• İndus Vadisi'nde yer alan, bu büyüklükte bir eşi daha bulunmayan yerleşmelerdi(Güneyde Mohenco-daro ve kuzeyde Harappa yerleşmeleri). İki kentin benzer bir plana sahip olduğu görülüyor. Batı tarafında, hepsi kuzey-güney doğrultusunda yönlendirilmiş olan başlıca kamu yapılarının bulunduğu bir "iç kale" yer alıyordu. Doğuda çoğunlukla konut alanlarının yer aldığı bir aşağı kent vardı. İç kale bir tuğla duvarla çevrilmişti ve tüm kenti içine alan bir duvar daha olmuş olabilir. Sokaklar düzenli bir plana göre, evler eşit büyüklükteki tuğlalardan yapılmıştı. Tüm vadide ortak bir ağırlık ve ölçü seti vardı. Sanat motifleriyle dini
    motifler de büyük bir benzerlik gösteriyordu. Tüm bu özellikler İndus Vadisi toplumuna büyük bir denetimin hakim olduğunu akla getirir.
  • Artık Efsaneler Çağı denen zamanlarda, burası serin bir denizin ortasındaki hoş bir ada idi, kırsal olan her şeyden hoşlananların en sevdiği yer. Buhara rağmen, şimdi acı bir soğuk vardı; bunu hissetme izni vermedi kendisine, ama içgüdüleri kürk astarlı kadife pelerinine daha sıkı sarınmasına sebep oldu. Nefesi ile birlikte dalga dalga buhar üfürüyordu, ama buhar bulutları bir an göründükten sonra havaya karışıp kayboluyordu. Birkaç fersah kuzeyde dünya sırf buzdan oluşmuştu, ama Thakan'dar her zaman çöl kadar kuru, ama kış kadar soğuk olurdu.
  • KÜLTİGİN DOĞU YÜZÜ DEVAMI
    Kögmenin yeri, suyu sahipsiz kalmasın diye Az, Kırgız kavmini düzene sokup geldik. Savaştık ... ilini geri verdik. Doğuda Kadırkan ormanını aşarak milleti öyle kondurduk, öyle düzene soktuk. Batıda Kengü Tarmana kadar Türk milletini öyle kondurduk, öyle düzene soktuk. O zamanda kul kullu olmuştu. Cariye cariyeli olmuştu. Küçük kardeş büyük kardeşini bilmezdi, oğlu babasını bilmezdi. Öyle kazanılmış, düzene sokulmuş ilimiz, töremiz vardı. Türk, Oğuz beyleri, milleti, işitin: Üstte gök basmasa, altta yer delinmese, Türk milleti, ilini töreni kim boza bilecekti? Türk milleti, vazgeç, pişman ol! Disiplinsizliğinden dolayı, beslemiş olan bilgili kağanınla, hür ve müstakil iyi iline karşı kendin hata ettin, kötü hâle soktun. Silahlı nereden gelip dağıtarak gönderdi? Mızraklı nereden gelerek sürüp gönderdi.Mukaddes Ötüken ormanının milleti, gittin. Doğuya giden, gittin. Batıya giden, gittin. Gittiğin yerde hayrın şu olmalı: Kanın su gibi koştu, kemiğin dağ gibi yattı. Beylik erkek evlâdın kul oldu, hanımlık kız evlâdın cariye oldu. Bilmediğin için, kötülüğün yüzünden amcam, kağan uçup gitti. Önce Kırgız kağanını balbal olarak diktim. Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye, babam kağanı, annem hatunu yükseltmiş olan Tanrı, il veren Tanrı, Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye, kendimi o Tanrı kağan oturttu tabiî. Varlıklı, zengin millet üzerine oturmadım. İşte aşsız, dışta elbisesiz; düşkün, perişan milletin üzerine oturdum. Küçük kardeşim Kültigin ile konuştuk. Babamızın, amcamızın kazanmış olduğu milletin adı sanı yok olmasın diye, Türk milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım. Küçük kardeşim Kültigin ile, iki şad ile öle yite kazandım. Öyle kazanıp bütün milleti ateş, su kılmadım. Ben kendim kağan oturduğumda, her yere gitmiş olan millet öle yite, yaya olarak çıplak olarak dönüp geldi. Milleti besleyeyim diye, kuzeyde Oğuz kavmine doğru, doğuda Kıtay, Tatabı kavmine doğru, güneyde Çine doğru on iki defa büyük ordu sevk ettim, ... savaştım. Ondan sonra, Tanrı bağışlasın, devletim var olduğu için, kısmetim var olduğu için, ölecek milleti diriltip besledim. Çıplak milleti elbiseli, fakir milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım. Değerli illiden, değerli kağanlıdan daha iyi kıldım. Dört taraftaki milleti hep tâbî kıldım, düşmansız