• “Evet, sayın seyirciler yeni bir binyıla girmeye hazır mıyız?”

    “Eveeeeeeeeeeeeeeeeeeeet!” diye bağırdık oturduğumuz yerde doğrulup.

    “Milenyum için geri sayım başlıyor. Hep birlikte 10...”

    “Ama benim bu işe başlarken en çok Asiye destek oldu. Valla hakkını yiyemem.” Jüli’nin teşekkürü üstüne annem dudaklarını büzerek bir şeyler mırıldandı, yok canım estağfirullah der gibi. Jüli’yse milenyuma girerken, bize kendi müzesinin tarihçesini anlatmaya kararlıydı.
    “Otuz beş yıl önce, o zaman inceciğim tabii, şaşal fabrikasında çalışıyorum. Dil de biliyorum diye beni ofise almışlardı. Onca adamın yanında kahveci olarak çalışıyordum. Saat kaçta kim nasıl kahve içer, hangi misafir konuşmanın kaçıncı dakikasında kahve ister her şeyi bilirdim. Anında şanım yürümüştü. Maaşıma zam, iş tanımıma iş eklediler. Çeviri yap Jüli, şu şişeleri İngilizlere sat Jüli, dosyaları getir Jüli, dilekçe yaz Jüli, notere git Jüli, müşteriyi ikna et Jüli, etrafta dolan Jüli diye diye kemiklerimi kemirdiler.”

    Dokuuuuuuuuuuuz...

    Ülke çoktan milenyuma girdi, biz Jüli’nin eslerine göre fişeğimizi hareketlendiriyoruz.
    “Saat altı paydosu oldu mu sana yedi, sonra sekiz... Ev kirasını ödemek için bunca çalışıyorum, eve uyumaya gidiyorum, hak mı dedim, zam istedim. Bakkala sepet salarsın ya, çekerken ağır ağır çekersin. O gün Kemal Bey’le konuşmamızın ortasında ben çaktım olayı hemen tabii, yıllarımızı verdik biz de bu adamlara... Dedim Jüli hazırlan, saldığın sepet boş geliyor. Anında tersledi beni. Ellerine sağlık diye diye yaptırdığı işi anında küçümsemeye başladı. Yediğim azarla geçip masama oturdum. Babamdan kalma evler olsaydı diye düşündüm kesin istifa ederdim. Kalktım kendime bir kahve yaptım. Sonra oturdum. Ehhhh, dedim bizim de babamızdan miras kalan bir şeyler var. Bulgaristan’dan göçmüş gelmiş yepyeni bir hayat kurmuş. Ben mi yapamayacağım? O ne güzel dilekçe yazıyorsun Jüli dedikleri el yazımla istifa dilekçemi yazıp masama bıraktım. O zaman ışıkların orada oturuyordum. Yeni iş bulana kadar öldürsen ödeyemem.”

    Sekiiiiiiiiiiiiiiiiiz...

    “Kiralık daire bakarken, sizin dükkâna girmiştim Asiye hatırlıyorsunuz değil mi? Siz de genceciktiniz. Nur içinde yatsın Selami Abi de arkada duruyordu. ‘Buralarda kiralık ev var mı?’ diye sordum size de binaya kadar getirdiniz. Bir de ev sahibini bağladınız.”

    Yediiiiiiiiiiiiii...

    “Bizimkiler erken öldüler. İnsanın annesi babası erken ölünce sırf kendi utanacağı şeyleri yapmıyor. Utanacak ne var diye başladım çalışmaya.”

    Altıııı...

    “Ama vizyon misyon meselelerine çalışma hayatımdan hâkimdim. Dedim ben birkaç seneye bu oturduğum evi satın alırım. Çocuk mocuk da istemiyorum. Kendime yetecek kadar biriktiririm. Sonra işte aşağıdaki evi de alınca, geçtim mutfak masasına, emeklilik dilekçemi yazdım.”

    Beeeeş...

    “Altına da bastım imzayı. Ev iyi yatırım.”

    Döööööööört...

    Evet diye tasdik ettik. Konu en azından eve, yatırıma, gelecek kaygısına, hayat meşgalesine gelmişti. “Valla alabiliyorsan ev alacaksın,” diye ekledik. “Milenyumda buralar değerlenir mi kızlar?” dedi Tülay Abla direksiyonu yeniden ana caddeye kırarak. Milenyum yerine kooperatife gireceğiz bu gidişle.
    “Herhalde kıııııııız, Haliç değerlendi mi buralar da değerlenecek.” Manzara demek her şey demek. Manzara değerlenince, ev de değerleniyor. Ben de güzel manzaraya bakıyorum. Dalyan’a. Ona baktıkça değerleniyorum. Hayat doluyorum, çiçeklerime bunca su yetiyor hemen açılıyorum, üç oda bir salonum genişliyor Dalyan bana gülümseyince, bir mesaj aldığım anda güneş görüyorum, Mihrabım dediği anda yazları serin, kışları sıcak oluyorum.

    Üüüüüüüüüüüüç...

    Dalyan bana sarıldığında caddelerim genişliyor, park sorunu yaşanmıyor, doğal gaza geçiyorum, ona buna faydam oluyor iş sağlıyorum.

    İkiiiiiiiiii...

    Dalyan mesaj attığında Paris kulelerine meydan okurcasına yükseliyorum. Dalyan beni çağırdığında Sezen Aksu’nun evine konuk oluyorum. Dalyan bana kahve ısmarladığında yılbaşı ikramiyesi oluyorum. Kendi kendime çıkıyorum.

    Biiiiiiiiiiir...

