• 140 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Yine bir DOSTOYEVSKİ kaçamağı yaptım ve her zaman ki DOSTOYEVSKİ bana karışık duygular hissettirdi ama bu konuda en anlamlı söz NABOKOV'UN ''Aynı şekilde,doktor Lujin'e Dostoyevski'den herhangi bir şey verilmesini yasakladı,zira Dostoyevski,doktorun deyimiyle,çağdaş insanın ruhunda baskılı bir etki yaratıyordu,sanki korkunç bir aynaymış gibi- '' (Lujin Savunması) dediği gibi aynaya bakmamı ve kendi yaşamımı gözden geçirmemi sağladı.

    Yeraltından Notlar'ı yaşamımın belirli safhalarında birçok kez okudum;4 mü 5 mi sayısını bile hatırlamıyorum,ama her okuyuşta (18 yaşında okumak farklı bir anlam katar 30 yaşında okumak farklı bir anlam katar ) birbirnden farklı şeyler çıkardım,değişmeyen tek şey ise ; DOSTOYEVSKİ'NİN en çok sevdiğim yazar olması.

    DOSTOYEVSKİ

    Her konuda birbiri ile çelişen ve zamanla değişen fikirler(Siyaset,din...),çalkantılı bir yaşam( fikirlerinin sabit kalmayıp sürekli gel-git içinde olmasında büyük bir etken),sara nöbetleri,son anda ölümden kurtuluş(Kurşuna dizilecekken Çar'ın mektubu idam yerine ulaşır ve ölümden kıl payı döner) delilik ile dahilik arasında gidip gelen yaşantılar...

    Sonuç:İnsan ruhunun en derinine inen , yazarlar arasında psikolojinin babası,yaşadığı dönemi en gerçekçi ve en ince işleyen,sistem eleştirisini yani Çarlık döneminin halk üzerinde yaptığı sömürüyü,kısaca ezilen ve sömürülünleri anlatan bir deha.Hümanist bir aydın,yazdığı evrensel değerlerle bütünleşen söylemleri ile günümüzde bile en değerli yazarlardan biri olarak gösterilen(sadece günümüz değil gelecekte de etkisi devam edecek bence) bir ışık...DOSTOYEVSKİ övgüsü için kelimeler yetersiz kalıyor...

    YERALTINDAN NOTLAR
    İlk bölüme baktığımızda oldukça karışık açıklamalar görülüyoruz,yazar,kendi gibi bizi de kendi yeraltısına çekmek istiyor bunun için yazarın bakış açısıyla(daha doğrusu kitabı anladığım kadarı ile ) size YERALTI'NIN anlamını irdelemeye çalışacağım:

    YERALTI:Her kişinin hiç kimseye açamadığı en gizli sırları,tutkuları,arzuları...barındıran duygusal bir kaledir.Yani her bireyin yeraltısı kendi kendinin kendine ait olduğu yerdir,orada maskeler yok.Dış dünyaya karşı sığınılacak bir yerdir (Hepimizin kendine ait yeraltısı var,yaşam savaşında ıstıraplarımızı düşündüğümzüde ve yaşam muhasebeimizi yaptığımızda her daim kendi kendimizle baş başa kalmıyor muyuz ? İç sıkıntılarımız,üzüntülerimiz,hastalıklarımız...hep içimize işlemiyor mu ? )Şimdi diyeceksiniz ki YERALTINDA YAŞAMAK sözünü övüyor.Hiç de değil.Zaten herkesin yeraltısı kişiden kişiye göre değişir ki;İçe dönük insanlarda bu yeraltı daha geniş ve derinken dışa dönük insanlarda ise dar bir hacim kaplar .Dışa dönük insanlar aşırı sosyalleştikleri için (Doğan Cüceloğlu aşırı sosyalleşen insanların öz benliklerini yitirip persona(maske ) takıp kendi özünü kaybettiğine vurgu yapar) duygularından içe dönük insanlara karşı daha az etkilenirler.

