• MİLLİ ŞEFİN BERGÜZARI
    İsmet İnönü Cumhurbaşkanı olduğu zaman bunu müspet karşılayanlardan biri de bendim. O sıralarda yabancı basından bizim gazetelere aktarılan bazı haberlerde Türk Devlet Başkanlığı adayları arasında Şükrü Kaya gibi isimlerin de bulunması cidden ürkütücü ve düşündürücü idi.
    1938’de benim İstiklâl Savaşı ve Cumhuriyet çağı hakkındaki bilgim, şüphesiz çok az olduğu için, İsmet Paşa’nın Filistin bozgununda 2000 kişilik kolordusunu[1] düşmana bırakıp tek başına kurtulduğunu, İstiklâl Savaşına nasıl katıldığını, İnönü savaşlarının tafsilatını, Eskişehir-Kütahya bozgununu bilmiyor, bu sebeple mutedil bir devlet adamı diye bildiğim İsmet Paşa‘yı o mevkie lâyık görüyordum.
    Devlet Başkanı olduğu zaman Meclis’te söylediği ilk nutku, o zaman öğretmeni bulunduğum bir özel lisenin salonunda radyodan dinlemiştim. Celâdetli ve millî ruhu okşayıcı bir nutuktu. Fakat Atatürk‘ün adı dahi geçmiyordu.

    Tabiî, bunun saklanamamış bir hıncın sonucu olduğunu o zaman bilmiyordum. Fakat birkaç gün sonraki nutuk, havayı değiştirdi. Atatürk göklere çıkarılıyor, İsmet İnönü ona: “Eşsiz Kahraman Atatürk! Vatan sana minnettardır” diye hitap ediyordu.

    Hemen o günlerde yayılan bir söylentiye göre bu sözler Meclis ve Ordudaki Atatürkçülerin öfkesini gidermek için söylenmişti.
    İnönü, mevkiini berkittikten sonra yeni seçime gitti. 3 Nisan 1939’da yapılan yeni seçimle kendi adamlarından birçoğunu Meclise soktuğu gibi Şükrü Kaya, Tevfik Rüştü gibi Atatürk bendelerini ve onun muhafızlığını yapan Cevat Abbas, Kılıç Ali, Recep Zühtü vesaireyi Meclis dışında bıraktı[2]. Yani bir ileri, bir geri adım atarak kendi taktiğini uygulamaya başladı.
    Bu arada ben resmî okullardan uzaklaştırılmış olarak özel liselerde öğretmenlik ediyordum. Haksızlıktı. Profesör Mükrimin Halil, bizzat İsmet Paşa’ya yazarak bu haksızlığın giderilmesini istememi tavsiye etti. Aşırı bir Anadolucu olan Mükrimin Halil, Anadolulu olan İsmet Paşaya çok taraftar gözüküyor, bu haksızlığı mutlaka tamir edeceğini söylüyordu. İsmet İnönü hakkında henüz benim de duygularım lehte olduğu için taahhütlü bir mektupla durumu kısaca bildirip haksızlığın tamirini istedim. Bir şey çıkmadı[3].
    Zaman İnönü‘nün iç yüzünü yavaş yavaş ortaya koyuyor, ona ümit bağlayanlar hayal kırıklığına uğruyordu[4].
    Millî Şefin bundan sonraki durumu, tutumu, yaptıkları bilindiği için tekrarına lüzum görmüyorum. Zaten bugün Millî Şef artık çekilmiş, silinmiş ve milletin büyük çoğunluğunda çok olumsuz intibalar bırakarak kaybolmuştur.
    Kaybolmuştur ama kendisini hatırlatacak bir taş dikmeyi de ihmal etmemiştir. Millî Şefin millete bergüzarı olan bu taş, şimdi Cumhuriyet Halk Partisinin başında bulunan Bülent Ecevit‘tir.

    Bülent Ecevit‘i yetiştiren İsmet İnönü‘dür. Başbakanlık ettiği üç koalisyon kabinesinde, 20 Kasım 1961 ile 20 Şubat 1965 arasında 3 yıl, 3 ay Bülent Ecevit‘i Çalışma Bakanlığında tutarak yurtta solculuğun gelişmesine hayli yardımda bulunmuştur.
    Acaba Millî Şef; hani çok zekî olduğu söylenen, hafızasının kuvveti göklere çıkarılan İnönü, Bülent Ecevit‘in kafa içi şemasını bilmiyor muydu? “Partimiz sosyalist değildir. Çünkü sosyalizm milliyetçi değildir. Biz ise milliyetçiyiz.” diyen İsmet Paşa, partisinin genel sekreterliğine getirdiği adamın milliyetçilik aleyhtarı olduğunun farkında değil miydi? Cumhurbaşkanlığı sırasında Hasan Âli‘yi Millî Eğitim Bakanlığı’nda tutarak (8 yıl) bugünkü komünizmin tohumlarının atılmasına sebep olduğu gibi, Bülent Ecevit’i de Çalışma Bakanlığı’nda tutmasının sebebi mi vardı? Yoksa bunlar tesadüf mü idi? Biri öğretmenlerle öğrencileri, biri de işçileri milliyetçilikten koparmaya çalışan bu iki kişiyi bu kadar koruyan İnönü’nün anladığı milliyetçilik, herhalde nev’icad, belki de Çankaya’daki kimya laboratuarında keşfedilmiş, kimsenin bilmediği bir milliyetçiliktir.
    Cumhuriyet Halk Partisi, Atatürk tarafından, biri de milliyetçilik olan 6 umde ile kurulmuştu. İsmet İnönü parti başkanlığı sırasında milliyetçilik umdesinin kaldırılması cihetine gidemedi ama milliyetçiliğe en büyük darbeyi vurdu. Köy Enstitülerinin komünist yuvası haline gelmesine göz yumduğu gibi 1944’te Türkçülere karşı açılan Haçlı Seferinin başkomutanlığını da bilfiil yaptı.
    Yetiştirip Türkiye’ye armağan ettiği Ecevit ise milliyetçiliğe cephe almıştır. Nitekim son kongrelerinde, Halk Partisinin milliyetçi olduğunun tüzüğe geçirilmesi hakkındaki takriri hasır altı etmiştir. Fakat asıl mühimi, Anayasa değişikliği hakkında partilerin fikrini soran hükümete verilmek üzere hazırlanan cevaptır.
    Halk Partisi şu teklifleri kabul etmiyor:
    1) Anayasanın ikinci maddesine “milliyetçilik” deyiminin konulmasını;
    2) Anayasaya, sınıf kavgasını kesin olarak önleyecek madde konulmasını;
    3) Anayasaya Türk Bayrağının ve İstiklâl Marşının konulmasını;
    4) Tabiî senatörlüğün kaldırılmasını[5].
    Demek ki, Türk Devletinin milliyetçi olmasını kabul etmiyor. Bunun mefhûm-ı muhalifi beynelmilelciliktir. Dünyada komünist ülkelerden başka beynelmilelci olduğunu ileri süren devlet yoktur.
    Sınıf kavgalarını önleyecek maddeyi de istemiyor. Demek ki, sınıf kavgasını istiyor. Sınıf kavgası kimlerin şiârıdır?
    Türk Bayrağı ile İstiklâl Marşının Anayasaya girmesini istememek bunları günün birinde kolaylıkla değiştirebilmek arzusundan doğar. Acaba sayın Bergüzar Türk Bayrağı yerine hangi bayrağı ve İstiklâl Marşı yerine hangi marşı düşünüyor?

    Bütün bunlardan sonra tabiî senatörlüğün kalmasını istemekteki sebep kendiliğinden ortaya çıkıyor: Tabiilerin büyük kısmı aşırı solcudur.