    Dalyan beni öptüğünde, milenyuma giriyorum.
    Sinem Sal
    Sayfa 148 - KaraKarga yayınları
  • 190 syf.
    ·5 günde·Beğendi·9/10 puan
    Yakup Kadri Milli Edebiyat döneminin usta sanatçılarından biridir. Yazmış olduğu Yaban ve Kiralık Konak adlı romanlarıyla daha çok tanınır. Ama bana bu kitabıyla bilinmemesi çok ilginç geldi. Çünkü diğer iki kitapla yarışabilecek bir roman.
    Kitabın adı bile size aslında birçok duyguyu hissettiriyor. "Hep O Şarkı"
    Sadakatin,fedakarlığın, aşkın ve vazgeçemeyişin bir anlatısı.
    Kitabı, yazar Kurtuluş Savaşı yıllarından sonra yazmış. Abdülaziz dönemindeki siyasi ve toplumsal olaylara şahit oluyorsunuz.
    Kitaptan kısaca bahsedecek olursak komşu iki konaktaki paşa ailelerin çocukları olan Münire ve Cemil 'in çocuklukta başlayan aşkı ve sonrasında ise Münire'nin ailesinin razı gelmemesi Münire'yi bir başkasıyla evlendirmeleri anlatılıyor. Hatta kitapta bu durum Münire'nin ağzından şu şekilde dile getiriliyor: " Bilmezler ki otuz yıl evvel evlatların alın yazısını babalar, analar çizerdi ve buna karşı gelmek kadere meydan okumak gibi imkansız bir şeydi."
    Münire zorla evlendirildi ve o evliliğin bitmesini , bir an önce özgürlüğüne kavuşmayı beklerken Cemil'e olan aşkı ve özlemi gün geçtikçe daha da arttı. Bu sırada bir kitap yazıyordu. Her şeyi ona anlatıyordu.
    Bir gün evliliği, eşinin hatasından dolayı son buldu ve Cemil'e özgürce gitti fakat bu sefer de bu aşka hükümdarın müdahalesi engel oldu. Çünkü Cemil'de Münire'ye olan aşkından dolayı bir sultanla evlenmeyi reddetmişti. Bu olaydan sonra Cemil ve babası sürgüne gönderildi.
    Yıllar sonra Cemil geriye döndü ama ne eski Cemil vardı ne de eski Münire... Artık onu da siz okuyun görün
    Yakup Kadri beni çok şaşırttı. Bir kadının yaşadığı aşk ve kadın psikolojisi muazzam anlatılmış. Yakup Kadri bir kadının aşka adanmışlığını çok güzel anlatmış ve beni çok etkiledi.
    Ben çok beğendim ve çok etkilendim. Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.
  • 198 syf.
    ·5 günde·Beğendi·10/10 puan
    Yakup Kadri'nin daha önce Kiralık Konak isimli kitabını da okudum.İki kitabı da şiddetle tavsiye ediyorum.Dönem analizleri yazarımızın harika.Kitap, Yakup Kadri'nin kitapla ilgili kendini eleştirenlere verdiği bir metin ile başlıyor.Yaban kitabında, Ahmet Celal isimli yedek subayın hayatından bir kesiti anlatıyor.Ahmet Celal, Çanakkale Savaşında bir kolunu kaybeden bir gazi olarak savaştan ayrılıyor ve Porsuk Çayı yakınlarında bir köye emirerinin tavsiyesi üzerine gelmesini ve burada bir entellektüel olarak köylülerle yaşadığı ilişkiyi anlatıyor.Köylüler, onu Yaban gibi görüyorlar, onun yanında rahat olamıyorlar, onu kendilerinden biri gibi görmüyorlar.Kitabın ismi de buradan geliyor.Ahmet Celal, ilk başta köyde yaşamaya adapte olmasa da daha sonra yavaş yavaş alışıyor.Burada yakın bir köyde gördüğü Emine isimli kıza aşık oluyor.Ama Emine ile birkaç nedenden ötürü birleşemiyor.Bu dönemde bir de Sakarya Meydan Muhaberesi başlıyor ve köyleri yabancı askerlerle doluyor.Bu süreçte köy halkının yaşadığı sıkıntıları da anlatır yazarımız.Kitabın en beğendiğim kısımı halkın geri kalmasına ve kendini geliştirememesine neden olarak batılı aydın kişileri, sizi, bizi, entellektüelleri göstermesi kısmıydı.Burada okurken bende haklı olduğunu düşündüm.Kitapta, halk-aydın ilişkisini net bir biçimde görürüz.Genelde halk aydına benzemeye çalışırken, buradaki roman karakterimiz halka ayak uydurmasını hatta halkı kıskanmasını görürüz.Kitapta, halkın vatanın ne olduğunu bilmemesini, kıymetini anlamamasını, bilinçsizliğini bizlere anlatır yazarımız.Hatta, düşman köye girdikten sonra bilinçsiz halk vatanın değerini anlar bu kitapta.100 Temel Eserden biri olan romanımızın aynı isimde 1996 yapımı Aytaç Arman ve Sanem Çelik'in başrollerinde oynadığı bir filmide vardır.Puanım 10.
  • DOKUNULMAZLAR
    Rusyada kendisine bu derece verimli bir toprak bulmuş olan, hatta devlet başkanının bile konuşmalarında kullandığı suç dünyasının jargonuna başvurarak şöyle diyebiliriz: Fedulevin grubunun gelişiyle birlikte Urallarda belirli kurallar çerçevesinde yaşamak denen şey sona erdi. Yekaterinburg sokaklarında insanlara en çok kime saygı duyduklarını sordum: Vali Rossele mi? Feduleve mi? Şehrin belediye başkanı Çernetskiye mi? Aldığım cevap şu oldu: "Uralmaşa. " Şaşkınlık içinde dolandırıcılara nasıl saygı duyabilecekleri sorusunu yönelttim. Cevapları basitti: "Onlar hırsızların yasalarına uygun olarak yaşıyorlar, ancak en azından bazı yasaları var. Yeni dolandırıcılar bu yasalara bile uymuyorlar. " Biz işte bu noktaya gelmiş durumdayız: Rus halkı bir mafyayı diğerine göre tercih edip, ona saygı duyuyor, çünkü diğer mafya ötekinden çok daha kötü . Biz 1997 yılına geri dönelim. Fedulev, Yekaterinburg polisini avcunun içine aldı ve yasadışı votka pazarlanması işini bütünüyle ele geçirdi. Borsada oynamaya devam etti ve bir Moskova şirketini dolandırdı. Bu sadece herhangi bir eski şirket değil, Yeltsini ve ailesini maddi bakımdan destekleyen, çok tanınmış bir metropol oligarkına ait bir konsorsiyumdu. Bu kişiyi dolandırmak o sıralarda intihar etmekle eş anlamlıydı. Şirket iki kez Sverdlovsk UBOPsine dolandırıcılıkla ilgili şikayette bulunduysa da, Fedulevi zor durumda bırakacak her türlü bilginin önü kesildi ve CID bir ceza davası açmayı reddetti. Ancak genel savcılık makamının müdahalesinin ardından 142113 dosya sayılı dava, Yekaterinburgda değil de Moskovada açılabildi. Fedulev kaçak durumuna düştü. Hakkında bütün Rusyayı kapsayan bir arama emri çıkarıldı. Fedulevin koruyucusu haline gelmiş olan eski casus Yuriy Altşulu hatırlıyor musunuz? Peki, onu tanıyan herkesin kendisinden tamamen dürüst bir insan, sözünün eri ve çok korkusuz biri olarak söz ettiğini de hatırlıyor musunuz? Altşul kendi dedektiflik ajansını ve güvenlik şirketini kurduktan sonra Rus güvenlik güçlerine istihbarat sağlamayı sürdürdü . Onun tarafından genel savcılık makamına ve FGBye aktarılan bilgiler, Urallardaki birkaç büyük dolandırıcının demir parmaklıklar arkasına konmasını sağladı. Bununla birlikte, Altşulun özel bir saplantısı vardı: Uralmaş suç örgütüne karşı mücadele etmek. Kulağa tuhaf gelse de , Altşulu Feduleve yakınlaştıran da bu oldu . Hakkında bütün Rusyada arama emri çıkarılması üzerine, Altşulun Uralmaşla ilgili sabit fikirliliğini bilen Fedulev onu görüşmeye çağırdı. Fedulev, ortadan kaybolmak zorunda bırakılmasının ardından, Uralmaşın, Sverdlovsk eyaletindeki, kendisinin göz koymuş olduğu diğer iki hidrolitik fabrikasının denetimini ele geçirmesinden korkuyordu. Fedulev, Altşuldan sahip olduğu bütün güçle kendi çıkarlarını Uralmaşa karşı korumasını istedi. Bunun karşılığında, Altşula ele geçirmek üzere olduğu Lobva Hidrolitik Fabrikasının karının yüzde 5Osini vermeyi vadetti. Altşul tamamen hidrolitik fabrikasına bağımlı olan Lobva kasabasına gitti. Orada fabrikanın üretken kapasitesinin kasıtlı olarak tahrip edildiğini gördü. Altşul, kendi kendisine, Fedulevin bu durumdaki bir fabrikanın neden bu kadar büyük miktarda hissesini satın almak istediğini sormadan edemedi. Fedulevin burnunu sokmasından önce Lobva fabrikası oldukça başarılı biçimde işliyordu. Fedulev bir kez fabrikanın hisselerini kendi küçük şirketlerine başlayınca, bu şirketler ispirtoyu yasadışı olarak satmaya ve işlemeye başladılar. Bu satışlardan elde edilen gelir doğal olarak fabrikaya bu şirketlerin kayıtları üzerinden geliyordu, hatta bu da hiçbir zaman tam tutara eşit olmuyordu. Aylar geçtikte Fedulev fabrikayı emip kuruttu . Altşul, Lobvaya ulaştığında işçilere ücretleri yedi aydır ödenmemiş durumdaydı. Fabrika iflasın eşiğine gelmişti. Bütün kasaba fabrikanın etrafında büyüdüğünden, fabrikanın ayakta kalmaması durumunda kasaba da ölecekti. · İşte bu noktada Altşul, Fedulevin adına değil, kendi inisiyatifiyle hareket etmeye karar verdi. İşçilere düzeni tekrar sağlayacağı sözünü verdi ve ilk iş olarak işçilerin fabrikada iki kişiyi bir daha görmeyeceklerini, çünkü onların fabrika kapısından içeri girmesine izin vermeyeceğini söyledi. Bu iki kişi, Fedulevin adamları Sergey Çupahin ile Sergey Leşukovdu. Çupahin ve Leşukov eskiden eyaletin İçişleri Dairesinin Ağır Dolandırıcılık Bürosunda çalışmışlardı. Aynı zamanda Vasiliy Rudenkonun ve Nikolay Ovçinnikovun, iş arkadaşlarının kişisel dostlarıydılar ve polis örgütünden, Fedulevin iş hayatında Ovçinnikovun mali çıkarlarını korumak amacıyla ayrılmışlardı. Fedulevin en sonunda tutuklanmasından önce biraz daha zaman geçti. Doğal olarak Moskovada tutuklanan Fedulev, hücredeyken bile Yekaterinburgdaki olayların gelişimini etkileyebilmek için elinden gelen her şeyi yaptı. Denetimi altındaki polisler (ne de olsa Rudenko şimdi Moskovadaydı) Fedulevin daveti üzerine Altşulun gelip onu hapishanede görmesini sağladılar. Bu görüşme sırasında Fedulev, ısrarla Altşulun fabrika yönetimini Çupahin ve Leşukova devretmesi gerektiğini söyledi. Rudenko bunu, Fedulevden sahip olduğu hisseyi kaybetmek istemediği için talep etmişti. Buna karşılık Altşul, fabrikanın yönetimini devretmeyi reddetti ve peşi sıra Rudenko geldiği halde Yekaterinburga geri döndü. Altşul, görüşme talebiyle UBOPye çağrıldı