    İşte bizim ana karakterimiz de içe dönük yani duygusal patlamaları daha yoğun yaşayanlardan biri.Bir nevi Tutunamayan(Oğuz ATAY romanlardaki gibi).İlk bölümde kendi kendi ile çelişen daha doğrusu kendini küçümseyip açıklamalar yapan biri karşımıza çıkıyor.Bu hepimizden biri olabilir...Belki de karakterini ele vermek istemiyordur(o yüzden ikide bir sözünü değiştirip yalan söyledim diyebiliyor) belki de okuyucular ile tüm hissetiklerini paylaşmak istiyordur (yeraltı insanı yerüstüne çıkınca yani dünyaya açılınca gevezeleşir diyor yazar) tüm çelişkili düşüncelerini,ıstıraplarını...böyle yapıp konuşarak rahatlamak istiyordur,(Bence bu karakterimizin DOSTOYEVSKİ'NİN ruhu ile çok bağı var) bilemeyiz.

    Bu açıklamalar da şu ipuçlarını yakalıyoruz,ana karakterimiz yeraltında yaşamayı kendi iç kulesinde yaşamaya devam etmeyi dış dünya ile irtibatı kesmeyi kendi seçmiştir(dış dünyanın olumsuz şartları da buna bir etken bence ),kendine göre sebepleri vardır en azından dış dünyadan ilgi bekliyordur,önemsenmek isitiyordur.(kitaptaki karakterimiz dayak yemeye bile razıyım diyor yeter ki dikkate alınayım diyor)

    Dış dünyada alaya alınmasına,orada tutunamasına karşın(Tutunamayanlar kitabında bize yaşamayı öğretmediler diyor Oğuz ATAY) savunma mekanizması olarak kendi içinde bir gurur(dış dünya insanlarını küçümseme ) geliştirmiştir karakterimiz.Karakterimizin kendisi alıngan olduğundandolayı olayları fazla büyüttüğünden söz ediyor.Öç almaktan ama dışa dönük(yaşamayı bilen insanların) intikam için bir duvar karşısına çıktığı (yaşamında kaybetmek istemediği şeyleri olduğu için) söz edip kendi gibi insanlarda duvarların söz konusu olmadığını söylüyor.Kendi kendine acımanın zevklerinden(diş ağırsı göndermesi),çoğu kez yaşamda mantığın değil duyguların baskın olduğunu,insanların gayeden çok gayeye giden yolda zevk aldıklarını,uğraştıklarını,bireylerin kendi duygusal tutkularının esiri olduklarını...hayata,duygu-mantık çatışmasına,insanların tutkularının esiri olduklarına,tutunan ve tutunamayan dünyasına,kibirden kendini aşağılayamaya,kötülük kavramına...birçok şeyden söz ediyor bu bölümü iki kez okudum ama yine de çözümlenmesi oldukça güç (zaten yazar da yazdıklarımdan birşey anlamazsınız diyor).


    İKİNCİ BÖLÜM

    Kahramanımız dış dünyaya açılıyor daha doğrusu eski anılarını anlatmaya başlıyor.Çocukluğundan beri yeraltı sığınağına sarıldığını belirtip yaşamındaki üzücü olaylar anlatıyor.İkinci bölümü okumak ve anlamak ilk bölüme göre daha kolay.


    İlk olarak kahramanımınız kaldırımda yol verme-vermeme hadisesini anlatıyor(Hepimiz buna benzer olay yaşamışızdır.Buna verilen tepkiler,içe atmalar kişinin duygularından ne kadar etkilenip etkilenmediğine göre değişir,kahramanımız duygusal olduğu için bunu gurur meselesi yapmıştır(İçe dönük insanların böyle davranmaları gayet normal)Ama burada iki şey dikkatimi çekti;ilki takıntılı insanların buluttan nem kapan alınganlıkları ve en basit bir olayın iç huzurunu etkilemeleri...Ama diğer yandan ise bu kısımda büyük bir sınıf eleştirisi var(kaldırımda sosyal sınıf bakımından daha güçlü insanlara hep yol veriliyor)


