• Kerametin izharı, zaruret olmadan zarardır. İkramın izharı ise, bir tahdis-i nimettir.

    Eğer keramet ile müşerref olan bir şahıs, bilerek hârika bir emre mazhar olursa, o halde eğer nefs-i emmaresi bâki ise, kendine güvenmek ve nefsine ve keşfine itimad etmek ve gurura düşmek cihetinde istidrac olabilir.

    Eğer bilmeyerek hârika bir emre mazhar olursa, meselâ birisinin kalbinde bir sual var, intak-ı bilhak nev'inden ona muvafık bir cevab verir; sonra anlar. Anladıktan sonra kendi nefsine değil, belki kendi Rabbisine itimadı ziyadeleşir ve "Beni benden ziyade terbiye eden bir hafîzim vardır." der, tevekkülünü ziyadeleştirir.
  • " Mutlaka biri olmalı insanın hayatında. " Kendi nefesinin yanı sıra duyacağı, içini ısıtacağı başka bir nefes olmalı, komik bir film izlerken beraber kahkalara boğulacağı, romantik bir film izlerken sımsıcak elini tutabileceği, gözlerine aşkla bakabilecek biri olmalı. Eve geldiğinde ona kahve pişirebileceği gün boyu neler yaşadıysa anlatabileceği, gecenin bir yarısı kötü rüyalardan uyanıp yanına sokulabileceği " Korkma ben yanındayım " diyen sımsıkı sarılan sevgi dolu bir ses duyabilmeli, sevgi dolu bir kucak sarabilmeli..Evde kendisini bekleyen biri olmasının, anahtar kullanmadan eve girmenin mutluluğunu sürebilmeli.. İnsanın hayatında biri olmalı, en çirkin halinde bile ne kadar güzel olduğuna inandıran. Seni her halinle sen olduğun için sevebilen.. Bir ömür beraber yaşayıp, beraber yaşlanabileceğin biri olmalı. Hayat zordur ama hayat güzeldir. Hayat güzeldir çünkü hayatını güzelleştiren insan, insanlar vardır. Onlarla gülüp, üzülüp, onlarla ağlarsın. Onlar mutluysa, mutlu olursun üzgünse, üzgün olursun. Ve her insanın hayatında omzunda ağlayabileceği, en kötü zamanlarında onun destek çıkabileceğini düşüneceği, her ne olursa olsun hep sevileceğini bileceği, birisi olmalı. Bu insanı bulmak oldukça zordur. Her baktığına bu beni anlar diyemezsin. Tanıman, tanışman, sevmen, güvenmen lazım. Güvenmek de dışardan bakıldığında oldukça önemsiz görünse de aslında öyle değildir hem de hiç! Güvenmek, inanmaktır, süphe etmemektir. Ondan emin olmak ve bunu gerektirdiğinde uygulamaya koymaktır. Bir insanın tanınması, düşüncelerin ve yargıların derlenip toplanmasıdır. İnsanoğlu güvenmek ister çünkü doğasında vardır. Bu insana nasıl güvenilir ? Açık sözlü olmasını, ihtiyacımız olduğunda yanımızda olmasını isteriz. Karşılaştığımız güvensiz ya da güvenemediğimiz insanlar, belki de kendilerine güveni olmayanlardır. Bir o kadar da zordur aslında bir insana kapılarımızı açmak. İnsanlar birbirine güvenmek ister oysa güvenin kaybedilmesinde yalan ve samimiyetsizlik bulunur. Eğer insan verdiği sözlerin arkasında durmuyorsa orda güvensizlik başlar. Unutmamalıdır ki güven insanın içinden gelir. İdeal olan da herkesin birbirine güvenmesidir. Peki ya sevmek ? Sevmek nedir bileniniz var mıdır ? Sevmek inanmaktır. Sevmek yaşatmaktır. Sevdiğini kendisi gibi, kendisinden de çok duyumsamaktır. Sevmek sevdiği olmaktır. Sevmekte ikilikler kalkar, bir olmalara gidilir. İki ten, iki kalp, iki gönül yoktur sevgide. Tek bir kalp olunur, tek bir yürek olunur. Sevmek paylaşmaktır. Sevdiğiyle sevdiğini paylaşmaktır. Sevdiğiyle kalbini bölüşmektir sevmek. Sevgide son yoktur. Sevgiler hiçbir zaman son bulmazlar. Biten sevgiler yoktur, bitmiş gibi görünen sevgiler vardır. Sevmek, sevgili olmaktır. Sevgilinin yüzündeki gülücük olmaktır. Onu yaşama döndürecek bir damla su olmaktır. Sevmek sevgilinin limanı olmaktır. Sevmek sevdiğinin canı olmaktır. Onun ölümü isteyebileceği canı olmaktır. Sevmek yangın olmaktır. Yanmaktır, kor olmaktır. Dağ olmaktır, evren olmaktır. Her şey olmaktır, hiç olmaktır. Alev olup girmektir gönüllere. Sevmek yürümektir gönüllerde. Sevmek güvenmektir. Sevmek onaylanmaktır. Sevmek sevgiliye bir nefes gibi, bir ses gibi yakın olmaktır. Sevmek çok ötelerde olsa bile yaşamak ve yakın olmaktır sevgiliye. Yakınlılıktır, doğallıktır, özdenliktir sevmek. Yalansızlık, içtenlilik, ölümsüzlüktür sevmek. Bir sonbahar mevsiminin sarı yaprağı gibi olmaktır yalnız olmaktır sevmek. Sevgiliyle her şeyi göze almaktır sevmek. Hayatımda öyle biri olduğu için ne kadar şanslıyım bilemezsiniz. Harika bir duygu onunla olmak, vakit geçirmek, konuşmak, hasret gidermek, daha neler neler. Farkedeceksiniz ki aslında her şey onunla anlamlıymış, onun sayesinde hayata tutunup, yaşıyormuşsunuz. İhtiyacınız olan tek şey olmuş, bunu o kişi hayatınıza girdiğinde farkedeceksiniz. Çok mutlu olacaksınız. Her an onu yanınızda isteyip, öpmek, koklamak isteyeceksiniz. Sevmek gerçekten harika. Koca bir insanı o küçücük kalbinizde barındıracaksınız. Bir insan nasıl küçük bir kalbe sığar ki ? Hiç kimse bilmez, bilemez bu sorunun cevabını. Sadece sevin o kişiyi. Başka sevmekten başka ne yapabilirsiniz ki. Hayatınızı hayat yapan o! Dışardan insanlar size deliymişsiniz gibi bakacak, aldırış etmeyin. Yaşamadıkları için öyle diyorlar. Yaşayınca ne kadar da haklı olduğunuzun farkına varacaklar bana güvenin. Kıskanmamaktan kaçınmayın, kıskanın ama sıkmayın, kısıtlamayın. Her ne kadar bunu söylesem de yapamayanlar arasındanım. Kıskanmak sevdiğini paylaşamamaktır sadece kendine özel olmasını istediklerinizdir. O insan artık sizin de canınızdır, tek bir tanedir. Sevin, destek çıkın, koruyun, kollayın bunları hakeden sadece bir insan belirlemişsiniz, seçmişsiniz eğlenin sabahlara kadar, mesajlaşın, telefonla konuşun, birbirinize güzel sözler söyleyin, hiçbir şeyin imkansız olmayacağını belirtin birbirinize, sevişin saatlerce, öpün, koklayın birbirinizi doya doya. Başka kimle yaşayabilirsiniz ki bu dediklerimi. Sahip olduğunuz insanı, kendinizi ait hissettiğiniz insanın hep yanında olun, her şeyiniz o sizin. Ve şimdi en sevdiğiniz insanın yanına gidiniz lütfen, ona sımsıkı sarılın. Öpün ve kokusunu içinize çekin.. Sonra, kulağına bir cümle:
    İyi ki varsın, seni seviyorum !
  • Olay Kanada Toronto yakınlarında küçük bir yerleşim merkezinde geçti. Final sınavları gelip çatmıştı ve kendilerini yeterince hazır hissetmeyen iki haylazın aklına sınavları erteletmek için harika bir fikir geldi. Sınavdan önceki pazar günü okulun içerisine üç tane teke soktular. Değişik koridorlarda bırakmadan önce kocaman bir koli kalemi ile tekeleri numaralamaya karar vermişlerdi ama bu işlemi gerçekten şeytanca yaptılar. Birinci tekenin üzerine 1/4 yazdılar. Yani dört tekenin birincisi olduğunu işaret ettiler. İkincinin üzerine ise 2/4 ve sonuncunun üzerine 4/4 yazdılar. Sonra da ertesi gün ders çalışmak için bol vakitlerinin olacağını bildiklerinden sinemaya gittiler.

