• Bir sebeple o kadar iltifat ettiği şair Baki'ye öfkelenen Kanuni merhum, şiir kudretini konuşturarak onu memleketine sürgün yönünde ferman ısdâr eder:
    "Baki bed/Azm-i bülend/Bursa'ya red/Nefy-i ebed"
    (Baki kötü adam; yüksek kararım odur ki -memleketi olan- Bursa'ya gönderilsin, bir daha da gözüm görmesin)
    Fakat!
    Sultanın bu şiiri, şiirin sultanına çarpınca aşağıdaki 4 şimşek çakar:
    "N'ola kim nefy-i ebed azm-i bülend olsa ey Baki
    Bilesin ki bu cihân mülkü değil Süleyman'a bâki
    Şeha! azminde isbât-ı tehevvur eyledin amma
    Buna çarh-ı güher dirler, ne sen bâki ne ben bâki"

    Şairler sultanı Bâki'nin fermanı tebellüğ ettiği anda irticâlen söylediği bu dört mısra birisi tarafından not edilip padişaha takdim edildiğinde ferman geri alınmıştır ve Bâki merhum İstanbul'da yaşayıp Kanuni'den tam 34 yıl sonra yine İstanbul'da vefat etmiştir. Kabri Eyüp Sultandadır.

    Mana murâd olundukta:
    1. Şair kendine hitaben nasîhat ve teselli makâmında şöyle demektedir: Üzme kendini, ne olur ki Sultan'ın yüksek kararı senin Âsitâne'den, Sultan'ın yanından uzaklaştırılman yönünde olsa.(Bundan bir şey çıkmaz!)(Nitekim)
    2. (Hazret-i Süleyman Peygamber kastedilerek) dünyâ Ona(aleyhisselam) bile kalmadı, bu Süleyman'a mı kalacak? (Bu isim benzerliği hatırlanmasa düpedüz muhattap Sultân olmaktadır)
    3. Pâdişahım! Kararınızda -sıklıkla vâki olduğu üzere celaliniz, gazabınız pek sarih biçimde görülüyoru(Maşallah, iyi de kızıyorsunuz) Amma!
    4. Unutmayın ki bu dünya geçicidir, bana kalmadığı gibi size de kalmaz.
    Hayati İnanç
    Sayfa 21 - Babıali Kültür Yayıncılığı
  • Bakara Suresi'nde: ''Tağutu inkar edip Allah'a inanan kimse, kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa (İslam'a) yapışmıştır.''... İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri: Tağuta küfür, Allah'a iman üzerine tercih edilmiştir. Çünkü KÜFÜRDEN KURTULMADIKÇA, ALLAH TEVHİD EDİLEMEZ, BİRLENEMEZ. Tağuta küfür demek, Allah'a ortak koşmaktan temizlenmektir. Çünkü tağut, ''nefs, şeytan, putlar ve benzeri olann şeylere'' de şamildir. Çünkü onun koyduğu prensiblerden başkası sapıklık ve azgınlığa birer sebeb teşkil eder. Gerçek tağut inkarcısına gelince, o en yüksek mertebe ile şereflenmiştir; imanın zirvesine ulaşmıştır. Bunu ciddi şekilde anlamalısın... Hazret-i İbrahim'de kemalini bulan bu temizlik, tevhidin mukaddemesi olan ''nefy-red'' kelimesini tamama erdirmekte olup, Allah Resulü ile birlikte İSBAT kısmı tamamlanıyor...
  • Geçen gün, burada kısa bir mektubunu cevaplandırdığım Allahsız okuyucumun bir mektubunu daha aldım. Yazımın sonundaki kaba latifeye sitem ve Allah'ı inkârda ısrar ediyor. Sitemini haklı, ısrarını haksız, fakat onun anlayış zaviyesinden tabiî buldum. Har küd ismini bildiren sayın Erdoğan Gölge, Allaha inanmanın ölüm korkusundan doğduğunu sanıyor. Bu inancın menşei "yok olma korkusudur" diyor ve ilâve ediyor:
    "Allahın mevcudiyetine yegâne delil olarak gösterdiğiniz imanın, yoktan var oluşu için, korkuyu izaleye matuf bir tazyik, ne kadar basit bir sebep oluyorsa, bunu bilen için var olan imanın yok oluvermesi de o kadar basit bir netice olur."

