• Ben Kuranın fatiha suresiyim
    Ruhun Ruhuyum, canlıların ruhu değil.
    Kalbim bildiğimin katında yerleşmiş.
    O'nu müşahede eder, dilim ise sizin yanınızda.
    Göz ucunla bedenime doğru bakma, rabbine hizmet et.
    Ruhunu dünyalıkla beslemekten uzak dur.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    Manevi kanunları öğrenmeye talebe ol ki, insanı öğrenesin gönül.
    Zat deryasına dal da, g/özlere açılmamış sırları gör.
    Ayrıca sırlar belirsizce gözükür.
    Manaların ruhları ile gizlenmiş olarak.
    Arif’in nihayette vardığı ve kendisiyle bizi uyardığı hükümdür.
    Dünya ana değmez ki cefasın çeke Adem.
    Nesi varsa o, olması gerekenin >mış gibisi dir.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    Berzah senden sana bir menzildir.
    İnsan orada çocuğun eğitim gördüğü gibi büyütülür.
    Orada bulunan kemal, başka yerdeki kemalden daha üstündür.
    Tabiat uyanır, dertler uyanır, ağaçlar, tomurcuklar uyanır.
    Kış uykusunda uyuyan hayvanat uyanır,
    İnsan, uyanmaz!..
    Çünkü berzah sana hem kendisine, hemde başkasına dair bilgi verir.
    Berzahı gören iki ucu görmüştür.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    Varlığın baslangıcına bak, Onu iyice öğren!..
    Bu durumda kadim yaratıcının cömertliğini görürsün.
    Bir şey diğer bir şey gibidir.
    Şu var ki onu alemlerde hadis bir şey diye izhar etmiş.
    Gören yemin etse ki varlığım ezelidir.
    Bu ifadede doğrudur, yadırganmayacaktır.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    Biri soruyor deliler şeyhine
    Aynı dili konuşuyoruz, ama anlaşamıyoruz, nedendir?...
    Anlaşılmak istiyoruz, ama anlamaya yanaşmıyoruz.
    Aynı dili konuşanlar anlaşır sanıyoruz.
    Oysa!...
    >>Aynı dili konuşanlar değil.
    Aynı hisleri paylaşanlar anlaşır<<
    Yani aynı hisleri paylaşmıyoruz.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    Ey isteyenlerin istediklerine sahip olan!..
    İsteyemeyenlerin gönüllerini bilen, imdadınla bana yetiş.
    Ey her isteğe, katında amade bir makam, ve mesul bir cevab olan.
    Ey her seslenene, katında kapsamlı ve deruni bir ilim olan, Senin vaadlerin haktır.
    Nimetlerin bereketli ve dâimdir. Rahmetin geniştir.
    Ehli olduğunu bana yaptır, Ehli olduğumu bana yaptırtma.
    Zîra sakınılmaya lâyık olan da Sen’sin, mağfiret sahibi olan da. >>Allah, kesin olarak bildirdi ki kendisinden başka yoktur ilâh. Âl-i İmran, 18<<
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    Allah dilediği kullarına dilediği kadar bilgi verir.
    Nitekim şöyle buyurur!..
    >>Ruhu kendi emrinden dilediği kullarına gönderir<<
    Muhabbet; gayret görmek ister.
    Ey Allâh’ım!..
    Korunmadan önce sensin korunağım, sığınmadan önce sensin sığınağım.
    Ey Firavun askerlerinin huzurunda boyun eğdiği!..
    Ey zorbaların zirvelerinin önünde eğildiği!..
    Ey göklerin ve yerin kilitleri elinde olan.
    Öyle değil mi?..
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    Aşk, sizi sevdiğinize yaklaştırıyorsa değil.
    Sevdiğinizden uzaklaştırıyorsa aşktır.
    >>Mecnun, Leylâ'dan yüzünü çevirince Leylâ ona dedi ki:
    >>Başını yukarıya kaldır da bir bak, sevdiğin Leylâ benim.
    Mecnun dedi ki:
    >Benden uzak ol!..
    Senin sevgin gerçekte beni senden uzaklaştırdı.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    Haklı olmak ile kendini haklı sanmak arasındaki çizgi zor bir imtihandır.
    Çok kişi vardır ki algılarının ötesini kabul edemedikleri için.
    Kendilerince haklıdırlar ama aslen hakikat katilidirler.
    Kimileri de haklıdır ama hakkı savunacak gücü yoktur, zalime yol verir.
    Allah'ın yarattıklarına olan her emri, yakınlık makamlarından birisidir.
    Allah’ın seni kuyuya atmasına razı olduysan.
    Oradan kurtarıp sultan etmesine de hazır ol!..
    İnsan niyet ile nasip arasında bir çizgi üzerinde yaşar. Rabbim niyetimizi salih, nasibimizi hayr eylesin.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    Sen ne iman içeren bir cümlesin öyle.
    Bu yakınlık, melekte, peygamberde, nebide, velide, müminde ve sadece tevhid sözüyle mutlu olanlarda ortaya çıkabilir.
    Tek başına bir ümmet olarak diriltilecek kimse, Allah'ın ihsan ve inayetine mazhar olan kimsedir.
    Haklı olunca, kazanmak ile kaybetmek arasındaki kesif çizgi önemini yitiriyor.
    Tüm koşullarda, nihayeti ne olursa olsun, kişi haklı ise üstündür.
    Kazansa da üstündür, yenik sayılsa da.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    Çünkü Allah'ın kuluna kazanmasını takdir ettiği şeyleri kazanma imkanı vermesi, bir ihsan ve tahsisdir.
    Dert sahibi olan dermanının peşine gider.
    Nice veli bunlardan birisine ulaşmak istemiş, Allah'ın iradesi onu elde etmesine imkan vermemiş, gayret göstermiş olsa bile!..
