• Mal hırsı daha sonraki yıllarda birçok korkunç kötülükler doğurur, değerli maddi şeyleri kaybetme korkusu siyasal ve ekonomik zulmün başlıca kaynaklarından biridir.
    Bertrand Russell
    Sayfa 103 - Cem Yayınları
  • Bazen de tevekkülü yok sayarcasina güç,irade ve zekâya yüklenerek işleri yoluna sokmaya çalışır insan. Böylece sorunlarının çözüleceğini, üzerindeki nimetlerin artacağını, huzura kavuşacağını düşünür. Oysa güç,irade ve zekâ, hırsı tahrik ettiklerinde yine kazanma degil kaybetme sebebi olurlar.
  • 148 syf.
    ·3 günde·9/10 puan
    Merhaba!
    Bugün bir süredir ertelediğim Ernesy Hemingway’in Yaşlı Adam ve Deniz isimli kitabının incelemesini yapacağım. Hemingway’in ünlü başyapıtı olan “Çanlar Kimin İçin Çalıyor” eserinden önce Hemigway’i tanımak için daha hafif bir kitapla başlamam gerekli diye düşündüm. Bu yüzden bu kitabı seçtim.
    Kitabın önsözünde aslında bu kitaptaki öykünün daha önce kısa bir versiyonunun bir dergide yayınlandığını öğrendim. Sonrasında Hemingway öyküyü kitaplaştırmak istemiş. Kısa versiyonundaki sonu farklı, bu kitaptaki son farklıydı. Önsözde spoi yediğimi düşünmüştüm ama kitabın sonunda yanıldığımı anladım.
    Bu kitapla beraber Hemingway’in dilinin oldukça açıklayıcı ve sürükleyici olduğunu öğrendim. Kitapta uzun süredir tek bir kayda değer büyüklükte balık tutamayan bir balıkçı ve onun büyük bir umut ve hırsla çıktığı son seferinde başına gelenler anlatılıyor. Bazen balıkçılık hakkında o kadar fazla kelime kullanıyor ki Hemingway, altbilgi kısmına bakmadan cümlenin akışını sağlayamıyorsunuz. Benim için öyleydi.
    Çıktığı son seferinde hırsı ve inadı yüzünden başına o kadar çok şey geliyor ki ve Hemingway bunları öyle bir ustalıkla kelimelere döküyor ki sanki o anda o balıkçı teknesinde siz varmışsınız gibi hissetmemek elde değil. Bütün o zorlukları siz yaşıyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz. Örneğin yaşlı adamın açlığını, açlıktan başının döndüğünü tarif edince istemsiz olarak karnım gurulduyordu sanki. İlk defa bir kitapta bunu yaşadım. Tabii bazı kısımlarında bu tür anlatımlar abartıya kaçıp çok uzatılıyordu ama yine de dozunda olan anlatımlar da mevcuttu ve benim çok hoşuma gitti.
    Her kitaptan bir mesaj çıkarmam gerekir mi bilmiyorum ama bu kitaptan çıkarabileceğim mesaj insan hırsının ve inadının kurbanı olabilir. Belki bu kadar inat etmeseydi o acı verici kötü olayları yaşayıp hayalkırıklığına uğramayacaktı yaşlı balıkçı. Sonuç olarak elbette elde ettiği bir şey vardı ama kendini kaybetme ihtimalini gözardı etmişti.
    Son olarak, Hemingway’i benim gibi ilk defa okuyacaklar için bu kitabı öneririm. Dili ağır değil, vakte bağlı olarak bir oturuşta bile bitirilebilecek bir kitap. Altını çizdiğim hiçbir cümle olmadığı için bir alıntıyla bitiremeyeceğim için üzgünüm, bir sonraki incelemede görüşmek üzere!
  • Ve bir soru: Aç kalmak, açgözlü olmayı gerektirir mi?
    Ve birde bitip tükenmek bitmeyen biriktirme arzusu,kendini garantiye alma hırsı bu duygular insanı biraz daha sekülerleştiriyor.Elimizin altındakiler arttıkça onları kontrol etmek de zorlaşıyor.Ve kontrol zorlaştıkça ruhumuz,zihnimiz bulanıyor.Çünkü ömrün büyük bir kısmı para biriktirme arzusuyla geçirilirken,"servet odaklı" bu hayatın emeklilik dönemin de ise bitmek üzere olan hayatı kaybetme korkusu gün yüzüne çıkıyor.Bu korkuyu Alt etmek içinse'ne de olsa dünyaya bir defa geldim' mantığıyla hareket edilerek her şeyin zevkini tatma telaşı devreye giriyor.
    İşte islam, hiçbir vakit benimsemeyeceği bu hayat tarzını terbiye edip bir düzene sokuyor.Çünkü İslam da biriktirmek değil servete işlevsellik kazandırmak vardır.Elbette çalışmak ibadettir ama kast edilen bütün zamanları dünyaya hasretmek değildir.
  • 240 syf.
    ·5 günde
    Öncelikle şunu söyleyim sonu derinden yaraladı ağlama seviyesine geldim...

