• Aysun
    Aysun Hayatım Ciddiye Alınmasını İstediğim Bir Oyundu'yu inceledi.
    96 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Tutunamayanlar, Tehlikeli Oyunlar, Korkuyu Beklerken ve Günlük kitaplarını okuduğum Türk edebiyatının sıradışı yazarı Oğuz Atay'ın hayatını, beğenerek okuduğumuz kitaplarını yazdığı sırada hangi psikolojik ve sosyolojik yapıda olduğunu okudum bu kitapta.

    Bir yazarı tanımak, yazmış olduğu eserlerini bize hangi duygu durum yapısında iken verdiğini öğrenmek gerçekten çok güzeldi.

    Kitabın içerisinde yer alan ve her biri aforizma niteliğindeki yazarın kitaplarında yer alan sözler ile karşılaşmak da güzel oldu. Bu kitabı tüm Oğuz Atay okurlarına ve onun hayatını merak edenlere tavsiye ederim.
  • İdil-Ural Lejyonu
    Makalenin ikinci bölümünde Sovyet tarih yazıcılığında ayrıntıları belirtilmeyen ve anlatıldığı zamanlarda da
    olumsuz ve eksik bir şekilde ele alınan SSCB’li Türk halklarının II. Dünya Savaşı yıllarında Almanya ile yaptığı
    işbirliğinden bahsedilecektir. Burada savaşın çeşitli yönlerinin olduğu unutulmamalıdır. Savaş, taraf ülke halkı
    için büyük bir imtihandır ve savaş yıllarında onun zayıf ve
    güçlü yönleri ortaya çıkabilir. Esaret ve düşman ile işbirliği
    her savaşın içinde olan şeylerdir. Tarihçinin görevi, azami
    düzeyde tarafsız kalarak, II. Dünya Savaşı’nın bu ağır ve
    hassas konusunu kaynaklara dayanarak ortaya koymaktır.
    Savaş yıllarında Alman askerî ve siyasî yönetimi, Wehrmacht bünyesinde SSCB’nin çeşitli halklarının temsilcilerinden oluşan Türklerin de dâhil olduğu askerî birlikler kurmaya karar verdi. SSCB’de etnik çatışmaları körükleme
    amacı güden ve Nazi Almanyası’nın büyük yalanlarından
    biri olan bu girişim aslında Türk halklarından olan esirleri cephede yüzsüzce kullanmaktan başka birşey değildi.
    Oluşturulan Doğu lejyonları arasında İdil ile Ural bölgelerinin temsilcilerinden oluşturulan İdil-Ural Lejyonu da
    vardı.4
    Alman ordusunda Sovyetler Birliği’nin çeşitli halklarının
    temsilcilerinin ortaya çıkması rastgele gerçekleşen bir vaka
    değildi. Bu aslında 1941 yılının sonları ile 1942 yılının ilk
    yarısında ortaya çıkan siyasî ve askerî durumun sonucuydu.
    Doğu lejyonlarının oluşturulmasında savaşın hızlı şekilde
    sonuçlanmamış olması etkili oldu. 1941 yılının sonbaharında “Blitzkrieg”in (Yıldırım Savaşı) başarısız olduğu kesinleşti ve Almanya’nın uzun soluklu savaşa hazırlanması
    gerektiği ortaya çıktı. Uzun sürecek savaşların akıbeti de
    büyük ölçüde teknik, maddî ve insanî rezervlerin durumuna göre belli olacaktı.
    Doğu lejyonlarının kurulmasında önemli olan diğer etkenleri şu şekilde sıralayabiliriz:
    1. Almanya’ya esir düşen Sovyet askerlerinin çok sayıda
    olması;
    2. Almanya’nın işgal ettiği SSCB bölgelerinde yaşayan
    halklar ve ön cephedeki Kızıl Ordu mensupları arasında
    aktif propaganda yürütmesi;
    3. Bazı yabancı ülkelerin en azından Türk ve Müslüman
    esirlere daha insanî davranılmasını talep etmeleri. Türkiye’deki bazı siyasetçiler bu konuda çok gayret sarfettiler. Diğer lejyonlar ile birlikte İdil-Ural Lejyonu da kuruldu. Lejyona ağırlıklı olarak Ukrayna topraklarındaki özel
    kamplarda esir bulunan Sovyet esirleri dâhil edildi. Onlar
    özel bir seçim süzgeçinden geçirildikten sonra lejyonlara
    gönderiliyordu.
    Doğu Lejyonlarını Oluşturma Karargâhı 18 Şubat 1942
    tarihinde Rembertow’da yerleşti, aynı yılın yaz aylarında
    Doğu Lejyonları Karargâhı adıyla Radom’a taşındı, 23
    Ocak 1943 tarihinde adı Doğu Lejyonları Komutanlığı
    olarak değiştirildi.5
