• 256 syf.
    ·Beğendi·7/10 puan
    Başlangıçta herkesin konuştuğu ortak bir dil vardı. Sonra insanlar Tanrı’ya ulaşabilmek için Babil Kulesi’ni inşaa etmeye başladı. Buna sinirlenen Tanrı, birbirlerini anlayamayıp kuleyi bitiremesinler diye insanların dillerini karıştırdı. Dünya üzerinde diller böyle ortaya çıktı İbranî dinlerine göre.(1)
    İnsanlara kalan tek ortak dil ise, duygulardı.
    Dünyanın neresine giderseniz gidin mutlu bir insanın hissi ve görüntüsünden onun içinde bulunduğu duyguyu hissedebiliriz. Hepimiz benzer şekillerde şaşırır, benzer şekillerde öfkeleniriz. Bizim belirlediğimiz tek fark, bunların boyutlarını ayarlamaktır.
    Duygular içinde en baskın olanlar, korku ve sevgidir. Korku hayatta kalabilmek için geliştirdiğimiz bir içgüdü. Sevgiyse kalabildiğimiz hayatta var olmayı sağlayan iyileştirici bir yoldur.
    Japon Biliminsanı Dr. Masaru Emoto suyun yapısının konuşarak, müzik dinleterek değişebileceğini araştırmasında detaylı şekilde kanıtlamıştır. Emoto, suyu etkileyen bu davranışları “Pirinç Deneyi” çalışmasına da yansıtmıştır.
    Kısaca bahsedecek olursam: Üç farklı kavanoza eşit miktarda pirinç koyulup üzeri su ile doldurulur. İlk kavanoza “seni seviyorum,çok güzelsin”, ikinci kavanoza “senden nefret ediyorum,iğrençsin” yazılı birer etiket yapıştırılır. Üçüncüsüne etiket yapıştırılmaz. İlk iki kavanoza etiketlerde yazanlara göre sabah akşam o cümleler tekrarlanır. Üçüncü kavanoz ise ilgisiz bırakılır. (Yazının başında tek ortak dil olan duygulardan bahsetmiştim. Kavanozlardaki cümlelere takılmayın. Nefret ettiğiniz bir insana ‘seni seviyorum’ dediğinizde hislerinizde karşıya yansıyan beyzbol sopası ve döner bıçaklarının narin dokunuşlarını düşünün ya da tam tersi. Hisler evrensel, kelimeye ihtiyaç yok)
    Kavanozların deney sonucu görüntüleri: https://encrypted-tbn0.gstatic.com/...6yzTdhA&usqp=CAU
    Deneyi evde denemek isteyenler için: https://youtu.be/zvShgttIq7I

    Dünya ve insanların büyük oranda “su”dan oluştuğunu düşünürsek bu deney beni şu düşünceye itiyor: Sevgi her şeyin ilacı mıdır? İyi düşünmek insana iyilik getirebilir mi?

    (Küçük bir dinlenme için: 100saniye boyunca 32dişiniz görülecek şekilde kocaman gülümseyerek bekleyin. Ne gibi değişimler oldu hislerinizde?)

    1944 yılında iki bebek grubu üzerinde deney yapılıyor. İlk grubun sadece temel ihtiyaçları (yemek-içme-tuvalet-temizlik) gideriliyor. İkinci grubunsa temel ihtiyaçları yanında sevgi,ilgi,sarılma,öpme gibi duygusal gıda takviyesi yapılıyor. Bu acımasız deneyin sonundaysa sevgi görmeyen ilk gruptaki bebekler durup dururken ölmeye başlıyorlar. Sevgi, yiyecek ve barınma kadar gerekli bir ihtiyaçtır. (2)
    Diğer duygular tartışma­ ya açık olsa da memeli yavrularının anne bakımı olmadan hayatta kalamadığı düşünülünce, anne sevgisi ve güçlü anne-bebek bağının tüm memelilerin ayırt edici ortak özelliği olduğu ortadadır.(3)

    Biliminsanlarının bu durumu kabullenmesi uzun yıllar aldı. Ya­kın zamana kadar psikologlar insanlarda bile ebeveyn ve çocuk ara­sındaki duygusal bağın önemini sorguluyordu. 20. yüzyılın ilk ya­rısında, Freudcu teorilerin etkisine rağmen, hakim davranışbilimci ekoller ebeveynler ve çocuklar arasındaki ilişkinin maddi alışverişe dayandığını, çocukların genel olarak yemek, barınak ve sağlık açı­ sından bakıma muhtaç olduğunu ve ebeveynler bu ihtiyaçları karşı­ ladığı sürece çocukların da onlarla bağ kurduğunu iddia ediyordu. Sevgi, şefkat, kucaklanmak ve öpülmek isteyen çocukların sadece "şımarık" olduğuna kanaat getiriliyordu. Çocuk bakımı uzmanları ebeveynleri tarafından kucaklanan ve öpülen çocukların yetişkin­liklerinde muhtaç, egoistik ve güvensiz kişilikler olacağı konusunda uyarılar yapıyordu.
    Çocuk bakımı konusunda önde gelen isimlerden John Watson, 1920'lerde anne babalara sıkı sıkıya tembihliyordu: "Çocuklarınızı asla öpmeyin ve onlara sarılmayın, kesinlikle kucağınıza almayın. Eğer zorundaysanız bir kez alınlarından öperek iyi geceler dileyin. Sabahları tokalaşmayı tercih edin."(4. Kaynak)

    Sevginin ve şefkatin gerekliliğini acımasız bir şekilde kanıtlamış olan Harlow’un maymun deneylerinde yeniden görüyoruz, sadece insanların sevgiyle iyileşmediklerini. (https://youtu.be/OrNBEhzjg8I)

    John Watson ve benzerlerinin ne tür travmalar yaşadıklarını ve yaşattıklarını tahmin etmek zor değil. Ama artık biliyoruz birçok kişilik bozukluğu, öfke, suç eğilimi sevgi eksikliğinden kaynaklanır. “Genelde yaşama güvenmek, gereksinim duyulan sevginin bulunmasıyla mümkün olur.”*

    Sevildiğinizi hissettiğiniz anlar oldu mu? Çıkarsız ve koşulsuz bir sevgi? Ya da gerçekten sevdiniz mi birilerini ya da bir şeyleri? Nasıldı bunu hissetmek?
    Sevgisizlikten ya da yalnız kalma korkusuyla ortaya çıkan şey değildir. Erich Fromm’un bahsettiği gibi karşılıklı sadist-mazoşist ilişkisi değildir sevgi. Bir annenin bebeğine duyduğu şekliyledir gerçek sevgi.

    Gary Chapman, sevgi deposu dediği kavramın her insanda doldurulması gerektiğinden bahsediyor. Bu depo bahsettiğimiz sevgi eksikliği ya da yeterli sevgi . Bu depoyu doldurmak için çocukların mizaçlarına göre kullanılabilecek 5 başlık oluşturmuş.

    1-)KONUŞMAYI VE YAZMAYI SEVENLER
    Kendilerini yazarak ve konuşarak ifade etmeyi sevenlere karşı; anlamak için dinlemek, gözlerine sevgiyle bakmak ve söyledikleri şeye karşı ilgi göstermek faydalı olabilir. Yazılarıyla ilgili sorular sorup, fikir alışverişi yapabilirsiniz. (Tebrik,takdir gibi ifadeleri kullanın demiş; ama bunların motivasyonu düşürebileceğini düşündüğüm için buna katılmıyorum.)

    2-)SİZİNLE ZAMAN GEÇİRMEYİ SEVENLER
    Birlikte geçirdiğiniz kaliteli,dolu dolu zaman kısa bile olsa onların sevgi deposunu doldurur. Nasıl ki sizin için değerli bir insanla vakit geçirirken başka şeylerle uğraşmıyorsanız, çocuklara da tam olarak kendinizi verin.

    3-)SİZE YARDIMCI OLMAYI SEVENLER
    Özgürlüklerini ve benliklerini kanıtlamak için kendi kendilerine ya da size yardım etmek istedikleri zaman onları engellemeyin,bastırmayın. (“Aman kızım yapamazsın,aman oğlum ben hallederim” cümleleri geleceğin yetersiz,özgüvensizlerini oluşturur.)

    4-)DOKUNARAK İLETİŞİM KURMAYI SEVENLER
    “Konuşmaya gerek yok sarılalım!” grubudur. Oldukça kedicil yapıları sayesinde okşanmak ve sevilmek için yaşarlar. Fiziksel alanlarına saygı duyarak, onların belirlediği sınırları aşmamalısınız.

    5-)SOMUT ŞEYLERİ SEVENLER
    Özel günlerin ve emek verilmiş hediyelerin önemi çoktur. Büyük-küçük hediye demeden “bunu görünce sen aklıma geldin” denilecek gruptur. (Hediyeleşmek için özel günleri beklemeyin!)