    Takdir ona ulaşmasına engel olmuştur.
    Kimileri de kendisini yol’un efendisi zanneder.
    Halbuki!..
    >>İnsanlar yolun çocuklarıdır.<<
    Öyleyse Kur'an ehli, Allah ehli demektir.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.



    Bu nedenle Allah kendisinden başka onlar adına bir nitelik koymamıştır.
    Bilgisi varken, Hakkın niteliği olduğu kimsenin makamından daha şerefli bir makam da yoktur!..
    Manaların zirvesini ara, kainattaki ahlaki öğretilerden.
    Lahut aleminde, la ilahe illa hu kandilinde yananda usulü Esma’nın sırrı.
    İçer aşıklar Huu’yu hiçten.
    Aşk gecemizde, halkın çoğu uykudadır hakkı bilmez.
    Lezzetine ermek istersen estağfurullah cezbesinin enel hakdır derdinin devası.
    İlmel yakin, Aynel Yakin’de halkayı zikri kurmuş aşıklar, hikmet lokmalarına şükreder hali.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.



    Akıllı kişi belaya sabreder,
    Sonra da şükreder.
    Niçin?...
    Şükür bir bağdır, nimetler de bir av.
    Yaratan bir kulunu severse, onu belâya uğratır.
    Sabrederse kendisi için seçer.
    Şükrederse, onu daha fazla beğenir ve ayırır.
    Çünkü şükür, kahrı lütfa çeviren bir panzehirdir.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.



    Aşk sofrası oturmak istersen ümmi ol gönül.
    Ya Rabbi, bu dert bana iyice dokundu. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın.(Enbiyâ, 83)
    Senden başka hiçbir ilâh yoktur.
    Seni tenzih ederim.
    Gerçekten ben zalimlerden oldum.
    Bunun üzerine onun duasını kabul ettik ve onu kederden kurtardık. İşte biz müminleri böyle kurtarırız. (Enbiyâ, 87-88)
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    Mecnun, Leylâ'ya mektup yazacaktı.
    Dedi ki!..
    >>Hayalin gözümde,adın dilimde,yadın kalbimde
    Ben nereye yazayım?..
    Hayalin gözlerime yerleşmiş.
    Adın dilimden düşmüyor.
    Yâdın canımda yer etmiş.
    Öyleyse mektubu kime yazayım?...
    Sen ki buralarda gezip dolaşıyorsun.
    Kalemi kırdı, kağıdı yırttı.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    Dünya tabir edilmesi gereken bir rüya.
    Geçilmesi gereken bir köprüdür.
    Sıradan insanlar, genel olarak uyku diye isimlendirilen şeyin dışındaki uyumayı çoğunlukla bilmez.
    Hz. Peygamber ise dünya hayatında bulunduğu sürece insanın sürekli uykuda bulunduğuna dikkat çekmiş.
    Hatta bunu açıkça belirtmiştir, insan ahirette uyanır.
    Ölüm, ahiret halle­rinin ilkidir. Böylece Allah..
    >>O’nun ayetlerinden biri de gece ve gündüz uykunuzdur<<
    ayetiyle Peygamberini tasdik etmiştir.
    Gece uykusu, genelde bilinen uykudur.
    Gündüz uykusu ise, Hz. Peygamber’in açıklamış olduğu bu uykudur.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    Ey Allâh’ım!..
    Sırrımı, âşikârımı ve başıma geleni şüphesiz
    Sen bilirsin benim yüzüm kara.
    Senden başka hiçbir güç ve kuvvet yoktur.
    Ey Allah, Ey Aliyy , Ey Azim!..
    Neyim var ki, senden b/aşka.
    Bana keder vereni benden gider.
    Lütfunla işimi gözet.
    Rahmetin ve kereminle bana yetiş.
    Şüphesiz sen her şeye kadirsin.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    Allah arasında hiç bir perde yoktur duada kelimelerin simyasına inanıyorum.
    Ve fakat sarfedeceğim kelime.
    Şayet kıramayacaksa o duvarı, susarım.
    Kalp secdesi gerçekleştiğinde duada.
    Aşıkların arayıp taramaları, kendilerinden, kendiliklerinden değildir.
    Dünyada O'nu arayan gene O'dur ancak.
    İçimde ne var ne yok kırsın.
    Sevgili bir rüya tabiridir, rüyanı secdede duayla tabir et teheccüt vakti.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    İnanıyorsak eğer, yalnız değiliz, hiçbir zaman buyurdu Şahım
    Hayat insandan insana özlü hakikatlerin sırrıdır dedi Pirim
    >Yaratan’a inanmıyorum dedi Zerdüş
    >İyi bir şey o zaman dedi Aklı Kıt Adam
    >Hayır değil dedi Miskin.
    >Niye?.. dedi Zahit
    >>İnsana yalnızlık hissi veriyor dedi Deliler Şeyhi
    Sonra diyorum ki, Çok şükür sahibimiz var,rabbimiz var.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    İnsan ne zaman geçmiş ve gelecek kaygısından kurtulursa.
    İşte o zaman bütün düğümler çözülecektir.
    >>Eğer Allah zulümleri günahları sebebiyle insanları hemen hesaba çekiverseydi, yeryüzünde kımıldayan tek bir canlı bırakmazdı. (Nahl, 61)<<
    Hayret.!
    Yumuşaklık tatlılık demekken başkalarına davranırken insanın güzelliği bu özellikle ortaya çıkar.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    Ey Allâh’ım!..
    Ahdimi ahdine kat.
    Beni salihlere ekle, celâlinle destekle.
    Muttakî kullarından kıl beni. Senin hürmetine Allâh’ım, yüzümü yalnız senin yönüne çevir.
    Kalbim ancak Sen’in kapına vurgun.