    Allahın varlığına tek delil olarak imânı hiç bir zaman göstermiş değilim.

    Allah'a iki türlü inanılır:
    1. His veya sezgi yoluyla. Bunun delili yoktur; varsa içimizdedir. Başkasına kabul ettirilemez. Merhametli bir insanın merhamete inanması gibi. Merhametsiz bir adama bunu isbat etmek mümkün değildir. Çok defa o



    merhamet duygusunu menfaat kaygusunun kılık değiştirmiş bir şekli gibi görür.

    2. Akıl ve ilim yoluyla. Allah'in varlığı metafizik bir konudur. Eski veya modern ontoloji (varlık felsefesi), epistemoloji (bilgi nazariyesi), fenomenoloji (fenomen nazariyesi) Allahı kabul veya red etmek için şart olan bilgi disiplinleridir.

    Bir gazetenin küçük sütununda bu mesele münakaşa edilemez. Fakat okuyucumuzun hatalı bulduğum fikirlerini cevaplandırmak kolaydır.

    Eğer yalnız ölümden korkanlar Allaha inanıyorlarsa, ölümü göze alan nice kahramanların, azizlerin, velîlerin, bir dâva yolun-da büerek ve isteyerek ölenlerin Allaha niçin inandıklarını izah etmek mümkün olmaz.

    Sayın okuyucu diyor ki:

    "Allaha inanma ihtiyacını doğuran korkuyu emziren meçhulâttır. Saydığınız zevatın (yâni Allaha inanan meşhur filozofların ve ilim adamlarının) çoğu, değil Sputnik'ten, elektrikten bihaberdi".
    Bugün hayatta olduklarını yazdığım ve Allaha inanan birçok filozoflar ve tabiat âlimleri Sputniği ve elektriği bizden iyi bilirler.
    Çünkü aralarında büyük fizikçiler, astronomlar ve atom âlimleri vardır. Eskiler bunları bilselerdi, Allahın varlığına yeni deliller bulmuş olacaklardı.

    26.9.1958
  • LÂ İLÂHE İLLALLÂHIN ŞARTLARI
    Tevhîd kelimesi olan lâ ilâhe illallâh'ın kişiye fayda vermesi için gerekli olan, olmazsa olmaz şartları vardır. Bu şartlar yerine gelmediği takdirde kişi islam dînine girmiş, müslüman olmuş sayılmaz. Kişinin ebedî kurtuluşa erebilmesi için, lâ ilâhe illallâh bu şartlara bağlanmıştır.
    Lâ ilâhe illallâh'ın şartları yedidir.

    BİRİNCİ ŞART: ••İLİM••

    İlim, cehaletin zıddıdır.
    Lâ ilâhe illallâh'ın manasını, neyi nefyedip neyi kabul ettiğini doğru bilmek, bu kelimenin kişiye fayda etmesi için şarttır.
    Bu kelimenin delâlet ettiği ma'nâyı, nefyedip neyi isbât ettiğini bilmeden veya yanlış bilerek söyleyen kişi, İlim Şartını yerine getirmediği için İslam dinine girmiş olmaz.

    Yüce Allah şöyle buyuruyor:
    "Bil ki Allah'tan başka hak ilâh yoktur." (Muhammed,19)

    "Ancak bilerek hakka şehadet edenler müstesna." (Zuhruf,86)

    Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem de şöyle buyurur:
    "Kim lâ ilâhe illallâh'ı bilerek ölürse cennete girer." (Müslim)
    Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem, cennete girebilmek için lâ ilâhe illallâh'ı bilmeyi şart koşmuştur.
    Bu şartı yerine getirmeyen, cehalet küfrü ile kafirdir, müslüman değildir. İnatçı bir kafir değilsede cahil bir kafirdir.

