ve Şem‘ûnü’s-Safâ (Simun Petrus), gönderildikleri şehir ise Antakya’dır. Bunların tebliğini kabul eden mümin kişinin adı da Habîb b. Mûsâ, Habîb b. İsrâil veya Habîb b. Mer‘î’dir. Tefsir kitaplarında Habîb’in neccâr (dülger), ipekçi, kassâr (bez ağartan) veya ayakkabıcı olduğu, günlük kazancının yarısını ailesine ayırıp diğer yarısını tasadduk ettiği, cüzzam hastalığına yakalandığı için şehirden uzak bir yerde oturup ibadetle meşgul olduğu, iman ettiğini açıklayıp halkı da iman etmeye çağırınca taşlanarak, linç edilerek veya hızarla kesilerek öldürüldüğü, kesilmiş başını eline alıp yürüdüğü rivayet edilir. Kur’an’daki âyetlerin üslûbu Hz. Peygamber zamanında bu kıssanın bilindiğini göstermektedir. “Bir misal olarak şu şehir halkını onlara anlat” meâlindeki âyetle (Yâsîn 36/13) kıssa hatırlatılarak şehir halkının âkıbetinden ibret alınması öğütlenmektedir. Bu şehrin neresi olduğu, hadisenin ne zaman vuku bulduğu ve iman ettiği bildirilen şahsın kimliği konusunda hadislerde de bir bilgi bulunmamaktadır.
    Kur’ân-ı Kerîm’de Semûd kavmi (Hûd 11/67; el-Kamer 54/31), Medyen ehli (Hûd 11/94), Lût kavmi (el-Hicr 15/73) ve Ashâbü’l-Hicr (el-Hicr 15/83) gibi kavimlerin Allah’ın elçilerini dinlemedikleri için bir sayha ile helâk edildikleri belirtilmektedir. Yâsîn sûresinde söz konusu edilen şehrin bu kavimlerden birine ait olup olmadığı bilinmemektedir. Müfessirlerin olayın meydana geldiğini söyledikleri Antakya’da milâttan sonra 35 yılında bir deprem olduğu bilinmekteyse de bunun Kur’an’da anlatılan hadise ile ilgisinin tesbit edilmesi mümkün değildir.
    Diğer taraftan tefsir kitaplarında elçileri bu şehre Hz. Îsâ’nın gönderdiği rivayet edilir. Hıristiyan kaynaklarında Hz. Îsâ’nın tebliğ faaliyeti esnasında Antakya’ya elçi yolladığına dair bilgi yoktur. Onun semaya urûcundan sonra Kudüs’teki hıristiyanlar tarafından bu şehre gönderilen Barnaba Tarsus’tan Saul’ü de (Pavlus) yanına çağırmış, ikisi birlikte bir yıl süre ile orada yeni dini yaymışlardır (Resullerin İşleri, 11/22-26). Pavlus ile Barnaba Antakya’da iken daha sonra Simun Petrus da oraya gitmiştir (Galatyalılar’a Mektup, 2/11). Ancak Ahd-i Cedîd’de Kur’ân-ı Kerîm’de anlatılan kıssaya benzer bir olay yer almamaktadır.
    Ahd-i Cedîd’de sözü edilen Agabus’un (Resullerin İşleri, 11/27-28) Habîb en-Neccâr olduğu ileri sürülmüşse de (İA, V/1, s. 9) bunu ispat edecek hiçbir delil yoktur (EI2 [Fr.], III/1, s. 12-13). Agabus’la ilgili Ahd-i Cedîd’deki bilgi şöyledir: “O günlerde Yeruşalim’den Antakya’ya bazı peygamberler indiler. Bunlardan Agabus adlı biri kalkıp bütün dünya üzerinde büyük bir kıtlık olacağını Ruh vasıtasıyla bildirdi; bu da Klavdius’un günlerinde oldu” (Resullerin İşleri, 11/27-28). Ahd-i Cedîd’de Agabus’un bu hadiseden sekiz yıl sonra Kaysâriye’deki faaliyetinden de bahsedilir (Resullerin İşleri, 21/10-11). Grekler, Agabus’un Hz. Îsâ’nın seçtiği yetmiş şâkirdden biri olduğuna ve Antakya’da şehid edildiğine inanırlar (DB, I/1, s. 259). Ancak, Agabus şehid edilmişse de nerede öldürüldüğü bilinmemektedir (EI2 [Fr.], III/1, s. 13).
    Antakya’da Habîbünneccâr (Silpius) dağının eteklerinde, aslı bir Roma tapınağı iken Bizans döneminde kiliseye, İslâmî dönemde camiye çevrilen ve aynı adı taşıyan binanın altındaki üç mezardan birinin ona ait olduğu ileri sürülmektedir.

