• _Bazı insanlar kendi güneş sistemlerinde yaşarlar; onları orada ziyaret etmek gerekir.
    _Sahip olunması zorunlu tek şey var; Ya yaradılıştan ince bir ruhtur bu ya da bilim ve sanatlar tarafından inceltilmiş bir ruh.
    _Bir nesneyi hem sevebilen hem de onunla alay edebilen kimse, dehaya erişmiş demektir.
    _En derin denizlerde boğula boğula becerirsin tek bir nefesle yaşamayı. En yüksek uçurumlardan düşerken öğrenirsin uçmayı. En derin yaralarla başlar en derin gülücükler.
    _Sevdiğiniz insanları düşünüyorsunuz, ama daha derine inin, sonunda sevdiğinizin onlar olmadığını göreceksiniz, siz bu sevginin içinizde yarattığı duyguları seviyorsunuz.
    _Derin olduğunu bilen kimse kolay anlaşılır olmaya çalışır, kalabalıkta derin görünmekten hoşlanan kimse ise anlaşılmaz olmaya çalışır. Kalabalık dibini göremediği her şeyi derin sanır çünkü!
    _Hayat bir neşe pınarıdır. Lakin ayak takımıda içince tüm pınarlar zehirlenir, bozulur. Ben temiz şeyleri severim fakat sırıtkan suratları ve pislerin susuzluklarını görmeyi asla istemem. Onlar kutsal suyumuzu şehvetleriyle zehirlediler. Pis hayallerine zevk diyip, dilide zehirlediler.

    _Dindarlığınızı Tanrı’ya gösterin, bana insanlığınız lazım!”
    _Cahil toplumla seçim yapmak, okuma yazma bilmeyen adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmaklıktır.
    _Kadınla buluşmaya gittiğinde yanına kırbacını almayı unutma gücünü göster. Kadın yaradılış olarak güçlüden hoşlanır.
    _Bu adam bu davanın çürük olduğunu görüyor ama inat olsun diye vazgeçmiyor ondan; fakat sadakat adını veriyor bu hale.
    _Size gül bahçesi vadetmiyorum! Yaşadığınız toprakların çorak olduğunu söylüyorum.
    _Bir düşmanla savaşarak yaşayan kişinin, düşmanını hayatta bırakmakta yararı vardır.