    Beni sevdiklerine ve dost ehline yakınlaştır, münkir düşmanlarının dostluğundan koru.
    Beni Marifet-i Muhammedi’nin hakikatine erdir, Sıfat-ı Mustafaviyye ile ziynetlendir. Dilimi şükrünle döndür.
    Nutkumu ve kalbimi zikrinle işleti, Ya Huuu.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    Kim kendi kalbinde ve insanların kalbinde kimin bulunduğunu anlamak keşfetmek isterse insanlara Rabbine davrandığı gibi davranmalı.
    >>Ey Muhammed sen yumuşak huylu ve güzel davranmasaydın etrafından dağılıp giderlerdi. Al-i İmran-159)<<<
    İlk şart doğruluk, samimiyet yumuşaklık.
    Sevgi ile davranış kalbi harekete teveccühle geçiren unsurdur.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.



    Sonucu muhatap olduğunuz insanın kalbinde aklında gizli olanı rüyada göreceksiniz.
    Hak, Hak ile amaçlanır.
    Deryada derinlik varsa, sevgi ile dolu kalbin sahili daha derindir
    Ey gönül, senin kalbin benden daralmışsa, başkasının kalbi daha dardır.
    Karunluğu bırak, kabul et, tasadduk eden arkadaştan.
    Kendine muhallif olma, bedbah olursun.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    Dua’nın katında kalp asılıdır.
    Onu aç, onu yar et ve de tam öğrendiğin fiili yap.
    Ey kalbi katılaşmış kişi!..
    Kalbin kapısı ne zamana kadar kapalı kalcak.
    Senden başkasının fiili saftır.
    Senin fiilinin yüzü mavidir, v/aktin yeşil.
    Biz böyle yumuşak davrandık ki, yumuşaklıkta yumuşaklık daha iyidir.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    Melekler topluluğundan olan ruhanilerin yaratılışlarında da hayal gücü yoktur.
    Hadis-i şerifte ise, şöyle buyurdu:
    >>Doğru rüya, peygamberliğin kırk altı parçasından bir parçadır.<<
    Bununla birlikte onlar, bu hayal mertebesinde görünme ve hayali suretlerle farklılaşma özelliğine sahiptir.
    >>Allah’ı zikretmek en büyük ibâdettir.Ankebût, 45<<
    Öyleyse bu mertebe gerçekte sende bulunduğu için.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    Hayali ve misal suretlerine girmede ve onları bilmede önceliklisin.
    Sıradan insanlar onu bilmez ve uyuyup duyu güçleri bu mertebeye dönmedikçe o mertebeye giremezler.
    Görmez misin!..
    Adem’e a.s. secde ile emrolunan melekler, Ademoğullarından her birine nasıl zâhir olur?..
    Uykuda ilâhî bir misalle onlara nasıl suretlenir gelir?..
    Hak onu, uyuyana çıkarır.
    Uykuda görünen o suretlerin tümü!..
    Allah’ın melekleridir.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    Emrolunduğu işi yapmak hükmü ile, misal yollu tenezzül eder; gelir.
    Uykudakilere, çeşitli suretlerde görünür.
    Bu mana icabıdır ki: Uykudaki, taş cinsi cemad şeylerin konuştuğunu görür.
    Eğer, o cemad sureti ile, surete bürünen bir ruh olmasaydı; konuşmazdı.
    Efendimizin şu hadis-i şerifi, bu manadadır!..
    >>Doğru rüya Allah’tan bir vahiydir.<<
    Bu, o demektir ki: Melek o şekilde nüzul eder.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    Alemde yer değiştiren her hareketli her kim olursa olsun ilahi bir peygamberdir elçi.
    Çünkü her zerre O’nun izniyle hareket eder.
    Arif hareket ederken her zerrenin getirdiği bilgiye bakar.
    >>Yeryüzünde bulunan her şey fânidir. Rahman, 26<<
    Ve sahip olmadığı bilgiyi ondan kazanır.
    Bununla birlikte ariflerin elçilerden aldıkları bilgiler elçilerin değişmesine göre değişir.
    Bu itibarla delil sahibi olan peygamberlerden bilgi almalarıyla, kendileri farkında değilken ilahi izinle gelen elçilerden bilgi almaları bir değildir.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    Onların içinden bazıları şuurludur ve davet ettiği şeyi bilir.
    Misal olarak arkadaşına kâfir ol diyen İblis’i verebiliriz.
    >>Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler de kötü kadınlara; temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara lâyıktır.
    Nûr Sûresi 26<<
    Arif bu sözü ondan ilahi bir ifade olarak alıp Hakkın kendisine emretmiş olduğu gizlenme küfür kelimesinin ikinci anlamı; örtmek, gizlemek ve örtünme anlamında yorumlayarak onu örter.
    Bu durumda Allah’tan kovulan şeytan elçi.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    O’ndan gelen bir uyarıcıya dönerken arif de kendini örtmekle saadete erer.
    Bu gizlenme kendisine vahyedilen şeytanın maksadı değildi.
    Gafur Vedud olanı bilirmisin arif olmayan kişi ise kendine kâfir ol diyen şeytanın sözüne uyarak kâfir olur.
    Kâfir olduğunda, bu kez şeytan ona ben senden uzağım, ben âlemlerin rabbi Allah’tan korkarım der.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    Ey Allâh’ım!..
    Ey her şikâyetin muhatabı!..
    Ey fısıltıyı dahi işiten!..
    Ey her belâyı def eden!..
    Ey her gizliyi bilen!..
    Ey her sıkıntıyı bertaraf eden!..
    Ey İbrahim’e (sav) imdâd eyleyen!..
    Ey Musa’yı (sav) kurtaran!..
    Ey İsa’yı (sav) katına yükselten ve ey Muhammed’i (sav) seçen dost medet Huu.