    "Saçtığı ışıkla o kadar muhteşem bir gerçeği aydınlatıyordu ki , korkmamaya imkan yoktu. Demek ki , kendisi bir Osmanlı şehzadesiydi. Yani her an Azrail'in kılıcı altında yaşayan birisi..."

    "Talihsiz olarak doğduğu muhakkaktı. Bir insanın kim olduğunu söyleyememesi gerçek bir talihsizlikti. Kendisi de talihsiz doğmuştu ama bugüne kadar şerefli bir sipahi olarak yaşamıştı. Sipahi olmak az şey değildi. Fakat babası , anasını yanlış bir isimle bellemeye mecbur olmak kötü idi."

    Hepimizin de bildiği üzere Osmanlı'da değişmez, acımasız, kadim bir kanun var :

    Tahta çıkamayan şehzade boğdurulur.

    Sultan I. Ahmet devrinde buna bir son verilse de (ekber - erşed kanunu) Sultan I. Ahmet'ten iki sonra tahta geçen Sultan II. Osman(Genç Osman) kardeşi Kösem Sultan'dan doğma  Şehzade Mehmet'i ve Sultan Osman'dan sonra da yine Sultan IV. Murat kardeşleri Beyazıd ve Kasım'a kıymıştır. Hatta sağ kalan son şehzade İbrahim'i de öldürecektir fakat validesi Kösem Sultan Osmanlı'nın soyu kesileceği için buna engel olmuştur.

    Tahtın saadetine, büyüsüne bir kere kapılanın kalbinde merhamet diye bir duygu kalmıyor. Tahtını kaybetme korkusu, iktidar hırsı kalbini kör ediyor adeta üzerinde oturan kişinin. Bu sebeptendir ki Osmanoğlu yine en çok Osmanoğlu'ndan korkuyor...
    #102482456


    Tam da bu konunun üzerine, bu zalim felek bizim romanın adına
    hayat veren karakterimiz Deli Kurt için de işleyecekti...

    Siz bu romanda Deli Kurt'un başından geçen maceralara şahit olacaksınız.

    Yazarımız Hüseyin Nihal Atsız Türkler arası olan bu tarz mücadelelere karşı tarafsız tutumunu yine bu romanda da korumuştur.

    Roman süresince hiçbir ek yorumu bulunmamaktadır. Hak verdiği bir taraf yoktur. Olayları objektif, yansız anlatmıştır.

    Ve yine bu romanda da Deli Kurt ve Gökçen Kızın karşılaşmasında Gökçen Kızın gözlerinden yeşil ışık çıkması Atsız'ın meçhul yeşil gözlü yâri "Geri Gelen Mektup'un " muhattabı kadını da hatırlatmıyor değil.


    Devamını anlatmayım büyüsü bozulmasın. Atsız Ata yazmış ellerine sağlık,  bize okumak düşer ve okuduk gerisi okuyuculara...
  • you will never know
    i will never show
    what i feel, what i need from you

    Bizim sonumuzu getiren ne deseydin, iletişimsizlik derdim. Seni kaybetme korkusuyla sana söyleyemediklerim derdim. Sevgimi kendine yük görme diye seni sana kendi gözümden anlatamayışım derdim. Yıllardır hayatımın merkezindeki gizli güç olduğunu söyleyememem derdim.

    Bizim hiçbir zaman bir şansımız olmadı. Senin kör kütük sevdiğin adam varken ben zaten sana yenik başlamıştım. Denedim, senin onu sevdiğin gibi başkasını sevmeyi denedim. Yapamadıkça daha çok beden kirlettim, daha fazla tene dokundum. Senden almak istediğim intikamın hırsı bürüdü gözümü. O hırsla dokundum kokusuna bile dayanamadığım tüm o tenlere.

    Buraya yazdıklarımı okuduğuna dair bir hiç var içimde. Okumanı istiyorum, geçip karşına yıllardır kalbimle ruhumu sende kaybettim diyemem ya, oku istiyorum. Bil istiyorum. Sevdiğin bir şairde bu cümleleri kurmuş bak;
    Beni anla,
    Beni duymasan bile beni anla,
    Beni görmüyorsun ama
    Beni bil
    Ne olur diyemeyeceğim şimdi sana
    Ama
    Rica ederim
    Ben bir kuyuda seni bekliyorum
    Görsen içimi
    Kuyuları kıskandırıyorum zihnimin rengiyle
    Ve derinliğiyle
    Derinlik kullanıldığı cümleyi olumlamaz sevgilim
    Bize yaşamayı yanlış yerinden öğretiyolar.