    BİBLİYOGRAFYA
    Taberî, Câmiʿu’l-beyân, XXII, 155-162.
    Makdisî, el-Bedʾ ve’t-târîḫ, III, 130-131.
    Sa‘lebî, ʿArâʾisü’l-mecâlis, s. 308-310.
    Fahreddin er-Râzî, Mefâtîḥu’l-ġayb, XXVI, 51-61.
    Âlûsî, Rûḥu’l-meʿânî, XXII, 220-228.
    İsmail Hakkı Bursevî, Rûḥu’l-beyân, İstanbul 1384, VII, 377-388.
    “Habîbünneccâr”, İA, V/1, s. 9-10.
    G. Vajda, “Ḥabīb al-Nad̲j̲d̲j̲ar”, EI2 (Fr.), III/1, s. 12-13.
    E. Jacquier, “Agabus”, DB, I/1, s. 259.

    https://islamansiklopedisi.org.tr/habib-en-neccar
  • Yer ve gök kaç günde yaratıldı? Allah dünyayı kaç günde yaratmıştır? A’raf Suresi 54. ayette ne buyuruyor? A’raf Suresi’nde geçen zamanı nasıl anlamalıyız?

    “Şüphesiz sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratan ve Arş’a kurulan, geceyi, kendisini durmadan takip eden gündüze katan, güneşi, ayı ve bütün yıldızları da buyruğuna tabi olarak yaratan Allah’tır. Dikkat edin, yaratmak da, emretmek de yalnız O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın şanı yücedir.” (Araf 54) ayetinde geçen altı gün zaman dilimini nasıl anlamalıyız? Bizim bildiğimiz zaman mantığı ile ayette anlatılmak istenen zaman arasında nasıl bir fark var?

    Ayetin Arapçası: إِنَّ رَبَّكُمُ اللّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ يُغْشِي اللَّيْلَ النَّهَارَ يَطْلُبُهُ حَثِيثًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومَ مُسَخَّرَاتٍ بِأَمْرِهِ أَلاَ لَهُ الْخَلْقُ وَالأَمْرُ تَبَارَكَ اللّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ

    Anlamı: “Şüphesiz sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratan ve Arş’a kurulan, geceyi, kendisini durmadan takip eden gündüze katan, güneşi, ayı ve bütün yıldızları da buyruğuna tabi olarak yaratan Allah’tır. Dikkat edin, yaratmak da, emretmek de yalnız O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın şanı yücedir.”

    ALLAH DÜNYAYI 6 GÜNDE YARATTI - AYETİN TEFSİRİ (AÇIKLAMASI)

    Kur’ân-ı Kerîm’de Allah’ın fiilleri için kullanılan yevm (gün) kavramını yirmi dört saatlik zaman süresi şeklinde anlamamak gerekir. Nitekim başka âyetlerde O’nun fiilleri hakkında yevm kelimesi “an” mânasında kullanıldığı gibi (Rahmân 55/29), Allah’ın katındaki bir günün insanların hesaplarına göre 1000 yıl tuttuğu da ifade edilmiştir (Hac 22/47; Secde 32/5; ayrıca bk. Meâric 70/4).

    Her ne kadar âyetteki altı günü, dünya günüyle altı gün diye anlayanlar olmuşsa da, gökler ve yer yaratılmadan önce günden söz edilemeyeceği için, bilhassa bazı çağdaş tefsirlerde –kâinatın yaratılışıyla ilgili yeni teoriler dikkate alınarak– bu altı günü, her birinin ne kadar süre devam ettiğini ancak Allah’ın bildiği “altı devir” diye anlamanın daha münasip olduğu belirtilir. Esasen an, nokta gibi boyutsuz bir zamandır; aynı şekilde sonsuzluk da boyutsuzdur. Böylece sonsuz varlık için an da sonsuzluk da birdir. Buna göre sonlu ve sınırlı varlıklar için düşünebildiğimiz boyutlu ve sınırlı zaman dilimlerini Allah ve O’nun fiilleri hakkında düşünmemiz mümkün değildir. Bu sebeple yaratıcı-yaratılan ilişkisinin söz konusu olduğu konumlarda zaman kavramlarını daima yaratılan açısından dikkate almak gerekir.