    İKİNCİ ŞART: ••YAKÎN••

    Yakîn, şek ve şüphenin zıddıdır.
    Lâ ilâhe illallâh'ın manasına ve onunla neyin nefiy ve isbat edildiğine dair bilginin, içinde şüphe olmayan bir kesinlikte olması, bu kelimenin kişiye fayda vermesi için şarttır.
    Bu kelimenin delâlet ettiği ma'nâda ve nefiy ve isbat ettiği şeyde, şek ve şüphe ederek onu söyleyen kişi, Yakîn Şartını yerine getirmediği için İslam dinine girmiş olmaz.

    Yüce Allah şöyle buyuruyor:
    "Mü'minler ancak o kimselerdirki, Allaha ve Rasûlüne iman eder ve şüpheye düşmezler."
    (Hucurat,15)

    Nebî sallallâhu aleyhi ve sellemde şöyle buyuruyor:
    "Allah'tan başka hak ilah olmadığına ve benim Allah'ın Rasûlü olduğuma şehadet ederim. Allah'a bu iki hususta şüphe etmeden kavuşan kimse mutlaka cennete girecektir." (Müslim)
    Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem cennete girebilmek için şüphe etmemeyi ve yakîni şart koşmuştur. Bu şartı yerine getirmeyen kimse şek ve şüphe küfrü ile kafirdir, müslüman değildir.

    ÜÇÜNCÜ ŞART: ••SIDK••

    Sıdk, yalanın zıddıdır.
    Lâ ilâhe illallâh'ı söyleyen kişinin, dilinde olanla kalbinde olanın örtüşmesi, içindekinşn ağzındakini tasdîk etmesi, bu kelimenin kişiye fayda vermesi için şarttır.
    Bu kelimenin delâlet ettiği ma'nâda; nefiy ve isbat ettiği şeyde sadık olmayan, yani diliyle söylediği şey kalbindekiyle aynı olmayan kişi, Sıdk şartını yerine getirmediği için İslam dinine girmiş olmaz.

    Yüce Allah şöyle buyuruyor:
    "İnsanlar, iman ettik demekle hiç bir imtihana tâbî tutulmadan öylece bırakılacaklarınımı sandılar? Onlardan öncekileride imtihan ettik. Allah, sâdık olanlarıda yalancılarıda elbet bilir." (Ankebût,2-3)

    Nebî sallallâhu aleyhi ve sellemde şöyle buyuruyor:
    "Allah'tan başka hak ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın rasulü olduğuna kalbinden sıdk ile şehadet eden herkese Allah cehennemi haram kılar."
    (Buhârî, Müslim)
    Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem, cehennemden kurtulmak ve cennete girmek için sıdk'ı şart koşmuştur.
    Bu şartı yerime getirmeyen, nifâk küfrü ile kafirdir, müslüman değil münâfıktır.

    DÖRDÜNCÜ ŞART: ••İHLÂS••

    İhlâs, şirk ve riyânın zıddıdır.
    Lâ ilahe illallâh'ı söyleyen kişinin, başka hiçbir maksat gütmeden bunu sadece Allah için söylemesi ve ibadetlerini Allah'a hâlis yapıp O'ndan başkasına bu ibadetlerden bir pay vermeyerek şirki terk etmesi,
    bu kelimenin kişiye fayda vermesi için şarttır.
    Bu kelimeyi, başka bir maksat güderek söyleyen veya ibadetlerden herhangi birisini Allahtan başka herhangi birşeye yapan kişi, İhlâs Şartını yerine getirmediği için İslâm dinine girmiş olmaz.