    Aşka yar olanlardan eyle bizi.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    Allah yükümlülük diyarında şeytanın âlemlerin rabbinden korktuğuna ve kendisine inandığına şahitlik etmiştir.
    Sana göre durum duyunun değersiz ve aklın şerefli olduğudur.
    >>Gün gelir, bütün gizli haller ortaya dökülür.Tarık Sûresi, 9<<
    Gerçekte ise bütün şerefin duyuda bulunup senin işini ve değerini bilmediğindir.
    Nefsini bilirsen,Aziz Habir olan Rabbini de bilirsin.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.



    Şems vakti yolculuğu bitirip, teheccüt vakti tekrar yola çıkanlara aşk olsun.
    İyilerle yoldaş, salihlerle sırdaş ol.
    Ey Aziz!..
    İlim ilahi bir nurdur.
    Allah o nur'u kullarından dilediğinin kalbine ilkã eder.
    >>İşte bu!..
    Allah'ın dilediği kimselere verdiği lütfudur.
    Allah, büyük lütuf sahibidir.
    Cuma 4<<
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    Vâhid ve Ehad isminle istiyorum Allâh’ım.
    Ferd ve Samed isminle yalvarıyorum.
    Azim ve Vitr isimlerini vesile ediniyorum.
    >>Allah'a güvenip dayanana Allah yeter. Talâk, 3<<
    Allâh’ım senin kudsiyetinin nûru, kâinatın her köşesini doldurmuştur.
    Hatta, mâsiva korkusunun tozları, evhamımın gönlüne karışmasın.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    Sana tayin edilmiş bir ecel var, daha dünyaya niye haset edersin gönlüm.
    >>Size iki şey bırakıyorum: Allah’ın kitabı ve Ehl-i beyt’im. Bunlara sarıldığınız sürece yolunuzu şaşırmazsınız.<<
    Aslolan cevherdir, insan kendisi olmalı.
    Ünvanlar cevhere eklenen arazlardır.
    Bu emanete sahip çıkamayanlara cennet hediyesi verilir mi?..
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    Gönlümde eğri bir huy varsa çek çıkar, at onu.
    Bahçe sahibi de eğri dalı koparıp atar.
    Âşıkların arayıp taramaları, kendilerinden, kendiliklerinden değildir.
    Dünyada O'nu arayan gene O'dur ancak.
    Nefis kendi hevâsına bırakılırsa soluğu firavunlukta alır.
    Dostun divanından uzaksan kabul edelim, bu çağda hepimiz yalnızız.
    Şems vakti umman’a daldım, teheccüt vakti hayrette kaldım.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    Şems vakti, Alim Hakim olana sığınmış bir gönülde dua olana aşk olsun.
    Her canlının ölümü tadacağını.
    Ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.
    Ben dostlarımı ne kalbimle nede aklımla severim.
    Olur ya, kalp durur, akıl unutur.
    Ben dostlarımı ruhumla severim.
    O ne durur, ne de unutur.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    Yalnızlığın farkına varır.
    Ve bunu idrâk edebilirsek.
    Çetin bir mücadelenin ortasında yardım eli aramakla vakit kaybetmeyiz. Düşeceksin, bu kesin!..
    Ağrılarınla yine ve yalnız sen ayağa kalkabilirsin.
    Bazen en güzel cevap susmaktır!..
    İnsanlar hep başkalarının açtığı yollarda yürür ve eylemlerinde taklitle yol alırlar.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    Dalalet ve hidayetin
    anlamını bilen için zaman uzamaz.!!
    Böyle bir insan, Allah’ın yaratıkları boş bırakmayacağını da bilir.
    Nitekim Allah herkesi mutluların mertebesine yerleştirmemiş olsa bile, başlangıçta da terk etmemiştir. Allah her şeyi kuşatan rahmetiyle herhangi bir şeyi
    sonsuza kadar perde içinde bırakmaz.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    Ama ne başkalarının yollarına bütünüyle bağlı kalabilir.
    Ne de taklit ettikleri kişilerin gücüne erişebilirler.
    Cevap vermemek cevaptır.
    İnsan verilene şükretmeyi unuttuğu için.
    Allah’tan hep alacaklı gibi davranıyor.
    >>Küçüklerimize merhamet, büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir<<
    İyi gününde Allah’a dua et.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    Hangi kapıyı iki defa çalsak, yine mi? derler.
    Hangi sözü iki defa söylesek, kaç defa duyduk, hep aynı şeyler derler.
    Ama ömrümüz boyunca hata yapar, elimizi açarız.
    Allah’ım deriz, yine mi sen demez.
    Belki Rabbin kötü gününde sana cevap verir.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    Çünkü imtihânı hep, verilmeyen zannediyor!..
    Fakat ahmağa verilecek cevap, susmaktır.
    İster sultan ol ister vezir yalnız geldiğin dünyadan.
    Ancak bir kefen götürebilirsin.
    Vaziyet bu iken.
    Ne kadar çabuk kulluk bilincine erer.
    Ve kendin gibi beşerlere umut bağlamayı bırakıp da.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    Allah'ın ipine tutunursan o kadar iyi.
    Dünya yalnzlığı bir nefeslik, ukbâ yalnızlığı ise.
    Yüzde ısrar etme, doksan da olur.
    İnsan dediğin noksan da olur.
    Bir ben varım deme, yoksan da olur.
    Semi, Alim Ey Allâh’ım!.
    Lütfuna, keremine ve ihsanına beni hissedar eyle.
    Yalnızlıktan ancak yalnızlığı severek kurtulacaksın.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    Hatasız dost arayan dosttan da olur.
    İnsan niyet ile nasip arasında bir çizgide yaşar.
    Niyetiniz salih nasibiniz hayr olsun.
    Üzüntülerin gitsin ister misin?