    Fahreddin er-Râzî, Allah’ın gökleri ve yeri altı günde yarattığını bildiren ifadelerden özetle şu sonuçları çıkarmıştır:

    a) Evrenin altıdan daha az veya daha çok zaman diliminde yaratılması aklen mümkün olduğuna göre, onun bu zaman dilimi içinde yaratılmasını tercih eden özgür bir belirleyici vardır ki o Allah’tır. Evrendeki bütün varlıkların var oluşlarını, diğer nitelik ve işlevlerini belirleyen de aynı güçtür.

    b) Allah Teâlâ her ne kadar eşyanın tamamını bir defada yaratmaya kadirse de, bu takdirde bütünüyle oluşun tesadüfen vuku bulduğu düşünülebilirdi. Halbuki eşyanın, maslahat ve hikmete uygun olarak peş peşe ve birbiriyle ilişki halinde yaratılması ezelî, hikmetli, kudretli ve merhametli yaratıcının yaratma fiiline daha güçlü bir şekilde delâlet eder.

    c) Âyetteki “gökler ve yer” ifadesi, onlardaki öteki varlıkları da kapsar. Nitekim başka âyetlerde bu hususa işaret edilmiştir (meselâ bk. Furkan 25/59; Rûm 30/8; Duhân 44/38).

    d) Her ne kadar başka bir âyette “Ve bizim buyruğumuz tektir, göz açıp kapayıncaya kadar olup biter” (Kamer 54/50) buyurulmuşsa da bu, evrenin altı devirlik bir yaratılış sürecinden geçtiği ifadesine ters düşmez. Çünkü bu âyetteki bir tek kelimelik buyruk, tek tek varlıkların oluş veya yok oluşuyla ilgilidir; ayrıca bu, emrin mutlaka gerçekleşeceğine de işaret eden bir ifade tarzıdır.

    e) Âyette düşünen kimseler için şöyle bir uyarı vardır: “Şüphesiz ki rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan ... Allah’tır.” Yani sizi terbiye eden, bedenen ve zihnen geliştiren, sizi iyilik ve faydalara ulaştıran, kötülüklerden koruyan O’dur; O’nun güç ve bilgisinin, hikmet ve rahmetinin mükemmelliği bu muazzam eşyayı yaratacak, o eşyaya her türlü fayda ve iyilikleri yerleştirecek kadar üstündür. Buna rağmen insan nasıl olur da O’nu bırakıp da sıradan varlıklardan iyilikler bekler ve mutluluğu başkasına yönelerek aramaya kalkışır!

    ALLAH’IN ARŞA İNSİVASINI NASIL ANLAMALIYIZ?

    Sözlükte istivâ “bir konuda iki şeyin birbirine eşit olması”, “alâ” edatıyla kullanıldığında ise “karar kılmak, yükselmek, yüksek olmak, yüksek bir yere kurulmak” gibi anlamlara gelir.

    Arşın sözlük anlamı “tavan”dır. Bu anlamdan hareketle bir zeminden, mekândan veya makamdan daha üstte, daha yukarıda olan mekân veya makama arş denilmiştir. Ancak istivâ kelimesi istiare veya temsil yoluyla “üstün bir konumda hükmedip yönetme”; arş ise yine aynı yolla “en üstün yönetim ve hükümdarlık mevkii” anlamında kullanılır. Buna göre “istevâ ale’l-arş”ın anlamı “Arşa yükselip kuruldu” demekse de, bütün müfessirler bunu fiziksel ve cismanî mânada anlamamak gerektiğinde ittifak etmişlerdir. Bununla birlikte, Selef denilen ilk dönem âlimleri, genel tefsir metotlarının gereği olarak, âyetin verdiği bilgiye tartışmasız inanıp te’vil ve yoruma gitmemek, asıl anlamını Allah’a havale etmek gerektiğini savunurlar.

    Nitekim İmam Mâlik’e “arşa istivâ”nın ne anlama geldiği sorulduğunda “İstivâ mâlûm, keyfiyeti meçhul, buna inanmak zorunlu, soru sormak da bid’attır” dediği rivayet olunur (İbn Kudâme, Lüm’atü’l-i’tikad, İstanbul 1981, s. 15; Şevkânî, II, 243). Ancak, sonraki müfessirler, müslümanlar arasında antropomorfik (cismanî ve insan benzeri) bir tanrı anlayışının yaygınlaşmasından kaygı duydukları için “arşa istivâ”yı “Allah’ın, bütün mevcudattan üstün ve aşkın bir hâkim-i mutlak olarak evrene ve evrendeki her şeye hükmetmesi; evreni ve onda bulunanları en üstün, en mükemmel bir şekilde düzenleyip yönetmesi; bilgisi, iradesi ve gücüyle bütün varlık ve olayları kuşatması” gibi anlamlarda yorumlamışlardır (“altı gün” ve “arşa istivâ” konusunda daha geniş bilgi için bk. Râzî, XIV, 96-117; Elmalılı, III, 2171-2185; İbn Âşûr, VIII/2, s. 158-167).