    İkinci olay ise arkadaşları ile aralarında geçen bir aşağılama hikayesi.Dikkate alınmamak,önemsenmemek,yaşamda başarılı olan arkadaşların başarısız arkadaşlarına karşı kibirli bakışı(onları aşağı görmek),gurur ve öz saygı...ikinci olay ise daha ibretlik bu kısımda çocukluk arkadaşlarımız arasında birbirimizi nasıl görürüz(maalesef çoğu kez yaşamda daha başarılı arkadaşlar,yaşamda başarısız ve daha düşük sınıfta arkadaşlarını küçümsüyor,yazarın yazdıkları hala güncelliğini koruyor) cevabını veriyor özellikle sınıfsal farklara gönderme dikkat çekici.


    Üçüncü olay ise yeni tanıştığı bir bayanla yaşadıkları...İlk önce etkili yani ''kitap gibi konuşup '' onu etkileme ve ''yüksek şeyler '' den söz edip ona yol gösterme.(Karakterimiz ikinci olayda gururu kırıldığı için üçüncü olayda öç almak daha doğurusu yaşama karşı içinde biriken öfkesini kusmak için güç savaşına giriyor)Ama beklenmedik bir zamanda gelen ziyaret persona(maskelerin ) atılması ile kahramanımınızın gerçek yüzü ortaya çıkıyor.Bu olayda da yaşama dair ibret alınacak göndermeler mevcut !

    SONUÇ

    Kendi iç dünyasında yaşayan bir adamın dış dünyaya adım attığında bozguna uğramasına şahit oluyoruz.


    Tıpkı ;Tutunamayanlar,Tehlkeli Oyunlar,Korkuyu Beklerken,Oyunlarla Yaşayanlar (Oğuz ATAY),Huzur,Saatleri Ayarlama Enstitüsü(A.Hamdi TANPINAR),Kürk Mantolu Madonna,İçimizdeki Şeytan(Sabahattin ALİ),Körleşme(Elias CANETTİ),Demian,Bozkırkurdu(Hermann Hesse),Budala(Dostoytevski)...gibi değerli kitaplarda yazılanlar gibi...

    Aynı zamanda;Dostoyevski'nin bu romanında da toplum tarafından dışlanmış ve sistem tarafından ezilmiş bir bireyin umutsuz yakarışlarını dinlemek ve onun kendi kendi ile iç hesaplaşmasını okumak,bize birbirinden farklı duyguları hissettiriyor.


    Bazıları bu kitabı anlamsız ve mantıksız bulabilir (dışa dönükler ve aşırı sosyalleşen insanlar) ama duygulara önem veren insanlar bu şaheserin değerini kolayca anlayabilir.Teknik olarak da çok değerli bir kitap ilk bölüm deneme türünde ikinci bölüm ise roman türünde ,kitabın tümüne baktığımızda ise felsefe+psikoloji+siyaset(yaşadığı döneme satır aralarında göndermeler dikkat çekiyor) görüyoruz bence bu kitap Karamazov Kardeşler,Cinler,Budala,Suç ve Ceza...gibi diğer DOSTOYEVSKİ şaheseleri kadar değerlidir.(gerçi her DOSTOYEVSKİ kitabı değerli bana göre ! )
  • 366 syf.
    ·6/10
    Yıllardır Yahudilerle ve diğer halktan olan insanlarla evliliklerin gerçekleşmesi sonucu Germen Halkının genetik yapısının bozulduğunu düşünen Heinrich Himmler , 1935 yılında Lebensborn projesini hayata geçirir. Amaç ; sarışın , mavi gözlü ve açık tenli üstün aryan ırkı elde etmektir. Naziler , ari ırkını canlandırıp geleceğin Alman ordusunu yaratıp dünya üzerinde hüküm sürmeyi istemektedir.