    Bütün zahmetler, sıkıntılar, üzüntüler bir şey istediğinde olmayınca meydana geliyor.
    Öyleyse bir şey istemezsen üzüntü de kalmaz.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    Doğru görüş, gözün yanılmadığıdır.
    Ne göz ne de diğer duyular yanılır.
    Çünkü duyuların eşyayı idrak etmesi, zati bir idraktir.
    Ve geçici ve arızi nedenler ise zati olanlara etki edemez.
    Aklın idraki ise iki kısma ayrılır!..
    Birincisi zati idraktir.
    Bu kısımda akıl, tıpkı duyular gibi, yanılmaz, ikinci kısım ise zati olmayan idraktir.
    Bu kısım aklın bir araçla algıladığı kısımdır.
    Bu aletler ise, fikir ve duyudur.
    Aklı zekâyı sat da hayranlığı satın al.
    Akıl ve zekâ zandır,hayranlıksa bakış, görüş.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.



    Herkesin yolu kendine varır, arama başka yerde!..
    İlle de isteyeceksek neyi isteyelim?..
    Ulu Yaratan Bâyezid'e sordu:
    -Ey Bâyezîd!...
    Ne istiyorsun?..
    Bâyezid dedi ki:
    -İstememeyi istiyorum.
    Üşüyen bir elin en yakın cebe sığınması gibi dedi deliler şeyhi.
    Sevgiyi ara(ya)mayan bazı insanlar kendi içine kapanıyor!..
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    Dünya dünya olalı her şeyin sonunun ayrılık olduğunu gör!..
    Şu dünyada dünyaya gelip de gitmeyen kişiyi kim gördü?..
    Şu gönlüm Allah'tan başkasını, düşünüp düşünüp üzülecek kadar sevmesin.
    >>Allâh’a dâvet eden, sâlih ameller işleyen ve ben müslümanlardanım, diyenden daha güzel sözlü kim olabilir..? Fussilet-33<<
    Allah, kanatlarınızı gayretten, çalışıp çabalamadan yaratmıştır.
    Madem ki canlısınız, yaşıyorsunuz; harekete geçip gayret gösterin.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.


    Harfler harflerle, anlamlar anlamlarla buluştuğu sürece Efendimiz Hz. Muhammed'e
    salat ve selam olsun.
    Bizim indimiz de hırka.
    Ancak sohbet, terbiye ve güzel ahlaktan ibarettir.
    Ve buna takva elbisesi denir.
    Ey insan, sözünde işinde kazancında daima ehl-i takva olmaya çalış.
    Takva, bu dinin ruhudur.
    Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.
    (Y.ed - Böyle Nereye Gidiyorsun Aşık Albümü)


    Engin Demirci Şiirleri
    © Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
    Kayıt Tarihi : 21.12.2020 20:13:00


    https://www.antoloji.com/...-payina-dusen-siiri/
  • 232 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Öğretmenin Kişisel Gelişim Rehberi
    Çok akıcı bi dille kaleme alınmış mükemmel bir eser.İçerisinde hafızalarınızda yer edinmiş, çoğu zaman belki de kötü hatırladığınız ilk-ortaokul anılarına, öğretmen tutumlarına, yaşadığınız sınav kaygılarına rastlayabilirsiniz.Adanmışlığımızı sorgulamamızı sağlayacak kıs(s)a hikayeleriyle tam bir öğretmen kişisel gelişim rehberi.
    .
    Tüm öğretmen arkadaşlarımın okumasını tavsiye ettiğim güzel bir kitap.Ben okurken okulu, öğrencilerimi, yüz yüze eğitimin sıcak atmosferini ne kadar özlediğimi bir kez daha fark ettim.Umarım en kısa zamanda okullarımıza sağlıcakla döneriz.
  • Evlenme önerisini Ayşe Sıtkı'nın olumsuz karşılamasından sonra Sabahattin Ali başka adaylar aramaya koyuldu. 1932 yazında amcası Salih Bey'in evinde karşılaştığı Aliye Hanım'da karar kıldı. [Aliye Hanım bu tanışmanın 1933'te, Reşit Ertüzün ise 1932'de, tutuklanmazdan önce gerçekleştiğini öne sürer. Ertüzün'ün verdiği tarihin doğru olduğunu sanıyorum. Çünkü 1933 yazında Sabahattin Ali, Sinop Hapishanesi'nde yatıyordu.] 1935 Ocağında niyetini yengesi Müfide Hanım'a açtı. Ayrıca, Salih Beylere de kızı istemeleri için ricada bulundu. Onlar da bir mektupla durumu Aliye'nin ailesine bildirdiler. Mektuba olumlu cevap geldi. Sabahattin Ali buna çok sevindi. 