    Âyetin devamında Allah’ın arşa istivâsının yani yücelerden yüce olupbütün evreni hüküm ve tasarrufunda bulundurduğunun kozmolojik birkanıtı olmak üzere, açık bir ifadeyle (bi’l-ibâre) “O’nun geceyi, durmadan kendisini kovalayan gündüze bürüyüp örttüğü”, işaret yoluyla da (bi’l-işâre) gündüzü gecenin üzerine örttüğü; kezâ güneşi, ayı ve yıldızları buyruğuna boyun eğdirdiği belirtilmektedir. Böylece dünyanın dönüşüyle gece ve gündüzün birbirini izlemesinin; güneş, ay ve yıldızlardaki oluşma ve değişmelerin, bunlarla ilgili “tabiat kanunları” denilen yasaların –determinist teorilerde ileri sürüldüğünün aksine– tabiatın özünden kaynaklanmadığı; aksine Allah’ın kusursuz bilgi, irade, kudret ve hikmetinin eserleri olduğu ortaya konmaktadır. Çünkü “halk da emir de yalnız O’na aittir.”

    Bazı eski tefsirlerde âyetin bu cümlesi dikkate alınarak, evrendeki bütün varlık ve olaylar “halk âlemi” ve “emir âlemi” diye ikiye ayrılır. Cismanî varlıklarla bunlar arasındaki fiziksel ilişkiler halk âlemi, melekler ve ruhlar gibi mânevî varlıklarla bunların ilişkileri de emir âlemi içinde değerlendirilir. İslâm düşüncesinde bunların ilkine “şehâdet âlemi”, ikincisine “melekût âlemi” de denmektedir. Ancak buradaki “halk ve emir”i her iki âleme de genelleştirmek daha isabetli olur. Buna göre, maddesiyle mânasıyla her şeyi var eden de O’dur, buyuran da O’dur; yaratma ve yönetme O’na aittir; varlık O’nun halkı, varlığın kanunları O’nun emridir; madde ve mâna, beden ve ruh, mülkiyet ve tasarruf hep O’nun eseri ve düzenlemesi olup O’nun eksiksiz ilmi, hür iradesi ve sınırsız kudretiyle varlık ve işlerlik kazanmaktadır.

    Esasen âyetin başındaki rab ismi bütün bunları içerecek kadar mâna zenginliği taşıdığından daha sonraki bilgiler bu ismin açıklamalarından ibarettir. Âyetin sonundaki “Âlemlerin rabbi olan Allah yüceler yücesidir!” meâlindeki ilâhî beyan da bunu göstermektedir. Tebâreke fiilinin aslı olan bereket hem “devamlılık ve süreklilik” hem de “en üstün ve en güzel eserler vücuda getirme” anlamına gelir. Buna göre âyetin son cümlesi, Allah’ın yücelik ve ululuğu yanında, evrenin yaratıcısı, sahip ve mâliki olduğunu; bundan önce geçen “lehü’l-halk” ifadesi Allah’ın evrendeki hayır ve bereketlerle dolu olan nizamın kurucusu, “lehü’l-emr” ifadesi de yine O’nun bütün bunların yöneticisi olduğunu; bu arada insanı da O’nun yaratıp yükümlü kıldığını, dolayısıyla Allah’ın buyruğunun her şeyin üstünde tutulması gerektiğini belirtir.

    Özellikle âyetin başında yer alan “Rabbiniz ...” şeklindeki hitapla Allah’ın bütün evren içinde yalnız insanı muhatap almaya değer görmesi; ayrıca, “elâ” ünlemiyle âyetteki hikmetlere insanların dikkatinin çekilmesi, donatıldığı özel nitelikleriyle insanoğlunun evrendeki seçkinliğine delâlet eder.