ve burada Rudenko , Altşula Lobva fabrikasını bırakması için baskı yaptı. Altşul bu isteği bir kez daha kesin bir dille reddetti. Eski ordu casusu birkaç gün sonra, 30 Mart l 999da, eski ordu casusu arabasında vurulmuş olarak bulundu. Ölümüyle ilgili bir ceza davası açıldı, bu kez 528006 dosya sayısıyla. Bir kez daha baş şüpheli Fedulevdi. Bu onun karıştığı üçüncü şüpheli cinayetti, fakat sonuçta ne olduğunu sanırım artık tahmin edebiliyorsunuzdur. Yine hiçbir şey. 528006 dosya sayılı dava, diğerleri gibi rafa kaldırıldı. Fedulevin hesabı son derece basitti: Altşulun temizlenmesiyle birlikte fabrika kendisinin olmuştu. Ne var ki Altşul, Lobvada bir arkadaş ve vekil bırakmıştı: başka bir eski casus ve özel operasyonlar gazisi olan Vasiliy Lev. Lev, Fedulevin adamlarını fabrikadan çıkartması doğrultusundaki bütün taleplerini kesin olarak geri çevirdi. Rudenko-Çupahin-Leşukov üçlüsü Leve bir uzlaşma yolu ya da daha çok bir paylaşım anlaşması önerdiler. Lev fabrikanın müdürü olarak kalabilirdi, ancak Çupahin ve Leşukov, gerçekte en önemli iş olan, fabrikanın toptan likör satışını yürütmek üzere fabrikaya geri dönmeliydiler. Levden sadece bu öneriyi kabul etmesini istemekle kalmadılar, ona gözdağı vermek için de ellerinden geleni yaptılar. Lev, toplantıya açıkça, Fedulevin UBOPdeki şefi ve Levin boyun eğmesini sağlamak için elinden geleni ardına koymamış olan Skvortsov tarafından bizzat çağrılmıştı., Bu sırada Rudenko daha da yükselmiş ve içişleri Bakanlığı CIDe tayin olmuştu . Leve baskı yapmakta olan üçüncü kişi, Rudenkonun dostu ve Sverdlovsk eyaleti polis örgütünde yüksek rütbeli bir görevli olan Leonid Feskoydu. Fesko, Sverdlovsk Eyaleti UBOP Üyeleri Savunma ve Yardım Fonu adı verilen fonu yönetmek için Moskovaya gitmek üzereydi. Bu fon yasadışı ödemeleri, rüşvetleri ve ikramiyeleri yasal olarak transfer etmeye yarayan bir kurumdu. Bu savunma ve yardım fonları 1990ların ortalarında Fedulev gibi centilmenlerce tasarlanmıştı. Bu fonların birçoğu bugün de faaliyetlerini sürdürüyor. Fesko daha sonra Fedulevin, mafyanın denetimindeki şirketlerinde güvenlik ve disiplinden sorumlu vekili oldu. Acil durumlarda, eğer rakipler durumu kızıştırıyorlarsa, direnişi ezmek için özel operasyonlar birimini harekete geçirmek Feskonun işiydi. Aslında 2000 yılının Eylül ayında Uralhimmaşın ele geçirilmesini planlayan da Feskoydu. Buna rağmen, Vasiliy Lev 1999 yılında bu güçlerin hepsine birden meydan okudu. Ancak daha sonra, aynı yılın Aralık ayında, Skvortsovun maiyetindekilerden biri, bir UBOP ajanı, Yevgeniy Antonov, Levin Lobva fabrikasında likörün toptan pazarlanmasını yürüten kişi olan baş yardımcısını vurdu. Levin, cinayetin hemen ardından FGBye verdiği resmi yazılı ifadeye göre, iş arkadaşının silahlı saldırıya uğramasına yol açanlar şunlardı: Ocak ayının [ 2000] ortasında UBOP bölüm başkanı Sergey Vasilyevle konuştum. Sert bir ifadeyle benim Lobva fabrikasındaki varlığımın UBOPyi mali kaynaklarından yoksun bıraktığından yakındı. Daha sonra şöyle dedi: "Sen FGBnin, UBOPnin ve eyaletteki diğer güvenlik kuruluşlarının arpalığını çaldın . " Vasilyev kesin olarak onlarla çalışmamı istedi. Bunun nasıl bir iş olduğunu sorunca da Vasilyev şöyle cevap verdi, "Parayı buraya getireceksin ! " Levin ifadesinin her satırı bir ceza davasının açılmasını gerektirecek niteliktedir. Ne var ki, bir kez daha hiç kimseye dokunulmadı. Levin genel savcılık makamına, İçişleri Bakanlığına ve Devlet Başkanı Putinin kendisine yaptığı başvurular en ufak bir karşılık dahi bulmadı. Buna karşılık, Fedulevin kaderine gösterilen ilgi büyüktü. 2000 yılının Ocak ayında, Rusya Genel Savcı Vekili Vasiliy Kolmogorovun kişisel talimatıyla Fedulev hapishaneden serbest bırakıldı. Aynen böyle oldu. Yekaterinburga dönüşünde yetkililer Fedulevi bir fatih gibi karşıladılar. Vali Rossel ona iltimaslar yağdırdı. Rosselın girişimiyle Fedulev, Yılın Urallar Girişimcisi ilan edildi. Hapiste yatmasının, Altşulun vurulmasının, Leve gözdağı verilmesinin ve iş arkadaşının öldürülmesinin ardından Fedulev, Yekatrinburgun önde gelen sanayicisi katına çıkarıldı. Bunun ardından Urallarda faaliyet gösteren bütün medya organları, onun hakkında bir şeyler yazdıklarında hep bu formülü kullandılar. Kısa bir süre sonra Fedulev Eyalet Yasama Meclisine seçildi, bu şekilde milletvekili dokunulmazlığını kazandı. Eğer biraz geri çekilirsek ve resmin tamamına bakarsak ne göreceğiz dersiniz? Fedulev, bir Urallar oligarkı, bir eyalet meclisi üyesi, bir gayrimenkul kralı. Yine de asıl önemli olan, onun Rus Ceza Kanununun yasadışı suç örgütü olarak tanımladığı bir grubun kurucusu olması. Bu bölümün başında anlattığımız gibi 2000 yılının sonbaharında Uralhimmaş müsadere edildiğinde, Fedulevin grubu dört başı mamur bir mafya örgütünün bütün özelliklerine sahipti. Tek sorun Babanın hapiste olmasıydı ve o oradayken fabrikaları ve sanayi kompleksleri denetiminden çıkmaya başlamıştı. Bunun üzerine örgüt, "Bizim paralarımıza ne olacak?" diyerek paniğe kapıldı. işte bu noktada Fedulev serbest bırakıldı. YENİ DÜZEN Fedulevin hapishaneden bırakılması Uralların modern tarihinde kritik bir dönüm noktasıydı. Daha Fedulev Yekaterinburga geri dönmeden önce, insanlar onun serbest bırakıldığını öğrenir öğrenmez, Rossel onu defalarca kucaklamadan önce, yeni gelişen olayların öyle basit bir durumu yansıtmadığını fark ettiler. Yeni bir mülkiyet paylaşımı yapılacak ve Fedulev bu oyunda koçbaşı olarak kullanılacaktı. Fedulev iyi bir sebep için, daha önemli bir şeyler yapmak adına bırakılmıştı. Bu şekilde Fedulev, eskiden denetimi altında olan şirketlerin yeniden başına geçebilirdi; böylece, onun adına çalışanlar (ve muhtemelen onun kendisi adına çalıştığı kişi) yeniden kendi paylarına düşen parayı almaya başlayabilirlerdi. Fedulev onları hayal kırıklığına uğratmadı. Serbest bırakılır bırakılmaz ilk önceliği Lobva Hidrolitik Fabrikasına ele koymak oldu. Bunu nasıl gerçekleştirdiğinin hikayesi şöyle. Vasiliy Levin FGBye verdiği bir ifadede belirttiği gibi: "Fedulev bana eskiden işlerin mahkemeler -özelleştirme, hisse satın alma- aracılığıyla çözüldüğünü söyledi. Ne var ki şimdi işler güç kullanılarak hallediliyor, dedi." Levin ifadesi Şubat 2000 tarihini taşıyor. Lev o tarihte FGBye mafyaya karşı koyabilmek için yardım isteyen yazılı bir talepte bulundu. Bir örgütlü suç grubu tarafından yapılacak şantaja karşı koruma istedi. Leve ilk olarak Lobva fabrikasını Fedulev lehine bırakması için baskı yapmakta olan eyalet UBOPsi üyelerince şantaj yapıldı. ikinci olaraksa bizzat hapishaneden serbest bırakılmasının ardından Levden sadece fabrikayı terk etmesini değil, aynı zamanda kendisine tazminat olarak 300 bin dolar ödemesini isteyen Fedulev tarafından şantaj yapıldı. Levin koruma talebi cevapsız kaldı. Devlet hukukun üstünlüğünden feragat etti ve fabrikayı mafyanın yağmasına bıraktı. Fedulev 14 Şubat 2000de, Lobva fabrikası kreditörlerini bir araya getiren bir komite oluşturmaya karar verdi. Hiçbir yasal yetkisi olmamasına karşın bunu kişisel davet yoluyla gerçekleştirdi. Amacı fabrikanın mevcut yönetimini görevden uzaklaştırmak ve yerine kendi denetimi altında bir yönetim getirmekti. Fedulev beş büyük kreditörden sadece ikisine kendi isteklerini kabul ettirebildi. Daha sonra üçüncü bir kreditörden edinilmiş gibi görünen sahte bir vekaletname ortaya çıktı, bu şekilde yeter sayıya ulaşılmış oldu. Bu komite Fedulevin ihtiyaç duyduğu karar önergesini kabul etti; buna göre kreditörler toplantısı Lobvada değil, Yekaterinburgda yapılmalıydı. Hiç kimse toplantının neden orada yapılması gerektiğini sormadı. Gerçek kreditörlerin bazılarının çıkagelmeleri halinde durdurulmaları gerekiyordu ve bu da büronun etrafı kordon altına alınarak kolaylıkla yapılabilirdi. Toplantı günü yaklaşırken Rudenko, uçakla Moskovadan geldi. Rudenkonun ve Fedulevin toplantıdan önce çözmeleri gereken esas sorun, Lev konusunda nasıl davranmaları gerektiğiydi. 