    Her ne kadar ayrı özelliklere göre sınıflanmış olsa da her yaştan çocuğun bir şekilde sevgi ihtiyacının karşılanması gerektiği bilimsel bir gerçektir. İster kelimelerle, ister sarılarak, isterseniz hediyelerle hissettirin sevginizi; küçük ve yetişkin çocukların sevgi deposunu doldurmaya eşlik edin.

    “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.”**
    Birer ağaç olalım kimsenin yaprağını kötülemeyen, kimsenin toprağını pislemeyen ve kuşların şarkılarına huysuzlanmadan eşlik eden. Gökyüzüne kavuşalım ve kavuşturalım ; içimizdeki,evimizdeki, yeryüzündeki dünyanın çocuklarını.

    İyiliğin kalmadığını düşündüğün an, güvensizlik içine hapsolursan bir çocuğa gülümse ve günlük ilaç dozunu al onun gülümseyişinden.

    Çocukları sevmeyen, kendi içindeki çocuğa düşmandır.
    Kendi içindeki çocukları sevip , sevgiyle iyileşmeyi seçen herkes içindi bu cümleler.

    Okuyan ya da okumayan herkese teşekkürler. (sevgi beslemeyenlere teşekkür yok.)

    Düzeltilmesi gereken , eklenmesi gereken şeyler varsa lütfen ekleyin . Yanlış ya da eksik bilgiyi değiştirmek göreviyle çıkılan yollarda, sırtımız yere gelmez!..


    KAYNAKÇA
    (1) https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Babil_Kulesi
    (2) Kaynak: Nihan Kaya, İyi Aile Yoktur.
    US Experiment on infants withholding affection, St.Paul's.
    John Bowlby and Renee Spitz's Attachment Theory.
    Cassidy, et al.,Contributions of attachment theory and research: A framework for future research, translation, and policy. Development and Psychopathology, 2013.
    Ardiel, et al., The importance of touch in Development, Paediatrics Child Health,2010.
    (3) Yuval Harari Homo Deus 98.
    (4) Yuval Harari Homo Deus 99.

    *Bertrand Russell
    **Nâzım Hikmet
  • TÜRK ORDUSU NEDİR BİL.........

    1. Diyanet'in dışında imam kadrosu olan tek kuruluştur. Ordu ordugâhı içinde camisi olan birlik çoktur.
    2. Türkiye'ye süper mağazacılığı öğreten ve yurdun en ücra köşelerine kadar bu hizmeti verendir. Ordu Pazarları'nı yar etmediler.
    3. Sosyal hakkı en güzel veren yürüten ve kollayandır.
    4. Ordu Yardımlaşma; birikmiş parasını Türk sanayisine hizmet için verendir. Renault otomobil ve diğerleri... Hiçbir kamu kuruluşu personel parasıyla bunu yapmamıştır.
    5. Milli Eğitim Bakanlığı'yla yarışacak kadar okuma¬yazma öğretmiştir. 'Ali Okulları'. Burdur Er Eğitim Tugayı en ünlüsü...
    6. Orman İdaresi'nden çok ağaç dikmiştir; birisi bile yanmamıştır.
    7. İlk ehliyet alanların tümü askerde araç sürmeyi öğrenmiştir. Ordudaki Ulaştırma Birliği, dünyanın en büyük sürücü kursudur.
    8. Oto bakımı ve tamirini bu millet 'Ordu Donatım'larda ve kademelerde öğrenmiştir.
    9. Ayakla çiğnemeden ekmek yapmayı fırınlara Ordu Ekmek Bölükleri öğretmiştir.
    10. En çok terziyi ordu dikimevleri yetiştirmiştir.
    11. Eğlenmeyi, tatil yapmayı, yaşamayı bu milete orduevleri ve kampları öğretmiştir. Oysa her kuruluşun kampı ve sosyal tesisleri ve misafirhaneleri vardır ama yaşatamamışlardır.
    12. Türkiye 'çok acil'i kullanırken ordu 'ivedi'yi kullanacak kadar Türkçesine sahiptir ve yaşatanıdır.
    13. Türk ordusu silah ve cephane demek değildir sadece... Tüm yaşam araç ve gereçleri için vazgeçilmez dev bir kuruluştur.
    14. Çoğu kitaplarda taharetin küçük taşlarla yapılması anlatılır. Er eğitim tugaylarındaki tüm tuvaletler bu yüzden tıkanırdı. Bu ordu milletine taharetlenmeyi öğretmiştir. Burdur Er Eğitim Tugayı'nda usta erlere tuvalet nöbeti tutturup da cebinde taşla helaya girmesinler diye alınan tedbirleri denetleyen biri olarak biliyorum.
    15. Etek ve koltuk altı temizliğinin kontrol edilip öğretildiği yerdir ordu...
    16. ABD'nin sadece Vietnam'da, Fransa'nın sadece Cezayir'de, Rusların sadece Katyn'de (Polonya) katlettiklerinin binde biri Türk ordusunun şerefli tarihinde yoktur.
    17. Bunların hepsi bir yana; dostu düşmanı bilir ki ordunun bir diğer adı 'Muhammed'in Ocağı'dır.
    Bütün bu saldırılar bu mükemmelliğedir. Bütün bunlar bu güzellikler toplamına olan kıskançlıktır. 'Askerde adam olmak' sözünün, Anadolu'nun dilinden kazınamaması bu yüzdendir.

    PROF. Dr. Yaşar Nuri Öztürk hocanın Türk ordusu ile ilgili tespitleri
  • Fujer nedir?[Ruhi Mücerret- Murat Menteş bilgi sorgulama ]

    Aşk Merdiveni Bitkisi Hakkında Genel Bilgiler ve Evde Bakımı
    Nephrolepsis Exaltata yani Aşk Merdiveni; evlerimizde ve işyerlerimizde bir süs bitkisi olarak yerini alır. Ülkemizde Füjer olarak da adı geçen bu güzel çiçek; aslında bir eğreltiotu türüdür. Daha çok orman ve bataklıklarda bulunan bu çiçek; tropikal yerleri sever. Tohum vermeyen ve çiçek açmayan Aşk Merdiveni yapraklarını aşağı doğru sarkıtır. İlk kökeni Avustralya’ya dayanan Nephrolepis obliterata, diğer türleri arasında susuzluğa ve de yüksek güneş ışığına karşı daha dayanıklıdır. Bu türü Akdeniz Bölgemizde görmek mümkündür. Güneş ışığının altında bahçelerde rahatlıkla yetiştirilen bu türün yapı olarak özelliği sert olmasıdır.

    Aşk merdiveni bitkisi içinde yaşadığı ortama göre büyür. Kiminin boyu 2-2.5 metreye kadar uzar, kimin boyu da 20 cm de bile kalabilir. Tohum verme ve çiçek açma özelliği olmayan Aşk Merdiveni bitkimizin türleri bu şekilde gelişmiştir. Tohumları vardır. Bu tohumlar yaprakçıkların arka kısmında bulunur. Filizlenme özelliği olmayan bitkimizin kışın tüm yaprakları kurur ancak en önemli özelliği soğuğa karşı dayanıklı olmasıdır.-7 dereceye kadar dayanıklılığını koruyan bitkimiz, yapraklarını dökünce üzülmeyin çünkü ilkbahar aylarında tekrar yaprakları yeşermeye başlar ve coşar.

    Aydınlık alanları ve havadar alanları sever. En uygun köşe sabah güneş ışığını bolca alan bir yerdir. Öğlen çok aşırı sıcak olmayan havadar bir yer olması uygundur. Nem ve özellikle esintiyi seven Aşk Merdiveni’ni kuru havalarda yapraklarına su püskürterek ıslatabilirsiniz. Yaz mevsiminde bitkinizi balkonunuza ya da bahçenizde bir köşeye koyabilirsiniz.

    Bakımı çok kolay olan bu bitki sizi asla yormaz.
  • "Türkiye’de köylüler artık ormanın içindeki kuru odun, çalı çırpı, kuru yaprak ya da meyve toplanması gibi geleneksel olarak yüzlerce yıldır sahip oldukları haklarından faydalanamayacaklar. 1830’lu yıllar Almanya’sında olduğu gibi…

    2017 yılında vizyona giren, R. Peck’in yönettiği “Genç Karl Marx” filmini izleyenler filmdeki, pis ve yırtık pırtık kıyafetler içindeki kadın, erkek, çocuk köylü-proleterlerin ormanda, kurumuş ağaç, çalı çırpı, kuru yaprak toplarken atlı polislerin saldırısına uğrayıp bazılarının kılıçtan geçirilip öldürüldükleri, diğerlerinin ise yakalanarak götürüldükleri ilk sahneyi hatırlarlar.