    Aryan genlere sahip kadınlar belirli ari ırkına uygun olup olmadığına dair bir takım testlerden geçtikten sonra uygun görülen kadınlar SS subayları ile beraber olmaya zorlanıyorlardı. Çoğu zamanda birlikte olmak istemeyen kadınlara SS subayları tarafından tecavüz ediliyor ve daha sonra da tecavüze uğrayan kadınları Lebensborn evlerine yerleştirilip çocuk doğana kadar orada sağlıklı bir çocuk dünyaya getirmeleri için en iyi şekilde bakıyorlardı. Çocuklar doğduktan sonra ise annesi ile değil SS üyesi subayların ailelerine evlatlık olarak veriliyorlardı.

    Lebensborn evlerinde doğan çocuk sayısı yeterli olmayınca Polonya’da , Naziler aryan genine uygun buldukları çocukları kaçırarak geleceğin SS subayları olmaları için Alman ailelere evlatlık olarak verip iyi bir nazi olarak yetişmelerini sağlıyorlardı. Savaşın sonlarına doğru istenilen sonuç alınamayınca bu evlerle ve çocuklarla ilgili tüm belgeler yok edilmiştir.

    Kitaba gelecek olursak Polonyalı yarı Yahudi olan Cryla'nın doğum için gideceği güvenli bir yeri yoktur. Çünkü yarı yahudi olduğu için çocuğu da kendisi de tehlikededir .
    Bu yüzden Cryla ölen kuzeninin belgeleriyle onun yerine geçip Lebensborn evine yani düşmanının beşiğine sığınır.

    Kitabı çok zorlanarak bitirdim. Konu hiç ilerlemeden de kitap bitiyor zaten.
    Lebensborn , ikinci dünya savaşının gerçek yüzü hakkında en az bilenen konularından biridir. Ama kitap maalesef yeterli düzeyde bu konuyu ele almamış. Açıkçası ben kitapla bir bağ kuramadım ve okurken çok sıkıldım.
  • 304 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi
    Sutton, bir gün bilmediği bir yerde uyanır ve karşısında kendisine tıpa tıp benzeyen biriyle yani Emma ile karşılaşır. Konuşup bu durumu anlamak için ona seslenir ama asla sesini duyuramaz. Çünkü o ölmüştür ve ruhu dünyada kalmıştır.
    Emma ise Sutton'dan habersiz koruyucu ailesi ile günlük rutinlerine devam ederken üvey kardeşinin izlettiği video ile hayatı tepetaklak olur. Videoda ayırt edemeyecek kadar ona benzeyen bir kız vardır. Koruyucu annesi onu evden kovunca bu kızın peşine düşer ve araştırmaları sonucunda ikiz olduklarına dair ipuçlarına ulaşır. Öldüğünden habersiz olduğu kardeşi ile iletişime geçtiğinde ise katilin ağına düşer. Katil Emma'dan Sutton gibi davranmasını yoksa onun da öleceğine dair tehditleri ile Emma'yı köşeye sıkıştırır. Emma'nın katilin kim olduğunu bulmak ile kaçıp gitmek arasında git-geller yaşar. Sizce Emma katili bulduğunda Sutton'ın ruhu rahata erecek mi? Yoksa bizi başka sürprizler bekliyor olabilir mi?

    Sevimli Küçük Yalancılar kitapları ve dizisi ile ustalığını zaten  kanıtlamış olan yazar bu serisi ile kendini bir kez daha bizlere hatırlatıyor. Karmaşık ve merak uyandırıcı kurgusu ile okurken adeta kitaba kilitliyor. Tam bir ipucu verdi galiba katil bu kişi derken hop olay başka bir boyuta geçiyor ve dikkatler diğer kişi üzerine kayıyor. Kitap boyunca şüphelenmediğim kişi kalmadı desem yeridir.
    Akıcılığı sayesinde bu sıralar düşüşte olan okuma hızım çok güzel bir şekilde arttı. Tam hız okurken ve olaylara dair güzel gelişmeler yaşanmışken ne yazık ki kitap bitti. Devam kitabı elimde olsa ara vermeden devam ederdim size öyle söyleyeyim. Elimde olmasa da bir an önce edinip okuyacağım çünkü katili öğrenmeden bana rahat yüzü yok.
    Bu tarz kitapları seven arkadaşlar kesinlikle kaçırmayın. Gerçekten çok başarılı bir kitap.