    Fakat Bergüzar‘ın marifetleri bu kadar değil. Meğer o büyük bir şairmiş de haberimiz yokmuş.
    İşte belgesi:
    Türk – Yunan Şiiri
    Sıla derdine düşünce anlarsın
    Yunanlıyla kardeş olduğunu.
    Bir Rum şarkısı duyunca gör,
    Gurbet elde İstanbul çocuğunu.
    Türkçenin ferah gönlünce küfretmişiz,
    Olmuşuz kanlı bıçaklı.
    Gene de bir sevdadır içimizde
    Böyle barış günlerinde saklı.
    Bir soyun kanı olmasın, varsın
    Damarlarımızda akan.
    İçimizde şu deli rüzgâr,
    Bir havadan.
    Aramızda bir mavi sihir,
    Bir sıcak deniz
    Kıyısında birbirinden güzel,
    İki milletiz.
    Bizimle dirilecek bir gün,
    Ege’nin altın çağı.
    Yanıp yarının ateşinden,
    Eskinin ocağı.
    Önce bir kahkaha çalınır kulağına,
    Sonra Rum şiveli Türkçeler.
    O Boğazdan bahseder,
    Sen rakıyı hatırlarsın.
    Yunanla kardeş olduğunu,
    Sıla derdine düşünce anlarsın.
    Ne dersiniz? Ecevit, Makaryos ve Grivas‘la kardeşlik dâvasında. Bu şahane şiirin altında 1953 tarihinin bulunması da bir acayip. O yıl, İstanbul’un 500’üncü fetih yılı kutlanıyordu. Yani biz Yunan kardeşimizin varlığına son verdiğimiz savaşın bayramını yapıyorduk. Halbuki Bergüzar, istikbali birlikte kuracağımızı iddia ediyor. Rum şiveli Türkçelerden bahsediyor. Rum şiveli Türkçeler ne de güzeldir ya!
    Bergüzar‘ın Anadolu ve Rumeli’de aralıksız dört beş asır süren bir Türk-Rum vuruşmasından galiba hiç haberi yok. Son 150 yıldan beri de bu savaşın tekrar başladığını ve çok kanlı, korkunç, onlardan gelen vahşiyane bir sertlikle devam ettiğini de herhalde bilmiyor. Bilse, asırlarca süren savaşın kana, beyine, gönüle işlediği düşmanlığın silinemeyeceğini anlar. Kıbrıs’ta, banyo içinde öldürülen ve bir Türk doktorunun çocukları olan üç güzel masum yavrunun hâtırasını bir an düşünse bu tekerlemeyi yazmaz. Tarihi biraz kavramış bulunsa, dostluğun ve ittifakların milletler değil, hükümetler arasında kurulduğunu kabul eder. Millî duygusu olsa milletleri ayakta tutan sebepler arasında millî kinin ne kadar ehemmiyetli olduğunu idrak eder.
    Evet, milletlere millî kin de lâzım. Çünkü öteki millet sana düşmandır. Seni yok etmek için açık veya gizli programını uygulamaktadır. O böyle yaparken senin dost olacağım diye göstereceğin gaflet millî hayatına mal olur.
    Türk’le Moskof, Türk’le Yunanlı, Arap’la Yahudi, Almanla Polonya’lı ve daha niceleri dost olabilir mi? Hani “birleşmiş milletler ideali çevresinde toplanan, andlaşan milletler?”. Her millî menfaat mutlaka başka bir millî menfaati törpüler. Kendi menfaatinin zedelenmesine de hiç kimse müsaade etmez. Böyle olunca da çatışmalar sonuna kadar devam eder.
    Barış ve dostluklar, kıran kırana maçların dinlenme saniyeleridir. Tabiat kanunu da, sosyal kanun da budur. Bu kanunlar bütün açıklığı ile ortada iken Türk Yunan kardeşliğinden bahsetmek Türkleri millî uykuya davetten başka nedir?
    Bergüzar buna şüphesiz “hümanizmdir” diye cevap verecek.
    Ne büyük hümanizm, ne heybetli kardeşlik mefkûresi!..
    Buda bile bu hayale kuruntu diyemez, tokat yiyince öteki yanağını uzatmayı tavsiye eden İsa bile bu kadar insaniyetçi olamazdı. Yunus Emre ve Mevlânâ bile bu derece hümanist değillerdi. Beşeriyetin büyük evlâtları (!) Karl Marks ve Lenin bile bu kadar ileri gitmemişlerdi.
    İşte Millî Şefin bergüzarı… Akl-ı evvellerin “yarınki başbakan” diye alkışladıkları genel başkan.
    Millî Şef böylece, Türklüğe koca bir aşırı sosyalist parti bırakarak gidiyor. Ne de “Millî” Şef imiş.
    Milliyetçiliğin, bayrağın, millî marşın anayasaya girmesine muhalif olan bir parti yaşayacak olduktan sonra zavallı Behice Boranın günahı neydi? Hiç olmazsa, o, gençliğinde güzel, şimdi de çirkin olmayan bir Tatar kadını idi ve her halde Türk Bayrağı’nın Anayasaya girmesine muhalefet etmeyecekti.
    ÖTÜKEN 1972-106 Sayı
    [1] Filistin Cephesinde üç ordudan kurulu Yıldırım Ordularının savaşçı asker mevcudu 40.000 kişiydi. Bu arada kolordular da 2.000 kişiye kadar düşmüştü. Yani İnönü gerçekte kolorduya değil, zayıf mevcutlu bir alaya komuta ediyordu.
    [2] Bunlardan Cevat Abbas’a gizli ödenekten aylık bağlandığını, Cevat Abbas öldüğü zaman miras işlerine bakan, benim de avukatım olan Afif Şakir söylemişti.
    [3] İnönü’ye bundan sonra uzun bir mektubum daha vardır. Tamamile devlet işlerine ait olan bu mektup bir takım tekliflerden ibaretti ve en mühim noktası Devlet Başkanı öldüğü veya çekildiği zaman onun yerini alacakların yüksek kademelerdeki belirli beş kişi arasından seçilmesi teklifiydi. Başkanlık ihtiraslarının önlenmesi için ileri sürülmüştü.
    [4] Hele büyük memleket gezisinde halkla yaptığı temaslarda köylülerle, işçilerle ipe sapa gelmez konuşmaları çok basitti. O zamanki gazetelerde bunlar tafsilatıyla vardır.
    [5] Bunlar ve diğer acayip teklifler Milliyet’in 20 Eylül 1972 tarihli sayısında sıralanmıştır.
  • Milliyetçilik ve Irkçılık

    Not: Burada Hakka, hukuka ve adaleta yakışır biçimde olan bir mülahazamı yazmış bulunuyorum. Okuyan kimseler, ister kabul eder, isteyen etmez, orası benim için fark etmez. Zira bendeniz gittiğim minvalde erişeceğim menzile bakarım. Ve iyi biliniz ki, bu yazıyı başından sonuna kadar okumadığınız takdirde hiçbir şey anlamamış olacaksınız.

    ★ Özet: Konu başlığındaki 'Milliyetçilik' kelime mefhumu, sizi, şu hakta yanıltmasın: Bendeniz burada insan kaynaklı Milliyetçiliklerin türleri olan; "Liberal Milliyetçiliği, Muhafazakâr Milliyetçilikği, Yayılmacı Milliyetçiliği, Anti-kolonyal (sömürgecilik karşıtı) Milliyetçiliği, Etnik Milliyetçiliği, Çevre Milliyetçilikğini falan savunmak için konuşmayacağım. Ve ayrıca, beni öyle siyasi partiler kategorisi içine koymayın. (CHP'si, MHP'si, HDP'si, AKP'si, vs.) Beni alâkadar etmez.

    ★ Şu ince noktayı mesele edip, ele alıp arz edeyim ki, konu iyice anlaşılsın: Bendeniz Kürt kökenli bir Müslüman'ım. Ve Türkiye Cumhuriyeti'nin bir vatandaşıyım. Benim indimde "Ne Mutlu Kürdüm, Ne Mutlu Türküm, Ne Mutlu Arabım, Ne Mutlu Lazım, Ne Mutlu Aleviyim, Ne Mutlu Romanım" vs. gibi mefhumların yeri olmaz. Bu vb. mülahazalar ve görüşlerin hiçbir zaman hayatımda yeri ve savunucluğu olmadı şimdiye kadar, hamdolsun. Bundan sonra da olmaz ve olamaz. Yanlızca, "Ne Mutlu Müslüman bir (...) vs. gibi bir cümle kurulursa, o zaman olur. İşte böylesi kabulümdür. Böyle diyenlere Selâm olsun diyorum. Zira bendeniz böyle biriyim.

    Yine daha açık bir ifade ile, bendeniz Müslüman bir mütedeyyin olarak ülke halkımızın Müslüman olanlarının "Ne Mutlu Türküm diyene" ibaresini kulllanmalarını kabul etmiyorum. Ve bundan çok rahatsız oluyorum. "Dikkat! Müslüman'ım" diyen biri için böyle bir mefhumun kabul edilmesi ve kullanılması söz konusu bile olmamalı. Bu siyaseten bile olsa! Zira bir Müslüman'ın dilinden bu vb.ibarelerin kullanılması, insanları ırkçılık yapmaya teşvik edip, terör estirip, kaos var edip, kan döküp, kanlı gözyaşların akmasına ve tüm kamu düzeninin bozulmasına sebep oluyor. -ki tarihte bunun örnekleri çoktur. İşte bu ibare böyle bir minval takibi üzere olduğu için kabul etmiyorum. Bu, en azından kendini bulan Müslümanlar için böyle olmalıdır.