    _Yaşamak için bir “Neden”i olan, her türlü “Nasıl”a katlanabilir. _Beni öldürmeyen her şey beni güçlendirir.
    _Bilim, insanı Tanrısallaştırır. İnsan bilimselleşince tanrıların işi biter!
    _Seyirciler bulanık suda balık tutan ile derinden su çekeni kolayca karıştırıyor.
    _Az bilen ve az düşünen çok konuşur. En çok çiy damlası, en sessiz gecede düşer
    _Zorla alabileceğin bir hakkın, sana verilmesine izin verme.
    _İnsan kahkahaIarIa güIdüğü zaman, kabaIığı iIe tüm hayvanIarı geride bırakır
    _Kendi dünyasını kazanır dünyayı kaybeden.
    _Canavarlarla savaşanlar, sonunda canavar olmamaya dikkat etmelidirler.
    _Doğrular ve yanlışlar yoktur, sadece yorumlar vardır.
    _Kişioğlu da ağaca benzer, ne denli yükseğe ve ışığa çıkmak isterse, o denli kök salar yere, aşağılara, karanlığa, deliliğe, kötülüğe.
    _Kılavuz öğrencisine bütün izleri göstermeli ama gideceği yolu seçmemelidir.
    _Kişi, ışığını karartmayı bilmelidir, böceklerden ve hayvanlardan kurtulmak için
    _İnsanlar ışığın çevresinde toplaşırlar daha iyi görmek için değil daha iyi parıldamak için.
    _Kimileri öldükten sonra doğar.
    _Kendi alevlerinizde yanmaya hazır olmalısınız, önce kül olmadan kendinizi nasıl yenileyebilirsiniz.
    _Gür ırmaklar kendileriyle birlikte birçok çakıl ve çalı çırpıyı da sürükler; güçlü ruhlar da birçok aptal ve mankafayı
    _Bir insan, kirli düşüncelere sahip olduğu için utanmaz. Bir başkasının, o kirli düşüncesini bilme ihtimali utandırır.
    _İnsanlar arasında yaşamak güçtür, susmak çok daha güçtür.
    _İnsan ölümsüz olabilmek için yüksek bedel ödemelidir; yaşarken pek çok kez ölmelidir.
    _Ey büyük yıldız! Aydınlattıkların olmasaydı nice olurdu mutluluğun.
    _İyi olduğun için herkesin sana adil davranacağını beklemek; vejetaryen olduğun için, boğanın saldırmayacağını düşünmeye benzer.
    _Kendi savaşınızı açmalısınız, kendi düşüncelerinizin uğruna. Düşünceleriniz yenilse bile, dürüstlüğünüz zafer çığlıkları atmalıdır bunun için
    _Her zaman istediğinizi yapın ama önce isteyebilen birileri olun! Her zaman, komşunuzu da kendiniz gibi sevin ama önce, kendini seven birileri olun.
    _Bir nesneyi hem sevebilen hem de onunla alay edebilen kimse, dehaya erişmiş demektir.
    _Deri değiştirmeyen yılan ölür. Düşünce değiştirmesine engel olunan kafalar da öyle.
    _Fırtınayı getiren en derin ve yumuşak sözlerdir
    _İnançlar hakikat düşmanları olarak, yalanlardan daha tehlikelidir.
    _İnsandaki güçlü ve ulu olan her şey insanüstü ve dışsal olarak düşünüldü. İnsan kendini çok küçümsedi. Kendindeki iki yanı birbirinden ayrı iki alana böldü insan; değersiz ve güçsüz yanı ile güçlü ve şaşırtıcı yanını. İlkine insan dedi, ikincisine ise Tanrı!
    _Kadın şimdi erkeği seviyor ve ineklerde görülen o sakin, güven dolu bakış var gözlerinde. Ama dikkat! Kadının sevimli yanı o değişken, ele avuca sığmaz yanıydı asıl; erkekte ise fazlaca "sürekli iyi hava" vardı. Kadının eski halini sürdürür gibi yapması, aldırmaz görünmesi daha iyi olmaz mıydı? Sevinin bu öğüdü vermesi gerekmez miydi ona? Yaşasın komedya!
    _Kendinden çok sözetmek, kendini gizlemenin de bir yoludur. Kendinden hiç söz etmemek çok soylu bir ikiyüzlülüktür.
    _Kutsal olan gerçekler değil kişinin kendi gerçeği için çıktığı arayıştır. Neysen o ol.
    _Kendini aşağılayan kişi, yine de aşağılayan biri olarak kendine saygı duyuyordur
    _Pazaryerinden ve şandan uzakta yer alır büyük olan her şey. Hep pazaryerinden ve şandan uzakta barınmıştır yeni değerler yaratan.
    _İlk ve son Hristiyan çarmıhta ölmüştür.
    _En kof ceviz dahi kırılmak istiyor.
    _Uçurumları sevenin kanatları olmalı.
    _Babanın gizlediği şey, oğulda açığa çıkar.
    _Körleri de görür kılacak harflerim vardır benim.
    _Bir kurbanın yoldaşı o kurbandan daha çok acı çeker.
    _Kanmışlıklar, yalanlardan daha tehlikeli düşmanlarıdır.
    _Büyük borçlar insanları değer bilmeye değil, kin beslemeğe yöneltir.
    _Dünyanın en yüce tahtına da çıksanız, oturacağınız yer, kendi kıçınızın üstüdür.
    _Bir kere yanlış trene bindiyseniz; koridordan ters tarafa yürümenin hiçbir faydası yoktur !
    _Tüm yazılmışların içinde en çok kanla yazılanı severim kanla yaz, göreceksin ki kan, tindir.
    _Yükselmek için yalnız kendi gücünüzü kullanın, başkasının sizi yükseltmesine fırsat vermeyin
    _Bir genci bozmanın en iyi yolu, ona aynı düşüneni farklı düşünenden daha çok saymayı öğretmek.
    _Gerçekte hayatın anlamı olmasaydı ve bende anlamsızı seçmek zorunda olsaydım, bence de en seçilesi anlamsızlık bu olurdu.
    _İnsanların bir şeyleri var ki ,gurur duyuyorlar onunla.ne diyorlardı , onları gururlandıran şeyin adına? Eğitim diyorlar; kendilerini keçi çobanlarından ayırt eden şeymiş bu!
    _İki temel sorunu var insanlığın. Adaletsizlik ve anlamsızlık. Birine karşı hukuk’u bulduk, diğerine karşı sanatı. Ama insanlar hukuk’a ulaşamadı. Ve sanat insanlara.
    _Doğaya her türden aykırılık, günahtır. En günahkar insan, rahiptir; o, doğaya aykırılığı öğretir. Rahibe gösterilecek olan, nedenler değildir, timarhanedir.