    Yüce Allah şöyle buyuruyor:
    "De ki: Bana, ibadetleri O'na hâlis kılarak Allah'a tapmam emredildi." (Zümer,11)

    Nebî sallallâhu aleyhi ve sellemde şöyle buyuruyor:
    "Allah, bu sözle sadece Allah'ın yüzünü isteyerek lâ ilâhe illallâh diyenlere cehennemi haram etmiştir." (Buhari-Müslim)

    "Kim lâ ilâhe illallâh'a kalbinden ihlâs ile şehadet ederse cennete girer." (İbn Hibban)

    Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem cehennemden kurtulmak ve cennete girmek için İhlâsı şart koşmuştur.
    Bu şartı yerine getirmeyen, şirk küfrü ile kafirdir, müslüman değil, müşriktir.

    BEŞİNCİ ŞART: ••MUHABBET••

    Muhabbet, buğz ve nefretin zıddıdır.
    Lâ ilâhe iallallâh'ı söyleyen kişinin bu kelimeyi, bu kelimenin delâlet ettiği manayı, yani Allah'ı tevhîd edip tâğûtu inkar etmeyi ve bu kelimenin ehlini sevmesi, bu kelimenin kişiye fayda vermesi için şarttır.
    Bu kelimeyi ve onun delâlet ettiği manayı sevmeyen, bu sevginin zorunlu bir neticesi olarak ona muhâlif olanlara bugz edip nefret beslemeyen kişi, Muhabbet Şartını yerine getirmediği için İslam dinine girmiş olmaz.

    Yüce Allah şöyle buyurur:
    "İnsanlardan bazıları Allah'ın dışında denkler edinirlerde onları Allah'ı sever gibi severler. Îman edenlerin Allah'a olan sevgileri ise daha şiddetlidir." (Bakara,165)

    Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:
    "Sizden birisi, ben kendisi için babasından, oğlundan ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça îman etmiş olmaz." (Buhari,Müslim)
    Nebi sallallahu aleyhi ve sellem îmanın geçerli olması için muhabbeti şart koşmuştur.
    Bu şartı yerine getirmeyen, buğz ve nefret küfrü ile kafirdir, müslüman değildir.

    ALTINCI ŞART: ••KABÛL••

    Kabûl, red etmenin zıddıdır.
    Lâ ilâhe illallâh'ı söyleyen kişinin onun delâlet ettiği manayı, içerdiklerini ve gerektirdiklerini alıp razı olarak kabul etmesi, bu kelimenin kişiye fayda vermesi için şarttır.
    Bu kelimeyi, onun delalet ettiği manayı ve gerektirdiklerini reddeden, almakta ve kabullenmekte tereddüt eden veya bunlardan razı ve hoşnûd olmayan kişi, Kabûl Şartını yerine getirmediği için İslam dinine girmiş olmaz.

    Yüce Allah şöyle buyurur:
    "Onlar, kendilerine lâ ilahe illallah denilince büyüklenir, 'deli bir şair içinmi ilahlarımızı terk edecekmişiz?' derlerdi."(Saffat,35-36)

    "Hayır, Rabbine yemin olsunki, aralarındaki anlaşmazlıklarda, seni hakem tayin edip vereceğin hükme içlerinde hiç bir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar."(Nisa,65)

    Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:
    "Amcama arz ettiğim onunda reddettiği şu kelimeyi, kim benden kabul ederse bu kelime onun için kurtuluş olur." (Ahmed)

    Nebî sallallahu aleyhi ve sellem, kurtuluş için Kabûlü şart koşmuştur.
    Bu şartı yerine getirmeyen, inkar, cuhûd ve red küfrü ile kafirdir, müslüman değildir.

    YEDİNCİ ŞART: ••İNKIYÂD••

    Boyun eğmek anlamına gelen inkıyâdın zıddı terk'dir.
    Lâ ilâhe illallâh'ı söyleyen kişinin, onun delâlet ettiği manaya, içerdiklerine ve gerektirdiklerine zâhiren bâtınen teslîm olması, bunları iltizâm edip kendisi için lazım görerek boyun eğmesi, bu kelimenin kişiye fayda vermesi için şarttır.
    Bu kelimeyi söylemekten, onun manasını ve gerklerini yerine getirmekten imtinâ eden, tam bir teslîmiyyetle teslîm olmayıp boyun eğmeyen kişi, İnkıyâd Şartını yerine getirmediği için İslam dinine girmiş
    olmaz.