5 Martta Ayşe Sıtkı'ya yazdığı mektupta nişanlısını şöyle tanıtıyordu: "Mühim bir havadisim var: Evleniyorum. Hatta nişanlandım bile. Sen benim gibi kelepiri kaçırdığınla kal. Nişanlım şu 'masume'ler sınıfına dahil, ne yazık ki . . . Erenköy 'de oturuyor. Babası bir proleter. Kendisi sekizinci sınıfta Erenköy'ü bırakmış ... Amcamın evi ile komşu ... Kendisini pek iyi tanırım. Avrupa'dan geldiğim sene beraber denize falan girerdik. (Bu sözüm üzerine masumeliğinden şüphe etme o zaman ufaktı ve yengem, teyzem ve diğer komşularla beraber, şimdi Suadiye Plajı'nın olduğu yerde, yıkanırdık. Orası o zaman boş bir tarla idi.) Altın gibi sarı saçlı, fevkalede güzel lacivert gözlü, beyaz tenli gözlerinin etrafında yazın beliren seyrek çilli ve uzunca boylu bir kızcağızdır (Uzunca boylu dediğim 1 .60 boyunda kadınlara göre uzun. Ben 1.62'yim ... ) Gayet sessiz okumaya ve düşünmeğe meraklı; kendi halinde bir mahluk... Yaşı tam 20 . . . İsmi de Aliye . . . Birisi sorsa: Niçin evleniyorsun? dese, vereceğim cevap şudur: Çalışabilmek için... Ben kendi kendimi her hususta idare edemiyorum. Halbuki muhakkak muntazam ve ölçülü bir hayata muhtacım ve ancak bu şekilde faydalı işler çıkarabilirim." Sabahattin Ali o sıra Ankara'da, Aliye Hanımsa İstanbul'daydı. Bir süre mektuplaştılar. 20 Nisan'da Sabahattin Ali nişanlısına şunları yazıyordu: "Çok sevgili Aliye'ciğim, Ben de senin mektubunu alınca sevincimden yerimden sıçrayacaktım. Demek artık birleşmemiz bir gün meselesi oldu. Beni düşündüğünü gösteren satırların kalbimin sana karşı olan bağlarını bir kat daha güçlendirdi. Benim için dünyada her şey sensin. Bunun için benim de her şeyim senindir. İlk günlerde pek lüks yaşamasak bile muhakkak ki seni dünyanın en mesut insanı yapmak için her şeyi yapacağım. Çünkü sen sevgin ile beni dünyada erişilebilecek saadetlerin en büyüğüne eriştirdin. Mademki annen istiyor, tabii seni gelin kıyafetinde görecektir. Bunu bende isterim. Ben ay başında sana gelinlik kumaşı yollarım, orada vücuduna göre diktirir ve hazırlatırsın. Ben İstanbul'da dört beş günden fazla kalamayacağım için bunların önceden tamamlanması daha iyi olur. Sonra ben gelirim, resmi işleri hallederiz, olur biter. Mayıs ortalarında herhalde gelmek istiyorum. O zaman mehtap da olacak, seninle ay ışığı altında dolaşmayı o kadar istiyorum ki ... " Bu büyük istek kısa zamanda bir aşka dönüştü. Nikah öncesinde nişanlısına yazdığı bir mektupta bunu coşkuyla dile getiriyordu: "Sana bugün çılgın gibi aşıkım. Senden ayrı geçen bu günleri cehennemde imişim gibi geçiriyorum. Evde resimlerine bakarak uyumaya çalışıyor, fakat uyuyamıyorum. Sana kavuşmadan sükunet bulamayacağım. Nikahı önümüzdeki hafta içinde, Pazartesi veya Perşembe günü yaparız." Gerçekten de Sabahattin Ali dediği tarihte İstanbul'a geldi. Askerliğini erteletmişti. Ankara'da bir apartmanın üst katını kiralamış, biraz eşya satın almıştı. 16 Mayıs 1935 günü Kadıköy'de nikahlandılar. Birlikte Ankara'ya gittiler. Aliye Hanım Sabahattin Ali'yle tanışıp evlenmesini şöyle anlatıyor: "Tahminen 1933 senesi. Eşim Sabahattin Ali İstanbul'da oturan Gülhane Hastanesi Başeczacısı Salih Başotaç'ın evine misafir olarak gelmişti. Sabahattin'le tanışmam o aile ile komşuluk dolayısıyla oldu. Grup halinde Suadiye'ye denize girmeye gittik. O zaman şimdiki Suadiye plajının olduğu yer açık denizdi. Bir defa da yine grup halinde İçerenköyü'nde yapılan bir sünnet düğününe gittik. Bir iki saat düğünde kaldık, dönmek istediğimizde Sabahattin yanımızda yoktu. Giderken kullandığımız lüks lamba fenerle bir ağaç altında onu kitap okurken bulduk. Gidiyoruz dendiği zaman kalktı ve feneri benim yüzüme tutarak gözlerimin içine uzun uzun baktı. Sabahattin beni ilgilendirmemişti. Salih Bey'in hanımının ağabeysi olan yüzbaşı bahriye mühendisi Muhittin ağabey benim hoşuma gidiyordu. Ona aşık değildim, benden yaşı oldukça büyüktü. ( . . . ) O gece lüks fenerle eve döndük. Bir daha Sabahattin' i görmedim. Bir müddet sonra Salih Bey emekli oldu ve Ankara Hıfzıssıhha Enstitüsü'ne tayin olarak evlerini Ankara'ya taşıdılar. Aradan bir müddet geçtikten sonra 1935 senesi Şubat ayında Salih Beyin hanımından anneme bir mektup geldi. Sabahattin, Aliye ile evlenmek istiyor, her şey yapılacak, sevdiğimiz Aliye'ye yüzgörümlüğü de takılacak, sizden haber bekliyoruz diye. Sabahattin'i ilk gördüğüm günden sonra o Almanya'ya gitmiş, Almanya'dan dönüşünde evlenmeye karar vermişti. Anneme gelen bu mektubun üzerine, babam bu evliliğe razı olmak istemedi. Sabahattin'in polisçe fişli olduğunu, Salih Beylere gelişinde duymuştu galiba. Bunu sonradan öğrendim. Evlenmekte direndim. Ankara'ya gitmek bana cazip geliyordu. O sıra Ankara gözde bir yerdi. Annem evet mektubunu gönderdi. Kış olduğu için nişanın gelip gitmeden posta ile yapılmasına karar verildi. Ankara'dan nişan ile ilgili hediyeler geldi, düğünün de Mayısta yapılmasına karar verildi. Renkli güzel bir fotoğraf çektirerek göndermiştik. Sabahattin'den ilk mektubu aldım. Fotoğrafı beğendiğini güzel sözlerle yazıyordu. İkinci mektubu ile birlikte Değirmen, Dağlar ve Rüzgar kitabını gönderdi . Bu şiirleri ve hikâyeleri okuyunca Sabahattin'e körkütük aşık oldum, o da herhalde beni beğeniyordu ve bana güzel mektuplar yazmakta devam ediyordu. 