    _Kadın gençken çiçekli bir mağaradır. Yaşlanınca mağaradan bir ejderha çıkar.
    _Yazar ağzını kapamalıdır ki eseri kendininkini açsın.
    _Hiçbir kişi, kesin olarak kendiniz geçmeniz gereken yaşamın akıntısı üzerinde bir köprü inşa edemez, ancak sen kendinle ve tek başına.
    _Kızışmış bir kadının eline düşmektense, bir katilin eline düşmek daha iyi değil mi?
    _Kiminin yalnızlığı hastanın kaçışıdır; kiminin yalnızlığıysa, hastalardan kaçıştır.
    _Korkuyu bilen, ama onu yenende vardır yürek; uçurumu gören, ama gururla bakanda. Uçurumu gören, ama kartal gözleriyle bakanda, uçurumu kartal pençeleriyle kavrayanda vardır yürek.
    _Ben, filozof Dionysus'un havarilerinden biriyim. Bir aziz olmaktansa bir satir olmayı tercih ederim.
    _Sosyalistlerin üslubu, umutları ve hayalleri, zararsız koyun mutluluğunun bir ifadesidir.
    _Güzeldir karşılıklı susmak Daha güzeli de gülüşmek.
    _Dilencileri yok etmek gerek, çünkü insan onlara verince de pişman oluyor, vermeyince de.
    _Ümit en son kötülüktür. Ümit kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır.
    _Elimizde bir çiçek varken gözümüze yalnızca dikenleri görünür, uzaklarda ise bir diken vardır; gözümüz hep çiçeğini görür!
    _Bazı sırlar vardır yalnız dostlara anlatılacak. Bazı sırlar vardır dostlara bile anlatılmayacak. Bazı sırlar vardır kendimize bile açıklanmayacak.
    _Yaşarken yaşayın! İnsan yaşamını tamamlayıp öldüğü zaman, ölüm taşıdığı dehşeti yitirir. İnsan doğru zamanda yaşamazsa, asla doğru zamanda ölemez!
    _Güçlü bir umut, yaşam için, ortaya çıkmış herhangi bir tek gerçek mutluluktan çok daha büyük bir uyarıcıdır.
    _Biz arzulanana değil arzulamanın kendisine âşığızdır.
    _Ve dans ederken görülenler deli sanıldı müziği duyamayanlar tarafından
    _Akıl hastanesini ziyaret etmek, inancın ne kadar boş birşey olduğunu gösterir. Bizi farklı kılan, Tanrı diye hürmet edileni Tanrı'ya benzer bulmamamızdır.
    _Gerçeğin düşmanı tabular ve inançlardır.
    _Issız ve yorucu dorukları sevenlerin kanatları olmalıdır!
    _Küçücük bağışlarla büyük mutluluklar kazanmak büyüklüğün bir ayrıcalığıdır.
    _Öyle kolay bir sanat değildir uyumak. Onun uğruna bütün gün uyanık durmak gerekir.
    _Sürü hayvanı, her zaman sürünün desteğine güvenir. Yönetilmeye ihtiyaç duyduklarından dolayı, bir çobana gereksinimleri vardır.
    _Benim önermem şudur: "vahşi hayvan hiçbir zaman dinlenmeye çekilmemiştir. O hala yaşamaktadır, büyümektedir, o
    _Sadece bir aptal sürekli taşlara ya da insanlara takılır.