    Başlarken

    1. Irkçı biri değilim

    Bu yaşımın mâlikiyim, Müslüman bir mütedeyyin olarak, kendimi bildim bileli, hiç bir zaman, bir insanı (ister Müslüman olsun, ister gayrimüslim olsun), gerek âfâkta (insanın dış dünya ve madde âlemi'nde), gerek enfûste (insanın iç dünyası ve ruh âlemi'nde) dilinden, dinî'nden, ırkından, mezhebinden ve siyasi görüşünden dolayı yanlış olduğunu düşünerek, fırsat kollayıp, kendisine karşı asla ve kat'a ırkçılık yapmadım. Ve hatta kınamadım bile. Zaten bu ve benzeri yaklaşımlar içine girmem söz konusu bile olmaz ve olamaz. Ve hiç kimse de şahsıma bu hakta en ufak bir metazori kullanarak ya da tatlı dille konuşup, üstünlük ölçütü sağlamak için maddiyatını öne sürerek, kendisinin tarafını tunutmamı isteyip, yaratılmış olan -ZARARSIZ- herhangi bir kula karşı, farklı bir mânâ mefhumu bahanesi içine girmemi ve bu minvalle ırkçılık yapma mı, saldırma mı, zerre-i miskal kadar dahi olsa (otom parçası kadar bile olsa) isteyemez benden. Zira ben ırkçı değilim.

    2. Irkçılık yapanlara

    Müslüman'ım deyip de, kendi Müslüman kardeşine karşı, aklını ırkçı mülahazalarla donatanlara "neden böyle bir yanlış içindesiniz?" diye sorulduğunda, "Biz bu minvalle istikamet-i hakikat üzere gidiyoruz. Ve böylece doğru olanı yapıyoruz." diyerek kendinlerini savunan bu dilsiz, sağır ve kör olan sözde Müslümanlara binaen seslenerek şunu soruyorum: Siz kendi şahsi menfaatleriniz için, kendinizi Müslüman kardeşlerinize veya size hiçbir zararı olmayan herhangi bir gayrimüslime karşı, dili, dinî, ırkı ve mezhebi üzerine saat gibi kurup, doğrudan veya dolaylı yollardan gelerek, konuya temas edip, binbir türlü lağviyat ile fitne ateşini yakıp, ırkçılık yaparak ve yaptırarak kazançlı çıkacağınızı mı sanıyorsunuz? Öyle ise, şunu iyi biliniz ki, siz bu hakta çok yanılıyorsunuz. Zira böyle ırkçılık yaparak yaşamanız, ancak sizin birer fitneci ebleh olduğunuza alâmettir. Zaten istikamet-i hakikat üzere yaşamadığınız bilinen zâhir bir yalandır. Ve şunu da unutmayınız ki, günü geldiğinde elbette bu yaptıklarınızın bedelini; daha önce bedel ödeyenler gibi; Siz de fazlasıyla ödersiniz. Yok yok, bu bir tehdit falan değil. Bilakis iyiliğiniz için bir ikazdır. Zira bu, tarihin kaçınılmaz bir gerçeğidir. Öyle ki, dünya tarihinin kuruluşundan bugüne dek, gelmiş-geçmiş hiçbir insan yoktur ki, başkasına karşı yaptığı zulmün aynısını veya daha şiddetlisini, aynı ya da ayrı bir kişi, belki de kişiler tarafından kendisine de yapıldığını görmeden ölmüş olsun. Binâenaleyh, sizde mutlaka başkalarına karşı yaptığınız bu ırkçılık zulmünün aynısını veya daha şiddetlisini, aynı ya da ayrı bir kişi, belki de kişiler tarafından kendinize de yapıldığını/yaşatıldığını görmeden yaşayıp ölmüş olasınız. Yok öyle bir şey, yok! Zira bütün haksızlıkların cezaları ahirete kalabilir, ama zulmün cezası mutlaka dünyadadır. İşte zulüm o derece kötüdür. Tabiî bunu ben söylemiyorum. Âyet-i Kerimeler ve Hadis-i Şerifler bildiriyor. Yani, bir insan haksız yere yaptığı zulmün cezasını çekmeden ölmez. Ve eğer gerçekten İslâm'a itikadınız varsa, haksız yere kimseye zulmetmezsiniz. Zulüm hakındaki Âyet-i Kelimelere ve Hadis-i Şeriflere bkz. (Not: Fitne çıkaranlar için, Bakara Sûresi - 191. Âyet-i Kerime'si yetmez mi? bkz.)

    ★ Siz, Ey ırkçılar! Kendi menfaatleriniz için ırkçılık yapıp fitne ateşini ilk yakanlarsınız. Böylece zulmün yayılmasına ve yaşanmasına yol açanlarsınız. Kâfir olmayabilirsiniz, ama amelde kâfirlerden farkınız yok, bunu iyi bilesiniz! Yandaşlarınıza gelince: Onlar da sizin çıkardığınız bu fitneyle yanan ateşi körüklediler. Bu günaha hepiniz ortaksınız. Üstteki söyleyişimi teyit ediyorum: Herkes yaptığı iyi veya kötü her ne ameli varsa, onu yaşamadan ölmeyecek biiznilah. Ve sonra kabir, sonra mahşer meydanı, sonra hesap günü, en sonra da ya cennet ya da cehennem var! (Not: Böyle kimselerin tevbe-i nasuh ile tevbe edip, hâllerini düzeltip, helâllik almaları durumunda iş değişir, o başka.)

    ★ Irkçı zihniyetlere bir hatırlatma

    Özgün sanat müziğinin duayeni, Kürt şarkıcı Ahmet Kaya'nın, Kürtler ve Türkler arasında cereyan eden ırkçılık vakasına binaen ortaya koyduğu şu kısa söyleşi hatırlatarak diyorum ki: "Ben barış taraftarıyım. Bütün ezilen halkların yanındayım. Bir Türk Irkçısına Karşı Kürdüm, bir Kürt Irkçısına karşı da Türküm!" Ve bu konuşmayı tamamen "Ne mutlu Kürdüm, ne mutlu Türküm, ne mutlu Arabım, ne Mutlu Aleviyim, ne mutlu Lazım" diyene" değil, "Ne mutlu Müslüman bir (...) " diyen kardeşlerime armağan ediyorum. Zira bendeniz her dinî ve mezhebi İslâm'a, her dili ve ırkı da kendilerine bağlı kalmalarıyla severim.

    Irkçı olmadığım için rahatım. Siz ırkçılık yapmaya devam edin. Fakat bilmelisiniz ki, her zaman Müslüman olan ırklarla beraber Kürt kökenli bir Müslüman bir Türk vatandaşıyım.

    ★ Evet,

    Müslüman bir Kürdüm;
    Müslüman bir Türküm;
    Müslüman bir Arabım;
    Müslüman bir Aleviyim;
    Müslüman bir Lazım;
    Müslüman bir Azeriyim;
    Müslüman bir Romanım;
    Müslüman bir Çenenim;
    Müslüman bir Çerkezim;
    Müslüman bir Boşnakım;
    Müslüman bir Arakanım;
    Müslüman bir Somaliyim;
    Müslüman bir Arnavutum;
    Müslüman bir Pakistanım;
    Müslüman bir Filistinim;
    Müslüman bir Afganistanım;
    Müslüman bir Mısırım;
    Müslüman bir Irakım;
    Müslüman bir Yemenim; vs.
    vel-hâsıl kelâm: bendeniz Müslüman kardeşler topluluğunda bir orta direğim.

    ★ Şimdi, burada sorulması gereken soru şudur: Ortada kalan bir Müslüman bir mütedeyyin olarak, sonuç ne olursa olsun, hep bu mülahazalarla mı kalmalıyım, yoksa daha başka şeylerde mi demeliyim? Tabiî ki demeliyim.

    ★ Cevap veriyorum: Üstte saydığım çok dil, tek dîn, dört mezhep ve çok ırk mâliki olarak kalan kimseler, Müslümansalar, o zaman hepsini dîn kardeşim olarak kabul ediyorum. Ve bu dîn kardeşliğimizin tesisini oluşturan konuya kanıt olarakta, (Hucurat Sûresi, 49/10. Âyet-i Kerimesi'ni, vb. diğer Âyet-i Kerimeleri ve ayrıca Kütüb-i Sitte kardeşliğin tesisinin oluşturulması gerektiğini bildiren bir Hadis-i şerifi veriyorum. Diğer Âyet-i Kerimelere ve Hadis-i Şeriflere kaynaklarından bakarsınız.

    Şimdi, Hucurat Sûresi, 49/10. Âyet-i Kerimesi'nin mealini okuyalım...

    Rahman ve rahim olan Allah'ın ismi ile başlıyorum...

    "Müminler ancak kardeştirler, öyleyse iki kardeşinizin arasını düzeltin, Allah’a itaatsizlikten sakının ki, rahmetine mazhar olasınız. (Hucurat Sûresi, 49/10. Ayet-i Kerime bkz.) Bu Ayet-i Kerime'de büyük bir incelik var. Tabiî anlayana.

    Şimdi, Kütüb-i Sitte kayıtlı olduğu bildirilen bir Hadis-i Şerifi okuyalım...