17 Şubatta, toplantının başlamasından yirmi dört saat önce Fedulev iki adamım UBOPye gönderdi. Bu kişiler, uzun yıllar boyunca Fedulevin ortaklarından birinin öldürülmesiyle ilgili, dostlar alışverişte görsün babında yürütülen bir soruşturmada kiralık katil zanlıları olarak sorgulanmak üzere UBOPye pek çok kez gitmiş olan Pilşçikov ve Naymuşindi. Ne var ki bu kez Pilşçikov ve Naymuşin, UBOPye Levin kendilerini 10 bin dolar dolandırdığını iddia eden yazılı bir ihbarda bulundular. Lev aleyhine , Rus hukuk sisteminde hiç görülmemiş bir hızla, bir saat içinde, doğal olarak hiçbir ön soruşturma, tutanaklı görüşme yapılmadan ya da bilgilerin doğruluğu kontrol edilmeden ceza davası açıldı. Aynı sırada bir polis arabası Lobvanın cadde ve sokaklarını dolanıyor, Müdür Levin tutuklanmamak için kaçtığını ve bundan böyle kendisinin fabrikanın müdürü olarak sayılamayacağını belirten el ilanları dağıtıyordu. Derken, Fedulevin bürosunda düzenlenecek olan kreditörler toplantısının yapılacağı gün geldi. Her şey kuralına uygun biçimde, kayıt işlemleriyle başladı. Giriş, koridorlar ve bürolar, üniformalı, ellerinde makineli tüfekler bulunan polislerin, UBOPten çocukların kontrolü altındaydı. Görünüşe göre hiçbir şey Fedulevin stratejisini raydan çıkaramayacaktı. Fakat daha sonra beklenmedik bir şey oldu. Fabrikanın çalışanları adına toplantıda bulunma hakkına sahip olan, fabrika sendika komitesi temsilcisi Galina lvanova, birdenbire çantasından bir avukat vekaletnamesi çıkarıverdi. Bu, ana kreditörden gelen çok önemli bir vekaletnameydi; Lev kaçak konumundayken bunu organize etmeye zaman bulmuştu. Vekaletname oyların yüzde 34ünü temsil ediyordu, böylelikle lvanovanın oyu sonucu belirleyecekti. Fedulev emir verdi ve lvanova UBOPye götürüldü. Bu işlem, sivil kıyafetli, salonun içinde kalabalığa karışmış olan UBOP görevlileri tarafından gerçekleştirildi. İvanova, UBOPde tam olarak üç saat yirmi dakika süreyle, Fedulev telefon edip de kayıt işlemlerinin tamamlandığını söyleyinceye kadar tutuldu. Aleksander Naudjus, Vasiliy Levin yardımcısıydı. Naudjus, FGBye verdiği resmi ifadede, toplantıyı izleyen gecede yaşanan olayları şöyle anlattı: Fabrikaya saat 22:30 sularında geldim. Saat 1:30 gibi uykuya daldım. Saat 4:30da uyandırıldım . Fabrika idare bürolarının kapısıyla pencerelerdeki ızgaralar kırılmıştı . Etrafta çok sayıda silahlı insan ve 30 kadar otomobille otobüs vardı. Bizim, fabrikanın güvenlik görevlilerinin ellerini havaya kaldırmış olarak durdukları idare bürolarına girmemize izin verildi. Ellerinde makineli tüfekler olan ve polis üniformalı insanlar tarafından gözetim altında tutuluyorlardı. Bir UBOP teğmeni olan Oleşkeviç masada oturuyordu . Ben Ticaret Müdürünün bürosuna gittim. Orada da Fedulev oturuyordu . Ona, "Bu işgali neye dayanarak yapıyorsunuz? " diye sordum. Bana kreditörler toplantısının tutanakları ile yeni müdürle yapılmış olan iş sözleşmesi gösterildi. lş sözleşmesi sahteydi. Bu şekilde, Fedulevin ve eyalet UBOPsinin Lobva Hidrolitik Fabrikasını yasadışı bir yolla ele geçirmeye yönelik olarak yürüttükleri ortak operasyon başarıyla sonuçlanmıştı. Yasalar bariz biçimde çiğnendi ve kamu görevlileri tarafından ultra vires [yetkileri dışında yer alan ] işlemler yapıldı. 2004 yılında geriye doğru bakalım ve şu soruyu soralım: Putinin hukukun diktatörlüğünün kurulduğunu ilan edişinin dördüncü yılında bugüne kadar kimden yaptıklarının hesabı soruldu? Hiç kimseden. En azından şu ana kadar. Bugün Lobva fabrikası içler acısı bir halde. Fedulev fabrikanın posasını çıkardı ve yoluna devam etti. Böyle olacağı belliydi. 2000 yılında Lobvayı yeniden ele geçirdiğinde ve bunu izleyen aylarda kucak kucak nakit para kazandığında onu durduracak kimse yoktu . Bu sırada Fedulev maden piyasasına yönelmişti bile. Mönüsünde yer alan ilk parça Kaçkanardı. KAÇKANAR Uluslararası üne sahip olan Kaçkanar Maden Cevheri Zenginleştirme Kompleksi, Rusyanın ulusal varlıklarından biridir. Bu kompleks dünya üzerindeki ferro-vanadyum maden cevheri çıkaran çok az sayıdaki işletmeden biridir. Kompleks, yaptığı üretimle maden eritme ocaklarında ergitme işlemi için temel bir girdi sağlamaktadır. Bu olmadan, en azından bizim ülkemizde, demiryolu ağı için tek bir ray bile üretmek mümkün olmazdı. l990ların ortalarında, birçok önemli Rus işletmesi gibi Kaçkanar MCZK de, kuruluşu mali açıdan sıkıntı içine düşüren bir dizi özelleştirme önlemine maruz kaldı. Durum özellikle 1997- 1998 yıllarında çok kötüleşti. İşte bu noktada Fedulev şirketin yönetim kurulunun başkanı oldu ve her zaman yaptığı gibi şirketin içini boşaltmak amacıyla kendi küçük pazarlama şirketleriyle kuşattı. Fedulev 1998 yılının sonlarına doğru, Kaçkanarı iflas etme noktasına gelmişken satın aldı; şirketin yeniden canlanması ancak Yılın Urallar Girişimcisinin tutuklanmasıyla -çünkü bu durumda diğer ortaklar aktif rol oynayabilirlerdi- mümkün olabildi. Diğer ortaklar Calal Haydarovun yönetiminde bilgili bir yöneticiler ekibini işe aldılar ve çok sayıda yatırımcı sahneye çıktı. 1999 yılında şirket tepeden tırnağa bir dönüşüm geçirmişti. Üretim kapasite düzeyine çıkmış, net varlık değeri yükselmiş, işçilere ücretleri yeniden ödenmeye başlanmıştı. Kaçkanarın durumu Lobvanınkiyle aynıydı. Kasaba fabrikanın etrafında büyümüştü ve 10 bin insan, neredeyse çalışan nüfusun neredeyse tamamı orada istihdam ediliyordu. Yaşanan toparlanmanın sonuçlan gözle görülebiliyordu: şirketin hisseleri borsada gözde kağıtlardan biri haline gelmişti. Yeltsin ve Putinin olduğu gibi Rusyadaki hemen her eyalet valisinin de maiyetinde aynı türden kişiler bulunuyor: bir halef, kurnaz ve sadık birileri, şefin siyasal arenadan emekli olmasının ardından mali refahının ve bireysel güvenliğinin güvence altına alınabilmesi için arkasını koruyacak birilerine ihtiyaç duyulduğundan patronunun bariz mirasçısı olduğu ilan edilmiş biri. Yekaterinburg Valisi Eduard Rossel için bu kişi, Urallar Bakır Kralı, Sverdlovsk Eyaleti bakır ergitme fabrikalarını yöneten Andrey Kozitsyindi. Bir sonraki valilik seçimleri yaklaşırken, Yekaterinburg Bakırcı Kozitsyinin demir sektörüne doğru genişlemeye başladığını gördü -Rosselın himayesi altında kuşkusuz. Rossel sonsuza kadar vali olarak kalmayacağından, yeni seçim yaklaşırken, Urallar sanayisinin en yağlı parçalarını tek bir elde -Kozitsyinin ellerindetoplamak amacıyla gerekli adımları atmaya başladı. Hatırlayacağınız üzere, Fedulev hapisten bırakıldıktan sonra Yekaterinburgda ilk ziyaretlerinden birini vali Rossele yaptı. Ne konuştuklarını tam olarak bilemiyoruz, ancak görüşmenin hemen ardından Fedulev, iki şirketteki, Kaçkanar MCZK ve Nizhiıiy Tagil Metalürji Kompleksindeki bütün hisselerini Kozitsyin tarafından yönetilen bir vakfa devretti. Eldeki tüm bulgular bunun Fedulevle vali arasında doğrudan bir anlaşma yapıldığını gösteriyor. Fedulev kendisine eyalette istediğini yapma hakkını satın aldı ve Kozitsyin de Kaçkanara yerleşti. Şunu belirtmek gerekir ki, o sırada Fedulev, Kaçkanar Kompleksinin hisselerinin sadece yüzde 19una sahipti ve göreceğimiz gibi bu bile biraz şüpheliydi. Kozitsyine transfer edilen hisseler şirketin denetimini ele geçirmeye yeterli değildi; bu, şirketin başına kendi seçtikleri bir müdürü tepeden atamalarının kolay olmayacağı anlamına gelmekteydi. Her şartta Haydarovun başında bulunduğu yöneticiler yeni bir Fedulev-Kozitsyin işgaline karşı çıktılar. Hisselerin yüzde 70ini elinde tutan ortaklar da onların arkasındaydılar. Ne yapılmalıydı? Gaspçılar amaçlarına ulaşabilmek için zor kullandılar. 29 Ocak 2000 tarihinde Kaçkanar Kompleksine silahlı adamlarca el kondu. Silahlar atıldı, sahte belgeler kullanıldı ve polis güçleri bu kargaşada aktif olarak yer aldılar. Aslında olanlar Lobva Hidrolitik Fabrikasında kullanılan senaryonun bir tekrarıydı. Aynı zamanda, tıpkı Lobvada olduğu gibi, vali Rossel aktif karışmama tavrı aldı. 29 Ocak gününün şafağında komplekse yeni bir müdür -Andrey Kozitsyin- atandı ve Pavel Fedulev şirket yönetiminin boş bürolarında yeni mal sahibi olarak dolaştı. Plus la change. {Bir Fransız atasözü, Değişim ne kadar görünür haldeyse aslında her şey o kadar aynı kalır anlamında} Yine de bu guguk kuşlarının iktidarının sadece, onları kolayca devirebilecek olan ilk hissedarlar toplantısına kadar süreceği açıktı. llkin bir hissedarlar toplantısının yapılmasına izin vermemeye ve ikinci olarak da, hissedarları sahip oldukları güçten mahrum etmek için şirketi en kısa zamanda iflas ettirmeye karar verdiler. Rusyada geçerli yasalara göre , bir şirketin ödeme güçlüğüne düştüğü ilan edilirse ortaklar oy kullanma hakkı olmayan mal sahipleri haline geliyorlardı. Fedulev ve Kozitsyin, toplantının yapılmasını devletimiz tarafından Çeçenistanda başarıyla uygulanmış olan bir yöntemle engellediler. Kasabaya bütün giriş ve çıkışları engellediler. Görevinden alınmış olan yöneticilerin eşliğinde komplekse doğru giden hissedarlar polis kontrol noktalarında durduruldular. Bu nasıl mümkün olabildi? Çok basit! Kaçkanar Belediye Başkan Suhomlin , Kaçkanara başka şehirlerden yurttaşların girmesini yasaklayan 14 sayılı Acil Durum Yönergesini yayınladı. Bütün hissedarlar ve yöneticiler komplekse Kaçkanar dışındaki şehirlerden geliyorlardı. Elbette bu gülünç bir durum, bir fars, ancak gerçek hayatta yaşanan bir fars. Dolayısıyla, hissedarlar toplantısı yapılmadı ve suç ortakları planlarının ikinci bölümünü uygulamaya koydular: Buna göre Kaçkanar MCZKsi suni olarak iflasa sürüklenecekti. Kompleks faaliyetini başarılı biçimde sürdürürken bu nasıl ayarlanabilirdi? Kozitsyin, Moskova lş Dünyası Bankasından kompleksin varlıklarını teminat göstererek 15 milyon dolar kredi aldı. Krediyi alma konusunda bir sıkıntı yaşamadı, çünkü Kaçkanar fabrikasını ele geçirmeyi kim istemezdi? Krediyi temin eden Kozitsyin şirket adına bono çıkarmaya başladı. Bu yolla elde edilen para komplekse değil, Kozitsyinin diğer işlerine, o da Sverdlovsk eyaletinde bulunan Svyatogora, güya ortak bir işletme yaratmak amacıyla yatırıldı. Kozitsyin için bir sonraki adım, görünüşte Kaçkanar bonolarını Svyatogora transfer etmekti. Neden güya ve neden görünüşte? Pekala, çünkü gerçekte bu işlemlerin hiçbiri yapılmadı. Yapılan bütün transferler sanaldı ve kompleksin çıkardığı bonoların hepsi küçük paravan bir şirketin elinde toplandı. Bu şirket Yekaterinburgdaki, daha sonrasında gösterilen bütün çabalara karşın izi sürülemeyen bir kadına aitmiş gibi görünen mütevazı bir apartman dairesi adresinde