    _Tanrı öldü. Tanrıdan geriye bir ölü kaldı. Ve onu öldüren biziz. Hâlâ gölgesi beliriyor uzaklarda. Kendimizi nasıl avutacağız, biz katillerin katilleri? Neydi bıçaklarımızın altında ölümüne kan döken, dünyanın sahip olmuş olduğu bu en kutsal ve en kudretli şey; bu kanı kim silecek üzerimizden? Hangi su var bizi temizleyecek? Hangi teselli şölenlerini, hangi kutsal oyunları icat etmek zorunda kalacağız? Fazla büyük değil mi bize bu davanın yüceliği? Buna layık olmak için birer tanrıya dönüşmeli değil miyiz?

    _Bengi dönüş_ "Yaşadığın ve yaşamakta olduğun bu hayatı, yeniden ve sayısız kere daha yaşamak zorunda kalacaksın; içinde yeni hiçbir şey olmayacak: Yaşamındaki her acı, her sevinç, her bir düşünce ve her bir soluk, tarif edilemeyecek kadar küçük veya büyük her şey, arka arkaya ve aynı sırayla, sana dönecek - ağaçların arasından süzülen şu alacakaranlık ve şu örümcek bile, şu an ve ben kendim bile. Varoluşun sonsuz kum saati, içinde toz lekesi olan sen ile, yeniden ve yeniden baş aşağı çevrilecek!

    _Üstün olmak, isteyerek iyinin ve kötünün ötesinde durmaktır. "İnsan bir iptir ki hayvanla üstinsan arasına gerilmiştir. Uçurumun üstünde bir ip. "İddia ederim ki benim üstinsan dediğime, siz şeytan diyeceksiniz." Tanrı öldü, şimdi dileriz ki üstinsan yaşasın. Ey üstinsanlar, içten adamlar, açık kalpliler; güvensiz olun! Derinliklerinizi gizli tutun; çünkü bugün halk tabakasının günüdür. Üstinsan bir diktatör değildir. Kapitalizm ve hristiyanlığın yarattığı köleliğe karşıdır. Bu "yaşamı tamamlama" olgusu, bengi dönüşe, yani bütün acılarına, kaderci yapısına rağmen yaşamı yeniden yaşamaya "evet" diyebilme gücüne sahip olmaktır. Yaşadığın ve yaşamakta olduğun bu hayatı, yeniden ve sayısız kere daha yaşamak zorunda kalacaksın; içinde yeni hiçbir şey olmayacak: Varoluşun sonsuz kum saati, içinde toz lekesi olan sen ile yeniden ve yeniden başaşağı çevrilecek!
    _Üstinsan daha soğuktur, daha az tereddüt eder ve "fikirlerden" korkmaz; saygı ve "saygınlık" erdemlerine, ayrıca "sürü erdemi olan" hiçbir şeye sahip değildir. Önder olamıyorsa tek başına ilerler... İletişim kurulamayan biri olduğunu bilir. Sıradan olmak onun için tatsız bir şeydir... Kendisiyle konuşmadığı zamanlarda bir maske takar. İçinde, yüceltmek ya da suçlamak mümkün olmayan bir yalnızlık taşır