1935 Mayısında İstanbul'a geldi, bir gece bizde kaldı. 16 Mayıs günü Kadıköy Evlendirme Dairesi'nde nikahlandık ve trenle Ankara'ya birlikte döndük. Bir hafta kadar amcasının evinde misafir edildik, onlar Yenişehir'deki Sıhhiye Vekaletinin lojmanlarında kaloriferli güzel bir dairede oturuyorlardı. 1935 senesi Ankara'da kaloriferli lüks daireler parmakla gösterilecek kadar azdı. Salih Bey'in hanımı zevkli, güzel, sevimli bir hanımdı. Hisar'da iyi bir Ermeni terzi buldular. Bana şık bir gelinlik dikildi. Bu bir hafta zarfında her şey tamamlandı. Bize güzel bir düğün yapıldı. ( . . . ) Bize Ulus'ta Menekşe apartmanının çatı katını tutmuşlardı. Düğünün ertesi günü evimize döndük. İlk defa gördüğüm evimiz hiç de hoşuma gitmemişti. Basık tavanlı bir odasında tahta bir masa ile bir iki tahta sandalye, diğerinde ise yatak olarak geniş bir somya ve kırmızı bir yorgan, bir de komodin. Nişanlıyken, mektuplaşmaya başladığımız zaman Sabahattin bir mektubunda özür diliyor, yüz görümlüğü takamayacağını, ilerde bana istediğim her şeyi yapmak istediğini, annemi de ikna etmemi yazıyordu. Bu dönüş annem için iç açıcı olmadı, ama ben aldırmıyordum, çünkü samanlığın seyran olacağını sanıyordum. Salih Beylerin o güzel evinden ayrıldıktan sonra böyle bir yuva hayal etmemiştim. O gece müthiş bir tahtakurusu hücumuna uğradık. ( ... ) Hayatımızdan günler, haftalar ve aylar geçmeye başladı. Sabahattin, Almanya'dan dönerken oldukça yüklü kitapla dönmüştü. İki oda olan evimizde çatının bittiği yerde içinde ayakta durulamayan odamsı bir yer vardı. Kitapları, mecmuaları ve Almanya'dan getirdiği birtakım resimleri oraya yerleştirdi. ( ... ) Vakit vakit o odaya girer, kitapları karıştırır, her zaman çok kitap okurdu. Tuvalette, parkta, konuşmadığı her yerde. Evliliğin yol açtığı sıkıntı ve yoksunluklara karşın, Sabahattin Ali mutluydu. Eşini çok seviyordu. O kadar ki, bir gün arkadaşı Melahat (Togar) Hanım ve kocası Mesut Bey'le yemek yerken, gülerek, "Yine aşığım!" demişti. "Bu kez karıma." Mümeyyizlik kadrosu kaldırılınca, Sabahattin Ali, 25 Haziran 1935'te -Saffet Arıkan'ın bakanlığı sırasında- Neşriyat Dairesi ikinci sınıf kalembaşılığına nakledildi. Ayrıca, aynı dönemde, ek görev olarak 40 lira aylıkla Ankara İkinci Ortaokul'da Almanca öğretmenliğinde bulundu. 1936'da "Alı" soyadını aldı, ama kullanmadı. 1936 Kasımı ile 1937 Ocağı arasında Tan'da Kuyucaklı Yusuf tefrika edildi. 1937 başında askere çağrıldı. Eşiyle İstanbul'a geldi. Çünkü o zaman yedek subay okulu İstanbul'da Harbiye'de idi. Sabahattin Ali okulda nakliye taburunda iki ay er, altı ay öğrenci olarak eğitim gördü. Aliye Hanımı Pangaltı'da Bilezikçi sokağında bir eve yerleştirdi. Niyazi Ağırnaslı, Hüseyin Naili Kubalı ve Bülent Nuri Esen de yedek subay öğrencisi idiler. Sabahattin Ali çavuş çıkarılacağını duyunca hemen Ankara'ya gitti. Saffet Arıkan ile Afet İnan'ın yardımlarını sağladı. 30 Eylül 1937'de Filiz doğdu. Kızı yedi aylık iken, 1 938 kışında yedek subay olarak Eskişehir’e gönderildi. Ailesini de birlikte götürdü. Aşağı yukarı altı ay kadar orada kaldılar. Terhisten sonra Ankara'ya döndüler. Sabahattin Ali, 3 Aralık 1938'de Musiki Muallim Mektebi Türkçe öğretmenliğine atandı. Ankara'da Kızılay Karanfil sokakta Kıbrıslı Salih Bey'in apartımanında iki odalı bir çatı katında oturuyordu. Alt katta da Muvaffak Şeref kalıyordu. Bir süre sonra tanışıp arkadaş oldular. 1939 Nisanı ile Haziranı arasında İçimizdeki Şeytan romanı Ulus gazetesinde yayımlandı. O sıra Ulus'ta çalışan Mehmed Kemal anlatıyor: "Sabahattin Ali gazeteye romanının tümünü vermediği için gelir, ardını gazetede yazardı. Bir masaya oturur, önüne bol bol müsvedde kağıdı alır, dolma kalemle tefrikasını tamamlardı. Yazarken sür'atli çalışır, çevresindekilere aldırmazdı. Yazısını daha çok Nurettin Artam, Hikmet Turan, Ahmet Şükrü Esmer'in çalıştıkları odada yazardı. Gözlerimin önünde Sabahattin Ali'nin güleç yüzü, çalçene konuşmaları, küçük büyük tanımaz şakaları geçiyor.'
