• Padişah ll. Bayezid, kardeşi Cem Sultan dramatik bir şekilde Avrupa‟da zehirlenip öldürülünce 1495‟te, tahtından olduğu 1512‟ye kadar, 17 yıl “bir gün gelir kardeşim beni saltanatımdan eder” endişesinden uzak yaşadı... Ama, onun sonunu da hazırlayan kendi öz oğlundan başkası değildi:
    "Yavuz Sultan Selim” diye ün yapan şehzadesi Selim!

    II. Bayezid‟in sekiz oğlunun (şehzadenin) adları şöyleydi: Abdullah, Şehinşah, Alem-şah, Mahmud, Mehmed, Ahmed, Korkud ve Selim... Bunlardan Ahmed, Korkud ve Selim dışındakiler o daha sağken ölmüşlerdi. Kalanlar, padişahın son yıllarında Anadolu‟nun çeşitli kentlerinde valiydiler. Şehzadelerin oğulları arasında da çeşitli yerlerde Sancak Beyliği yapma istekleri nedeniyle rekabet ve anlaşmazlık vardı.

    II. Bayezid‟in hayatta kalan üç oğlundan şehzade Korkud (ortanca), köklü bir eğitim gördü. Çok iyi Arapça öğrendi. şiirlerinde “Harimî” mahlasını kullandı. Babası döneminde önce Manisa Sancak Beyi oldu (1483). Ancak, ağabeyi şehzade Ahmed‟in babasını etkileyip yönlendirmesiyle İstanbul daha da uzaklaştırılması için Antalya‟ya Sancak Beyi olarak gönderildi. Şehzade Korkud, bu duruma hem üzüldü hem de çok kızdı. Kendisine ait sekiz tekne, seksen kadar tayfa ve 50 muhafızı ile birlikte Hac farizasını yerine getireceğini söyleyerek 1509 Nisan'ında Mısır‟a gitti. Böylelikle Korkud aynen amcası Cem Sultan gibi hareket etmiş oluyordu. Nitekim Mısır‟da Memluk sultanı tarafından depdebeli bir törenle karşıladı. Ancak, Osmanlılar ile arasının açılmaması amacıyla onun Hacc‟a gitmesine izin vermedi. Şehzade Korkud da bir süre sonra Mısır‟a geldiğine pişman olup bir yıldan fazla süren gurbet kalıntısını bitirip Antalya‟ya döndü. Oradan babasına çeşitli armağanlar gönderdi. Daha sonra, İstanbul yakın olduğu için bir yolunu bulup kendisini Antalya‟dan Manisa Sancak Beyliğine atattırdı. Korkud, öteki iki kardeşi Ahmed ile Selim arasındaki çekişmeli dönemlerde Selim‟in yanında yer aldı.

    Şehzade Ahmed, II. Bayezid‟in saltanat yıllarında onun hayatta kalmış üç oğlundan en büyüğü idi. Ahmed, babasının en sevgili oğlu olduğu gibi, ünlü veziriazam Hadım Ali Paşa da kendisini çok tutuyor, geleceğin padişahı olarak onu görüyordu. Ahmed, ılımlı ve ağırbaşlı bir karakter yapısına sahipti, devlet önde gelenleri arasında çok sayıda taraftarı vardı. Ancak, Yeniçeriler ile arası pek iyi sayılmazdı. Ahmed, onları kendi yanına çekmek için her türlü yola başvurmuşsa da bunu başaramamıştı. Büyük Şehzadenin endişesi, kendisinin değil ortanca Şehzade Korkut‟un babasından sonra Osmanlı tahtına geçebilme ihtimali idi.


    Selim ise, 1470‟te Amasya‟da doğdu ve babasının saltanat yıllarında Trabzon valiliğine getirildi. Orta boylu, yuvarlak ve kırmızıya yakın beyaz yüzlü, düzgün ve beyaz dişli, çatık kaşlı, omuzları ile göğsü arası oldukça açık, sakalsız, sert bakışlı ve uzun bıyıklıydı.