kayıtlıydı ve bu sanal kadın anında dünyadaki en güçlü ferro-vanadyum üreticisinin ana kreditörü haline geldi. Peki, bu nasıl oldu? Bu göstermelik şirket, kompleksin bonolarını nominal değerinin yüzde 40ına satın aldı ve hemen ardından bunları yüzde 100 değeri üzerinden geri ödenmeleri için kuruluşa sundu. Ardından, kendi bonolarını nominal değerinin yüzde 100ü üzerinden geri satın alamadığı için kuruluşun iflasını istedi. Bu yolla hayalet kadın kreditörler toplantısında oyların yüzde 90nına sahip oldu . Bu sahtekarlık tam bir yüzsüzlükle, eyalet hükümetinin gözleri önünde gerçekleştirildi. Tam bir yüzsüzlükle, sahte bir kreditör yaratıldı. Tam bir yüzsüzlükle , kuruluş suni olarak borca sokuldu. Tam bir yüzsüzlükle, kendilerini sahip oldukları varlıklar üzerinde hiçbir hakları olmayan bir halde veya yatırımlarına yeniden para sağlayamaz durumda bulan kuruluşun gerçek sahiplerinden milyonlarca dolar çalındı. Tüm bunlar olurken, sendika komitesi başkanı Galina lvanovanın yol açtığı türden sıkıntı veren yeni bir müdahaleden kaçınabilmek için, eyalet UBOPsince Kaçkanara yirmi dört saat süreyle görev yapan nöbetçiler yerleştirildi. Bu nöbetçiler Lobva fabrikasının gasp edilmesinde de görev almış olan aynı kişilerdi. Bir hırsızı hiç kimse durdurmazsa, hırsız gittikçe arsızlaşır. Bu bizi yeniden Uralhimmaşa geri götürüyor. Tıpkı Lobvayı Kaçkanarın izlemiş olması gibi Kaçkanarı da Uralhimmaş izledi. 2000 yılının Eylül ayında bu kuruluş da, aynı senaryonun sahneye konmasının ardından silah zoruyla gasp edildi. 2001 yılında kuruluşun ortakları, yine yetkililerin tam manasıyla göz yummasıyla ve suç ortaklığıyla, suni iflasa başvurularak saf dışı edildiler. Putinin ilan etmiş olduğu yönetilen demokrasi yürüyüşünü sürdürüyordu. Belki de bu, sadece, polisi, ahlaken çürümüş bir bürokrasiyi ve ahlaken çürümüş bir yargıyı cebine koymuş olan mafya birliklerinin yönetimindeki bir kovboy kapitalizmidir. URALLARDAKİ YARGI, DÜNYA ÜZERİNDEKİ EN KOKUŞMUŞ YARGIDIR Uralhimmaşın gasp edilmesini izleyen gecede hem Fedulevin hem de azledilmiş olan müdürün taraftarlarının birbirlerine, ellerindeki birbiriyle taban tabana zıt bir dizi mahkeme kararını saldıklarını hatırlayalım. Bu belgeler sahte değillerdi. Uralhimmaş, Kaçkanar OEC ve Lobva fabrikasıyla ilgili belgelere bakmaya başlar başlamaz, tüm bu silahlı istilaların Sverdlovsk eyaleti mahkemelerince onaylandığını görüyoruz. Belirli yargıçlar hep bir tarafı tutarken, diğer yargıçların hep diğerlerinin tarafında yer aldıklarını fark ediyoruz. Sanki yasalar hiç yokmuş gibi, sanki ortada anayasa yokmuş gibi. Urallardaki mafya örgütleri egemenlik alanlarını genişletmek amacıyla birbirlerini yerlerken, yargı içinde de bir iç savaş yaşanıyordu. Mahkemeler bir tarafın ya da ötekinin lehine verilmiş kararların gözü kapalı onaylanıp mühürlenmesi için kullanıldılar ve aynı şekilde kullanılmaya devam ediliyorlar. lşte, Rusya Yargıtayı başkanı Vyaçelav Lebedeve, Yekaterinburg Ekim Bölge Mahkemesinin eski başkanı, Rusya Federasyonu Onur Ödülü sahibi 1. Kadnikov ve Yekaterinburg Lenin Bölge Mahkemesi eski başkanı V. Nikitin tarafından gönderilmiş bir mektuptan bir pasaj : Yıllardır Urallarda yargıçlar kurulunun oluşturulması ve eğitilmesinde doğrudan rol oynayan kişi olan Ovçaruk [ lvan Ovçaruk, Sovyetler zamanından bugüne kadar Sverdlovsk Eyalet Mahkemesi başkanlığı görevini yürütüyor] yargıçlan kişisel olarak belirliyor ve her atama için yapılan seçimi kontrolü altında tutuyor. Onun kişisel onayı olmadan tek bir aday bile yargıçlar kuruluna atanamaz ve hiçbirimiz bu yargıcın görev süresini uzatamayız. Onun şahsen beğenmediği her yargıcın posası çıkanlır ve kendisine rahat verilmez. İşlerini bırakmak zorunda bırakılırlar ve insanlar, yargıçlar kuruluna genellikle nitelikleri ve deneyimleri sayesinde değil, bir ölçüde zayıf ve bu yüzden manipüle edilebilir olduklan için seçilirler. Şu anda, uzun yıllar boyunca görev yapmış ve çok geniş deneyime sahip, yüksek ahlaki ilkeler, bağımsızlık ve cesaret gibi önemli niteliklere sahip çok sayıda yüksek nitelikli yargıç, yargıçlık görevinin dışına itilmiş durumdadır. Bunun tek sebebi şudur; eğer ahlaken çürümemiş biriyseniz, normal olarak Ovçaruk yönetimi altında çalışmanız mümkün değildir. Ovçarukun düşüncesine göre iyi bir yargıcın özellikleri nelerdir? Kısa süre öncesine kadar Yekaterinburg Verh-lsetsk Bölge Mahkemesi başkanlığı yapmakta olan Anatoliy Krizskiy, Ovçaruka göre sadece iyi değil, ayrıca mesleğinin en iyisi olan bir yargıçtı. Uzun yıllar boyunca lvan Ovçarukun çıkarlarına sadakatle bekçilik etmiş olan kişi Krizskiyden başkası değildi. Bu bekçilik işi neleri içeriyordu? Verh-lsetsk mahkemesi Yekaterinburgdaki en tuhaf mahkemedir. Yekaterinburg hapishanesi mahkemeyle aynı yerdedir ve bu , yasaya göre, bu hapishanede kalmakta olan mahkumların yasal kısıtlılık koşullarında yapılacak değişikliklerle ilgili tüm davalara bu mahkemenin baktığı anlamına gelir. Yekaterinburgda herkes yasal kısıtlılık koşullarını değiştiren mahkeme kararlarını etkileyen ana etkenin suçun doğası, bir insanın gerçekten ne yapmış olduğu , dolayısıyla toplum açısından bir tehlike oluşturmaya devam edip etmediği değil, son derece basit biçimde para olduğunu bilir. Güçlü bir. suç örgütünde yer alan bir dolandırıcı, hapishanede diğer suçlulara kıyasla genellikle daha kısa bir süre kalacaktır. Meslektaşları çok geçmeden parayı bastırıp onu hapishaneden kurtarırlar. Bu sistem, bazı bölge mahkemelerinin refah içinde olmaları sonucunu doğurdu. Genel olarak Rusya bölge mahkemeleri bir kilise faresi kadar yoksuldurlar. Bu mahkemeler kronik kaynak, hatta kağıt sıkıntısı içindedirler; avukatlar kullanacakları kağıdı yanlarında getirirler. Yargıçların maaşları geçimlerini güç bela karşılamaya yetecek düzeydedir. Ne var ki Verh-Isetsk mahkemesindeki tablo bundan bütünüyle farklıdır. Mahkeme binasının etrafı binlerce dolar değerindeki cipler, Mercedesler ve Fordlarla çevrilidir. Sabahlan bu arabalardan inenler, maaşları birkaç bin rubleden ibaret olan dar gelirli bölge yargıçlarıdır. En göz alıcı otomobillerden biri, her zaman için Anatoly Krizskiye aittir. Krizskiy, Pavel Fedulevle yakın ilişki içinde olan biri. Krizskiy, uzun yıllar boyunca Fedulevin şu ya da bu sıfatla boy göstermiş olduğu davalara bizzat başkanlık etti. Krizskiy hiçbir zaman kaçamak yollara başvurmadı ya da kırtasiyeciliğin ağlarına takılmadı. Fedulevin karıştığı davaları her zaman hızlandırılmış işleme sistemiyle ele aldı; hiçbir şeyin, ne mahkemeye tanık çağırmanın gerekli oluşunun ne de verdiği kararın yasalara uygun olup olmadığı sorusunun hızını kesmesine izin verdi. Örneğin, eğer Fedulev, Krizskiyden belirli hisselerin kendisine ait olduğunu hukuki olarak onaylanmasını istemişse, Krizskiy bu tür davalarda gerekli delilin bulunması zahmetine girmezdi. Sadece, "Bu hisseler Feduleve aittir," diye ilan etmekle yetinirdi: Koltuğunun altına bu türden mahkeme kararlarını koyan Fedulev, silahlı işgalin ardından Uralhimmaşda boy göstermişti. Başka bir ilginç ayrıntı, Krizskiyin mahkeme kararlarını, bazen hizmeti ayağa götürerek, rahat bir ortamda, müşterinin işyerinde almasıydı. Krizskiy kararlarını Fedulevin verdiği emirler doğrultusunda, yasanın özellikle gerektirdiği şekilde mahkeme salonunda değil, Fedulevin bürosunda kayda geçerdi. Kimi zaman kararı veren kişi Krizskiy dahi olmazdı; Fedulevin avukatı kendi el yazısıyla kararı yazar ve Krizskiye sadece kararın altına imzasını atmak kalırdı. Fedulev, 1998 yılının sonbaharında genel savcılık makamıyla Moskovada bulunan bir şirketi dolandırmakla ilgili olarak sorunlar yaşayınca, Fedulevin avukatına eşlik ederek, ona karşı yürütülmekte olan cezai işlemlerin düşürülmesi gerektiğini kanıtlamaya çalışmak üzere genel savcı Yuriy Skuratovu görmek amacıyla Moskovaya uçan kişi Krizskiydi. Krizskiyyle gençlik yıllarından itibaren dostane bir ilişkisi olan Skuratov onu bizzat karşıladı ve hiç kimsenin nasıl olduğunu bilmemesine karşın dava kapatıldı. Fedulevin kansı, Yekaterinburga geri dönünce Krizskiyle buluştu. Kadın, Krizskiye girdiği zahmet için müteşekkir olduğunu saklamadı; tabii hemen ardından Krizskiy de durumdan ne kadar memnun olduğunu saklamayacaktı; birkaç gün sonra kendisine yeni bir Ford Explorer satın aldı. Batılı okuyucuya bu nokta o kadar önemli görünmeyebilir. Bir mahkemenin başkanı bir dilenci değildir, dolayısıyla bu kişinin bu türden bir otomobil satın almasında şaşırtıcı bir yan bulunmamaktadır. Rusya da bir bölge mahkemesinin başkanının böyle bir otomobil satın alabilmesi şu iki şeyden biri anlamına gelir: ya kendisine çok kısa süre önce (bizim standartlarımızla) büyük bir miras kalmıştır, ya da bu kişi rüşvet yemektedir. Üçüncü bir açıklama söz konusu dahi olamaz. Rusyada bir Ford Explorer ancak başarılı bir işadamının satın alabileceği bir şeydir ve Rus yasaları bir mahkemenin başkanına ticaret yapmayı yasaklamaktadır. Bir Ford Explorerın fiyatı, bir hakimin 20 yıllık maaşına eşittir. Bu , Krizskiyin mucizevi talihinin sonu da değildi. Ford Explorerın ortaya çıkmasının üzerinden ancak bir ay kadar geçmişti ki, Fedulevin başı genel savcılık makamıyla yeniden derde girdi. Krizskiy, Skuratovla