    İdil-Ural veya İdil-Tatar Lejyonu en
    son oluşturulan lejyon oldu.
    Aslında esir düşen İdil-Urallı askerler daha 1941-1942 yıllarının sonbahar-kış aylarında diğerlerinden ayrılarak özel
    toplama kamplarına gönderildiler. 1 Ağustos 1942 tarihinde Hitler’in ofisinden karargâh başkanı Wilhelm Keitel’in
    imzasıyla mevcut lejyonlara ek olarak Kazan Tatarları, Başkurtlar, Tatarca konuşan Çuvaşlar, Mariler, Udmurtlar ve Mordvalardan yeni lejyonun oluşturulması kararı çıktı.6
    Kararda, bahsi geçen halkların özel kamplara ayrılması,
    esirlerin bu duruma alışmalarının sağlanması gerektiği
    belirtildi. Ayrıca İdil-Tatar Lejyonu’nun statüsünün diğer
    leyjonlar ile aynı olduğu ve bu leyjonun cephe hattında,
    özellikle de partizanların etkin olduğu bölgelerde kullanılmasının kararlaştırıldığı hususlarının altı çizildi.
    Keitel’in kararı yukarıdan verilmiş bir emirdi. Wehrmacht’ın lejyon ile ilgili asıl kararı 15 Ağustos 1942 tarihinde imzalandı. Bu kararda daha kesin ve net talimatlar yer
    alıyordu:
    1. Lejyon, İdil bölgesinde yaşayan Tatar, Başkurt ve Tatarca konuşan halklardan oluşturulacak;
    2. Türkistan Lejyonu’na kayıtlı Tatarlar, İdil-Tatar Lejyonu’na kaydırılacak;
    3. Esir alınan Tatarlar acilen diğerlerinden ayrılarak Sieldce Kampı’na (Varşova-Brest demiryolu üzerinde) gönderilecek. Onlar Askerî Valilik Komutanlığı (Militärbefehls haber im General-Gouvernement) emrine teslim edilecek;
    4. Oluşturulan lejyon öncelikle partizanlara karşı mücadelede kullanılacak.7
    Fiiliyatta İdil-Tatar Lejyonu’nun oluşturulma süreci, 21
    Ağustos 1942 tarihinde başladı: Lejyon için günümüz Polonya topraklarındaki Radom yakınlarında bulunan Jedlni Kampı seçildi, oraya ihtiyaç duyulan giysi ve silah gönderildi. Buraya sorumlu Alman görevlileri de intikal etti.
    İdil-Tatar Lejyonu’na 6 Eylül 1942 tarihinde bayrak teslim edildi ve bu yüzden lejyonerler, lejyonun tam anlamıyla kuruluş tarihi olarak bu tarihi gösterdiler.8
    8 Eylül
    1942 tarihinde İdil-Tatar Lejyonu, Askerî Valilik Bölge
    Komutanlığı ile Doğu Lejyonları Komutanlığı Karargâhı’nın emrine verildi.
    Esir düşen Tatarlar genellikle Sieldce Kampı’nda tutuluyor, oradan da lejyona hazırlamak üzere Jedlni’ye gönderiliyorlardı. Daha sonra ön kamp görevini Deblin’de bulunan kamp (307. Kamp) üstlendi. İdil-Tatar Lejyonu’nun
    komutanlığına, yaşlı ve tecrübeli asker olan Binbaşı Oskar
    von Zeckendorf (1875-?) getirildi.
    Plan gereği, İdil-Tatar Lejyonu’nun ilk taburu olan 825.
    Tabur 1 Aralık 1942 tarihinde oluşturulmalıydı, ama tabur, bu tarihten de önce, 25 Kasım’da oluşturuldu. 826.
    Taburun ise 15 Aralık 1942’de, 827. Taburun 1 Ocak
    1943 tarihinde oluşturulması gerekiyordu. Fakat bu oluşumlar 15 Ocak ve 10 Şubat 1943 tarihlerinde gerçekleştirildi.9
    Bu üç taburun hepsi hakkında ilk defa 3 Kasım 1942 tarihli belgede “kurulmakta olan taburlar” şeklinde bahsedilmektedir.10
    Polonya Jedlni’de oluşturulan ve Doğu Lejyonları Komutanlığı emrinde olan Tatar taburlarından başka da Alman
    ordusu bünyesinde Tatar taburları vardı. Büyük ihtimalle,
    diğer Alman ordularında da buna paralel olarak veya daha
    sonra (örneğin, 1944 yılında)başka Tatar birlikleri kuruldu. Bunların bazıları askerî, diğerleri inşaat ve tedarik birimlerinden oluşuyordu.
    825. Tabur
    Bu tabur, oluşturulan Tatar taburları arasında en çok bilinenidir. Alman ordusu kurulan her birim ile ilgili Stammtafel adı verilen bir dosya (soyağacı şeklinde tercüme
    edilebilir) tutuyordu. 825. Taburun dosyasında şu bilgiler mevcuttur: “İdil-Tatar 825. Piyade Taburu aşağıdaki