    Kaynak: Diyanet, Kur’an Yolu Tefsiri
  • Tilavet; tabi olmak, peş peşe yapmak, geciktirmek, okumak ve manasını düşünmek anlamlarına gelir. ıstılahta, Kur'ân'ı usulüne uygun olarak okumak demektir. Kur'ân'da "telâ" fiili 61 defa geçmiş ve takip etmek (Şems, 91/2), okumak (Enfâl, 8/2), ilim ve amel ile tâbi olmak (Bakara, 2/121), indirmek (Âl-i İmrân, 3/58) ve uydurmak (Bakara, 2/102), anlamlarında kullanılmıştır. Bu kelime daha çok âyetleri, Kur'ân'ı okuma anlamındadır.



    “Tilâvet”, kıraat'ten daha özeldir, her tilavet kıraattir, ancak her kıraat tilavet değildir. Çünkü tilavette, tekrar tekrar ve güzel güzel okuma, okunanı anlama ve hükümlerine uyma, insanlara bildirme ve duyurma anlamı vardır. “Kitaptan sana vahyolunanı oku.” (Ankebût, 29/45) Bu ayette geçen kitaptan maksat Kur'ân-ı Kerim’dir. "Vahyolunan" ise ayetler, Allah'ın emir ve yasakları, hüküm ve tavsiyeleridir. "Kitaptan sana vahyolunanı oku" emri, dört görevi içerir:





    (a) Kur'ân okumayı öğrenmek ve okumak "Oku" emrini yerine getirebilmek için, her şeyden önce Kur'ân okumayı öğrenmek gerekir. Dolayısıyla her Müslüman’ın Allah'ın kitabı Kur'ân'ı aslından yani Arapça olarak düzgün, doğru, güzel ve anlamını bozmayacak bir şekilde okumayı öğrenmesi gerekir.

    (b) Kur'ân'ın içeriğini öğrenmek ve anlamak Kur'ân'ı okumanın asıl amacı, Allah'ın kelamını anlamak, içeriğini; emir ve yasaklarını, helal ve haramlarını, hüküm ve tavsiyelerini öğrenmektir. Aşağıdaki ayetler bunun delilidir: "Biz, düşünüp anlayabilsinler diye (gerçekleri) bu Kur’ân’da değişik biçimlerde açıkladık." (İsra, 17/41) "Biz Kur'ân'ı, akıl erdiresiniz diye Arapça bir Kur’ân olarak indirdik." (Yusuf, 12/2) Kur'ân'ı derinlemesine anlayıp içeriğini öğrenebilmek için Arap dilini, tefsir, hadis, fıkıh, kelam, tarih, sosyoloji ve psikoloji bilim dallarını bilmek gerekir ise de Kur’ân meali ve tefsiri okuyarak da belirli bir düzeyde Kur'ân'ı anlamak ve öğrenmek mümkündür. Bütün kitaplar, bir tek kitabı yani Kur'ân'ı anlamak ve öğrenmek için okunur.





    (c) Kur’ân'ın hükümlerine, emir ve yasaklarına uymak. "Ütlü" fiilinin "uy, tabi ol" anlamı bu manaya işaret etmektedir. Kur'ân'ı okumak, öğrenmek ve anlamaktan maksat; hükümlerini uygulamak, emir ve yasaklarına uymak, öğüt almaktır. "Andolsun biz, Kur’ân'ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?" (Kamer, 54/17) anlamındaki ayetler bunun delilidir.



    (ç) Kur’ân ve hükümlerini diğer insanlara öğretmek. "Ütlü" fiilinde "bildir, haber ver" anlamı da vardır. Şu ayetlerde “ütlü” fiili bu anlamdadır: "(Ey Peygamberim!) De ki, “Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyup bildireyim." (En'âm, 6/151) "(Ey Peygamberim!) Onlara, Âdem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku, haber ver." (Mâide, 5/27)
  • Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
    1. Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı.(1)

    (1) Hadis rivayetlerine göre, "Ayın yarılması" Hz. Peygamberin gösterdiği mucizelerden biridir. Müşriklerin bir mucize istemeleri üzerine Hz. Peygamber parmağı ile aya işaret etmiş ve ay ikiye bölünmüştü. Bazı müfessirlere göre ise, "Ayın yarılması" olayı Kıyamet yaklaştığı zaman meydana gelecektir.
    2. Onlar bir mucize görseler yüz çevirirler ve "Süregelen bir sihirdir" derler.

    3. Peygamberi yalanladılar, nefislerinin arzularına uydular. Hâlbuki her iş, (Allah nasıl takdir ettiyse öylece) gerçekleşecek (değişmeyecek)tir.