    _Zayıf ve hasta yapılı olanlar yok olmalıdırlar. Bu, bizim insan sevgimizin ilk kuralıdır. Onlara bu konuda yardım edilmelidir. Bir günahtan daha zararlı ne olabilir? Zayıf ve hasta yapılı olanlar için bir anlayış: 'Hristiyanlık!" Hristiyanlık, bilimin de düşmanıdır. İnsan neslinin sonunu getirebilecek nitelikte yanlış bir anlayışın sonucudu. Hristiyanlığ'ı kültür yıkıcısı bir din olarak nitelendirmiştir. Çünkü eski kültürlerin izini, varlığı ve varoluşu yadsıması sebebiyle silmiş ve yağmalamıştır.
    _İnsanlık tarihini ikiye böler: kendinden önce yaşayanlar, kendisinden sonra yaşayanlar. "Hristiyan ahlakının maskesinin düşürülmesi eşi benzeri olmayan bir olay, bir dönüm noktasıdır.
    _Özet olarak, diyalektik, 'ayak takımının bir intikam alma yöntemi', 'çaresiz insanların seçtiği bir Yahudi yöntemi', 'insanın gücünü kendince teşhir edip gösteriş yapması' ve bu yolla karşı tarafın iddiasını kurnazca ve hileyle yere vurma isteğidir." "En tuhaf ve en zor sorunlarında bile yaşama 'Evet' diyebilmek, en yüksek tiplerin kurban edilmesinde bile kendi tükenmezliğinden sevinç duyan yaşam istemi; Dionysosça dediğim şey işte bu."

    _İyi nedir? - Güç duygusunu, güç istencini ve gücün kendisini yükselten her şey. Kötü nedir? - Güçsüzlükten türeyen her şey. Mutluluk nedir? - Gücün yükseldiği, bir engelin aşıldığı duygusu. Memnuniyet değil, daha çok güç; asla barış değil, savaş; fazilet değil, erdem. Güçsüzler ve kusurlular yok olup gitmelidirler: Bizim insan sevgimizin ilk ilkesi. Ve onların yok olup gitmelerine yardım edilmelidir. Herhangi bir günahtan daha ziyankâr olan nedir? - Tüm güçsüzlere ve kusurlulara karşı duyulan merhametten doğan eylem - Hristiyanlık.

    _Gelenek nedir? Bize yararlı olan şeyleri emrettiğinden dolayı değil, bize emrettiğinden dolayı itaat ettiğimiz yüksek bir otoritedir. Sadece gelenek olduğu için bir inanca bağlanmak... bu elbette namussuz olmak, korkak olmak, tembel olmak demektir!
    _Arzularımız o kadar şiddetlidir ki bazen birbirimizi parçalamak isteriz. Ama topluluk duygusu bizi durdurur. Lütfen not edin: İşte bu, neredeyse ahlakın tanımıdır. Ahlaklılık törelere itaat etmekten başka bir şey değildir. Sürü hayvanının içgüdüsüdür. Evrensel değildir. Ahlaklılık yeni ve daha iyi geleneklerin ortaya çıkmasına karşı direnir: aptallaştırır. Despotlar, havanın ahlaklı olduğu bölgeleri severler.

    _Biz putperestler! İnanca göre; Olasıdır ki biz, pagan inancın ne olduğunu ilk kavrayanlarız. İnsanın kendisi için daha yüksek varlıklar tasarlaması, lakin O'nu iyinin ve kötünün öte yanında görmesi söz konusudur. Her yüksek olmanın, ahlaksız olarak takdir etmek mecburiyetinde kalınması söz konusudur. Biz , "Olimpus"a inanırız! Çarmıha gerilene değil!