    birimlerden oluşmaktadır: karargâh, merkez bölüğü ve
    dört bölük. Posta kodu: 42683AE. Askerî Valilik Bölge
    Komutanlığı’nın emrindedir. Askerî birimdir. Yedek bölüğü Radom’da (Jedlni Kampı) bulunmaktadır. Alman
    personelleri için 304. Grenadier Yedek Taburu, Plauen”.11
    Tabur komutanı olarak Binbaşı Zeck atandı. Taburda ne
    kadar Tatar lejyonunun olduğu bize ulaşan belgelerde belirtilmiyor, ama bu tür diğer birliklerdeki asker sayısından
    yola çıkarak bu taburda 900 civarında askerin bulunduğunu söyleyebiliriz.
    825. Tabur, 1943 yılının Şubat ayının sonunda Almanlara
    karşı silahlı çatışmaya girmesi ile bilinmektedir. Bu konu
    gazetelerde geniş yer buldu.12 Olay şu şekile gerçekleşti: Tabur 14 Şubat 1943 tarihinde törenle cepheye gönderildi. Belarus partizanlarına ait bir kaynakta söz konusu
    tören ile ilgili şunlar yazılmaktadır: “Tabur Jedlni’den partizanlar ile savaşmaya gönderilmeden önce, Berlin’den bir
    konuşma yapmak için soyadını bilmediğimiz bir profesör
    geldi. Profesör konuşmasını yabancı dilde yaptı ve lejyonerleri Bolşevikleri yok etmeye çağırdı. Hitler tarafından “Tatar
    Devleti’nin” kurulacağını ve gelecekte güzel hayatları olacağını söyledi.”13 18 Şubat tarihinde tabur Vitebsk’e ulaştı
    ve buradan Suraj Yolu üzerinden Belınoviç Köyü tarafına
    gönderildi. Daha sonra bölüğün ana karargâhı Batı Dvina’nın sağ kıyısındaki Gralevo Köyü’ne yerleşti. 21 Şubat
    tarihinde lejyonerlerin temsilcileri partizanlar ile temas
    kurdular. M. Garaev’in bildirdiğine göre, olay şöyle gerçekleşti: “Lejyonerlerden dördü görüşme için partizanların
    yanına gittiler ve kendilerinin lejyon içerisinde kurulan yer
    altı örgütün talimatı ve görevi üzerine geldiklerini bildirdiler. Partizanlar lejyonerlere kendi şartlarını ileri sürdüler.
    Öncelikle lejyonerler kendilerine katılmadan önce, sadece Alman subaylarını değil, Senkovo, Gralevo ve Suvarı köylerinde bulunan Alman askerî garnizonlarını da yok edeceklerdi.
    Ayrıca lejyonerler üç gruba ayrılarak partizanlara katılacak
    ve silahları ile bütün mühimmatlarını teslim edeceklerdi.
    Partizanların son şartı kendi güvenliklerini sağlamak için
    ileri sürdükleri açıktı.”14
    Görüşmeler sonucunda lejyonerlerin 22 Şubat günü saat
    23.00’te taburda isyan çıkararak, silahları ile partizanların
    tarafına geçmesi kararlaştırıldı. Görünen o ki, Almanların
    bu anlaşmadan haberi oldu. İsyanın gerçekleşmesine bir
    saat kala ayaklanmanın liderleri Jukov, Taciev ve Rahimov
    tutuklandılar. Olaylar böyle gelişirken Birlik Komutanı
    Hüseyin Muhamedov liderliği üstlenerek farklı köylerde yer alan taburun bütün birimlerine ayaklanma emri
    gönderdi ve tabur ayaklandı. Kaynaklara göre, sadece II.
    Bölüğün iki timine bu haber ulaşmamıştı.
    Tugay Komutanı Birülin, Partizan Hareketi Karargâhı’na
    aynı gece yazdığı raporunda, 45 mm’lik üç top, altı maki neli tüfek, dört tabur harcı, 22 el makine tüfeği, 430 otomatik silah, 76 tabanca, 26 at ve pek çok askerî malzeme
    ile birlikte 506 lejyonerin kendilerine katıldığını bildirdi.
    Bu lejyonerler Zaharov ve Birülin’in komuta ettiği partizan taburları arasında bölüştürüldü.15
    Vitebsk Komünist Parti İl Başkanlığı Sorumlu Organizatörü K. Şemyalis’in aynı İl Başkanlığı Genel Sekreteri
    İ. Stulov’a gönderdiği 30 Mart 1943 tarihli habere göre,
    ayaklanma esnasında Alman karargâhı yok edildi, 60-70
    civarında Alman personeli öldürüldü ve partizanlar tarafına 930 lejyoner 45 mm’lik üç top, 100 civarında makineli
    tüfek, bir ağır makineli tüfek, 550 tüfek, oklar, atlar gibi