    4. Andolsun, onlara içinde caydırıcı tehditlerin bulunduğu haberler geldi.

    5. Bu haberler, zirveye ulaşmış birer hikmettir! Fakat uyarılar fayda vermiyor!

    6,7. O hâlde sen de onlardan yüz çevir. Onlar, o davetçinin (İsrafil'in benzeri görülmemiş) bilinmedik (korkunç) bir şeye çağırdığı gün, gözleri düşmüş bir hâlde dağılmış çekirgeler gibi kabirlerden çıkarlar.

    8. Davetçiye doğru koşarlarken kâfirler, "Bu zor bir gün" derler.

    9. Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanlamıştı. Onlar kulumuzu yalanlayıp "Bu bir delidir" dediler ve kulumuz (tebliğ görevinden) alıkonuldu.

    10. O da Rabbine, "Ey Rabbim! Ben yenilgiye uğradım, yardım et" diye dua etti.

    11. Biz de göğün kapılarını dökülürcesine yağan bir yağmurla açtık.

    12. Yeryüzünü pınar pınar fışkırttık. Derken sular takdir edilmiş bir iş için birleşti.

    13. Biz Nûh'u çivilerle perçinli levhalardan oluşan gemiye bindirdik.

    14. Gemi, inkâr edilen kimseye (Nuh'a) bir mükâfat olarak gözetimimiz altında yüzüyordu.

    15. Andolsun, biz onu (tufan olayını) bir ibret olarak bıraktık. Var mı düşünüp öğüt alan?

    16. Benim azabım ve uyarılarım nasılmış (gördüler)!

    17. Andolsun biz, Kur'an'ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?

    18. Âd kavmi de (Hûd'u) yalanladı. Azabım ve uyarılarım nasılmış!

    19. Biz onların üstüne, uğursuzluğu sürekli bir günde gürültülü ve dondurucu bir rüzgâr gönderdik.

    20. İnsanları köklerinden sökülmüş hurma kütükleri gibi kaldırıp atıyordu.

    21. Azabım ve uyarılarım nasılmış, (gördüler)!

    22. Andolsun biz, Kur'an'ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?

    23,24. Semûd kavmi de uyarıcıları yalanlamış ve şöyle demişlerdi: "İçimizden bir insana mı uyacağız? (Asıl) o takdirde biz apaçık bir sapıklık ve delilik içine düşmüş oluruz."

    25. "Bizim aramızdan vahiy ona mı verildi? Hayır o, yalancının, şımarığın biridir."

    26. Onlar yarın bilecekler: Kimmiş yalancı, kimmiş şımarık!

    27. (Salih'e şöyle demiştik:) "Şüphesiz biz, onlara bir imtihan olmak üzere, o dişi deveyi göndereceğiz. Şimdi onları gözetle ve sabret."

    28. "Onlara, suyun (deve ile) kendileri arasında (nöbetleşe) paylaştırıldığını, bildir. Her su nöbetinde sahibi hazır bulunsun."

    29. Derken, (kavmin en azgını olan) arkadaşlarını çağırdılar. O da işe koyuldu ve deveyi kesti.

    30. Fakat azabım ve uyarılarım nasılmış!

    31. Şüphesiz biz, onların üzerine tek bir korkunç ses gönderdik de, onlar, ağıldaki hayvanların çiğneyip ufaladıkları kuru çöpler gibi oldular.

    32. Andolsun biz, Kur'an'ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?

    33. Lût kavmi de uyarıcıları yalanladı.

    34,35. Şüphesiz biz de üzerlerine taşlar savuran bir rüzgâr gönderdik. Yalnız Lût'un ailesi başka. Katımızdan bir nimet olarak bir seher vakti onları kurtardık. Şükredenleri işte böyle mükâfatlandırırız.

    36. Andolsun, Lût onları bizim şiddetli azabımızla uyardı. Fakat onlar bu uyarıları kuşkuyla karşıladılar.

    37. Andolsun, onlar onun (meleklerden olan) misafirlerinden nefislerindeki kötü arzuları tatmin etmek istediler. Biz de onların gözlerini silme kör ettik. "Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!" dedik.

    38. Andolsun, onlara sabahleyin erkenden kalıcı bir azap geldi.

    39. "Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!" dedik.

    40. Andolsun, biz Kur'an'ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?

    41. Andolsun, Firavun'un ailesine de uyarıcılar gelmişti.

    42. Bütün âyetlerimizi yalanladılar. Biz de onları mutlak güç ve iktidar sahibinin yakalaması gibi yakaladık.

    43. (Ey Mekkeliler!) Sizin kâfirleriniz onlardan daha mı hayırlı? Yoksa sizin için kitaplarda bir berat mı var?