    Yüce Allah şöyle buyurur:
    "Muhsin olarak yüzünü Allah'a teslîm eden ve İbrâhîm'in hanîf milletine uyandan daha güzel dini olan kimdir?" (Nisa,125)
    "Her kimde yüzünü, muhsin olarak Allah'a teslîm ederse, urvetu'l vuskâ'ya (en sağlam kulpa) sıkıca tutunmuş olur." (Lokman,22)

    "Muhsin olarak", muvahhid olarak demektir.
    "İbrâhîm'in hanîf milleti", tevhîd dinidir.
    "Urvetu'l Vuskâ", Lâ ilâhe illallâh'tır.
    "Yüzünü Allah'a teslim etmek", Bu inkıyaddır.

    Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:
    "Diretenler hariç, bütün ümmetim cennete girecektir" Kim diretir yâ Rasûlallah? dediler. Dedi ki: "Bana itaat eden cennete girer, bana isyan eden diretmiştir." (Buhari)

    Nebî sallallahu aleyhi ve sellem cennete girmek için diretmemeyi, yani teslîm olup boyun eğerek inkıyâd etmeyi şart koşmuştur.
    Bu şartı yerine getirmeyen ı'rad (yüz çevirme), tevellî (sırt dönme) ve imtinâ küfrü ile kafirdir, müslüman değildir.
  • Bâkîden söz açılmışken : Bir gün Kânûnî, Bâkî'ye fenâ halde sinirlenir. Nedenini bugün bilemiyoruz. Pâdişah da şâire şiirle hitâb eder ve onu İstanbul'dan kovar.

    Bâkî-i bed
    Azm-i bülend
    Bursa'ya red
    Nefy-i ebed

    Yani diyor ki :

    Bâkî, o kötü adam / Yüksek kararımdır / Bursa'ya gönderile (Bâkî bursalıdır) / Bir daha da gözüm görmeye.

    Hayâtî İnanç'ın dediği gibi :
    Sultânın şiiri, şiirin sultânına çarpınca şu dört mısra şimşek gibi çakar :

    Ne ola kim azm-i bülend nefy-i ebed oldunsa ey Bâkî
    Bilesin ki cihan mülkü değil Süleymân'a Bâkî
    Şehâ azminde isbât-ı tehevvür eyledin ammâ
    Buna çarh-ı güher derler ne sen bâkî ne ben bâkî

    İlk mısrada şair ne olmuş ki sürüldüysen gibisinden kendine teselli veriyor.
    İkinci mısrada dünyânın Hz, Süleymân'a dahi kalmadığını söylüyor. Kânûnî, bu mefhumu bilmese kendisine söylendi sanıp Bâkî'nin kellesini alabilirdi ama Kânûnî de şâir sonuçta ve burda kastın Hz. Süleymân olduğunu biliyor.
    Üçüncü mısrâda ey pâdişahım karârınızda celâliniz, gazâbınız açık bir şekilde görülüyor ama...
    Ve dördüncü mısrâda bu dünya geçicidir, ne siz bâkîsiniz ne de ben bâkîyim diyor.

    Kânûnî, bu dörtlükten sonra Bâkî'yi affetmiştir.