    Sen de beni çok yanlış yerimden öğrendim. Sen sevgimi bilmeden tanıdın beni. Senden o yanımı saklamaya çalıştıkça, söyle bana, gerçek beni ne kadar tanıyabilirsin. Senin için yıllardır farklı bedenlerle vakit geçiren biriyim sadece. Ama sen öyle değilsin. Sen tek bir kişiyi sevdin. Sen tek bir kişinin izini taşıyorsun. Benim yaralarımdaki özneler iki elin parmağından fazla.

    Söylemesi güzel olmalı. “Ben sadece birini sevdim. Onu da hakkıyla sevdim! Senin yapamadığını yaptım. Bir kişiye verdim her şeyimi. Ve senin aksine, onu gerçekten sevdim!”

    Sen bu cümleleri başkası için benim yüzüme söylerken, benim aynı cümleleri, öznesi senken, sana söyleyemem ne acı. İçinde olduğum kapanı görüyor musun? Seni kaybetmemek için bu küçük yanlış anlaşılmayı düzeltemiyorum bile. Sen bana baktıkça hayatımdan geçen onlarla kişiyi görüyorsun sadece. Ama onların altında yatan hikayeyi biliyor musun? Seni unutmaya çalıştığımı biliyor musun? Veya, her gece kendimden tiksindiğimi biliyor musun? Karşına çıkıp “Evet ben de çok sağlam sevdim, lan iflahımı siktin ama yine de vazgeçmedim bak. Birini gerçekten seven sadece sen değilsin. Hem ben zoru başardım. Ben seni sevdim. Senin gibi birini sevdim” diyemediğim için şu an klavyeye değen parmaklarımdan bile tiksindiğimi biliyor musun?

    Bunları okuduğuna inanmak istiyorum. Beni öyle kalpsiz olarak görmediğini bilmek istiyorum. Sevgi ne biliyorum, hem de senin sayende biliyorum. Beni sevgiyi bildiğini sanan, ama sadece sanmakla kalan bir delikanlı olarak görüp küçümseni istemiyorum. İşin gerçeği de ne biliyor musun, sen bunları okumuyorsun, ben kendime nefretimi kağıtlara aktarıyorum, amacım drama yaratmak değil ama, çaresizce.

    Beni anlamıyorsun
    Beni duymuyorsun
    Beni görmüyorsun
    Keşke beni doğru yerlerimden öğrenebilseydin. Ve keşke, benim karşına çıkmaya cesaretim olsaydı. Kendimi de suçlamıyorum, çünkü seni tanıyorum. Bütün bunların benden duymak isteyeceğin son şey olduğunu biliyorum. Seni seversem, sorunlarına bir sorun eklemiş olacağımı biliyorum. Bunları bilmeme rağmen karşına dikilme deliliğini nasıl gösterebilirim?

    Özür dilerim, sen başka diyarlarda yolcuyken ben gecenin bu saati bunları hissettiğim için özür dilerim. Boğazımdaki yumru için özür dilerim. Dolu gözlerim için özür dilerim. Göğsümdeki sevdan için özür dilerim.

    Ben şimdi böyle atıp tutuyorum ya, yarın karşıma çıkıp yazdıklarını okudum desen, yerin dibine girer, yerin dibine girmekle de kalmaz, dünyanın çekirdeğiyle bir bütün oluştururum. Oku ama okuma, bil ama bilme.

    "Ben varlığından daha uzun bir şiir bilmiyorum."
  • 187 syf.
    ·1 günde·Beğendi·8/10 puan
    Dostoyevski “Kumarbaz” isimli eserini “AŞK” “KUMAR TUTKUSU”, “KAZANMA HIRSI” ve “KAYBETME” eksenine oturtarak bütün bunları Aleksey İvanoviç başından bizlere çarpıcı bir şekilde anlatmaktadır. Dostoyevski bütün bunları bizlene aktarırken her zaman olduğu gibi insan ruhunun derinliklerini, psikolojilerini de büyük bir ustalıkla gözler önününe sererek bizlere hırslarımı, kazanma istediğimi, kaybetmeyi ve bu olaylar karşısındaki bakış açımızı sorgulamamıza vesile olup bence kendimize ayna tutmamızı sağlıyor.

    ** Alıntılar;

    “Olasılıkların gerçekten bir sistemi olmasa bile rastlantısal bir düzeni var sanki.”
    .
    “Uçuruma düşmeyen biri ağaç dalı diye ota sarılmaz.”
    .
    “Mücadele yüceltir, alçaltmaz.”
    .
    “Zevk her zaman yararlıdır; vahşi, sınırsız bir hâkimiyet duygusunda da kendine has bir zevk vardır.”
    .
    “İnsan yaradılıştan zorbadır ve acı çektirmeyi sever.”