    Ebû Hureyre (r.a)'den rivâyet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu:

    Rahman ve Rahim olan Allah'ın ismi ile başlıyorum...

    "Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, sizler imân etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de imân etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda Selâmı yayınız!"

    Ravi: Ebu Hureyre (r.a). Kaynak: Müslim, Îmân 93-94. Ayrıca bk. Tirmizî, Et’ime 45, Kıyamet 56; İbni Mâce, Mukaddime 9, Edeb 11

    Buraya kadar anlaşılmayan bir şey var mı? Teşekkür ederim...

    ★ Yok eğer bu saydıklarım vb. Müslüman değillerse, o zaman, o kimseler, ister (...) olsunlar, benim indimde bir hiç sayılırlar. Bir başka ifade örneği ile, hiçbiri ne dîn kardeşim, ne yoldaşım, ne dostum ve ne de arkadaşım ne de düşmanım olamazlar. Zira onlar Allah ve Resulüne inanmazken veya Allah'a inanıp Resullahı sevmezlerken, bendeniz Müslüman bir mütedeyyin olarak, onları hangi akılla sevip sahiplenebilirim ki? Öyle ya, üstte örneğini verdiğim Âyet-i Kerime'ye ve Hadis-i Şerife göre, Din-i Mübin-i İslâm'da Şer-i Şerif hükümler gereği ırkçılık yapmadan, dışlamadan yalnızca dîn kardeşlerimi sevmeliyim.

    Bunun kanıtı ise, Maide Sûresi, 5/51. Âyet-i Kerime'sidir.

    Rahman ve Rahim olan Allah'ın ismi ile başlıyorum...

    "Ey îman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları veli edinmeyin. Onlar birbirlerinin velileridir. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o da onlardandır. Allah zalimler topluluğunu hidâyete erdirmez."

    Şimdi, belki bazıları kendi kendine, benim üsttteki konuşmamda ırkçılık yapmadığımı, ama daha sonra bu konuyu buraya taşıdığımı vurgulayabilirler. Olabilir. Fakat tam hatırlatarak diyorum ki: Özgün müziği sanatçısı Ahmet Kaya'nın ırkçılığa karşı olan konuşmasına iyi dikkat ederseniz, o hitabı seçtiğimde, belli kısıma girmesi kaydını açarak, Müslüman kardeşlerime armağan etmiş oldum. Zaten konumuzda tam olarak bu. Yani, Müslüman kardeşlerin birliği. Sonra da bu sözü biz Müslümanlara hiçbir zararı olmamış, olmayan ve olmayacak olan gayrimüslimlere binaen söyledim. Ve ayrıca konuya girişte, aleni bir şekilde ve yalnızca İslâm'ı savunduğumu ifade ettim. 1. Bölümde ırkçılık yapmadığımı, 2. Bölümde ise, ırkçıları kınadığımı yazdım.

    Evet, bu, ırkçılık yapıyorum demek değil, bilakis ırkçılık yapanların içinden Müslüman'ım deyip de Müslüman kardeşine karşı ırkçılık yapanlara karşı bir savunuculuktur. Fakat yine de şunu ifade etmemde yarar var: İslâm'a ve bir Müslüman'a zarar vermemiş ve vermeyecek olan gayrimüslimler varsa, o zaman kendilerine ve kalbi sinkaf edici olmayan fikirlerine saygı duyarım. Allah-u Te'âlâ (c.c) onlara da İslâm dinine imân etmeyi nasip etsin... Âmin. Yok, aksini düşünüyorlarsa, o zaman Allah hepsini 'Ķahhar' ismi şerifi ile helâk etsin... Âmin.

    Malûmunuz, Dîn-i Mübin-i İslâm'da bir Müslüman'ın ırzına, canına, maddî ve manevî değerlerine zarar vermemiş olan her gayrimüslimin, dil, dîn, ırk ve mezhep gibi görüşleri her ne kadar batıl olsa da, saygı duymak İslâm dinîni seçen her kalbi Müslüman'ın şiarındandır. Fakat Müslümanlara zarar vermiş gayrimüslimler ise, işte onlar o zaman, o gün, o lahza itibarı ile artık biz Müslümanlar için bitmişlerdir. Artık onlar bizden ne saygı görürler, ne iyi bir söz işitirler ve ne de güvende olurlar.

    Evet, görüldüğü gibi, din-i Mübin-i İslâm'da da, bir İnsana saygı göstermenin, hatta iyi bir söz ile kalbine dokunmanın bile bir ölçüsü vardır. Ve hele ki, bu bir gayrimüslim'se!

    Müslüman olduğunu söyleyen, fakat Müslümanlıkla uzaktan ve yakından alâkası olmayan (zahirde olmazsa bile, çıkardığı fitneler sebebiyle, zahiren fitneci olarak kabul görmüş) kimseler, Allah ve Resulü indinde olduğu gibi, Müslümanların indinde de zalim ve fitneci oldukları kanısı ile en şiddetli cevabı alırlar. Bu, diğer Müslüman ülkelere, halkarına, bayrağına, devletine saldıran her dil, dîn, ırk, mezhep malikî kimseler için kesinlikle böyle kabul edilir. Zaten edilmelidir de. Tâ ki o kimseler, Müslümanlığı kabul etmiş olsunlar ya da kendi dînlerinde kalsınlar, ama fitne çıkarıpta, İslâm'a veya kalbi bir Müslüman'a bile zarar vermemiş ve hatta bir Müslüman'a karşı açıktan açığa ırkçılık bile yapmamış olsunlar. Kendi içlerinde istedikleri gibi yaşasınlar. Ancak o zaman af edilirler. Zira en küçük bir fitne ateşi, her tarafa yayılır.

    ★ Tembih

    Kardeşlerim, aranızda ırkçılık yapmayın. Hatta size karşı zararı olmayan gayrimüslimlere karşıda ırkçılık yapmayın. Sizler aranızda ırkçılık yaptıkça, gayrimüslimler kazanıyor. Irkçıların dinî-imânı dünya eğencesi, para ve zülümdür. Bu ırkçılık ülkemizde ve ülkemiz dışındaki diğer tüm ülke halklarında da var... gerçeği dış mihrakların (Müslüman ülkeler hariç.) hiçbiri bizi alâkadar etmez. Etmemelidir de. Fakat en önemlisi, evvelinde, biz içimizdeki ırkçılığın bitirilmesi için mücadele etmeliyiz. Bizim sonumuz da diğer Müslüman ülke kardeşlerimizin sonu gibi olsun istemiyorsanız şayet, birliğimizi-dirliğimizi bozmayalım ki, güçlü kalabilelim. Yoksa içimizdeki bu ırkçılıkla, Müslüman ülke kardeşlerimizin yaşadıkları o parçalanmışlığın aynısıyla karşı karşıya kalabiliriz. Zaten dış mihrakların istediği de tam olarak budur. Allah-u Te'âlâ (c.c) Ehl-i Sünnet vel-Cemat / Fırka-i naciye olan milletimizi her türlü kaza ve belâlardan muhafaza etsin... Âmin.

    ★ Hatırlatma: Çin Halk Cumhuriyeti

    1922 yılında Çin'in Şangay şehrinde kurulan ve bugüne kadar gelen ve; o gün bugündür Çin'i yöneten Çin Komünist Partisi (ÇKP), 1949 yılından bu yana hâkimiyeti altında tuttuğu Müslüman Doğu Türkistan'da 35 milyondan fazla Doğu Türkistan'lı Müslüman kardeşimizi en vahşi şekilde şehit ettiler. Ve hâlâ da bu vahşete devam ediyorlar... Bu vahşeti hep hatırlayın! Yine çıkartılmış bir fitne ile Sûriye'nin kendi içindeki iç savaşını (Suriye'nin Arap lideri Beşar Esad'ın kendi halkına yaptığını) hatırlayın! Yine ABD'nin kendi menfaati için Irak'a, Afganistan'a, vb. Müslüman ülke kardeşlerimizin ülkelerine saldırarak, ırzlarını kirleterek şehit ettikleri ve tüm geçim kaynakları olan yeraltı madenlerinin almalarını hatırlayın! Ayrıca Avrupa ülkelerinde Müslüman kardeşlerimize karşı yapılan ırkçı saldırılarla yakılıp-yıkılan evlerini, işyerlerini, cami ve meçirelerimizi hatırlayın! Yoksa siz Mısır da olanları unuttunuz mu? İşte tüm bunlar ırkçı ve sömürgeci güçlerin fitneleri ile meydana gelmiş gerçeklerdir. Yaşanılan bu vakaların tarihleri zaten malûm. Irçılıkklar her devirde baş gösterdi. Ve hâlâ da devam ediyorlar...