    1830’lu yıllarda Almanya’da köylülerin ormanları kullanması suç sayılmaktadır. Öyle ki 1836 yılında sadece Prusya’da 150 bin civarında köylü bu nedenle tutuklanarak muhtelif cezalara çarptırılırlar. Sadece kuru dal, kurumuş ağaç, çalı, çırpı ya da yaprak değil, yere dökülen meyvelerin dahi toplanması hırsızlık sayılmaktadır.[1]

    Böyle bir gelişmenin nedeni ise para kazanma derdinde olan küçük tüccarların ormanlara el koymaları ve adeta bir tür “çitleme” yaparak bu hakkı kendi tekelleri altına almalarıydı. Marx daha sonra bu gelişmeyi, Kapital’de ilkel sermaye birikiminin bir örneği olarak sunar.

    Benzer olaylar benzer sonuçlara yol açar

    Tarih kuşkusuz ki tekerrürden ibaret değildir. Diğer taraftan tarihin değişik dönemlerinde bir birine benzer olaylar ortaya çıktığında, farklı bir zaman diliminde de olsa birbirine benzer sonuçlar ortaya çıkabilir.

    Nitekim son 15 yıllık AKP iktidarları döneminde siyasal iktidarın ve onun yol verdiği sermayenin hem emek, hem de doğa ile kurduğu ilişki onları sonsuz bir kâr hırsı için tahrip etme yönünde oldu.

    Bu gelişme aslında, özellikle de düzenlemelerin, denetimlerin neredeyse tamamen ortadan kaldırılıp sermayenin önündeki tüm engellerin kaldırılması anlamında tam serbestlik demek olan neoliberal kapitalizmin tipik bir özelliği.

    Türkiye’deki sermaye de kâr çıkarım alanı olarak gördüğü doğaya ait ne varsa talana varırcasına onu tahrip etmekte sakınca görmedi. Özelleştirmeler adı altında bu talan meşrulaştırıldı. Halka ait, kamuya ait ne varsa adım adım adeta yeni bir çitleme hareketiyle büyük sermayeye devredildi.

    Bunun özellikle de 20 Temmuz 2016’dan sonra OHAL altında ve sonrasında artık kurumlaşmış bir otoriter rejim altında daha da hızlanarak yapılması ise tesadüf değildi.

    Ormanların, su varlıklarının ve toprakların büyük sermaye tarafından gaspı kolaylaşıyor

    Böyle bir çitleme ya da modern ilkel sermaye birikimine izin veren bir kanun bu yılın Nisan ayında yayımlandı.[2] Kısaca söylemek istersek, bu kanun ile tüm su varlıklarının Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nün (DSİ) kontrolüne verilerek, ardından da özelleştirilmesi, ormanların imara açılması, arazi toplulaştırma işlemlerinin yine DSİ’ye verilerek köylülerin arazilerine el konulması yasalaştırılıyor.

    Sırasıyla:

    -Doğadaki su kaynakları ve su havzalarından yapılan tarımsal sulamanın işletme ve bakımı, yani suyun dağıtımı özelleştirilecek.

    -DSİ tarafından zorunlu arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri yapılacak. Böylece köylülere ait arazilere önce devlet tarafından el konulacak, ardından hektarlar düzeyinde toplulaştırılan bu arazileri yoksul köylüler ve küçük toprak sahipleri satın alamayacağı için (küçük köylünün satın alamayacağı kadar yüksek fiyatlar nedeniyle) bunlar DSİ tarafından özel şirketlere satılacak. Böylece küçük köylülüğün tasfiyesi hızlandırılmış olacak.

    -Hazine arazileri (tarıma uygun olsalar dahi) enerji, maden, imar rantı gibi amaçlarla özel şirketlere devredilecek.

    Ormanlar köylülere kapatılacak

    Ama asıl düzenleme ormanların kullanımıyla ilgili. Öncelikle orman alanları Hazine’ye takas yoluyla devredilip her türlü imara açılacak. Böylece halihazırda orman içinde gördüğümüz lüks villalara ve malikânelere yenilere eklenecek.

    Dahası, kanunun 18. Maddesi’nde:

    Devlet ormanlarında, odun kömürü, terebentin, katran, sakız gibi işletilmesinde ağaç kullanılan ocakların açılmasına, balık üretmek üzere tesis kurulmasına ve göl, baraj ve deniz yüzeyinde yapılan balık üretimi için karada yapılması mecburi tesislere ve yeraltında depolama alanı kurulmasına Orman Genel Müdürlüğü’nce bedeli alınarak yirmi dokuz yıla kadar izin verilebilir.

    ve 30. Maddesi’nde:

    Devlet ormanlarından elde edilen dikili ağaç da dâhil, orman ürünlerinin piyasa satışlarında açık artırma esastır.

    hükümleri yer alıyor. Böylece orman içlerine, göl ve baraj göletlerine balık üretme çiftlikleri, ormanlarla deniz ve göl kıyılarına balık tesisleri kurulabilecek. Ormanlardaki ağaçların altı metrelerce oyulup sebze ve meyve ya da tehlikeli kimyasal atık saklamak üzere depo haline dönüştürülebilecek.[3]

    Ayrıca, ormanlardaki dikili ağaçlar özel sektöre satılacak ve ormanlar dikili ağaçları satın alacak şirketlere 29 yıllığına kiraya verilecek. Tıpkı Turgut Özal sonrasında kıyıların Yap-İşlet-Devret Modeli altında 29 yıllığına kiraya verilip sonra mülkiyetlerinin özel sektöre devredilmesi gibi, ormanlar da 29 yılın sonunda özel sektörün malı olacak.

    Şimdi bu gelişmenin neden olacağı felaketleri sıralamaya çalışalım.

    Öncelikle bu, ormanları doğrudan tahrip edecek ve zarar verecek bir yıkımın artık yasalaştırılması demektir.

    Bir bölgenin, kentin akciğerleri anlamına gelen ormanların metalaştırmaya ve ticarileştirmeye konu edilmesi ya da satılması iklim değişikliklerinin, aşırı ısınmanın ve ardından gelebilecek ekolojik felaketlerin nedeni olacaktır.

    Tüm topluma ve bu ormanların içinde yaşayan hayvanlara ait olması gereken bu müşterek kullanım alanlarının sermayenin kâr hırsına terk edilmesi ve bunlar üzerinden bir haksız servet birikimi demektir.

    Yeni tür bir çitleme

    Orman köylüleri açısından ise daha vahim bir durum söz konusudur. Kışın yakacağını kurumuş ağaç, dal, yaprak ya da yere dökülmüş meyve veya toplanabilecek meyve gibi (örneğin kuşburnu) gibi toplayarak doğa ile ücretsiz bir alışveriş içinde olan (en azından böyle olmasını beklediğimiz) yoksul köylüler artık bundan mahrum edilecekler ve yakacak odunlarını satın almak zorunda kalacaklar. Bu da onların yoksulluğunu daha da artıracaktır.

    Çünkü özelleştirme yoluyla çitlenmiş orman alanlarına artık hiç giremeyecekler. Buralarda sadece bu şirket ucuz işçi aradığında çalışmak için birbirleriyle yarışacaklar. (Nitekim bu durum 13. Madde ile düzenlenmiş.)

    Tarihin “tekerrür” kısmı burada da devreye giriyor. Çünkü daha önce çıkartılan Büyükşehir Belediyeleri Kanunu ile köylülerin müşterek alanları (su kaynakları, otlak, yaylak ve meralar) imara açıldıktan sonra köylüler bu hizmetler için para ödemek zorunda kalmışlardı.

    İmara geçirilen tarım arazilerini satıp, üç-beş yıl içinde parasını tüketen köylülerin çoğu bu arazilerde yükselen konut inşaatlarına bekçilik yaparak hayatlarını kazanmaya çalışmışlardı. Bu arada azalan tarım arazisi nedeniyle artan tarımsal ürün fiyatları yüzünden iyiden iyiye yoksullaşıp, yoksulluk yardımlarına sığınmışlardı.

    Doğa ile kurulan ücretsiz faydalanma ilişkisi yok ediliyor

    Oysa binlerce yıldır insanların ilk üretim ve dönüştürme faaliyetinin doğa ile kurduğu ücretsiz ilişkinin (karşılıksız olarak doğadan alma faaliyeti) üzerinde temellendiği biliniyor.

    Bu da onlara su kaynaklarını, toprağı, ormanları ve daha birçok yeraltı ve yerüstü varlığını ücret ödemeden kullanmak gibi geleneksel bir hak veriyor. Bu hak doğadaki diğer canlılar için de olmalıdır.

    İşte bu kanun ile su varlıklarını, ormanları özelleştirerek ve arazileri kapitalist bir zihniyetle toplulaştırarak ve binlerce yıldır gelenek haline gelen kullanma haklarını yok ederek insanların doğa ile kurdukları doğal ilişkisi artık yok ediliyor.

    Yani köylüler artık ormanın içindeki kuru odun, çalı çırpı, kuru yaprak ya da meyve toplanması gibi geleneksel olarak yüzlerce yıldır sahip oldukları haklarından faydalanamayacaklar.