    Babasının son saltanat yıllarında ülke işlerinin kötü gitmesi üzerine, saltanattan ayrılacağını anladığından hemen kendi müstakbel saltanatı için gerekli önlemler düşünmeye başladı. Hanedan içine bir saltanat veraseti yasası bulunmadığı için Fâtih Kanunnâmesi uyarınca hükümdar olan Şehzade öteki tüm kardeşlerini öldürme hakkına ve olanağına sahipti. Ortada Selim‟den başka Şehzade olarak Korkud ve Ahmed vardı. Selim, İstanbul'dan hayli uzakta olduğundan başkentten ve babasından çabuk ve düzgün haberler alma imkânından yoksundu.

    O sıralarda ılımlı karakteri nedeniyle Şehzade Ahmed hemen tüm devlet önde gelenlerinin saygısını kazanmıştı. Selim‟in karakteri ise, ağabeyinin tam zıddıydı. şiddeti, ele avuca sığmayışı, acımasızlığı dolayısıyla çevresinde saygıdan çok korku salmıştı. Nitekim, Erzincan ve çevresinde Osmanlı aleyhinde etkinlik gösteren Şah İsmail kuvvetlerini amansızca izleyip ülke topraklarından kovmuş, Gürcüler üzerine de bir sefer düzenleyip onlar8 da sindirmiş; gelgeldim, bu başarıları İstanbul'a “Şehzade Selim babasına karşı vaziyet almuştur” şeklinde yansıtıldı... Bu arada Selim, saltanatı elde etmek için iki kardeşi nasıl hazırlık yapmış ise, o da yapmıştı. Trabzon‟da kendi askerî gücünden başka Kırım‟ın askerî güçlerinden de yararlanmayı planladı. Ve saltanatı elde etmek amacı ile Rumeli topraklarına geçtiğinde, yanında Kırım Hanının oğlunun komutasında 35 bin Tatar askeri yardımcı güç olarak bulunuyordu. Ama, en büyük gücü, Yeniçeri Ocağı‟nın şiddetli bir şekilde Selim'i desteklemeleriydi.

    Selim, Trabzon yerine İstanbul'a yakın bir yerde valilik yapmak istiyordu. Böylelikle tahtı elde edebilmesinin daha kolay olacağını düşünüyordu. Bunun için birkaç kez girişimde bulunduysa, hatta Rumeli‟ye ordusunun başında geçmesi üzerine Osmanlı devlet önde gelenlerinin teşvikiyle yaşlı II. Bayezid Osmanlı ordusunun başına geçip Edirne tarikiyle Çukurçayır mevkiinde Selim‟in ordusuyla karşı karşıya geldi.
    Selim, babası saldırmadıkça Osmanlı ordusuna saldırılmaması yolunda komutanlarına kesin emir vermişti. Nitekim, Selim komutanları ile birlikte Osmanlı ordu karargâhına gitti ve bir arabanın penceresinden babası II. Bayezid‟in uzattığı eli öptü. Bu sırada Bayezid gözyaşlarını tutamamıştır. En sonunda baba-oğul arasında bir antlaşma yapıldı. Bu antlaşmaya göre II. Bayezid Şehzadelerinden hiçbirini ötekine tercih edip veliaht yapmayacağı yolunda garanti verdi. Selim'e de Rumeli‟de istediği sancaklar tevcih olundu.
    O sırada şehzade Selim Rumeli‟den ayrılmayıp Şahkulu adı verilen Anadolu‟daki ayaklanmanın sonucunu beklemeye başladı. Şahkulu güçleri, Osmanlı ordusu karşısında başarı kazanıp sadrazam Ali PaĢa şehit düştü, Şehzade Ahmed ise Şahkulu ayaklanmacılarını izleyeceği yerde Amasya‟ya çekildi. Veziriazam Hadım Ali Paşa'nın Şahkulu ayaklanmacıları ile yapılan çarpışmalarda şehit düştüğünü öğrenen II. Bayezid, Edirne‟den süratle İstanbul'a hareket etti.
    Ancak, Hadım Ali Paşa'nın yerine sadrazamlık makamına getirilen Hersekzâde Ahmed Paşa bu karara katılmadı. Ona göre, padişah saltanattan çekilmemeli, Şehzade Selim Semendire‟de Sancak Beyi olarak kalmalı, Şehzade Ahmed ise Amasya‟dan Karaman eyâletine atanmalıydı. Bu öneri bir kenara bırakılarak Şehzade Ahmed'e gelip saltanatı elde etmesi için haber gönderildi.
    Oysa Selim ile babası arasında daha önce imzalanan antlaşma uyarınca, padişah yaşadığı sürece tahtta kalacağı ve kendisinden sonra tahta çıkması için üç oğlu arasında kimseyi veliaht seçmeyeceğine dair II. Bayezid söz vermişti. Padişah, Edirne'den İstanbul'a ulaştığında Yeniçeri Ocağı onu uyararak “Senin sağlığında başka hükümdar istemeyiz!” diye ona haber yolladı.