    İçimdeki hırçın ses... laik, demokratik ve komünizm zihniyeti ile yönetilen Devletimiz Şeriat Devleti olsa da, bu kâfirlere ve ırkçılara Tevbe Sûresi, 9/5. Âyet-i Kerime'yi şöyle gönül rahatlığı ile uygulayabilsek.

    İKAZ: Tevbe Sûresi, 9/5. Âyet-i Kerimesi Nesh edilmemekle birlikte hem mütevatir ve hem de gayet sarihtir. Fakat bu Âyet-i Kerime'nin Türkçe Meali ile yola çıkılıp cihat edilmez. Tabiî Türkçe anlamı mânâ kaybına uğruyor demek istemiyorum. Bu bir cihat Âyet-i'dir. Fakat her Müslüman beşerin kendi heva ve heveslerine uygun olabilecek şekilde ve aklına estikçe ele alıp davrana bileceği bir Âyet-i Kerime değildir. Bu, diğer Âyet-i Kerimeler için de geçerlidir. Bu cihat işi, ancak Din-i Mübin-i İslâm'da Şer-i Şerif hükümler ile yönetilen devlet yetkililerinin adı ve eli altında Kur'an, Sünnet, İcma ve Kıyas gibi mefhumlar detaylı şekilde ele alınarak uygulanabilecek bir Âyet-i Kerimedir. TEVSİR ŞATTIR. Ha, iş başa düşerse, o başka!

    Allah'ın Şeriat-ı (Allah'ın Kitabı olan Kur'an-ı Kerim ve Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v'in Sünnet-i) ile yönetilmeyen tüm laik, demokratik ve komünizm zihniyeti ile yönetilen tüm dünya devletlerini, yetkililerini, halklarını ve güvenlik güçlerini reddediyorum. Yanlış düşünüp, yanlış yaşama biçimleri ile birlikte hepsini Allah-u Te'âlâ'ya (c.c) havale ederek diyorum... Ulu Allah'ım yeryüzündeki fitne çıkarıcı tüm kâfirleri ve ayrıca Müslüman'ım deyip de fitne çıkarmak da ısrar edenleri Şehadetsiz murdar kefereler olarak yerin dibine soksun... Âmin.

    " Müslümanım deyip de müslüman kardeşlerine karşı rkçılık yapacaklar, sonra da cennete gideceklerini ifade edecekler. Tabiî ki, en doğrusunu Allah (c.c) bilir. Ama bir taraftan bilinsin ki,

    1000 Âyet emirleri
    1000 Âyet yasakları
    1000 Âyet cezaları,
    1000 Âyet mükâfatları
    1000 Ayet haber ve kısasları
    1000 Ayet misal ve ibretleri
    500 Ayet haram ve helâlleri
    100 Ayet dua ve tesbihatı
    66 Ayet nasuh ve mensuhu anlatan Âyet-i Kerimeler var" diye hatırlatırız.

    Şimdi söyleyin bakalım; Allah kendi vaatleri içinden, ceza veregereğim dediği sözden cayar mı? Anlatılan hükme göre elbette hayır.

    Siz, Ey öldükten sonra kendi kendini cennete koyan kâfirler ve ırkçılar! Numaralarını verdiğim su Âyet-i Kerimelere tek tek bakınız.

    1- Bakara Sûresi, 2/6. 18. 39. 80. 81. 82. 162. 191. 217. 257. 275. Âyet-i Kerimelere bkz.

    2- Nisâ Sûresi, 4/14. ve 169. Âyet-i Kerimelere bkz.

    3- Mâide Sûresi, 5/5. 37. 51. ve 80. Âyet-i Kerimelere bkz.

    4- Araf Sûresi, 7/179. Âyet-i Kerime'sine bkz.

    5- Tevbe Sûresi, 9/5. Âyet-i Kerime'sine bkz.

    Hadis-i Şerifler

    1- Ahir zamanda ümmetim 73 fırlamaya ayrılacak. Özellikle bkz. - http://biriz.biz/itikat/73firka.htm

    2- Öyle bir zaman gelecek ki, doğru söyleyenler yalanlanacak. İtibarsız insanlara itibar edilecek. Bkz.

    3- Münafığın alâmeti üçtür: Bkz.

    4- Bir Mümin aynı delikten iki defa sokulmaz. Bkz.

    5- "Dünya mü’minin zindanı, kâfirin Cennetidir!" Müslim, Zühd: 1; Tirmizî, Zühd: 16; İbni Mâce, Zühd: 3; Müsned, 2:197, 323, 389, 485.

    6- Birbirinizi sevmedikçe gerçek anlamda iman etmiş olmazsınız (Bu, Müslümanlara uyarı Hadis-i Şerifidir) bkz.

    7- Her Müslüman'ın fidyesi Yahudiyi öldürmek olacak) bkz.

    ÖNEMLİ NOT: BÜTÜN KÂFİRLERİN EN ÇOK DİKKATE ALDIĞI VE BUGÜN ELLERİNDEN GELSE KALDIRACAKLARI 6 ÂYET-İ KERİME VE 1 HADİS-İ ŞERİF VAR. O'DA ŞUNLARDIR👇:

    1. Nisa Sûresi, 4/58. ve 59. Âyet-i Kerimeleridir. (Zira bu Âyet-i Kerimeler, siyaset Âyetleridir).

    2. Maide Sûresi, 5/51. Âyet-i Kerime'si (Allah, kâfirleri ve ırkçı faşisttleri dost edinmeyi yasaklamıştır).

    2. Araf Sûresi, 7/179. Âyet-i Kerime'si (Bu Âyet-i Kerime, kâfirlerin çokluğuna alâmet eden ve onların kurtuluşa etmeyeceğinden bahseden bir Âyet-i Kerime'dir).

    3. Tevebe Sûresi, 9/5. Âyet-i Kerime'si (Bu Âyet-i Kerime, haram (Zilkade, Zilhicce, Muharrem, Recep) aylar çıktığında kâfirlerle savaşmayı emreden bir Âyet-i Kerime'dir).

    4. Enbiya Sûresi, 21/107. Âyet-i Kerime'si (Bu Âyet-i Kerime, sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed (s.a.v)'i övüyor. Onun için kaldırmak istiyorlar).

    4. Ahir zamanda ümmetim 73 fırka'ya ayrılacak Hadis-i Şerifidir. http://biriz.biz/itikat/73firka.htm

    Malûm, dünyada 8 milyar küsur insanın neredeyse 6,5 milyarı, belki daha azı, yani 6 milyarı falan gayrimüslim olarak bilinir istatistik araştırmalara göre.

    Not: Üstteki 6 Âyet-i Kerime ve 1 Hadis-i Şerif, Müslümanların kendilerinin bulmaları içindir!

    Bu link, bu konu ile ilgili olan Âyet-i Kerimeler içindir. Maksat aramakta zorluk çekmeyin diye. http://www.namazzamani.net/kuranmeali

    HATIRLATMA:

    1. ARAF SÛRESİ, 2/179. ÂYET-İ KERİMESİNİ
    2. TÖVBE SÛRESİ, 9/5. ÂYET-İ KERİMESİNİ
    3. AHİR ZAMANDA ÜMMETİM 73 FIRKA'YA AYRILACAK HADİS-İ ŞERİFİNİ
    4. DÜNYA KÂFİRİN CENNETİ; MÜMİNLERİN CENNETİ; MÜMİNİN CEHENNEMİ (İLGİLİ BÖLÜMLERİ) OKURSANIZ ŞAYET, BENİ ANLAMIŞ OLACAKSINIZ!

    Selâm ve dua ile ves'Selâm...
  • Bu konuda Eric Jan Zürcher şunları yazıyor: "Ancak Kemalist iktidar partisinin lider kadrosuna yüzeysel bir bakış bile, bu partide de, TCF'de (Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası) olduğu kadar eski ittihatçı olduğu iddiasını doğrular. Yalnızca birkaç, ama önemli örnek vermek gerekirse:
    1. M. Kemal (Atatürk) Cumhurbaşkanı
    2. İsmet (İnönü)
    3. Ali (Çetinkaya)
    4. Celal (Bayar)
    Başvekil
    İstiklal Mahkemesi Başkanı
    Maliye Vekili, Banka Yöneticisi
    5. Tevfik Rüştü (Aras) Hariciye Vekili
    Dahiliye Vekili
    Başvekil
    6. Cemil (Ubaydın)
    7. Ali Fethi (Okyar)
    8. Kazım (Özalp)
    9. Recep (Peker)
    1 O. Şükrü (Kaya)
    Millet Meclisi Reisi
    Vekil, CHF Genel Sekreteri
    Dahiliye Vekili, Hariciye Vekili
    Hepsinden de öte, 1923 'te Hakimiyeti Milliye Gazetesi'ne verdiği bir mülakatta Mustafa Kemal şöyle demişti: "Hepimiz onun (İTC) azasıydık." Böylece, Mustafa Kemal'in tek "partili" Bonapartist rejimi kesin olarak yerleşmiş oluyordu.
  • Yazar Aydın Başar, Ehl-i Sünnet hassasiyetine dikkat ederek Müslümanlar için 300 kitaplık bir liste oluşturdu. Kur’an’da hata bulan ve usulsüz dini yorumlar yapan itikadı bozuk eserleri listeye karıştırmayan Başar, uzun araştırmalar sonucunda doğudan batıya birçok farklı kişinin eselerini listeledi. 