    malzemeler ile katıldı. Buradaki verilerin bir önceki belgeden hayli farklı olduğu görülmektedir.
    Alman kaynaklarda bu olayın nasıl aktarıldığı da ilginçtir.
    22 Şubat - 8 Mart 1943 tarihleri arasında Vitebsk ilçesinde partizanlara karşı yürütülen operasyonun kod adı
    Yıldırım (Kugelblitz) idi. Operasyonları Tümgeneral Yakobi ile Tümgeneral Fon Vartenberg komuta ediyordu.
    O zamanlar Doğu taburlarının bulunduğu bütün Alman
    ordularında Doğulu birliklere komutan görevlendiriliyordu. Tümgeneral Fon Vartenberg de bölgedeki lejyonerlerin komutanı idi. Partizanlara karşı 201. Tümen’in
    dört alayı, 631. Rus-Kazak Birliği ve 825. Tatar Taburu
    mücadele edecekti. Daha yolun başında Tatar taburunun
    partizanlar tarafına geçmesi, Alman komutanları için
    olumsuz bir gelişme oldu. Neticede Almanların Batı Dvina kıyısındaki sağ kanatının hücumları bir müddet tamamen durdu. Tümgeneral Yakobi 12 Mart 1943 tarihinde
    günlüğüne, “Saldırıların hemen öncesinde İdil-Tatar Taburu’nun düşman tarafına geçmesi, 601. Alay’ın saldırılarını
    zorlaştırdı ve sağ kanattaki gücümüz zayıadı” şeklinde
    not düşmüştü. Başka bir yerde ise Tatar lejyonerlerinin
    sebep olduğu zararı küçük göstermeye çalışmıştı: “Alayın
    Buevo tarafına hızlı saldırısı ve onların Bikkel’in grubu ile
    birleşmesi sonucunda İdil-Tatar taburu safdışı edildi ve oluşan boşluk giderildi.”16 Lejyonerlerin isyanından neredeyse
    hemen sonra bu konu ayrıntısına kadar incelemeye tâbi
    tutuldu. İnceleme raporunda da konuyla ilgili şöyle malumat yer aldı: “Tabur yarım yıl hazırlık yaptıktan sonra savaşa gönderildi. Taburda 900 kişi vardı ve bunların 60
    tanesi Almandı. Tabur çok iyi silahlandırılmıştı: üç tanksavar, makineli tüfekler, ağır ve hafif bombaatarlar. Tabur
    Komutanı Binbaşı Zeck, görüşmede zaman azlığı sebebiyle
    lejyonerlerin ideolojik eğitiminin zayıf kaldığına dikkat çekti. Birlikler cephede güçlü düşman ile karşı karşıya gelince
    Sovyet propagandasına kolay yem oldular. Bilindiği kadarıyla bazı Tatar aydınları geceleyin Alman personellerine saldırı
    ile başlayan ayaklanmanın liderliğini üstlendiler.” 14 Mart
    tarihinde polis birimi 557 lejyonerin partizanlara katıldığını tespit etti. “Onlar Turba Fabrikası’nda Birulin’e teslim
    oldular. Daha sonra kuzey yönüne gidip Kozloviç Gölü civarına vardılar. Onlara şüpheyle yaklaştıkları için 20-30’ar
    gruplara ayırdılar.”17 Tatar lejyonerleri hakkında bahsedilen günlüğün bir başka yerinde daha bilgi verilmektedir.
    Günlükte verilen bilgiye göre, “Kugelblits” operasyonu
    esnasında 252 partizan öldürülmüş olup bunlardan ikisi Alman üniforması giyen Tatarlardı. Esir alınan dokuz
    partizandan biri de Tatar lejyoneri idi. Polisin bildirdiğine
    göre, öldürülenlerin kesin sayısı bilinmiyordu.
    Böylece İdil-Tatar Lejyonu’nun ilk savaş macerası Alman
    tarafı için başarısızlıkla sonuçlandı. Bahsedilen belgelerde, dolaylı da olsa bunun sebepleri açık görülmektedir.
    Öncelikle “bazı Tatar aydınlarının” lejyonerler arasındaki
    faaliyetleri etkili oldu. Bunlar taburun partizanlar tarafına
    geçmesini sağladılar.
    Partizanlar tarafına geçen eski lejyonerlerin hemen Almanlara karşı mücadelelere katıldığı görülmektedir. Özellikle 28 Şubat 1943 tarihindeki çatışmalar ablukayı yarmak maksadıyla çok yoğun oldu.
    825. Tabur’un ayaklanması Alman yönetiminde şok etkisi
    yarattı. Bu olay, Doğu lejyonlarının bundan sonraki süreçteki kaderinin belirlenmesinde önemli rol oynadı.
  • 176 syf.
    ·Beğendi·10/10 puan
    GENÇLİK VE YENİÇERİLİK