    Bâkî Kanuni Sultan Süleyman
  • İbn Sina'nın Yapıtlarının Listesi:
    1. Ahval el-Nefs (Nefis Üzerine)
    2. Ahval el-RCıh (Ruh Üzerine)
    3. Ak5am el-'Ulunı el-Akliyye (Akli Bilimlerin Bölümleri Üzerine)
    4. Akviil el-Şeyh fi el-Hikrne (Hikınet Üzerine Söylev)
    5. Cevab el-Mesdil (Sorulara Cevap)
    6. Danişname-i 'Alili (Bilimsel Bilgi Üzerine)
    7. Def' el-Gam min el-Mevt (Ölüm Kaygısından Kurtuluş)
    8. Def' el-Mazilr el-Kiilliyye an el-Ebdan el-İnsaniyye (Bedenin
    Zararlılardan Arındırı iması)
    9. Ecvibe ala Mesaili Ebu el-Reyhan el-Biruni' (Beyruni''nin So-
    rularına Yanıtlar)
    10. Ecvibe an Aşri Mesail (On Probleme Yanıtlar)
    11. El-Ahd (Ahd Üzerine)
    12. El-Ahlak (Ahlak Üzerine)
    13. El-Atat el-Rasadiyye (Gözlem Araçları)
    14. El-Arşiyye (Arş Üzerine)
    15. El-Dua' (Dua Üzerine)
    16. El-Ecram el-Ulviyye (Gök Cisimleri Üzerine)
    17. El-Edviye el-Kalbiyye (Kalp İlaçları)
    18. El-Efal ve el-İnfialat (Fiiller ve Etkileri)
    19. El-Erzak (Rızık Üzerine)
    20. El-Hassü ale el-Zikr (Zikir Üzerine)
    21. El-Hey'e (Astronomi Üzerine)
    22. El-Hikmet el-Aruziyye (Felsefe Üzerine)'
    23. El-Hindiba (Hindiba Üzerine)
    24. El-lşarat ve el-Tenbihat (İşaretler ve Tembihler)
    25. El-Kanun fi el-Tıb (El-Kanıln fi el-Tı/J)
    26. El-Kaside cl-Ayniyyet el-Ruhiyye (Ruh Kasidesi)
    27. El-Kelam fi Ma'rifet el-Nefs el-Natıka (Konuşan Nefsin Bil-
    gisi Hakkında)
    28. El-Keramat ve el-Mu'cizat ve el-Eacib (Keramet, Mucize ve
    Şaşırtıcı Şeyler Üzerine)
    29. El-Kulene (Kulunç Üzerine)
    30. El-Mebde' ve el-Mead (Başlangıç ve Son)
    31. El-Melaike (Melekler Üzerine)
    32. El-Mübahasat (Tartışma Üzerine)
    33. El-Nabz (Nabız Hakkında)
    34. El-Siyaset el-Menziliyye [Aile (Ev) Yönetimi Üzerinel
    35. El-Tayr (Kuş)4

    36. El-Urik el-Mefsude (Kan Alınacak Damarlar)
    37. El-Vird el-A'zam (En Büyük Dua)
    38. El-Vüs'a (el-Feza) [Hava (Boşluk) Üzerine]
    39. Esbabu Hudus el-Huruf (Harflerin Doğuş Sebepleri)
    40. Esbabü el-Ra'd (Gök Gürlemesinin Nedenleri)
    41. Eş' ar el-Şeyh (Şeyh'in Şiirleri)5
    42. Fi el-İnaye ve Bey ani Keyfiyyeti Duhuli el-Şer fi el-Kaza el-
    İlahi (İyilik ve Kötülüğün İlahi Kazaya Girişinin Açıklan-
    ması Üzerine)
    43. Hayy İbn Yakzan
    44. Hikmet el-Meşrikıyye (Maşrıki Felsefe)
    45. İbtali Ahkam el-Nücfim (Astrolojinin Gereksizliği Üzerine)
    46. İlleti Kıyami el-Arz fi Vasat el-Sema' (Yer'in Evrenin Mer
    kezinde Bulunmasının Nedeni)
    47. İsbat el-Nübüvve ve Te'vili Rumuzihim ve Emsalihim (Pey-
    gamberliğin Göstergeleri)
    48. Kelami el-Şeyh fi el-Mevaiz (Nasihat Üzerine Açıklamalar)
    49. Keli mat-i el-Sufiyye (Tasavvufçuların Açıklamaları)
    50. Kitab el-İnsaf (İnsaf Hakkınd�)
    51. K.itab el-Musiki (Musiki Üzerine)
    52. K.itab el-Necat (Kurtu luş Kitabı)
    53. Kitab el-Niyruziyye (Nevruz Hakkında)
    54. Kitab el-Siyaset (Siyaset Üzerine)
    55. K.itab el-Şifa (Doğa Üzerine)
    56. Mahiyet el-Hüzn (Hüznün Mahiyeti)
    57. Mahiyyet el-Salat (Namazın Anlamı)
    58. Makale fi el-Nefs (Nefis Üzerine)
    59. Mekruhu Ebu Said ila el-Şeyh ve Cevabihi (Ebu Said'in
    Mektuplarına Yanıtlar