    _Yalnızlığına kaç dostum: görüyorum ki her yerini ağılı sinekler sokmuş. Sert ve sağlam bir havanın estiği yere kaç! Yalnızlığına kaç! Sen küçük ve acınacak kişilere pek yakın yaşadın. Onların göze görünmez öçlerinden kaç! Onlar sana karşı öçten başka bir şey değildirler. Artık el kaldırma onlara! Sayısızdır onlar, hem senin yazgın sinek kovmak değildir ki...

    _Bundan sonraki yıllarda yapacağım iş iyiden iyiye belirlenmişti. Olumlayıcı kesimini bitirmiştim işimin. Sözle, eylemle hayır diyen bölümüne gelmişti sıra. Bunlar da şimdiye değin sürüp gelen değerlerin yenilenmesi, büyük savaş, son karar gününün belirlenmesiydi. Bu arada, bir de yavaş yavaş çevreme bakıyor, kendime yakın gördüklerimi, güçlerine dayanarak bu yok etme işinde bana yardımı dokunabilecekleri arıyordum. İşte o günden beri, yazılarımın her biri bir oltadır: Kim bilir belki de olta atmakta herkesten ustayımdır? Oltama hiçbir şey takılmamışsa suç benim değil artık. Balık yokmuş.

    _Apolloncu ve Dionysoscu bir ikiliği: Apollon; uyumun ve kontrolün, Dionysos ise taşkın ve coşkun duyguların, tutkunun simgelendiği iki kavramdır. Nietzsche'ye göre bu iki öğe, tabiatın yaratış/yıkış süreçlerini devindirir.
    _Perpesktivizm, bakış açıları çoğulluğunu önerir.

    _Friedrich Nietzsche (1844 - 1900)
    _Kilit fikirlerini Apollon-Dionysos ikiliği, perspektivizm, Güç İstenci, "Tanrının ölümü", Üstinsan ve bengi dönüş oluşturur. Felsefesinin merkezini oluşturan şey, kişinin coşkun enerjisini sömüren her türlü öğretinin, toplumsal olarak ne kadar geçerli olursa olsun sorgulanarak "hayatın olumlanması"dır. Babası lutherci papaz. Nietzsche tuhaf, dinsiz ve genellikle sarhoş bir şair olan Ernst Ortlepp'i de tanıyordu; Felsefi ilgisinin uyanışını Schopenhauer'ın İstenç ve Tasarım Olarak Dünya'sına borçluydu. Charles Darwin'in evrim teorisi, anti-materyalist Kant felsefesi, teoloji prof dostu..… İsviçre'de Basel Üniversitesi'nde klasik filoloji profesörlüğü gibi hatırı sayılır bir teklif aldı. Henüz 24 yaşındaydı. Wagner'le ve daha sonra Wagner'in eşi Cosima ile Leipzig'de tanışmıştı. Ona göre Üstinsan, insanlığın da amacıdır. Yaşamını büyük eylemler uğruna harcamaya hazırdır.