    Çok sayıda isimden fikir aldı.

    Listeyi oluştururken, çok sayıda alim, akademisyen ve yazarlardan fikir alan Başar, Mahir İz, Esad Coşan, Kadir Mısıroğlu ve Yusuf Kaplan gibi isimlerin de listelerini inceledi. Ayrıca sosyal medyadan da kitap tavsiyesi yapan hocaların fikirlerini dikkate alan Başar, "Rabbim’den bu listenin insanlara faydalı olmasını niyaz ediyorum." diyerek 300 kitaplık 'Müslüman kitaplığı' kitap tavsiyesini yayınladı. İşte 300 kitaplık o liste;

    A. İMAN VE İSLAM
    1. Ömer Nasuhi Bilmen, İslam İlmihali
    2. Mehmet Zihni Efendi, Nimet-i İslam
    3. Ahmet Hamdi Akseki, İslam Dini
    4. Muhammed Hamidullah, İslam’a Giriş
    5. Necip Fazıl Kısakürek, İman ve İslam Atlası
    6. Ümit Şimşek, İslam İnanç İlmihali
    7. Ali Kemâl Belviranlı, İslâm Prensipleri
    8. Ali Tantavi, Ana Hatlarıyla İslam Dini
    9. Mahmud Esad Coşan, İslam’ın ve İmanın Korunması
    10. Muhammed Kutub, İslâm’ın Etrafındaki Şüpheler
    11. Babanzâde Ahmed Naim, İslâm Ahlâkının Esasları
    12. Haluk Nurbaki, Kur’an-ı Kerim’den Ayetler ve İlmi Gerçekler
    13. Tahirül Mevlevi, Müslümanlıkta İbadet Tarihi
    14. Rahmi Telkenaroğlu, İslam İbadet Esasları
    15. Kemal Yıldız, İbadet ve Hayat

    B. İTİKAT VE AKAİD
    1. Mehmet Zahid Kotku, Ehli Sünnet İtikadı
    2. İbrahim Cücük, Delileriyle Ehl-i Sünnet Akaidi
    3. Nureddin es-Sabuni, Matüridiyye Akaidi
    4. Mehmet Keskin, İmam Eş’ârî ve Eş’ârîlik
    5. Sadettin Taftazânî, Şerhû’l-Akâid Tercümesi
    6. Numan Kurtulmuş, Amentü Şerhi
    7. Ramazan Altıntaş, Sana İtikattan Soruyorlar
    8. Cağfer Karadaş, İslam Akaidi
    9. Saim Kılavuz, Anahatlarıyla İslâm Akaidi ve Kelama Giriş
    10. Süleyman Uludağ, İslam Düşüncesinin Yapısı
    11. Metin Bozkuş, Anadolu’da İslam ve Mezhepler
    12. Hasan Gümüşoğlu, İslam Mezhepleri Tarihi
    13. Abdulmecit Zindani, Kur’an ve Kainat Ayetleri Işığında Tevhid
    14. İbni Teymiye, Tevhid Risalesi
    15. Bekir Topaloğlu, Kelam İlmi

    C. KUR’AN-I KERİM
    1. İsmail Karaçam, Sonsuz Mucize Kur’an
    2. Osman Keskioğlu, Kur’an Tarihi
    3. Kerim Buladı, Kur’an’ın Anlaşılmasında Anahtar Kavramlar
    4. Muhammed Gazali, Kur’an’ı Anlamada Yöntem
    5. Ebul Âla Mevdudi, Kur’an’da Dört Terim
    6. Halis Aydemir, Kur’an’da Hata Yok
    7. Mehmet Halil Çiçek, Müşkilu’l-Kur’an’ı Yeniden Değerlendirmek
    8. Enbiya Yıldırım, Kur’an Bize Yeter Söylemi
    9. İhsan Şenocak, Sünneti Reddeden Kur’an Müslümanlığı
    10. Ali Akpınar, Kuran Niçin Ve Nasıl Okunmalı
    11. Murat Padak, Kur’an’dan Hikmetler
    12. Hasan Keskin, Kur’an’da Fitne Kavramı
    13. Recep Akakuş, İslam’da Hamele-i Kuran
    14. Fatih Çollak, Kur’ân Risalesi
    15. Ruhi Özcan, Vahiy Kültürü

    D. HADİS VE SÜNNET
    1. Mehmet Yaşar Kandemir, Hadis Karşıtları Ne Yapmak İstiyor
    2. İbrahim Hatiboğlu, Çağdaşlaşma ve Hadis Tartışmaları
    3. Yusuf el-Karadavî, Sünneti Anlamada Yöntem
    4. Muhammed Taki el-Usmânî, Sünnet’in Bağlayıcılığı
    5. Muhammed Salih Ekinci, Huccet Değeri ve Tedvin Açısından Sünnet
    6. Ömer Faruk Korkmaz, Ayet-i Kerimeler Işığında Sünnetin Hucciyeti
    7. Şatıbi, Bid’atler Karşısında Kitap ve Sünnete Bağlılıkta Yöntem
    8. İmam Suyuti, Sünnetin İslam’daki Yeri
    9. Said Nursi, Sünnet-i Seniyye Risalesi
    10. Halil İbrahim Kutlay, Nebevi Mesaj
    11. Muhammed Ali Es-Sabuni, Nebevi Sünnet
    12. Aynur Uyarel, Sahabe Uygulaması Olarak Sünnete Bağlılık
    13. Mehmet Görmez, Hadis İlminin Temel Meseleleri
    14. Saffet Sancaklı, Hadis İnkârcılığı
    15. Zekeriya Güler, Hadis Günlüğü

    E. SİYER-İ NEBİ
    1. Mustafa Asım Köksal, İslam Tarihi
    2. Ali Muhammed Sallabi, Siyer-i Nebi
    3. Kasım Şulul, Siyer Usulü
    4. Martin Lings, Hazreti Muhammed’in Hayatı
    5. İzzet Derveze, Kur’an’a Göre Hazreti Muhammed’in Hayatı
    6. Mustafa Sıbai, Peygamberimizin Hayatından Dersler ve İbretler
    7. Mehmet Emin Ay, Şefkat Peygamberi Hazreti Muhammed
    8. Münir Muhammed Gadban, Resulullah’ın Hayatı ve Daveti
    9. Ahmet Önkal, Resulullah’ın İslam’a Davet Metodu
    10. İhsan Süreyya Sırma, Mekke Dönemi ve İşkence
    11. Mustafa Ağırman, Hazreti Muhammed Devrinde Mescid Ve Fonksiyonları
    12. Rıfat Oral, Hazreti Peygamber’in Veda Haccı
    13. Âdem Apak, Kur’an’ın Geliş Ortamında Arap Toplumu
    14. Muhammed Emin Yıldırım, Efendimizi Sahabe Gibi Sevmek
    15. Mutlu Binici, Uhud’un Ardında Cennet Var

    F. FIKIH VE İSLAM HUKUKU
    1. Hayreddin Karaman, Günlük Hayatımızda Helaller ve Haramlar
    2. Halil Günenç, Günümüz Meselelerine Fetvalar
    3. Hamdi Döndüren, Güncel Fıkhi Meseleler
    4. Abdullah Kahraman, Güncel Dini Konular ve Fıkhi Hükümler
    5. Hacı Yunus Apaydın, Din ve Fıkıh Yazıları
    6. Faruk Beşer, Güncel Meselelere Dini Çözümler
    7. Vehbe Zuhayli, Günümüz Meselelerine Fetvalar
    8. Ekrem Buğra Ekinci, İslâm Hukukumda Değişmenin Sınırlan
    9. Halit Çalış, Ahmet Yaman, İslam Hukukuna Giriş
    10. Ahmet Yaman, Halit Çalış, İslam Hukuku
    11. Abdülkerim Zeydan, İslam Hukukuna Giriş
    12. Fahrettin Atar, Fıkıh Usûlü
    13. Mehmet Zahit Kevserî, Hanefi Fıkhının Esasları
    14. Mustafa Kelebek, İslam Aile Hukukunda Velayet
    15. Orhan Çeker, Fetvalarım