    44. Yoksa onlar, "Biz yardımlaşan (güçlü) bir topluluğuz" mu diyorlar?

    45. O topluluk yakında (Bedir'de) bozguna uğrayacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.

    46. Hayır, kıyamet, onların (görecekleri asıl azabın) vaktidir. Kıyamet (azabı) ise daha müthiş ve daha acıdır.

    47. Şüphesiz suçlular (müşrikler) sapıklık ve ateşler içindedirler.

    48. Yüzüstü ateşe sürüklendikleri gün kendilerine, "Cehennemin dokunuşunu tadın!" denecek.

    49. Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık.

    50. Emrimiz ancak bir tek emirdir. Göz kırpması gibidir. (Anında gerçekleşir.)

    51. Andolsun, biz sizin gibileri hep helâk ettik. Fakat var mı düşünüp öğüt alan?

    52. İşledikleri her şey ise kitaplarda kayıtlıdır.

    53. Küçük, büyük her şey satır satır yazılmıştır.

    54. Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar cennetlerde, ırmak başlarındadırlar.

    55. Muktedir bir hükümdarın katında, doğruluk meclisindedirler.
  • Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
    1. Güneşe ve onun aydınlığına andolsun,

    2. Onu izlediğinde Ay'a andolsun,

    3. Onu ortaya çıkardığında gündüze andolsun,

    4. Onu bürüdüğünde geceye andolsun,

    5. Göğe ve onu bina edene andolsun,

    6. Yere ve onu yayıp döşeyene andolsun,

    7,8,9. Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.

    10. Onu kötülüklere gömüp kirleten kimse de ziyana uğramıştır.

    11. Semûd kavmi, azgınlığı sebebiyle yalanladı.

    12. Hani onların en bedbaht olanı (fesat çıkarmak için) ileri atılmıştı.

    13. Allah'ın Resûlü de onlara şöyle demişti: "Allah'ın devesini ve onun su içme hakkını koruyun."(1)

    (1) Bu konu ilgili olarak bakınız: Kamer Sûresi, âyet, 28.
    14. Fakat onlar, onu yalanladılar ve deveyi boğazladılar. Bunun üzerine Rableri, suçlarından dolayı onları helâk etti ve kendilerini yerle bir etti.