görüşmek üzere yola çıktı. Ancak bu kez Moskovaya değil, genel savcının tatilde olduğu Karadeniz kıyısındaki Soçiye uçtu . Fedulevin başının üzerinde toplanan kara bulutlar bir kez daha dağıtıldı. Krizskiy, Yekaterinburg halkı arasında zaten şok dalgaları yaratmış olan Ford Explorerını değiştirerek, yerine Yeni Rusyanın en önemli statü sembolü olan bir Mercedes 600 aldı. Krizskiynin yaş günü partileri Yekaterinburgda dillere destandı; bu çılgınca tüketim bayramları devrim öncesinde tüccarların tıka basa yiyip içtikleri isim-günü* kutlamalarıyla aşık atacak düzeydeydi. Bu zamanlarda mahkeme tatil edilir ve başkanın talimatıyla kapılar kilitlenirdi. Krizskiy şehrin merkezinde bir restoranı kapatır, sağa sola para saçardı ve votka su gibi akardı. Yekaterinburgdaki her bürokrat, neredeyse tamamı yoksulluğun pençesine düşmüş olan Yekaterinburg halkının şaşkın bakışları altında dizginlerini kopardı. Orada içip dans edenler bir yargıcın sadece yazılı olmayan genel ahlak kurallarına göre değil, fakat aynı zamanda yazılı hukuka göre de bu biçimde davranmayacağı konusunda acaba ne düşünüyorlardı? Rusya Federasyonunda Yargıçların Konumu üzerine yasa, yargıçların sadece mesai saatlerinde değil, görevleri dışında da ölçülü davranmalarını gerektirir. Yargıçların itibarlarını olumsuz şekilde etkileyecek her türlü kişisel ilişkiden kaçınmaları ve yargı erkinin en yüksek düzeyde saygınlığını korumak adına her zaman en büyük dikkati göstermeleri zorunludur. Bu durumda, eyalet mahkemesi başkam lvan Ovçarukun gözdesi olan Krizskiyin, Fedulev ve onun gibilerle ilişkiler kurmuş olmasına nasıl bir anlam vereceğiz? Neler olup bitiyor? Her toplantıda Ovçaruk, Krizskiyin Urallardaki en iyi savcılardan biri olduğunu niye vurgulayıp duruyor? Gerçek şudur ki, bugün Rusyada yaşamakta olan bizlerin tamamına yakınımız Sovyetler ülkesinde dünyaya geldik ve az ya da çok Sovyet davranış kurallarına uygun olarak yaşadık. Ovçaruk, eski Sovyet düşünüş tarzı sahip biri ve ona uygun olarak davranıyor. Başka bir deyişle, o tipik bir inatla tutuculuğunu sürdüren, adalet dünyasının Sovyet patronudur. O ömrü boyunca, hiçbir koşulda üstleriyle tartışmamak üzere eğitildi. Sadece kendisine söyleneni yaptı, üstlerinin emirlerini yerine getirdi, hatta üstlerinin hangi yöne doğru hareket ettiğine bakarak onların ruh halini kestirmeye çalıştı. Bu bir gazetecinin abartması değildir. Bu , Sovyet kul köleliğinin olduğu haliyle tanımlanmasıdır. Ovçaruk bizim geçmişimizden miras aldığımız bir figürdür; hayatı boyunca üstlerinin, ne kadar kanunsuz ya da aptalca olursa olsun, hiçbir düşüncesine karşı çıkmadığı için kariyer basamaklarında bu derece yükselebilmiş bir adam. Yeni zamanlar ve onlarla birlikte demokrasi ve kapitalizm gelince, görgü tanıklarının anlattıklarına göre, Ovçaruk bir süreliğine paniğe kapıldı. Şimdi kime hizmet edecekti? Yaşadığı kafa karışıklığı kısa sürede ortadan kalktı. Kendini kime tabi kılmanın en karlısı olduğunun, kimin yeni güçleri temsil ettiğinin kokusunu almaya alışkın özel Sovyet içgüdüsü, kısa sürede Ovçarukun imdadına yetişti. Ovarçuk kendisine iki yeni çar seçti. Bunlardan ilki, yeni oluşmakta olan iş dünyasıydı, sermaye birikimi yapanlardı. ikincisi, insanlar ne kadar yakınırlarsa yakınsınlar, her zamanki kadar monolitik ve granit kaya gibi sağlam kalan devlet memurları bürokrasisiydi. Ovçarukun gözünde devlet memurları bürokrasisini Vali Rossel temsil ediyordu. Yekaterinburgda bu ikiz çarlar sıkı bir dostlukla birleşince ve eski Uralmaşın yanı sıra ortaya yeni bir mafya çıkınca, Ovçaruk daha fazla tereddüt etmedi: Rossel ve Feduleve hizmet etmeye başladı. Yekaterinburg, Verh-lsetsk Bölge Mahkemesinin başkanı olarak Krizskiyden ancak 2001 yılının sonunda kurtulabildi. Bu epeyce pis bir işti ve sonuç pek de tatmin edici olmadı. Eyalet FGB müdürlüğü Krizskiyin Urallarda Fedulevin yasadışı işlerine yardımcı olduğunu uzun yıllardır biliyordu, ancak Krizskiyi suçüstü yakalamayı başaramamışlardı. En sonunda gizli (ve yasadışı) biçimde, yirmi dört saat süreyle işleyen bir izleme sistemi kuruldu ve Verh-lsetsk mahkemesi başkanı çocuklarla cinsel ilişki kurarken yakalandı. FGB, elindeki kanıtı Krizskiyin kendisine, patronu Ovçaruka ve Rossele gösterdi. Sonuçta ne mi oldu? Krizskiy onurlu biçimde istifa etti. Bir skandal yaşanmadı. Krizskiyin adli statüsü elinden alınmadı. Daha sonrasında da Krizskiy, Yekaterinburg Belediye Başkanının hukuk danışmanı olarak yeniden işe alındı. lşte hepsi o kadar. Bu arada, bağımsız bir yargının bütünüyle yasadışı yeraltı dünyasının uşağı haline getirilişinin parçası olmak istemeyen yargıçların başına neler geldi dersiniz? . Son yıllarda Yekaterinburgda yargıçların birçoğu denetlenmesi zor kişiler olarak adlandırılır oldular. Ortaya çıkan suç örgütlerine hizmet etmeyi kabullenmeyen onlarca yargıç, yargıçlar kurulundan çıkarılmakla kalmadılar, hakarete ve taciz yağmuruna tutuldular. Olga Vasilyeva on bir yıl boyunca adil kararlar alan bir yargıç olarak görev yaptı. Dışardan bakıldığında sakin, sade bir insan, ilkeleri gereği Fedulevin oynadığı oyunlar için ihtiyaç duyduğu mahkeme talimatları ve kararlarını onaylamayı reddeden türde bir yargıçtı. Vasilyeva bu tür şeyler yapmayı açıkça reddetti. Üstelik Vasilyeva, doğrudan üstü olan Krizskiyyle aynı Verh-lsetsk Bölge Mahkemesinde görev yapıyordu; bazen hayatını ve ailesini hedef alan tehditler dahil olmak üzere muazzam bir baskıya maruz kalmaktaydı. Fakat Vasilyeva bu baskılara boyun eğmedi, bir kez bile olsun teslim olmadı ve sadece Fedulevi değil, kendisinden bir yargı zaptı üzerinde değişiklik yaparak şu ya da bu suçlunun serbest bırakılmasını sağlayacak talimatlar vermesini istediği zamanlarda Krizskiyi bile geri çevirdi. Vasilyeva, eyalet mahkemesi başkanı aleyhine bir ilamı kabul edince bir kaşık suda fırtına kopartıldı. Krizskiy, bir teamül oluşturması için Vasilyevanın ilamı reddetmesi gerektiği konusunda ısrar etti. Davacılar, Ovçarukun makul olmayan biçimde adli işlemler konusunda oyaladığı, Vali Rosselin idaresinde çalışan yüksek düzeyli görevlilerin çıkarlarına karşı olduğu için mahkemeye yaptikları başvuruyu kasıtlı olarak ele almadığı Yekaterinburglu kişilerdi. Mafyanın ökçeleri altında kalmış bir şehir olan Yekaterinburgda herkes bu tür konularda çizgi dışına çıkmanın sadece bir kavgayla değil, silahlı saldırıya uğramakla da sonuçlanacağı bilir, bu yüzden bu türden bir ilamı kabul etmek devrimci bir gelişmedir. Bu gerçekten de inanılmaz bir durumdu. Diğer bölge mahkemeleri, başlarına büyük bir dert almamak için, yasa onlara böyle bir hak vermese de bu türden ilamları kayıt defterine geçirmeyi bile reddederlerdi. Sistem, Olga Vasilyevadan yasalara uygun olarak davrandığı için zalimce intikam aldı. Vasilyeva sadece işinden atılmakla kalmadı, sonu gelmeyen bir karalama kampanyasına maruz bırakıldı. Kendisini yargıçlar kurulundan ihraç etmek için bir dilekçe arz edilir edilmez sicil dosyasına çeşitli şikayetler eklendi. Bu şikayetler Vasilyevanm hapishaneden salıvermeyi reddettiği Krizskiyin suç dünyasından hamilerince yapılmıştı. Şikayet dilekçeleri hapishanedeki bu kişilerce, ancak Krizskiyin hapishaneye şahsen getirmesi durumunda elde edebilecekleri resmi mahkeme formları üzerine yazılmışlardı. Vasilyeva, bunların hepsinin sahte suçlamalar olduğunu, kendisinin bir emir eri değil yargıç olduğunu kanıtlamak üzere resmi kurumlar arasında mekik dokumaya başladı. Rusya Yargıtayının Vasilyevayı görevine iade etmesi bir yılı aldı, ancak o zaman bile açmış olduğu davalar henüz sonuçlanmamıştı. Yargıtay Moskovadaydı, ancak Vasilyeva, tamamen yalnız başına olduğu Yekaterinburgda çalışıyordu. Vasilyeva geri döner dönmez Yargıtay kararını Krizskiye elden teslim ettiyse de Krizskiy onun görevinin başına dönmesine izin vermeyi reddetti ve Vasilyevanm aleyhine Rus Yargıçlar Kuruluna bağlı bir kurum olan Eyalet Yargıçları Adalet Akademisine hitaben resmi bir takrir kaleme aldı. Krizskiy, bu takrirde, geleneksel olarak mahkumlar için kullanılan bir ifadeye başvurarak, Vasilyevanm görevine iade edilmiş olmasına karşın yola gelmez biri olduğunu belirtiyordu. Rusyada yargıçların mevkiinin belirli aralıklarla yeniden onaylanması, fiilen yeniden atanmaları gerekir ve bu nedenle yargıçlar kendi cumhuriyetleri ya da eyaletlerindeki Adalet Akademisinin vereceği tavsiyeye ihtiyaç duyarlar. Bu da uygulamada Akademi rektörünün emriyle yargıçların otomatikman yeniden atanmalarına yol açmaktadır. Ne var ki bu kez Ovçaruk, Krizskiyin suçlamalarına arka çıktı ve Adalet Akademisi, Vasilyevanm yargıç olarak yeniden atanmasını bundan böyle tavsiye etmemeye kesin olarak karar verdi. Söylemeye gerek yok ki, bu Miki Fare Adalet Akademisinde yer alan hiç kimse gerçeklerden yana tavır koymaya kalkışmadı. Bu suçlamalar Yargıtayın temelsiz oldukları gerekçesiyle reddettiği mahkum ifadelerinin tamamen aynısıydı. Olga Vasilyeva cesur ve ilkeli bir kadındı. Doğal olarak bir kez daha Yargıtaya başvurup, adalet aramayı sürdürdü. Vasilyevanm hayatının birkaç yılı bu yorucu, tüketici kampanyayı yürütmekle geçti ve bu sırada devlet adına çalışmaktan alıkonmuş oldu. Çoğunluğun Olga Vasilyevanın gittiği yoldan gitmesini bekleyebilir