    _Bir de şu sahne geliyor insanın gözünün önüne: Turin’deki otelinden çıkan Nietzsche. Bir arabacının atını kırbaçladığını gören Nietzsche atın yanına gidiyor, kollarını hayvanın boynuna doluyor ve gözyaşlarına boğuluyor. Bu 1889’da oldu; o sırada Nietzsche de insanların dünyasından elini eteğini çekmişti. Başka bir deyişle, tam akıl hastalığının patlak verdiği sıralar. Ama tam da bu nedenle, yaptığı harekette derin anlamlar buluyorum ben; Nietzsche attan Descartes adına özür diliyordu. Deliliği at için gözyaşlarına boğulduğu an başladı. işte benim sevdiğim Nietzsche bu. ~ Milan Kundera
  • Oysa, Hüseyin Dâniş samimi bir Zerdüştperesttir. Mirzâ’nın İran-ı kadîm muhabbeti bir kaçış değil, bir kendi kendine dönüş. Zerdüşt unvanlı uzun bir şiirini Mills’den alınmış bir epigrafla tuğralar: “Cemiyet-i beşerin eşyay-ı mevhûmeye tapındığı bir zamanda Zerdüşt, Tanrı’nın mahiyeti hakkında dünyanın o vakte kadar tahayyül etmi olduğu suver-i akliyenin en temizine ve en felsefisine taabbüd ediyordu”. Sonra coşkun mısralara döker vecdini:
    “ İnsan düşüncesi kötülüğe ve karanlığa gömülmüş /Cihanı Ehrimen’in velvelesi sarmıştı; /Riya ve yalan orduları ferman dinletiyordu dünyaya, /Kader ufuklara fesad kıvılcımları saçıyordu...”
    Nihayet Zerdüşt görünür: Ateşgedeyi* ilâhi şimşekle tutuşturan, cehalet içinde kıvranan çağları ışığa boğan, yolunu kaybetmiş milletlere doğru yolu gösteren, Yezdan’ın* nuruyla çölleri gül bahçesine çeviren Zerdüşt... Ay’la yıldız onun meşalesidir. Kuşlar düsturlarını terennüm eder. Halk ezberlemeli Avesta’yı. Çünkü o, çürüyen bir dünyayı ümran’a kavuşturmuştur. Sonunda Yezdan Ehrimen’i yenecek. Cihande mutluluk arttıkça artacak, endişe-i ferda kalmayacaktır. Müderris şair, acı bir sualle tamamlar şiirini. Zerdüşt’ün kılavuzluğunda tarihin en parlak çağını yaşayan İran, bugün neden mecalsiz?
    Mirzâ’nın beklediği cevap sualin içinde değil mi? Mecalsiz çünkü, Zerdüşt’e ihanet etti.
  • 144 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Hiç geleceğe yolculuk yapma gibi bir dileğiniz oldu mu? Ya da en azından insanları yüzyıllar sonra nasıl bir dünya bekliyor hayali kurdunuz mu? Evet mi? Şimdi kafanızda canlanan o parlak gelecek hayallerini silebilirsiniz. Çünkü bu kitapla birlikte gelecekle ilgili düşüncelerinizde biraz değişikliğe gitmeniz gerekebilir..

    Zaman Makinesi, yazardan okumuş olduğum ikinci kitap. Tanıdık dili yine sade, anlaşılır ve akıcı. Karakterlerin çoğunun isimlerinin olmayışı, mesleklerinin isimleriyle ya da onların belirgin özellikleriyle tanıtılması yazarın kitabında dikkatimi çeken ve hoşuma giden ayrıntılardan biriydi.
    Her şeyden önce H.G Wells'in bilim kurgu dalının öncülerinden olduğunu bilmek gerekir. Birçok kişiyi etkilemiş ve ondan sonra hızla gelişecek olan bu dalın temellerini atmış diyebiliriz. Hayal gücü ve ileri görüşlülüğü nedeniyle yazar gerçekten de bir zaman makinesine sahip olabilir mi diye düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz..

        Zaman Yolcusu çevresindeki insanlar tarafından zeki, gizemli ve kurnaz biri olarak tanınıyor. Güven vermeyen bir yapısının da olduğu söylenebilir. Bundan dolayı da arkadaşlarına zaman yolculuğunu mümkün kılan bir aleti tanıttığında, arkadaşları onun anlattıklarına pek ihtimal vermezler. Ancak birkaç gün sonra Zaman Yolcumuz yorgun, aç ve üstü başı dağılmış geldiğinde, onlar da bazı düşüncelerini tekrar gözden geçirme zorunluluğu hissedecekler. Artık kulağa çılgınca gelen hikayenin anlatılma vakti gelmiştir..