    15. Allah, bunun sonucundan çekinmez de!
  • Peygamber kimdir? Allah tarafından seçilmiştir. Vahiy yoluyla aldığı emir ve yasakları insanlara bildirerek onları doğruya, ahlâka, fazilete, ilme yönlendirir. Bu konuda örnek olmakla vazifeli, üstün ahlâk sahibi kimsedir.
    Resul ne demektir? Kendisine yeni bir kitap gönderilen peygamber demektir. Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) ve Hazreti İsa (aleyhisselam) gibi.
    Nebi ne demektir? Kendisine bir kitap gönderilmeyen, kendinden önceki peygambere gönderilen kitaplarla tebliğ yapan peygamberlere denir Hazreti Nuh (aleyhisselam) ve Hazreti İsmail (aleyhisselam) gibi.
    Peygamberliğin işareti nedir? Mucizedir.
    Mucize nedir? Peygamberlerin peygamber olduklarını ispat etmek için Allah’ın yardımı ile gösterdikleri, diğer insanların yapamayacakları olağanüstü olaylardır. Peygamberimiz’in parmaklarından su akıtması, Hazreti Musa’nın (aleyhisselam) asasıyla denizi yarıp yol açması gibi.
    Keramet nedir? Peygamberlere tâbi olan Allah dostlarının gösterdikleri olağanüstü olaylardır.
    Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) büyük mucizelerinden üç tanesini söyleyiniz? 1. Kur’an’ı Kerim: Kıyamete kadar devam edecek bir mucize. 2. Şakk-ı Kamer: Eli ile ayı ikiye ayırması. 3. İsra ve Miraç: Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) bir gece Mescid-i Haram’dan alınıp Kudüs’teki Mescid’i Aksâ’ya götürülmesi (İsra), oradan da göklere yükselmesi (Miraç).
    İsteyen her kişi peygamber olabilir mi? Peygamberlik, Allah vergisidir. Çalışmakla elde edilemez.
    Peygamberlerde bulunması gereken özellikler nelerdir? Peygamberlerde bulunması gereken özellikler: Sıdk, Emanet, Tebliğ, İsmet, Fetanet.
    Sıdk ne demektir? Peygamberlerin sözlerinde ve işlerinde en doğru olmalarıdır.
    Emanet ne demektir? Peygamberlerin en güvenilir kimseler olmalarıdır.
    Tebliğ ne demektir? Peygamberlerin ilahî emirleri insanlara dosdoğru olarak bildirmeleridir.
    İsmet ne demektir? Peygamberlerin günahsız olmalarıdır.
    Fetanet ne demektir? Peygamberlerin en akıllı ve en zeki kimseler olmalarıdır.
    İlk peygamber kimdir? İlk peygamber Hazreti Âdem’dir (aleyhisselam).
    Son peygamber kimdir? Son peygamber Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’dir.
    Biz kimin ümmetiyiz? Biz, bütün peygamberlere inanıyoruz, ama Hazreti Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetiyiz.
    İnsanlığın yaradılışından bu yana kaç peygamber gelmiştir? Kur’an’ın bildirdiğine göre insanlığın yaratılışından bugüne kadar peygamber gönderilmeyen hiçbir topluluk yoktur. 124 bin peygamber gönderildiği ile ilgili rivayetler vardır, ama asıl sayıyı ancak Allah bilir.
    Kur’an’da kaç peygamber ismi geçmektedir? Kur’an’da 25 peygamber ismi geçmektedir.
    Kur’an’da ismi geçen peygamberler hangileridir? Âdem, İdris, Nuh, Hud, Salih, İbrahim, Lut, İsmail, İshak, Yakub, Yusuf, Eyyub, Şuayb, Musa, Harun, Davud, Süleyman, İlyas, Elyasa, Yunus, Zulkif, Zekeriyya, Yahya, İsa (aleyhimesselam) ve Hazreti Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem).
    Hangi peygamber ümmetini 950 sene Hakk’a davet etmiştir? Hazreti Nuh (aleyhisselam).
    Hangi peygamber Hızır (aleyhisselam) ile yolculuk yapmıştır? Hazreti Musa (aleyhisselam).
    Firavun’un sarayında büyüyen peygamber kimdir? Hazreti Musa (aleyhisselam)’dır.
    Hazreti Musa (aleyhisselam)’in en meşhur mucizesi nedir? Elindeki asasını yere bıraktığında ejderha olmasıdır.
    Hangi peygamber ateşe atıldığı halde ateş onu yakmamıştır? Hazreti İbrahim (aleyhisselam)
    Hazreti İbrahim (aleyhisselam)11 ateşe kim attırmıştır? Nemrut.
    Mekke’ deki mübarek zemzem suyu hangi peygamberin vesilesiyle çıkmıştır? Hazreti İsmail (aleyhisselam).
    Hazreti İbrahim’in (aleyhisselam) peygamber olan iki oğlunun isimleri nelerdir? Hazreti İsmail (aleyhisselam) ile Hazreti İshak (aleyhisselam)’dır.
    Ömrü boyunca bir gün oruç tutup bir gün tutmayan peygamber hangisidir? Hazreti Davud (aleyhisselam).
    Kardeşleri tarafından öldürülmek istenen ve kuyuya atılan peygamber hangisidir? Hazreti Yusuf (aleyhisselam).
    Hayvanların dilinden konuşabilen peygamber hangisidir? Hazreti Süleyman (aleyhisselam).
    Denize atılan hangi peygamberi balık yutup karaya çıkardı? Hazreti Yunus’u (aleyhisselam).
    Yahudiler tarafından testere ile kesilerek şehit edilen peygamber hangisidir? Hazreti Zekeriyya (aleyhisselam).
    Anasız ve babasız yaratılan peygamber hangisidir? Hazreti Âdem (aleyhisselam).
    Babasız dünyaya gelen peygamber hangisidir? Hazreti İsa (aleyhisselam).
    Daha beşikte iken konuşan peygamber kimdir? Hazreti İsa (aleyhisselam)’dır.
    Kur’anı Kerim’de adları geçtiği hâlde peygamber olup olmadıkları belli olmayan kişiler kimlerdir? Üzeyir, Lokman, Zülkarneyn.
    Ümmet ne demektir? Aynı peygambere inanıp onunn yolunda yürüyen insanların tümüdür.
    Bütün peygamberlerin tebliğ ettiği ana esaslar nelerdir? 1. Dini korumak. 2. Aklı korumak. 3. Nesli korumak. 4. Malı korumak. 5. Canı korumak