miyiz? Bana hiçbir koşulda isimlerini yayınlamamam konusunda yalvaran çok sayıda Yekaterinburg yargıcı şunları söylediler: "Bizim açımızdan Vasilievanm yaptığını yapmaktansa, Ovçarukun istediği kararları gözü kapalı onaylamak çok daha kolay." Sonra da meslektaşlarının başına neler geldiğiyle ilgili çok sayıda üzücü öykü anlattılar. Başka bir Yekaterinburg yargıcı olan Alexander Dovgiyinin öyküsü bunlardan biriydi. Dovgiyinin suçu Vasilyevanınkiyle aynıydı. Dovgiyi bir seferinde Krizskiyin hamilerinden birinin hapishaneden salıvermesi talebini yerine getirmedi. Yargıç birkaç gün sonra sokakta demir çubuklarla vahşice dövüldü. Polis genellikle yargıçlara yapılan saldırıları çok detaylı biçimde soruşturmasına karşın, bu defa saldırganları aramayı bile reddetti. Dovgiyi uzun süre hastanede kaldı, sakat bir halde hastaneden çıktı ve şimdi görevinin başına dönmüş olmasına karşın sadece boşanma davalarına bakıyor. Kendisine başka türden bir dava verilmemesini istiyor. lşlerin bu şekilde yürüdüğü bir ortamda profesyonellik, kendi hükümlerini verebilme yeteneği olarak görülmüyor. Bolşevik yöntemlerden vazgeçemeyen insanlar, devlet adına adaleti yönetmek üzere atanıyorlar. Tembih veren bir edayla parmaklarını sallıyor ve belirli bir kararın alınmasının istenmesinde bir kötülük görmüyorlar. Yargıçlardan, günümüzün Komünist Partisi aktivistlerinin eşdeğeri olan Adalet Akademisine hesap vermelerini istiyorlar. Bizim adımıza ve bizim ellerimizi kullanarak insanları mahkum etmekte ya da affetmekte bir yanlışlık görmüyorlar . . . Bu satırlar, yine benden ismini unutmamı isteyen, Ovçaruk ve Krizskiy tarafından Vasilyevaya yapılana benzer baskılara maruz kalan, geleceği parlak genç bir yargıçca kaleme alındı. Bu yargıç da yapılan baskılara dayanamadı ve öylece işini bırakıp gitti. Bu satırları Krizskiye gönderdiği istifa mektubunda yazdı, "Konunun yokluğumda karara bağlanmasını rica ediyorum," diye ekledi ve Yekaterinburgu temelli olarak terk etti. Aslında bu genç yargıcın görevinden istifa etmek gibi pir düşüncesi yoktu , ancak güzel bir günde olması beklenen şey oldu . Önüne kimi mafya gruplarının çevirdikleri son entrikaları içeren bir dava dosyası geldi ve Krizskiy ondan davayı derhal kapatmasını talep etti. Genç yargıç bu konuda düşünmek için zaman istedi. Sonra kimliği belirsiz kişilerden tehditler aldı, evine isimsiz telefonlar edildi, bulabileceği yerlere notlar bırakıldı. Hatta, çok ağır biçimde olmasa da, bir uyarı olarak evinin girişinde tesadüfen dövüldü ve kendisine saldıranlar asla bulunamadı. Genç yargıç, kendisine istifa etmesine izin verilmesini talep eden bir mektup yazınca mafya davası hemen başka bir yargıca aktarıldı. Duruşmanın öncesinde de yeni yargıç eyalet mahkemesinden bizzat Ovçaruk imzalı, kendisine bütün hukuki işlemleri durdurması talimatı veren bir telgraf aldı. Ertesi gün dosya kapatıldı. Yekaterinburgdaki Kirov Bölge Mahkemesinde yargıçlık yapmakta olan Sergey Kazantsev, soygun ve ağır yaralamayla suçlanan Uporov adlı bir adamın, toplum adına tehlike oluşturduğunu göz önünde bulundurarak, davası tamamen sonuçlanıncaya dek hapishanede tutulmasına karar verdi. Bunun ardından yargıç Kazantsev bir başka davayı ele almaya başladı. Toplantı salonunda oturmuş, mahkeme kararını yazıyordu: bu, Rus yasaları uyarınca bir hakimi hiç kimsenin rahatsız etmesine göz yumulmayan bir andır. Bu şekilde yasa, mahkeme kararının daha yüksek bir mahkeme tarafından bozulabilmesini güvence altına almış olur. Bununla birlikte Ovçaruk, Kazantseve telefon ederek ondan tutuklama emrini değiştirmesini ve Uporovu hapisten salıvermesini istedi. Kazantsev bu talebi reddetti ve Ovçamuk tarafından kendisine görevinden uzaklaştırılacağı söylendi. Kazantsev kovuldu . Yekaterinburgda bu türden, birbirine benzeyen çok sayıda olay yaşandı. Bu olayların sonucunda Yekaterinburgda görevli savcılar da birbirlerine çok benzeyen insanlar haline geldiler. Bu savcılar her şeyden önce kolaylıkla yönlendirilebilen, üstleriyle aralarında bir tatsızlık yaşanmasını önleyeceği sürece herhangi bir karan gözü kapalı imzalayıp, mühürlemeye hazır olan insanlardı. Dolayısıyla, direniş ezilmiş oldu. Bu sonuç, hukukun diktatörlüğünün aldatıcı dış görünüşü altında hüküm sürmekte olan ikiyüzlülüğün değişmez kuralıdır. Yukarıda anlattığımız tablo, Uralhimmaş müsadere edildiğinde her iki tarafın da elinde nasıl olup da aynı konuda birbiriyle çelişen mahkeme kararlarının bulunabildiğini açıklıyor. Yıllar boyunca yargı bağımsızlığı acımasızca bastırıldı ve yargıçlar köleleştirildi. Kıdemli yargıçlar uzun yıllar boyunca prangaya vurulmuş Sovyet mahkemelerinde çalışmış olma deneyimine sahiptiler. Bu koşullar altında cesurca ve adil kararlar veren yargıçlar nereden geliyorlar? Bütün bunlara karşı ayağa kalkan ve kendinden yapması istenileni cesurca reddedenler uzun zaman önce görevden uzaklaştırıldılar. Kanunsuzluğun davasına hizmet etmeleri gerektiğinde buna derhal şapka çıkarabilenler ise ayaklarını sağlam basıyor ve emin adımlarla kariyer basamaklarını tırmanıyorlar. Fedulevin gerçekleştirdiği her darbenin ardında Uralların yargıçlar kuruluyla olan özel samimiyeti yer alıyordu. Fedulev yargıçlarla dostluk ediyordu, yargıçlar da onunla. Alan da memnundu, satan da. Bu ilişki çerçevesinde adları en sık duyulan yargıçlar Ryazantsev ve Balaşovdu. Ryazantsev, Kaçkanar Şehir Mahkemesinde görev yapan, Ovçarukun emri altında çalışan kendi halinde bir yargıçtı. Kaçkanar MCZK davasında Fedulevin ihtiyaç duyduğu kararlan gözü kapalı imzalayan, kuruluşun bonolarını ucuza alan ve ardından bu bonoları nominal değerleri üzerinden tahsil eden, bu şekilde uluslararası düzeyde öneme sahip bir kuruluşun kaderini önceden belirleyen göstermelik şirketi onaylayan yargıç Ryazantsevdi. Yekaterinburg şehri Kirov Bölge Mahkemesinde çalışan ikinci yargıcımız Balaşov da çok halim selim bir adamcağızdı. Balaşov, Uralhimmaşla ilgili olarak ve Fedulevin iş kariyerindeki diğer önemli anlarda onun lehine kararlar verdi. İşte, bunu nasıl yaptığının hikayesi. Uralhimmaş anlaşmazlığında fiilen ilk kurşunu atan kişi yargıç Balaşov olmuştu. Cuma akşamüstü Fedulevin fabrikadaki çıkarlarını destekleyen bir ilamı kabul etti ve Pazartesi sabahı, Rusya hukuk tarihinde duyulmamış bir çabuklukla Fedulevin ihtiyaç duyduğu kararı aldı. Balaşov bunu herhangi bir görgü tanığı çağırmadan, ilave bilgiler toplamadan ya da üçüncü kişilere sorular sormadan yapmayı başardı. Sezarın hakkını Sezara vermek gerekirse, Balaşov bunları yaparken aslında yasal çerçeve içinde hareket etti. Kendisi, yasadaki boşluklardan faydalanma konusunda çok başarılıydı. Başvurduğu hızlandırılmış prosedür her yönüyle yasaldı. Balaşovun davacının talepleri doğrultusunda çıkardığı resmi emir, davalının mülkü zimmetine geçirmeye yönelik idari kararlar ve önlemler almaya başladığı durumlarda kullanılması uygun olan bir önlemdi. Bu tür bir resmi emrin esas amacı, durumu olduğu şekilde dondurmaktır. Mahkeme, sahip olduğu yetkiler çerçevesinde anlaşmazlık esastan çözülünceye kadar herhangi bir idari fiili yasaklamak için müdahalede bulunabilir. Ne var ki, Balaşovun Uralhimmaşla ilgili aldığı yıldırım kararının mülkiyet konusunda yaşanan anlaşmazlığın çözülmesiyle hiçbir ilgisi yoktu. Yargıç, sadece birilerini fabrikayı yönetmekten ya da varlıklarını kullanmaktan alıkoyuyordu. llk bakışta her şey insanın gözüne masumane, güzel ve aydınlık görünmekteydi. Buna karşılık, ortaya çıkan sonuç kesinlikle iç karartıcıydı. Rus yasalarına göre, bir anlaşmazlıkla ilgili bir karar verilmesi durumunda, bir başka mahkemenin bu anlaşmazlığı yeniden ele alması mümkün değildir. Ne var ki, Balaşov ihtiyaç duyulan resmi emri verirken, bir arabuluculuk mahkemesinin Uralhimmaş anlaşmazlığı konusunda daha önceden başka bir karar almış olduğuna dair can alıcı detayı bilmiyordu. Balaşovun bu durumla ilgili olarak bütünüyle geçerli bir açıklaması vardı eyalette bu konuyu kapsayan ve birleştirilmiş bir bilgi işlem sistemi yoktu (ki bu söylediği doğruydu) ve bunun sonucunda bölge mahkemelerinde insanların davalarını görmeye çalışmalarının hiçbir anlamı yoktu . . . Balaşovun resmi emri çıkarmasından birkaç saat sonra, imzasının mürekkebi bile kurumamışken, Fedulev elinde bu resmi emri sallayarak, silahlı adamlarıyla birlikte Uralhimmaşta sökün etti. MODERN RUS MAHKEMELERlNlN lZLEDlKLERl PROSEDÜRLERLE lLGlLl ÖNEMLi BlR DETAY Eğer modern bir Rus mahkemesi açıkça önyargılı bir tutum alıyor, bir anlaşmazlıkla ilgili olarak açıkça bir tarafı tutuyorsa, bunu tam da Rusyada mahkemelerin bağımsız olduğunun varsayılması sebebiyle yapabilmektedir. Önemli olan tek şey, bir yargıcın üstlerinin desteğine sahip olup olmadığıdır. Astlarının yürüttükleri hukuki işlemleri izleyen üst düzey yargıçlarla, onlara bağlı olarak çalışan astları aynı şeyi istiyorlarsa, bu durumda daha aşağı düzeyde yer alan mahkeme kendisini. kolaylıkla memnun edebilir. Uralhimmaşta kopan yaygaranın ardından bölge mahkemesinin başkanı ve Balaşovun üstü olan Valeriy Baydukov, kendisine durumu açıklaması için Balaşovu makamına çağırdı. Balaşov, Baydukova bu kararı almasını kendisinden eyalet mahkemesinin istediğini söyledi; her şey Ovçarukla birlikte