    Zaman Yolcusu amacına ulaşıyor ve makinesini kullanarak geleceğe, sekiz yüz binli yıllara yolculuk yapıyor. Karşılaştığı dünya, kendi kafasında kurmuş olduğu 'gelecekteki dünya' ile bağdaşmıyor. Zaman yolcusu her şeyiyle daha gelişmiş, daha üstün olduğu bir dünyaya adım atacağını düşünmüştü. Oysa ki ilk izlenimleri ona yanıldığını söylüyordu. Yolcumuz ona yabancı gelen bu dünyayı keşfettikçe şaşkınlığı ve korkusu da artıyor. İnsanlar fiziksel ve zihinsel olarak olabildiğince farklı iki türe ayrılmış. Bir tür yukarıya, aydınlığa aitken diğer tür karanlığa, yeraltına ait. Günışığına ait olan ve karanlıktan korkan tür neredeyse çocuk görünümünde, sevimli, eğlence ve oyundan başka bir şey düşünmeyen insanlardır. Karşıdakine güven veren ifadeleri ve umursamaz bir yapıları var. Bu tür, herhangi bir güç ve zeka gerektiren iş yapmaktan oldukça uzak. Yeraltında yaşayanlar ise korkunç bir görünüme sahip, tehditkar ve saldırganlar. Fiziksel olarak da daha aktifler. Bu iki tür yaşamış oldukları farklı hayatlar nedeniyle adaptasyon süreci geçiriyorlar. Fiziki özellikleri, zeka kapasiteleri ve daha birçok şey aynı dünyada yaşamalarına rağmen değişikliğe uğramış. Zaman Yolcusu bu garip gelecekte, iki türe ayrılmış insanlar arasında kendi dönüş yolunu bulmaya çalışırken bir yandan da içine düşmüş olduğu dünyanın neden bu hale geldiğine dair teoriler üretecek...

    Genellikle bizler de Zaman Yolcusu gibi bir gelecek hayal ederiz. Gelecek, neden her zaman her yönden daha gelişmiş olarak tasvir edilir? Daha zeki ve üstün insanlar, akıl almaz bir bilim ve teknoloji...
    Bu durum gidişata göre yapılan gerçekçi bir tahmin mi yoksa boş, hayalci bir umut mu? Günümüzde ne kadar iyi şeyler yapıyoruz ki gelecek yıllarda bunun faydasını görebileceğimizi umuyoruz..
    Yazar da insanlığı ve dünyayı hor kullanmanın gelecekte bizlere nasıl bir geri dönüşü olabileceğini çarpıcı bir şekilde ortaya koymuş.

    Kısa bir sürede bitirebileceğiniz, merak ve heyecanın size eşlik edeceği akıcı bir kitap. Keyifli okumalar.
  • Yeniden karanlığa dönüş.
  • Ve inek bezgin bezgin böğürüyordu, çünkü hayata ve tabiata bütünüyle boyun eğmekteydi, henüz terk edebileceği kadar büyümemiş oğluna ihtiyaç duyuyordu, içi yanıyor, acıyordu, iri, olgun gözleriyle karanlığa bakıyor, kendisini ve derdini güçsüz düşürmek için ağlatamıyordu onları.
    Andrey Platonov
    Sayfa 26 - Metis Yayınları
  • "... kurtuluş yolunu arayanlar zafere ulaştı. Dost dosta kavuştu. Biz ise hedefe ulaşma ile geri dönüş arasında tereddüt edip duruyoruz..."
    Sevinç Çokum
    Sayfa 172 - Ötüken Neşriyat
  • Hayat sınırsız olasılıklar silsilesiydi;insan hayattayken hiçbir şey beklemese de ölümü bekleyebiliyordu,hayatına son verebiliyordu.Gelgelelim ölüm hiçbir şeye izin vermiyordu. Anlam ve amaçtan yoksun böylesi bir karanlığa hapsedilmiş olmak,çaresizce hiçbir şey ummaksızın beklemek ruhumu derinden yaralıyordu.