    G. UFUK KİTAPLARI
    1. Sezai Karakoç, İslam’ın Dirilişi
    2. İsmet Özel, Taşları Yemek Yasak
    3. Roger Garaudy, Geleceğimizde İslâm Var
    4. İsmail Faruki, Bilginin İslamileştirilmesi
    5. Rene Guenon, Modern Dünyanın Bunalımı
    6. Akif Emre, Müstağrip Aydınlar Yüzyılı
    7. Özcan Hıdır, Batı Dünyasında İslamofobi ve Anti-İslamizm
    8. Aliya İzzetbegoviç, Doğu Batı Arasında İslam
    9. Said Ramazan el-Buti, Kur’an’da İnsan ve Medeniyet
    10. Bedri Gencer, İslam’da Modernleşme
    11. Erol Güngör, İslam’ın Bugünkü Meseleleri
    12. İbrahim Kalın, İslam ve Batı
    13. Şemseddin Dursun, Hayata Dair Kavramlar Analizi
    14. Yücel Oğurlu, Perspektif Kodları
    15. Cemil Meriç, Bu Ülke

    H. DAVA VE ŞUUR
    1. Seyid Kutub, Yoldaki İşaretler
    2. Ahmet Ağırakça, Dava Adamı Olmak
    3. Yusuf Kerimoğlu, Kelimeler Kavramlar
    4. Kadir Mısıroğlu, İslam Dünya Görüşü
    5. Abdulkadir Udeh, İslam ve Siyasi Durumumuz
    6. Muhammed Ebu Zehra, İslam’da Sosyal Dayanışma
    7. Salim Öğüt, Modern Bir Din Projesinin Tenkidi
    8. Mehmet Doğan, Batılılaşma İhaneti
    9. Said Halim Paşa, Buhranlarımız
    10. Abdurrahman Dilipak, Cumhuriyete Giden Yol
    11. Burhan Bozgeyik, İşte Zulmün Belgesi
    12. Osman Yüksel Serdengeçti, Bir Nesli Nasıl Mahvettiler
    13. Mehmet Beşir Eryarsoy, Küreselleşmeye Karşı Duruşumuz
    14. Salâh Abdulfettâh el-Hâlidî, Müslümanın Değişmez Prensipleri
    15. Ebul Hasen En Nedvi, Müslümanların Gerilemesiyle Dünya Neler Kaybetti

    I. MÜSLÜMANCA DÜŞÜNCE
    1. İmam Gazali, Müslümanca Bir Hayat
    2. Ebubekir Sifil, Müslümanca Bir Hayat İçin
    3. Abdurrahman Arslan, Dünyaya Müslümanca Bakmak
    4. Mehmet Sürmeli, Siyasette Müslümanca Duruş
    5. Aydın Başar, Hayatı Müslümanca Okumak
    6. İsmail Lütfi Çakan, Müslümanca Yaşamak
    7. Yavuz Köktaş, Modern Dünyada Müslümanca Düşünmek
    8. Rasim Özdenören, Müslümanca Düşünmek Üzerine Denemeler
    9. Serdar Demirel, Postmodern Çağda Müslüman Bilincin İnşası
    10. Ali Haşimi, Kur’an ve Sünnet’e Göre Müslüman Şahsiyeti
    11. Fethi Yeken, Müslüman Olmam Neyi Gerektirir?
    12. Ali Haydar Haksal, Müslümanca Duruş
    13. Vehbi Karakaş, Müslümanca Bakış
    14. Nureddin Yıldız, Mümin Kimliğimiz
    15. Ramazan Kayan, Vahyin Gölgesinde Kimlik İnşası

    İ. TASAVVUF VE NEFİS TERBİYESİ
    1. Hasan Kamil Yılmaz, Tasavvufun Meseleleri
    2. Dilaver Selvi, Kur’an ve Tasavvuf
    3. Selçuk Eraydın, Tasavvuf ve Tarikatlar
    4. Hasan El Benna, Tasavvuf Ve Ahlak Eğitimi
    5. Necdet Yılmaz, Osmanlılarda Tasavvuf
    6. Ebu’l-Alâ el-Afîfi, Tasavvuf İslâm’da Mânevî Hayat
    7. Mahir İz, Tasavvuf
    8. Muhammed Bin El Hani, Adap
    9. Abdu’l-Bari En-Nedvi, Tasavvuf ve Hayat
    10. Ferîdüddîn Attar, Tezkiretü’l Evliyâ
    11. Said Havva, İslam’da Nefis Tezkiyesi
    12. İbni Kayyım El Cevziyye, Nefis Terbiyesi
    13. Abdulkerim Kuşeyri, Kuşeyri Risalesi
    14. Haris el Muhasibi, Selefi Tasavvuf
    15. Muhammed Emin Er, Fıkh-ı Batın Kalp Temizliğinin Esasları

    J. İRFAN VE HİKMET
    1. Abdulkadir Geylani, İlahi Armağan
    2. Osman Nuri Topbaş, Son Nefes
    3. Necdet Tosun, İrfan Bahçesi
    4. Abdulfettah Ebu Gudde, Zamanın Kıymeti
    5. İbn Hacer el-Askalani, Erdem Yolcusuna Uyarılar
    6. İmam Şarani, Sufilere Armağan Selefi Salihin Ahlakı
    7. İbn Ataullah el-İskenderi, Hikemü’l-Atâiyye
    8. Mustafa Kara, Gönül Mektupları
    9. Musa Tektaş, Gönül Zaviyesi
    10. Hayati İnanç, İşte Geldik Gidiyoruz
    11. Raşit Küçük, Sevgi Medeniyeti
    12. Ahmet Ziylan, İki Çift Söz Yeter
    13. Sadi Şirazi, Bostan ve Gülistan
    14. Beydaba, Kelile ve Dimne
    15. Mehmet Nezir Gül, Geçmişten Günümüze Latifeler Hikmetler

    K. İLHAM VEREN KİTAPLAR
    1. Soner Duman, Hayata Bir de Böyle Bak
    2. Mehmet Lütfi Arslan, Uyanın Rüya Vaktidir
    3. Mustafa Asım Küçükaşçı, Kıyameti Koparan Kopuşlar
    4. Süleyman Ragıp Yazıcılar, Baht Meselesi
    5. İsmail Kılıçarslan, Benim Meselem
    6. Erol Erdoğan, İnsan Mevsimi
    7. Erhan Erken, Dünya Görüşü
    8. Ömer Faruk Demireşik, Şafak Sökerken
    9. Âdem Özköse, Ümmet Coğrafyası
    10. Sefa Saygılı, Dünyayı Aldatanlar
    11. Mustafa Sabri Beşer, Ve İnsan Aldandı
    12. Ahmet Murat, Kalbin Kararı
    13. Mikail Çolak, Alemlere Rahmet
    14. Faruk Öndağ, Sıradışı Adamlar
    15. Mustafa Nezihi Pesen, İstanbul’a Zikirle Girdin Mi Hiç?

    L. FAYDALI DİNİ KİTAPLARI
    1. Abdullah Yıldız, Namaz Bir Tevhit Eylemi
    2. Şerafettin Kalay, Müminin Miracı Namaz
    3. Mehmet Şevket Eygi, Müslümanın 100 Vazifesi
    4. Âdem Ergül, Medeniyet Öncülerimizden 365 Lider Davranış
    5. Hikmet Özdemir, Hazreti Ali’nin 100 Veciz Sözü
    6. Murat Kaya, Hazreti Ömer’den 111 Hatıra
    7. Mustafa Meşhur, İslam’a Davet Fıkhı
    8. Ali Nar, 40 Hadisle Müslüman Kimliği
    9. Mecdi El Hilali, Allah Sevgisi
    10. Mehmet Paksu, Sünnete Göre Günlük Hayat
    11. Mehmet Akbaş, Asr-ı Saadetten Üç Öğretmen
    12. Ali Ramazan Dinç, Kemale Dair Sohbetler
    13. Ertuğrul Düzdağ, Ali Ulvi Kurucu Hatıralar
    14. Nazif Yılmaz, Ahmet İslamoğlu Hatırlar ve Mülahazalar
    15. İbrahim Emiroğlu, Yanlış Düşünce ve Davranışlar Karşısında Mevlana

    M. KÜLTÜR VE EDEBİYAT
    1. Haluk Dursun, İstanbul’da Yaşama Sanatı
    2. Ahmet Yüksel Özemre, Üsküdar’da Bir Attar Dükkânı
    3. Münevver Ayaşlı, Haminne’nin Suret Aynası
    4. Yahya Kemal Beyatlı, Kendi Gökkubbemiz
    5. Dursun Gürlek, Kültür Dünyamızdan Manzaralar
    6. Sadettin Ökten, Aslında Bir Sanat Var
    7. Nihat Sami Banarlı, Tarih ve Tasavvuf Sohbetleri
    8. Mehmet Nuri Yardım, Edebiyatımızın Güler Yüzü
    9. Âlim Yıldız, Geleneğin İzinde
    10. Nidayi Sevim, Keşf-i İstanbul
    11. Emin Işık, Belh’in Güvercinleri
    12. Serhan Tayşi, Ali Emiri’nin İzinde
    13. Turgut Cansever, İslam’da Şehir ve Mimari
    14. Beşir Ayvazoğlu, Geleneğin Direnişi
    15. Evliya Çelebi, Seyahatname