    ‘Genç Karl Marx’ ile bitirelim. Filmde, dönemin meşhur ideoloğu Proudhon’un “mülkiyeti hırsızlık olarak ilan ettiği” bir sahne var. Dinleyiciler arasındaki Marx söz alır ve “Hangi tür mülkiyet hırsızlıktır? Burjuva mülkiyeti mi?” diye sorar. Proudhon “Bütün mülkiyet türlerinin hırsızlık” olduğunu söylediğinde, bunun çok soyut bir yanıt olduğunu söyleyerek itiraz eder.

    Marx, kullanım/faydalanma hakkı (appropriation) ile istimlak (expropriation) arasında fark olduğunu ve orman köylülerinin sadece kullanım haklarını kullandıklarını ileri sürer.[4]

    Yani Marx’a göre, köylülerin ormanda kuru ağaç, dal, yaprak ya da meyve toplamaları hırsızlık değildir. Özellikle de yere dökülen meyvelerin toplanması çocuklar açısından geleneksel bir haktır. (Bizde de aslında buna benzer ve daldaki meyveler için dahi geçerli bir geleneksel hak vardır: “Göz Hakkı”.)

    Bunlar yoksulların geleneksel olarak sahip olduğu haklardır ve ellerinden alınamazlar. Ona göre yoksulların ölü orman ürünlerine erişim hakkı onların genel yoksulluklarının bir yansımasıdır ve onların doğa ile olan geleneksel ilişkilerini bir sonucudur.

    Bu yüzden de filmin başlarında, gazetedeki odasında arkadaşlarıyla konuyu tartışırken köylülerin Prusya devletine ve onun liberal sanayici destekçilerine karşı mücadele etmekten başka çarelerinin olmadığını hararetle savunur. Çünkü köylü proleterler hırsızlık yapmamakta, geleneksel haklarını kullanmaktadırlar."

    http://sendika62.org/...stafa-durmus-509283/
  • Gül kokuları çocukların kaburga kırıklarından geliyor 
    Acıyı ve insanlığı çocuklar 
    Böyle dayanılmaz kıldılar ve yeni suları 
    Onların bilgileri getirdi 
    Elleri önlerine bağlı - duruşları 
    Omuzlarından göğüslerine doğru kıvrık ve yumulu 
    Yaşarlar ebedi göz ve ölümsüzlük aşısı yapan kitabı 
    Ki şimendifer 
    Nasıl peşinden koşturursa katarları yolcu kutularını 
    Oralarda civarda 
    Böcekler sürüngenler bulunan kırda 
    Dönen çember - toprakla çalkalanan çocukların önünde 
    Bir dev gezinir 
    Şimşek düşer

    Ve balık yumurtaları 
    Ki onları balıklar 
    Suyun gencine bırakırlar 
    Ve suları da gezer ölüm 
    Çelikağ yok eder insan eliyle uzanarak 
    Hem balığı hem yumurtayı 
    Hem yumurtadaki balığı 
    Hem balıktaki yumurtayı.

    Toprağa dikili gözler neler bulmaz 
    İstese dağlar mı bulmaz 
    Sonsuz gebelik ölümü su çiçeği gibi döken hayat 
    Suları ve karaları uluyor birbirine 
    Erkekler kadınla donlarının altında harp cep kitapları 
    Dudaklarında verem çiçekleri uzaktan 
    Yakından aynı ve ayrı uluslardan

    Genç bir adamdım 
    Tren uğurladım

    Eski ve yeni efendileri 
    Taç giyen şahzedenin karpuz gibi 
    Yada gemilere açılan çelik bir köprü gibi 
    Serin kırmızı ve sıcağını bırakarak 
    İkiye bölüneceği haberini 
    Büyük olayları hava limanlarında zonklayan 
    Trenlerle ben yolladım

    Parklarım vardı akşamları 
    Kapatırdım 
    Saati vurunca trenlerin bekleyip gelmiyenlerin

    Bıldırcın tüneli  ve bir açık ve bir örtülü tren 
    Akşamsa hemen 
    Korkardım - bir kızeline tutunarak 
    Karşı komadan sarışın - onu dökülmüş yapraklara yayarak 
    Çıkarırdım yanağından ürkek şapkalı 
    Ve çantalı adamım 
    Yaklaşırdı ve sorardı 
    - Oralı mısınız oralıyım 
    - alın ve okuyun incil ve yohannaya göre 
    - misyoner misin değilim 
    - o hah ha
    - Değilim ve okuyun yohannaya göre 
    İnsana olan sevgim - bodurluğuna kurnazlandığına 
    Birden bilerek 
    İstasyon bir boşluk 
    Çünkü bir yok bir var 
    Trenler çenreler

    Üçüncü hat koş üçüncü hat 
    Katlan elele katlandık ey Anna taş içinde heykelim 
    Yonttum yonttum taş bitti sen çıkmadın 
    Yanıldım avrupalanmakla çün bizde 
    Kadını kelimeyle kurarlar saklarlar örtülerle 
    Derken katar üstümüzdeki katardan çoğaldı 
    Sen burgu oldun içimin dağlarına tünele girdim 
    Sıtrasburg akşamın karnında 
    Uslu çocuk olarak bekledi 
    Bianka boğazlanan boğanın önünde kaldı 
    İstersek durduruldu diyelim 
    Çünkü halklar vardı 
    Güvercin halkı 
    Meydan 
    Göz halkı 
    İnce doğranmış fransız halkı 
    ey Anna sen kalkan balığı 
    Kafa vurmayan fakat gövde vuran 
    Ağzın karnından biraz yukarda 
    Karnında bir anne yeni kız doğuruyor işaretleri 
    Kan gidişmeleri 
    Açık göğün önünde açık meydan halkları 
    Bianka kıvılcım 
    Ucu kendine kıvrılmış kılınç

    Öpüşümüz gizli olmalı 
    Öpebilirsek uzanıp kaderlerimizden öpmeli 
    Sıcak gözyaşı ve şikayetle 
    Ağzı konuşmaz kılan 
    Ağzımızda 
    Dilimizi şişiren ayrılık bademi

    Senin elin söyler 
    Avucunun toprağa deyip donan çızgileri 
    Anlatır 
    İstasyon çayevini dolduran gebeyi 
    Aşkın 
    Şişen bir yara gibi gelişi 
    İçimizden iki yolcu gibi gideceğini

    Venedik birdenbire kavruldu 
    Nedensiz ve niçin 
    Çün korkunç 
    Ve savaşla gidiyorsun 
    Ama ancak sen 
    Vurulduktan sonra ve kurşun 
    Benden ayrıldı 
    Ve gittin 
    Ve dağ çöktü
             

    *

    Artık dayanamam 
    Yabancı isimlerin ebelerinin içinden 
    Yabancıların ter kokusunun içinden 
    yabancının buyruğu ile geçmeye

    Ey toprağım kalkamadığım 
    Üs kimin üssü 
    Kime ait minare

    Ey sen karşımda paylaşılan 
    Alna dudağa ve kalbe ayrılan 
    Sen aşkım sabah doğrulunca bağırdığım 
    Geceleri sancınla kıvrandığım

    Karanlığı itiyorum yine gelir 
    Sabahı seviyorum özlüyorum 
    Seni aydınlığa getirip anlıyorum 
    Daha sonra ışıksızlıkta anlamsız 
    Ve sancım var

    İnceden ve derinden gözlüyorum 
    Çılgınlık ve inceliyorum 
    Kilom elli beş boy bir yetmiş üç 
    Sen kendime etiplikle eklediğim 
    Kanı benden canı ciğerimden alırdım 
    Aydınlıktın 
    Hep onarırdım eksiyenlerini güneşle

    Ay gece görününce açar aylığını 
    Kurbanlar ve senin büyüklüğün dağınıklığın 
    Çünkü her bölgeni başka bir şehirde yaşadım

    Küskünlüğünü aşk öncesi şehirde 
    Etinin lekelerini doğduğum şehirde 
    Korkularını ve yüksek korkmalarımla 
    Irmağı kapayan boydan boya 
    Suyu toprağa ilave eden şehirde 
    Gidişini özel olarak 
    Kalbimin bağışladığı şehirde - en önce

    Ayrılık vardı hep

    Ay gece olunca pay ederdi ayrılığı 
    Ey güzelce yakalandığım 
    Mutlulukla sunulan 
    Bize bahşedilen armağan kılınan 
    Ayrılık sen ki 
    Aşkın ve sanatın 
    Durmadan doğumlar getiren anası 
    Hep orda gebe kadınların dibinde içinde 
    Doğuma en yakın 
    Doğmadan gibi ve aralıksız doğarak

    *                         

    Böyleydi kuruluş yapı ve bizim ustalığımız

    *
                               
    Fakat sen 
    Hep karşımda kalan 
    Ağzı ağzımdan alınan 
    Paylaşılmakta olan