    Ertesi gün okula temizlik için erken saatlerde gelen görevli bir gariplik olduğunu hemen sezdi. Okul keçi kokuyordu ve her yer keçi pisliği ile dolu idi. Açlıktan ve garip yerde kapatılmaktan deliye dönmüş tekeler koridorlarda koşuşturup duruyorlardı ve hırslarından saldırgan hale gelmişlerdi. Kolay lokma olmadıkları belli idi. Görevli hemen müdürü aradı ve durumu anlattı. Müdür belediyeye ve emniyete haber verdi ve okula gelip durumu gören yetkililer ve öğretmenler keçileri çıkarana kadar derslerin (dolayısıyla sınavların) yapılmamasına karar verdiler. Üç teke bir saat içerisinde bir sürü komik olay sonrası yakalandı ama tekelerin üzerindeki numaralara bakan görevliler dördüncü bir tekenin yani kayıp üç numaranın bulunması için aramaları sürdürdüler durdular. O pazartesi boyunca aranan 3 numaralı teke bulunamadı. Salı arama sürdürüldü ve Çarşamba artık 3 Numaranın kendiliğinden okuldan ayrıldığına ya da hiç olmadığına kanaat getirildi okul açıldı.
    ---------------------
    Bir zamanlar okulumuzda yeterince yakıt olmadığı için senede bir-iki kere kalöriferleri yakamazlar ve okulu tatil ederlerdi. "Kalorifer bayramı" adını verdiğimiz bu tatillerde kendimizi ne de güzel hissederdik.
    ----------------------
    Her ne ise; "Üçüncü teke", farklı amaç için birilerinin zihinlerini karıştırma işlemi örneğidir. Gündem, günlük kaygılar, her yandan yağan reklam, endişe dolu söylemler, bilgi kirliliği, asparagas haberler birer "üçüncü teke"dir. Her zaman birileri yaratıcılıkları nispetinde sevimli, ya da sevimsiz buna benzer şeyleri yayınlar. Bu zihin tuzakları genellikle bir amaç ya da hedef şaşırtmak için yaratılır.