    Yeniçeri ruhunun, 1960 gece baskını hareketinden sonra yol bulduğu en korkunç sirayet sahası üniversite olmuştur. Davaya, kısa bir tarih ve hal muhasebesiyle girmeliyiz: Tarihimiz boyunca geçirdiğimiz nazik safhalar ve ölümdirim merhaleleri arasında iki üç yıl öncesine kadar tehlikelisi, cana kıyıcı bir mâna taşıyanı görülmemiştir. Ne Yıldırım Bayezid'in arkasından gelen Fetret Devri, ne Tanzimat sonrasi “Hasta adam" çığırı, ne Birinci Dünya Savaşını takip edici tasfiye geçidi, ne de İkinci Cihan Harbindeki ruhi ve iktisadi çöküş hengamesi, ne bir şey...

    Bugün, ortada, bizi dışarıdan toslayan veya zoru altında kıvrandıran hiçbir müessir yokken, topyekün geçmişin topyekün hesap gününe çatmış gibi bir hal içindeyiz. Yanıp kül olmuş, fakat şeklini kaybetmemiş, bir anda dağılarak havada savrulması için de en küçük rüzgarın kafi geleceği bir maddeyi andırıyor halimiz...

    Tam ifadesini Tanzimatta bulan, o günden bu yana da devre devre gelişen iç çöküşümüz, madde aleminde kurtarılmış bir istiklal rivayet ve tesellisinden sonra, ruh planında baş döndürücü bir uçurum derinliği kaydetti; ve kansız hastanın pudra ve düzgünle sıhhatlendirilmesi gibi, hep madde süsleri altında gizlenmek istendi. İkinci Cihan Harbine kadar fazla göze batmayan bu hal, Tanzimattan tam bir asir sonra, 1939'dan ileriye, İkinci Cihan Harbi içinde ve ötesinde açıkça su yüzüne ve deri üstüne çıkmaya başlamış, Demokrat Parti iktidarı boyunca bir takım köksüz madde imârlarıyla maskelenme ve galvanizlenmesine rağmen büsbütün azmış, hatta doğrudan doğruya mahud iktidara ait bir sorumluluk belirtmezken asıl sorumluların kendi günahlarını bu iktidarda göstermeleri neticesinde, bir de, gece baskınından ibaret, fikirsiz ihtilale zemin açmıştır. Neden davacı olduğunu bilmeyen ve marazı öz köklerine kadar ulaştıramayan fikirsiz ihtilal, günahın asli sahipleri hesabına çalıştığından habersiz, arizi temsilcilerini suçlamak gibi bir abes içinde, mevcut sahte muvazeneyi allak bullak edince bütün iç yaralar patlak vermiş ve açılan sahnelerden sosyalizma züppeliği altında komünizma tahrikçiliği, her türlü iman ve nizam düşmanlığı, korkunç bir güvensizlik ve şüphecilik, misilsiz bir hayvanlık ve şehevîlik, efsanelerde bulunmaz bir çıkarcılık ve suistimalcilik, bütün mafsal noktalarından kopuculuk ve bölünücülük, topyekün içtimai dertlere ve meselelere sırt çevirmiş ve yalnız satış kaygısına bağlı bir gazetecilik, hastanın başı etrafındaki sinekler gibi, dava dışı ve sadece günübirlik ihtiras hesaplarından anlar bir particilik, nihayet her şeyi ve her şüpheyi kapayıcı veba salgını çapında bir ahlaksızlık, birbiri peşinden sökün edip cemiyet meydanına dökülmüştür.

    İhtilalin deştiği yaradan akan şeyler.

    27 Kasım 1973

    Necip Fazıl Kısakürek / Çerçeve 5 / GENÇLİK VE YENİÇERİLİK
  • GENÇLİK VE YENİÇERİLİK

    Yeniçeri ruhunun, 1960 gece baskını hareketinden sonra yol bulduğu en korkunç sirayet sahası üniversite olmuştur. Davaya, kısa bir tarih ve hal muhasebesiyle girmeliyiz: Tarihimiz boyunca geçirdiğimiz nazik safhalar ve ölümdirim merhaleleri arasında iki üç yıl öncesine kadar tehlikelisi, cana kıyıcı bir mâna taşıyanı görülmemiştir. Ne Yıldırım Bayezid'in arkasından gelen Fetret Devri, ne Tanzimat sonrasi “Hasta adam" çığırı, ne Birinci Dünya Savaşını takip edici tasfiye geçidi, ne de İkinci Cihan Harbindeki ruhi ve iktisadi çöküş hengamesi, ne bir şey...

    Bugün, ortada, bizi dışarıdan toslayan veya zoru altında kıvrandıran hiçbir müessir yokken, topyekün geçmişin topyekün hesap gününe çatmış gibi bir hal içindeyiz. Yanıp kül olmuş, fakat şeklini kaybetmemiş, bir anda dağılarak havada savrulması için de en küçük rüzgarın kafi geleceği bir maddeyi andırıyor halimiz...