    Filibe'de olan Şehzade Selim ise tüm bu olup bitenlerden adamları aracılığıyla gün be gün haberdar oluyordu. Ve âni bir kararla kırk bin kişilik ordusunun başına geçerek Çorlu'da babasının ordusunun bulunduğu Karıştıran Ovası'na ulaştı. II. Bayezid de durumu öğrenmiş, ordusunun başına geçmişti.
    Şehzade Ahmed yandaşları padişahı Selim'in aleyhine kışkırtmak amacıyla, onu tahrik için padişahın arabasının penceresinden Selim'in kalabalık ordusunu göstererek şöyle dediler:

    "Sözde eliniz öpmeye gelür! Bu ne işdür? Şu gelen ordunun kalabalığına bakın!Şehzade babasının elini öpmeğçün bu denli kalabalık bir çeri ile mi gelür?"

    İki taraf arasındaki savaş, fazla uzun sürmedi. II. Bayezidin ordusu Şehzade Selim'in ordusundan hem daha kalabalık, hem de daha iyi eğitimliydi; üstelik II. Bayezid'in ordusunda top da vardı. Selim, beklemediği, müthiş bir bozguna uğradı ve savaş alanından canını güç bela kurtardı.
    Kaynaklara göre, Yavuz savaş alanından “Karabulut” adlı müthiş hızlı koşan bir küheylana atlayarak kaçmayı başarmıştı.
    Şehzade Selim, tedbirli davranarak Karadeniz'de demirli bekleyen filosunu, Bulgaristan kıyılarındaki Burgaz Körfezi'nin kuzeyinde bulunan Ahyolu adlı limana götürdü ve kendisi yanındakilerle birlikte gemilere binip Kefe'ye gitti. En yakın adamı ve komutanı Ferhat Bey de askerleri toparlayıp Şehzadeye ulaştı.
    Şehzade Selim'in yenilgisinin ardından İstanbul'a dönen II. Bayezid, artık bir an önce büyük Şehzadesi Ahmed'i İstanbul'a çağırıp tahtı ona devretmeye kesin karar vermişti. Nitekim, Şehzade hemen İstanbul'a davet edildi.
    Şehzade Ahmed, İstanbul'a gelmek için Maltepe yakınlarında görüldüğü an, Yeniçeri Ocağı herşeyi öğrenmiş ve hiç sevmedikleri Şehzade Ahmed'in padişahlığı konusunda kazan kaldırıp ayaklanmışlardır. Ahmed'in Boğaz'ı geçip İstanbul tarafına ulaşmasını önlemek için Yeniçeriler her türlü yolu keserek tüm iskeleleri işgal ettiler. İş bununla bitmedi. Gece, Şehzade Ahmed'in taraftarlarından Vezirâzâm Hersekzâde Ahmed'in, Beylerbeyi Hasan Paşa'nın, Kazasker Müeyyedzâde Abdurrahmân Efendi'nin, Nişancı Tâcizâde Cafer Çelebi'nin evlerini yağmalayıp, adamlarını yaralayıp öldürdüler. Bununla da yetinmeyip sabahlara kadar İstanbul sokaklarında Şehzade Selim lehinde tezahüratta bulundular. Ertesi gün bütün Ocak mensubu yeniçeriler Bâb-ı Hümâyun'un önde toplanıp evleri yağmalananların azledilmelerini talep etti. Padişah, bu istekleri kabul zorunda kaldı. Ancak ünlü ikinci vezir Koca Mustafa Paşa azilden kurtulduğu gibi, Veziriazam Hersekzâde'nin yerine veziriâzâmlığa getirildi. O sırada Maltepe‟de bulunan Şehzade Ahmed. İstanbul'da yeniçerilerin kendi aleyhine ayaklandığını duyunca Maltepe'den Gebze'ye çekildi. Amacı, Anadolu'ya adamakıllı hâkim olduktan sonra İstanbul'a girip tahta çıkmayı denemekti. Ahmed, oradan Konya'ya yürüdü. Şehzade Mehmed'in yönettiği kenti kuşatıp, aldı.


