• burcu
    burcu Balıkçının Ölümü / Yaşasın Edebiyat'ı inceledi.
    222 syf.
    Bir defa Sait Faik okuyan bahar yaklaştıysa, şehir bunalttıysa onun hikayelerine koşar. Bu kitap, yazarın çok bilinmeyen, dergilerde, gazetelerde kalmış eserlerinin kronolojik olarak sunumu biçiminde. Yani gelişim çizgisini de eş zamanlı takip edebiliyorsunuz. Eleştirmenler, edebi polemikler ve sevenlerinin anlatımları da kitaba dahil edilmiş. 1930'lu yıllardan 50'lere kadar öykü ve fikir yazıları tek parti döneminde siyaset biçimlerinden kentleşme sancısına kadar pek çok konuda da bilgi veriyor.
    Orhan Veliye ilişkin anı aktarımları pek hoştu, bana Mahmut Şevket Esendal'ı merak ettirdi, Bedri Rahmi'nin yazarı anlattığı bölüm de çok tatlıydı.
    Karabaş'ın Hakkını Yediler, Şopar Hüseyin içinizi cız ettiren öykülerden, çocuklara o kadar saygı ve merhamet duyuyor ki, bu öyküleri okuyanlar çocuklara kötülük edemez diye düşünüyor ki yazar kendisi de benzer şeyleri şiir üzerine düşünüyor. Şiir okuyanın kötülük edemeyeceğine inanıyor.
    "Sait Faik sevilmez mi hey dost, deli misin sen?" minvalinde bir kapanış elbette zaruri ama ustalık eserlerine giden yolu aynalaştıran bu kitap muhakkak tavsiyedir.
  • 263 syf.
    Günümüzü anlamak için okuyun okutun, o kadar dolu dolu ve güzel bir kitap ki aradan zaman geçtiği için tekrar okuma gereği hissettim tekrar okuyalım bakalım :)

    Faruk Eczacıbaşı
    Türkiye Bilişim Vakfı kurucusu ve başkanı Faruk Eczacıbaşı’nın, çağımızı kökten etkileyen teknolojik gelişmeleri anlatan kitabı "DAHA YENİ BAŞLIYOR"

    Teknoloji odaklı olmasına karşın, kitap, dünden bugüne dijital teknolojilerin, dünyamızın ve insanlığın yaşadıklarının bir panoramasını sunuyor. Blok zincirinden doğal kaynakların durumuna ve ekonomik eşitsizliğe kadar önemli kavram ve konular üzerinde duruyor. Aralara serpiştirdiği kişisel anekdotlar, okumayı ve anlamayı keyifli kılıyor. Ayrıca, kısa cümleleri ve akıcı üslubu, şaşırtıcı boyutlarda ele alıp ilişkilendirdiği önemli gelişmeleri anlatan kitabı rahatça okunur kılıyor. Konuları – tarihsel gelişimleri ile beraber – esasını kaybetmeden, magazinleştirmeden, anlaşılır ve kolay okunur bir kitap.


    İnternet ve dijital teknolojilerinin yepyeni kavramlar ile iş ve yaşam koşulları yarattığını biliyoruz veya hissediyoruz. Bunun sonucu, hukuk sistemlerinden yönetim anlayışına kadar hemen her alanda yeni paradigmalar ihtiyacında olduğumuzu da biliyoruz veya hissediyoruz. Fakat, ülkemizde özellikle yapay zeka veya genlerle oynama gibi önemli teknolojik gelişmeler ile ilgili yüzeysel, magazinsel ve moda söylemler yaygın. Ayrıca, internetin demokrasiye ve siyasete etkisinden, sosyal ağların bu binyıl gençlerine neler yaptığına kadar önemli toplumsal konularda “bilgisiz (ve naif) fikirler” sık sık ileri sürülüyor. Distopik (yapay zeka ile donanmış robotların esiri olacağız gibi) veya ütopik (insansız, akıllı fabrikalar çalışırken biz keyif yapacağız gibi) nursuz veya nurlu ufuklar anlatmanın toplumda heyecan yarattığını bilenlerin söylem ve yazıları ülkemizde yaygın.


    Bu kitap is, anlam kaybı yaratacak şekilde basitleştirmeden veya bilimsel bir araştırma ağırlığı yaratmadan, sade bir dille okuyucuya gerçekçi bir manzara sunuyor. Teknolojide ve iş modellerinde, doğrusal (lineer) değil üssel değişimleri güzel örneklerle açıkladıktan sonra, bu hızlı değişim ortamında ileriye dönük tahmin yapma tuzağına düşmeden, anlamlı ve ihtiyatlı öneriler yapılıyor. Geleceğin öngörülemez olması, sadece üssel gelişmenin yarattığı bir durum değil. Ülkeyi yönetenlerin, en kötü ihtimalle dijital cahil, en iyi ihtimalle “dijital göçmen” olduğu gerçeğinden hareketle, geliştirilen ve geliştirilecek politikalar da ek belirsizlik, hatta sorun yaratıyor. Teknolojik konulara hakim olanlar bile, örneğin eğitimde ve hukukta, yeni bir model sunamıyor. Dolayısıyla “Daha Yeni Başlıyor”…

    Kulağımıza sık sık çalınan teknoloji kavramlarını, didaktik bir sıkıcılığa kaçmadan, anlamaya yardımcı oluyor kitap. Bununla da kalmıyor, göç, kentleşme, doğal kaynaklar, ekonomik eşitsizlik, önyargıların filizlenip güçlenmesi gibi yaşamakta olduğumuz toplumsal ve ekonomik gelişmelere de ışık tutuyor. Tüm bunları anlaşılır bir dille, ideolojik saplantılara esir olmadan, keskin yargılara varmadan anlatıyor. Ayrıca, sadece ekonomi ve sanayi alanında değil, kültür ve sanat dünyasında da etkin bir aileden gelen Faruk Bey’in kişisel anekdotları konu ve kavramların açıklanmasına renk katıyor. Bilimsel bir araştırma iddiası taşımamakla beraber geniş bir kaynakça listesi ile anlattıklarını destekliyor.
  • 187 syf.
    ·1 günde·10/10 puan
    Mübeccel Kıray, sosyoloji alanında ve Türk bilim insanı olarak önemli bir kişi. Çoğumuzun yaşadığı kentler ya orta büyüklükte ya da İstanbul gibi metropoller. Peki yaşadığımız kentlerin, her gün değiştiğini yani "yaşadığını" biliyor muydunuz? Kentlerin içinde olgular vardır. Kente yeni göç edenler daha çok gecekondu bölgelerinde, kentin merkezlerinde ise ünlü işletmelerin yönetildiği ofisler, bu ofisleri çevreleyen sinema gibi eğlence sektörü, bunu çevreleyen orta gelirli ailelerin yaşadığı konutlar... Canlı olan kenti ve bu kentte yaşayan bireyler olarak okumamız gereken "akademik" bir kitap. Şehirleşmenin nasıl gerçekleştiğini ve kentlerin yapısını (çok yönlü ele almış) çok güzel değinilmiş. Biraz ağır olsa bile çevremiz hakkında güzel çıkarımlar yapılacaktır. Sosyoloji, antropoloji, hukuk, iktisat gibi bölümlerde okuyan kişiler için mutlaka öneriyorum. Bazı eski verilerin analizini geçerek okumanızı tavsiye ederim. Kendimizi anladıktan sonra çevremizi anlamak büyük bir lütuf olacaktır. İyi okumalar.