    Tam ifadesini Tanzimatta bulan, o günden bu yana da devre devre gelişen iç çöküşümüz, madde aleminde kurtarılmış bir istiklal rivayet ve tesellisinden sonra, ruh planında baş döndürücü bir uçurum derinliği kaydetti; ve kansız hastanın pudra ve düzgünle sıhhatlendirilmesi gibi, hep madde süsleri altında gizlenmek istendi. İkinci Cihan Harbine kadar fazla göze batmayan bu hal, Tanzimattan tam bir asir sonra, 1939'dan ileriye, İkinci Cihan Harbi içinde ve ötesinde açıkça su yüzüne ve deri üstüne çıkmaya başlamış, Demokrat Parti iktidarı boyunca bir takım köksüz madde imârlarıyla maskelenme ve galvanizlenmesine rağmen büsbütün azmış, hatta doğrudan doğruya mahud iktidara ait bir sorumluluk belirtmezken asıl sorumluların kendi günahlarını bu iktidarda göstermeleri neticesinde, bir de, gece baskınından ibaret, fikirsiz ihtilale zemin açmıştır. Neden davacı olduğunu bilmeyen ve marazı öz köklerine kadar ulaştıramayan fikirsiz ihtilal, günahın asli sahipleri hesabına çalıştığından habersiz, arizi temsilcilerini suçlamak gibi bir abes içinde, mevcut sahte muvazeneyi allak bullak edince bütün iç yaralar patlak vermiş ve açılan sahnelerden sosyalizma züppeliği altında komünizma tahrikçiliği, her türlü iman ve nizam düşmanlığı, korkunç bir güvensizlik ve şüphecilik, misilsiz bir hayvanlık ve şehevîlik, efsanelerde bulunmaz bir çıkarcılık ve suistimalcilik, bütün mafsal noktalarından kopuculuk ve bölünücülük, topyekün içtimai dertlere ve meselelere sırt çevirmiş ve yalnız satış kaygısına bağlı bir gazetecilik, hastanın başı etrafındaki sinekler gibi, dava dışı ve sadece günübirlik ihtiras hesaplarından anlar bir particilik, nihayet her şeyi ve her şüpheyi kapayıcı veba salgını çapında bir ahlaksızlık, birbiri peşinden sökün edip cemiyet meydanına dökülmüştür.

    İhtilalin deştiği yaradan akan şeyler.

    27 Kasım 1973
    Necip Fazıl Kısakürek
    Sayfa 104 - GENÇLİK VE YENİÇERİLİK / tamamı
  • Gentile Bellini, 25 Kasım 1480'de tamamladığı Fatih Sultan Mehmet'in portresinde Sultanı dörtte üç profilden betimlemiştir. Fatih Sultan Mehmet'i çevreleyen kemer, Topkapı Sarayı'ndaki ikinci avludan üçüncü avluya geçiş kapısı olan Bab-ı Saadeti temsil eder. Kemerin sağında ve solunda yer alan üçer taç, Fatih Sultan Mehmet'ten önceki altı hükümdara (Osman Bey, Orhan Bey, I. Murat, Yıldırım Beyazıt. Çelebi Mehmet ve II. Murat) tekabül eder. Ön tarafta sarkıtılan kumaşın ortasındaki taç ise Fatih Sultan Mehmet'e gönderme yapar.
  • 424 syf.
    ·Puan vermedi
    "Kennedy suikastının olduğu gün doğmuşum ben. Dallas'ta atılan kurşunlar, bütün dünyayı sarsacak bir ölüme neden olurken, oradan çok ama çok uzakta, benim hayata merhaba diyen çığlığım duyulmuş. 22 Kasım 1963. Doğum tarihim bana hep bir parça ürkütücü gelmiştir. Sanki malumdan çok meçhule, doğmaktan ziyade ölmeye elverişli bir zaman gibi..."

    Adını, annesinin hayran olduğu prensesten alan Süreyya... Kim bilebilirdi ki, annesinin rahmine düştüğünde acıyı bal eyleyeceğini yaşamı boyunca... Anasının terk ettiği, babasının ölümüyle babaannesinin kanatları altında büyüyen Süreyya, ne bilirdi ki 43 yaşında hiç görmediği annesinden gelen bir telefonla bildiği tüm gerçeklerin yerle yeksan olacağını...