    *                           

    Biz dördünce Muratın kılıcının sivri ucunu tutuyoruz 
    Keskin yanında karılarımız ve çocuklarıyla 
    Hızla akan bir vatan tutular 
    Aşkın ve birlekteliğin çatısını orada kurdular

    Karılarımız her asrın insan güzelleri 
    İmkan bekçileri 
    Ağır arabalarla taşınan sancılarımız 
    Ağır tabanlarımız 
    Etten değil gibi az yiyen gövdemiz 
    Toprağın ürününe avuç açan karşı koyan 
    Yeri var olmayan bir lisanla bağlayan 
    Sıcağa ve nalın kıvılcımlarına gerçek isimler koyan

    Irmak ve ırmağı süren yol 
    Biri uzağında kaldığımız 
    Öteki içine daldığımız

    Buzul uzaksa ve beraberlik ateşi kucaklamışsa 
    Sabaha çıkmamız kolay 
    Güneşi bir mızrak boyu yükseltmemiz 
    Yabanı kolundan tutup germemiz 
    Alnına bir mıh 
    Sırtına bir yafta ekleyip göndermemiz 
    Yekin seslerindeki yanlışlığı düzeltip 
    Büyük doğrulamanın aklına geçmemiz 
    Yavuz boğalara benzeyecek 
    Ve sancı değiştiren hayvanlara

    Küçük kahraman öğütlerle büyük esere 
    Bir mısramızdan girer 
    Bir çocuk avlusunda salıncaktaki çocukların 
    Anneleri ablaları sahilde çay içen ev'den konuşan 
    Gelecekle haberli yemiş yutan elleri 
    Şimdi salıncakta aynı anda 
    Bir fotoğrafta gibi 
    Her geçen anı fotoğraf olan çocukların 
    Altlarındaki toprağa 
    Öğütlerle büyük eser okları işaretleri 
    Düştükleri taşlara dizlerini kanatmak için 
    Biz açıyoruz 
    Ekonomik iktisat risaleleri

    Her şey benzinle aşk ve ilkbahar bile 
    Barut ateşle harmanlandı 
    Kılıç nasıl deldi geçti ve çekildi 
    Ve nasıl kan göstermedi et 
    Tanrı adıyla renk değiştiren mavileşen ateşe 
    Örtü yapıp otururlar ateşten ateş ve yanmazlar 
    Güvercin teslimiyeti içinde 
    Bakın istiyorsak

    Nasıl yıllarla sürüyor bir salise 
    Sabah bulantıları birlikte yatılan akşamlar 
    Kuşların yalnız uzanıp pencereden

    Havaya alıştıkları saksıları kavrayıp uzaklaştırdıkları 
    O gökler ağaçların tulumba gibi çalışan özsu boruları 
    Sızıları tahta kulübelerin 
    Dağda tahta kulübelerin

    *                           

    Ateş için odun topladık 
    Ben makki ve beşimiz 
    Kısa ama kesin çağırarak 
    İçeriksiz coştuk hemen.Hey önce ateşin içinde ol 
    Hey önce alevin sıçrasın 
    Yüreğimizi kavuran soluğumuzu başka yollardan geçir 
    Aynı an ayağa kalkıldı 
    Doğranıldı 
    Nasıl söylenir bir erkeğe bir kadın 
    Denize atılan bombanın 
    Balıklar delirtiğini 
    En zor sorunun yöneltildiği 
    Bir kadındı 
    Nasıl ki kelimisiz ve gözler olmadı

    Rensiz bir iz seçiliyor 
    Belki karanlığın kendisi işaret veriyor 
    Saçların değişiyor 
    Karanlık tahta kulübe ve saçların 
    Hepsi bu hepsi bunlar

    özgürlüğü kur 
    Suyu dök yürek etlerimizi 
    Parçalanmalarımızı topla 
    Büyük ateş meydana yağmur getirdi 
    Gökteki kazan devrildi 
    Ağaçların gece aydınlığı 
    Duygunun canlılığı 
    Kıvrılıp eğilişi dalların hüzne ateşe 
                                      hüzne ateşe 
                                      hüzne ateşe tutuşu

    Toprağı üzüntüden ayıklayışı 
    Sende kaybedebildiğim yani ey korkulu hayat 
    Taktığım tarafımızdan sevilen 
    Haklarımız esenliğimiz karanlığımız 
    Güzelliğin ellerin alnınla 
    Mızrağını seç önce seç kabarık alnımı 
    Fırlat kayaya kimliğini kişiliğini 
    Dişlerimin ortasına 
    Sar beni kumlu ağaç kütükleriyle 
    Ki suyu geç beni kurula

    Arkamdan rüzgar seğirtiyor 
    ellerim dağdaki kulübeden ses ediyor 
    Orman uğultular kurt ulumaları 
    Aşkın omurgan 
    Yapışkan 
    Yak beni çocuğumsuz

    Senden ışıklandırılmış havuzlarımda 
    Ve gizli su yollarında 
    Sözün ediliyor

    O sen sen 
    Gölgemi bırak beni sürme 
    Ben benimleyim

    İçim büyük sabırla haşlandı 
    İçim ey İçim bu yolculuk nereye 
    Yine bir şehrin ölümünü başlatır gibisin

     *                          

    Ve çocuğun uykusu böyle başladı 
    Çünkü yeni bir çocuk uyanacaktır

    Ey ana 
    Parkları çocuğumla eş doğurdun 
    Çimenleri mutlu kıldın

    Bayrakların sularda aktı 
    Pulatın 
    İnce ve yumuşak saçın 
    Yaralı ağzın

    Mutlu kılan çocuk 
    Çimene düşen yaprakları

    Kadın sen tattın 
    Babanıkine benzeyen 
    Çocuğun böbreğindeki katlar 
     
    *                         

    Gün gelişini açıkladı 
    Sen kapanan gözü açıkla 
    Karısına arabayla tabut taşıyan adamı 
    Güzel yontulmuş ve sarıları olan kadını 
    Yeni bir çocuk planı yapan 
    Yeni ve ölümü de trasfer eden aileyi

    Nalçayı yiyince nasıl çöküyorsam yere 
    Nasıl dumanını üfürürken ve solarken ciğerlerime 
    Düşten yıkanıp ava değil çocuğa yatıyorum 
    Değil vurmaya ve raslantıya 
    Değil hülyalanıp dalgalanmaya 
    Çıkara değil kedi gibi sokulup ayartmasını 
    Değil sarı demire 
    Değil söylev'e asla değil aştım gitti yirmi dokuz yıl önce ölenleri

    Nalçayı yedikçe nasıl çöktüm yere
    Zorla ezilenin zorlu öldürmesi olur 
    Fabrikanın kasıklarını ovan işçilerin 
    Hak dünyasında hastalanırım olağandır
    Neden mi şimdi tepilebilirim
    Maden ocaklarına dinamit yerine

    Bir hakkın düşmanıyla kucaklaşıyorsam 
    Sök beni yeniden şakağıma it ellerimi 
    Bileklerime aklım aksın 
    Damrlarımı lif lif denetle çöz gözümün perdelerini 
    Trenleri uzlaştır sulh fenerlerini yak 
    Nerede olursan ol kim olursam olayım

    Sesimi bir dağ zannet 
    Irmağa ver haberi 
    Yangına doğru sürünen haberi 
    Güneş beni saklar 
    Sen alnındaki dumanı kazı 
    Kemiğimin geleceğini düşün beni yont alıştır

    Sararan örtü cafe müller 
    Gırtlakta sarı halka 
    Esirlik ve kendimden kayma halkası 
    Yalnızlığın çarmıhı dere balıklarını ilanı 
    Çarmıh yaylı ve değişken 
    Karın çarmıhı bel kemiği ve baldırı 
    Karnımız ayrı sancılardan kaymış 
    Yeşil yada yeşil olmayan çocuğun ağzından çoğaltılmış 
     
    *                      

    Ey gece sen de aldatıldın 
    Sana da tuzak kurdu yüzü güneş parıltılı kız

    Rosemariegirbach 


                             
    Gidip bilmediğin kentlerin 
    Böğrünü delen harp mikkaplarını gördüm 
    Kartpostal tüccarlarını 
    Kilise ortak pazar dirlik orak çekiç 
    Ve asya ve afrikaya ayak atma postallarını

    Ve kimseyi göstermeyen aynaları

    Ve bir istasyonda 
    Hatta önemsiz bir memurun yakınında 
    İçinden asya çıkan bir balya

    Geleceği 
    Ormana terk etmeği dener gibi yeni doğan çocuğu 
    Ananın karın bulaşıklarını arımadan 
    Çalıları ve topraklaşan yaprakların içine 
    Alabildiğine gevşeyip bırakılmış gerginliğin ortasına iterek 
    Geleceği ormana iter gibi ormana iterek 
    Meleklerin hayatını yaşamaya 
    Gidelim sizinle kendimde insan olmadan 
    Kimseyi insanlamadan yaşamaya 
    Sıcak kayayı arayan iki tavşan gibi 
    Evleri korkutmadan uluyan kurtlar gibi 
    Bellemeden 
    Etle bilinçlemeden 
    Evdeki sevincin ballanan hüzünleri 
    Bilmeden aşkı ve aşk benzerini 
    Çocuk sesinin düzgünlüğünü arayan bir çeşit insan olarak

