• 77 syf.
    ·Beğendi·7/10
    zweig'in en beğendiğim kitabıdır. kısa ve sürükleyici olmasından dolayı bir oturuşta rahatlıkla bitirilebilinir. psikolojik bir kitap. yazarın hayatı sorguladığı bir kitap aslında. kitapta satranca bakış açısında muazzam bir yolculuk yapılıyor. yazarın ise intihar etmeden önce yazdığı son kitabıdır. kesinlikle okunması gereken kitaplardandır. kitabın sonu öyle güzel bitiyor ki uzun uzun düşündürüyor sizi. bir satranç oyunu var ve kazananı sadece okuyanlar bilebilir. iyi okumalar dilerim.
  • 77 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Sıkılmadan okunabilecek, akıcı bir kitap. Biraz gerçek, biraz hayal dünyasıyla bezenmiş. Çok severek okuduğum ve etkilendiğim bir kitap oldu. Diğer kitaplarına başlamadan bunu okuduğumdan dolayı öbürlerine de hemen başlayıp okumak niyetindeyim.
  • 72 syf.
    ·2 günde·Beğendi·7/10
    Satranç. Bir kelime, iki hece, 7 harf. Binlerce olasılığı stratejiyi barındıran insanın bulduğu zihinsel disiplin oyunu.

    Bir umut kurtuluş yolu. Aklını koruma belki de sıyırma aracı bu kitapta. Ama belkide tamamen bir şeyleri fark ettirmeye çalışan birkaç metofordan biri sadece. Çünkü takıntıya dönüşen bir tutkunun ilk baştaki usul usul içinize işleyip sonra nelere mal olduğunu somutlaştırarak gösteren bir eser olmuş bana göre. 

    Tiplerin karakteristik özellikleri bu metoforları barındırdığını düşündürüyor bizlere. Nazi kamplarında işkence görmüş, veya parayı sonradan bulmuş kibirleriyle çok içimizden gelen ve merak uyandıran karakterleri sayesinde akıcı bir kitap çıkmış ortaya.

    Stefan zweig'in son tamamlandığı benimde onunla tanıştığım ilk kitap olması sebebiyle içimde önemli bir yer etmiş durumda bu kitap.

    Bir solukta okunabilecek akıcı ve güzel bir eserdi. 'Okuyun okutun derim ben' :))
  • 77 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10
    Öykü, faşizmin ya da daha özünde yalnızlık ve tekdüzeliğin bedensel olmasa dahi ruhsal olarak insan üzerinde ne kadar yıkıcı olabileceğini göstermesinin yanı sıra yazarın, anlattığı dönemin(2. Dünya savaşı) yıkıcı etkilerini hissetmesinden ötürü bir yakarışı gözler önüne seriyor. Öte yandan, kibrin, rastgele ve asla tahmin edilemeyecek koşullar altında ezildiğini görmek okuyucuya bir arınma, rahatlama ya da bir duygu boşalması yaşatıyor.
  • 77 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Stefan Zweig - Satranç