    Süreyya, hukuk okur, avukat olur, ama çevirmenlik yapmakta karar kılar. Çocukluğundan beri en büyük limanı okuduğu kitaplardır. Okuduğu kitaplardan etkilendiği şehirleri bir bir gezer. Babaannesini kaybedince kimsesiz kalır. Uzun yıllar -kendi tercihiyle- yerleşik bir hayatı olmaz. Aslında herkes gibi olmak ister. Ama Bilecik şehrine benzetir kendini, "toprağının her parçasını başka bir bölgeye bıraktığından: o kadar dağınık, o kadar yersiz yurtsuz"

    Barselona'da âşık olur. Sevdiği adamdan çocuğu olur. Ama annelik ve aşk ağır gelir Süreyya'ya. 3 aylık yavruları Ada'yı ve sevdiği adamı ardında bırakıp İstanbul'a geri döner. Geçimini "hayalet yazar" olarak sağlar: yazdıklarını radyoda program yaptığı günlerden tanıdığı NY'ye para karşılığı satarak yani

    Zor bir karakterdir Süreyya. Mesafelidir insanlara: "çelikten duvar örmüş" misali. Roman içinde yarattığı, NY'ye pazarladığı karakterlerle kurduğu bağlar, kendi hayatında kurduğu bağlardan daha kuvvetlidir. Kâğıda döktüğü yaşamlarda terk edilmişlik, sevgisizlik, tecavüz, cinayet, ensest, intihar gibi konuları işlerken, Türkiye'de ve dünyada olup bitenler de işlediği konulardan farksızdır. Savaşlar, depremler, darbeler, cezaevlerindeki insanlıkdışı muameleler, kan, vahşet, gözyaşı... Yakın tarihimizdeki anektotları Süreyya'nın gözünden okuyor, düşünüyor, duygulanıyor, gülümsüyoruz.

    Anne Mesude'yle olan diyaloglar kitapta pasajlar halinde verilmiş: biz okuyucuyu şaşırtan, kafada soru işareti bırakmayan, sıkmayan, kısa kısa pasajlarda, yıllarca kapanmayan yaralara tanıklık ediyoruz.

    Nermin Yıldırım'ın okuduğum üçüncü romanı Unutma Beni Apartmanı. Roman içinde roman okudum. O kadar hayata dokundum ki, kime üzüleceğimi, kime kızacağımı şaşırdım. Ama Ada kuzusu içime dert oldu. Keşke birazcık ipucu verseymiş yazar, kim büyüttü, nasıl büyüdü gibi... Ada aklıma geldikçe Süreyya'ya öfkelendim. Taş olsa çatlardı.

    Kısacası gene müthiş kurgu ve akıcı bir dille şahane bir esere imza atmış Yıldırım. Feribe'yi, Seher'i nasıl unutamayacaksam diğer romanlarında, Süreyya'yı da unutmayacağım...

    Son telefon konuşması onu nereye savurur bilemem, ama gittiği yerde, ben de NY gibi "Kırlangıç çokluğunda sevgiler" gönderiyorum Süreyya'ya
  • Hulki Cevizoğlu : "PKK ile 30-40 yıldır mücadele eden emekli paşalar, CHP'liler HDP'ye bakanlık teklif ederken neden gece yarısı bildiri yayınlamazlar?

    SAYIN CEVİZOĞLU,
    MALUM ZİHNİYET PKK'NIN FİNANSÖRLERİ UYUŞTURUCU KACAKÇILARINI FAİLİ MALUM EDENLERİ, FAŞİST KATİL İLAN ETTİLER
    ELBETTE, FITRATLARININ GEREĞİ BAKANLIKTA VERİRLER

    HDP BAŞKANI PERVİN BULDAN'IN UYUŞTURUCU KAÇAKÇISI KOCASI SAVAŞ BULDAN, ÇATAL YÜREKLİ REİS TARAFINDAN İNFAZ EDİLMİŞTİ

    Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel; "Kendisini tehlikede gören her devlet, zaman zaman rutin hukukun dışına çıkar" demiştir

    BAŞBAKAN TANSU ÇİLLER'İN RESMİ ÜZERİNE TÜRK BAYRAĞI VE EROİN ŞIRINGALI FOTOĞRAFI HANGİ GAZETELER MANŞETTEN VERDİLER?

    Resimde görülenler, Hdp eş başkanları Pervin Buldan, Sezai Temelli ve Chp milletvekili Sezgin Tanrıkulu
    94 yılında öldürülen Pervin Buldan'ın pkk finansörü, uyuşturucu kaçakçısı kocası Savaş Buldan ve diğer pkk lı uyuşturucu kaçakçıları Adnan Yıldırım ile Hacı Karay'ın faillerini arıyorlar

    RESİMLER DÜNDEN BUGÜNE ÇOK ŞEY ANLATIYOR

    SAVAŞ BULDAN KİMDİR?

    Pervin Buldan'ın eşi Savaş Buldan, Susurluk Raporu'na göre 1979'dan itibaren Yüksekova'da PKK paralelinde faaliyet gösterdi.
    Mart 1979'da Yüksekova'da meydana gelen olaylarla ilgili olarak yargılandı.
    Yine Susurluk raporuna göre, 1980'de Kızıltepe ve Diyarbakır'da Kürdistan Ulusal Kurtuluşçuları (KUK) ile PKK arasındaki çatışmalar esnasında bazı PKK mensuplarını evinde barındırdı.