    Görevi bu olarak 
    Yalnızlığımızı sesizce ortaya koyalım 
    Erkeçe sesiz ve erkekçe 
    Kiminki sahipse ölümü o karşılasın 
    Ağırlasın

    Ayaklarım ağrıdı güvercin izlemekten 
    Onun başının önündeydi alevli sancak 
    Elimi ve kalbimi uzattım 
    Eriştim tanrıya çağırma kuleli evin 
    Bekliyen güvercine 
    Güneşi ayı ve yeryüzünü bütün şekilleriyle 
    Bir kutlu çehrenin emrine kul bildim 
    Bilesiniz 
    Ona döndürüleceksiniz

    Ve başı yeşil haleyle çevrilen 
    Yüzünde tarihten ve gelecekten bir renk beliren 
    Atmacanın pençesinde atmacayı kendinden geçiren 
    Bir güvercin ki ne gören olmuş 
    Ne işiten

    Bir sabah bir çeşit güvercin fırtınasıydı sur önünde 
    Gözleri burçlara 
    Bayrak tebdiline dikilmiş bir kartalın 
    Buyruğundan hızlanarak 
    Bir kartaldı gözünü burçlara dikmiş 
    Döşü surları geriletmiş 
    Durur gücercinlerin en önünde

    Emrolundu.Haliç bir yılan gibi yönelip 
    Soktu Kayser'i

    Zaman bir takla attı 
    Zaman bir takla daha attı

    Zaman altında kalan 
    Çıplak boynu hançer kuşaklı 
    Başı sülük ağızlarında 
    Ayakları boşlukta çırpınan 
    Bir millettik artık

    Güvercin 
    Merhamet kılıçlarını toplayabildi ancak

    Camide toplantı var davranın 
    Aşkı denetleyen güvercinler 
    Kılınçlar eskinin habercileri 
    Keskin bekçiler 
    Bildirciler.

    Bir iç çığlıkla 
    Yürüken üstüne bir mısır habbesinin 
    Yeni yorum yatırımcıları 
    Ve büyük doğrulma günüyle 
    Bir aliterasyon olan güvercin

    Dansöz kalkışlı güvercin 
    Gel.Sen gelince 
    Azap çıkacak her evden 
    Gidecek kendi evine

    Organlar sizinle benim savaşım 
    Ben ahretim 
    Ahret yere gebedir

    Sizinle hep beraberim 
    Dağı tutmuştunuz kalbinizden geçendim 
    Güzel duydunuz ve durduruldum 
    Atımı atınız büyüledi 
    Okyanus everesti nişanlayıp durdu 
    Çünkü etin ötesinde 
    Bir şey değildi everest ve okyanus

    Korkunun yüzüne ayna konmuş  gibi 
    Başkayım sizinle 
    Aynayı eline alan korkuyu bilir 
    Çün korku etin içinden yekinir

    Hep koşmaklayız kitabın onayıylayız 
    Tarlayı çok severiz.Yaradan 
    Lokma lokma bölmüş istiyenlere 
    Karından gelenlere 
    Ve karna gelenlere 
     
    *                          

    Aşkı canbazımız aldı 
    Tokmak kırıldı 
    Kapının çatlağı esner 
    Gözetleyen göz şişer küçülür 
    Et aralığından görmeyi dileyince

    Duyulur iç ses 
    Uyan ey kaplumbağa kelimeyi kımıldat 
    Çünkü kıymet sezilsin otobüs devrilsin 
    Kımıldat kanlarını 
    Koşanın yıldırım gibi duranın 
    Susanın ve dağlarla konuşanın 
    Kendiyle 
    Dağları konuşturan 
    Aklı çok kez hançerce bulunduranın 
    Kendini sürü için öldürüp 
    Sürüyü çobansız bırakan çobanın 
    Hep içilmez sulara varan koyunların 
    Mermerin namütenahi bekleyen kayanın 
    İçinden hata edilerek çıkarılanların

    İnsan yüzleri 
    Çömelmiş inleyen ve içgüdü şekilleri 
    Yaralar kan akmayan 
    Kanla işi olmayan 
    Taştan çıkanın ve çıkaranın birlikte söylevleri 
    İnsan sanatı çığlıkları 
    (bir yerde onlarlayım) 
    Öpülerek topuğu parlatılan tuncun 
    Günah anlatılan karanlıkların 
    'Enriko istersen anlat önce sonra işle'

    O dağlar güvercinin yabanına yuvadır 
    Hiç solunmamış bir hava üfler rüzgar 
    Dünya sürü yürüdükçe döner 
    Çoban sürü için ölmez gelecek sürüler için 
    Yaşamağa bakar 
    Kısa süren bir hatıra değildir toplum

    Mısır taneli çocuk avuçları 
    Fotoğraflarını çek günahların 
    Tövbeleri yıldırımla yayınla yine de

    Esmeri 
    Karayı 
    Kızıl ve sarıyı bir tutanı 
    Benden aldın

    Buruşmaz entarisi İstanbulun entarisi buruşmaz entarisi 
    Maraşın seferde 
    Fakat İstanbul ve Maraş 
    Fakat Maraşın 
    Her kurban arayışında 
    Fazla davrandım ben 
    Yangına uğradım ben 
    Kara bir moloza uğradım 
    Bazen marsık sanıldım

    Maraşın her kurban arayışında 
    Ve bulup sunuşunda 
    Mutlaka bir işareti vardı 
    Bayram çöreklerini tuzundan yağından anlayışın 
    Sertçe düşmanca gibi tokça kucaklanışın 
    Harbeder gibi sevişin

    Mesela adil erdem aynı silahla mücehhezdi

    Üstümüzden aynı katr geçti 
    Mutluluğumuz anlaşılsın yıkıldık 
    Toprağa yayıldık ve büyüdük 
    Çünkü topratan ancak böyle geçtik

    Kızlar burgulu 
    Etlerinde tahta kıymıkları karınca yığınları 
    Alabildiğine açılmış bir organ 
    Bir gramofon 
    Geniş ağızlı

    Her adımlarını bildiğimiz 
    Hangi yörüngeye güttüklerini 
    Hangi suyu geçtiklerini 
    Ne çeşit bir şölenden koyulduklarını 
    Çünkü sokağı aman nasıl eğilerek geçiyorlar 
    Hangi tahta kapıdan çıktıklarını 
    Zenginini ve bulgurlu su içenini 
    Ellerinin çatlaklarını yine krem sürüleni 
    göğüslerinin bakımını tahta sütyenlerini 
    Ocaktaki dumanın yaktığı sapladığı göz sürmelerini

    Çünkü kara dumunlı ocak 
    Ve sürmeydi

    Sürmeyi niye çekmeli 
    Sürmeyi çekmeli mi

    - Annen ne söyledi 
    - (Elmanın yarısını kardeşin yesin) 
    Kardeşin yesin anne yemesin mi

    Elmayı yemiyorsun bir 
    Ve öyle sıkılıyorsun ki elma ölecek 
    Ne sen yiyeceksin 
    Ne kardeşin ne annen

    Bu evde yılanı yine değiştirmemişler 
    Baba ana ve kardeşler 
    Aynı odada soluyorlar 
    Oda şişip iniyor 
    Dışardan bakınca odaya 
    Duvarlar kıvrılan oda 
    Özel bir skorku ve kuşkuyla irkilerek 
    Tehlikenin hayvanları yönünden 
    Boğularak 
    Yılandan gizli işaret alarak 
    Göz kırpar gibi yapıp uluyor 
    Oda uluyor

    Yılan göz kaş işareti 
    Konuşmayan hiç bir şey yapmayan

    Başını yılandan çevir yemek taşmasın 
    Başını yılandan çevir kuyu yakın 
    Başını yılandan çevir unutma babayı yürekte tut 
    Baba dağ ve balata

    Anne 
    Kolundan koynunda karnında çocuklar 
    Gitti pazara dolandı çocuk beğendi

    Anne ve dönünce 
    Anne eve dönecek

    Ölüm bilinecek küçük ölüm 
    Mahalle daracık bilinecek

    alçak duvar ötesinde ölün taht asıcak su 
    Ve odun kokusu 
    Kabre akıtılan sabunlu suyu 
    (Yolun burasında çoşkuyla karşı ko) 
    Nasılki beyninden apartman fışkıran mimarın 
    Yaşamın öte yarısı 
    Burçları gezer 
    Kutup yıldızından söz eder