    60. Nesaih el-Hükema' el-İskender (İskenderiyeli Filozofların
    Düşünceleri)
    61. Risale el-İksir (İksir Üzerine)
    62. Risale el-Şeyh ile el-Berki (el-Berki'ye Yanıt)
    63. Risale fi el-Aşk (Aşk Üzerine)
    64. Risale fi el-Hesab (Aritmetik Üzerine)
    65. Risale fi el-Hudud (Felsefe Terimleri Üzerine)
    66. Risale fi el-Red ile el-Şeyh Ebu el-Ferec İbn el-Tayyib (Şeyh
    Ebu el-Ferec İbn el-Tayyib'e Reddiye)
    67. Risale fi el-Zaviye (Açı Üzerine)
    68. Risale fi Lisan el-Arab (Arapça Üzerine)
    69. Risale fi Sırr el-Kader (Kaderin Gizemi Üzerine)
    70. Risale fi-İlm el-Ahlak (Ahlak Üzerine)
    71. Risale ila Ebu 'Ubeyd el-Cuzcani (Ebu 'Ubeyd el-Cfızca-
    ni'ye Yanıt}7
    72. Risale ila Ebu Ca'fer el-Kiya (Ebu Ca'fer el-Kiya'ya Yanıt)
    73. Risale ila İbn Kakuye ('Alaü'd-Devle'ye Yanıt)
    74. Risale li el-Şeyh Ebfı el-Fazl İbn Mahmud (Ebu el-Fazl ibn
    Mahmud'a Yanıt)
    75. Risale li el-Şeyh Ebfı el-Kasım İbn Ebu el-Fazı (Ebu el-Ka-
    sım ibn Ebfı el-Fazıl'a Yanıt)
    76. Risale li el-Şeyh ila Ca' fer el-Kaşani (Ca'fer el-Kaşani'ye
    Yanıt)
    77. Risale li el-Şeyh ila Ebu Tahir İbn Hassul (Ebu Tahir ibn
    Hassul Yanıt)
    78. Sebebi Rü'yet el-Kevakib bi el-Leyi la fi el-Nehar (Yıldızların
    Gece Görünüp Gündüz Görünmemesi Üzerine)
    79. Siret el-Şeyh (Otobiyografi)
    80. Te'vil el-Ahlam (Rüya Yorumları)
    81. Tedbiri el-Müsafir (Yolculukta Alınacak Önlemler)
    82. Tedbiri Menzil el-Asker (Askerlik Sanatı Üzerine)
    83. Tefsir-i Ayet-i "Sümme İsteva ile el-Sema ve hiye Duhan"
    84. Tefsiri Suret el-A'la (Ala Suresi'nin Tefsiri)
    85. Tefsir-i Suret el-Felak (Felak Suresi'nin Tefsiri)
    86. Tefsir-i Suret el-İhlas (İhlas Suresi'nin Tefsiri)
    87. Tefslr-i Suret el-Nas (Nas Suresi'nin Tefsiri)
    88. Tefsir-i Suret el-Nur (Nur Suresi'nin Tefsiri)
    89. 'Urcfıze fi el-Teşrih (Anatomi Üzerine)
    90. 'U rcuze fi el-Tıb (Tıp Özeti)
    91. 'Urcfıze Latife fi Vesaya İbukrat (Hipokrat'ın Düşüncelerinin
    Özeti)
    92. 'Uyun el-Hikme (Felsefe Meseleleri)
    93. 'Urclızc fi el-Fusul el-Erbaa (Dört Mevsim Üzerine)