    1986'da teyzesinin kızı Pervin Buldan ile evlendi.
    Haziran 1992 itibariyle İstanbul'da ikamet ederken, uyuşturucu ticaretinde bulunup ve elde edilen gelirin büyük bir bölümünü PKK'ya aktarmakla suçlandı.
    28 Temmuz 1992'de İstanbul Haznedar'da ele geçirilen silah ile ilgili olarak gözaltına alındı ve sevk edildiği Devlet Güvenlik Mahkemesince tutuklandı.

    SAVAŞ BULDAN'IN ÖLÜMÜ

    Savaş Buldan, 2 Haziran 1994'te İstanbul Yeşilyurt Çınar Oteli'nden, polis kimlikli, polis yelekli ve telsizli sekiz kişi tarafından Adnan Yıldırım ve Hacı Karay'la birlikte kaçırıldı ve sonrasında öldürüldü.
    Buldan ve arkadaşlarının cesetleri, 4 Haziran 1994'te Bolu'nun Yığılca ilçesi Melen çayı kenarında bulundu.
    İşkence yapıldığı, vücudunda yanık izleri görüldüğü, derisinin soyulduğu, göğsüne ve başına kurşun sıkıldığı otopsi raporu ile belgelendi.

    Tansu Çiller 4 Kasım 1993'te yaptığı bir konuşmada, "Elimizde PKK'ya yardım eden Kürt işadamlarının listesi var. Listede 60 kadar isim bulunuyor. Devlet PKK'yla olduğu gibi, PKK'ya mali destek sağlayanlarla da her biçimde mücadele edecektir." demişti.
    ++++
    90 lı yıllar pkk ya karşı amansız bir mücadelenin verildiği yıllardı.
    Tek örnek o yıllarda yaşanan hadiselerin büyüklüğü hakkında bir fikir verir sanırım
    Köyler ve mezralarda yaşayanlar şehirlere göç ettirildi.
    Diyarbakır ın nüfusu kısa sürede 250 binden bir milyona ulaştı.
    Kuzey Irak'a sürülenler oldu.
    Kuzey Irak ta Mahmur kampı gibi kamplar oluştu.
    Bugün Kerkük te bile o yıllarda göç etmiş, Türkiye şivesiyle konuşan insanlar var.

    O yıllarda pkk maddi gelirini gayri meşru alem ve avrupa ülkelerine sattıkları uyuşturucu dan sağlıyordu.
    Bu sebeplerden dolayı, işadamı kisveli, gayri meşru alemde etkili olan pkk lilar ile uyuşturucu kaçakçısı pkk finansörleri, faili malum oldular.

    İşte, Hdp eş başkanı Pervin karısının pkk finansörü uyuşturucu kaçakçısı kocası Savaş Buldan ve diğer arkadaşları da, genelde Kocaeli jandarma komutanı Veli Küçük'ün bölgesinde çatal yürekli reis ve arkadaşları tarafından faili malum oldular.

    Başbakan Tansu Çiller'in eroin şırıngalı fotoğrafı

    O yıllarda Avrupa ülkelerinin büyük bölümündeki uyuşturucu pazarına pkk lilar hakim durumda idi.
    Derin kişiler, bu avrupa ülkelerine uyuşturucu satan kaçakçıları faili malum ettikten sonra o pkk lı uyuşturucu kaçakçılarının yerlerini yeni pkk lilar almasın diye yerli uyuşturucu kaçakçılarını koruyup kolladılar.
    Bu durumu gören avrupa ülkeleri devlet yöneticileri
    Başta Almanya, Hollanda, Belçika olmak üzere gazetelerinde ,Başbakan Tansu Çiller'in resmi üzerine Türk bayrağı ve eroin şırıngalı fotoğrafı manşetten servis ettiler.

    Kendini tehlikede gören her devlet rutin hukukun dışına çıkar
    Süleyman Demirel

    Son olarak
    Bu hadiselerin büyümesinin en büyük müsebbibi CHP dir
    1991 seçimlerinde pkk lıarı (Leyla Zana'ları) CHP listelerinden milletvekili seçilmelerini sağladılar
    Pkk ilk defa bu milletvekilleri sayesinde güneydoğu da taban buldu ve partileşti.
    Resimde görüldüğü gibi Chp bugüne kadar bu Hdpkk ile arasına hiç mesafe koymadı
    Akp nin çözüm sürecine bile karşı çıkmadılar. Sadece bu çözüm süreci hakkında neler yapıldığını bilmiyoruz. Bu meseleyi meclise getirin birlikte çözelim dediler
    Geçtiğimiz seçimlerde hdpkk ya her evden bir oy diyerek Hdpkk yı barajı aştırıp yine meclise soktular
    Geçtiğimiz yerel seçimlerde hdpkk ile ittifak yaptılar. Bende itiraza mahal bırakmayacak sekilde videolu paylaşımlar yaptım

    Chp milletvekili Sezgin Tanrıkulu nun elinde tuttuğu resimdeki şahıs devsol militanı Hayrettin Eren'dir.

    https://m.facebook.com/...p;id=100048641671856