    N. HİKÂYE, ROMAN VE DENEME
    1.Muhyiddin Şekur, Su Üstüne Yazı Yazmak
    1, Carl Vett, Dervişler Arasında İki Hafta
    2. Muhammed Esed, Mekke’ye Giden Yol
    3. Şule Yüksel Şenler, Huzur Sokağı
    4. İskender Pala, Şah Sultan
    5. Cahit Zarifoğlu, Yaşamak
    6. Tarık Buğra, Küçük Ağa
    7. Ahmet Hamdi Tanpınar, Beş Şehir
    8. İbrahim Tenekeci, Son Düzlük
    9. Mustafa Kutlu, İyiler Ölmez
    10. Vehbi Vakkasoğlu, Bir Destandır Çanakkale
    11. Mehmet Niyazi, Yemen Ah Yemen
    12. Yavuz Bahadıroğlu, Selahaddin Eyyubi
    13. Mustafa Uslu, Yunus Emre Gönlüm Düştü Bir Sevdaya
    14. Aziz Erdoğan, Abide Şahsiyet Mehmet Akif Ersoy
    15. Ahmet Yapıcı, İnanmış Bir Adam Mehmet Akif

    O. EĞİTİM VE AİLE
    1. Ali Fuat Başgil, Gençlerle Başbaşa
    2. Seyit Mehmet Şen, Gençlik Geleceğimizdir
    3. Nurettin Topçu, Türkiye’nin Maarif Davası
    4. Samiha Ayverdi, Milli Kültür Meseleleri ve Maarif Davamız
    5. Dursun Ali Taşçı, Eğitim Yazıları
    6. Said Havva, İslami Eğitim Modeli
    7. Memiş Okuyucu, Maarifimiz ve Geleceğimiz
    8. Ali Erkan Kavaklı, En Sevilen Öğretmen Hazreti Muhammed ve Eğitim Metotları
    9. Bekir Kuzudişli, Eğitim ve Öğretime Dair 40 Hadis
    10. Osman Öztürk, İslam’da Evlat Terbiyesi
    11. Mehmet Zeki Aydın, Ailede Ahlak Eğitimi
    12. Durak Pusmaz, Ailede Mutluluk Prensipleri
    13. Sıtkı Aslanhan, Bilinçli Aile
    14. Mustafa K Topaloğlu, Evliliğin Yol haritası
    15. Sema Maraşlı, Mutlu Aile Okulu

    Ö. TARİH
    1. Ahmet Akgündüz, Bilinmeyen Osmanlı
    2. Mustafa Armağan, Osmanlı İnsanlığın Son Adası
    3. İrfan Gündüz, Osmanlılarda Devlet Tekke Münasebetleri
    4. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devletinin İlmiye Teşkilatı
    5. Koray Şerbetçi, Bir Osmanlı Var İmiş
    6. Fuat Köprülü, Osmanlı Devletinin Kuruluşu
    7. Osman Turan, Selçuklular ve İslamiyet
    8. Coşkun Yılmaz, Sultan İkinci Abdulhamit ve Dönemi
    9. Vahdettin Engin, Bir devrin Son Sultanı II. Abdulhamid
    10. Mustafa Sabri Efendi, Hilafetin İlgasının Arka Planı
    11. Ziya Kazıcı, İslam Medeniyeti ve Müesseseleri Tarihi
    12. Mahmud Şakir, İslam Tarihinden Dersler ve İbretler
    13. Davut Nuriler, Sancak’ın Asırlık Hak Mücadelesi
    14. Ahmet Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya
    15. Fuat Sezgin, İslam Bilim Tarihi

    P. ABİDE ŞAHSİYETLER
    1. Salih Suruç, Sadakatte Zirve Hazreti Ebu Bekir
    2. İbnül Cevzi, Emirül Müminin Hazreti Ömer’in Hayatı ve Tarihi
    3. Mustafa Necati Bursalı, Hayâ ve Edep İncisi Hazreti Osman
    4. Mahmut Sami Ramazanoğlu, Hazreti Aliyyül Murtaza
    5. Ömer Sabuncu, Hazreti Aişe Binti Ebi Bekir
    6. Ömer Döngeloğlu, Musab Bin Umeyr
    7. Fatih Çınar, Mustafa Taki Efendi
    8. İbrahim Baz, Abdülehad Nuri-i Sivasi Hayatı Eserleri Görüşleri
    9. Vahit Göktaş, Muhammed Es’ad-ı Erbili Hayatı, Eserleri ve Tasavvuf Felsefesi
    10. Adnan Memduhoğlu, Bir Fakih Olarak İmam Nevevi
    11. Ahmet Turan Arslan, İmam Birgivi
    12. Nesimi Yazıcı, Kamil Miras Hayatı ve Eserleri
    13. Ethem Cebecioğlu, İmam-ı Rabbani Hareketi ve Tesirleri
    14. Bilal Kemikli, Erzurumlu Bilge İmam Muhammed Lütfi Efendi
    15. Yusuf Temizcan, Muhsin Kıvamında Yaşamak Abdullah Tivnikli

    R. İLMİ ETÜDLER
    1. Necdet Çağıl, Kur’an’ın Belagat ve Fonetik Yapısı
    2. Nasrullah Hacımüftüoğlu, Kur’an’ın Belagatı ve İ’cazı Üzerine
    3. Mehmet Yalar, Modern Arap Edebiyatına Giriş
    4. Yusuf Ziya Kavakçı, İslam Araştırmalarında Usul
    5. Rahmi Yaran, İslam Fıkhında İhtiyaç Kavramı ve Kurumsallaşma
    6. Hasan Çelikkaya, Fonksiyonel Eğitim Sosyolojisi
    7. Mehmet Ünal, Kur’an Anlaşılmasında Kıraat Farklılıklarının Rolü
    8. Cemal Abdullah Aydın, Hadislerin Kaynaklarını Bulma Yolları
    9. Cemal Ağırman, Hadis Kaynaklarının Dili
    10. Hüseyin Yılmaz, Dini Hitabet ve Mesleki Uygulama
    11. Nuri Adıgüzel, İslam Ahlak Düşüncesi ve Müslüman Ahlakçılar
    12. Fethi Ahmet Polat, İslam Tefsir Geleneğinde Akılcı Söyleme Yöneltilen Eleştiriler
    13. Ömer Çelik, Tefsir Usulü ve Tarihi
    14. Harun Öğmüş, Cahiliye Döneminde Araplar
    15. Mehmet Fatih Kaya, Hadis Usûlünde İhtilât

    S. TEMEL CİLTLİ ESERLER
    1. Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Din Kur’an Dili
    2. Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t Tefasir
    3. İmam Nesefi, Tercüme: Harun Ünal, Nesefi Tefsiri Tercümesi
    4. Babanzade Ahmed Naim ve Kamil Miras, Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi
    5. Yaşar Kandemir, İsmail Lütfi Çakan, Raşid Küçük, Riyazüs Salihin Şerhi
    6. Kadı İyaz, (Yaşar Kandemir), Şifa-i Şerif Şerhi
    7. Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuk-u İslamiyye ve İstılahat-ı Fıkhiyye Kamusu
    8. İmam Nebevi Hazretleri, Hatib eş-Şirbini (Tercüme Soner Duman), Muğni’l Muhtac
    Minhacü’t-Talibin Şerhi
    9. İmam Gazzali, İhya-ü Ulumi’d Din
    10. Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatüs Sahabe
    11. Hayredin Karaman, Ana Hatlarıyla İslam Hukuku
    11. Osman Nuri Topbaş, Nebiler Silsilesi
    12. Hayati Ülkü, İslam Tarihi
    13. Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı
    14. İmam-ı Rabbani, Mektubat
    15. Tahirül Mevlevi, Mesnevi Şerhi

    Aydın Başar
  • 12 Şubat 1999'da Ahmet Kaya magazin gazetecileri derneği'nin töreninde "Kürtçe klip yapmak istiyorum" dediği için linçe maruz kaldı.

    15 Şubat 1999'da Özdemir Sabancı cinayeti sanığı Mustafa duyar cezaevinde öldürüldü.
    16 Şubat 1999'da Abdullah Öcalan yurda getirildi. 21 Mart 1999'da Fethullah Gülen yurt dışına çıktı 26 Mart 1999'da Recep Tayyip Erdoğan hapse girdi.
    18 Nisan 1999'da yerel ve genel seçim yapıldı.
    Yani bunların hepsi iki ay içinde oldu.
    Ecevitin DSP si 1. Oldu.
    MHP ise %18 oy aldı