    Gök çoğalınca 
    Göğe açılan göz kapanınca beni duyacak anlamayacaksın

    Bunlar hep senin ölün 
    Bir yerinde yatağa sığmayan çocukların 
    Suçları bir atmacayla alınan çobanların

    Her şey karıştı çünkü öldün 
    Artık kimse bulamaz kendini 
    Eller birbirinin içinde 
    Senin ölmüş elin yapışır 
    Benim tetiğimin üzerine 
     
                               
    *

    Silah benim tetik bende koşanadek kurşun benim 
    Parmak senin et senin güç senin 
    İrade kimde 
    Benim elim hangi köpeğin içinde 
    Dişleri birbirine geçmiş bileğimde 
    İlk traşını olan gencim 
    Jileti kemiğin iliğinde 
    - Kan seli 
    - Tetik kan seli 
    Hedef nerede kız mı erkek mi 
    Dünya çekirdeği mi 
    Yeryüzü ateş mi 
    Şehvetin ya da nur içinde birleşmenin 
    Sanat'ın içinde beklerken herşeyi önceden kestirenin 
    Çünkü şarttı bir kere 
    Ölümle yanyana şeytanın içinde durmak

    Karnından geçmek 
    Bir lambayı bekleyen makkinin 
    Öpüşünü kanla bekleyen 
    En küçük kilisede çarmıha çekilen 
    Dom'un üç asrın 
    Kana kan koyup 
    Yücelttiği abesin 
    Galerisi insan ve heykel ve resim ve kezzap galerisi

    At gözü oyuk 
    Heykel atın içinde 
    Çünkü at büyük heykel 
    Sürücünün içinde on aziz bir kaç isa yezus hiristus

    Yüz bin haç 
    Atın ayağında bir nalbant heykeli 
    Nalın içinde bir at benzeri 
    Karşılıklı uyuşan iki arslan 
    Biri dişi diğeri dişi 
    Yuvarlak yalanmış ve parlatılmış derileri 
    Ki karpuz yenmiş gibi 
    Goldah karpuz 
    Anna karpuzun çekirdeği 
    Frankrayh şu dağın ardındaki dağ 

    *                           

    Düşman kim onu anlat 
    Mişel'i hatırlat alnımı uğraştır 
    Kalbine planlı ve 
    Avrupa bir duvarın taşları dizilen mişeli 
    Saçlarına çocuk kuşlrı konmaz 
    Çocuk uçmaz dallarından.İçinden yanından 
    Boy tüfeği patlatsan 
    Tuzaklı 
    Hatırlat mişeli mişeli 
    İçinden hep bir kuşku tankeri 
    Bir petrol tankeri namıyla yol alır 
    Pergel petrol 
    Borusu motorun icadı 
    Aşkın feda bayramı cenaze şekli 
    Boyuna hatırlat 
    Yoksa olur ki unuta kalırım esmerliğimi

    Telefon 
    - Görüşünüz nasıl 
    - Yorgun uyanırken ve gittikçe diri ve daha esmer

    Tanımadığım kentin 
    Ağırlık merkezine alındım 
    Taşıtlar grevler insan böğürmeleri 
    alış verişler 
    Şapka çekerken birden çocuk doğuruyorlar 
    Baba oyundan çağrılan çocuklar gibi isteksizdir 
    Ya da bırakır kürekleri denizin üstüne 
    Suda kayan cilalı bir taş gibi seyirtir 

    *                           

    Her doğan çocukla orda 
    Birlikte. Daha yeryüzüne bakınamadan 
    Kırbaçlarınız uyumaya. Anakarnı yorgunluğumuz alınmadan 
    Vurulur kollarımıza ve. Çarpılır dizimiz dizime

    Her doğan çocuk 
    Bir ertelemeydi analarca bağlanarak memelere 
    (Artık sigara içmeyeceğim artık 
    Koyun gütmiyeceğim) 
    Meşgul uğraşır azar altında bile uyurken de 
    Uykusundan silkelenip irileşmeye hamle elleri ve duramadan 
    Yan beşiktekinin yüzüne gölgesini indirerek 
    Bir gün önceki bedenini 
    Kaybedilmiş bir okul eşyasını gibi özliyerek

    Her doğdu 
    Bir ölendi

    Mayland uzun yüzlü bir kız resmi 
    Hani şu hep 
    Selamlaşıp geçerdik 
    Uzun yüzlü kızlar çizen ressamla 
    Aklımı anlat gönlümü kazandır 
    Benden beni çıkar bakalım kalacak mıyım 
    Üstüme beni koy bir de 
    Gözle dayana bilecek miyim 
    Yoksa hemen birkez daha bütünle bende beni 
    özümü kullan 
    Çünkü aşktır 
    Beyaz bir sanat 
     
    *                         

    Evlerin dışında 
    Çünkü böyle oldu

    Pencereden uzanan başın dışında 
    Günahın ve sevabın

    Merkezinde hem tanımadığım 
    Alışmadığım bir sistem gitgelinde 
    Boyuna sırtımdan ve kafamın arkasından delindiğim 
    Oynuyorum ve rolümü. Oyun çarkının boşuna döndüğünü 
    Seyircilerden bir kadın olgun ve eteçalan 
    Çıplak. Eşyadan ve odanın kapamasından 
    Her an biraz daha soyunarak 
    Yatağında 
    Çivilenmeden gerilmiş çarmıha gibi yatan

    Anlıyorum oyun çarkının kendine döndüğünü 
    Ölümün 
    Saklanacağı kalmayan avhayvanı gibi 
    avcısına göründüğünü 
    Ah anlıyorum 
    Çünkü annanın 
    Anlaşılmaz bir gözaldanımıyla 
    İçimde bir gemi batırıp döndüğünü

    Unutmadı 
    Yanlışlıkla 
    Onlara: 
    Beni unutmayacaksınız  

    *                           

    Anlat kızın ekmek tutuşunu 
    İçimdeki soylu kişiden  utanışını 
    Annayı tutarken balık tutuyorum 
    Ekvator ağzıyla kolumu buzdan indirmişim 
    Kız içimde bir sarmaşık kelimesiyle büyürken 
    Arada bir kanla uslayıp 
    Seni anıyorum 
    - eyeski sevdiklerim - 
    Sizi şaşırtıyorum?Sanatım 
    Fakat ben korkutuldum 
     
    *

    Şatoya bağlanan tahta köprüde beynim 
    Ağırlaşmış dalmışım 
    Güneş doğmuş işte böyle. Taş ısınmış ısınmış 
    Neredeyse belleğinden kan ürperten 
    Birsipahi sureti

    Aşka ne zaman veda 
    Demiş ki bu topraklar 
    Boyuna kiliselere taşıyorlar otobüslerle.Isınamıyorum. 
    Ve Baden Baden'de kaçtım 
    Başka bir kiliseye 
    gittim.Hafifçe. 
    Çok ve canlı renkli süslemelerden azürpererek

    Dost için yani dosto için 
    Dönerken 
    Kule yerine 
    Küreye yakın parlak başlıklarına dönüp baktım

    Dosto Badende 
    Ve kumar da oynardı 
    Bir çocuğun.Hırsla.Bir taşı 
    Atışı gibi.Dikine.

    Kapa perdeyi kapa köprüyü 
    Ve şatonun ta kendisini 
    İnce bedenin mühürlenişini 
    Tüfek mahzenini 
    Sevginin tiklerini aort deliklerini 
    Duvarda asırlardır dinlenemeyen 
    Dört işkence resminin

    Takip tutuklanma işkence 
    Ve tahta kurulan işkenceli etin 
    Bin dokuz yüz 77 yıl 
    Yenilen içilen kan ve etin 
    Yarı açılan mor pelerinin 
    Çizgi - kan 
    Çizgiler ve kanın 
    Başta yer yer kemiğe batan tacın 
    Dört resmin dört korkunç dakikanın 
    İri jestlerini anlıyorum

    Makkiyi hayır 
    Sigridi tren getirdi 
    tren götürdü 
    Yedi 
     

    *

    Duruşu kımıldanışı 
    Mağrur tavırları olan 
    Çünkü o güzel kelimelerle ağırlanan

    Göllerin beşiği toprak eğrisi 
    At yiyen ejderdi 
    Tılsım 
    Karıncanın kölesi

    At köpeğin kuruyan ölüsünü 
    Minderi düzelt 
    Baklava kırıntılarını 
    Ana babanın kol gezdiği koruduğu pencere kıyılarını 
    Mutfak ve yüznumara korolarını 
    Yatak amaliyatlarını cinsiyet taslarını 
    An binlerce yıl olan et kabartmalarını

    Pervaz ve şimdi 
    Büyük terasalarda doğuruyorlar 
    Kol bakımı bilek ve dizkapağı bakımı 
    Gebelik ve sancı limonlukları 
    Sıcağa karşı ay ışığı 
    Yelpaze atkı palan 
    Acılar yerdeler sinir göğü tırmalayan 
    Kutlu sevinç giysileri yalayan 
    Ve yağmur suyunu 
    Havuza koyan ırgat olarak