ayarlanmıştı. Dolayısıyla, başka bir soruya gerek yoktu . Öte yandan, kafa karışıklığı içindeki halk ne alemdeydi? Uralhimmaşa utanmazca el konuşu, Yekaterinburg halkının çok sayıda soru sormasına yol açtı. Baydukov her şeyi büyük bir açık sözlülükle açıkladı. Baydukov, halka, mahkemelerin şirket varlıklarının kimsenin bilmediği bir yerlere hortumlandığı bir durumda, her dakikanın önemli olduğunun bilincinde hareket edildiği konusunda teminat verdi. Mahkeme de bu konuda zaten aynı gerekçeyle, hem vatandaşların hem de şirket sahiplerinin çıkarlarım korumak adına bu derece hızlı karar almıştı. Bu arada aklıma gelmişken, bütün bu açıklamaları yapan Baydukovun, adaletin kurumsal vicdanı olan eyalet yargıçlar kurulunun başkanı olduğunu belirteyim. Doğal olarak Olga Vasilyevanın dosyası Baydukovun elinden defalarca geçti ve Baydukov her defasında Ovçarukun istediği gibi hareket etti. Yargıçlar kurulu , Adalet Akademisi gibi yargıçlar camiasının bir diğer kurumudur. İnsanlar bu kurullara ancak Ovçarukun rızasıyla üye olabilirler ve Ovçaruk arzuladığı sonuçlara ulaşabilmek için onlara her istediğini yaptırabilir. Valeriy Baydukov aynca Yekaterinburg Kirov Bölge Mahkemesinin başkanı konumundadır. Fakat hiç kimse onun öne çıkıp herhangi birini savunduğunu görmemiştir. Kendisine ait bir düşüncesi olsa bile, bu düşünce bütünüyle farazi olarak kalır. Bölge mahkemesi konusunda, Rus adli sisteminin temel halkası olduğunu söyleyerek teorik olarak ahkam kesebilir, ancak gerçekleri tartışması istendiğinde sesi çıkmaz. Rusyada ceza davalarının ve sivil davaların yüzde doksan beşi bölge mahkemelerinde görülür; bu anlamda bölge mahkemeleri gerçekten de ülkenin adli sisteminin temel halkasını oluştururlar. Gerçekteyse bu bir masaldan ibarettir. Bölge mahkemeleri olağanüstü derecede bağımlıdır ve kötüye kullanılmaya açıktırlar. Bunun başlıca sebebi, eyalet ve cumhuriyet mahkemelerinde görev yapan üst düzeydeki yargıçların yargı reformunu uygulamaya koymaya hiçbir biçimde niyetli olmaması ve bölge mahkemelerinde kendi altlarında çalışan yargıçlar üzerinde sahip oldukları denetim gücünden vazgeçmek istememeleridir. Bölge mahkemesinde çalışan yargıçlar anayasaya göre bağımsız olsalar da , Rusya anayasasının hukuki üstünlüğe sahip olması bu konuda hiçbir şeyi değiştirmiyor. Uygulamada bölge mahkemeleri hukuki işlemleri yürütürken herhangi bir bağımsızlığa sahip değillerdir. Yasa, eyalet mahkemelerine bölge ve şehir mahkemelerinin yürüttükleri hukuki işlemleri denetleme, yani bu mahkemelerin hukuki uygulamalarını izleme sorumluluğunu veriyor. Hukuki işlemlerin yürütülmesinin bu şekilde yönetilmesi, bölge ve şehir mahkemelerinin vermiş oldukları kararların, bu kararların doğru mu ya da kusurlu mu olduğuna karar verecek olan eyalet mahkemeleri tarafından gözden geçirilmesi ve değerlendirilmesi gerektiği anlamına geliyor. Hukuki işlemler konusundaki bağımlılık, beraberinde örgütsel ve kişisel kariyer bağımlılığını getiriyor. istenen şekilde hareket etmeyen ast konumundaki yargıç, bir bebek kadar savunmasızdır. Bu yargıcın üzerinde yer alan bir yargıç, herhangi bir sorumluluk yükü üstlenmeden astı olan yargıcı eleştirme ve almış olduğu kararları uygun bulduğu şekilde bozma hakkına sahiptir. Eyalet mahkemesi, bir bölge mahkemesinin almış olduğu kararı, bu kararla ilgili olarak neyin yanlış olduğunu ya da nasıl düzeltilebileceğini açıklama zahmetine bile girmeden bozabilir. Eyalet mahkemesi nihai hüküm konusunda herhangi bir sorumluluk üstlenmez ancak kaç davada yanlış yapıldığının ve bu yanlışı yapan yargıcın kim olduğunun kaydını tutar. Bu istatistikler yargıçların ikramiyelerinin hesaplanmasında, yargıçlara çeşitli ayrıcalıkların tanınması ya da geri alınmasında, yazın ve kışın yapacakları tatilin uzunluğunun, konut bekleme listesinde (yargıçlara tahsis edilen konutlar eyalet mahkemesince verilen bir hediyedir ve yargıçların maaşları kendilerine bir daire almaya yetmediğinden, konut tahsisatı bir yargıç açısından büyük önem taşıyan bir konudur) yukarıya doğru ne kadar yükseleceklerinin belirlenmesinde, iş sözleşmelerinin yenilenme kararının verilmesinde ve bunun gibi konularda kullanılır. Bu mekanizma sebebiyle, anayasa uyarınca sistemin temelini oluşturan bölge mahkemesi savcıları kendilerini üstlerine, Sovyetler döneminde olduğundan daha fazla bağımlı bir halde buldular. Anayasa bütün yargıçların eşit ve bağımsız olduklarını, teker teker devlet başkanının talimatıyla atandıklarını belirttiğinden, sanki bu tür hiyerarşik ilişkilerin ortaya çıkmasına imkan bırakmıyormuş gibi görünüyor. Oysa fiili durum bundan çok farklı. Yargıçlar atandıkları sırada eşit olabilirler, ancak görevlerinden uzaklaştırılırken eşit değillerdir. Bir eyalet mahkemesinin başkanı, bir bölge yargıcından intikam almak istediğinde bütün kozların kendi elinde olduğunu bilir; ancak bölge yargıçlarının eyalet mahkemesi başkanına yönelik bir itirazları varsa bu sadece onların şanssızlığı olur. Bölge yargıçları, eyalet mahkemesi başkanını görevden uzaklaştıramazlar. lvan Ovçarukun bugün gelmiş olduğu noktaya ulaşmasını, yani Urallar adli sistemini beklenmedik kararlar verebilecek olan yargıçlardan sakınan yetkili kişi konumuna gelmesini sağlayan şey, SSCBnin sona ermesinden sonra kurulmuş yargıçlar kurulunu düzenleyen yasalar ve kuralların kendisidir. Hukuk sistemi, hiyerarşinin en üst kademesinde yer alıp da yoldan çıkabilecek olanların kötü yollara sapmalarının önünü kesebilecek güvencelere sahip değildir. Mevcut sınırlamalar tamamen ahlaki niteliktedir. Sistemin düzgün biçimde işlemesi ancak Ovçarukun yerinde yer alan kişinin farklı ahlaki ve etik niteliklere sahip olmasıyla mümkün olabilir. Bu nasıl bir sistemdir böyle? Biz bölge yargıcı Balaşova geri dönelim. Balaşov, Fedulev davasında farklı hareket edebilir miydi ve eğer edebilecek durumdaysa ne yapmalıydı? Balaşovun tek yapması gereken karan daha sonraya bırakmaktı ve bunu yapmaya yetkisi vardı. Fedulev ve yardakçıları Uralhimmaşı ele geçirme işini tezgahladıkları sırada, oyunu onların istediği gibi oynayıp oynamayacaklarını görmek üzere çok sayıda bölge mahkemesini gözden geçirdiler. Bölge mahkemeleri içinde bir tanesi -Çkalov Mahkemesi- hariç, mahkemelerin hepsi Balaşovun davrandığı gibi davranmayı kabul etti. lvan Ovçaruk bu mahkemenin başkanı Sergey Kiyaykini ülkenin kuzey doğusunun en uç kesiminde yer alan Magadana tayin ettirdi. Geleneksel olarak Magadana tayin edilmek oraya sürgüne gönderilmek anlamına gelir, ancak Yekaterinburgda büyüyüp yetişmiş inatçı bir yargıç ve prestijli bir kuruluş olan Uralhimmaşta bizzat çalışmış ve oradan kimya mühendisi olarak mezun olmuş, kökleri ve onuruyla şehre ve Urallar bölgesine bağlı bir adam olan Kiyaykin, doğup büyüdüğü yerden olabildiğince uzağa gönderilmesinden ancak mutluluk duyabilirdi. Öldürülmeyi ya da ailesinin bir saldırıya uğramasını istemiyordu çünkü. Balaşov, Fedulevin çıkarlarının sadık bekçisidir. Balaşovun, Fedulevin çıkarlarını korumak adına verdiği kararlar gayet sanatkara nedir. lşte, bunun bir örneği olarak Balaşovun 28 Şubat 2000de almış olduğu karar. Fedulev, Uralelektromaşı -bu bir fabrika değil, Fedulevin hisse alım satım işlerini yürüten bir şirketti- satmaya karar verdi. Bu şirket aynı zamanda Kaçkanar MCZKnin ve Uralhimmaşın bazı hisselerine de sahipti. Fedulev, şirketi belli bir miktar para karşılığında satmaya karar verdi ve buna her açıdan hakkı vardı. Uralelektromaşın yeni sahipleri bir süre sonra parayı ödemiş oldukları halde şirketin belgelerini hala almamış olduklarını fark ettiler. Fedulev, Uralelektromaşı kendi mezhebince satmış, ancak şirketin bütün hisselerini kendisine saklamıştı. Alıcılar dolandırıldıklarını fark ettiler ve doğal olarak kendisinden mantıklı bir açıklama yapmasını istediler. Fedulev alıcılara satış konusunda fikrini değiştirdiğini söyledi. Onlar da şöyle karşılık verdiler: "O zaman paramızı geri ver, bu durumda şirketi kendi mülkiyetinde elinde tutmaya devam edebilirsin. " Fedulev cevapladı: "Paranızı geri vermeyeceğim. Elinizde hiçbir belge yok. Siz bir hiçsiniz. Defolup gidin. " Fedulevin Uralhimmaştaki hisseleri de aynı durumdaydı. Moskovada hapishaneden çıktıktan sonra ve daha önce birkaç milyon dolara satmış olduğu fabrikayı elinde tutmak arzusuyla Fedulev şöyle demişti: "Bu satışla ilgili hiçbir şey bilmiyorum. Bμ satışla ilgili ticaret sicile düşülmüş yasal bir kayıt yoktur. Anlaşma geçerli değildir. " Fedulev, anlaşmazlığı kendisini haklı bulacak olan yargıç Balaşova götürdü. Fedulevin ne yaptığını tam olarak anlayabilmeniz için Rusyada yasaların hala çok sayıda boşluklar içerdiklerini kavramanız gerekir. Bu olayla ilgili hukuki yetersizlik, her şirketin yeni hisse senedi çıkardığı zaman bunun ticaret sicil kaydını yaptırmak zorunda olmasından doğuyordu. llk yıllarda Rusyada hiç kimse bunun yapılmasının gerekli olduğunu bilmiyordu. SSCBde borsa ve dolayısıyla hisse senedi diye bir şey yoktu. SSCBnin çöküşünün ardından konuyla ilgili idari kurumların yönlerini bulmaları çok uzun zaman aldı. Bu kurumlar hisse senetlerinin ticaret sicil kaydının nasıl yapılacağını ne açıklayabiliyor ne de gerçekleştirebiliyorlardı. Sonuç olarak, birçok şirketin hisse senet