    Aristofanes'in Şövalyeler isimli eserinde şu tirad vardır.;
    "They are like the fishers for eels; in still waters they catch nothing, but if they thoroughly stir up the slime, their fishing is good; ”
    (Onlar yılan balığı avcıları gibidirler. Durgun sularda hiç bir şey yakalayamazlar. Ama eğer balçıkları karıştırırlarsa iyi avlanabilirler.)

    Bizler de bunların ellerine düştüğümüzde birilerini suçlarız ama üçüncü tekeyi zihnimize sokan biziz.
    Bazen yüzleşmek istemediğimiz konulardan uzaklaşıp, seve seve içine atlamak istediğimiz yanlış davranışı kendi kendimize haklı kılmak için, bazen de etrafımızın yanlış yapmakta olduğunu anlasak bile genel davranış akımından uzaklaşmaktan korktuğumuz için. Çok zaman da düşünme tembelliğimiz bize üçüncü tekeyi aratır durur.
    Oysa gündemimizi / zihnimizi / enerjimizi / hedefimizi / gerçekten istediklerimizi ve daha da önemlisi doğru olanı, dış ve boş etkilere kapılmadan zihnimizde yakalayabilmemiz gerekiyor. Herhalde uzak doğulular meditasyonu bu zihin duruluğunu sağlayabilme yeteneğini edinmek için yapıyorlar. Fazla bilgim yok bu konuda.
    Ne demek istediğimi anlatabilmek için bir başka öykü yardımcı olabilir

    Yazar, film direktörü Jean Cocteau’nun evine röportaja giden bir gazeteci evin her tarafına konulmuş, meşhur sanatçıların eserleri olan, yağlı boya tablolar, resimler, heykel ve objeleri görünce ne tarafa bakacağını şaşırdı. Röportajın ortasında Cocteau ya şu soruyu sordu:
    "Şu anda evinizde yangın çıksa idi ve yanınızda sadece bir tek şeyi alıp dışarı çıkarabilse idiniz neyi dışarı çıkarırdınız?"
    Cocteau bir an bile düşünmeden şu cevabı verdi: "Ateşi evden dışarı çıkarırdım."

    Sanki ateş, kirli bilgi ve demagojinin içimizde tetiklediği kolaya kaçma tuzağını simgeliyor. Bu tür tuzaklardan kurtulmanın da iki ilacı var; "Kendine güven" ve "Mizahi bakış açısı"
    Kendine güvenmek için fikir sahibi olmadan önce bilgi sahibi olunmalı. Mizahi bakış açısı da dışarıdan gelen bilgi kirliliğini süzmek için harika bir enstrümandır.