  • " Sevgili Nuri, yıllarca önce, bu çorak toprakta ısırgan otu bile bitmez dediğini hatirliyor musun?
    Nuri Conker bozuldu:
    Hayır efendim, hatırlamıyorum.
    Kılıç Ali ile Salih Bozok kıs kıs gülüyorlardi.
  • --Çiçek oldum.
    **..yanından hızla geçerler toprağına sıkı tutunursan rüzgardır geçer ferah olursun. Yılda iki mevsim sık dişini. Yaz enseni yakar kurak olursun. Kış dalını dondurur sarkıt olursun. Yana dona sık dişini. Mevsimin yarısına attın mı kendini yağmurlar yetişir çiçek olursun."
    Boy verdi Salih, dallandı, budaklandı. Yöresine çit bile gerdiler kırılmasın diye. Budandı, kesiminden gür fışkırdı. Gölgesinde oturup bekleşti; insan, hayvan, türlü mahluk. Çok rüzgar gördü, kar kökünü dondurdu, güneş ovaladı kangrenini çözdü.
    Artık yetişmese de olurdu.
  • “Cenâb-ı Hakk hakkında güzel düşüncelerde bulunmak, O’ndan af ve kerem ümit etmek, ibâdetlerin güzellerindendir.”
    Hazreti Muhammed
    Hazreti Şems-i Tebrizi, Makalat’ında şöyle buyurur: “Eğer Hazreti Muhammed’in ümmeti hakkında duası, yâni ‘Yâ Rabbi, onlar bilmiyorlar, onları bağışla’ diyen yalvarışı olmasaydı nasıl olur da insanlar O’na haset edebilirlerdi. Nasıl olur da O’na kötülük eden Ebu Cehil’in elleri anında kurumazdı. Şu kadarı var ki, O’na bir edepsizlik eden kişiye çabucak bir belâ erişir. O, öyle bir insandır ki, O’nun karşısında bütün insanlar ve melekler her şeyi bırakır, O’nun güzelliğini seyre dalarlar, sözlerine hayran olurlar. Mucizelerini görenlerin yürekleri yerinden oynar. Fakat O’nun herkesi affeden, koruyan ‘Yâ Rabbi, onlar bilmiyorlar, sen onları bağışla’ duası olduğu için insanlar O’na karşı çıkma, O’na edepsizlik etme gafletine düşebildiler. Yüce Efendimizin kıyamete kadar uzanan, hattâ öteki âlemi bile içine alan şefaati, affı, mağfireti, yaratılmışlara karşı duyduğu rahmanî muhabbeti nedeniyle, gerek ümmet-i Muhammed, gerek diğer ümmetler, O’nun yüce ismini gafilâne zikretmek ve o kutlu insana sırt dönmek cehaletinde bulunmuşlardır.”
    İnsan, Yaratıcı’nın elçisi. Yaratıcı, insanın hep O’ndan söz etmesini, O’nun büyüklüğünü söylemesini, O’nun güzelliklerini kendi bendelerine ikrâm etmesini ister. O’nun dışında, başka yerlere gönlünü kaçırmasını istemez. Eğer insan, başka bir yerle meşgul olursa o an gaflete düşüp, güzelliklere perde çeker ve ondan sonra hüzne düşer, dertler bitmez.
    İnsanın ameli, yeryüzünde yaptığı işlerdir. Ömrünü güzel işler yaparak geçiren kişinin ameli sâlihtir. Güzel hizmetlerde bulunan kişi bu âlemden göç ederken Cenâb-ı Hakk başta kendi yüzünü gösterir. Ameli sâlih olan kişi yüzü suyu hürmetine sevdikleri de berât alır.
    Allah hepimizi iyi kullarından saysın, doğruluktan ayırmasın, hatalardan korusun, bütün güzel hizmetlerin fatihi yapsın. İnsan güzelliğe zor, çirkinliğe çabuk ulaşır, birdenbire küfüre düşebilir ama küfürlerden arınmak için zaman ister. Toplumda güzel bir kişi sıfatını alan hem huzurlu yaşar, hem de kendini topluma kazandırır.
    Kasîde:
    “Bir kere daha seher rüzgârı gibi eserek geldin, bir kere daha güneş gibi nurlar saçarak geldin.
    Şiddetli soğukların hüküm sürdüğü kış mevsimine rağmen Temmuz güneşi gibi gül bahçelerine sevinç uğultuları, neşeler saçmaya geldin.
    Binlerce üveyik kuşu; ‘Ku ku ku’ (Nerede, nerede, nerede?) diye bizi aramada. Binlerce bülbül, binlerce dudu bize doğru uçmadalar.
    Balıklar bizim haberimizi aldılar da denizi coşturdular, deniz mest oldu, kabına sığamaz oldu. Binlerce dalgalar kabardı, köpürdü, feryâd ederek başlarını kıyılardaki kayalara çarpmaya başladı.
    Bize can kulağı gönül kulağı veren, akıl fikir bağışlayan Allah'a yemin ederim ki, dünyada bir tek ayık, bir tek akıllı bırakmayacağız.
    Mustafa (s.a.v.) hakkı için, o mübârek zâtın dört üstün dostu hakkı için, haber veriyorum: Gizliden gizliye gayb âleminden biz günde beş vakitte beş ibâdete çağrılmaktayız.”
    Kâinatın nuru Hazreti Muhammed Efendimizin, Ehlibeyt Efendilerimizin, yüce Pîrimiz Hüdâvendigâr Mevlâna’mızın, Pîrân Efendilerimizin selâmları, feyizleri ve güzel keremleri, bizleri sevenlerin ve bizleri izleyenlerin üzerine olsun. Allah, sizleri hep güzel günlerde yaşatsın. Sevgiler, Allah'a emânet olun. Huu…
    hasan çıkar dede