    Anlat insanda ölümsüz olmak yaprağının 
    Hangi ağacın kıvranışı olduğunu 
    Güzün hazırladığı insan yavrularını 
    Kışın insan yeteneklerini 
    Anlat durmadan

    Hurmayı anlat hala uzanan 
    Tüylü kalın dudağı anlat 
    Yaban elmayla eriği 
    Aşıyı 
    Elmanın gelinliğini geyiğin baskın güveyliğini 
    Atlı karıncayı 
    Lunaparkta bir hayvan olan

    Atlı karınca bir hayvansa 
    'İsa ağladı' 
    Kuzeyde ses kalmadı 
    Alnımız buz kondu gece 
    Aksın.Gündüz karıştırılmasın 
    Ah sade bir gün yaşasak 
    Dal dal - Kitap bil 
    Lord kimin lordu hangi mabadin 
    Sinonimi 
    İkisi duman tütsü su rengi 
    Perde kıllı el korku 
    Bölüşmek kekelemek 
    Donup kal - Aklımı al

    Durmak bilmez yaşamakla 
    Senin yaşamın nereye kadar neyana böyle benimki 
    Can kamaram 
    Yalnız göğsüm değil 
    Hayat var kaçıp bıraktığım zamanlarda da 
    Ölmek koşup varmak mıdır oralara 
    Soluğunu yatıştırarak 
    Perdeyi aralayıp girmeden çiçekli ovalara 
    Ah kıra gitmek böyle zor olmasa 
    Ellerimiz ısınan ocakta - Tabaktaki zifafet tasında 
    Kızartılmış bir keklik 
    Paslı ve kükürt salyalı bir ağızla 
    Tatlılıkla ololki 
    Ölünü gebeliğini morarmışlığını 
    Etin devinme sanatını 
    Bilesin yuvarlak akasın akşam olunca 
    Yuvarlak akşam akşam 
    Serçenin girdiği dolap

    Şehri - eycanım - uçtan hayvan kuşları olarak yukarıdan 
    Devgözüyle - bakışı görüyorsun 
    Süzül.Kanatlar arasından 
    Uzanan boynunla evleri ara ikizleri araştır 
    Ren'in çamurlu suyundan bir gümüş iplik bük 
    Sür yeryüzünü hamuruna 
    Ki orda 
    Bir yılan renkli başını onarır 
    Kuyruğunu ağrı dağında yakala

    Ekmek raketini çıkar kuşlar çağrılsın 
    Kirazın yuvarlağı gibi yanağın 
    Bir güçlü böceğen ki gibi alnın 
    Otlara yayılmiş çıplaklığnda bir uçuç böceği 
    Yanından dikene toprağa iniyor 
    Ekmeği göğsünde ufala kuşlar çağrıldı 
    Tutulmuş ve öyle güzelken 
    Korkarak.Ağaçların arasında dolanan cin 
     

    Sen misin-Ama içim Eyiçim

    Kara başımı tutup kara başımı

    Şu suyun insanını güttüğüm vakit 
    Göğsümü asya bir edayla gerdiğim vakit 
    Hem barışmak ne demek kendimle 
    'Sen yoksan mekan yok zaman belli değil'dediğim vakit 
    Sen ölçesilirsin sesimdeki beygirimsiliği 
    Çün bu çamur 
    Şu yaşamı bulandıran su 
    Donyüzlü rahibe şu 
    Şu ev ki ev 
    Ve o karanlıkta cin 
    Ve ormandaki dev

    Oysa melodim 
    Ne güzel. Sözlerim ne tatlı

    Kuşkusuz. Yanımda olaydın 
    Testiyi deler ırmağı temizlerdik 
    Avucumuzla buz gibi içer 
    Bileğimizden akan toprağa düşerdi



    Ve şimdi 
    anlat bana ey can tatlısı kız ki 
    Çünkü ben ödevliyim yinelemeye 
    Eskiçağ ozanlarının ağız toplantısını 
    Anlat bana gönüllerindeki bağ bozumunu 
    Hep şarkı sancıyan dizelerini 
    Kocamış dumanı ve is yüklü tavan direklerinin 
    Arasından destanlara sarkan yılanı 
    Kapıdaki baharı yaprak selini sarı kanaryayı 
    Ölümsüzlüğünün kar yığını - granit yığınını - su yığınını 
    Anlat durmadan

    Oğlu teketek öldüren babanın 
    Oğula mızrağın ucuyla 
    Gürzün kılıcın kıyımıyla ad koyan babanın 
    Anlat bize içinde koşan atların 
    Hangi koşudan kaçtıklarını 
    Yani ilkel 
    Ya da kültürle deşilmiş olmanın 
    Anlat durmadan anlat oğlum 
    Gençliğin 
    Yarısı akan yarısı mezara konan kanın 
    Genç ve geniş bir yaradan 
    Hem babanın elinden mızrakla 
    Ve baltayla açılmış yara'dan 
    Şefkat ve müthiş bir dikkatle 
    Ve müthiş bir hayranlıkla 
    Şövalyelik adına açılmış yara'dan 
    - Huysuz kan sonuna dek akar düşünürüz -

    Anlat ki ey can tatlısı kız 
    Babanın cesedi bir türlü toprağa atamadığını 
    Yine de kanın sonuna dek atamadığını 
    Anlat 
    Babanın can elmas'ıyla kesilen oğulu 
    Aydınlığa sun 
    Toprağa sözü olan kanın 
    Neden sonunadek akmadığını

    Karşılık verir 
    Can tatlısı kızlar korosu:

    - OĞUL MIZRAK KESKİN GENÇ 
    oğul genç mızrak keskin 
    BABA DİNÇ YAŞLI MIZRAK AKILSIZ 
    oğul baba 
    MIZRAK BABA 
    ÖLÜM baba 
    Ölün Oğul Mızrak 
    Ölüm Baba Mızrak 
    OĞUL MIZRAK baba ÖLÜM

    Kan ŞAŞIRDI KAN Şaşırdı

    Genç cesedin ölüm gölünün başında 
    Diz çökmüş olan baba 
    Hınç ayırdı 
    Hayret ve üzgünlük şerbeti 
    Ve abes ayırdı 
    Çok yıl sonraki tanrı tanımaz savaşlara 
    Ve yenilip ve yenip dönerken ordu 
    Neyi algılarsa çiftleşip çoğalmaktan

    Babanın yüreği ordu yüreği 
    / Zırhını kırdı / 
    Narası göğe vurdu 
    Daha gür bir ses duyuldu 
    Belki bir melek gülümsedi 
    Çünkü sıyrıldı gergefi dizinden 
    Belki ayağının dibine vuran sesten

    Eybaba 
    Kılıcı toprağa gizle 
    kendini kınamak için çıkarıdı gerektikçe 
    Yüzünü saratıp karatmak için 
    Kavurması geldikçe

    Çünkü bir serçenin diliyle gelmiyordu düşünce 
    Beyaz güvercinin 
    Bir ilkbahar gencinin güz güneşinin 
    Taşı heykelleştiren eğlimin 
    Su taşıyan kedi seven uykunun altına geçen döşeğin 
    Erkeği kadında koşturan geleneğin 
    Kızlıkta açan çiçekleri 
    Sevişen fillerin 
    Uyuyan çocuk ellerinin 
    Karaya vuran geminin 
    Yemeği hazır eden annenin 
    ... yalvaran dilin diliyle 
    Gelmiyordu düşünce 
    Geliyordu düşünce 
    Ateş kuşunun gagasında

    Çünkü soyluluğun ağırlaştı baba 
    Bir'din orda oldun 
    Zamanın bir gerisine bir ilerisine 
    Son dünya savaşının eşiğine serildim 
    Çocuğu vururken çekilen işkencenin 
    Beşiğine

    Baba çocuk 
    Azap sancak

    Baba genişledi nalbantı bildi 
    Toprağın içinde oğlun ölümü 
    Artıkça ve gezdikçe denizlerin dibini 
    Çünkü ölüm artık canlı oldu 
    Nasıl kuduran boğa canlıysa 
    Ve bir şeye koşarsa

    Baba açığa çıkan kandan yedi 
    Gezdi yeryüzünü 
    Hayvan alım satım yerlerini 
    Annenin ayak diplerini 
    Karnı karıncanın ölmez gelenekçiliğinin 
    Hayvanları şartlayıp 
    Şatoları kefenleyip 
    Ahırları koyunları 
    Gördü baba gezdi baba 
    Oğulun taş benzerlerini 
    Nasıl ki oğulun ölümü 
    / Eli babanın derisinde / 
    Bir gerisinde bir ilerisinde 
    Artıkça ve gezdikçe suların dibini

    Baba devşirdi bir ana 
    Ki yüreğinin altında 
    Bir et kordonla tutan 
    Oğlu delmeyecek olan babayı