    Moris Levi
  • Kerametin izharı, zaruret olmadan zarardır. İkramın izharı ise, bir tahdis-i nimettir. Eğer keramet ile müşerref olan bir şahıs, bilerek hârika bir emre mazhar olursa, o halde eğer nefs-i emmaresi bâki ise, kendine güvenmek ve nefsine ve keşfine itimad etmek ve gurura düşmek cihetinde istidrac olabilir. Eğer bilmeyerek hârika bir emre mazhar olursa, meselâ birisinin kalbinde bir sual var, intak-ı bilhak nev'inden ona muvafık bir cevab verir; sonra anlar. Anladıktan sonra kendi nefsine değil, belki kendi Rabbisine itimadı ziyadeleşir ve "Beni benden ziyade terbiye eden bir hafîzim vardır." der, tevekkülünü ziyadeleştirir. Bu kısım, hatarsız bir keramettir; ihfasına mükellef değil, fakat fahr için kasden izharına çalışmamalı. Çünki onda zahiren insanın kesbinin bir medhali bulunduğundan, nefsine nisbet edebilir. Amma ikram ise; o, kerametin selâmetli olan ikinci nev'inden daha selâmetli, bence daha âlîdir. İzharı, tahdis-i nimettir. Kesbin medhali yoktur, nefsi onu kendine isnad etmez.

    (Mektubat 32.sh, Dokuzuncu Mektub - Risale-i Nur)
  • Kerametin izharı, zaruret olmadan zarardır. İkramın izharı ise, bir tahdis-i nimettir. Eğer keramet ile müşerref olan bir şahıs, bilerek hârika bir emre mazhar olursa, o halde eğer nefs-i emmaresi bâki ise, kendine güvenmek ve nefsine ve keşfine itimad etmek ve gurura düşmek cihetinde istidrac olabilir. Eğer bilmeyerek hârika bir emre mazhar olursa, meselâ birisinin kalbinde bir sual var, intak-ı bilhak nev'inden ona muvafık bir cevab verir; sonra anlar. Anladıktan sonra kendi nefsine değil, belki kendi Rabbisine itimadı ziyadeleşir ve "Beni benden ziyade terbiye eden bir hafîzim vardır." der, tevekkülünü ziyadeleştirir. Bu kısım, hatarsız bir keramettir; ihfasına mükellef değil, fakat fahr için kasden izharına çalışmamalı. Çünki onda zahiren insanın kesbinin bir medhali bulunduğundan, nefsine nisbet edebilir. Amma ikram ise; o, kerametin selâmetli olan ikinci nev'inden daha selâmetli, bence daha âlîdir. İzharı, tahdis-i nimettir. Kesbin medhali yoktur, nefsi onu kendine isnad etmez.
  • ''İstenmiyorsun.''
    Geçenlerde isimsiz bir mektupla biri bana bunu yazdı. Merak ediyorum, acaba kim başkasına böyle bir şey demenin normal olduğunu düşünür. Geçekten. Bir düşünün.
    ''İstenmiyorsun.''
    Bu, birine söyleyebileceğiniz en alçakça şeydir.
    Bununla muhtemelen, ''Şişmansın ve bu beni tiksindiriyor,'' demek istiyorlar. O zaman neden öyle demiyorsun?
    Benim istenip istenmediğimi sen bilemezsin.
    Ancak biliyor musun? İsteniyorum.
    İster inan, ister inanma ama beni seven bir ailem var, arkadaşlarım da var. Hatta erkeklerle öpüştüm bile. Sevişmemiş olmamın sebebiyse buna henüz hazır olmamam, kimsenin beni istememesi değil. Demek istediğim, O Mektubu Yazan Şahıs, her ne kadar nefret dolu ve alçak olsan da, ben halimden oldukça memnunum. İyi bir kişiliğim var, harika bir zekâm var, ayrıca güçlüyüm ve koşabiliyorum. Dirençliyim. İddialıyım. Bu hayatta bir yere geleceğim çünkü kendime inanıyorum. Oranın neresi olduğunu henüz bilmiyor olabilirim ama bunun tek nedeni sınırsız olmam. Sen de aynı şeyi kendin için söyleyebilir misin?
    Hayat başkalarını yargılamak için çok kısa. Birine ne hissettiğini veya ne olduğunu söylemek bizim işimiz değil. Onun yerine neden kendin için zaman harcamıyorsun? Seni tanımıyorum ama halletmen gerek bazı sorunların olduğundan eminim. Fit bir vücudun, mükemmel bir yüzün olabilir ama bahse girerim soyunup mor bir bikiniyle herkesin önünde modellik etmene engel olacak bazı özgüven sorunların da vardır.
    Geri kalanınıza gelince, şunu unutmayın: İSTENİYORSUNUZ. İri, ufak, uzun, kısa, güzel, sade, arkadaş canlısı, utangaç. Kimsenin, hatta kendinizin bile aksini söylemesine izin vermeyin.
    Özellikle de kendinizin.