    Selim'in tahta çıkmasını istemeyenler Ahmed'in uğradığı başarısızlık karşısında bu kez öteki Şehzade Korkud'a yöneldiler. Ve onu acele İstanbul'a davet ettiler. Manisa‟daki Şehzade, elini çabuk tutarak Davutpaşa iskelesinden karaya çıkarak oradan Yeniçeri Kışlası'na gitti. Yeniçeriler Şehzade Korkud'a saygı göstermekle birlikte Selim'den başkasını Osmanlı tahtında görmek istemediklerini ısrarla söylediler. Bu sıralarda Şehzade Ahmed bir Safevî yandaşının Amasya - Tokat yöresindeki kuvvetlerine yenilmiş, Yeniçeriler karşısındaki saygınlığını bu yüzden adamakıllı yitirmişti.
    Bütün bunlar olurken 19 Nisan 1512‟den başlayarak Şehzade Selim sık sık Yeniçeri Ocağı önde gelenleriyle görüştü, onlara istikbalde çok büyük seferlere çıkacağını anlattı...

    İşin tuhafı, II. Bayezid fikir değiştirerek tahtta kalmayı yeniden düşünmeye başladı. Hatta Selim'in taht sevdasından vazgeçmesi için oğluna rüşvet vererek onu Semendire'ye yollayıp İstanbul'dan uzaklaştırmak istedi. Sonra da kendisinin ölünceye kadar tahtta kalması koşuluyla Selimi veliaht atayacağını söylediyse de Yeniçerilerin tam desteğini sağlayan Selim bu önerileri kabule yanaşmadı.

    Güçlü bir söylentiye göre, Selim tahta çıkmadan bir gün önce babasıyla at üzerinde görüştü. Bu görüşmede Bayezid kendisini ordunun başında Şah İsmail'e sefere yollamayı önerdiği, ancak Selim'in bunu ancak padişah olduktan sonra yapacağı konuşuluyordu...

    24 Nisan 1512 Cumartesi tarihinde Yeniçeriler ile Sipahilerin sarayın kapısında düzenledikleri muazzam gösterilere artık halk da katılmıştı.

    Vezirler padişahın huzuruna çıkarak saltanattan artık çekilmesi gerektiğini kendisine açık açık söylediler. Yaşlı II. Bayezid tam anlamıyla desteksiz ve çaresiz kalmıştı. En sonunda saltanattan çekildiğini şu sözlerle vezirlerine bildirdi:

    "Oğlum Sultan Selim Han'ı yerime nasbeyledim; Allah mübarek eylesin!"

    II. Bayezid derhal Yeni Saray‟dan Eski Saray‟a taşındı ve bu sırada oğlu kendisini yolcu etti.

    Bayezid, saltanatı Selim'e bıraktıktan sonra isteği üzerine yirmi yük, yani iki milyon akçe maaş ile Dimetoka'ya gönderilmesi kararlaştırıldı. Eski padişahın hizmetine Rumeli Beylerbeyi Hasan Paşa, Defterdar Kasım Çelebi ve Tabib Ahi Çelebi verilmişlerdi. Ancak, daha Dimetoka'ya ulaşılmadan II. Bayezid 26 Mayıs 1512 Çarşamba günü Çorlu yakınlarında hayata gözlerini yumdu. II. Bayezid, dünyadan ayrıldığında 64 yaşındaydı...

    Bayezid'in, sonradan ele geçen bir şiirinden, tahttan gönüllü olarak feragat etmediği ve oğlu Selim'e dargın olarak dünyaya veda ettiği anlaşılmaktadır.

    Nitekim, II. Bayezid, şiirinin bir yerinde aynen şöyle der:

    "Benim ekmeğimi yahvif idenler (korkutanlar)
    Beni koyup Selim Şah'a gidenler
    Hakikat râhına (yoluna) varanlar
    Görün beyler bana nitti Selim Şah”