kıldım. Hep bana itaat etti. İşi gücü veriyor. Bunca töreyi kazanıp küçük kardeşim Kültigin kendisi öylece vefat etti. Babam kağan uçtuğunda küçük kardeşim Kültigin yedi yaşında kaldı ... Umay gibi annem hatunun devletine küçük kardeşim Kültigin er adını aldı. On altı yaşında, amcam kağanın ilini, töresini şöyle kazandı: Altı Çub Soğdaka doğru ordu sevk ettik, bozduk. Çinli Ong vali, elli bin asker geldi, savaştık. Kültigin yaya olarak atılıp hücum etti. Ong valinin kayın biraderini, silâhlı, elle tuttu, silâhlı olarak kağana takdim etti. O orduyu orda yok ettik. Yirmi bir yaşında iken, Çaça generale karşı savaştık. En önce Tadıgın, Çorun boz atına binip hücum etti. O at orda öldü. İkinci olarak Işbara Yamtar'ın boz atına binip hücum etti. O at orda öldü. Üçüncü olarak Yigen Silig beyin giyimli doru atına binip hücum etti. O at orda öldü. Zırhından kaftanından yüzden fazla ok ile vurdular, yüzüne başına bir tane değdirmedi. ... Hücum ettiğini, Türk beyleri, hep bilirsiniz. O orduyu orda yok ettik. Ondan sonra Yir Bayırkunun Uluğ Irkini düşman oldu. Onu dağıtıp Türgi Yargun Gölünde bozduk. Uluğ İrkin azıcık erle kaçıp gitti. Kültigin yirmi altı yaşında iken Kırgıza doğru ordu sevk ettik. Mızrak batımı karı söküp, Kögmen ormanını aşarak yürüyüp Kırgız kavmini uykuda bastık. Kağanı ile Songa ormanında savaştık. Kültigin, Bayırku'nun ak aygırına binip atılarak hücum etti. Bir eri ok ile vurdu, iki eri kovalayıp takip ederek mızrakladı. O hücum ettiğinde, Bayırku'nun ak aygırını, uyluğunu kırarak, vurdular. Kırgız kağanını öldürdük, ilini aldık.O yılda Türgiş'e doğru Altın ormanını aşarak, İrtiş nehrini geçerek yürüdük. Türgiş kavmini uykuda bastık. Türgiş kağanının ordusu Bolçu'da ateş gibi, fırtına gibi geldi. Savaştık. Kültigin alnı beyaz boz ata binip hücum etti. Alnı beyaz boz ...... tutturdu. İkisini kendisi yakalattı. Ondan sonra tekrar girip Türgiş kağanının buyruku Az valisini elle tuttu. Kağanını orda öldürdük, ilini aldık. Türgiş avam halkı hep tâbi oldu. O kavmi Tabarda kondurduk ... Soğd milletini düzene sokayım diye İnci nehrini geçerek Demir Kapıya kadar ordu sevk ettik. Ondan sonra Türgiş avam halkı düşman olmuş. Kengeris'e doğru gitti. Bizim askerin atı zayıf, azığı yok idi. Kötü kimse er ... kahraman er bize hücum etmişti. Öyle bir zamanda pişman olup Kültigin'i az erle eriştirip gönderdik. Büyük savaş savaşmış. Türgiş avam halkını orda öldürmüş, yenmiş. Tekrar yürüyüp...
  • KÜLTİGİN KİTÂBESİ'NDE YAZILANLAR (GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ İLE)
    GÜNEY YÜZÜ
              Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilge Kağanı, bu zamanda oturdum. Sözümü tamamiyle işit. Bilhassa küçük kardeş yeğenim, oğlum, bütün soyum, milletim, güneydeki Şadpıt beyleri, kuzeydeki Tarkat, Buyruk beyleri, Otuz Tatar ........... Dokuz Oğuz beyleri, milleti! Bu sözümü iyice işit, adamakıllı dinle: Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar, onun içindeki millet hep bana tâbidir. Bunca milleti hep düzene soktum. O şimdi kötü değildir. Türk kağanı Ötüken ormanında otursa ilde sıkıntı yoktur. Doğuda Şantung ovasına kadar ordu sevk ettim, denize ulaşmama az kaldı. Güneyde Dokuz Ersin'e kadar ordu sevk ettim, Tibet'e ulaşmama az kaldı. Batıda İnci nehrini geçerek Demir Kapı'ya kadar ordu sevk ettim. Kuzeyde Yir Bayırku yerine kadar ordu sevk ettim. Bunca yere kadar yürüttüm. Ötüken ormanından daha iyisi hiç yokmuş. İl tutacak yer Ötüken ormanı imiş. Bu yerde oturup Çin milleti ile anlaştım. Altını, gümüşü, ipeği ipekliyi sıkıntısız öylece veriyor. Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırırmış. Yaklaştırıp, konduktan sonra, kötü şeyleri o zaman düşünürmüş. İyi bilgili insanı, iyi cesur insanı yürütmezmiş. Bir insan yanılsa, kabilesi, milleti, akrabasına kadar barındırmazmış. Tatlı sözüne, yumuşak ipek kumaşına aldanıp çok çok, Türk milleti, öldün; Türk milleti, öleceksin! Güneyde Çogay ormanına, Tögültün ovasına konayım dersen, Türk milleti, öleceksin! Orda kötü kişi şöyle öğretiyormuş: Uzak ise kötü mal verir, yakın ise iyi mal verir diyip öyle öğretiyormuş. Bilgi bilmez kişi o sözü alıp, yakına gidip, çok insan, öldün! O yere doğru gidersen, Türk milleti öleceksin! Ötüken yerinde oturup kervan, kafile gönderirsen hiç bir sıkıntın yoktur. Ötüken ormanında oturursan ebediyen il tutarak oturacaksın. Türk milleti, tokluğun kıymetini bilmezsin. Açlık, tokluk düşünmezsin. Bir doysan açlığı düşünmezsin. Öyle olduğun için, beslemiş olan kağanının sözünü almadan her yere gittin. Hep orda mahvoldun, yok edildin. Orda, geri kalanınla her yere hep zayıflayarak, ölerek yürüyordun. Tanrı buyurduğu için, kendim devletli olduğum için, kağan oturdum. Kağan oturup aç, fakir milleti hep toplattım. Fakir milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım. Yoksa, bu sözümde yalan var mı? Türk beyleri, milleti, bunu işitin! Türk milletini toplayıp il tutacağını burda vurdum. Yanılıp öleceğini yine burda vurdum. Her ne sözüm varsa ebedî taşa vurdum. Ona bakarak bilin. Şimdiki Türk milleti, beyleri, bu zamanda itaat eden beyler olarak mı yanılacaksınız? Ben ebedî taş yontturdum .... Çin kağanından resimci getirdim, resimlettim. Benim sözümü kırmadı. Çin kağanının maiyetindeki resimciyi gönderdi. Ona bambaşka türbe yaptırdım. İçine dışına bambaşka resim vurdurdum. Taş yontturdum. Gönüldeki sözümü vurdurdum ... On Ok oğluna, yabancına kadar bunu görüp bilin. Ebedî taş yontturdum ... İl ise, şöyle daha erişilir yerde ise, işte öyle erişilir yerde ebedî taş yontturdum, yazdırdım. Onu görüp öyle bilin. Şu taş .... dım. Bu yazıyı yazan yeğeni Yollug Tigin.
  • Gulbiz
    Gulbiz Afganistan'da Hâkimiyet Mücadelesi'ni inceledi.
    256 syf.
    ·36 günde·8/10 puan
    Asya’da stratejik bir konumda yer alan “Asyanın kalbi” Afganistan, bu jeostratejik konumu ve yer altı zenginlikleri nedeniyle doğu batı arasında bir çekişme alanı olagelmiştir. 1839 yılında İngiliz işgalleri ve nüfuz mücadelesi başlayan süreç, halen bir eleştiri konusu olan 1893 Durand sınır hattı anlaşması, 1919 yılında Sovyetlere yakın bir çizgi çizen Amanullah Han’ın başa gelişi, Ravalpindi Anlaşması ile ülkenin bağımsızlığa kavuşması, 1973 yılında tekrar doğu ve batı arasında mücadele alanına dönüşmesi, 1979 sovyetlerin işgali ve Dr.Necibullah dönemi, 1990’lar ile birlikte talibanın gücünü artırması, ülkenin belli başlı dönüm noktalarını temsil ederken, temelde inanç ve değerlere bağlılık üzerinden yapılan ayrımlar ile şekillenen, farklı etnik ve kültürel yapıları içeren ülkenin geleceğine ilişkin de bir resim çizilmeye çalışılmış. Ülkenin yaklaşık %25’ini oluşturan ve çoğunluğu kuzeyde yaşayan Afganistan Türklerine ve siyasi örgütlenmelerine de kitapta geniş yer verildiği aynı zamanda bu siyasi yapılar çerçevesinde Türkiye ile ilişkilere de yer verildiği görülüyor. Kitaptaki en güzel kısmın arkada yer alan fotoğraflar olduğunu söylersek yanlış olmayacaktır, zira kronolojik açıdan tarihsel süreci anlama noktasında kolaylaştırıcı bir rol oynayan yalnızca bu ilgi çekici albüm kısmı için dahi kitabı tavsiye edebilirim.
  • Catelyn bütün bunları neredeyse unutmuştu. Kuzeyde sert ve soğuk inerdi yağmur. Gece yağmurları buza dönüşürdü. Ekinleri besleyen yağmur aynı zamanda onların katili olurdu ve en güçlü adamlar bile kendilerine sığınacak bir yer arardı. Kuzeyin yağmurları küçük kızların oyunlarına eşlik edemezdi.
    George R. R. Martin
    Sayfa 297 - Epsilon Yayınevi