    Bu yazı bir inceleme değil de, yazarın imtihanı başlığı altında okunmalıydı. Çünkü bu satırlar uykusuz bir gecenin mahsulüdür.
    İncelenen kitap, eleştiriden hemen önce tekrar okunmazsa yazar gerçekleri aksetmez. Bu da bir doktorun ameliyat sonrası yarayı dikmemesi gibi bir şey olur ki böyle bir yazının yayınlanması mümkün değil.
    Herkesin benden inceleme beklediği o gece yarısı, incemeyi benim hazırlayacağımdan haberi olmayan tek kişi yine bendim. Ta ki gece saat 02:13'te telefonum çalana dek. Arayan Editörümüz şu şekilde girdi konuya, "İncelemeyi yollamayı düşünmüyorsun herhalde" o saniye içerisinde bütün olay olağanüstü bir hızla kafamda canlandı ve şöyle cevap verdim, "Bilgisayar bozuk abi" bana derginin sabah 8'de grafikere verilmesi gerektiğini söyledi ve kapattı telefonu. işte bu şekilde hiç uyumadan işe gideceğim trajikomik gece başlamıştı. Furkan'ın yapacağı inceleme nasıl olmuştu da benim üstüme kalmıştı. Bu suçu Mardin'den hediye gelen şarabın üstüne atmaktan başka çare yok. Zira Furkan şuan da uyuyor ve ne var ki grafikerimiz herkesten habersiz İstanbul'a uçuyor o vakitler. O an bana moral veren tek şey incelenecek kitaptı. Okumaya ilk başladığım yıllarda keşke daha önce keşfetseydim dediğim ve bana bütün Zweig kitaplarını okutan kitap, "Satranç". Kitaplığıma gidip kitabı elime aldım.
    "Yine, uzun ince bir kitap" böyle diyorum "Zweig" okumaya başlamadan önce. Eğer Stefan Zweig okuyorsanız artık normal bir okur olmanız mümkün değil zaten. Sürekli okur ve gözünüze ilişen bütün kitapları kütüphanenize katmaya çalışırsınız. Bunun sebebi her kesimden insana hitap eden kitaplar yazmış ve her hangi bir kitabında sana mutlaka bir şekilde değinmiş olmasıdır. Her kitabın keşfedilmesi gerektiği hissini Zweig kolayca uyandırabiliyor.
    Kimilerinin kısa öykü, kimilerinin uzun roman dediği bu yazıların herkes tarafından kabul gören tarafı bir solukta okunmasıdır. Yazarımız her gün gördüğümüz ve karşılaştığımız şeyleri kafasında kurguladıktan sonra bize öyle güzel sunuyor ki, sürekli yürüdüğümüz yollar bize yeni hedefler göstermeye başlıyor. Akıcılık ve kesintisiz bir hikaye arıyorsanız size Zweig'in yazmış olduğu yüzü aşkın kitabı önerebilirim. Ama bu yazıda sadece "Satranç"tan bahsedeceğiz.
    Kitabı ilk okuduğumda tek seferde okuyabilmek için bir kaç kere yeniden başlamak zorunda kalmıştım. O zaman da bir saati biraz geçmişti, bu gece de öyle oldu. Tek fark, o günlerde gece yarısı kahvemi yapıp Mozart eşliğinde okuma şansım yoktu.
    Şimdi kitabı bir alıntı ile anlamaya başlayalım. "Bize hiçbir şey yapılmadı, yalnızca tam bir hiçliğin içine koyulduk, çünkü bilindiği gibi dünyada hiçbir şey insan ruhunu hiçlik kadar baskı altına alamaz." Buradan çıkaracağımız gibi kitabı okuduktan sonra içimizde bir satranç oynama isteği uyanmayacak. Soren Kierkegaard,
    "Can sıkıntısı, bütün kötülüklerin anasıdır." demişti, "Kahkaha benden yana" kitabında. Gerçektende her şeyi yaptırır insana can sıkıntısı. Hayatında hiç satranç taşına dokunmamış, gerçek bir satranç bile görmemiş bir insanı, dünya satranç şampiyonuna galip getirebilir mesela.
    Bu hikaye, Nazilere esir düşüp dış dünyadan tecrit edilen Dr. B.’nin, ürkütücü bir tutsaklık yöntemiyle, akıl sağlığını yitirmenin eşiğinde olduğu bir zaman diliminin ucuna, bir rekabeti bağlıyor. Sizi, New York’tan, Buenos Aires’e seyahat ederken ağırlayan kitap; satrançı sadece bir araç olarak kullanarak, ezbere bir hayat ve yenilikçi adımlara açık bir bakış açısı çekişmesini en akıcı biçimde sergiliyor.
    Unutmayalım ki Avrupa'nın Hitler'e köle olduğunu görerek umutsuzluğa kapılan Zweig'te, 1942 yılında eşiyle birlikte intihar etmişti. Şimdi muazzam betimlemelerini bir kenara bırakıp olayı daha gerçekçi ele alırsak; intiharından önceki son kitabı olan "Satranç"ın okunmayı hakettiğini göreceğiz. Eğer okuduğunuz kitabın ait olduğu dünyaya girebilme kabiliyetiniz varsa, hiçliğe hoş geldiniz. Ben bu hiçliğe ilk adımımı attığımda aklıma gelen tek şey, o hiçlikte başbaşa olduğum tek şeydi, kendim. Kendime ne kadar tahammül edebilirdim; ne kadar anlayış gösterir ve ne kadar mücadele ederdim. Şayet bir hiçlik ile yüzleşmek istiyorsanız, gerçek bir intiharın ardına bıraktığı bu kısa romanı okuyun.
    Bu güne kadar hiç Zweig okumadıysanız, onun son kitabı sizin ilk kitabınız olsun. Ne zaman harekete geçip, ne zaman bekleyeceğimizi; ne zaman susup, ne zaman konuşacağımızı düşünme fırsatı verdiği bu kitap için Zweig'i minnetle anıyorum. Bir daha ki sayıda yeni bir kitabı anlamak için tekrar buluşana dek, Stefan Zweig'le kalın. Ben işe gidiyorum.
  • 77 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10·
    Durumun korkunçluğu nedeniyle, bir Siyah Ben ve bir de Beyaz Ben olmak üzere, bu iki parçaya ayrılmayı en azından denemek zorundaydım, çevremi saran o korkunç hiçliğin altında ezilmemek için.
  • 77 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Kitapta satranç zehirlenmesine (psikolojisi bozulan) Dr. B'nin geçmişte yaşadığı bu korkunç dönemini asla unutamaması ve buna sebep olan faşizmin insan ruhu üzerindeki baskının korkunç sonuçlar doğurabileceğinin anlatımını içerir. Psikolojik analizleriyle bize farklı bir bakış açısı kazandıran yazar Stefan Zweig'in mutlaka ama mutlaka okunması gereken müthiş eseri..