    ***
  • Bir sebeple o kadar iltifat ettiği şair Bâkî’ye öfkelenen Kanuni merhum şiir kudretini konuşturarak onu memleketine sürgün yönünde ferman ısdâr eder:

    "Baki bed / Azm-i bülend / Bursa’ ya red / Nefy-i ebed"

    [Bâkî kötü adam; yüksek kararım odur ki –memleketi olan- Bursa’ya gönderilsin, bir daha da gözüm görmesin]

    Fakat!

    Sultanın bu şiiri, şiirin sultanına çarpınca aşağıdaki 4 şimşek çakar:

    "N’ola kim nefy-i ebed azm-i bülend olunsa ey Bâkî
    Bilesin ki cihân mülkü değil Süleymân’a bâkî
    Şâhâ! azminde isbât-ı tehevvür ettin ammâ
    Buna fânî dünyâ dirler, ne sen bâkî ne ben bâkî"

    Şairler Sultanı Bâkî’ nin fermanı tebellüğ ettiği anda irticâlen söylediği bu dört mısra birisi tarafından not edilip padişaha takdim edildiğinde; ferman geri alınmıştır ve Bâkî merhûm İstanbul’da yaşayıp yine orada vefat etmiştir.

    Mânâ murâd olundukta:

    1. Şâir kendine hitâben nasîhat ve tesellî makâmında şöyle demektedir: Üzme kendini, ne olur ki Sultan’ın yüksek kararı senin Âsitâneden, Sultân’ın yanından uzaklaştırılman yönünde olsa (bundan bir şey çıkmaz!) (Nitekim)

    2. Hazret-i Süleyman Peygamber kasdedilerek; dünyâ O’ na (aleyhisselâm) bile kalmadı (bu Süleymân’ a mı kalacak?) (Bu isim benzerliği hatırlanmasa düpedüz muhatap Sultân olmaktadır)

    3. Pâdişâhım! Kararınızda –sıklıkla vâkî olduğu üzere- celâliniz, gazabınız pek sarih biçimde görülüyor (Mâşâallah, iyi de kızıyorsunuz). Amma!

    4. Unutmayın ki bu dünyâ geçicidir, bana kalmadığı gibi, size de kalmaz.
    Tahmin edileceği üzere, Kanûnî merhum fermanını geri almıştır ve Bâkî İstanbul’da yaşayıp Kanuni’ den tam 34 yıl sonra, orada ölmüştür. Kabri Eyüp kabristanındadır.
  • 224 syf.
    ·Beğendi·9/10 puan
    Kitap ön planda Celal Şengör ün kitaplarındaki fikirlerin incelenmesinden yola çıkarak yeni-ateist akımın sosyolojik ve kısmen felsefi analizini yaparak, bu kişilerin kendi fikr-i sabitelerini isbat etmek adına yer yer bilimsel verileri red ettiklerini yer yer de eski usül dayatmalarla hala dinin bilime düşman/zıt bir konumda olduğu iddialarının asılsızlığını çok akıcı ve sağlam argümanlarla izah eden bir eser olmuş. Kitabın yazılış stili ve içeriğinin zengin bir literatürle bezenmiş olması yazarın akademik yeterliliğinin yüksekliğini gostermektedir. Önümüzdeki yıllarda daha kapsamlı eserlerini de okumak şansına erişmek dileğiyle bilim felsefesi ve tarihine meraklı olanlara tavsiye edilecek bir kitap olduğu kanaatindeyim.